Gönderen Konu: 7.000 yıllık Türk varlığı/SUMER'Lİ LUDİNGİRRA  (Okunma sayısı 558 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
7.000 yıllık Türk varlığı/SUMER'Lİ LUDİNGİRRA
« : Mayıs 12, 2008, 01:45:07 ÖS »
Orta İtalya bölgesinde M.Ö. 12. yüzyılda ortaya çıkan ve M.Ö. 1. yüzyılda Romalılar tarafından asimile edilen Etrüsk uygarlığını oluşturan halkın Türkler olduğu iddia ediliyor.



Orta İtalya bölgesinde M.Ö. 12. yüzyılda ortaya çıkan ve M.Ö. 1. yüzyılda Romalılar tarafından asimile edilen Etrüsk uygarlığını oluşturan halkın türkler olduğu iddia ediliyor.

Türkoloji alanında uzun yıllar uğraş veren Kâzım Mirşan'ın çeyrek asırlık araştırmasına göre Etrüsk yazıtlarında kullanılan alfabe, türk alfabesi. Bununla ilgili olarak Ceviz Kabuğu programında 2002 yılında üç, 2008 yılında da bir program yapıldı. Burada ayrıca, yazıyı ilk bulanların türkler olduğu, yani türklerin en eski medeniyet olduğu da iddia edildi.

Uygarlığın temellerinin Antik Yunanistan'da atıldığını kâbul eden ve türkleri barbar olarak gören avrupalılar için, dünya tarihini temelinden değiştirecek bu ciddi iddiaları dikkate alması pek de beklenmiyor. Gerçi bu iddialar, tarihini hep avrupadan öğrenmeye alışmış biz türkler için de kolay kâbul edilebilir görünmüyor.

Herşeye rağmen, somut kanıtlar ortaya çıkmaya başladı. Etrüsklerin anadolu kökenli olduğu, DNA testleri ile kanıtlandı.

Peki bütün bunlar tamamen kanıtlanır ve batı dünyası tarafından da kâbul eidlirse bu ne anlama gelecek, bizim için önemi nedir? Herşeyden önce, barbar, göçebe türkler şeklinde sıfatlar tarihe karışmış olacak. Türklerin izine sadece orta İtalya'da değil, daha pek çok yerde rastlanıyor. Bunlardan daha önemlisi, Atatürk'ün de ifade ettiği Anadolu'da 7000 yıldır türk varlığı olduğu gerçeği ortaya çıkarılırsa, topraklarımız üzerinde hak iddia eden Bizans, Pontus, Yunan, Ermeni vs. gibi devlet ve tarihe karışan devletlerin sözde varislerinin de hevesleri kursakalrında kalmış olacak.

Sizlere şaka gibi gelebilir ama, bugün hala Bizans varisi, Pontus varisi adı altında yaşayan ve batılılar tarafından ihtişam içinde yaşatılan (ihtiyaç olduğunda kullanılmak üzere) insanlar var.

Dilimize ve kültürümüze neden sahip çıkmamız gerektiğini şimdi anlıyor musunuz? ALINTI.
***********
Van şehrinde geçen olaylar, insanlık adına ibret alınacak ve Türk-Ermeni sorunu tartışılırken asla hatırdan çıkarılmaması gereken olaylar olarak dikkatle incelenmelidir.
1915 yılının ilk aylarında Van’daki Ermenilerin, Rus taarruzunun arifesinde başlattıkları isyan hareketi, aynı zamanda isyanın en güçlü olduğu Nisan ve Mayıs aylarında Ermenilerle ilgili radikal kararların alınmasının en önemli nedenlerinden biri.

http://www.kuvayimilliye.gen.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=1355&ac=0&Itemid=59
***
DUN LANETLENIP BUGUN ILAHI GIBI SUNULAN 10.YIL MARSI
Bugün AKP’ye adeta iman eden bazı kalemşörlerin yakın geçmişte 10. Yıl Marşı ile ilgili olarak yazdıklarını sütunuma alıp bazı sorular yönelteceğim:
 
Şöyle yazdılar biat eden yazarlar kesimi:
NAZLI ILICAK: “10. Yıl Marşı hırsızlıklara (Vurgun ve yolsuzluklara) Atatürk kılıfı (örtüsü) çekmekten başka bir şey değildir.”
FEHMİ KORU:...
http://www.kuvayimilliye.gen.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=1353&ac=0&Itemid=1
***
BABACAN ve SIMSEK'ın ITIRAFLARI - E. Manisali-
Nisan 2008'in ilk haftası içinde Babacan ve Şimşek' in AB ile ilişkiler konusunda çok önemli açıklamaları oldu. Bunlar gazete, televizyon ve ajanslarda yayımlandı. Bu açıklamalar AKP hükümetinin, AB ile ilişkilerden ne beklediğini ortaya çıkaran çok önemli itiraflardır.
Önce Ali Babacan'ın açıklamalarına bakalım
http://www.kuvayimilliye.gen.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=1354&Itemid=2
**************
Göktürklerden Türkiye´ye,Türkçenin Gelişimi
Türk dili zaman ve saha bakımından geniş bir alana yayılmış, farklı kültür daireleri bakımından ayrı dönemleri olmuştur…

Göktürklerden Türkiye´ye Türkçe…
Diller arasında önemli bir yere sahip olan ve geniş coğrafyaya yayılmış olan Türk dilinin önemi Göktürk Kitabeleriyle gün yüzüne çıkmış ve özellikle de Anadolu'da 1277 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey'in Konya'yı ele geçirmesiyle ayrı bir döneme girmiştir.

Türkçe farklı değerlendirmelere rağmen bu gün dünya dilleri arasında Ural-Altay dil ailesine bağlı bir dil olarak kabul edilmektedir. Bu dil ailesinin de Türk, Moğol, Tunguz Mançu grubuna dâhil olup, 24 şivesi mevcuttur.

Türkçenin belli başlı yapı özelliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür.

1-Türkçede çekim ve türetme sırasında kelime kökü değişmez. Yeni kelimeler
http://www.yenidenergenekon.com/151-gokturklerden-turkiyeye-turkcenin-gelisimi/
Alıntıdır.
************
Osmanlı Türkçesi metinleri üzerine inceleme yaparken, o dönemin siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik durumunu da göz önüne almak gerekir. Bu çerçevede hem kendi adıma, hem de bu konuda çalışan diğer araştırmacılara küçük bir katkı sağlamak için İnternet ortamındaki pdf formatında makale ve tezlerin bağlantı adreslerini listeledim.
Faydalı olması dileğiyle.
Mustafa Altun iletisinden...
Adres:
http://dilbilimi.net/osmanli_arastirmalari.htm
************
Sayın arkadaşlar, ilginiz çekeceğini umduğum Sayın Sadık Kemal Tural hocamızın ile hayatını Türk halk kültürüne adamış ve yıllarca saha çalışmaları yaparak birçok esere imza atmış, halk bilimci Sayın Yaşar Kalafat ağabeyin sitemizdeki son makalelerini dikkatinize sunuyorum, saygılarımla…
Mustafa AKSOY
http://www.haberakademi.net
http://www.sosyalbilimler.org

Sadık Kemal TURAL, “Dilin Bağımsızlığı ve Şiirin Gücü”
http://www.haberakademi.net/default.asp?inc=makaleoku&hid=6630

Yaşar KALAFAT, “Sarı Satuklu-Saltıklılar” 
http://www.haberakademi.net/default.asp?inc=makaleoku&hid=6609
**********

Milli dili korumak aynı zamanda dini bir görevdir.
Dilşat TERZİ 8-4-2008   

asm123.dilsat@gmail.com

Türkmen bir komşum var. Kendisi siyasetle uğraşmaz, adam din diyanetli. Buna rağmen kendi milli kimliğine dört elle sarılmış bir insan.
Bunun içindir ki ona karşı saygım her geçen gün daha da artıyor.
Kendisiyle arasıra görüşür sohbet ederim.
Önceki gün evinde misafiri oldum. Konu normal olarak dilden açıldı. Çünkü bugün ne yazık ki kimi Türkmen ebeveynlerin çocuklarıyla kendi dilleri değil de başka dillerle konuştuğuna şahit oluyoruz. Bu da tabi ki çok üzücüdür.
Komşum buna dini bir yorum getirerek bu kimi ebeveynlerin bu hareketlerinin dinen caiz olmadığını savundu. Komşum bundan da ileri giderek bu kimi ebeveynlerin Allah'ın iradesine karşı çıktıklarını ve büyük bir günah işlediklerini üstüne basa basa söyledi.
Nasıl sorduğumda, cevabı şöyle oldu:- "Allah'ın insanları farklı dil ve kavimler olarak yaratması O'nun bir iradesidir. Yüce Allah isteseydi hepimizi aynı tip yaratırdı. Ama bunda mutlaka bir hikmeti vardır.
Biz de kullar olarak yüce Allah'ın bu iradesine saygılı olmak mecburiyetindeyiz. Allah beni Türkmen olarak yaratmışsa, bana bu güzel dili bahşetmişse neden O'nun bu iradesine karşı çıkıp çocuklarımla başka bir dille konuşayım. Bu günahtır. Aynı zamanda çocuklarıma yapacağım en büyük haksızlıktır. Biz insanoğulları olarak yüce Rabbimiz'in iradesine karşı çıkmak gibi bir lüksümüz yoktur.
Ben bir veli olarak maddemki Allah beni Türkmen olarak yaratmışsa, benim en önde gelen görevim doğan çocuklarımı Türkmen'ce öğretmektir. Bunun ırkçılıkla ilgisi yok."
Komşumun getirdiği bu dini yorum gerçekten çok doğrudur.
Biz veli ve anneler olarak buna uymak zorundayız. Bu konuda aynı zamanda din adamlarımızın da üzerine büyük görevler düşüyor. Bunlar, böyle hataya düşenleri ikaz etmelidirler. Kendi dilimizi ve kimliğimizi korumanın hem insani hem de dini bir yükümlülük olduğunu izah
etmelidirler.

Umarım duyan olur...! 
*************
SUMER'Lİ LUDİNGİRRA
Çeviri,Muazzez İlmiye Çığ
Sumerli Ludingirra'ya teşekkür!

Aşağıda okuyacağınız alıntı, Sumer tabletlerinde yer alan Ludingirra isimli bir Sumer yaşlısına aittir. Kendisini tanıtırken "Ben Sumerli öğretmen, şair ve yazarım. Yaşım yetmiş beşi bulduğundan öğretmenliği bıraktım çoktan; fakat şairlik ve yazarlığım ölünceye kadar sürecek herhalde" şeklinde konuşuyor.

Ludingirra yaşamöyküsünü neden yazmaya başladığını ise şöyle açıklıyor:

"Bu yaşamöykümü daha çok gelecek kuşaklar için yazmaya başladım. Bizim ulusumuz, dilimiz, geleneklerimiz, sosyal yaşantımız, sanatımız unutuluyor artık."

Ludingirra Sumer ülkesine yönelik tehlikelerden söz ederek "Bu güzel ülkemize her taraftan göz diktiler" diyor. "Göklere uzanan basamaklı kulelerimizin, görkemli tapınaklarımızın, arı gibi işleyen çarşılarımızın, her tarafa ulaşan kervanlarımızın, dümdüz uzanan yollarımızın, boy ürün veren tarlalarımızın, nehirlerimizde ve açtığımız kanallarda salına salına yüzen teknelerimizin, dolup taşan iskelelerimizin, her tür bilgiyi veren okullarımızın ünü uzak ülkelere kadar yayıldığından; ilkel olan bu ülkelerin halkı kıskandı bizi.

Fırsat buldukça üzerimize saldırdılar. Kentlerimizi yakıp yıktılar. Biz yaptık, onlar yıktılar; biz yaptık, onlar yaktılar. Halkımız, hatta krallarımız tutsak oldu. Ailelerimiz dağıldı.

Tarlalarımızı, bahçelerimiz bakımsızlıktan kurudu; hayvanlarımız açlıktan öldü ve böylece kökü binlerce yıl önceye dayanan ulusumuz yoruldu, dayanamayacak hale geldi ve içimize yavaş yavaş sızıp bizi yiyen yabancıların kucağına bırakıverdi kendini.

Onlar yönetiyor bizi şimdi. Topraklarımıza ilkel geldiler; sayemizde uygar olmaya başladılar. Ne yazıdan, ne tarımdan, ne sanattan, ne dinden, ne okuldan, ne attan, ne arabadan, ne aydan, ne yıldan haberleri vardı. Hepsini bizden öğrendiler.

Sonra da 'biz yaptık, biz bulduk' diye övünmeye başladılar. Hep korkuyorum, bir gün gelecek, adımız da uygarlığımız da unutulacak. Biz ne yaptık, ne başardıysak hepsini onlar üstlenecek."

Ludingirra işte bu duruma katlanamayarak bir karara varır. Gerçi bu karara varması için epey bir düşünme ve üzülme süreci geçer ama sonunda karara varır.

"Bu durum beni yıllardan beri üzüyordu. Ben küçük bir adamım, bunu önlemek elimden gelmez diye yakınıyordum. Bir gün birdenbire aklıma geldi. Ben bir yazar olduğuma göre, ulusumuzun bulduklarını, başardıklarını, geçmişimizi, geleneklerimizi, ne kadar uygar olduğumuzu, gerek Sumerliliklerini unutmaya başlayan gençlerimize, gerek daha sonra gelecek kuşaklara neden yazılarımla bildirmeyeyim dedim ve yaşamöykümü yazmaya karar verdim. Böylece her tarafa, herkese, her çağa ulaşacağımı umut ediyorum."

Yazının gücü muhteşemdir. Ludingirra'nın tüm tasası gerçeklerin gelecek kuşaklar için bilinmemesidir. Neyse ki arkeologlar böyle bir şeye izin vermediler. Çünkü Ludingirra yaklaşık 3 bin yıl önceden "Bizim uygarlığımız belki binlerce yıl sonra yaşayan insanlara da geçecek. Bizim attığımız temeller üzerine yenilerini koyacaklardır. Ah! Onlar da bizi hatırlayıp bıraktığımız kültür mirası için teşekkür edebilseler!..." diyor.

Bu haklı tasayı aşmak için harekete geçerek insanlığa bir uygarlığı anlatan Ludingirra'ya bir değil binlerce teşekkür sunuyoruz.

Merak etme Ludingirra, bu topraklardaki bizler, yani torunların seni hep hatırlayacağız.

(Muazzez İlmiye Çağ, Sumerli Ludingirra, Kaynak Yayınları, 3. basım, S.12-13)
-----------------
Siz Ludingirra'ya tesekkur ederken, ben de size Noah Kramer ile tesekkur edeyim.
Muazzez Ilmiye Hanimin kitabini herkes kendi alip okumali..
 
Bazi Sumer deyim ve Atasozleri..
 
*Donanimca gucsuz devlet,
Kapilarindaki dusmani kovamaz.
Sen gider dusmanin ulkesini ele gecirirsin;
Dusman gelir senin ulkeni ele gecirir.

*Bir efendin olabilir, bir kralin olabilir,
Ama asil korkulacak adam vergi memurudur!
 
* Sevismeden gebe kalinabilir,
Yemeden semirilebilir mi!

* Seni suya koysalar, suyu kirletirsin,
Bahceye koysalar, meyveler curumeye baslar!

* Olu mahkûmuz, harcayalim;
Uzun yasayacagiz, biriktirelim.

* Ilk arpa iyi urun verecek – nereden bilelim?
Son arpa iyi urun verecek – nereden bilelim?

*Yoksul icin, olmek yasamaya yegdir;
Ekmegi varsa, tuzu yoktur,
Tuzu varsa, ekmegi yoktur
Eti varsa, kuzusu yoktur,
Kuzusu varsa eti yoktur.

*Cok gumusu olan mutlu olabilir,
Cok arpasi olan mutlu olabilir,
Ama hicbir seyi olmayan uyuyabilir.

*Ben soylu bir kuheylanim,
Ama bir katirla birlikte kosuldum,
Bir yuk arabasini cekmem,
Kamis ve sap tasimam gerekiyor.

*Eli agizdan cikanla (yani yazdirilan sozcukle) uyumlu isleyen bir yazman,
Gercek bir yazmandir!

*Sumerceyi bilmeyen bir yazman,
Ne bicim yazmandir!

*Oturakli biri icin mi, ucari biri icin mi,
Kime saklamaliyim askimi?

*Bir kadina ya da cocuga bakmayan kisinin,
Burnuna yular takilmamistir (mahkumlarin burunlarina takilan, bir halkadan gecirilen kayisa gonderme)

*Karim tapinakta (sozcugu sozcugune cevrilirse, “disaridaki kutsal alan”),
Anam irmak kenarinda (olasilikla dinsel bir torende)
Ben de burada acliktan oluyorum.

*Evde huzursuz bir kadin,
Derde dert katar.

*Zevki icin: evlenmek.
Yeniden dusununce: bosanmak.
Sevincli bir yurek: gelin.
Kederli bir yurek: guvey.

*Col matarasi insanin hayatidir.
Pabuc insanin gozudur,
Karisi insanin gelecegidir,
Ogul insanin siginagidir,
Kiz insanin kurtulusudur,
Gelin insanin bas belasidir.
Dostluk bir gun surer,
Akrabalik hep devam eder.

*Okuz surer,
Kopek derin evlekleri bozar.
Kopektir; evini bilmez.

*Demircinin kopegi orsu devirememis;
Onun yerine su kabini devirmis.

*Daha tilkiyi yakalamadan,
Boynuna takacagi laleyi hazirliyor.

*Yabani okuzden kacarken,
Onume sigir cikti.

El ele, bir insanin yuvasi kurulur;
Karin karina, bir insanin yuvasi yikilir.

Bey gibi bina yapan, kole gibi yasar;
Kole gibi bina yapan, bey gibi yasar.
(S.Noah Kramer, Tarih Sumer’de Baslar)Sevgili arkadaşım sayın Kaman paylaşmış.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Türkler 1071'de girmedi mi?
« Yanıtla #1 : Mayıs 12, 2008, 02:32:25 ÖS »
Türkler 1071'de girmedi mi?

Bize hep "Türkler Anadolu'ya Malazgirt Zaferi'yle girdi" diye öğretildi. Ama arkeoloji böyle söylemiyor. İşte gerçekler...
Prof. Dr. Ekrem Memiş, Türkler'in Anadolu'ya Malazgirt Zaferi'yle girdiği ve bu zaferle Anadolu'nun 1071'de el değiştirdiği iddiasını çürüttü.

Arkeolojik buluntular ve bilgi, belgeler Anadolu'ya 1071 Malazgirt Zaferi'yle girilmediğini ortaya çıkardı. Anadolu'ya Malazgirt Zaferi'yle girildiği yanlışını düzeltmeye çalışan Afyon Kocatepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ekrem Memiş, "Anadolu Türkler'in ikinci yurdu değildir. Anadolu Türkler'in anayurdudur. Anadolu'da bundan 8 bin yıl önce de Türk devletinin varlığı belgelerle kendini gösteriyor. Bu yanlış öğrencilere öğretiliyor" dedi.

ÇİVİ YAZILI METİNDEKİ TÜRK KRALI
Bugün Gazetesi'nin haberine göre; Memiş, tezini belgelere dayanarak şöyle anlattı: "Elimizdeki metinler M.Ö.2 bin 200'lere ait bir olayı anlatıyor. Akat Kralı Mezapotamya'dan gelmiş. Fırat nehrini geçmiş ve Anadolu'ya geçmiş. Anadolu'da o zaman küçük küçük şehir devletleri var. Bu küçük şehir devletlerinden 17'si Hatti Kralı Pampa'nın önderliğinde bir araya gelmişler ve Akat Kralı'na karşı vatanlarını korumak için mücadele etmişler.

Bu 17 kraldan biri de çivi yazılı metnin 15. satırında geçen Türki Kralı İlşu-Nail'di. Burada geçen Türki kelimesinin Türk olduğuna şüphe yok. 2 bin yıl da buradan koyduğumuzda 4 bin 250 yıl önce Anadolu'da Türk kavmi olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor."

8 BİN YILLIK GEÇMİŞİ VAR
Memiş, bu Türk krallığının da Hurri isimli bir kavimden geldiğini belirterek, bu kavmin M.Ö. 3. binde yaşadığını ve dillerinin Türkçe ile aynı dil grubuna girdiğini söyledi. Türki krallığını oluşturan grubun bu kavimden geldiğini ileri süren Memiş, çok geriye gidildiğinde kavmin soyunun 6 binlere dayandığını anlattı. Memiş, “2 bin de milattan sonraki dönemi eklediğinde 8 bin yıllık geçmiş ortaya çıkıyor" dedi.

KÜLTÜRLERDE KOPUKLUK YOK
Yazılı metinlerden Hurriler’in geçmişlerinin 3. bine gittiğini kaydeden Ekrem Memiş, “Fakat işin bir de arkeolojik boyutu var. O günden bu güne gelen bir 3 kültür var. İlki neolitik köy kültürü. Onu takip eden 5 binlerde kalkolitik kültür var. Köylerin yerini şehirlere terk ettiği dönem. 3. dönem ise eski tunç çağı. Şehir kültürünün tamamen oluştuğu dönem. Bu üç kültür arasında hiçbir kopukluk yok. Bu kopukluğun oluşmaması kavmin değişmediğine işaret ediyor” dedi.

TÜRK ADINI TAŞIYAN iLK DEVLET: TURKiLER
Ekrem Memiş, Huriler'in Anadolu'nun doğu bölgelerinde yaşayan en eski sahiplerinden biri olduğunu ve Anadolu'nun Türkün ikinci vatanı olmadığı, hatta anayurdu olduğunu söyledi. Göktürk Devleti'nin de ilk Türk adını taşıyan devlet olduğu tezini de çürüten Memiş, Hureler'in devamı olan ve M.Ö. binlerde yaşayan Türki Krallığı'nın Türk adını taşıyan ilk devlet olduğunun altını çizdi.

YETKİLİLER KULAK VERSİN
"Türk tarihini Hunlar'la başlatıyoruz. Hunlar Orta Asya'da büyük bir devlet kurmuşlar ama ilk değiller. Yetkililerin bu serzenişe kulak vermesi gerek. Çocuklarımıza yanlış bilgiler veriyoruz. Biz buralara sonradan gelmedik. Hep vardık. Bu toprakların o tarihlerden bu yana bizim olduğu gerçeğini görmezlikten gelemeyiz. Ders müfredatlarına bunlar işlenmeli" diyen Memiş, yeni araştırmaları gözden geçirmek gerektiğini belirtti.
Bugün Gazetesi
*********
Fatih Sultan Mehmed belgeseli...
http://video.google.com/videoplay?docid=-6600336789880816084&hl=en

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ'a ödül.
« Yanıtla #2 : Aralık 19, 2008, 12:06:37 ÖS »
Degerli Dostlarım,
Bu akşam çok geç vakit aldığım bir haberi siz dostlarıma iletmekten büyük kıvanç duyuyorum!

Düşünün ki, habere konu olan hepimizin tanıdığı, Mustafa Kemal Atatürk'ün devrimci kızlarından ve en genç yüreklisi olan Muazzez İlmiye Çığ hocamız'ın  bile kendisi ile ilgili bu haberi sizlerle birlikte duyacak.

Yönetiminde damadım Cevat Ongun'un da bulunduğu Kabataşlılar Derneği iki haftadır ciddi bir tartışma içindeydi. 14 Ocak 2009 da verilecek Onur Ödülleri bu yıl kimlere verilecekti?

Sonuç ?   
Bu yıl ''Ahmet Taner Kışlalı adına verilecek,Aydın Adam Onur Ödülü'' sevgili hocamız  Muazzez İlmiye Çığ'a verilecek.

Kendisi sabah uyanıp bu haberi okuduğunda şaşıracak ve belki bana kızacak ama ben dayanamadım ve okulun kendisini haberdar etmesini sevincimi gemleyerek bekleyemedim.
Bu sevinç ve heyecanımı tüm dostlarımla paylaşmak istedim.

Bazen geç te olsa hak yerini buluyor!

Yürekten sevgilerimle.
Atakan Mert
**************
Sayın Çığ hıcamızın yolladığı mesajı da sizlere iletiyorum.

Çok sayın ve sevgili dostlar,
Bana bu haberi ulaştırdığınız için çok teşekkürler.
Hiç bir ilgim olmayan Kabataş Derneğinin,kardeşim kadar sevip ölümüne yandığım Taner Kışlalı ödülüne uygun görülmem beni son derece onurlandırdı,sevindirdi,mutlu etti.

En çok da "bizim ülkede değer bilinmez"sözlerinin ne kadar yanlış ve yersiz olduğunu göstermesi bakımından da sevindim.
Gençliğimden beri "eğer takdir beklemeden,işin için, ülken için çalışırsan takdir edilmezsen aldırmazsın.Ama karşılığını görürsen de son derece mutlu olursun. Eğer takdir için yaparsan yaptığın işi "bu millet  çalışanı takdir etmez" der, durursun, sonu da hüsrandır," derdim..

Ben şimdiye kadar  yaptığım işlerde kimseden iltifat,ödül beklemedim.
Ama düşünemediğim kadar takdir edildim,kitaplarım okundu.
Hayatımın en mutlu günlerini yaşıyorum.
Bütün isteğim gençlerimizin ayni,düzeyde hatta daha çok çalışmaları,ülkemizi Atatürk'ün, o büyük insanın söylediği gibi özgür,çağdaş, laik bir devlet haline getirmeleridir.
Bu değerli haber için benim kadar sevinen ve bana bu haberi ulaştıran değerli dostlarıma candan teşekkürler, saygılar ve selamlar
Muazzez 
***********
Sayın hocamın ellerinden öpüyor uzun,sağlıklı ömür diliyorum.
Ahmet Dursun

Çevrimdışı TOGEÇ

  • Kemal Denizer
  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 980
  • Puan: +34/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Toplumsal Bilinci Koruma ve Geliştirme Çatısı
Ynt: MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ'a ödül.
« Yanıtla #3 : Aralık 19, 2008, 08:10:01 ÖS »
Sayın Ahmet dursun,

Değerli hocamız Muazzez İlmiye Çığ'ın ödül'e layık görülmesi haberini bizlerle paylaştığınız için teşekkürler.

Aldığı (alacağı) özülün "Taner Kışlalı - Aydın Adam Ödülü" olması ise bir kat daha değerli kılıyor.

Saygıdeğer hocamıza nice kutlu ödüller dilerken,  onun bıkmadan yürüdüğü yolun takipçileri olmaktan da gurur duyuyorum.

Saygılarımla,

Kemal Denizer
" Dahi odur ki, sonradan herkes tarafından kabul ve takdir edilenleri söylediği günlerde herkes o sözleri deli saçması olarak düşünmüştür" M. K. Atatürk 1926

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
SÜMERLİLERDE TUFAN,TUFAN'DA TÜRKLER
« Yanıtla #4 : Aralık 19, 2008, 09:49:51 ÖS »
Ahmet Dursun olarak TAVSİYEM:
Muazzez İlmiye Çığıin  son kitabı....
SÜMERLİLERDE TUFAN,TUFAN'DA TÜRKLER'i Gazi Mustafa Kemal'e armagan etmiş.
Kaynak Yayinlari 1. ve 2. Basim Kasim 2008

"Ataturk'un buyuk bir ongoru ile Turklerin Anadolu'ya binlerce yil once geldigi tezini kanitlamaya calisan kitabimi,Yuce Onderimiz'e,kucuk bir armagan olarak sunuyorum."
Muazzez İlmiye Çığ
****************
Benim Sevgili Muazzez Hocam,
Umarım gece yarısına doğru aldığım bu güzel haberi, daha size iletilmeden tüm dostlarımızla paylaşmaktaki heyecanıma kızmamışsınızdır.
 
Şimdi size ikinci bir haber vereceğim. Eminim ki bu haber sizi en az Kabataşlılar Derneğinin vereceği Ödül  kadar mutlu edecektir.
 
Şu an masamda sizin Kaynak Yayınlarından çıkan ‘’Sumerli Ludingirra’’ kitabınız var. Bu kitabı bana bir hafta önce getiren, Şile’nin bir orman köyünden çıkan, ilköğretimden sonra onu tam burslu olarak Ömerli’deki Alev Lisesi’ne kaydettirdiğim bir kızımız. Okulun Tarih öğretmeni ona bu kitabı ikinci dönemde ev ödevi olarak vermiş…
 
Sizi ve hedeflerinizi bildiğim ve bu köy kızımızı uzun yıllardır tanıdığım için ikinizin bu şekilde buluşmanızdan müthiş etkilendim.  Hatta bugünlerde ‘’ Sumerli Ludingirra’dan  Bıçkıdere’li Saime’ye’’ başlıklı bir yazı yazmayı planlamıştım.
 
Gözlerim yaşararak görmüştüm ki; 4000 bin yıl evvel yaşayan Sumerli Ludingirra’nın,1900’lerde yaşayan Mustafa Kemal Atatürk’ün ve tabii sizin mücadeleniz sonuç vermiş,o muhteşem kültür 2008 yılında bir köylü kızımızın evine kadar ulaşmış. 
 
Bugünleri görür gibi, ne diyordu 4000 yıl önce Ludingirra?   (Tablet I )
Bu öyküleri neden yazıyorum? (Sayfa 12 )  …. Bu güzel ve uygar ülkemize her taraftan göz diktiler… 
Halkımız, hatta krallarımız tutsak oldu…  Fırsat buldukça üzerimize saldırdılar…
….Onlar yönetiyor bizi şimdi…  Bu durum beni yıllardan beri üzüyordu… Ben küçük bir adamım, bunu önlemek elimden gelmez diye yakınıyordum… Bir gün birdenbire aklıma geldi…  Ben bir yazar olduğuma göre; ulusumuzun bulduklarını,başardıklarını,geçmişimizi,geleneklerimizi, ne kadar uygar oluğumuzu, gerek Sumerliliklerini unutmaya başlayan gençlerimize, gerek daha sonra gelecek kuşaklara neden yazılarımla bildirmeyeyim dedim…  Böylece her tarafa, herkese, her çağa ulaşacağımı umut ediyorum.
 
Peki Aziz Atamız, Mustafa Kemal Atatürk ne düşünmüştü?
Dilleri bize benzediğinden  Türklerin atası olabileceklerini varsaydığı Sumerlilerin  dil ve kültürlerinin ülkemizde araştırılmasını istiyordu  ( Sayfa 139)  Bunun için Batı’dan hocalar,uzmanlar getirerek İstanbul Arkeoloji Müzeleri deposunda işlenmeden duran tabletlerin incelenmesini ve çözümünü istedi…
 
Ya Muazzez İlmiye Çığ?
O zamanlar laik cumhuriyet devrimlerinin  ilk aşılarından aldığı ruhla daldı Arkeoloji Müzesi depolarına ve oradaki Sumer Tabletlerine. Tam 33 yıl sürdü bu heyecanlı ve maceralarla dolu çaba ve gayreti.  Oradaki 74 bini kapsayan ‘’Çiviyazılı Belgeler Arşivi’’ndeki metinlerden çıkardığı sonuçları yayınlamaya başladı. Tüm dünya ilgilendi ve uluslar arası bilim camiasında adından ve çalışmalarından sitayişle söz edilir oldu. Ya bizde ?
Doğru dürüst okunmadığı taktir edilmediği gibi bu tabletlerle ilgili bir yazısından ötürü mahkemeye bile verildi. O yine yılmadı. Baktı ki klasik ve bilimsel yazıları bizim halk okumuyor, metot değiştirdi. İşte bu nedenle, daha geniş okur kitlesine ulaşsın diye ‘’Sumerli Ludingirra ‘’  kitabını ‘’Geçmişe Dönük Bilimkurgu’’ şeklinde yazdı…  Bence
bu metotla hedefine de ulaşmış oldu. Nitekim bizim Bıçkıdere’li Saime kızımıza kadar ulaştı.  İşte beni müthiş etkileyen, bu duyarlı ve mücadeleci insanların uzun yıllar sonra bile aldıkları bu muhteşem sonuçtur!
 
Şimdi gelelim Bıçkıdere köyünden Saime kızımıza!
Babasının anlatımıyla, Saime’nin bebekliğinde, kendileri ahırdaki hayvanlara bakarken onu evde yalnız bırakmamak için ahırdaki yemliğe saman koyup üzerine yatırarak büyüttüler onu. Ben Eğitim gönüllüsü olarak ilgilendiğim bir köy ilköğretim okulunda tanıdım Saime’yi. O okulda okuyan kızlarımızın büyük çoğunluğu okulu bitirir bitirmez
tesettüre sokuluyor ve hemen evlendiriliyorlardı. O ve birkaç arkadaşı hem okulda çok başarılı hem de içinde bulundukları sistemin farkındaydılar. Ancak farklı bir çıkış yolu bulmalarına da imkanları yoktu.

Uzun zamandır yaptığım gibi onun da diğer bazı çocuklar gibi elinden tuttum ve Özel Alev Lisesine tam burslu olarak yazdırdım.
Bu yeni ortamda ezilmesinden korkmama rağmen o başarılarını sürdürdü ve iftihara geçti. Şimdi de yukarıda bahsettiğim gibi elinde Muazzez Hocamın kitabı ile karşıma dikildi. Sevinçten ağlamamak için kendimi zor tuttum. Sevinç ve coşkumun nedeni sadece Saime’nin başarısı değildi. Ludingirra’nın Atatürk’ün ve Muazzez hocamın dilekleri,umutları ve çabaları sonuç vermişti.
Bu 4000 yılı aşan serüveni bu boyutları ile bilmeyenlerin benim ne demek istediğimi anlamaları da mümkün değildir.
 
Sumerli Ludingirra’dan  Bıçkıdereli Saime’ye kadar tüm duyarlı ve devrimci şahsiyetlerin önünde saygı ve sevgi ile eğiliyorum!
 
Dünyayı her gün kana bulayan ve kültürler arasında nefret tohumları ekenlere rağmen, eğer insanlık  bir gün layık olduğu uygarlığa ulaşacaksa, bu ancak yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi duyarlı ve yürekli şahsiyetlerin omuzlarında
olacaktır! .
 
Saygı ve sevgilerimle
Atakan Mert

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ ve HAYRETTİN KARACA

"Bu topraklar şehit kanları ile alındı. Bir karışı bile yabancılara satılamaz.  Buna nasıl sessiz kalınır" diyorlar...

24 Aralık 2008 Çarşamba 21:37 Cumhuriyet
 
İki çılgın ihtiyar. Biri 82, diğeri 94 yaşında. Pankart ile eylemdeler.

Türkiye her ikisini de çok iyi tanıyor. Biri TEMA Vakfı Başkanı Hayrettin Karaca... Namı diğer Toprak Dede... Diğeri de ünlü Sümelog Muazzez İlmiye Çığ... O da Türkiye'nin canlı tarihi diye tanımlanıyor...

Toprak Dede'yi biliyorsunuz...82 yaşında, gönüllü bir doğa savaşçısı... Türkiye'nin dört bir yanında yaptığı ağaçlandırma çalışmaları ve erozyonla mücadele ile "toprak dede" ismini aldı...

Türkiye'nin bir numaralı Sümeloğu 94 yaşındaki Muazzez İlmiye Çığ ise Türkiye'nin canlı tarihi olarak niteleniyor...
 
İKİ ÇILGIN İHTİYAR EYLEMDE
Bu iki çılgın ihtiyar kolkola girip Meclis'in önüne oturma eylemi yapmaya gittiler... Yanlarında iki sandalye ve ellerinde pankartları vardı.

Yağan kara aldırmayıp, sandalyelerini Meclis'in önüne koydular. Soğuğa karşı sıcak su torbalarını kucaklarına yerleştirdiler. Dizlerine de battaniyeleri sardılar...
 
HAKKI BEKLİYORUZ...
Peki neydi bu iki çılgın ihtiyarı kar altında oturma eylemi yapmaya iten neden? Onlar toprakların yabancılara satılmasını protesto etmek için oradaydılar...

Peki vekillerden umudunuz var mı diye sorduğunda gazeteciler, Toprak Dede şöyle diyordu;
"Hiç ama hiç imidim yok... Hakkı bekliyorum ben burada..."
 
ŞEHİT KANI İLE ALDIK
Toprak Nine ise biraz kızgın biraz sitemliydi;

"Bu topraklar şehit kanları ile alındı. Bir karışı bile yabancılara satılamaz. Buna nasıl sessiz kalınır" diye isyan ediyordu.

Meclis'den bu iki çılgın ihtiyara kulak veren çıktı mı diye soracak olursanız... Elbette ne duyan daha doğrusu duymak isteyen vardı ne de bir selam veren... İki çılgın ihtiyar eylemlerini karın altında sessizce yapıp, evlerinin yolunu tuttular.

BİR KEŞİŞİN İSTANBUL KEHANETİ
Bu noktada sizlere Muzaffer Gökman'ın Fatih İstanbul'un kapılarında isimli kitabından bir kehaneti aktaralım... Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u alınca Bizans imparatorunun "İstanbul fethedilecek" dedi diye hapse attırdığı keşişi zindandan çıkartır...

Fatih keşişe ;
-"İstanbul'un Türkler'in elinden çıkıp çıkmayacağını" sorar...

Keşiş şu yanıtı verir;
-"İstanbul, Türkler'in elinden savaşla çıkmayacak. Lakin öyle bir zaman gelecek ki ellerindeki toprak ve gayrimenkul azalacak, İstanbul Türkler'in olmaktan çıkacak"

Keşişin söylediklerine çok üzülen Fatih Sultan Mehmet ellerini gökyüzüne kaldırır ve ;
-"İstanbul'da ellerindeki yerleri yabancılara satanlar Allah'ın gazabına uğrasın" diyerek beddua eder...
****************
Yılbaşı Ağacının Kökeni
Türklerin Orta Asya'dan göç etmeden önce ve tek tanrılı dinlere geçmelerinde önceki inançlarına göre, yerin göbeği sayılan yeryüzünün tam ortasında bir "akçam ağacı" bulunuyor.
Bu ağacın tepesi de gökyüzünde oturan tanrı Ülgen'in sarayına kadar uzuyor ve buna "hayat ağacı" diyorlar.
Bu ağacı, motif olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde bulabiliriz.
Ülgen, insanların koruyucusu; sakallı ve kaftan giymiş olarak sarayında oturuyor ve geceyi, gündüzü, güneşi yönetiyor.

Türklerde güneş çok önemli.
İnançlarına göre, gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık'ta gece, gündüzle savaşıyor.
Uzun bir savaştan sonra da gün, geceyi yenerek zafer kazanıyor.
Bu, güneşin yeniden doğuşu; bir "yeni doğum" olarak algılanıyor Türklerde.
Bayramın adı "nardugan". "nar=güneş", "tugan/dugan" da "doğan".
 
Astronomik olarak o günden itibaren geceler kısalmaya, günler uzamaya başlıyor.
İşte bu güneşin zaferini ve yeniden doğuşunu Türkler, büyük şenliklerle "akçam ağacı" altında kutluyorlar.

Güneşi geri verdi, diye Ülgen'e dualar ediyorlar. Duaları tanrıya gitsin, diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar; dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar tanrıdan.

İnanca göre, bu dilekler muhakkak yerine geliyormuş.
Bu bayram için evler temizleniyor ve güzel giysiler giyiliyor; ağacın etrafında şarkılar söylenip oyunlar oynanıyor. Yaşlılar, büyükbabalar ve nineler ziyaret ediliyor; aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar (Yedikleri, yaş ve kuru meyveler yanında, özel bir yemek ve bir tür de şekerleme).
Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömrün çoğalacağına, uğur geleceğine inanıyorlar. Yazılana göre, "akçam ağacı" sadece Orta Asya'da yetişiyormuş
Kaynak: Dr.  Muazzez İlmiye Çığ - Sumerolog