Orta İtalya bölgesinde M.Ö. 12. yüzyılda ortaya çıkan ve M.Ö. 1. yüzyılda Romalılar tarafından asimile edilen Etrüsk uygarlığını oluşturan halkın Türkler olduğu iddia ediliyor.

Orta İtalya bölgesinde M.Ö. 12. yüzyılda ortaya çıkan ve M.Ö. 1. yüzyılda Romalılar tarafından asimile edilen Etrüsk uygarlığını oluşturan halkın türkler olduğu iddia ediliyor.
Türkoloji alanında uzun yıllar uğraş veren Kâzım Mirşan'ın çeyrek asırlık araştırmasına göre Etrüsk yazıtlarında kullanılan alfabe, türk alfabesi. Bununla ilgili olarak Ceviz Kabuğu programında 2002 yılında üç, 2008 yılında da bir program yapıldı. Burada ayrıca, yazıyı ilk bulanların türkler olduğu, yani türklerin en eski medeniyet olduğu da iddia edildi.
Uygarlığın temellerinin Antik Yunanistan'da atıldığını kâbul eden ve türkleri barbar olarak gören avrupalılar için, dünya tarihini temelinden değiştirecek bu ciddi iddiaları dikkate alması pek de beklenmiyor. Gerçi bu iddialar, tarihini hep avrupadan öğrenmeye alışmış biz türkler için de kolay kâbul edilebilir görünmüyor.
Herşeye rağmen, somut kanıtlar ortaya çıkmaya başladı. Etrüsklerin anadolu kökenli olduğu, DNA testleri ile kanıtlandı.
Peki bütün bunlar tamamen kanıtlanır ve batı dünyası tarafından da kâbul eidlirse bu ne anlama gelecek, bizim için önemi nedir? Herşeyden önce, barbar, göçebe türkler şeklinde sıfatlar tarihe karışmış olacak. Türklerin izine sadece orta İtalya'da değil, daha pek çok yerde rastlanıyor. Bunlardan daha önemlisi, Atatürk'ün de ifade ettiği Anadolu'da 7000 yıldır türk varlığı olduğu gerçeği ortaya çıkarılırsa, topraklarımız üzerinde hak iddia eden Bizans, Pontus, Yunan, Ermeni vs. gibi devlet ve tarihe karışan devletlerin sözde varislerinin de hevesleri kursakalrında kalmış olacak.
Sizlere şaka gibi gelebilir ama, bugün hala Bizans varisi, Pontus varisi adı altında yaşayan ve batılılar tarafından ihtişam içinde yaşatılan (
ihtiyaç olduğunda kullanılmak üzere)
insanlar var. Dilimize ve kültürümüze neden sahip çıkmamız gerektiğini şimdi anlıyor musunuz? ALINTI.
***********
Van şehrinde geçen olaylar, insanlık adına ibret alınacak ve Türk-Ermeni sorunu tartışılırken asla hatırdan çıkarılmaması gereken olaylar olarak dikkatle incelenmelidir. 1915 yılının ilk aylarında Van’daki Ermenilerin, Rus taarruzunun arifesinde başlattıkları isyan hareketi, aynı zamanda isyanın en güçlü olduğu Nisan ve Mayıs aylarında Ermenilerle ilgili radikal kararların alınmasının en önemli nedenlerinden biri.
http://www.kuvayimilliye.gen.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=1355&ac=0&Itemid=59***
DUN LANETLENIP BUGUN ILAHI GIBI SUNULAN 10.YIL MARSIBugün AKP’ye adeta iman eden bazı kalemşörlerin yakın geçmişte 10. Yıl Marşı ile ilgili olarak yazdıklarını sütunuma alıp bazı sorular yönelteceğim:
Şöyle yazdılar biat eden yazarlar kesimi:NAZLI ILICAK: “10. Yıl Marşı hırsızlıklara (Vurgun ve yolsuzluklara) Atatürk kılıfı (örtüsü) çekmekten başka bir şey değildir.”
FEHMİ KORU:...
http://www.kuvayimilliye.gen.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=1353&ac=0&Itemid=1***
BABACAN ve SIMSEK'ın ITIRAFLARI - E. Manisali-Nisan 2008'in ilk haftası içinde Babacan ve Şimşek' in AB ile ilişkiler konusunda çok önemli açıklamaları oldu. Bunlar gazete, televizyon ve ajanslarda yayımlandı. Bu açıklamalar AKP hükümetinin, AB ile ilişkilerden ne beklediğini ortaya çıkaran çok önemli itiraflardır.
Önce Ali Babacan'ın açıklamalarına bakalım
http://www.kuvayimilliye.gen.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=1354&Itemid=2**************
Göktürklerden Türkiye´ye,Türkçenin Gelişimi
Türk dili zaman ve saha bakımından geniş bir alana yayılmış, farklı kültür daireleri bakımından ayrı dönemleri olmuştur…
Göktürklerden Türkiye´ye Türkçe… Diller arasında önemli bir yere sahip olan ve geniş coğrafyaya yayılmış olan Türk dilinin önemi Göktürk Kitabeleriyle gün yüzüne çıkmış ve özellikle de Anadolu'da 1277 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey'in Konya'yı ele geçirmesiyle ayrı bir döneme girmiştir.
Türkçe farklı değerlendirmelere rağmen bu gün dünya dilleri arasında Ural-Altay dil ailesine bağlı bir dil olarak kabul edilmektedir. Bu dil ailesinin de Türk, Moğol, Tunguz Mançu grubuna dâhil olup, 24 şivesi mevcuttur.
Türkçenin belli başlı yapı özelliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür.
1-Türkçede çekim ve türetme sırasında kelime kökü değişmez. Yeni kelimeler
http://www.yenidenergenekon.com/151-gokturklerden-turkiyeye-turkcenin-gelisimi/Alıntıdır.
************
Osmanlı Türkçesi metinleri üzerine inceleme yaparken, o dönemin siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik durumunu da göz önüne almak gerekir. Bu çerçevede hem kendi adıma, hem de bu konuda çalışan diğer araştırmacılara küçük bir katkı sağlamak için İnternet ortamındaki pdf formatında makale ve tezlerin bağlantı adreslerini listeledim.
Faydalı olması dileğiyle.
Mustafa Altun iletisinden...
Adres:
http://dilbilimi.net/osmanli_arastirmalari.htm ************
Sayın arkadaşlar, ilginiz çekeceğini umduğum Sayın Sadık Kemal Tural hocamızın ile hayatını Türk halk kültürüne adamış ve yıllarca saha çalışmaları yaparak birçok esere imza atmış, halk bilimci Sayın Yaşar Kalafat ağabeyin sitemizdeki son makalelerini dikkatinize sunuyorum, saygılarımla…
Mustafa AKSOY
http://www.haberakademi.nethttp://www.sosyalbilimler.org Sadık Kemal TURAL, “Dilin Bağımsızlığı ve Şiirin Gücü”
http://www.haberakademi.net/default.asp?inc=makaleoku&hid=6630 Yaşar KALAFAT, “Sarı Satuklu-Saltıklılar”
http://www.haberakademi.net/default.asp?inc=makaleoku&hid=6609**********

Milli dili korumak aynı zamanda dini bir görevdir.
Dilşat TERZİ 8-4-2008
asm123.dilsat@gmail.comTürkmen bir komşum var. Kendisi siyasetle uğraşmaz, adam din diyanetli. Buna rağmen kendi milli kimliğine dört elle sarılmış bir insan.
Bunun içindir ki ona karşı saygım her geçen gün daha da artıyor.
Kendisiyle arasıra görüşür sohbet ederim.
Önceki gün evinde misafiri oldum. Konu normal olarak dilden açıldı. Çünkü bugün ne yazık ki kimi Türkmen ebeveynlerin çocuklarıyla kendi dilleri değil de başka dillerle konuştuğuna şahit oluyoruz. Bu da tabi ki çok üzücüdür.
Komşum buna dini bir yorum getirerek bu kimi ebeveynlerin bu hareketlerinin dinen caiz olmadığını savundu. Komşum bundan da ileri giderek bu kimi ebeveynlerin Allah'ın iradesine karşı çıktıklarını ve büyük bir günah işlediklerini üstüne basa basa söyledi.
Nasıl sorduğumda, cevabı şöyle oldu:- "Allah'ın insanları farklı dil ve kavimler olarak yaratması O'nun bir iradesidir. Yüce Allah isteseydi hepimizi aynı tip yaratırdı. Ama bunda mutlaka bir hikmeti vardır.
Biz de kullar olarak yüce Allah'ın bu iradesine saygılı olmak mecburiyetindeyiz. Allah beni Türkmen olarak yaratmışsa, bana bu güzel dili bahşetmişse neden O'nun bu iradesine karşı çıkıp çocuklarımla başka bir dille konuşayım. Bu günahtır. Aynı zamanda çocuklarıma yapacağım en büyük haksızlıktır. Biz insanoğulları olarak yüce Rabbimiz'in iradesine karşı çıkmak gibi bir lüksümüz yoktur.
Ben bir veli olarak maddemki Allah beni Türkmen olarak yaratmışsa, benim en önde gelen görevim doğan çocuklarımı Türkmen'ce öğretmektir. Bunun ırkçılıkla ilgisi yok."
Komşumun getirdiği bu dini yorum gerçekten çok doğrudur.
Biz veli ve anneler olarak buna uymak zorundayız. Bu konuda aynı zamanda din adamlarımızın da üzerine büyük görevler düşüyor. Bunlar, böyle hataya düşenleri ikaz etmelidirler. Kendi dilimizi ve kimliğimizi korumanın hem insani hem de dini bir yükümlülük olduğunu izah
etmelidirler.
Umarım duyan olur...!
*************
SUMER'Lİ LUDİNGİRRA Çeviri,Muazzez İlmiye Çığ
Sumerli Ludingirra'ya teşekkür!
Aşağıda okuyacağınız alıntı, Sumer tabletlerinde yer alan Ludingirra isimli bir Sumer yaşlısına aittir. Kendisini tanıtırken "Ben Sumerli öğretmen, şair ve yazarım. Yaşım yetmiş beşi bulduğundan öğretmenliği bıraktım çoktan; fakat şairlik ve yazarlığım ölünceye kadar sürecek herhalde" şeklinde konuşuyor.
Ludingirra yaşamöyküsünü neden yazmaya başladığını ise şöyle açıklıyor:
"Bu yaşamöykümü daha çok gelecek kuşaklar için yazmaya başladım. Bizim ulusumuz, dilimiz, geleneklerimiz, sosyal yaşantımız, sanatımız unutuluyor artık."
Ludingirra Sumer ülkesine yönelik tehlikelerden söz ederek "Bu güzel ülkemize her taraftan göz diktiler" diyor. "Göklere uzanan basamaklı kulelerimizin, görkemli tapınaklarımızın, arı gibi işleyen çarşılarımızın, her tarafa ulaşan kervanlarımızın, dümdüz uzanan yollarımızın, boy ürün veren tarlalarımızın, nehirlerimizde ve açtığımız kanallarda salına salına yüzen teknelerimizin, dolup taşan iskelelerimizin, her tür bilgiyi veren okullarımızın ünü uzak ülkelere kadar yayıldığından; ilkel olan bu ülkelerin halkı kıskandı bizi.
Fırsat buldukça üzerimize saldırdılar. Kentlerimizi yakıp yıktılar. Biz yaptık, onlar yıktılar; biz yaptık, onlar yaktılar. Halkımız, hatta krallarımız tutsak oldu. Ailelerimiz dağıldı.
Tarlalarımızı, bahçelerimiz bakımsızlıktan kurudu; hayvanlarımız açlıktan öldü ve böylece kökü binlerce yıl önceye dayanan ulusumuz yoruldu, dayanamayacak hale geldi ve içimize yavaş yavaş sızıp bizi yiyen yabancıların kucağına bırakıverdi kendini.
Onlar yönetiyor bizi şimdi. Topraklarımıza ilkel geldiler; sayemizde uygar olmaya başladılar. Ne yazıdan, ne tarımdan, ne sanattan, ne dinden, ne okuldan, ne attan, ne arabadan, ne aydan, ne yıldan haberleri vardı. Hepsini bizden öğrendiler.
Sonra da 'biz yaptık, biz bulduk' diye övünmeye başladılar. Hep korkuyorum, bir gün gelecek, adımız da uygarlığımız da unutulacak. Biz ne yaptık, ne başardıysak hepsini onlar üstlenecek."
Ludingirra işte bu duruma katlanamayarak bir karara varır. Gerçi bu karara varması için epey bir düşünme ve üzülme süreci geçer ama sonunda karara varır.
"Bu durum beni yıllardan beri üzüyordu. Ben küçük bir adamım, bunu önlemek elimden gelmez diye yakınıyordum. Bir gün birdenbire aklıma geldi. Ben bir yazar olduğuma göre, ulusumuzun bulduklarını, başardıklarını, geçmişimizi, geleneklerimizi, ne kadar uygar olduğumuzu, gerek Sumerliliklerini unutmaya başlayan gençlerimize, gerek daha sonra gelecek kuşaklara neden yazılarımla bildirmeyeyim dedim ve yaşamöykümü yazmaya karar verdim. Böylece her tarafa, herkese, her çağa ulaşacağımı umut ediyorum."
Yazının gücü muhteşemdir. Ludingirra'nın tüm tasası gerçeklerin gelecek kuşaklar için bilinmemesidir. Neyse ki arkeologlar böyle bir şeye izin vermediler. Çünkü Ludingirra yaklaşık 3 bin yıl önceden "Bizim uygarlığımız belki binlerce yıl sonra yaşayan insanlara da geçecek. Bizim attığımız temeller üzerine yenilerini koyacaklardır. Ah! Onlar da bizi hatırlayıp bıraktığımız kültür mirası için teşekkür edebilseler!..." diyor.
Bu haklı tasayı aşmak için harekete geçerek insanlığa bir uygarlığı anlatan Ludingirra'ya bir değil binlerce teşekkür sunuyoruz.
Merak etme Ludingirra, bu topraklardaki bizler, yani torunların seni hep hatırlayacağız. (Muazzez İlmiye Çağ, Sumerli Ludingirra, Kaynak Yayınları, 3. basım, S.12-13)
-----------------
Siz Ludingirra'ya tesekkur ederken, ben de size Noah Kramer ile tesekkur edeyim.
Muazzez Ilmiye Hanimin kitabini herkes kendi alip okumali..
Bazi Sumer deyim ve Atasozleri.. *Donanimca gucsuz devlet,
Kapilarindaki dusmani kovamaz.
Sen gider dusmanin ulkesini ele gecirirsin;
Dusman gelir senin ulkeni ele gecirir.
*Bir efendin olabilir, bir kralin olabilir,
Ama asil korkulacak adam vergi memurudur!
* Sevismeden gebe kalinabilir,
Yemeden semirilebilir mi!
* Seni suya koysalar, suyu kirletirsin,
Bahceye koysalar, meyveler curumeye baslar!
* Olu mahkûmuz, harcayalim;
Uzun yasayacagiz, biriktirelim.
* Ilk arpa iyi urun verecek – nereden bilelim?
Son arpa iyi urun verecek – nereden bilelim?
*Yoksul icin, olmek yasamaya yegdir;
Ekmegi varsa, tuzu yoktur,
Tuzu varsa, ekmegi yoktur
Eti varsa, kuzusu yoktur,
Kuzusu varsa eti yoktur.
*Cok gumusu olan mutlu olabilir,
Cok arpasi olan mutlu olabilir,
Ama hicbir seyi olmayan uyuyabilir.
*Ben soylu bir kuheylanim,
Ama bir katirla birlikte kosuldum,
Bir yuk arabasini cekmem,
Kamis ve sap tasimam gerekiyor.
*Eli agizdan cikanla (yani yazdirilan sozcukle) uyumlu isleyen bir yazman,
Gercek bir yazmandir!
*Sumerceyi bilmeyen bir yazman,
Ne bicim yazmandir!
*Oturakli biri icin mi, ucari biri icin mi,
Kime saklamaliyim askimi?
*Bir kadina ya da cocuga bakmayan kisinin,
Burnuna yular takilmamistir (mahkumlarin burunlarina takilan, bir halkadan gecirilen kayisa gonderme)
*Karim tapinakta (sozcugu sozcugune cevrilirse, “disaridaki kutsal alan”),
Anam irmak kenarinda (olasilikla dinsel bir torende)
Ben de burada acliktan oluyorum.
*Evde huzursuz bir kadin,
Derde dert katar.
*Zevki icin: evlenmek.
Yeniden dusununce: bosanmak.
Sevincli bir yurek: gelin.
Kederli bir yurek: guvey.
*Col matarasi insanin hayatidir.
Pabuc insanin gozudur,
Karisi insanin gelecegidir,
Ogul insanin siginagidir,
Kiz insanin kurtulusudur,
Gelin insanin bas belasidir.
Dostluk bir gun surer,
Akrabalik hep devam eder.
*Okuz surer,
Kopek derin evlekleri bozar.
Kopektir; evini bilmez.
*Demircinin kopegi orsu devirememis;
Onun yerine su kabini devirmis.
*Daha tilkiyi yakalamadan,
Boynuna takacagi laleyi hazirliyor.
*Yabani okuzden kacarken,
Onume sigir cikti.
El ele, bir insanin yuvasi kurulur;
Karin karina, bir insanin yuvasi yikilir.
Bey gibi bina yapan, kole gibi yasar;
Kole gibi bina yapan, bey gibi yasar.
(S.Noah Kramer, Tarih Sumer’de Baslar)Sevgili arkadaşım sayın Kaman paylaşmış.