Gönderen Konu: Kader Gerçeği  (Okunma sayısı 829 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Kader Gerçeği
« : Mayıs 09, 2008, 11:49:46 ÖÖ »
Kader Gerçeği

Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Gerçekten Allah, bilendir,hüküm ve hikmet sahibidir. (İnsan Suresi, 30)

Beynimiz bizi aldatıyor mu? Bilinç mi beynin ürünü, beyin mi bilincin?


  Bilinç, Beynin Kuklası! (mı?)

Kararlarımız, seçimlerimiz önceden mi belirleniyor? Benliğin sırrını çözmeye çalışan nörofizyologlar bilincin herşey olup bittikten sonra devreye girdiğini keşfetti: Öyleyse, hep geçmişte yaşıyoruz ve bilincimiz, yaşananları yarım saniye sonra gösteren bir " monitör" gibi...
 

Sibernetik uzmanı ve bilimkurgu yazarı Stanislav Lem, "Yıldız Güncesi" adlı öykü kitabında bir mucitten söz eder. Bu mucidin evinin altındaki laboratuarda, yavaşça ve sürekli olarak dönen bir varile sayısız kablolarla bağlı 12 adet kutu vardır. Mucit, ziyaretine gelen yeğenine gördüğü mekanik kutuların her birinde bir insanın yaşadığını söyler. " Nasıl olur" diyen şaşkın yeğenine açıklamaya başlar:

"Varil, kutu - insanların kendi dünyalarında algıladığı bilgileri gönderiyor. Zaten algıladığımız dünya, beyinde belirli noktaların hafif bir elektrik akımıyla uyarılması değil midir? Ben senin beyninde gül kokusu için oluşturulan noktayı uyarsam, ortada gül olmadığı halde gül kokusu aldığını sanırsın. Kutularımdaki insanlar da öyle. Dönen varilden, onlara kendi dünyaları için gerekli tüm bilgiler ulaşıyor. Her biri ayrı bir kişi; başka insanlarla konuşuyor, dünyasında gökyüzünü görüyor, gerektiğinde acı çekiyor ya da aşık olabiliyor. Dünyaları tıpkı bizimki kadar gerçek. İçlerinden biri öğretmen. Hatta bir papaz bile var..."

Mucidin en sevdiği kutu - insan ise kendi dünyasının delisi. Israrla herkese, kendilerinin yaşamadığını, gerçekte birer kutu olduklarını ve birisinin onları varetmek için gerekli algıları gönderdiğini anlatmaya çalışıyor.

Kararı veren "Ben" miyim?
İnsanoğlunu diğer türlerden ayıran en önemli özelliği " bilinci." Ancak çok eskilerden beri çözülmeye çalışılan bu sırrı ne filozoflar, ne anatomi bilginleri ne de günümüzün nörofizyologları aydınlatabildi. Fransız filozof Rene Descartes'ın, " Düşünüyorum, öyleyse varım " diyerek bilincin ve hür iradenin zaferini ilan ettiği ve ruhu bedenden ayırdığı dönemden üç yüz yıl sonra, benlik araştırmacıları ve nörologlar tersine bulgular elde ediyor.

Gelişmiş yöntemlerle beyin üzerinde yapılan deneylerde, benliğin sır perdesi aralanmak bir yana, daha da gizemli bulgular ortaya çıkıyor. Bunlardan en çok tartışılanı, Benjamin Libet'in deneyleri. Kaliforniya Üniversitesi'nde nörofizyoloji profesörü olan Libet, beyin ameliyatlarının narkoz verilmeden, yani hastanın bilinci tamamen yerindeyken yapılabilmesinden yararlanıyor. Libet, bilimkurgu yazarı Lem'in öyküsündeki mucit gibi deneklerin beyinlerini küçücük elektrik akımlarıyla uyarıyor. Onlar da beyinlerinde uyarılan bölgeye göre bir melodi veya tanıdık bir ses duyuyor ya da " başlarından geçmiş" bir olayı algılıyorlar.

Buraya kadar herşey yolunda. Çünkü Dünya'nın Güneş etrafında döndüğü nasıl artık gizemli olmaktan çıktıysa, tüm düşünce ve algıların kontrol merkezinin de beyin olduğu uzun zamandır biliniyor. Ancak Libet, büyük beynin dış kısmında ( cortex) yine bazı noktaları uyararak deneklerde ellerine dokunulduğu algısı yarattığında onlar, bu "dokunuşu" neredeyse yarım saniye önce hissettiklerini söylüyorlar.

Kader yarım saniye önde
Bu imkânsız gibi görünen olgunun Libet'e göre tek açıklaması şu: " Normalde tüm algılar beyne iletiliyor. Burada bilinçaltında değerlendirilip yorumlanırken, ben(lik) hiçbir şeyin farkında değil. Muhayyilemizde canlanan, yani farkına varabildiğimiz bilgilerse epeyce uzun bir gecikmeden sonra, cortex'e -bilincin konuşlandığı bölgeye- gönderiliyor. "

Tabii tüm olup bitenlerin, yani kısa süre öncesinde de olsa geçmişte yaşadığımızın farkında olsak, insan dünyayı sürekli rüyada gibi algılardı. Hatta muhtemelen bu tutsaklıktan kurtulmaya çalışan her insan, en az Alman filozof Martin Heidegger gibi giderek soyutlaşan düşünceler üretmek zorunda kalırdı.

Görevlerinden biri bizi bu korkunç çıkmazdan korumak olan beyin, bu yüzden zamanı bilincimiz için yeniden düzenler. Yani Libet'e göre benliğe, şimdiki zamanı yaşadığı yalanını söyler. Libet, deneklerinde beynin dış bölgelerini doğrudan uyardığında bilinç, bir dokunuş olduğunu kaydeder, alışık olduğu her zamanki işlem süresini hesaplar ve sonucunda dokunuşun yarım saniye önce gerçekleştiği kararına varır.

Libet'in bundan sonraki deneyleriyse insanın hür iradesine olan "inancını" yıkacak nitelikte. Araştırmacı, deneklerden parmaklarını hareket ettirmelerini ister. Hareket anını kendileri belirleyecektir. Bu esnada beyinlerindeki faaliyet izlenir. Ve yine, içine " kader" gibi rasyonel olmayan kavramları bile sığdırabileceğimiz, o neredeyse yarım saniyelik gecikmeye rastlar. Denekler parmaklarını hareket ettirmeye karar verdikleri andan önce, ilgili beyin hücreleri faaliyete geçmiştir.

Bilinçaltını, hakkını vererek divana yatıran Dr. Sigmund Freud bile günlük yaşamın bu derece bilinçdışı geliştiğini akıl edememiştir. Örneğin önünüzde duran kahve fincanından bir yudum almaya karar verdiğinizde, öyle bir kararı "tek başınıza" verdiğinizi sanıyorsunuz. Ya da sabahleyin dolaptaki kazaklarınızdan mavi baklava desenli olanını seçerken... Oysa beyniniz, sözkonusu kazağı giymeyi düşündüğünüzden saniyenin en az üçte biri kadar önce hangisini seçeceğinize karar vermiş ve gerekli mekanizmaları çoktan çalıştırmaya başlamıştır.

Cinayetin işlendiği an
Bu durumda, Dorris Dörrie'nin "Ben ve O" filminde kendi aralarında konuşan ve sahiplerine sormadan karar verebilen cinsel organlar gibi, beyinlerin de kendi kafasına göre "yaşadığı" bir dünyada mı yaşıyoruz? Benliğimizin son alınan kararları salt bir tür monitör gibi yansıttığı bir dünya...

O halde "ben" kimdir? Deneysel yöntemlerle çalışan bilinç araştırmacı nörofizyologlar bile ortaya çıkan sonuçlar karşısında ister istemez kendilerini felsefi yaklaşımların içinde buluyorlar. " Descartes'ın Yanılgısı" adlı kitapta düşüncelerini toparlayan Profesör Antonio Damasio da, Libet'in "geçmişte yaşadığımız" görüşüne katılıyor. Iowa Üniversitesi'nde araştırmalarını sürdüren nörolog, " Şimdiki zaman asla mevcut değil. Dünyayı algıladığımız benlik, olayları her zaman geriden takip ediyor. Dolayısıyla varoluş, bilinci biçimlendiriyor" diyor. Descartes'ın "ruh ile bedeni birbirinden ayırarak " hata ettiğini savunan "Altın Beyin Ödülü" sahibi Damasio'ya göre; "Varım, bu yüzden düşünüyorum."

Peki şimdi bu yeni gerçekler ışığında, cinayet işleyenler bile savunmalarında "Tetiği çeken aslında ben değildim " derse ne yapılacak? Yargıç, beyninde zaten alınmış bir kararı uyguladığını gören kişiyi cezaevine gönderdiğinde, suçu "geçmişin monitörlüğünü" yapmak olan bilinci fazlasıyla cezalandırmış olmayacak mı? Bir diğer olasılık, nörofizyolog ve felsefeci psikiyatristlerden oluşan bir heyetin, sanığın ne derece bilinçli davrandığını değerlendirmek amacıyla o yarım saniyelik süre içinde benlikle bilinçaltı arasındaki bağı " ölçmesi." Suçluluk derecesi tabii bu ölçümlere göre değerlendirilecek. Buradaki tek sorun, bilinçaltı bir kere incelenmeye, dolayısıyla yargılanmaya başladığında, yargıcın beyninin bile sanığınkinden çok daha büyük suç unsuru oluşturabileceği. Çünkü bilinçaltında işlediğimiz suçları, yaptığımız zinaları ya da kötülükleri tahmin etmek bile çok güç.

EN GELİŞMİŞ BİLGİSAYAR
Durmaksızın çalışan beyin, yeryüzünde en gelişmiş bilgisayarın bile ulaşamadığı bir kapasiteyle yüz milyonlarca bilgi birimini değerlendiriyor. Nörologlar, yalnızca gözlerden her an on milyon dolayında bit'in beyine ulaştığını tahmin ediyor. Hatta dışarıdan hiç bilgi almaması, " karanlıkta" kalması dahi akıl almaz şekilde çalışmasına engel değil. Bedenin hormonal dengesinden sindirimle dolaşım sistemlerine ve tüm kas hareketlerine dek herşeyi o yönetiyor. En küçük sesi bile kaydedip değerlendiriyor. Oysa bilincin bundan haberi olmuyor. Duyulardan beyne akan bilgi selinin bilince ulaşan bölümü, yalnızca çok küçük bir oranı. Zaman zaman aklımıza bir fikir ya da unutulan bir isim geldiğinde ise benliğe bir anlığına, sürekli hareket halindeki bilinçaltından bir bilgi kırıntısı ulaşmış oluyor.

Melih Kafa
Bu yazı Garildi Arşivinden alınmıştır

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
BİLİMİN İSPATLADIĞI GERÇEK, YAŞANMIŞ KADERİNİZİ SEYREDİYORSUNUZ.
« Yanıtla #1 : Ağustos 29, 2008, 09:43:34 ÖS »
BİLİMİN İSPATLADIĞI GERÇEK: YAŞANMIŞ KADERİNİZİ SEYREDİYORSUNUZ!  
  
    Bir atom parçacığının nerede ve ne hızda hareket edeceğini 43 saniye önceden tespit eden bir model geliştiren Hollandalı fizikçi Hooft, kaderin varlığını bilimsel olarak ispatladı.
 
    Kader, Allah'ın geçmiş ve gelecek tüm olayları bilmesidir. "Yaşanmamış olaylar", bizim için yaşanmamış olaylardır. Allah ise zamana ve mekana bağlı değildir bu kavramlardan münezzehtir çünkü tüm bunları yaratan Yüce Rabbimiz'dir. Bu nedenle Allah için geçmiş, gelecek ve şu an hepsi birdir ve hepsi olup, bitmiştir. Ve bu durum yalnızca doğa olayları,  doğum, ölüm, hastalık veya savaşlar gibi belli başlı konularla sınırlı değildir. İnsanın kendi yaşamıyla ve davranışlarıyla ilgili en küçük ayrıntı dahi kaderinde belirlidir. Allah, Kuran'da, insanların yaşadıkları herşeyin önceden bir kitapta yazılı bulunduğunu şöyle bildirir.
 
    Kader Gerçeğinin Bilimsel İspatı
    Bu konuyu ele alan bir araştırmanın son derece çarpıcı bilimsel sonuçları geçtiğimiz günlerde Amerika'nın dünyaca ünlü bilim dergisi New Scientist'a kapak oldu. Nobel ödüllü Gerard Hooft'un yeni sonuçlandırdığı 10 yıllık araştırma, kader kavramını somut ve bilimsel delillerle ortaya koydu ve bilim dünyasında çok büyük yankı uyandırdı. Araştırmanın bir diğer dikkat çekici yönü ise, kader kavramına karşı çıkan bilim adamlarının bugüne kadar dayanak gösterdiği teoriyi çürütmüş olmasıydı.
    Araştırma kapsamında Hooft, "Bir parçacığın nerede ve ne hızla hareket ettiğini" aynı anda tespit etme olanağı sağlayan bir model geliştirdi. Hooft, bir atomun 43 saniye sonra nasıl hareket edeceğini önceden bilme kapasitesine ulaştı.
New Scientist tarafından dünyanın en iyi matematikçileri arasında gösterilen John Conway ile Simon Kochen, araştırmayı "özgür irade" kavramının ölümü olarak yorumluyorlar. Princeton Üniversitesi'nde görev yapan Conway şöyle diyor:
"Eğer Hooft gibi bir insan atomun konumu ve hareketini aynı anda tespit edebiliyorsa, üstün bir zekaya sahip olan bir varlık evrendeki tüm parçacıkların etkileşimini takip edebilir. Bir başka deyişle özgür irademizle yaptığımız seçimlerin belirsizliğinin ardında belirleyici bir düzen vardır."

    Kader Gerçeğinin Anlaşılmasının Önemi
    Yüce Rabbimiz'in Kuran ayetleri ile bizlere bildirdiği, yukardaki araştırma sonucunun da ortaya koyduğu gibi, kaderin varlığı apaçık bir gerçektir. Bu önemli gerçekten uzak yaşayan insanlar, tüm yaşamları boyunca hep endişe ve korku içinde iken, kadere iman eden ve hayatını bu gerçek doğrultusunda sürdüren insanlar çok büyük lükse sahiptir. Örneğin kaderi düşünmeden yaşayan insanlar, çocuklarının geleceği için tevekkülsüzce endişelenirler. Hangi okulda okuyacağı, nasıl bir meslek sahibi olacağı, sağlığının nasıl olacağı, nasıl bir hayat süreceği gibi konularda sürekli bir sıkıntı ve endişe taşırlar. Elbette ki bu konularda kaderi unutmadan çeşitli önlemler almak, planlar yapmak normaldir. Ancak unutulmamalıdır ki, her insanın, daha tek bir hücre olduğu halinden ilk okuma yazma öğrendiği ana, üniversite sınavında verdiği cevaplardan hayatı boyunca hangi şirkette ne iş yapacağına, hangi kağıtlara kaç kez imza atacağına, hangi gün hangi yemeği yiyeceğine, hangi gün nerede ve ne şekilde öleceğine kadar her dakikası Allah Katında bellidir. Bu olayların tümü, Allah'ın sonsuz hıfzında saklı olarak durmaktadır. Örneğin şu anda, bu insanın cenin hali, ilkokuldaki hali, üniversitedeki hali, 35. yaş gününü kutladığı anı, işine başladığı ilk günü, öldüğünde melekleri gördüğü an, yakınları tarafından defnedildiği ve ahirette Allah'a hesap verdiği anlar, tek bir an olarak Allah'ın Katında bulunmaktadır.
O halde, her anı Allah'ın Katında yaşanmış, görülmüş ve halen Yüce Allah'ın hafızasında hazır bulunan bir hayat için endişelenmek, korku duymak, üzülmek ve onu kendi çabası ile değiştireceğini düşünmek büyük bir gaflettir. Bir insan ne kadar çabalarsa çabalasın,  ne kendisi, ne çocuğu, ne de yakınları için Allah Katında hazır bulunan hayatı değiştiremez. Öyle ise, akıl ve vicdan sahibi bir insanın bu gerçeği kavrayarak, Allah'a ve  Allah'ın yarattığı kadere gönülden teslim olması gerekir.
 
Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır.
(Hadid Suresi, 22)


 
    Kader Gerçeği Allah'ın Sonsuz İlminin ve Kudretinin Tecellisidir
    Bir insan tüm hayatını bir film şeridi olarak düşünürse, biz bu şeridi video kasetten seyreder gibi seyrederiz ve kasedi ileri almak gibi bir imkanımız yoktur. Yüce Rabbimiz ise, tıpkı bu film şeridinde olduğu gibi hayatımızın tamamını aynı anda görür ve bilir. Zaten bu filmi tüm detaylarıyla tespit etmiş ve yaratmış olan O'dur. Biz nasıl bir cetvelin başını, ortasını ve sonunu bir kerede görebiliyorsak, Allah bizim bağlı olduğumuz zamanı başından sonuna kadar tek bir an olarak sarıp kuşatmıştır. İnsanlar ise sadece zamanı gelince bu olayları yaşayıp, Allah'ın onlar için yarattığı kadere tanık olurlar. Bu, dünya üzerindeki bütün insanların kaderleri için bu şekildedir. Bugüne kadar yaratılmış ve bugünden sonra da yaratılacak olan bütün insanların dünya ve ahiretteki hayatları, her anları ile   Allah'ın Katında hazır ve yaşanmış olarak bulunmaktadır. Allah'ın sonsuz "hıfzı"nda, milyarlarca insanla birlikte tüm canlıların, gezegenlerin, bitkilerin, eşyaların kaderinde yazılı olaylar da hiç eksilmeden veya kaybolmadan durmaktadır. Kader gerçeği, Allah'ın Hafız (Muhafaza eden, Koruyan) sıfatının, sonsuz gücünün, kudretinin ve büyüklüğünün tecellilerinden biridir.
 
    Yanlış Bir Kader Anlayışına Dikkat!
    Bu noktada belirtilmesi gereken çok önemli bir nokta, yanlış bir kader anlayışından kaçınmak gerektiğidir. Bazı insanlar, "nasıl olsa kaderimde ne varsa o olacak, o zaman benim hiçbir şey yapmama gerek yok" diyerek çarpık bir kader anlayışı geliştirirler. Her yaşadığımızın kaderimizde belli olduğu bir gerçektir. Biz daha o olayı yaşamadan önce o olay Allah Katında yaşanmıştır ve bilgisi de tüm detayları ile Allah Katındaki Levh-i Mahfuz isimli kitapta yazılıdır. Ancak, Allah her insana sanki olayları değiştirme, kendi karar ve seçimine göre hareket etme imkanı varmış gibi bir his verir. Örneğin insan, su içmek istediğinde bunun için "kaderimde varsa içerim" diyerek oturup beklemez. Bunun için kalkar, bardağı alır ve suyunu içer. Gerçekten de kaderinde tespit edilmiş bardakta, tespit edilmiş miktarda suyu içer. Ancak, bunları yaparken kendi iradesi ve isteği ile yaptığına dair bir his duyar. Ve hayatı boyunca bu hissi her yaptığı işte yaşar. Allah'a ve Allah'ın yarattığı kaderine teslim olmuş bir insan ile bu gerçeği kavrayamayan bir insan arasındaki fark şudur: Teslimiyetli olan insan, kendi yaptığı hissini yaşamasına rağmen, bunların tümünü Allah'ın dilemesi ile yaptığını bilir. Diğeri ise, her yaptığını kendi aklı ve gücü ile yaptığını zannederek yanılır.
 
Kader denilince anlaşılması gereken, küçük büyük, herhangi bir ayrım olmaksızın tüm olayların, davranışların ya da kararların önceden takdir edilmiş olduğudur. Kaderinizde çay içmek varsa çay içer, tatlı yemek varsa tatlı yersiniz. Yaptığınız seçim size bu yönde verilen bir his dolayısıyladır. Hayatınız boyunca buna benzer sayısız tercih yaparsınız. Nasıl ki doğumunuz, geçireceğiniz hastalıklar, evliliğiniz veya ölümünüz Allah Katında belirli ise, yapacağınız tercihlerin tümü de Allah'ın dilemesi ile yapacağınız ve O'nun Katında yapılmadan önce bilinen tercihlerdir.
 
    Örneğin, bir hastalığı olduğunu öğrenen teslimiyetli bir insan, bunun kaderinde olduğunu bildiği için son derece tevekküllü davranır. "Allah bunu kaderimde yarattığına göre, mutlaka büyük bir hayır vardır" diye düşünür. Ama "nasılsa kaderimde iyileşmek varsa iyileşirim" diyerek tedbir almadan beklemez. Aksine, olabilecek tüm tedbirleri alır. Doktora gider, beslenmesine dikkat eder, ilaçlarını alır. Ancak gittiği doktorun, doktorun uyguladığı tedavinin, aldığı ilaçların, bunların kendi üzerinde ne kadar etkili olacağının, iyileşip iyileşmeyeceğinin, kısacası her detayın kaderinde olduğunu unutmaz. Bunların hepsinin, Allah'ın hafızasında, daha kendisi dünyaya gelmeden önce hazır olarak bulunduğunu bilir.
    Küçük büyük her türlü olayın, Allah'ın bilgisi dahilinde gerçekleştiği ve bir kitapta kayıtlı olduğu gerçeği bir ayette şöyle haber verilir:
    Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)
 
Kochen ise konuyu şöyle bir örnekle anlatıyor:
 "Önünüze bir dilim çikolatalı, bir dilim çilekli kek getirildiğini düşünün. Çikolatalı keki yemeye başladığınızda, bunun kendi seçiminiz olduğunu düşünüyorsunuz. Oysa ki çikolatalıyı yiyeceğiniz zaten belliydi. Biz özgür olduğumuzu düşünüyoruz. Eğer Hooft'un modeli hatalı değilse özgürlüğümüz sınırlı bir ilüzyondan ibaret olabilir."

------------------
SORU:
Acaba bir gayrı müslim ya da farklı inançlardan olanlar bunu nasıl izah edebilir?
Peki katil için bu bilgiler ışığında ne diyebileceğiz?
Bilim adına bukadar safsatayı nasıl bir araya getirebiliyorlar?

A.Dursun

Yorumlar için....
http://ahmetdursun374.blogcu.com/evrim-bilimin-ispatladigi-gercek-yasanmis-kaderinizi-seyrediyorsunuz_863034.html

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
TANRI PARÇACIĞI
« Yanıtla #2 : Ağustos 29, 2008, 09:53:12 ÖS »
Gönderilen bir emaili buraya aktarmak istiyorum. Şu anda amerikada doktora yapan bir arkadaşın mailidir.

Aziz dostum,

yaptigim calisma hizlandiricilar ile ilgili.CERN Isvicre de. Burada 2007 acilacak sekilde bir
hizlandirici yapiyorlar. Ismi LHC (Large hadron collider). Bu hizlandirici proton ile protonu
carpistiracak. Her protonun 7 tera elektron volta kadar hizlandiracak. Carpisma 14TeV lik olacak. LHC circular bir hizlandirici. Bu halkanin yarisi Isvicre topraklarinda, yarisi da Fransa da.
Bu projeye dunyanin bir cok yerinden universiteler omuz veriyor.Turkiye den Bogazici, odtu, cukurova.
Bu hizlandiricinin uzerinde bir kac tane detektor konuluyor. En onemli ikisi CMS ve ATLAS detektorleri.
Carpisma sonucunda 14TeV lik enerji, E=mc^2 ile kutleye donusecek. Bu sayede buyuk kutleli parcaciklar var ise onlar uretilecek. Yani bu deney, yeni su ana kadar gozlenmemis parcaciklar bulacak diye umuluyor.

Carpisma sonucu olusan ve daha kucuk kutlelere decay eden parcaciklar bu detektorlerin icine yagacak.
Detektorler celik ve sinyal toplayici maddelerden olusuyor. Parcacik girecek, detektorun obur kismindan akim elde edilecek. Biz bu elektronik sinyalleri kullanarak giren parcaiklari, onlarin hangi parcaiklardan geldigini, varsa yeni parcaiklari bulamay calisacagiz.

Benim tezim CMS detektoru ile ilgili. Bu detektorun ve hizlandiricinin bilgisayarda simulasyonlari yapilmis durumda. Yani deneyi simdiden bilgisayarda yapabiliyoruz. Henuz deney gercek data uretmedigi icin, bilgisayarda data uretip, analiz ettim. Bu benim
tezim olacak ins.
Fakat hayali datalarla doktora alamayacagimiz icin, bu yaz buraya geldik. CMS detektorunun bir kac onemli parcasini parcaciklarla (beam) ile test ediyoruz.
Yuksek enerjili elektron, pion filan gonderip, cikan akima bakiyoruz. Enerji kalibrasyonu yapiyoruz. Bu sekilde elde edilen datayi analiz edip tezime koymam gerekiyor mezun olabilmek icin.
Bu anlattigim seyler devasa projeler aslinda. Burada bu test calismalar icin dunyanin dort bir yerinde gelmis insan var. Ben sadece ogrenmeye calisiyorum, ufak tefek yardim ediyorum.

LHC kendisinden cok sey beklenilen bir deney. Fizigin bazi teorileri yikilacak, azilari yerini saglamlastiracak deniyor bu deney sayesinde. Cunku bir cok teori var, supersimetri gibi, deneyle desteklenemedigi veya curutulemedigi icin ortalikta
geziyor. LHC bir cok seyi degisitirecek deniyor.

En cok da aranan ve bulmak istenilen parcacik Higgs parcacigi. Bu cok populer bu aralar. Higgs Electromagnetic alan gibi bir alan. Higgs alani. Ayni zamanda parcaik. EM alanin parcacigi foton mesela.
Higss alanin parcacigi da Higgs. Bu alan uzayi doldurmus durumda. Bir cesit Higgs denizi icinde yuzuyoruz yani. Ve bu alan parcaciklara kutlesini veren alan deniyor. Neden elektron 0.5 MeV/C^2. Kutleyi nereden aliyor. Kutlenin evrende sebebi ne.
Iste bunun cevabi Higgs diyorlar. Temsil yaparsak, mesela sudaki agirligimiz ile havadaki agirligimiz ayri. Parcaiklarin agirligi icinde yuzdukleri Higgs ten oturu diyorlar. Bazi kendini bilmez bilim adamlari Higgs parcacina God particle bile dediler. Varligini
matematikle ispat ettiklerini soyluyorlar. Ama bulunma ihtimali esit sanirim. LHC varsa eger bu parcacigi bulacak diyorlar.
KAYNAK

http://www.fizikogretmeni.com/higgs-parcaciklari-esir-maddesimidir/
****
MÜTHİŞ BİR BULUŞ !!!

"Düşen meteorda" yaşamın kökeninin "uzaydan" gelmiş olabileceğine dair kanıt bulundu 
 Gerçeğe adım adım yaklaşış...
* İnsanoğlu acaba, uzaydan gelmiş olan bir bakteri mi ?..
* Uzaylılar, insanoğlunun
efendileri mi ?

Bilim adamları, yaşamın kökeninin uzaydan gelmiş olabileceğine dair kanıt buldular.

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) bilim adamları, 2000 yılında Kanada’daki donmuş Tagish Gölü’ne düşen bir gök taşı (meteorit) üzerinde yaptıkları analizlerde, meteoritin Güneş’ten de eski organik maddeler içerdiğini tespit ettiler.

Böylesi bir maddenin Dünya’da yaşamın gelişiminde hayati rol oynadığı tezi üzerinde duran bilim insanları, meteoritin yapısındaki materyalin büyük bölümünün Güneş Sistemi ile aynı yaşta, ancak gök taşındaki mikroskobik organik "damlacıkların" çok daha eski olduğunu belirlediler.

NASA’nın Texas eyaleti Houston kentindeki Johnson uzay merkezinden Scott Messenger, organik maddenin meteorit doğduğunda muhtemelen oluşmadığını, zira Güneş Sistemi’nin o sırada yaşama olanak vermeyecek derecede çok soğuk olduğunu belirterek, "yaratık" maddenin Güneş Sistemi’nin dışından gelmesinin olası olduğunu kaydetti.

Tagish Gölü’nde bulunan gök taşının çok iyi korunmuş durumda olmasından ötürü farklı bir özellik taşıdığını belirten bilim adamları, dilimlere ayırdıkları meteoritin elektron mikroskobuyla incelenmesinde, "geniş çapta karbon, hidrojen, nitrojen ve oksijen" içeren "damlacıkları" tespit ettiklerini kaydettiler.
 
Kaynak:
http://www.haberevi.com/bugun/kategori_haberi.php?ID=101149
**
Uzaydan dünyayı projektör gibi tarayan sinyal keşfedildi.


 Avrupalı astronomlar, uzaydan gelerek Dünya’yı projektör gibi tarayan çok yüksek enerjiye sahip sinyal keşfetti.

Şimdiye kadar tespit edilen sinyalden yüz bin kat daha yoğun olan bu gama ışınımı, LS 5039 adı verilen yıldız çiftinden geliyor. Çift, Güneş’ten 20 kat büyük bir yıldızla nötron yıldızı ya da kara delik olabilecek fazlasıyla yoğun bir gökcisminden oluşuyor.

Evrenin derinliklerinden gelen sinyaller, 60’lı yıllardan beri biliniyor. İlk zamanlarda bu sinyalleri dünyalılarla haberleşmek isteyen uzaylıların gönderdiği bile düşünülmüştü.

Bu sinyalleri, genellikle kendi çevrelerinde çok hızlı dönen "pulsar" (atarca) adlı minik yıldızlar yayıyor. Bu yıldızlar, kutuplarından elektromanyetik parçacık saçıyor. Yıldız kendi etrafında döndüğü için, bu enerji demeti, uzayı tıpkı deniz feneri gibi tarıyor ve Dünya’dan da belli aralıklarla tespit edilebiliyor.

Grenoble (Fransa) gözlemevinden Gillaume Dubus, AFP muhabirine bilgi verirken, şimdiye kadar bine yakın "pulsar" belirlendiğini, bunların sadece 10 kadarının güçlü gama ışını yaydığını, ama bunların en güçlüsünün bile LS 5039’un ışınımı karşısında çok cılız kaldığını belirtti.

"Pulsar" sinyallerinin modülasyonu (aralık), birkaç saniyeyle birkaç milisaniye arasında değişiyor. Buna karşılık LS 5039’un yaydığı sinyal modülasyonu ise 3,9 gün. Uzmanlar, bu durumu anlamaya çalışıyor.

"Astronomy and Astrophysics" dergisinde yayımlanan çalışma, Fransız ve Alman astronomlarca Namibya’daki HESS gözlemevinde dört teleskop kullanılarak yürütüldü.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Büyük Hadron Çarpıştırıcı.
« Yanıtla #3 : Ağustos 30, 2008, 02:33:45 ÖÖ »
Büyük Hadron Çarpıştırıcı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), aralarında bazı araştırmacıların da bulunduğu bir grup Avrupalı vatandaşın, "Büyük Hadron Çarpıştırıcı" aleyhindeki başvurusunu reddetti.



Alman kaos teorisyeni Otto Rössler'in etrafında bir araya gelen insanların, AB'nin nükleer araştırma merkezi (CERN)'in 10 eylülde hizmete sokacağı laboratuvarda yapılması planlanan "parçacık çarpıştırma" deneyine mani olabilmek için salı günü verdikleri dilekçeyi değerlendiren AİHM, başvuruyu bugün reddetti.

Kainatın oluşumuyla ilgili "büyük patlama" teorisini doğrulayabileceği düşünülen deneye itiraz edenler, deney sonucu "dünyayı yutabilecek mini kara delikler" ortaya çıkması ihtimalini öne sürüyor ve Fransa-İsviçre sınırındaki CERN laboratuvarının kapatılmasını istiyor.

Vatandaş grubunun sözcüsü Viyanalı Markus Goritschnig, "Deney durdurulsaydı, şimdiye kadar hiç atılmamış bir adım atılmış olacaktı" dedi ve mahkemenin, yine de dava dilekçesini esastan görüşmesini beklediklerini belirtti.

"Mini kara deliklerin, bilinen en tehlikeli nesneler olabileceğini" söyleyen Goritschnig, deneye katılan 26 fizikçinin "ateşle oynadığını" iddia etti.
Bilimadamları, CERN deneyiyle fiziğin başlangıcına, maddenin ilk kez kütle kazandığı ana gitmeyi ve maddenin neden ve nasıl kütle sahibi olduğu sorusunu cevaplandırmayı tasarlıyor.

İsviçre-Fransa sınırında, 27 kilometrelik bir tünel içerisinde bulunan parçacık hızlandırıcıyı harekete geçirmek o kadar kolay değil; önce makinenin 8 ana parçası -271 dereceye kadar soğutulacak. Ardından, 1600 adet süper-iletken mıknatıs düzgün olarak çalıştırılacak. Deney sırasında bütün parçaların senkronize şekilde çalışması şart.

Saniyede 800 milyon parçacık çarpışması olması beklenen "yüzyılın deneyi", yerin 150 metre altında yapılacak. Deneye Türkiye'den de bilimadamları katılıyor.
**************

-----------------
CERN’DEKİ BÜYÜK HADRON ÇARPIŞTIRICISINDAKİ CMS DENEYİ

İsa Dumanoğlu

Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Balcal/Adana

e-mail: dumanogl@cu.edu.tr

CMS KOLLOBARASYONU ADINA ÖZET

ÖZET
CERNde inşaa edilmekte olan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı(LHC)’nda protonlar 14 TeV’lik kütle merkezi
enerjisinde çarpıştırılacaktır. LHC’de yapılacak olan dört tane genel amaçlı deneyden birisi de CMS deneyidir.
CMS deneyinin öncelikli amacı, Higgs’in ve Süpersimetri’nin varlığını araştırmaktır. Bu bildiride CMS deneyi
tanıtılacak ve CMS’te araştırılması planlanan fizik konularından kısaca bahsedilecektir.
Anahtar kelimeler : CMS, Higgs, LHC, Süpersimetri, Dedektör


Tüm detaylar ve ilmi anlatım diliyle görmek için bakınız.
http://kutuphane.taek.gov.tr/internet_tarama/dosyalar/cd/4115/pdf/136.pdf

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Hadronlar.
« Yanıtla #4 : Ağustos 30, 2008, 08:28:03 ÖS »
Kuarklar üçlüler halinde bir araya gelerek, daha pek çok diğer parçacık oluşturuyor. Baryonlar ailesinin bilinen, yaklaşık 120 çeşit üyesi var. Bazılarında üç kuarkın spini de aynı yönde oluyor ve bu durum, toplam spini 3/2 olan, daha ağır veya yüksek enerjili baryonlara vücut veriyor. Dolayısıyla, parçacıkların hepsinde; elektrik yükü e'nin tamsayı katları halinde iken, renk yükü nötür, spin ise 1/2 veya 3/2 oluyor. Dikkat edilecek olursa, protonlarla nötronlar, birinci nesile ait kuark üçlülerinden oluşuyor. Bu hafif kuarkların pek çok farklı dizilimleri var. Örneğin (y-y-y) veya (a-a-a), Δ++ veya çok kısa ömürlü Δ parçacıklarına vücut veriyor. İkinci veya üçüncü nesil kuark üçlülerinden oluşan, daha ağır baryonlar da var. Bunlara 'hiperon'lar deniyor ve bunların ömürleri çok kısa oluyor.
İkili kuark sistemlerinden oluşan mezonlar ailesi ise, sayıca 140 civarında. Hep; bir kuarkla, herhangi bir karşıtkuarktan oluşuyorlar. Örneğin pion parçacığı (π+), bir 'yukarı kuark' ile bir 'aşağı karşıtkuarktan' oluşan bir (y-ak) mezon. Yukarı kuarkın elektrik yükü +2/3, aşağı karşıtkuarkınki +1/3 olduğundan, pionun net yükü +1 oluyor. Renk yükü ise; sözkonusu yukarı kuark ile aşağı karşıtkuark, örneğin 'mavi ve karşıt mavi' gibi birbirinin karşıtı olan renk yüklerine sahip olduklarından; nötür. Spine gelince, bileşimdeki iki parçacığın 1/2 olan spinleri zıt yönlerde eşleştiklerinden, 0 oluyor. Spinlerden birinin diğerine paralel hale getirilmesi halinde bu parçacık, spini 1 olan daha ağır veya yüksek enerjili ro mezonuna (ro+) dönüşüyor. Çünkü atomlardaki elektronların spinlerinin yönlerini paralel hale getirmek birkaç elektron voltluk az miktarda enerji gerektirirken, kuark gruplarında bu işlem MeV'ler düzeyinde enerji gerektiriyor.
Pionun karşıt parçacığı (π-) ise, pionu oluşturan temel parçacıkların karşıtlarından, yani bir aşağı kuark ile bir yukarı karşıtkuarktan (a-yk) oluşuyor. Aşağı kuarkın elektrik yükü -1/3, yukarı karşıt kuarkınki -2/3 olduğundan, karşıt pionun toplam veya net yükü -1 oluyor. Aşağı kuark ile yukarı karşıtkuarkın renk yükleri birbirinin karşıtı olduğundan, renk yükü nötür. Spin ise, bileşimdeki iki parçacığın ½ olan spinleri zıt yönlerde eşleştiklerinden, keza 0 oluyor.
Mezonlar bir temel parçacıkla bir karşıt parçacıktan oluştuklarından dolayı, genelde çok kararsızdır ve hızla diğer parçacıklara bozunurlar. Ancak, bir garip ve yukarı karşıtkuarktan (g-yk) oluşan kaon (K-) mezonu, bu açıdan bir istisna oluşturuyor ve diğer mezonlardan çok daha uzun bir ömre sahip. Bu yüzden bir bakıma 'garip' davranıyor ve 'garip kuark'a adını veren de kaonun bu özelliği.
Baryonlarla mezonlar birlikte, 'hadronlar' olarak anılıyor. Aynı kuark bileşimi, uyarılmış farklı enerji durumlarında olabiliyor ve yandaki şekilde görüldüğü gibi; çok kısa ömürlü, daha ağır parçacıklara vücut verebiliyor.
Bazı mezonlar, örneğin ηc mezonunu oluşturan cc' ikilisinde olduğu gibi, birbirinin karşıtı olan kuarklardan oluşuyor. Bu durumda mezon, kendi kendisinin karşıt parçacığı oluyor.
Üstteki şekil baryon ve mezon ailelerini temsil ediyor. Baryonların üst kısmını oluşturan altıgenin ortasında iki baryon daha var. Nötron ve protonu içeren bu 8′li ailenin üyeleri için spin 1/2 iken, alttaki 10′lu baryon ailesinin üyeleri 3/2 spine sahip. Mezonlar için benzer şekilde, üstteki 8′li aile için spin 0, alttaki 10′lu aile için ise 1. Türk kuramsal fizikçisi Feza Gürsey'in, İtalyan meslektaşı L. Radicati ile birlikte önerdikleri SU(6) grup simetrisi bu spin değerlerini doğal bir şekilde açıkladığı gibi, örneğin 8 ve 10′lu baryon ailelerini bir süperaile içinde başarıyla birleştirerek, deneylerle de kanıtlanan birçok yeni ilişki ortaya koyuyor.
Bu aşamada dikkat edilecek olursa; baryon veya mezon aileleri farklı spin değerleri alabilirken, elektrik yükleri hep e'nin tamsayı katları oluyor. Renk yükü ise, hepsinde nötür. Bu son husus, yani renk yükünün nötür olması, aslında gözlemlenen bütün parçacıklar için geçerli. Yani gözlemlenebilir parçacıkların hepsinin nötür renk yüküne sahip bulunması veya nötürden başka renk yükününün 'gözlenemez' olması gerekiyor. Bu durum kuarkların; oluşturdukları parçacıkların içinde, diğer kuarklarla birlikte hapis olmalarından, yalnız başlarına dışarı çıkamamalarından kaynaklanıyor. Halbuki, örneğin nötron veya proton gibi bir hadronun içindeki kuarklar, çok yüksek potansiyel ve kinetik enerjilere sahipler. Hatta, hadronun kütlesinin %98′den fazlası, kuarkların bu enerjisinden oluşuyor…
Nasıl oluyor da kaçamıyorlar?…
Çünkü; nötron veya proton gibi bir hadronun içindeki kuarklar, sürekli gluon alışverişinde bulunuyorlar ve bu alışveriş, aralarında çok şiddetli bir güçlü kuvvet çekimine yol açıyor.
Kuarklardan biri diğerlerinden uzaklaşmaya kalkıştığında, diğerleriyle arasındaki güçlü kuvvet alanı, tıpkı lastik bir bant gibi geriliyor. Aradaki uzaklık arttıkça, kuvvet alanında, giderek artan miktarda potansiyel enerji birikiyor ve bu birikim belli bir düzeye ulaştığında; güçlü kuvvet alanının koparak, bir kuarkla bunun kaşıtından oluşan yeni bir kuark çiftine vücut vermesi, enerji açısından daha ekonomik oluyor. Çünkü alanda depolanmış olan potansiyel enerjinin bir kısmı, yeni kuarkların kütlelerine dönüşüyor ve böylelikle, aşırı gerilmiş olan güçlü kuvvet alanı, önceki durumuna göre rahatlıyor. Bu süreç sırasında enerji korunuyor ve sonunda, her iki kuarkın da yanında, birer başka kuark belirmiş olduğundan; kuarklar asla tek başlarına kalamıyor ve dolayısıyla, herhangi birinin taşıdığı renk yükü, yalın olarak gözlenemiyor.
Buna karşılık, güçlü kuvvet kuarklar birbirine yaklaştıkça zayıflayarak bildiğimiz 1/r2 kuvvetinden çok farklı davranıyor ve Gürsey-Radicati SU(6) simetisinin altında da zaten, güçlü kuvvetin bu garip özelliği yatıyor.
Bu durum, kuarkların tek başlarına bulunamamalarını gerektirdiği gibi; bir araya gelip parçacık oluşturan kuark gruplarının da, toplam renk yükü sıfır olan sistemlerle sınırlı kalmasını gerektiriyor. Örneğin nötür renk yükü ancak; ya üç farklı renk yükünün bir araya gelmesiyle, ya da herhangi bir renkle karşıtının birbirini nötürlemesiyle mümkün olabiliyor. Bu gruplaşmalar gördüğümüz gibi, baryonlarla mezonlara vücut veriyor. Fakat Standart Model, toplam renk yükü sıfır olduğu sürece, daha kalabalık kuark gruplarına da izin veriyor; örneğin 4′lü, 5′li ve hatta daha fazla sayıda kuark barındıran grupların varlığını mümkün kılıyor. Nitekim 2003 yılında, dörtlü ve beşli kuark sistemleri (tetrakuark ve pentakuark) gözlemlenmiş durumda. Fakat toplam renk yükünün nötürlüğünü sağlayamayan; örneğin k, k-k, k-k-kk ve pek çok diğer kuark kombinasyonuna sahip parçacık, doğada görülmüyor.
Peki; kuarklar üçlü diziler halinde baryonları, ikililer halinde mezonları, dolayısıyla tüm hadronları oluşturuyor:
Hadronlar(Yunaca güçlü, kuvvetli) güçlü kuvveti hissederler. Bu yüzden yakınlarındaki bir hadrona karşı duyarlıdırlar. Denebilir ki hadronlar,leptonlardan çok "büyüktür". Aralarındaki uzaklık bir fermiden (10
"Acayiplik" terimi tam yerinde bir sözcük: proton,nötron ve pion gibi "sıradan" parçacıkların acayiplikleri sıfırdır. Kaon ve lambda gibi parçacıklara birer sayı verilebileceğini ve bunların toplamının parçacıklar çarpıştıklarında korunacağını Gell-Mann keşfetti ve bu sayılar için "acayiplik" sözcüğünü önerdi. I
-13 cm) daha küçük olan iki hadron birbirinin hareketini etkiler;yani etkileşirler. Bu söylenenler leptonlar için hiç de doğru değil. 1970'e gelindiğinde hadronların iç yapılarının oldukça karmaşık olduğu yeterince açıktı. Oysa leptonlar, "noktasal parçacık" olarak algılanıyordu. Bir hadron bir bakıma bazı gizemli maddelerden yapılmış bir top gibidir.Hadronların mezonlar ve baryonlar (Yunanca ağır) olarak alt kısımlara ayrılması başlangıçta bunlar arasındaki kütle farkına dayanıyordu: Mezonların kütleleri genellikle leptonlarla baryonların kütleleri arasında bulunmaktadır. Kütle tek başına bu parçacıkların doğası hakkında her şeyi belirtmez;spine de bakmak gerekir. Spin tam sayı ise parçacık bir mezondur; spin tam sayı artı yarım ise bu takdirde bir baryonumuz( ya da bir karşıbaryon) var demektir. Bununla birlikte,daha da önemlisi,temel parçacıklar arasındaki tüm olaylarda baryon sayısı eksi karşıbaryon sayısı daima sabit kalır. Bir şekilde " baryon sayısının" korunmuş olduğunu söyleriz.Hadronlar birbirleriyle çarpıştıkları zaman başka cins "yüklerin" de sabit kalacağı düşünülebilir. Bu durumda bir "korunum yasasından" söz ederiz. Bu tür yüklerden birisi,"acayiplik" yüküdür. Çoğu parçacığın sabit bir acayiplik yükü vardır. A ve B parçacıkları çarpıştıktan sonra ortaya C ve D parçacıkları çıkmışsa,böyle bir çarpışma olayı yalnızca,A ve B'nin acayiplik yüklerinin toplamının,C ve D'nin acayiplik yüklerinin toplamına eşit olduğu zaman gözlenir. Aynı şekilde A ve B'nin toplam enerjisi C ve D'nin toplam enerjisine eşittir ve her parçacığın momentumu (kütlexhız) da birbirine eşittir. Enerjinin korunumu,momentumun korunumu ve acayipliğin korunumu gibi korunum yasaları parçacık fiziğinde hayati bir rol oynar.3 sembolü ile gösterdiğimiz "izospin" denilen bir büyüklük daha var. "İzospin terimi garip gelebilir;aslında bu terim dönme hareketinin ya da "spinin" korunumunu hatırlatan korunum yasasının matematiksel yapısından (s: 50) kaynaklanmaktadır. İzospine göre proton ve nötron "nükleon" adı verilen tek bir parçacık gibi ele alınır. Ancak proton ve nötron "izospin uzayı" denilen bir "iç" uzayda zıt yönlerde dönmektedir. Size bunlar gizemli gelebilir,ancak bu benzetme bir matematikçiye bu parçacıkların simetrileri hakkında yeni anlayışlar kazandırır. Nükleonu izospin uzayında değişik eksenler etrafında döndürebilir ve buradan başka ilk korunum yasası, elde edebilirsiniz. Acayiplik ve izospin sayıları, her zaman aynı kalmaz. Çünkü çoğu bozunma olayından zayıf kuvvet sorumludur ve zayıf kuvvet bu korunum yasalarına uymaz. Elektromanyetik kuvvet de izospini korumaz.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Cern-Atlas deneyi ve Türk fizikçilerin katkıları.ENGİN ARIK
« Yanıtla #5 : Ağustos 30, 2008, 08:31:25 ÖS »
Cern-Atlas deneyi ve Türk fizikçilerin katkıları.ENGİN ARIK.
İzleyiniz...
http://kutuphane.taek.gov.tr/internet_tarama/dosyalar/cd/4106/cagri_sunum/engin_arik/earik.html
------------------
Maddenin 5. ve 6. Halleri
Efendim, biz ilkokulda iken Fen Bilimleri dersinde maddenin 3 halini bilirdik: kati, sivi, gaz. Sonra ortaokulda ogrendik ki bir de "plazma" var... Gunes gibi misal, cok sicak atom alti parcaciklardan olusan bir hal kendisi. Plazmayi bilmeyene "hih" derdik, burun kivirirdik. Eleman plazmayi biliyosa tamam, fende, fizikde soyledigine dikkat edeceksin.

Gun bugun, maddenin artik 4 degil, 6 hali var. 5 numara bulunali 9 sene olacak nerdeyse.6. form bulundu, bir ay gecmedi. Maddenin 5. hali: Bose-Einstein Condensate ve 6. hali: Fermionic Condensate.

Bunlar cok soguk haller, oyle adama kolay kolay yanasmazlar, sizi gorseler de donup bakmazlar. Ayrica Turkcesi nedir onu da merak ediyorum. Turkce seslensem donup bakacagindan degil de, merak iste benimki... Genel kultur olayini hallettigimize gore, biraz da aciklayayim, karizma yaparken kullanmak isteyen olursa buyursun.

Bu haller icin aliyoruz maddeyi, guzelce bir sogutuyoruz, soyle 0 Kelvin'e indi inecek. Nerdeyse hic kinetik enerjileri kalmiyor haliyle, oyle sus pus oturuyolar... Bose-Einstein yogunlugunda sogutulan sey bozonlar... Bozon dedigin boru degil, oyle fotondur, veya Wdur, Zdir gibi atom alti takilan nesneler. Yani aslinda gercek maddeyi olusturan elektron, proton, notron takimindan degiller. Netekim o takima fermiyonlar deniyor. Iste bu yeni madde halini olusturan bilimadamlari boyle fani parcaciklardan oyle bir yogunluk olusturmuslar, olmus Fermiyon Yogunlugu...

Bunu nasil yapiyolar: potasyum atomlarini aliyolar, sogutuyorlar, hareketleri nerdeyse duruyor, sonra da manyetik alan veya laserlerle atomlari eslestiriyorlar. Boylece hepsi ayni sekilde hareket ediyor. Bu davranis sekli super iletkenlerdeki elektronlarla ayni oldugu icin, bu iki yeni hale cok buyuk umutlarla bakiliyor. Yarin oburgun super iletken tadinda kullanimlari cikacak diye umuluyor. Tabii Bose-Einstein Yogunlugu bozonlardan olustugu icin elle tutulur gercekligimize biraz uzak kaliyor. Oysa Fermiyon Yogunlugu oyle mi, senin benim gibi bisey. Gerci gercek bir superiletken degil ama, arada birsey, o yuzden herkezin agzi acik, Ocak sonunda olusturulan bu yeni hale cesit cesit halde bakiyorlar.

Daha da karizma yapmak isterseniz, soyle birseyler geveleyebilirsiniz:
"Bose-Einstein Yogunlugu'ndaki bozonlar tek bir kuantum halini paylasan super bir atom gibi davranir..." Breh breh.... Eger birisi "yaw iyi de zaten bozonlar hep oyle takilir, misal fotonlar" falan derse, hic durmayin lafi agzina tikin "hah ben de ona geliyodum, oysa fermiyonlar oyle mi canim, karakterli yaratiklar, ben evde bile besliyorum" diyin, bir daha da birsey derse gelin beni bulun...

Not: Daha fazla gevelemek icin sunlari kullanabilirsiniz.

- Sivi helyum da bozonlardan olusur.

- Bozonlar Pauli amcanin dislama prensibine uymazlar. (Fermiyonlar uyar, netekim kuantum fizik okuyanlar hatirlayabilir, elektronlar falan ayni kuantum halinde bulunmazlar, bulunamazlar, prensip sahibidirler, birbirlerini dislarlar. Bozonlarsa aksine, durtulup, ittirilmedikce ayni halde takilirlar, koyun misali)

- Bozonlar tam spine sahiptir, fermiyonlar bucuklu spine.

- Bozonlar, Bose-Einstein istatigine uyarlar; fermiyonlar, Fermi-Dirac...

- Daha da haddini bilmezlik edip de, "sen de bi fermiyon bi bozon biliyon, lepton, quark, mezon, baryon ne oluyo, hadi onu da soyle diyen olursa, ona da kapi esigindeki yerini gosterin.

- Baryon: 3 quarktan olusurlar, temel parcacik degildirler, temel parcaciklarin (quark) bilesiminden olusmus fermiyonlardir.

- Mezon: Quark ve anti-quark ciftlerinden olusurlar, temel parcaciklarin bilesiminden olusmus bozonlardir.

- Hadron: Agir parcaciklar, baryon ve mezonlarin genel adi, temel parcacik degil de, onlarin bilesimleri.

- Temel parcacik, yani bolunemez parcacik olanlar ise lepton ve quarklar. Leptonlarin tam elektrik yukleri var (misal elektron -1), quarklarin ise ucte birlik yukleri oluyor (-1/3 veya +2/3, bunlarin tersi yuk tasiyanlar antiquark).

- Quark dedigin cesit cesit, renk renk... Rengi falan yok tabii, manyak bilimci amcalarin hayalgucleri. Isim koyacaklar ya "up, down, centre, sideways, top, bottom"... Hatta kesmemis "centre"a "charm", "sideways"e "strange", "top"a "truth", "bottom"a "beauty" diyeni var... Adamcagizlar labaratuvarda fare kovalamaktan beyin sulanmasi gecirmisler... Bi de simdilik 6 cesit quark bilindigine bakmayin, dorduncu jenerasyonu ariyo elemanlar... Oysa bildigimiz maddeler (proton, notron cinsinden olanlar) sadece up ve down quarklardan olusuyor. Neyine araniyolarsa hala...
************
MADDENİN 6.HALİ BULUNDU
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=754.msg974#msg974

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
YAŞAM AMACIMIZ NEDİR?KADER NEDİR?
« Yanıtla #6 : Aralık 09, 2008, 09:13:01 ÖS »
YAŞAM AMACIMIZ NEDİR? KADER NEDİR?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=913.0
------------
BİLİMİN İSPATLADIĞI GERÇEK, YAŞANMIŞ KADERİNİZİ SEYREDİYORSUNUZ!
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=914.0
------------
Kader, Allah isterse.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=323.0
-----------
Aramızdaki fark nedir?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=289.0
-------------
HANGİ ALLAH?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=651.0
-------------
Kader tuğlaları.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2317.0
------------
KADIN OLMAK SUÇTUR BU TOPLUMDA
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1154.0
------------
ARAP MILLIYETÇILIGI VE TÜRKLER
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1611.0
------------