Gönderen Konu: ATATÜRK'ün ANADOLU'YA GÖNDERİLİŞİNİN İÇ YÜZÜ  (Okunma sayısı 1562 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ATATÜRK'ün ANADOLU'YA GÖNDERİLİŞİNİN İÇ YÜZÜ
« : Mayıs 05, 2008, 11:21:08 ÖÖ »

Not:Yazıdaki "Đ"karakteri "İ" olarak kullanılmıştır.

ATATÜRK'ÜN ANADOLU'YA GÖNDERİLİS OLAYININ İÇYÜZÜ
Dizgi - Yayımlayan:
Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.S.
Baskı: Çağdas Matbaacılık ve Yayıncılık Ltd. Sti.
Aralık 2000
BAKİ ÖZ
ATATÜRK'ÜN ANADOLU'YA GÖNDERİLİŞ OLAYININ İÇYÜZÜ İÇİNDEKİLER:

Önsöz 7
BÖLÜM: I 11
ATATÜRK'ÜN ANADOLU'YA GEÇİŞ OLAYININ İÇYÜZÜ VE İSTANBUL YÖNETİMİNİN TUTUMU 13
I- M.Kemal'in Đstanbul'daki Çalısmaları 14
1- Hükümette Etkin Görev Alma İsteği 14
2- Đstanbul'da Darbe Hazırlıkları 23
3- Sessizce Anadolu'ya Geçme ve Gerekli Hazırlığı
Yaptıktan Sonra Ortaya Çıkma Tasarısı 24
II- M.Kemal'in Anadolu'ya Gidis Çalısmaları ve
Anadolu'daki Gelismeler 27
1- M.Kemal Đngilizler'i Lehine Çeviriyor 27
2- M.Kemal Sarayı Lehine Çeviriyor 28
3- Anadolu'daki Gelismeler 30
a) Pontusçu Eylemler 30
b) Doğu Anadolu'da Sıra Devletlerinin Kurulması 34
c) Enver Pasa ve Bolsevizm Korkusu 36
d) Ulusal Örgütlerin Savasıma Baslamaları 37
e) Đngiltere'nin Samsun'da Ulusal Gelismeleri Bastırma
Çalısmaları 39
4- M. Kemal'in Durumu Değerlendirip Görev Almak
Đçin Çalısmaları 40
5- M.Kemal'in Anadolu'ya Geçis Görevi ve Đçyüzü 46
III- M.Kemal'in Anadolu'ya Gönderilmesindeki Gerçek 52
1- M.Kemal'i Đstanbul Yönetimi mi Seçerek Gönderdi? 52
2- M.Kemal Đstanbul'dan Uzaklastırılmak Đçin mi
Gönderildi? 53
3- Padisah Vahdeddin, M.Kemal'i Anadolu'ya,
Gerçekten Kurtulus Savası Versin Diye mi
Gönderdi? 55
4- M.Kemal, Vahdeddin'i Nasıl Değerlendiriyor? 65
5- M.Kemal Anadolu'ya Gönderilirken Devlet
Bütçesinden Yüklü Bir Para Ödenmis miydi? 69
6- Anadolu'ya Gönderilisi Olayında M.Kemal'in
Özel Kisiliğinin Payı 74
BÖLÜM: II 75
ATATÜRK'ÜN ANADOLU'YA GEÇĐSĐNDEN SONRA PADĐSAH, ĐSTANBUL HÜKÜMETĐ VE ĐNGĐLĐZLER'ĐN ORTAK TUTUMU

I- Padisah Vahdeddin'in Tutumu 78
ÖNSÖZ
Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkısı ya da Anadolu'ya geçis olayı çok iyi bilindiği sanılmasına karsın, pek de öyle değil. H bu ''çok iyi bilinen'' olay birçok gizlilikleri bağrında tasıyor. Bu niteliğiyle birçok elestirileri de üzerine çekmistir.
M.Kemal'in Anadolu'ya gönderilisinde su dört nokta üzerinde durulmaktadır. M.Kemal'i Anadolu'ya; 1) Padisah Vahdeddin gönderdi. 2) Padisah ve Đstanbul Hükümeti gönderdi. 3)Đngilizler'in seçis ve onayıyla gönderildi. 4) M.Kemal kendi çaba ve becerisiyle Anadolu'ya
geçti.
Biz arastırmamıza bu savlar (tez, iddia) doğrultusunda baktık. Bu dört noktanın da kendi açılarında doğruluk payları olduğunu gördük. Evet, M.Kemal kendi beceri ve çabasını ortaya koyarak, zamanlamasını çok iyi yaparak, padisah ve Hükümet'in onayını alarak, Đngilizler'in de
desteklemesiyle Anadolu'ya geçmistir. Ne var ki, M.Kemal'in Anadolu'ya gönderilmesinde bu dört öge ortak davranmasına karsın, tasıdıkları amaç açısından ortak düsünmüyorlardı.
M.Kemal bu ögelerden ayrı düsünüyordu. Gizli tuttuğu özel bir amacı vardı. Bu M.Kemal'in tarihsel misyonuydu. Emperyalist isgale uğramıs Türkiye'yi kurtarmak, tam bağımsız duruma getirmek, ulusal birlik ve düzeni sağlamak...
Đngiltere, Padisah ve Đstanbul Hükümeti'nin amaçları ortaktı. Bir takım çevrelerin sandığı gibi padisahın ''gizli bir amacı'' yoktu. Onlar Đngilizler'in egemenliğinde Türkiye'yi yönetmeyi düsünüyorlar, Đngiltere'ye ters düsmemekle yumusak kosullu bir barıs yapabileceklerini
sanıyorlardı Đngiltere'nin amacı ise sömürge alanı olan Orta Doğu ve Uzak Doğu yolunu güvence altına almak, Boğazları denetimlerinde tutmak, Bolsevikliği kıskaca alarak zararsız duruma getirmekti. Bu temelde Padisah, Hükümet ve Đngiliz'ler amaç olarak birlesiyorlardı.
Bu temel nasıl atılacaktı. Anadolu'da ateskes sonrası filizlenen ulusal kıpırdanmaları yok etmek, sindirmek gerekiyordu. Kısaca islerin düzene girmesi için Đngiltere ve Saray çevresi ortaklığı içerisinde Anadolu'da hak üzerinde bir diktatörlük kurulması gerekiyordu. Bu yolla ülke, Saray
ve çevresiyle Đngiltere'nin istediği biçimde yönetilecekti. Đste genis yetkilerle donatılmıs,becerikli ve güçlü bir kurmay olan M.Kemal bu amacın sağlanması için Anadolu'ya gönderilmisti. Yoksa, Anadolu'da gelisen ulusal filizlenmeye önder olsun diye, değil. Onların bu
açık tasarılarıyla, M.Kemal'in ''gizli amacı'' zaman olarak uyustu. M.Kemal doğan bu olanağı çok iyi değerlendirdi. Sorunun içeriği budur.
Çalısmamızı iki bölümde tasarladık. Birinci bölümde olusan kosulları, bu kosulları M.Kemal'in değerlendirisini, kısaca görev alısını inceledik. Đkinci bölüm ise birinci bölümü bütünleyici nitelikte. Birinci bölümde doğan sorulara yanıt, bir bakıma M.Kemal'in Anadolu'ya geçisinden
sonra padisah, Hükümet ve Đngilizler'in ortak tutumu irdelendi. Sunduğumuz belge ve kanıtlarla padisahın ''ülke kurtulusu''nu gerçekten düsünüp düsünmediği ortaya çıktı. Yani Đngilizler'le ortak tutum içerisine girilip, M.Kemal ve Ulusal Bağımsızlık Savasının nasıl yok edilmeye çalısıldığı belgelendi. Böylece Padisah'ın Emperyalizm karsısında uzlasıcı ve isbirlikçi gerçek niteliği ortaya çıktı. Yani ikinci bölüm birinci bölümdeki savları kanıtladı, bir bakıma.
Bizim tarih arastırıcılığında gerçek düsüncemiz: hakkı, hakkı olana vermektir. Bu da gerçeği bulmamızı sağlayacağı gibi, karalama veya asırı övgüler düzmede korur bizi. Bilindiği gibi tarihin önemli hastalıklarından biri bu.
Karsılastırmak ve irdelemektir, ikinci yöntemimiz. Böylece de bir yanın asırı abartılmasından korunmus oluruz.
Uyguladığımız üçüncü nokta da su: Belge ve kanıtlar bizi nereye götürürse oraya varmak. Bu da bizi önyargılılıktan kurtarır.
Belge ve kanıtlar doğrultusunda düsünce üretmek, yorum yapmak, bir baska ilkemiz. Aksi durumda belge ve kanıta dayanmayan düsünce üretimleri sansasyon ve spekülasyon batağına sürükler, arastırıcıyı. Dayanıksız ve temelsiz bir sav (iddia) çıkar ortaya.
Bir takım öznel, öte deyisle ''anı'' türü kaynaklardan dikkatli ve karsılastırmalı yararlanmaya çalıstık. ''Anı''ların yansızlığı olanaksız. Anı yazıcısı görüs, düsünce, sezis ve duygularını  yansıtmak zorunda. Bu tür kaynaklardan karsılastırmalı yararlanılmadığında öznelliğe ve yanlılığa düsülmesi doğal. Öznel ve yanlı olan tarih arastırmalarının bilimselliği kuskuludur. Bundan da sakınmaya çalıstık.
Belirttiğimiz bu ilkeler doğrultusunda sorunu arastırdık. Bilimsel kalmak, yansız davranmak,doğruyu bulmak amacımızdı. Ne ölçüde basarılı olduk, okur bilir.
''Son sözü'' söylemek diye bir düsüncemiz de yoktu. Tarih her an için gelisen bir bilimin dalı.
Yeni belge ve kanıtlar çıkması, olaylara yeni bir derinlik ve yön kazandırmaktadır. Tarihin bu niteliği bir bakıma ''son söz''ün söylenmesini önlemektedir. Bu ''son söz''e varan halkalar içerisinden biri, bir asaması olmaya çalıstık. ''Son söz'' yine de geleceğindir. Bunu kabullenmek
gerekir.
Vahdeddin olsun, Đstanbul Hükümeti üyeleri olsun, M.Kemal olsun, artık tarihin malıdırlar. Tarih,büyük bir mahkemedir. Yargı tarihindir, değerlendirmeyi o yapacaktır.
Olayın açıklığa kavusturulması doğrultusunda tüm belge ve kanıtlar sergilendi, bir bakıma, bu arastırmamızda. Biz belge ve kanıtların gerektirdiğini söyledik, yorumladık. Belge ve kanıtlar böylece okurun da gözü önünde. Bize katılıp katılmamakta serbesttirler. Yargı okurumuzun.
Saygıyla karsılarız.
Baki Öz
Erzincan, 1986
BÖLÜM
1
ATATÜRK'ÜN ANADOLU'YA GEÇĐS OLAYININ ĐÇYÜZÜ VE ĐSTANBUL YÖNETĐMĐNĐN TUTUMU
Atatürk'ün Anadolu'ya geçis olayının içeriği h‰l‰ tartısma konusudur. Bu görevi nasıl kopardı?
Đstanbul Hükümeti ve padisah bu görevi bilerek mi Atatürk'e verdiler? Yoksa bir ''saskınlığın'' mı sonucu oldu? M.Kemal'in baskıya boyun eğmeyen bir kisiliği olduğu bilindiğinden, Anlasıklar'la (Đtilaf Devletleri) bir sürtüsmeye yol açılmaması için mi bir bakıma Anadolu'ya ''sürüldü''? Yoksa Kurtulus Savası'nı baslatsın diye mi bu olanak ve ortam ona hazırlandı? Osmanlı Devleti'nin bu yetenekli ve tanınmıs generali, Anadolu'da halkı derleyip toparlayıp ülkeyi Mondros Bırakısmasının kıskacından kurtarsın diye bizzat Padisah Vahdeddin'ce mi görevlendirildi?
Yoksa Anadolu'ya bir General göndermek gerekiyordu da M.Kemal mi uygun görüldü?.. Bu genis, yetkin görevi M.Kemal kendi becerisiyle mi kopardı? yoksa olaylar M.Kemal'in dısında mı gelisti?.. Bu sorular sürekli sorulur, tartısılır ve arastırılır. Biz belgeler, kaynaklar ve olayların
gelisimi açısından bakarak ve hakkı, hakkı olana verme ilkesinden hareket ederek olaya bir açıklık getirmeye çalısacağız.
I- M.KEMAL'ĐN ĐSTANBUL'DAKĐ ÇALISMALARI:
M.Kemal Osmanlı Devleti'nin sonunu açıklıkla görebilen bir kurmaydı. Bu nedenle I. Dünya Savası'nın sonlarına varılırken, M.Kemal de etkin bir takım tasarı ve önlemler içerisine girdi.
Daha Đstanbul'a gelmeden önce baslayan bu tasarı ve çalısmalar Samsun'a hareket edisine dek bir takım asamalardan geçerek olgunlastı. Kısaca M.Kemal durum karsısında birçok yol düsündü, izledi. Bunları sırasıyla görelim:
1- Hükümet'te Etkin Görev Alma Đsteği:
M.Kemal Ahmet Đzzet Pasa'nın kurduğu hükümet'te (14 Ekim-11 Kasım 1918) Savas (Harbiye)Bakanlığı ve bütün orduların baskomutanlığını istemisti. Ne var ki Hükümet kurulmus, ama M.Kemal'e bu görev verilmemisti (1).
Bırakısma sonrası A.Đzzet Pasa M.Kemal'i Đstanbul'a çağırmıs (2), M.Kemal'i geldiğinde A.Đzzet Pasa görevinden ayrılmıstı. Selek'in nitelemesiyle ''renksiz, bunamaya yüz tutmus bir yaslı'' olan (3) Tevfik Pasa'ya hükümet kurduruluyordu.
M.Kemal bu durumu kabullenmedi. A.Đzzet Pasa'yı uyardı. Onun yönetiminde yeni bir hükümet tasarlandı. Dahası bakanlar listesi bile düzenlendi (4). Mebuslar'la görüsüldü. Tevfik Pasa'ya güvenoyu verilmemesi istendiyse de, Tevfik Pasa Mecliste güvenoyu alınca M.Kemal'in bu
tasarısı gerçeklesmedi (5).7 Kasım 1918'de Savas Bakanlığı emrine verilmesine karsın, Adana'yı bırakarak 13 Kasımda
Đstanbul'a gelip kurtulus yolları arayan M.Kemal; böylece askerlikten siyasaya geçmis ve ilk siyasi çalısması da Tevfik Pasa olayıyla baslamıs oldu (6).M.Kemal, Prof.D.A. Rustow'un da vurguladığı gibi, bırakısma sonrası Đstanbul'a siyasal duruma egemen olmak için gelmisti. Đsmet Pasa'ya göreyse, M.Kemal'in bu dönem Đstanbul'da kurduğu iliskiler sorumlu bir devlet adamının iliskileri türündeydi (7). Böylece M.Kemal ''Türkiye'yi siyasal yoldan, siyasal önlemlerle kurtarmaya'' çalısıyordu (8).Tevfik Pasa'nın güvenoyu alması önlenemeyince, padisahla iliski kurmak ve onu tasarlanan doğrultuya çekmek yolları denendi. Ne var ki padisah, anında M.Kemal'le görüsmeyi kabul etmedi. Cuma sel‰mlığı sonrasına bıraktı. Görüsmede M.Kemal'in düsüncesini açmasına olanak tanımadı (9). Kendi kuskularını gidermek için M.Kemal ve grubundan bağlılık istedi (10).
Bu tür çalısmalar sonuçsuz kalınca M.Kemal Pera Palas'taki odasından Sisli'deki evine tasındı.
Bu ev M.Kemal ve arkadaslarının çalısmalarına, ulusal savasım için hazırlıkların merkez oldu.
Ulusal kurtulus tasarısı bu evde yapıldı (11). Baska bir deyisle Türk Bağımsızlık Savası ve Devriminin ilk temelleri bu evde atıldı.
M.Kemal burada güvenebileceği ve is yapabileceği kimseleri topladı. Đlk iliskiler Fethi Bey'le kuruldu. Fethi Bey M.Kemal'in çocukluk arkadasıydı. Güvenilir kisiliği vardı. Mebustu. ''Osmanlı Hürriyetperver Avam Partisi''nin ve Meclis'teki bir grubun basında bulunuyordu. ''Minber''
gazetesini çıkarıyordu. Bu gazeteye M.Kemal de ortak oldu (12). Đmzasız yazılar yazarak kamuoyu olusturuyordu (13). Ne var ki siyasal ortam nedeniyle M.Kemal'in sözlerindeki açıklık bu yazılarında pek görülmüyordu.
Ülkenin çesitli yerlerinde görevli olan geleceğin bağımsızlıkçı öncü kadrosu, teker teker Đstanbul'a geliyor ve birlesiyorlardı. Sisli'deki ev bu kadroya merkezlik ediyordu. Ali Fuat,K‰zım Karabekir, Rauf, Đsmet, Canpolat, T.Rüstü, Dr. Rasim Ferit (Talay) ve daha birçoğu bu
kadro içerisinde yer almıstı (14). Ne var ki yönetimin kötü bakısları üzerlerindeydi. Bir takımı tutuklanarak Bekirağa Bölüğü'ne gönderildi. Öteki kadro üyeleriyse tutuklanmamak çabası içerisindeydiler. Çünkü tutuklanmaları durumunda Türk Bağımsızlık Savası ve Devrimi'nin
yazgısı değisebilirdi. Bu nedenlerle çesitli çevrelerle iliskiler kuruldu.
Propaganda ve yayın çalısmaları yapılarak ulusal direnis ve toparlanma sağlanmaya çalısılıyordu. Tevfik Pasa Hükümeti'ni yıkmak da bunların arasındaydı. M. Kemal gazeteci A.Emin (Yalman) Bey'le görüserek ''Vakit''e demeçler verdi (15). ''Minber'' bu amaçla yayına
konmustu. Anlasık devletlere karsı savasımın yolu çizilmeye çalısılıyordu. M. Kemal, 1914'te yazdığı ''Zabit ve Kumandanla Hasbihal'' yapıtını yayınlayarak, Türk asker ve subayının savaslarda gösterdiği ''güçlülük'', ''moral'', ''saldırı kararı'' ve ''insiyatif''i hakkında canlı örnekler
sergiliyor; dolayısıyla I. Dünya Savası'ndan yenik çıkan subay ve komutanların morallerini yüksek tutmaya çalısıyordu (16).
Bu çalısmaların yanı sıra M. Kemal demokratik ve yasal yollarla basa gelmek için ayrıca su almasıklardan (alternatif) da bulundu. Tabanı genis tutabilmek, varolan güçlerden yararlanabilmek için henüz örgütlü durumunu koruyan Đttihat ve Terakki ile dolaylı olarak bağ
kurma yolu denendi. Böylece Fethi Bey, Cavit Bey'le iliski içerisine girdi ve Cavit Bey ''Minber''e kazandırıldı. Zaten bu dönem, genelinde partilerüstü birlesme yönünde bir akım vardı(17).
Đnatçı bir Đttihat Terakkili olan Ayan Meclisi Baskanı Ahmet Rıza Bey'le de birlesme düsünüldü.
A. Rıza aynı zamanda padisahla da sıkı iliski içerisindeydi. A. Rıza kendini Tevfik Pasa'nın yerine basbakanlığa aday olarak görüyordu. Đste tam bu sıralar M. Kemal, A. Rıza'dan yararlanmak istedi. Kuracağı kabineye Savas Bakanı olarak girmeyi tasarlıyor, Savas Bakanlığı'nın varlığında bir ''güç'' görüyordu. Ordunun yenik olmasına karsın geriye kalanla ülkenin kurtarılabileceğini umuyordu. M. Kemal'in bu yaklasımı A. Rıza'nın isbirliğine
girmemesiyle sonuçsuz kaldı (18).M. Kemal Padisah Vahdeddin, hükümet çevreleri, Hürriyet ve Đtilaf partilerle de sıkı iliski içerisine girerek, yasal yollarla hükümete gelme yollarını aradı. Dört kez Vahdeddin'le görüsebildi (19). Yanına çekmeye çalıstı. Henüz hiyanete sapmamıs, Hürriyet ve Đtilaflılar ve bir takım bakanlarla da iliski kurmaya çalısıyordu. Bunlar arasından en seçkinleri Deniz Bakanı Avni Pasa ile Đçisleri Bakanı Mehmet Ali Bey'di. M. Ali Bey, Ali Fuat (Cebesoy) Pasaların hısımıydı. M. Kemal Cebesoy ailesi yoluyla bu bakanla iliski kurabilmisti. Mehmet Ali Bey, M.
Kemal'i A. Fuat Pasa'dan sorup öğrenmis ve görüsmelerinden de M. Kemal bu bakanı kendisine inandırabilmisti (20).
M. Kemal, Anlasık (Đtilaf) Devletleriyle de iliski kurmayı -amacı için bir dönem- bir yöntem olarak seçmisti. Özellikle Đngiltere ve Đtalya'yla iliski yollarını aradı ve kurdu. Fiilen isgal edilmis bir kentte, isgal güçleriyle uzlasmadan hükümet olmak ve yürütmek doğallıkla olanaksızdı. Đktidar
adayı olarak M. Kemal bu durumu göz önüne alarak, uzlasma yollarını aradı. Anlasık güçleriyle iliskiyi bu güçlerle yakınlık kurmus eski Hürriyet ve Đtilaflılarla sağlıyordu. ''Đliski kurduklarım arasında eski Đttihatçılardan, yahut Đtilafçılardan, isgal güçleriyle birlikte çalısanlardan birçok
kimseler vardı. Her biri ile büsbütün baska türlü görüsüyordum'' (21) diyor. Demek ki bu dönem M. Kemal yabancı güçlerle iliskilerini ''diplomatça'' yürütüyordu. Đngilizler'e dokunmaktan özenle çekinen M. Kemal, özellikle Đtalyanlarla iliski kurmustu. Kont Sforza'nın korumasında olunursa Đngilizler'in kendilerini tutuklamaktan çekineceklerini düsünüyordu. M. Kemal Đngiliz gazetecisi M. Ward Price'den Đngiliz yetkilileriyle iliskisinin sağlanmasını istedi. Ünlü casus Rahip Frew'le de dostluk kurdu (22). Böylece M. Kemal dönüsü olmayan yolda, kesin kararını vermeden önce tüm olasılık ve olanaklar üzerinde durmus ve denemisti (23).
M. Kemal Đstanbul'da bu tasarılarını gerçeklestirmeye çalısırken hükümetçe kendisine birtakım görevler de verilmisti. Ne var ki tasarılarını henüz yeterince deneme olanağı bulamadığı için bu önerileri kabul etmemis, II. Ordu Müfettisi olarak Konya'ya gönderilme isteğini, rahatsızlığını öne
sürerek reddetmisti (24). Subat 1919'da General Allenby, Ali Đhsan Pasa'nın yerine M. Kemal'in 6. Ordu Komutanlığı'na atanmasını istemis, M. Kemal bu isteği kabul etmemisti. Bunun üzerine otomobili, yaveri ve komutanlık ödeneği elinden alındı ve izlenmeye de baslandı (25). Bunlar
hep Đstanbul'da yasal ve demokratik yollarla yönetime gelmek ve çözümü Đstanbul'da aramak için yapılıyordu. M. Kemal bir arayıs içerisindeydi. Her türlü yolu deniyordu.
M. Kemal'in Basbakan yahut Savas Bakanı olarak ülkeyi uçurumdan kurtarması birtakım Đttihat Terakkici çevrelerce de zaman zaman düsünülmüstü. Đttihat Terakki komitecilerinden Yakup Cemil, yönetimindeki Đttihat Terakki kliğini devirmeyi tasarladığında, Savas Bakanı ve
Baskomutan Vekili olarak M. Kemal'i düsünmüstü (26). 1917'lerde Enver Pasa'nın Alman uyduculuğuna karsı bir Kemal-Cemal isbirliği söz konusu edilirse de Cemal Pasa'nın çekimserliğiyle bir sonuca ulasılamadı (27). Dolayısıyla M. Kemal Đttihat ve Terakki içerisinde Enver kliğine karsı sürekli olarak bir almasık, seçenek olarak görülüyordu.
M. Kemal, Sarayca da Enver kliğine karsı benimsenmek ve bende edilmek istendi.
Vahdeddin'in yaverliğine getirilmesi, veliahtın Almanya gezisinde görevlendirilmesi, kızı Sabiha Sultan'la evlendirilmek istenmesindeki amaç buydu. Fakat M. Kemal bende olmaktan korktuğu için, kaçındı ve evliliği tepti (28).
Görüldüğü gibi M. Kemal ilk kez demokratik ve yasal yolları arar. Ulusal birliği ve bağımsızlığı amaçlayan bir hükümette etkin görev alarak Osmanlı Devleti'nin yazgısını değistirmeye çalısır.
Ne var ki isler düsündüğü gibi gelismez. Bu tür bir olanak yaratamaz. Gerçi hükümette yer alıp Savas Bakanlığı'na gelse bile, o kosullarda böylesi bir yıkıma gidisi durdurabileceğini, varılan sonuca varabileceğini sanmıyorum (29).
Ama M. Kemal bu yolu denemeye kalkısmıstı. Demokratik ve yasal yolun kapalı olduğunu görünce baska yollar denedi.
2- Đstanbul'un Darbe Hazırlıkları:
Yasal ve demokratik yollar kapanınca, M. Kemal ve kadrosu ''ihtil‰l'' yolunun denenmesini düsündüler (30).
Bu aralar ''Ay-Yıldız'' adlı bir gizli örgüt kurulmus, M. Kemal'inse bu örgütün basında olduğu ileri sürülmekteydi. Bu örgüt Hakları Savunma dernekleriyle de bağ kurmustu. Trakya Pasaeli Hakları Savunma Derneği Subat 1919'larda M. Kemal'le iliski kurmus, dahası baslarına
geçmelerini istemislerdi. M. Kemal'se parça parça değil, ''bütün ülke yazgısını yönetecek, ele alacak bir kurulus olusturup, birlikte çalısmayı'' öneriyordu (31).
Bırakısma sonrası Đstanbul'a dönen M. Kemal, Ali Fuat'la görüstüğünde; halka silah dağıtılmasını ve halkın silahlı direnmeye hazırlanmasını istemisti (32).Gizli çalısmaların yanı sıra liberal eğilimli, kesin programları olmayan birtakım siyasal kümeler,Đstanbul yakasında bir evde bir çesit ''Ulusal Kurultay'' kurmak amacıyla toplanmıslardı (33). Tek çözüm olarak ulusal direnme amaçlanıyor; hükümete sızma, yetkililerle iliski kurma yolları
deneniyordu (34). Çözüm getirmediği görülünce de ''ihtil‰l'' ve ''hükümet darbesi'' yolları denenmesi düsünüldü. Fethi Bey ve daha birkaç arkadasla birlikte ''ihtil‰lci bir komite''kuruldu. Bu komite padisahı tahtından indirmeyi, hükümeti devirmeyi, yeni bir hükümet kurmayı
amaçladı. Ne var ki, M. Kemal'in Sisli'deki evinde verilen bu karardan da bir sonuç alınmadı.
Çünkü yabancı isgali altında bulunan Đstanbul'da böylesi bir deneme yarar getirmeyecekti. Yeni bir hükümet de kurulsa düsman süngüleri altında hiçbir is yapamayacaktı (35). Bu görüsmeler içerisinde Kara Kemal ve arkadasları Tevfik Pasa'yı kaçırmayı önerdilerse de aynı gerekçelerle
M. Kemal ve Đsmail Canpolat karsı çıkmıslardı (36).
3- Sessizce Anadolu'ya Geçme ve Gerekli Hazırlığı Yaptıktan Sonra Ortaya Çıkma Tasarısı:
Hükümetin yıkılmayacağı ve hükümetlerden yararlanılamayacağının anlasılması, devrimcikadroyu çözümü Anadolu'da arama seçeneğine götürdü (37). M. Kemal çözüm yolunu söyle çiziyordu: ''Uygun bir zaman ve ortamda Đstanbul'dan kaybolmak, basit bir düzenlemeyle
Anadolu içine girmek, bir süre adsız çalıstıktan sonra, bütün Türk ulusuna felaketi duyurmak...''
(38). Su anlasıldı ki; ''Ulusal direnisi Đstanbul'dan değil, Anadolu'dan yönetmek'' gerekiyordu.
Çalısmalar bu doğrultuda yapıldı (39).
Gerçi M. Kemal müfettis olarak gittiğinde elli gün (19 Mayıs-8 Temmuz 1919 arası) kadar resmi kalmıstı. Resmi görevi bıraktıktan sonra da sözünü geçirebilmisti. Belki devrimini yapardı ama,büyük güçlüklerle ve gecikmelerle, olurdu.
M. Kemal Anadolu'da direnme merkezi kurmak için gitmeyi tasarladığında A. Fuat Pasa'yla su ilkeleri saptamıslardı: 1) Terhis islemi durdurulacak. 2) Cephane ve silah düsmana verilmeyecek. 3) Genç ve dinamik komutanlar isbasına getirilecek. 4) Ulusal direnmeye yandas yöneticiler görev basına getirilecek. 5) Particiliğin yarattığı ayrımcılık engellenecek ve kamunun morali yükseltilecek (40).
M. Kemal bu asamada (Ocak 1919'dan sonra) öncü kadrosuyla görüsmelere girdi. Kadro Anadolu'da görev alıp gitme yollarını arayacaktı. Rauf Bey denizci olduğu için görevinden ayrılıp,sivil olarak Anadolu'ya geçiyordu. Ege bölgesine gidip, yerli halkı ulusal direnise çekmeye
çalısacaktı. A. Fuat kararg‰hını Ankara'ya aktaracak, ''halka güven verecek ve iliski kuracak''tı (41). 15. Kolordu Komutanlığı'na atanan K. Karabekir, M. Kemal'le görüsüp Anadolu'da ''ulusal örgütler''in doğduğunu, bu yurtseverlerden yararlanılabileceğini'' ileri sürdü (42). M. Kemal'i
''Erzurum'a gitmesini'', ''halkı örgütlemesini'', ''yakında kendilerine katılacağını'' söylemisti (43).Savas Bakanlığında müstesar olan Đsmet Bey de çağrılarak Paris Barıs Görüsmelerine Türk delegesi olarak katılması istendi. Ortaya bir harita serilerek Đsmet Bey'den Anadolu'ya geçiste
en yakın yolla, direnise geçilebilecek en uygun bölgenin neresi olduğu hakkında bilgi alındı (44).
Sonraki gelismeler Anadolu'ya bu biçimde geçise gerek bırakmadı. M. Kemal'e görev verilerek gönderildi. Simdi asıl konumuz olan bu asamayı ayrıntılarıyla inceleyelim.
II- M. KEMAL'ĐN ANADOLU'YA GĐDĐS ÇALISMALARI VE ANADOLU'DAKĐ GELĐSMELER:
Bir taktik adamı olan M. Kemal zamanın ve kosulların olgunlasmasını beklemis, bu ara gerekli hazırlıklarını yapmıs, gerekli çevrelerle görüsmüs arkadaslarını Anadolu'ya geçirmisti. Öteden beri Anadolu'da gelisen olaylar bir yetkilinin Anadolu'ya görevlendirilmesini gerektirmis,
Đngilizlerin önerisiyle Osmanlı Hükümeti yetkin bir generalini görevlendirirken, M. Kemal bu göreve uygun bulunmustur. Simdi bu olayı ayrıntılarıyla inceleyelim.
1- M. Kemal Đngilizler'i Lehine Çeviriyor:
Bir plan çerçevesinde hareket eden M. Kemal, Anadolu'ya geçmek ve tasarılarını gerçeklestirmek için Đngilizler'le iyi geçinmenin yollarını aradı. Đngilizler'e yakın görünmeye çalıstı.
Ünlü casus Rahip Frew'le dostluk kurdu (45). Đngiliz yetkilileriyle bu yolla iliski kurmaya çalıstı.
Pera Palas'ta Dail Mail muhabiri Ward Price'Den kendisini Đngiliz yetkilileriyle görüstürmesini istedi. Muhabir bunu istihbarat subayı Albay Heywood'a ilettiyse de bir sonuç alınamadı. M.Kemal belli amaçlarla, gazetelere Đngilizler'i öven demeçler veriyordu. 17 Kasım 1918 tarihli
''Minber'' gazetesinde su demeci yer aldı: ''Đngilizler'in ulusumuzun özgürlüğüne ve devletimizin bağımsızlığına duyarlılık gösterecekleri saygı ve insanlık karsısında yalnız benim değil, bütün Osmanlı ulusunun Đngilizler'den daha çok iyiliğini isteyen bir dost olamayacağı inancıyla
duygulanması pek doğaldır.'' 18 Kasım'da da ''Vakit'' gazetesine karsı olan iyi niyetinden kusku duymak istemem'' diyordu (46). Doğallıkla bunlar amaçlı verilen demeçlerdi. M. Kemal'in tasarısının çok ince düsünülmüs birer parçalarıydı. Bu taktiklerinin zararını değil, yararını gördü.
Anadolu'ya gönderilmesine karsı çıkmadıkları gibi ufak bir kuskudan sonra, Anadolu'ya
geçmesi için vize de vermislerdi (47). Dahası bu görevi almada Đngiliz isteği de rol oynamıstı.
Đstanbul yöneticileri Anadolu'daki düzensizliğe çözüm yolu aradıklarından Đngilizlerle birlikte M.Kemal'in görevlendirilmesi konusunda anlasmıslardı (48).
2- M. Kemal Sarayı Lehine Çeviriyor:
Đngilizler'le iliskilerini dikkatli sürdüren M. Kemal, Saray ve çevresiyle de iliskilerinde dikkatliydi.
Göze girmeye çalısıyordu. Đstanbul yönetiminin karsı olduğu seylere kendisinin de karsı olduğunu gösteriyor ve siyasal taktikler sergiliyordu. Padisah Vahdeddin'in veliahtlığı döneminde yaverliğini yapmıs, kendisiyle Almanya gezisine çıkmıstı (15.12.1917-4.1.1918
arası). Gelibolu basarıları padisahça biliniyor ve beğeniliyordu. Padisahın gözünde M. Kemal,doğru, dürüst, vatansever ve güçlü bir kurmaydı. Ona çok güveniyordu (49). Almanlar'a karsıydı.
M. Kemal'in I. Dünya Savası'ndaki Alman kurmaylarının yönetimi hakkındaki elestirel raporları,dahası Valkenheim'in yardımcılığından ayrılısı, Sarayca bilinen gerçeklerdi (50). M. Kemal'e padisah ve çevresi gibi Alman, Enver Pasa ve Đttihat Terakki karsıtı idi, böyle de biliniyordu
(51). Đstanbul'a geldikten sonra da padisahla iliski içerisindeydi. 15 Kasım, 22 Kasım, 20 Aralık 1918 ve 15 Mayıs 1919 günleri padisahın katına çıkmıs, gelismeler karsısında padisahı yönlendirmeye çalısmıstı. Buna karsın padisah da M. Kemal'den yararlanma yollarını arıyor,
onun güçlü kisiliğinde orduyu yanına çekmeye çalısıyordu (52).
M. Kemal'in bu özellikleri Đngilizler'ce de çok iyi bilinmekteydi. Dahası I. Dünya Savası sonrası dağılan Đttihat Terakki'nin yerine kurulan ''Teceddüt Fırkası''na M. Kemal'in de adı karısmıs, M.Kemal siddetle bu haberleri yalanlayarak, ''...askeri nitelik ve makamıyla iliskisini koruduğunu'',''gerçek olmayan bu haberin yalanlanmasını'' (53) istemisti. Đttihatçılarla öteden beri hiçbir ilgisi olmadığını üzerinde durarak vurguluyordu. Amacı bu asamada Đngiltere'ye ve Đstanbul yönetimine ters düsmemekti. Onların doğrultusunda olduğu kanısını yaymaya çalısıyordu.
3- Anadolu'daki Gelismeler:
M. Kemal'in tasarıları doğrultusunda çizdiği taktikler olayın bir yönünü hazırlıyordu. Bir de öte yönü var ki, o da Anadolu'nun durumu. Bu iki yön M. Kemal'in Anadolu'ya geçme olanağı ve ortamını hazırlamıstı. Birinci yönü M. Kemal hazırlarken Anadolu'daki olaylar da kendiliğinden
hazırlanıyor, M. Kemal bu gelismeleri izleyip kendisine gerekçe olusturuyordu.
a) Pontusçu Eylemler:
Bırakısma Türkiye'sinin en çalkantılı bölgesi Samsun'du. Etnik yapı, savas döneminde yasanılan olaylar, Rum ve Ermeni göçürümü ve Pontusçu eylemler bölgede huzursuzluklara kaynak oluyorlardı. Dağa çıkmıs ellinin üzerinde çete vardı. Bunların çoğu Rum'du (54). Özellikle
Bafra'da oniki Rum köyünün 1500 genci bu amaçla silahlanmıs ve eskiyalığa baslamıslardı.
Çeteye katılanların sayısı 25000'e ulasmıstı. Karadeniz Bölgesinde 1921'e dek 1641 Türk öldürülmüs, 923 kisi de yaralanmıstı. Yine bu yıllarda iki milyonluk hayvan çalındığı gibi, iki milyon dolayında da para ve mal gasbedilmisti (55).
I. Ordu Komutanı Nurettin Pasa'nın gözlemlerine göre; Pontus örgütünün amacı ''Yunanistan'ın ikiz kardesi'' olan Pontus Devletini kurmaktı. Çalısmalar Sivas ve Akdağmadeni'ne dek genisletilmisti. Askersel olarak örgütlenmis bir ''ordu'' kurulmustu. Öğretmenler ve papazlar bu
ordunun etkin elemanlarıydı. Örgütün basına Trabzonlu Vasiliso Yuvanidis diye biri getirilmisti.
Böylece Rum nüfus arttırılmaya çalısılıyordu. Bu isler Samsun Metropolit Yardımcısı Eftimos Zilos'un yönetimindeydi. Büyük devletlerin desteği sağlanmaya çalısılıyor. Vezirköprü ile Samsun arasındaki dağlarda korunaklar olusturuluyordu. Genel Savasın bitiminde Yunan
gemileri Đstanbul'dan Karadeniz'e açılınca -destek olarak-, zamanın geldiğini sanıp Türk köylerine saldırdılar. Böylece Anlasık devletlerin kasıtlı olarak ''Rum köylerine saldırılıyor''dedikleri olay Rum çetelerince Türk köylerine oluyordu (56). Fakat aciz durumda olan dönemin
Osmanlı yönetimi olayın bu gerçek yüzünü açıklayamıyor ve direnemiyordu.
Bölgede bulunan yabancı sermaye kurulusları dahi Pontusçu Rumların ard düsüncelerine katılıyor, Rum çetelerinin kötülüklerini Türkler yapmıs gibi yayıyorlardı. Amerikan Tabacco Campany (Tütün Ortaklığı)nin 11.1.1919'da Samsun yöresinde Türk köylerinin silahlandırıldığını  duyurarak bu karalama yarısına katılısı en somut örneklerden biridir (57).
Emperyalizmin gücünü alan Pontusçu Rumlar bayağı kararlıydılar. Ayrı bir devlet olmayı kafalarına koymuslardı. Karadeniz Bölgesinde toplanan kimi Rum ileri gelenleri 23.2.1919'da Rum Karadeniz Cumhuriyeti'ni kurmayı kararlastırdılar. Binyatoğlu, Kolossi, Theodis imzalarıyla
bu istek Đstanbul'daki Đngiliz Yüksek Komiserliği'ne bildirildi (58). Çalısmalar gittikçe hızlandı.
Osmanlı devletinin çöküsü bu yıkıcı - ayrılıkçı kesimlere ayrılma gücü veriyordu. 23 Temmuzda Trabzon Rum Metropoliti Hrisantos, destek sağlayabilmek için Avrupa gezisine çıktı. Trabzon'a Đngiliz askerleri gönderilmesini, Đngilizler'in yönetiminde yerli jandarma birlikleri kurulmasını
istiyordu. Paris Barıs Görüsmelerine Pontus Devleti için birer muhtıra sundu. 18 Ekimde Batum'da Pontus Cumhuriyeti ilan edildi. Avrupa'da yüz bulamayınca Hrisantos, uzlasma önerdi. Ötede bir takım Pontus öncüleri barıs görüsmelerine basvurup, Türk çetelerinin
kıyımından söz ediyor, Avrupa'yı kendilerine acındırmaya çalısıyorlardı. Bir yandan da Sovyetlerle iliski içerisine giriyor, yardımlarını sağlamaya çalısıyorlardı. Tarih boyunca Osmanlılarca bakımsızlastırıldıklarını, ileri sürüyor, Kafkasya'dan Sinop'a dek uzanan bölgede
resmi dili Türkçe ve Rumca olan bağımsız bir Pontus Devleti tasarlıyorlardı (59). Bu tasarıları onları bölgenin sürekli huzursuzluk kaynağı yapmıstı (60).
Avrupa desteğini sağlama pesinde olan Pontusçular, Avrupa'da kurultaylar düzenliyorlardı.
Amaç dünya kamuoyunu yanlarına çekmekti. Marsilya toplantısında 1.500.000 Ortodoks Pontuslu Rum'un korunması Anlasık devletlerden istendi. Sonunda, bölgede ''Türk kıyımının sonunun geldiği'' savunuluyor, muhtıralar veriliyordu. Helenizm dostu ünlü Đngiliz tarihçisi Arnold
J. Toynbee dahi bu ileri sürülen istatistik ve sınırları hayal ürünü'' olarak görüyordu. Bu asırı istekler bölgede huzursuzluklara kaynaklık ettiğinden M. Kemal'in Anadolu'ya gönderilisine önemli ölçüde neden olmustu (61).
Samsun, stratejik ve ekonomik açıdan da önem tasıyordu. Orta Karadeniz'den Orta Anadolu'ya açılıs kapısı Samsun limanıydı. Kuzeyde Anadolu'ya sarkmayı düsünenler, bu kuzey kapısını ellerinde bulundurmak zorundaydılar. Ayrıca Enver Pasa'nın Anadolu'ya geçmesi durumunda
Samsun yolunu seçmesi olasılığı da Đngilizler'i kuskulandırıyordu (62).
b) Doğu Anadolu'da Sıra Devletlerinin  Kurulması:
Anadolu'da Đngilizler'in dısında bir takım gelismeler oluyordu. Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz'de bir takım ''Sıra - Sovyet'' hükümetleri kuruluyordu. Türk ulusal savasımının ilk örnekleri olan bu kuruluslar, kendi olanaklarıyla örgütlesip, anavatanla birlesmeyi amaçlıyorlardı.
Silahlı birlikler olusturmus, birçok kent ve kasaba ''ulusal sıralar'' kurmuslardı.
5.11.1918 günü Kars'ta geçici olarak ''Kars Đslam Sırası'' adıyla bir türk yönetimi kuruldu.
3.1.1919'da Ardahan'da birçok Đttihatçı Tümen Komutanı Yarbay Halit (Deli Halit Pasa) baskanlığında toplandı. 7 Ocakta ''Ardahan Kongresi'' yapıldı. Bu kongreye Ardahan, Ahıska,Ahıkelek, Kağızman, Oltu, Akbaba'dan delegeler katıldılar. Bütün ulusal sıraların merkezinin
Kars olması kararlastırıldı. 18 Ocakta ''Üç Liva''nın her yerinden 131 delegenin katılmasıyla ''Kars Kongresi'' toplandı. Sonunda ''Güneybatı Kafkas Geçici Hükümeti'' kuruldu. Bu hükümet ay yıldızlı bayrağı ve resmi dil olarak da Türkçeyi aldı. Türkiye'yle birlesmek amacındaydılar.
Hükümet baskanlığına Cihangiroğlu Đbrahim Bey, Meclis baskanlığına da Doktor Fuat Sabit Bey getirilmisti. Ne var ki bu kurulus uzun ömürlü olmadı. Đngilizler'in 12 Nisan'da saldırısı sonucu yöneticiler tutuklanıp Malta'ya sürüldüler. Kent Ermeniler'e verildi. Ardahan ve Posof'a
Gürcüler el koydular. Daha sonraları K. Karabekir Pasa buraları Ankara Hükümeti adına alacaktır.
Kars'ın dağılmasından sonra ulusal birlesmeyi Oltulular sağladı. Đngilizlerin çekilmesi üzerine Rum ve Ermeniler kovularak 25.5.1919'da ''Oltu Đsl‰m Sırası'' kuruldu. Bölgelerini bağımsızca yönetmeyi ve silahlı savunma vermeyi amaçlıyorlardı. Yönetim Tahirbeyzade Yusuf Ziya, Y‰sin,
Salim, Bosnalızade Mümtaz Cahit, Ahmetbeyzade Nazım, Edobeyzade Tahir, Karacibeyzade Bahri, Seherefendizade Ahmet, Hafızhalilefendizade Đsmail, Lispek Müdürü Terpinekli Mollaahmetoğlu Molla Veysel, Tavusker Müdürü Maksut, Gümrük memuru Bedrettin, öğretmen
Hüsameddin, Örtülü'den Hafızefendizade Hüseyin Sırrı, Sıhsor'dan Mustafaoğlu Mehmet Ağa gibi yurtseverlerin elindeydi. ''Oltu Đsl‰m Terakki Komitesi'' bir tüzük ve anayasa kabul ederek 21.2.1920'de ''Oltu Đslam Terakki Partisi'' adını alarak, derneklikten çıkıp partilesti. Oltu yönetimi
ötekilerine göre uzun ömürlü oldu. Nahcıvan'da bir sıra yönetimi kurulduğu gibi, Göle'de de ''Kafkas Çiftçi Sırası'' kuruldu. Ermeni ve Rumlar'a karsı silahlı savunma veriliyordu. Sıralar yoluyla dirençli tutulan Doğu'nun bu kent ve kasabalıları B.M.M.'ne basvuruyor, ''ulusal
varlığımızın ve ulusal çıkarlarımızın bütün olasılıklara karsı korunmasını bir ulusal amaç olarak kabullenen Yüksek Meclis'te; bizim haklarımızın da Türk ulusal topluluğu içinde sağlanmasını ve bağlılığımızın korunmasını'' istiyorlardı. Batumlular da ''Gürcü Hükümeti yönetimine girmektense
namusumuzla, kanımızla, silahımızla ölmeyi yeğ tutarız'' diyorlardı (63).
Bu gelismeler Đngilizler'i oldukça kuskulandırıyor, bölge halkının Sovyetler'le isbirliği içerisinde,Sovyet sistemi doğrultusunda Ankara Hükümetiyle birlikte kendilerine karsı savasım vereceklerini umuyorlardı. Tedirginlikleri buradan ileri geliyor, M. Kemal'i de bu gelismeleri önlemesi için göndereceklerdir.
Đngiliz belgeleri incelendiğinde, tedirginlikleri açıkça görülmektedir. Calthorpe'nin Osmanlı Dısisleri Bakanına yazdığı 21.4.1919 tarihli mektubunda Đngiliz tedirginliği söyle dilegetirilmektedir:
''Birçok kaynaktan öğrenildiğine göre; Erzincan, Erzurum, Bayburt ve Sivas'ta bastan basa kurulan sıralarca özellikle Türk ordusundan görünürde serbest fakat askeri denetim altında devsirme asker toplanmıstır. (...) Söz konusu sıraların asker toplamalarının yasaklanması...''
Osmanlı Dısisleri Bakanı'nın 25 Mayısta verdiği yanıtındaysa Kars'ta kurulan Đslam sıralarıyla ilgilerinin olmadığı, Đngilizlerce dağıtıldığını, bölgedeki bu tür huzursuzluğu gidermek için M.Kemal Pasa'nın genel müfettis olarak atandığını, bildirmekte (64).
c) Enver Pasa ve Bolsevizm Korkusu:
I. Dünya Savası yenilgisinden sonra Sovyetler'e kaçan Enver Pasa burada rahat durmuyor, bu kez de Bolsevik renkte savasım veriyordu. Kimi kez Bolsevik gözüküyor ve Sovyet yöneticilerinin gözüne girmeye çalısıyor, kimi kez de Turancı olarak Kafkaslar'daki Türkler'le
dayanısıp, yeniden Anadolu'ya dönmeye çalısıyordu.
Enver Pasa'nın bu yollu çalısması Đngiltere'yi ve Đstanbul yönetimini korkutuyordu. Çünkü Enver Pasa sürekli Kafkaslarda dolasıyor, Anadolu'yla bağ kuruyor, Karadeniz kıyılarına özellikle Trabzon'a kendi özel adamlarını gönderiyor, Kafkaslar'daki Sıra Hükümetlerinin kurulmasında
rol oynuyor, onların arasında dolasıyor, Anadolu'daki eski Đttihat Terakki'lilerle iliskiler kuruyordu.
Bu gelismeler Enver Pasa'nın Anadolu'da Đttihat Terakki'yi yeniden dirilteceği, örgütleyeceği,Sovyet desteğiyle Anadolu'ya döneceği ve Sovyet sistemini Türkiye'ye uygulayacağı, Đngilizler'i ülkeden kovacağı olasılığını oldukça güçlendirmisti. Dolayısıyla kuskulanan ve korkuya kapılan
Đngiltere, Đstanbul Hükümetine baskı yaparak Enver korkusunu giderme yolunda önlemler almaya çalıstı (65).
Enver Pasa'nın Karadeniz Bölgesine adam gönderdiği söylentilerinin yanı sıra, Sovyetler Birliği'ndeki Türk devrimcilerinin de bu bölgede çalısma sürdürdükleri yolundaki söylentiler Đngiliz'ce alındığında korkunç bir tablo çıkıyordu ortaya. Đngilizler'in kuskuları böylece daha da
artıyordu. Bu gelismeler durumu önleyici bir yetkilinin bölgeye gönderilmesini gerektirmekteydi.
d) Ulusal Örgütlerin Savasıma Baslamaları:
Bırakısma sonrası Türkiye'sinde umutsuzluğun verdiği bunalımla yer yer kaynasmalar oldu.
Trakya, Đzmir ve Ege topraklarının Ermeniler'e verileceği gündeme gelince bölgeler halkı tepki göstermeye basladılar. Bu durum ülke genelinde ulusal tepkiyi ve sonucunda da ulusal birliği doğurdu. Trakya halkı toprağını Yunan'a kaptırmamak için 2 Kasım 1918'de ''Trakya-Pasaeli
Müdafaa-i Osmaniye'' derneğini kurdu. aynı amaçla Đzmir, 1 Aralık 1918'de ''Đzmir Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti'' doğdu.
Bölge topraklarının Ermeniler'e verileceği ve Ermeni egemenliğine girileceği, bölge halkını bu tür birlesmeye yöneltmisti. Aynı ögeler Adana yöresinde de ''Kilikyalılar Cemiyeti''ni yaratmstı.
Pontus Rumları'nın istek ve eylemleriyse 12.2.1919'da ''Trabzon Muhafaza-i Hukuku Milliye Cemiyeti''nin doğmasına kaynaklık etmisti (66). Ellinin üzerinde ulusçu dernek ve örgüt birleserek 29 Kasım 1918'de Mill” Kongre''yi olusturmuslardı (67).
Durum ulusal birliği de gerektirmis ki, Ermenilere karsı Kürt ve Türk halkı birlesmisti. Doğu asiretleri direk olarak savasımın içine girmislerdi (68).
Üniversite ve gençlik de direnis olayının içerisine girmisti (69). Đstanbul ve büyük kentler'de mitingler düzenleniyordu. Binlerce, yübinlerce insan bu mitinglere katılıyor, bağımsızlığı savunuyorlardı (70). Ülkedeki bu genel tepki gittikçe yoğunlasıyor ve Temmuz 1919'dan itibaren
bölge ve genel kongreler yapılıyordu. Erzurum, Sivas, Balıkesir (I. ve II.) Nazilli, Alasehir,Manisa, Denizli, Pozantı, Usak, Lüleburgaz ve Edirne kongreleri bu türdendi (71).
Türkiye genelinde ve özellikle Anadolu'daki bu direnis için derlenme, bunlardaki ulusçu öz,Đngiltere'yi ve onun uydusu Đstanbul yönetiminin uykularını haklı olarak kaçırıyordu. Đngiltere bu örgütlerde özellikle Đttihatçı ve Bolsevik kokusu alıyordu. Yayılmacılığı için bu gelismelerin
bastırılmasını uygun buluyordu.
e) Đngiltere'nin Samsun'da Ulusal Gelismeleri Bastırma Çalısmaları:
Ulusal gelismeleri bastırmak amacıyla Đngiltere 9 Mart 1919'da 200, 17 Mart'ta da 150 kisilik bir asker” güç Samsun'a, bir müfreze de Merzifon'a gönderdi. Samsun'a asker çıkarılması bölgede tepkileri arttırdı (72). Bunun üzerine Samsun'daki makineli tüfek bölüğünden teğmen
Hamdi komutasındaki askerlerle birlikte 17-18 Mart gecesi dağa çıkarak Türk çeteleriyle birlesti (75). Olay Đngiliz korkusunu doruğa çıkardı. Đstanbul Hükümetinden ivedilikle önlem alınması istendi. Böylece Samsun güncellik kazandı. Türk yöneticilerinin dikkati de Samsun'a
çevrilmis oluyordu. Kısaca kosullar olusmustu. Anadolu'daki gelismeler M.Kemal'in tasarılarına yardımcı olmus, M.Kemal'in cephesinden gelisen olaylarla Anadolu'da gelisen olaylar denklesmisti. Bu kez Samsun bölgesine güçlü ve yetkin bir kurmay aranıyordu. Ordu
komutanlıkları kaldırıldığından bunların yeri ''Müfettislikler''le doldurulacaktı.
Bölgeye gidecek olan müfettis; asker” eğitim ve öğretimle uğrasacak, dağınık durumdaki silah ve cephaneyi depolayacak, düzeni sağlayacak ve Rum halkını güvenlik altına alacaktı.
Đngilizler'le bu konuda anlasıldı. Đngilizler'in bölgede düzenin sağlanması doğrultusundaki istekleriyle Đstanbul Hükümetinin Ordu Müfettislikleri kurma yolundaki çalısmaları biçim ve zaman açısından birbirine denk düsmüstü (74). Yoksa M.Kemal için yaratılmıs özel bir görev değildi.
4 - M.Kemal'in Durumu Değerlendirip  Görev Almak Đçin Çalısmaları:
Kosulların olustuğu bu asamada M.Kemal devreye giriyor. Simdi, yalnızca, bu görevi Hükümetten koparmak gerekiyordu. Atamada Genelkurmay'ın, Savas Bakanlığı'nın,Basbakan'ın (Sadrazam), Hükümet'in, padisah Vahdeddin'in ve Đsgal Kuvvetleri Komutanlığının
olurları gerekiyordu. Alman, Enver ve Đttihat Terakki karsıtı olusu nedeniyle; Đngiltere, padisah ve Damat Ferit Hükümetiyle aralarında bir çeliski yoktu (75). Bırakısma sonrası ilkeli davranan M.Kemal Đngiltere'ye karsı bir tutum da takınmamıstı (76). Padisah ve Hükümetçe yetenekli,
güçlü ve vatansever olarak tanınıyordu (77).
Bu açıdan olumlu bir durum vardı. Yapılacak sey Hükümete önerilmek ve gerekli olan bürokratik islemleri yaptırabilmekti. Zaten daha önce bu tür görevler de önerilmisti. Fakat M.Kemal tasarladığı zamanlama olusmadığından görevi kabul etmemisti (78). Zaten görev verilmesi
gereken ve bosta olan kurmaylar arasındaydı. Đste M.Kemal bu noktada isi olacağına bırakmadı. Bizzat dolaylı ve dolaysız ilgilendi. Araya dostluklar, yakınlık iliskileri soktu (79).
Dönemin Đçisleri Bakanı Mehmet Ali Bey, M.Kemal'in arkadası Ali Fuat Pasa'nın yakınıydı.
M.Kemal ve Ali Fuat, M.Ali Bey'i yola getirebilmek için A.Fuat Pasa'nın babası Đsmail Fazıl Pasa'yı devreye sokmuslardı (80). Đ.Fazıl Pasa, M.Kemal'i oğlu kadar seviyordu. Rauf Bey'e göre M.Kemal, M.Ali Bey'ce Sadrazam D.Ferit Pasa'ya Beyoğlu'ndaki Cercle d'Orient'de bir
yemekte tanıstırılmıstı. Karsılasma resmi geçmesine karsın, Basbakanın amacı M.Kemal'i görmek ve tanımaktı (81).
Hükümet üyelerinden Deniz Bakanı Avni Pasa, M.Kemal'in dostu idi. Aynı zamanda Savas Bakanı Sakir Pasa'nın damadı oluyordu. M.Kemal bu arkadası yoluyla Savas Bakanı'nı da elde etmisti. Basbakan'ın M.Kemal'e güven duymasında M.Ali Bey'in rolü büyük olduğu gibi, bu
görevin verilmesinde Avni ve Sakir Pasaların da etkileri büyük olmustu (82).
Bilindiği gibi bu bakanlar Hürriyet ve Đtilaf Partiliydiler. Đttihatçılara, Enver ve Alman yanlılarına karsıydılar. M.Kemal, bunların bu özelliklerinden yararlanmasını çok iyi bilmisti (83).
Samsun olayları üzerine Anlasık (Đtilaf) Devletlerce sıkıstırılan Đstanbul Hükümeti çözüm yolu aramaya koyuldu. Rauf Bey'in anılarına göre, Basbakan, Đçisleri Bakanını çağırır, soruna çözüm getirmesini ister. M.Ali Bey'de, ''Bu is burada, Babıali'de yoluna konamaz; düzenin bozulduğu
bölgeye, bu sorunun üstesinden gelebilecek, deneyimli birisini genis yetkilerle göndermek gerekir; varolan komutanlar arasında bu niteliklere sahip olarak aklıma gelen Mustafa Kemal Pasa'dır'' (84) yanıtını vererek, M.Kemal'i açıkça önermis oldu. Basbakanla (Sadrazam)
tanısmaları da sağlandı.
Sakir Pasa'nın belirttiğine göre Basbakan'ın uygun görmesiyle bu görev M.Kemal'e verildi (85).
M.Kemal doğan bu elverisli durumdan oldukça yararlandı. M.Kemal'in görev ve yetki yazısını Genelkurmay Đkinci Baskanı Albay Kazım (Đnanç) düzenledi. M.Kemal, arkadası Kazım Bey'i etkileyerek yetkilerinin genis tutulmasını sağladı (86). Samsun'dan öte bütün il vali ve
komutanlarına buyurabilme ve bildiriler yayınlayabilme yetkisini koydurabilmisti. M.Kemal'in Albay Kazım Bey'le hazırladıkları yazı, Kazım Bey'in Bakanla kararlastırdıklarını asmıstı.
Kazım Bey dahi çekindiğinden bu müsveddeye imzasını koymamıstı. Oysa bu yönergenin Hükümetin onayından geçmesi gerekiyordu. Sakir Pasa da yönergeye yalnızca mührünü basmıs, imzadan çekinmisti. Yönerge 30 Nisan - 6 Mayıs arası Bakanlar Kurulunda (Meclis-i
Vükela) geçistirilerek görüsüldü. Yönergenin içeriği kabul edildi.
Mustafa Kemal, tek görevinin bu zulüm isinin gerçek olup olmadığını öğrenmek mi olduğunu sorunca Savas Bakanı: 'evet' der. Bunun üzerine Mustafa Kemal görevinin biçimini belirlemek için Genelkurmay Baskanı'yla görüsmek iznini ister, Sakir Pasa da:'peki' der. (Bayur, I/293. )
''M.Kemal olmasa, ya bu görevi kabul etmeseydi de, yine oraya ehliyetli bir komutan gönderilecekti.'' (Aksin, s.279.)
18 Mayıs 1919'da Hükümet toplantısında onaylandı. 18 Mayısta M.Kemal yola çıkmıstı bile (87).
M.Kemal'in Samsun'a gönderilmesine karar verilmeden önce Đngiliz yetkililerine danısıldığı kesin. Bilindiği gibi Basbakan D.Ferit Đngilizler'e danısmadan hiçbir kararda bulunmuyordu.
Ferit Pasa'yla görüsmesini Đngiliz yetkilisi Ryan söyle anlatıyor:
''Türk Hükümeti ilkbaharın basında düzenin, merkezi denetim altında daha iyi yürütülmesi amacıyla belli ölçülerde genel müfettislikler kurdu. Bunlardan ilki ve büyük olasılıkla bu göreve tek atama M.Kemal'di (88). Pasa, özünde essiz bir askerdi. Fakat bu zamana dek göze
batabilecek hiçbir siyasal rol oynamamıstı. Açıkça söyleyebilirim ki, Damat Ferit Pasa Nisan 1919'da genel müfettislik tasarısı hakkında benimle konustuğu zaman, M.Kemal adı bana hiçbir sey anlatmamıstı. Ben (...) Ferit'e bu tasarının akla uygunluğuna karsı kuskularımı bildirdim.
Kendisi M.Kemal ile birlikte yemek yediğini, bağlılığı konusunda ondan doyurucu güvence aldığını, kendisi de onu öyle bir subay ve görgülü olarak kabul ettiğini söyleyerek bana güvence verdi.
Ferit'in bu tutumunun içtenliğine inanıyorum. M.Kemal'in; Nisanda göreve atanmasını kabul ettiği zamanki gerçek düsüncesi hakkında bir yargıda bulunmak çok zor olduğu gibi, doğrudan doğruya harekete geçtiği zaman onun bu tutumunu sınırlamak da olası değildi. Çünkü ne
Türkiye içinde küçük ve dağınık görevler yapan Anlasıklar, ne de -dahası Sultanın yardımıyla da olsa- Hükümet; halk üzerinde oldukça etkin olduğu bizzat denenmis olan M.Kemal'in davetine karsıufak bir etki yapabilirlerdi.''
Fevzi Pasa (Çakmak)'nın anlattıkları Ryan'ınkine denk düsmekte ve doğrulamaktadır. ''Đsgal güçlerinin subayları sık sık yanıma gelerek benden Samsun olayı hakkında bilgi almak istiyorlardı. M.Kemal Pasa'nın Almanlar'a ve Enver Pasa'ya karsı olduğunu söyleyerek yeni
görevine gidince bütün bunların (düzensizlik olayları) ortadan kalkacağını anlatıyordum. Bu nedenle M.Kemal'in hareketini destekliyor, dahası çabuklastırıyorlardı'' (89), diyor Fevzi Pasa.
Duruma bakılırsa M.Kemal'in Samsun'a gönderilmesinde Đngilizler, Padisah, Basbakan ve Hükümet anlasma içerisinde. Bilerek, isteyerek ve bir seyler bekleyerek göndermisler (90).
M.Kemal'i Anadolu'daki olayları bastıracak güçte görüyorlar, bu görevi yerine getirmesi için gönderiyorlardı.
Prof. Jaeschke, M.Kemal'in Samsun'a gidis olayından söz ederek, ''Đngiliz Dısisleri Bakanlığı dosyalarında bu konu hakkında hiçbir sey yoktur; belki Đngiltere Savas Bakanlığı dosyalarında kimi bilgilerin bulunması olasıdır. Bununla birlikte böyle bir dosya açılmasına da gerek yoktu.
Çünkü zamanıyla Sultan'ın ve Damat Ferit'in güvenini kazananlar doğallıkla Đngilizler'in de güvenine layık görülmüslerdi (91).
Prof. Jaeschke'nin yargısında da görüldüğü gibi M.Kemal Samsun'a Đngiliz ve Saray'ın isbirliğiyle, ortak karar ve tutumuyla gönderildi. M.Kemal çalıskan ve yetenekli olarak biliniyordu. Ayrıca Đngiltere ve Saray'ın istediği gibi Alman, Đttihatçı ve Enver Pasa karsıtıydı.
Bundan daha iyisini bulamazlardı. M.Kemal'den Anadolu'da filizlenen ulusal direnisleri bastırmasını bekliyorlardı. Bu nedenle böyle zorlu bir komutanı seçmislerdi.
5- M.Kemal'in Anadolu'ya Geçis Görevi ve Đçyüzü:
M.Kemal'in resmi görevi, Doğudaki kağıt üzerinde kalan 9. Ordu Müfettisliğiydi (Yeni bir düzenlemeyle 9. Ordu 15 Haziran'dan sonra 3. Ordu oldu).
Anadolu'ya gönderilis nedeni ise, Prof. H.Eroğlu'nun çok iyi vurguladığı gibi; ''Samsun'da Rumlar'ı baskı altına alan Türkler'i yola getirmekti.'' Bu nedenle ''bütün doğu illeri için Ordu Müfettisliği yetkisini alıyordu.'' Böylece Atatürk ''tarihsel misyonunu yerine getirmek için önemli
bir olanak yakalamıstı'' (92). Bekirağa Bölüğünde tutuklu bulunan Fethi Beyi görmeye gittiğinde,''Ne biz bu durumda kalacağız, ne ülkeyi bu durumda bırakacağız'' (93) derken Atatürk, bu tarihsel misyonunu dile getirmis oluyordu.
Ferit ve Sakir Pasalar'ın imzalarını tasıyan müfettislik ataması hakkındaki buyruk (ferman) 30 Nisanda çıkarıldı. Bu buyruk ''Takvim-i vakayi''nin 5.5.1919 tarih ve 3540 sayısında yayınlandı. 6 Mayısta ise basında duyuruldu. Ne var ki islerin gelismesinde bir ivedilik vardı. Resmen böyle
gelismesinin yanı sıra 1 Mayıs tarihli ''Đkdam''da ise Sakir Pasa, ''Sivas, Van, Trabzon, Erzurum illeriyle Samsun sancağı sivil memurlarının M. Kemal Pasa'ca yapılacak bildirilere uyulmasını''ve istenenin yapılmasının buyurulmasını Ferit Pasa'dan istemisti. Savas Bakanlığı ise M.
Kemal'in görev yönergesini 5 Mayısta aldığını bildirdi. Yönerge ise bir gün sonrasının tarihini (6 Mayıs) tasıyordu (94). Sakir Pasa 6 Mayısta Bakanlar Kurulunda geçirilerek görüsülen yönergeyi M. Kemal'e gönderdi. 7 Mayısta ise ''ilgili makamlara gereken buyrukları vermeleri''
ricasıyla Basbakanlık Đçisleri Bakanlığına sundu. Bunun üzerine yönerge, 17 Mayısta Bakanlar Kurulunda okundu ve içeriği uygun görüldü. Bunu Đçisleri Bakanı M. Ali Bey 18 Mayısta Kayseri ve Maras mutasarrıflıklarını da içermesi önerisiyle Savas Bakanlığı'na gönderdi (95). Sakir
Pasa, M. Kemal'in müfettisliğini buyruğuna verilen tüm kolordulara telyazısıyla bildirdi. Kazım Pasa, 30 Nisanda iki gambotla üç motörbot'un M. Kemal'in buyruğuna verilmesini Deniz Bakanlığı'ndan rica etti. M. Kemal, birkaç kez bakanlığa basvurarak; en az iki binek otomobili,
Ateskesten sonra alınan kararlar, jandarmanın genel güçlerini gösterir bir kroki ve müfettisliğin giderlerini karsılayacak ödeneğin verilmesini istedi. Sakir Pasa, K. Karabekir Pasa'ya zaten 8 Mayısta tüm Anadolu'nun siyasal ve askersel durumunu belirtir raporunu göndermisti. Đsmet
Pasa'nın vurguladığı gibi davranan M. Kemal, 11 Mayısta Sivas vali ve kolordu komutanlıklarından ve Samsun mutasarrıfından ''eskıya çetelerinin Đsl‰m, Gürcü, Rum ve Ermeniliklerine göre sayı ve etkinlikleri'' hakkında telyazısıyla bilgi istedi. 12 Mayısta M. Ali Pasa, Samsun bölgesindeki Rum çetelerine karsı elverisli önlemler alınmasını Savas Bakanlığı'ndan istedi (96). Görüldüğü gibi, sonradan hep birlikte arkasına düsecekleri M.
Kemal'in Anadolu'ya gönderilmesinde ilgili makamlar arasında bir görüs birliği, isbirliği ve ivedilik vardı.
Verilen Hükümet yönergesi (talimatname) M. Kemal'in umduğundan da genis yetkiler içermekteydi. Önemli olduğundan 6.5.1919 tarihli bu tarihsel belgenin aynısını veriyoruz:
''Dokuzuncu Ordu kıtaları Müfettisliğine ait görevler (Padisahça buyurulmustur), yalnız asker”olmayıp, müfettisliğin kapsadığı bölge içinde aynı zamanda sivil yönetime de iliskindir.
1- Đsbu ortak görevler sunlardır:
a) Bölgede iç güvenliğin sağlanması, düzenli duruma getirilmesi ve bu düzensizliğin çıkıs nedenlerinin sağlanması.
b) Bölgede ötede beride dağınık bir biçimde varlığından söz edilen sil‰h ve cephanenin bir an önce toplattırılarak uygun depolara konması ve korunması.
c) Çesitli yerlerde bir takım kurullar (sıralar) olduğu ve bunların asker toplamakta bulunduğu ve elaltından ordunun bunları koruduğu ileri sürülüyor. Böyle kurullar varolup da asker topluyor,silah dağıtıyor ve ordu ile de iliskide bulunuyorlarsa kesin olarak yasaklanması ve bu gibi
kurulların kaldırılması.
2- Bunun için:
a) Đki tümenli Üçüncü ve dört tümenli Onbesinci Kolordular Müfettislik buyruğuna verilmistir. Đsbu  kolordular eylemce ve güvenlik konularında doğrudan doğruya Müfettislikle ve olağan islemler yani özlük isleri, genel kuvvet (ordu birliklerinin er, subay, silah, cephane, hayvan gibi araç ve
gereçlerinin) sayısını gösteren durum belgeleri vs. gibi konularda önceki gibi Savas Bakanlığıyla haberleseceklerdir. Tümen veyahut Bölge Komutanlığı veya özel görevle atanacak subayların atanması veya değistirilmesi Müfettisliğin uygun görmesi ve isteğiyle olacaktır. Öbür
konularda gerek ve yarar görerek Müfettisliğin verdiği yönergeyi Kolordu Komutanları aynen uygulayacaklardır. Özellikle sağlık isleri pek önemlidir Bu konudaki inceleme ve yapılan islerin halka da yayılması gerekir.
b) Müfettislik bölgesi Trabzon, Erzurum, Sivas, Van illeriyle Erzincan ve Canik bağımsız livaları kapsadığından, müfettisliğin yukarda sayılan görevleri yürütmek için vereceği tüm yönergeleri isbu illerle mutasarrıflıklar doğrudan doğruya yerine getireceklerdir.
3- Müfettislik sınırına yakın il ve bağımsız iller (Diyarbakır, Bitlis, Mamüretulaziz (Elazığ), Ankara,Kastamonu illeri) ile Kolordu Komutanlıkları da Müfettisliğin yürüteceği görev sırasında kendi basına yapacağı basvuruları gözönüne alacaklardır.
4- Müfettisliğin asker” konulara ait orunu (makamı) Savas Bakanlığı olmakla birlikte, öteki konular için ilgili yüksek makamlarla haberlesecek ve isbu haberlesmelerden Savas Bakanlığı'na da haber verecektir'' (97).
- Savas Bakanı Sakir -
Anadolu topraklarının yarısına yakın bölümünü yetki alanı içerisine alan, ve bu genis alanda isgalci devletlerin isteği doğrultusunda düzenleme getirmesi istenen M. Kemal'in kararg‰hında su kisiler yer alıyordu:
1) Ordu Müfettisi: Tuğgeneral Mustafa Kemal.
2) Kurmay Baskanı: Kurmay Albay Kazım (Dirik).
3) Kurmay Baskanlığı Emir Subayı: Üsteğmen Hayati.
4) Kurmay Baskanı Yardımcısı: Kurmay Yarbay Mehmet Arif (Ayıcı).
5) Harekat Subesi Müdürü: Kurmay Binbası Hüsrev (Gerede).
6) Topçu Komutanı: Binbası Kemal (Doğan).
7) Sağlık Đsleri Baskanı: Dr. Albay Đbrahim Tali (Öngören).
8) Sağlık Đsleri Baskan Yardımcısı: Dr. Binbası Refik (Saydam).
9) Basyaver: Yüzbası Cevat Abbas (Gürer)
10) Kurmay Yardımcısı: Yüzbası Mümtaz.
11) Kurmay Yardımcısı: Yüzbası Đsmail Hakkı.
12) Emir Subayı: Yüzbası Ali Sevket (Öndersev).
13) Karargah Komutanı: Yüzbası Mustafa Vasfi (Süsoy).
14) Đase (besin isleri) Subayı: Üsteğmen Abdullah.
15) Sifreci: Katip Faik (Aybars).
16) Sifre Yardımcısı: Katip Memduh (Atasev).
17) Sifre Yardımcısı: Üsteğmen Arif Hikmet (Gerçekçi).
18) Sifre Yardımcısı: Teğmen Muzaffer (Kılıç) (98).
Atatürk'le yola çıkan bu devrim kurulu ne var ki, bir takımı Kurtulus Savası'nın özgürlükçü ve
bağımsızlıkçı felsefesini sonuna dek yasatacak bir takımıysa bu felsefeye ters düsüp yarı yolda
kalacaktır.
III - M. KEMAL'ĐN ANADOLU'YA GÖNDERĐLMESĐNDEKĐ GERÇEK:
Simdi su soruların yanıtını arayalım:
1- M. Kemal'i Đstanbul Yönetimi mi Seçerek Gönderdi?:
Atatürk'ü Anadolu'ya Padisah, Sadrazam ve ilgili Hükümet üyeleri bilerek seçip gönderdiler.
Seçkin bir komutan olduğuna, Anadolu'daki sorunları istekleri doğrultusunda çözebileceğine inanıyorlardı (99). Belki de Atatürk'ün belirttiği gibi ''saskınlık'' (100) ve ''aymazlık'' (101) içerisindeydiler. Su bir gerçek ki, Atatürk'ün gerçek amacını bilmiyorlardı. Bilselerdi kesinlikle
böyle bir görev vermezlerdi. Anadolu'daki sorunları hükümetin amaçladığı biçimde çözebilecek güç ve kosullar da vardı Atatürk'te. Alman ve Enver karsıtıydı. Đttihat Terakkili değildi (102).
Đngilizlerle herhangi bir çeliskiye girmemis, sürekli onları oksamıstı (103).
2 - M. Kemal Đstanbul'dan Uzaklastırılmak Đçin mi Gönderildi?:
Bir takım tarihçiler Atatürk'ün ''Đstanbul'dan uzaklastırmak'' amacıyla gönderildiğini savunurlar (104). Bu yaklasım pek inandırıcı olmadığı gibi, tutarlı da değil. Uzaklastırmak amacıyla gönderselerdi bu ölçüde genis yetkiler vermeyecekleri gibi (105), tutuklarlardı yada Đngilizler'e
tutuklattırırlardı. Bilindiği gibi M. Kemal Anadolu'ya genis hükümet yetkisiyle gönderiliyordu (106). Gerek Đngilizler olsun, gerekse padisah ve Đstanbul hükümeti olsun; M. Kemal'in dostları Genelkurmay Baskanı Cevat (Çobanlı) Pasa ve Genelkurmay Đkinci Baskanı K‰zım (Đnanç)
Pasa'ya verdiği ipuçlarındaki (107) düsüncelerini bilmiyorlardı. M. Kemal'in de, ''Babıali ve Saray, benim hakkımda derin aymazlık içinde bulunuyorlar'' (108), diyerek doğruladığı gibi; M. Kemal'in asıl düsüncesi, amacı bilinmiyordu.
M. Kemal'i koruyor ve yardımcı oluyorlardı (109). Zaten, bilindiği gibi, Đngilizler ve hükümet durumu öğrenir öğrenmez M. Kemal'i hemen geri çağıracaklar. Dahası M. Kemal'in yola çıktığının aynı gecesi kuskulanan Đngilizler hemen geri döndürülmesine çalısacaklardır (110).
Đngiliz arsivlerinde bulunan, Amiral Webb'in 28.6.1919'da Đngiltere'ye gönderdiği su raporda Đngilizler'in ve Osmanlı Hükümeti'nin M. Kemal'in gerçek dtüsüncesini bilmediklerini, öğrendikten sonra da hemen geri çağırdıklarını belirtir:
''Çanakkale Savasında bir hayli söhret yapan Mustafa Kemal Basbakanca Samsun'a müfettis olarak gönderildi. Basbakan'ın niyeti kötü değildi, ama Mustafa Kemal Samsun'a gittiğinden beri ulusçu eylemlere giristi. Basbakan onu çağıracağına söz verdi'' (111).
Devamı:

Paşaların Kavgası /Kazım Karabekir
atatürk:anadolu'ya gönderilişinin iç yüzü-1
http://ahmetdursun374.blogcu.com/ataturk-anadolu-ya-gonderilisinin-ic-yuzu-1/3229727
------
atatürk:anadolu'ya gönderilişinin iç yüzü-2
http://ahmetdursun374.blogcu.com/ataturk-anadolu-ya-gonderilisinin-ic-yuzu-2/3229740
---------
atatürk:anadolu'ya gönderilişinin iç yüzü-3
http://ahmetdursun374.blogcu.com/ataturk-anadolu-ya-gonderilisinin-ic-yuzu-3/3229756
-----
atatürk:anadolu'ya gönderilişinin iç yüzü-4
http://ahmetdursun374.blogcu.com/ataturk-anadolu-ya-gonderilisinin-ic-yuzu-4/3229770

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Kazım Karabekir Paşa'ya komünist suçlaması.
« Yanıtla #1 : Ağustos 16, 2008, 04:52:05 ÖS »
  Kazım Karabekir Paşa'ya komünist suçlaması  

Rıza Zelyut

riza.zelyut@aksam.com.tr

Herkesin herkesi kötü bir şey olmakla suçladığı Türkiye'nin dünü de böyleydi. Suçlama Kurtuluş Savaşı başlarken o kadar ileri gitmişti ki koskoca bir Osmanlı paşası bile Bolşevik gösteriliyordu. Hem de ilk Millet Meclisi'nde… Kazım Karabekir'e yöneltilen bu suçlamanın arkasında neler yatıyordu? Gizli tutanakları okuyunca cevabını buluyoruz.

23 Nisan 1920'de kurulan TBMM'nin karşısındaki sorunlardan biri de Kurtuluş Savaşı'nı başlatanların, İstanbul'daki kukla Osmanlı hükümeti tarafından Bolşevik (komünist) ilan edilmesiydi. İlk Meclis'in açılmasından bir ay kadar sonra İstanbul'a bağlı Bolu Valisi Kadri, Ankara'daki Kuvva-i Milliyeciler'i bakın yayımladığı bildiride nasıl suçluyor: "Ey padişaha, dine, devlete 500 seneden beri sadakati ile dünyayı hayrette bırakmış olan hakiki Müslümanlar! Bolşevik namı altında, 400 senelik din ve devlet düşmanımız olan Moskoflardan çıkmış bir takım eşkıya, vatanı kurtaracağız diye Anadolu'nun siz saf ve namuslu ahalisini aldatarak padişahına isyan bayrağı çekmişlerdir. Bolşeviklik, paranın, malın, emlak ve arazinin; ayak takımı, yersiz, yurtsuz bir takım haydutlar tarafından yağma edilerek; bu haylaz, tembel, cani herifler arasında taksim edilmesi; hiç kimsenin nikahlı karısı olmayıp her kopuğun her kadını istediği gibi kullanması; çocuklar iki yaşına kadar analarının kucağında kaldıktan sonra alınıp umumhanelerde beslenerek anasız ve babasız yetiştirilmesidir ki, ne bir babanın çocuğunu ne bir evladın ana-babasını tanımaması demektir. (…) (Bunlar) Namuslu adamların iltica ettikleri kanunu, hükümeti, padişahı tanımıyorlar. Vatanı kurtaracağız diye bütün Anadolu'yu kasıp kavuruyorlar. Padişahımız esirdir, kurtaracağız diye cebren para ve asker topluyorlar. Padişahımız, 'bunları asın' diye ilan etmiş. Şeriat fetvasını vermiş. Her tarafta harekata başlanmak üzere ordular hareket ettirilmiştir. Hükümet kuvvetleri muntazam kollar ile üç noktadan hareket edecek, bunları tepeleyecektir."

MECLİS'TE BOLŞEVİKLİK TARTIŞILDI
Atatürk ve arkadaşları; Türkiye'yi işgal eden yabancı ordularla mücadele edebilmek için o sıralarda Rusya merkezli olarak kurulan Sovyetler Birliği ile iyi ilişkiler geliştirmeye çabalıyordu. Buna 'Doğu politikası' deniliyordu. Sovyetlerle iyi ilişkileri, padişah yanlıları ve Batılı işgalciler görüyor ve propaganda malzemesi olarak kullanıyorlardı. Elbette ki aynı konu Meclis'te de tartışılıyordu. İşte TBMM'nin 9 Mayıs 1920 tarihli gizli oturumu. Bakınız Mustafa Kemal Paşa neler söylüyor:

"Biz Bolşevikliğe ve eylemlerine ve Bolşeviklerden elde edebileceğimiz faydaya ilgisiz değiliz. Bundan dolayı güvenle arz ederim ki Bolşeviklerle birleşme ve katışma (ihtilat) için, hareket ortaklığı için maddi olarak Yürütme Kurulu gereken girişimde bulunmuştur. Yalnız Yürütme Kurulu bu konudaki girişiminde çok tedbirli olmak gereğini kabul etmiştir. Şöyle ki; bir defa varlığımızı korumak, ulusal hedefimizi sağlamak için gerçek dayanağı dışarıda değil, içeride, kendi vicdanımızda bulma ilkesini yürütme kurulu kabul etmiştir. Çünkü kendi gücümüzü göz önünde bulundurmaksızın dışardan, şuradan buradan gelecek kuvvetlere yaslanarak hedef izlersek ve o kuvvetlerden o imdattan yardım da gelmez ise hayal kırıklığına uğrarız. Bunun için önce kendi gücümüze önem veriyoruz. Fakat kendi gücümüze düşmanlarımızın adedinin çokluğunu göz önünde bulundurarak kuvvet katmak vazgeçilmez bir zorunluluktur. Bu suretle ve doğal olarak doğudan gelmesi olası, müspet kuvvetlere değer vereceğiz.

Ancak bu noktada iki yönü birbirinden ayırmak gerekir. Biri, Bolşevik olmak; diğeri Bolşeviklik Rusya'sı ile ittifak etmek. Biz Yürütme Kurulu, Bolşeviklik Rusya'sı ile ittifak etmekten söz ediyoruz. Yoksa Bolşevik olmaktan söz etmiyoruz."

MUSTAFA SUPHİ OLAYI
Bolşeviklik tartışmaları ilk Meclis'te daha sonra da şiddetle sürüp gitti. Hatta Mustafa Suphi ile kurduğu ilişkiler yüzünden Doğu Orduları Kumandanı Kazım Karabekir Paşa, Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni Bey tarafından açıkça Bolşevik destekçisi olmakla suçlandı. Bunun üzerine hükümet başkanı Mustafa Kemal Paşa kürsüye gelip ilginç açıklamalarda bulundu. Mustafa Suphi olayını da aydınlatan bu konuşmanın bir bölümü şöyle: "Efendiler, vaktiyle Baku'den Mustafa Suphi başkanlığında bir heyetin memlekete gelmek isteğinde bulunduklarından, bunların bu Komünist Parti'sine üye olduklarından bizi bilgilendirmişlerdi. Bu Mustafa Suphi'nin ahlakı hakkında bilgi sahibi olan birçok arkadaşımız var. Erzurum'un sayın halkı bunu en yakın tanıyanlardır. Oysa Mustafa Suphi son zamanlarda ülkemize gelmek üzereydi. Bunlardan bir kısmını kıyı yolu ile göndermişler. Kendisi de Kars üzerinden gelmek istiyordu. Bunu öğrenen Erzurumlular, böyle bir kişinin memlekete girmesinden son derece rahatsız olmuşlar ve ülkeye sokulmaması için girişimlerde bulunmuşlardır. Resmi makamlara başvurdular, bu adam memlekete girerse parçalarız diye. Bolşevik hükümetinin ileri gelenlerinin bizimle olan ilişki ve görüşmelerinde Rusya içinde bu ulusun soysuz, herhalde sersem birtakım evlatları oralarda da serseriliklerini sürdürmüşlerdir. İşte bu serseriler, bir iş yapmak hayaline kapılarak görünüşte ülkemize ve ulusumuza yararlı olmak için Türkiye Komünist Partisi diye bir parti kurmuşlar ve bu partiyi kuranların başında Mustafa Suphi ve benzerleri bulunmaktadır. Bunlar doğrudan doğruya bir vatanseverlik duygusu ile ve bir milli duygu ile değil, benim kanımca belki kendilerine para veren, kendilerini koruyan ve bunları önemseyen Moskova'daki prensip sahiplerine yaranmak için bazı serserice girişimlerde bulunmuşlardır. Bunların girişimi Rus Bolşevizm'ini çeşitli kanallardan ülke içine sokmak olmuştur. Bu suretle memleketimize, milletimize dışarıdan komünizm akımı sokulmaya başlanmıştır.

YERLİ KOMÜNİST PARTİ
Öte yandan efendiler, ülke içinde komünizmin ne olduğunu bilmeyen, fakat bir Bolşevik gücünün bizim için kurtuluş olabileceğini varsayan bir takım insanlar bile, dışarıdan gelen komünizm akımına değinmeden kendiliğinden komünizm örgütü kurmak hevesine düştüler. (…)Hükümet, aydınlatma yolu ile bu akımın önüne geçmeyi düşündüğü sırada, aynı şekilde düşünen birtakım değerli, ahlaklı ve her yönden güvenli arkadaşlar bana gelmişlerdir. Bu kişiler bu bakış açısından ülke ve ulusun çıkarlarına nasıl hizmet edebileceklerini düşünüyorlardı. İşte bu düşüncenin ürünü olmak üzere Ankara'da Komünist Partisi adı altında bir parti kuruldu. (…) Bu parti böylece kurulduktan sonra, Halk İştirakiyyun Partisi adı altında bir parti hükümete başvurmuş bulunuyordu, kuruluş felsefesini bilemem. Benim anladığıma göre, Halk İştirakiyyun Partisi doğrudan doğruya komünizm niteliğini gösteren bir partidir ve burada bulunan Rus elçiliği ile dahi ilişkide bulunuyorlar."

KAZIM PAŞA'NIN TAVRI
İşte böyle bir ortamda, Kazım Karabekir, Mustafa Suphi ile bağlantı kurar. Meclis'teki bazı milletvekilleri de bu ilişkiyi; Bolşevizm'i Türkiye'ye sokmak gibi göstermeye kalkışır. Cevabı ise Mustafa Kemal Paşa verir.

"Bir defa Mustafa Suphi'ye herkesten önce, Doğu'da Hüseyin Avni Bey'den önce ortaya çıkaran Kâzım Karabekir Paşa'dır. Bu adamın yurda girmesinin zararlı olacağını takdir eden Kâzım Karabekir Paşa'dır ve bunun ülke dışına çıkarılması lazım geleceğini bilen de Karabekir Paşa'dır. Yoksa Erzurum Valiliğimiz değildir. Biz değiliz efendiler. Zekice yaptığı planı herkesten önce gerekenlere veren Karabekir Paşa'dır. Bilmem Bolşeviklere eğilimli imiş, Mustafa Suphi'nin bilmem nesi imiş… Herkesten önce güçlü önlem alan odur. (…) Kazım Paşa'nın Bolşeviklik ve Bolşeviklik hakkındaki tüm düşünceleri ve tüm görüşleri şimdiki ifadelerim ile anlaşılan anlamdadır. Fakat bu sözlerle sizi sınava çekmiştir."

ERMENİLERİ KOMÜNİST YAPMIŞ
"Ve yine Kazım Paşa, komünistlerle ilişkide bulunanlara karşı komünist görünebilir. Ülke ve ulus için yararlı bir siyasal amaç sağlamak içindir. Gerçekte komünist ve Bolşevik olduğu için değildir. Yine söylediler ki Gümrü'de Kazım Paşa kendi eliyle Ermenileri komünist yaptı. Kazım Paşa ile aramızda bir hafta iletişim oldu. Ermeni sorununun çözümü söz konusu olduğu sırada şunu mu yapalım, bunu mu yapalım diye. Çeşitli çalışmalar söz konusu olduğu zaman, o tartışmalarda bulunmuş olsaydınız, anlardınız ki en faydalı olan şey, zaten komünist olmayan serseri Ermenilere komünist dedirtmek için ve Taşnak varlığını yıkmak için yapmıştır. (…) Bu ulusun, bu milletvekilinden oluşan meclisin maksadı, amacı, politikası kesin olarak budur. Hiçbir zaman, merkezi dışarıda bulunan bir örgütle işbirliği yapamayız. Biz kendi kendimizi yönlendirme ve yönetmeye çalışırız."

İşte o günler, o günlerin paşaları… Bir de günümüze bakın…

(Kaynak olarak Fark Yayınları'ndan (0312 417 27 30) çıkan 1.TBMM'NİN GİZLİ OTURUMLARINDA ATATÜRK'ÜN KONUŞMALARI isimli kitaptan faydalandık.) Akşam

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
“Dini ve Namusu Olanlar Kazanamaz!”
« Yanıtla #2 : Şubat 25, 2009, 10:26:15 ÖS »
Dinime küfür eden müslüman olsa..diye bir deyiş vardır.
Bu da tıpkı onungibi bir hal.
Kim yazmış bu satırları?
Bakınız kim yazmış...
Mehmet Şevket Eygi kimdir?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=297.0
A.Dursun
-----------
“Dini ve Namusu Olanlar Kazanamaz!”
YER Ankara, tarih 10 Temmuz 1923... Tren istasyonundaki özel kalem  binasında, Cumhuriyet Halk Fırkası (o tarihte partiye fırka deniliyordu) nizamnamesi (tüzüğü) hazırlanıyor. Ülkenin iki  meşhur ve büyük Paşası konuşuyor. Bunlardan biri Şark Fatihi Kâzım Karabekir'dir.
Konu bir ara ülkenin kalkınmasına geliyor. Ünlü ve büyük Paşalardan biri Kazım  Paşa'ya şu sözleri söylüyor:

 "Dini ve namusu olanlar kazanamazlar!.. Fakir kalmaya mahkumdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Bunun için önce din ve namus  telakkisini kaldırmalıyız. Partiyi, bunu kabul edenlerle  kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur."

Tarihçi İsmet Bozdağ "PAŞALAR KAVGASI" isimli eserinde  bu konuşmayı nakl etmiştir.
PKK terörünün gölgesinde yapılan uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile  mücadele etmeye hazırlanırken  feci şekilde öldürülen Uğur Mumcu da Kazım Karabekir ile ilgili kitabında bu konudan bahsediyor.
Karabekir paşa hatıralarında bu konuyu ele almıştır...
1923'ten bu yana kaç yıl geçti? Seksen altı yıl. Paşa'nın söyledikleri hayata uygulandı mı? Uygulandı.
Türkiye'de beklenen kalkınma oldu mu? Bir miktar oldu ama ülkemiz bir Japonya olamadı, bir Güney Kore olamadı, bir Tayvan veya Singapur olamadı. Toplum yapımız çürüdü, dağılma ve çökme sürecine girdik.
Avrupa'nın kuzeyinde dört ülke vardır: İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya... Türkiye bunlar kadar  zengin olamadı, kalkınamadı. Norveç'te, fert başına düşen yıllık gelir payı 50 bin doların üzerindedir. Üstelik o ülke AB üyesi değildir. İki kere referandum yapılmış, halk AB üyeliğini reddetmiştir.
Bazıları, Türkiye'yi kasıp kavuran  kokuşmanın, yolsuzlukların, talan ve vurgunların son birkaç on yılda oluştuğunu sanır.
CHP liderleri kendilerinin temiz, karşılarında olanların kirli olduğunu söyler durur.
Hayır!.. Maalesef  yolsuzluklar 1923'e kadar dayanmaktadır. Yolsuzlukların anası CHP'dir.
1915 ile 1923 arasında Ermeniler sürülmüştü. Onların malları, evleri, arazileri, dükkanları...
Yunan ordusu bozulunca Anadolu Rumlarının bir kısmı  kaçmış veya telef olmuştu. 1924'te Lozan anlaşmasının mübadele maddesi gereğince  Anadolu Rumlarının tamamı  Yunanistan'a gönderilmişti. Bir buçuk milyona yakın Rum gönderilmiş, yerlerine Yunanistan'dan 400 bin kadar Türk ve Müslüman gelmişti. Rumların evleri, dükkanları, arazileri, atölyeleri, fabrikaları, malları, bağ ve bahçeleri...
İstanbul'un en büyük matbaa tesislerinden biri Mateosyan adlı bir Ermeni'ye aitti. İşgal kuvvetleri 1922'de İstanbul'u terk ederken, işgalcilerle işbirliği yaptığı için bu Ermeni de yurt dışına kaçmış ve  kısa bir müddet sonra matbaası, binasıyla birlikte, Karay asıllı olduğu iddia edilen bir CHP kodamanının eline geçmişti.
Sovyetler Birliği'nde Lenin ve Stalin, Türkiye'de CHP oligarşisi dinsizlik yapıyordu.  Medreseler kapatılmıştı. Göstermelik olarak onların yerine açılan İlahiyat Fakültesi ve İmam Hatip mektebi de, rağbet yok bahanesiyle kapatılmıştı. Okullardan din  ve ahlâk dersleri kaldırılmıştı. Ülke çapında dinsizlik terörü estiriliyordu. Kalkınmak için...
Ünlü ve büyük paşamızın dile getirdiği "Dini ve namusu olanlar kazanamazlar..."  ilkesi hayata tatbik ediliyordu.
Öyle bir talan başlamıştı ki, ülkenin bize ait olduğunu gösteren, bir tür tapu senedi mahiyetinde olan tarihî İslâm kabristanları bile düzleniyor, arazilerinin bir kısmı  kapanın elinde kalıyordu.
Falih Rıfkı, Yakup Kadri, Kemal Tahir ve daha nice  edip ve romancı bu talan ve soygunu kitaplarında işlemişlerdir.
Gazeteci Arif Oruç, İstanbul'da YARIN gazetesini yayınlıyordu. Mateosyan matbaasını eline geçiren CHP iktidarı yanlısı gazete ile amansız bir  polemik ve mücadele yapıyordu. Rejim bu gibi muhalefeti susturmak için sert kanunlar çıkartmış, basın hürriyetini gemlemişti. Arif Oruç canını kurtarmak için komşu Bulgaristan krallığına kaçmış, İstanbul'da harf devriminden sonra Latin yazısıyla yayınladığı YARIN'ı orada Osmanlıca  yazıyla çıkartmaya devam etmişti.
Modern Türkiye'nin en büyük  derdi, krizi, olumsuz tarafı kokuşma ve yolsuzluklardır. Temizlik ve şeffaflıkta (saydamlıkta) uluslararası notumuz 10 üzerinden 4'tür. Yani ahlâk, fazilet, doğruluk, dürüstlük, temizlik, saydamlık konusunda geçerli not alamıyoruz.
Türkiye'deki bütün olumsuzlukların temelinde bu müzmin kokuşma yatmaktadır.
Kokuşma  bütün kötülüklerin anasıdır, sebebidir.
1950 ile 1960 arasındaki Adnan Menderes (Demokrat parti) iktidarı esnasında partizanlık yapılmış, birtakım yolsuzluklar olmuştur ama bunlar hiçbir zaman bugünkülerle  kıyas edilebilecek şekilde genel ve yoğun olmamıştır. Menderes iktidardan düşürülüp Yassıada  (sözde) Yüce Divanında muhakeme edilmiş ve kendisinin bir kuruş yolsuzluğu bulanamamıştı. Aileden zengin ve varlıklı idi. Dedelerinden, babasından kalma çiftliği vardı.
1945'ten sonra ülkemize çoğulculuk gelmiş, çok partili sistem işletilmişti ama temizlik ve şeffaflık için bu da yetmemişti.
Siyasal İslâm ve İslâmcılar taifesi Türkiye'yi temiz ve şeffaf bir hale getirebildi mi?
Bu sorunun cevabını bendeniz vermeyeyim, okuyanlar versin.
Kokuşma, yolsuzluklar, haram ve kara servetler konusunda Müslüman halkın bir kısmı  maalesef  şunları söylemektedir:
*Dinsizler  şimdiye kadar çok yediler, bundan sonra biraz da Müslümanlar yesin...
*Kötü düzenlerde kötü işler yapmak caizdir.
*Müslümana her şeyin en iyisi layıktır.
Ülkemizde çok büyük bir sosyal adaletsizlik hüküm sürmektedir.
Ülkemiz bir rantlar ülkesi haline gelmiştir.
Ülkemizde 300 milyar dolar miktarında kara, haram, kirli, necis servet birikimi vardır.
Maalesef 1923'te dinsizlik ve namussuzluk adına başlatılan yeme, soyma, götürme, vurma furyasına birtakım İslâmcılar da katılmıştır.
1970'lerde kendini mücahid olarak tanıtan nice makyavelist bugün efsanevî servetlere sahip olmuştur.
İslâm dini ve ahlâkı böyle kara servetleri, bunları elde etmek için başvurulan  kirli ve ahlâksız metotları asla kabul etmez.
Ahlâk dışı zenginleşmenin ve kalkınmanın Türkiye'yi ne kadar ilerletmiş ve kalkındırmış olduğunu hepimiz görüyoruz.
Bendeniz şöyle diyorum: Ahlâka uygun, namuslu ve şerefli metotlarla çalışılmış olsaydı, Türkiye zenginlikte, kalkınmada, sosyal adalette  Japonya, İşveç, Norveç gibi olabilirdi.  Bugünkü kokuşma bataklığına düşmemiş olurdu.
Hırsızlıkla, kokuşma ile mükemmel uçaklar yapılamaz, İsveç'in Volvo ve Saab otomobilleri gibi  mükemmel ve harika otomobiller üretilemez;  Heidelberg, Harvard, Oxford gibi üstün üniversiteler kurulamaz...
Türkiye bir İslam ülkesidir. Bu memlekette ahlâk ve fazilet hakim olmalıdır.
Hakim olmazsa işte bugünkü gibi oluruz.

Mehmet Şevket Eygi
21 ŞUBAT 2009
****************
Ittihat ve Terakki hortlagi...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2013.0

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
BİLMEDEN KONUŞMAYIN! UZMANI YAZIYOR
« Yanıtla #3 : Nisan 10, 2010, 05:01:55 ÖS »
BİLMEDEN KONUŞMAYIN! UZMANI YAZIYOR

“Liberal geçinen Metin Münir konu din olunca asık keserek coştu yine: “İlk meclistekiler hacı, hoca ve gerici doluydu. Atatürk’ü her adımda köstekleniyordu. (yoksa..) Kemalizm, ibadetler dışındaki bütün âyet hükümlerini kaldırmıştır!..” Breh breh!..

Kemalizm, aslında büyük ve esaslı bir din reformudur.

(..) İslam bilginleri zamanla, ‘zamanla hükümlerin değişeceğini’ içtihadında bulunmuşlardır.

Mustafa Kemal’in yaptığı, işte bu nesih hakkını kullanmaktı. Kemalizm, ibadetler dışındaki bütün âyet hükümlerini kaldırmıştır.

Atatürk ibadet devrimine ezan ve namazı Türkçeleştirmekte başlamıştı.

Gerçekte verdiği ilk emir, ezan ve namazın Türkçeleştirilmesi idi. Muhafazakarların sözcülüğünü yapan İsmet İnönü Atatürk’e yalvarmış, “Önce ezanı Türkçeleştirelim, sonra namaza sıra gelir” demişti. Arkadan dil ve Kuran metni meseleleri çıkınca namazın Türkçeleşmesi gecikti. Atatürk yaşasaydı ibadet reformu olacağında şüphe yoktu. (..)

Atatürk’ün yakın arkadaşlarından olan (Falih Rıfkı) Atay’ın kitabı, Cumhuriyetin ilk dönemlerini anlatıyor. (..) İlk meclisler hacı, hoca ve gerici doluydu. Atatürk her adımda köstekleniyordu. Hiçbir işini kolay yapmadı. Atatürk reformları olmasaydı, Türkiye bugün, Suriye ve Irak gibi dünyanın lânetini üzerine toplayan hayda bir devlet olacaktı. Veya İran ve Suudi Arabistan gibi ortaçağlara ait bir din devleti.

Atatürkçülüğün entelektüeller arasında demode olduğunu biliyorum. Umurumda değil. Kendi neslimin politikacılarını gördükçe, Atatürk’e olan hayranlığım artıyor ve yaptıkları gözüme daha mucizevi görünüyor.

(..) Baykal, Yaşar Nuri Öztürk’ün, (..)Türkçe ibadet konusundaki görüşlerin CHP’ye ait olmadığını açıklamaya çalışıyordu. CHP sofuların oyunu kaybedecek diye ödü kopuyordu.

Metin Münir, 2.10.2002 tarihli Sabah’tan aktaran 3.10.2002 tarihli Vakit..

X

Yukarıdaki satırları Anadolu’da Vakit gazetesinden alıyorum. “BİLMEDEN KONUŞMAYIN” diye başlamış Metin Münir’in (Sabah, 2.10.2002) yazısını aktarırken.

Demek istiyor ki Ey Atatürk’ü şeriatçı göstermeye çalışan Atatürkçü aydınlar, 12 Eylülcü Atatürkçüler, Deniz Baykallar, Yaşar Nuri Öztürkler, iki arada bir derede kalmış ne Atatürk’ten ne de Muhammed’den vazgeçemeyen beyni sulanmış Profesörler, boşuna Atatürk’ü dindar göstererek bize sevdirmeye çalışmayın. Biz kül yutmayız, Atatürk’ün yaptıklarını unutmayız.

Şeriatın iki temeli vardır, biri maddi ve diğeri de manevi.. Maddi temeli Sultanlık makamı ve Halifelik kurumu idi. Manevi temeli ise şeriat zihniyeti idi. Atatürk kısa zamanda şeriatın bu iki temelini de yerle bir etti. Şeriat zihniyetin devlette ve toplumda söz sahibi olmasını yasakladı ve din düşüncesini insanın vicdanına hapsetti. “Dinini istediğin gibi yaşa, Tanrı’na tapınmanı istediğin gibi yap. Ama toplumu ve devleti yönetmeye kalkma!” dedi. Bu dayatma ise şeriat zihniyeti için en büyük darbe idi. Bu nedenledir ki şeriat zihniyeti maddi ve manevi temellerini yıkan Atatürk’e kin duyuyorlar ve kurduğu cumhuriyeti yıkmak için İslam dünyasından her türlü yardımı görüyorlar.

Bizim beyni sulanmış kişiliksiz aydınlar AKP ile CHP’nin koalisyon kurmasından korkuyorlar. Ama göremiyorlar ki AKP ile SP partisi koalisyon kurarak Anayasa’yı değiştirerek şeriat zihniyetini yaşatmak amacı ile çalışırlarsa siz o zaman görür kargaşayı, anarşiyi, terörü...

Genel Kurmayımızın en büyük ve en yakın tehlike olarak gördüğü şeriat zihniyeti ile savaşmanın tek yolu Atatürk’ün gösterdiği ışıklı yolda azimle ve kararla ilerlemek ve Atatürk’ü kesinlikle; şeriatçı göstermemektir.

Aşağıda Atatürk’ün Cumhuriyeti kurmadan, devrimleri kabul ettirmeden, erki eline almadan yaptığı din lehine konuşmaları göreceksiniz. Bu konuşmaları topladım. Hepsini sizlere sunacağım. Bunun yanında Cumhuriyeti kurup, erki eline alıp devrimlerini gerçekleştirdikten sonraki konuşmalarını da aktaracağım. Aktaracağım ki Atatürk’ün ne büyük bir takiye ustası olduğunu göresiniz.

Atatürk’e soruyorlardı devrimi gerçekleştirdikten ve dinsel düşünceyi devletten ve toplumdan uzaklaştırdıktan sonra: sonra: “Paşam, bu görüşleriniz daha önce hiç sezdirmediniz!”...

“Evet, diyor Atatürk; bütün amacı aynı zamanda Halife olan Padişahı kurtarmak olan bir halka yapacaklarımı söyleseydim başarılı olamazdım!..”

Ne var ki bizim aklı evvel profesörlerimiz, aydınlarımız, yazarlarımız, Atatürkçülerimiz Atatürk’ün devrimlerden sonraki görüşlerini halka anlatarak halkı aydınlatacaklarına; devrimleri kabul ettirmeden önceki dinsel görüşlerini halka yayarak Atatürk’ü şeriatçı göstererek sevdirmeye çalışıyorlar ki çok yanılıyorlar.

Konuyu daha fazla uzatmadan aşağıya Atatürk’ün devrimleri yapmadan ve erkini sağlam olmadan önceki din lehine olan konuşmaları ondan sonra da, Cumhuriyeti kurup, erki alıp, devrimleri yaptıktan sonraki görüşlerini alacağım ki Atatürk’ün b konuda görüşleri için başka bir kaynağa bakma gereği duymayasınız.

Önce Ömer Malik’in http://www.geocities.com/islampencereleri/ adresindeki sitesine gönderilen bir açıklamayı aktaracağım.

Ömer Malik adresini belirttiğim sitesinde Atatürk’ü dindar göstermek isteyenlere yanıt vererek Atatürk’ün gerçek düşünceleri bunlardır demiş. Okuyalım:

“Bu hep aynı zihniyetin anlayışı. Bunlar Kaptan Cousteau'yu da Müslüman yapan zihniyetler. Güya Atatürk Kuran'ı Müslüman olduğu için Türkçeleştirmiş. Atatürk Kuran'ı niçin Türkçeleştirdiğini açıklamıştır: "Evet Karabekir, Arapoğlu'nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kuran'ı Türkçe'ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler.." (Atatürk Kazım Karabekir-Paşaların Kavgası s.159)
http://www.bilgebalta.com
-------------------
MUSTAFA KEMAL PAŞA'NIN GİZLENEN SECCADELERİ
http://ahmetdursun374.blogcu.com/mustafa-kemal-pasa-nin-gizlenen-seccadeleri/7424596