Gönderen Konu: Hüseyin ÜZMEZ,VAKİT'TEN FETVA  (Okunma sayısı 387 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Hüseyin ÜZMEZ,VAKİT'TEN FETVA
« : Mayıs 04, 2008, 12:34:38 ÖS »
Ahmet HAKAN
 ahmethakan@hurriyet.com.tr

Vakit fetvayı aldı: Tacizcimiz mümindir

İSLAMİ camiada "Konyalı değerli alim", "Günümüzün İslam müçtehidi" ya da "Hocaefendi" gibi sıfatlarla selamlanan Abdullah Büyük isimli bir adam var...

Vakit’te köşe yazarlığı da yapan bu adamın bağlıları var... Yani adam resmen bir cemaat lideri...

İşte bu adam, "Vakit"çilerin bir türlü ağızlarından çıkaramadıkları baklayı çıkardı.

Hiç mırın kırın etmeden,"küt" diye fetvasını verdi ve "çocuk tacizciliği" ile suçlanan Hüseyin Üzmez hakkında şu cümleyi yazdı:

"Kulaklarınıza gelen haber doğru olsa bile, Hüseyin Üzmez ağabeyimiz, Müslüman bir insandır, mümin bir insandır."
Ardından da ekledi:
"Bir Müslüman, Allah’ın dinini yaşamak ve yaşatmak için mücadele ederken, ayağı sürçer, hata yapar ve günaha bulaşırsa, daha fazla destek, daha fazla ilgi ve daha fazla iletişim içine gireriz."


Demek ki neymiş?
Hüseyin Üzmez’in küçük bir kıza sulandığı, sulanmakla kalmayıp resmen sarkıntılık ettiği hukuken sabit olsa bile... İslami açıdan bir sorun yokmuş... "Abdullah Büyük Hocaefendi", çocuk tacizcisi ağabeyine her durumda destek çıkarmış...

O halde ben de "müptedi" bir talebe gibi, "Büyük Hoca"ya sorayım:
"Sayın hocam... Hüseyin Üzmez ağabeyiniz, hapisten çıksa... 14 yaş ve altındaki mümin kızlarımızın kendisinin yanında yalnız kalmasında İslami açıdan bir beis var mıdır? Eğer yoksa kendi kızınızı, torununuzu ya da yakınınızın bir kızını bu mümin ve Müslüman ağabeyinizle yalnız bırakır mısınız hocam?"

Güzel şeyler
NİMET ÇUBUKÇU’YA BRAVO Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, dini bütün koca adamların çocuk istismarı suçlamasına "sıradan çapkınlık" muamelesi çektiği bir ortamda, "çocuk olmak" meselesiyle ilgili öğretici bir açıklama yaptı. Dedi ki: "Çocuklar sadece çocuk oldukları için korunmaya muhtaçtır ve çocuk oldukları için mağdurdur. Burada karine, çocuğun masumiyeti karinesidir. Ben her zaman çocuklardan yana taraf olurum." Bu tespiti yaptıktan sonra da "Bir avukat olarak çocuklara yönelik istismarı savunamam" dedi... Bu duyarlılık nedeniyle Bakan’ı kutluyorum...

VAKİT’İ BIRAKAN YAZAR Bir yazar, bunca hır gür arasında sessiz sedasız Vakit Gazetesi’ni bıraktı... Hüseyin Üzmez olayı ve bu olayın ardından gazetenin takındığı "koruma ağırlıklı" tutum, Vakit yazarı Mehmet Emin Kazcı’yı pes ettirdi... Mehmet Emin Kazcı, onurlu ve erdemli bir tutum takınarak Vakit’te yazmayı bıraktı...

DEĞİŞEN MESAJLAR Vakit’e dair şu ana kadar çok şey yazdım: "Katil sevicilik" yapmayın dedim... "İşkenceciyi korumayın" dedim... "Hedef göstermeyin" dedim... "Dilinize hákim olun" dedim... "İftira etmeyin" dedim... Fakat ne yazık ki ben bunları dedikçe Vakit’in saf, inanmış okurlarından hep olumsuz mesajlar aldım... Ancak... Şu Hüseyin Üzmez olayı gözlerdeki perdeyi indirdi... Gazetenin tutumu, okuru da çileden çıkardı... Artık bana gelen mesajlarda, "Ben de Vakit’in dininden değilim" vurgusu var... Ne diyelim... Gayret bizden, tevfik Allah’tan...

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Hüseyin ÜZMEZ'in 7 Nisan 1995 'deki yazısı.Çiğ köfte partileri......
« Yanıtla #1 : Aralık 25, 2008, 01:29:25 ÖÖ »
HÜSEYİN ÜZMEZ VAKİT GAZETESİNDE 7 Nisan 1995 'de YAZDIĞI  BİR YAZIDAN:

"Ankara'da bizim büroda zaman zaman toplanırız. Yeğenim İsmail Gündüz çok güzel çiğ köfte yapar. Dostlar toplanır, sohbet muhabbet ederiz. Herkes fikrini rahatça savunur. Anlaşırız, ya da anlaşamayız. Ama sonunda mutlaka kucaklaşarak ayrılırız.

27 Mart akşamı yine öyle oldu. Bu sefer Adalet Bakanlığı'ndan, Yargıtay'dan Yüksek Hakim dostlarımızı çağıracaktık. Ben biraz direndim. İstanbul DGM'si, İBDA örgütünün 'propagandasını' yaptığım gerekçesiyle hakkımda soruşturma başlatmıştı. Beş yıla kadar ağır hapisle mahkumiyetim isteniyordu. (..) İsmail Gündüz'e, 'Yapma dedim, belki yanlış anlaşılır. Dostlar zannederler ki kendilerinden adalet dışı yardım istiyorum.' Konuyu açmamak kaydıyla misafirleri çağırdık.

Adalet Bakanlığı'ndan Bekir Yılmaz, Yargıtay'dan Hamdi Doğan ağabeylerimiz geldiler. İkisi de Malatya'nın has evlatlarıdır. Sayın Mehmet Moğultay Bakanlar Kurulu'ndaymış. Çıkınca bizi aradı. 'Partinin Merkez Yürütme Kurulu var'mış. Oraya katılacağını, onun için bu seferlik gelemeyeceğini, ama bir dahaki sefere mutlaka aramızda bulunacağını söyledi.

Sayın Moğultay'la tâ fakülteden arkadaşız. Aramızda temel fikir ayrılıkları var. Buna rağmen dostluğumuz en küçük bir yara almadan devam ediyor. Uygar, efendi ve kibar bir insan... Çok da vefalı... Kendisine teşekkür ettim.

İşçi liderleri, sendikacılar, işadamları, ilim sahipleri... Birçok dost geldi. Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Yekta Güngör Özden'i de çağırdık. Sağolsun evinde misafir olmasına rağmen hiç ikilemedi. 19.30'da geleceğini söyledi ve tam saatinde geldi. (..)

Sayın Özden medyadan şikayetçiydi. 'Söylemediklerimi yazıyorlar. Tekzip gönderiyorum, yayınlamıyorlar. Ben ne yapayım?' diyordu. Ben de 'Dı gel de şu gazetecileri vurma...' gibi yeri geldikçe espriler yapıyor, ciddi havayı dağıtıyordum. Sayın Özden devam ediyordu: 'Ben eskiden Cuma namazlarını hiç kaçırmazdım. Şimdi iki senedir gitmiyorum. Birisi kalkar bir terbiyesizlik yapar, gazeteler bunu alırlar ele, çıkarlar yola...' diyordu. Ben yine espri yaptım. 'İşte Papaza kızıp pehriz bozmak' diye buna derler. Yine hep birlikte gülüştük.

Yekta Bey 1952'de yazdığı bir şiiri okudu. 'Bravo dedim; Peygamber için ancak bu kadar güzel bir şiir yazılabilir.' Halbuki şiir Atatürk için yazılmıştı. Bilerek anlamazlıktan geliyordum. Her zaman söylerim, Sayın Özden samimi bir Atatürkçü'dür. O'nun dindar olduğuna da yürekten inanır.

Bir ara çoğu Hacı, Hoca, Müftü ve Müderris olan ailesinden bahsetti. Rahmetli Babası bir gün rakı sofrasından kalkmış, birkaç dakika kaybolmuş. Sofra arkadaşlarından biri bakmış ki içerde namaz kılıyor. Sayın Özden 'Müslüman böyle samimi olmalıdır' demek istiyordu. Ben kendime göre bir yorum yaptım: 'Rahmetlinin Müslümanlığı Muhammed'den, rakıcılığı da Atatürk'ten geliyormuş' dedim. Tabii ki 'Rakıcı' derken sarhoşluğu kastetmiyordum. Sarhoş adam namaz kılabilir mi?... Yine hep birlikte gülüştük.

Sonunda bir teklifte bulundum. 'Sayın Başkanım dedim, gelin siz Atatürk'ü sahtekarların elinden kurtarın; biz de Cennet ve Cehennemi bazı inhisarcıların elinden almaya çalışalım. Herhalde o zaman daha güzel anlaşırız...' Malûm 'Sizin dininiz size, benim dinim bana...'

Yekta Bey 'Ben sahte Atatürkçülerden de, sahte dincilerden de nefret ederim' diyor ve devam ediyordu: 'Ben her zaman 'Dinimiz... Kur'anımız... Allahımız...' diyorum. Siz niye 'Atatürkümüz' demiyorsunuz?..' (..)

Sayın başkan herkesle tek tek tokalaşarak, kimileriyle de kucaklaşarak ayrıldı. Çok güzel bir gece, çok güzel bir sohbet olmuştu. Bütün dostlar son derece memnundu."
************
İlgili diğer yazılar içinbakınız....
Hüseyin ÜZMEZ, 14 YAŞINDA KIZA TECAVÜZDEN GÖZALTINDA
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=677.0
--------------
Tecavüze uğrayan inek katledildi.Üzmez serbest kaldı.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3580.0
----------
HÜSEYİN ÜZMEZ PEYGAMBERİMİZE "SÜBYANCI" İFTİRASI ATTI!?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3745.0

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Tecavüz davalarında Psikiyatrın ürküten itirafları
« Yanıtla #2 : Nisan 28, 2009, 11:45:45 ÖÖ »
Tecavüz davalarında Psikiyatrın ürküten itirafları

Psikiyatrın ürküten itirafları
Üzmez’in yargılandığı davada mağdur B.Ç’nin muayenesinden 1 gün önce Adli Tıp’tan istifa eden Doç. Erdoğan, çocukların kuruma gelirken tecavüzcüsüyle aynı araca bindirildiğini söyledi.

İstanbul Haber Servisi - Anodolu’da Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez’in yargılandığı davada mağdur B.Ç’nin muayenesinden 1 gün önce Adli Tıp Kurumu’ndan istifa eden psikiyatr Doç. Dr. Ayten Erdoğan, tecavüze uğrayan çocukların kuruma gelmeden önce uzman olmayan kişilerce muayene edildiğini, çocukların kuruma gelirken tecavüzcüsüyle aynı otobüse bindirildiğini, bazı çocukların günde 10 kez muayene edilerek psikolojilerinin bozulduğunu, tüm bu yapılanlara susmayınca da baskı gördüğünü söyledi.

Hüseyin Üzmez hakkında açılan taciz davasında, 14 yaşındaki mağdur B.Ç’yi muayene etmeden 1 gün önce, “Yine aynı raporu verecekler” diyerek Adli Tıp Kurumu’ndan istifa eden çocuk psikiyatristi Doç. Erdoğan, kurumdan ayrılığına neden olan olayları NTV’deki “Canlı Gaste” programında anlattı. Çocukların yaşadıkları travmayı anlatırken sık sık gözleri dolan Erdoğan, istifasının ardındaki nedenleri tek tek sıraladı. 6. İhtisas Kurulu’nda göreve başladığında ilk olarak çocuklar için uygun ortamı sağlamak için mücadele ettiğini anlatan Erdoğan, 4 ay boyunca bunu yapmak uğruna taviz vermediğini, uyumlu olmaya çalıştığını, ancak sonunda dayanamadığını söyledi.

10 kez muayene
Reşit olmayan bir çocuğun tecavüze uğraması halinde Adli Tıp Kurumu’na gelmeden önce “uzman olmayan kişilerce muayene edildiğini” belirten Erdoğan, “Çocuk Koruma Kanunu’na göre çocuğun bir kez ifadesi alınır. Gördüğüm tüm olaylarda 5-6 kez muayene yapılıyordu. 10 kez muayene edilen çocuklar vardı. Çocuklar bunu istemiyorlardı. ‘Muayenenin yapılması zararlıdır. Başka yerlerde bu kadar muayene edilerek bize gönderilmemeli’ dedim. Muayeneler mesleğime, vicdanıma, ahlakıma aykırıydı. Durmak bir şey kazandırmazdı” değerlendirmesini yaptı. Erdoğan, Türkiye’deki mahkemelerin çocukları Adli Tıp Kurumu’na toplu halde gönderdiğini, çocukların gelirken tecavüzcüleri ile aynı otobüse bindirildiğini, bunun her zaman yaşandığını belirterek şöyle devam etti: “Tecavüzcüsü ile aynı otobüste olan çocukları görüyordum. Titriyorlardı ve ‘Nasıl aynı otobüste döneceğiz?’ diyorlardı. Eski kurul üyelerine ‘Bu nasıl oluyor?’ diye sordum. Yanıt, ‘Sen ilk defa mı gördün, hep böyledir’ oldu. Ben bıraktığımda durum hâlâ böyleydi.”

‘Üzmez olayında kurumdan baskı gördüm’
Adli Tıp Kurumu’nda bulunduğu 4 ay içerisinde bin çocuk gördüğünü, Üzmez vakasında ise kurumdan büyük baskı gördüğünü belirten Erdoğan, bu konuda da özetle şunları söyledi:

“Adli Tıp Kurumu gibi kurumlarda çalışan bir kişi normalde günde 10-12 kişiye bakabilir ki adli vakada bu sayı daha az olmalıdır. Biz kurumda sayıyı, her gün 12 çocuk ve 5 yetişkin olarak belirledik. Ama sayılar aşılıyor, günlerce saat 8’e kadar bakmaya devam ediyordum. Üzmez dosyasını günlerce inceledim. Kurul üyeleri ‘Bu konuda uzmansın, ne düşünüyorsun?’ dediler. ‘Benim aynı fikirde olma zorunluluğum olmadığı için konuşmayayım’ dedim. Israr ettiler, vakayı görmediğimi, dosyayı incelediğimi ve çocuğun ‘Ruh sağlığının bozulması gerekiyor’ sonucuna vardığımı söyledim. ‘Kendisini de görmek gerekir. Soruyorsanız bozulmuştur’ dedim. O günden sonra bir cehennem hayatı yaşadım. Baskılar gördüm. Uzman olmayanlar, çocukları suçlayan sorular soruyorlardı. Çocuklar ağlıyor, kendilerini yerlere atıyorlardı. Buna izin veremezdim. Artık orada durmanın manası yoktu.”
Cumhuriyet 25.04.2009

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Abdullah Gül 2.Hüseyin Üzmez mi ki dava açmış?
« Yanıtla #3 : Temmuz 22, 2009, 12:30:39 ÖS »
Abdullah Gül 2.Hüseyin Üzmez mi ki dava açmış?

Öğrenci Çağlar Akay'a,Abdullah Gül'ün açtığı Hüseyin Üzmez davası.

Abant İzzet Baysal Üniversitesi İşletme Bölümü öğrencisi Çağlar Akay, Bolu yerel gazetesinde (Bolu Olay) yazdığı bir köşe yazısı nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından açılan davada 1 - 4 yıl hapis istemiyle yargılanmaktadır.

Davanın bundan sonraki duruşması 20 Temmuz 2009 tarihindedir.

İşte Çağlar Akay'a dava açılmasının sebebi olan köşe yazısı - 08 Kasım 2008

Hüseyin Üzmez Masumdur!
Aslında çok daha önceden yazmalıydım da nedendir bilmem bir türlü fırsat gelmedi.
Belki de bu konuda söyleyeceklerimin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğinden emin olduğum için yazmadım. İnsan insanlıktan çıkmışsa, onu yola sokmak çok zor…
Bu aralar “utanmaz adam” lafının en çok yakıştığı 2. kişi Hüseyin Üzmez amcamız.
Geçen gün sokakta gördüm kendisini, ağzını şapırdatıyordu. Dedim acep ne oldu?
Baktım gözlere, bir sağda bir solda, fıldır fıldır maşallah.
O kadar çok var ki Hüseyin Amca’lardan. Evet amca diyorum, çünkü insanların içinden geçenleri hiçbirimiz bilemiyoruz.
Hüseyin Üzmez bu içten geçenleri fiile dökmüş, farkı odur. Zaten onu “Utanmaz Adam” yapan da budur.
Ayrıca kendisi için “Utanmaz Adam” demem de pek doğru değildir. Çünkü bu tanım doğru değildir.
Onun yaptığı iş, utanma gerektiren bir işten çok daha fazlasıdır.
Ama bizim bir sürü Hüseyin Amcamız var.
Hele ülkede o kadar çok var ki, inanamazsınız.
Buralarda da yok mu? Elbet vardır da işte… Neyse… Aynısından İran’da da var, ABD’de de var, Kenya’da da…
Çankaya’da da var.
Hüseyin Üzmez’in taciz ettiği kızcağız kaç yaşında?
14…
Üzmez’e göre biraz “oynak”…
İffetsiz yani.
Gazoza ilaç atacak kadar da akıllı velet.
Hüseyin amcasını beğenmiş zahir…
E bizim Cumhurbaşkanı?
Hayrünisa hanımla kaç yaşında evlendi?
14…
Eh Hayrünnisa hanım zorla evlendirilmediyse eğer,
O da zamanında Abdullah amcasını pek beğenmiş…
Ama o iffetli
Ne yaptıysa evlendi de yaptı yani…
E o zaman Hüseyin emminin ne suçu var ben anlamadım.
Aradaki fark, Abdullah amca Hayrünnisa ile beraber olduğunda aralarında 16, Hüseyin amca küçük kıza sarktığında 50 küsür yaş olması mı?
Yani sokaklarda gördüğüm 5-6 yaşındaki kızlar, 20 yaşındaki abilerinden korunmak için mi kapatılıyorlar?
Haydi, Hüseyin emmi şeriat istiyordu, 14 yaşında kız almakta bir şey yoktu. Ya bizim Abdullah amca?
Yoksa sorun Hüseyin emminin, kızımızın annesiyle de iş pişirmesi mi? İnsanlar 4 eş alıyorken ya da eşini 40 kişiyle aldatıyorken sorun olmuyor da Hüseyin amca yapınca mı “tu kaka” oluyor?
O anneye bunu yaptırmak zorunda bırakan, tarikatın üst kademesinden olduğu için ses çıkartamadığı, sırf parayı veren düdüğü öttürdüğü için bunlara göz yummasına sebep olan o pis düzende hiç mi suç yok?
Neymiş efendim tarikatın imajı zedelenmiş, lekelenmiş v.s. Ne yani Üzmez’in tek suçu yakalanması mı, nikahlı olmaması mı?
O zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin imajını kim kurtaracak?
Herkes niyetini söyleyecek. Herkes eteğindeki taşları dökecek, kendi eksiğini bilecek.

Onun için kimse Hüseyin emmiye yüklenmesin. İnanın aramızda en masumlarımızdan birisi o.
Bıkmadık mı kadınları cinsel obje olarak görmekten? Kadınlarla ilgili her tartışmayı namus ekseninde yapmak zorunda mıyız?
Biz bu kafayla gittikçe Hüseyin emmimiz de eksik olmaz, başımız “Utanmaz Adam”lardan kurtulmaz.
Herkes kendisini, Hüseyin Üzmez’i cezaevi çıkışında almaya giden karısının yerine koyacak, sonra konuşacak…

Detaylardan...
HAKARET İÇEREN BİR YAZI YAZMADIM
http://www.haber1.com/haberdetay.asp?Newsid=106941&Categoryid=1
------------
Çağlar Akay davası ertelendi.
http://www.haberinyeri.net/Guncel/Caglar-Akay-davasi-ertelendi_66390.html

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
13 yaşında çocuk,Erdoğan ile davalık.
« Yanıtla #4 : Eylül 03, 2009, 12:16:20 ÖÖ »
Bu mu siyasetçilik?
Vah ülkem vah..
Kimler yönetiyor bizi görün.
Cumhurbaşkanı da benzer şekilde davranmış idi.
Ancak özgürlük bu değil tabii.
TSK'ya,Türk milletine saldırı yok ki burada özgürlük olsun.
BU ÜLKEDE ASKERE GİDİLİR Mİ? diyenlere özgürlik var değil mi?(http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7204.0)
Neyse sonra benim de özgürlüğüm gitmesin...
Bu başlığın hemen üstünde ki konuya da bakın derim.

Üstteki haber...Öğrenci Çağlar Akay'a,Abdullah Gül'ün açtığı Hüseyin Üzmez davası.
A.Dursun
************

Avukatlar ordusu savunacak  

 
Latif SANSÜR/KUŞADASI (Aydın) (DHA)
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan'ın yerel seçimler öncesi Aydın mitinginde kendisini protesto ettiği için, yanına çağırıp boynunu sıktığı iddia edilen 13 yaşındaki M.S.Ö.'ye, savcı Zeki Polat'ın açtığı `Başbakana hakaret' davasının ilk duruşması 8 Eylül'de yapılacak. M.S.Ö'yü İstanbul, İzmir, Ankara, Adana, Denizli'den Aydın'a gelecek avukatlar ordusu savunacak. Ailenin avukatlığını üstlenen Kemal Aytaç, "Çocuğa ceza davası açmak için özel çaba harcanmış. Kime yaranılmak isteniyor? Hukuk çocuğu korumuyor" iddiasında bulundu.

M.S.Ö., Aydın'a 9 Mart 2009 tarihinde gelen Başbakan Erdoğan'a, seçim otobüsüyle şehir turu attığı sırada "Allah cezanızı verecek" diye bağırdı. İddiaya göre, Başbakan, yanına çağırdığı M.S.Ö.'yü neden yaptığını sorup sonra da gönderdi. Bu sırada korumalar da biraz sert şekilde çocuğu uzaklaştırdı. M.S.Ö. boynunun arkasında oluşan çiziklerin Başbakan Erdoğan'ın kendisiyle konuşurken meydana geldiği iddiasıyla şikayetçi oldu. Aydın Cumhuriyet Başsavcısı Sabri Beytorun, yürüttüğü soruşturma sonunda, M.S.Ö.'nün Başbakan hakkındaki şikayetinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

Daha sonra Cumhuriyet Savcısı Zeki Polat, M.S.Ö. hakkında Başbakan Erdoğan'a hakaret suçlamasıyla dava açarak, 1-3 yıl arasında hapisle cezalandırılmasını istedi.

Aydın Çocuk Mahkemesi'nde 8 Eylül Salı günü görülecek davanın iddianamesinde, ilköğretim öğrencisi M.S.Ö.'nün, suçlamaya konu olan eyleminin hukuki anlam ve sonucunu algılayabilecek durumda olduğuna yer verildi. Savcı Polat'ın hazırladığı iddianamede Erdoğan'ın başbakan sıfatıyla ve resmi araç içerisinde alanen hakarete uğradığını belirtti.

CEZALANDIRMAK İÇİN ÖZEL ÇABA

Ailenin avukatlığını üstlenen Kemal Aytaç, Savcı Zeki Polat'ın, 13 yaşındaki çocuğa dava açıp cezalandırmak için özel çaba harcadığını ileri sürdü. Davanın açılmış olmasının bile hukuka aykırı ve kabul edilemez olduğunu belirten Aytaç, şunları söyledi:

"Açılan davada savcının hukuka aykırı işlemler yaptığını, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı koruduğunu belgeleri ile ortaya koyacağız. Çocuğa ceza davası açmak için özel çaba harcanmış. Kime yaranılmak isteniyor? Hukuk çocuğu korumuyor. Olay günü başbakanı takip eden 16 ulusal ve yerel kanal var. Ama hiçbir görüntü yok. Başbakanın her saniyesi polis kameraları, parti kameraları ve basın tarafından kaydediliyor. Olayla ilgili gönderilen CD'de çocuğun boğazının sıkıldığı bölüm karartılmış. Böyle bir şey mümkün mü? Olayın görgü tanığı olduğu söylenen başbakanın koruma polisleri, verdikleri ifadede Tayyip Erdoğan'ın seçim otobüsünde olduğunu beyan ediyor. Savcı resmi araçta diyor. Erdoğan, seçim otobüsünde başbakan sıfatını taşımıyor. Korumaların beyanları çocuğun lehine olduğu için dosyaya konulmamış."

Davada M.S.Ö.'yü bir çok meslektaşının savunacağını söyleyen Aytaç "Bu davaya İstanbul başta olmak üzere, İzmir, Ankara, Adana, Denizli'den meslektaşlarımız katılacak. İstanbul'dan bir otobüs kalkacak ama diğer illerden kaç avukatın geleceği henüz belli değil" dedi.