CIA,GÜLEN PARMAĞI VE AĞALARIN SAVAŞI http://ahmetdursun374.blogcu.com/bizzat-1-mayis-cia-gulen-parmagi-ve-agalarin-savasi/3445578Fethullah Gülen,ABD'den Türkiye'ye dönmüş haberleri geliyor.İşe bakın ki tam da 1 Mayıs zamanı.
Demek ki ABD'nin Gülen'den istifade etmeye ya ihtiyacı kalmadı ya da başka gerekçeleri var.
Belki de düzen değişikliği hazırlanmış olmalı.Ne malum belkide ABD,AKP'den vazgeçmiş olabilir.Sayın başbakan oyuna geliyordur da haberi yoktur.
Son zamanlarda yaptığı yaklaşık tüm konuşmalara adeta düzeltme yapmaya başlamasını neye yorumlarsınız?
Başbakanın zeka problemi olmadığına göre çevresince kandırılma problemi yaşıyor olamaz mı?
Polisin içinde F tipi yapılanmanın izlerini 1 Mayıs olaylarında açıkça görüyoruz.Bu benim kendi düşüncemdir.Başkasını bağlamaz.Bakalım bazı olaylara...
Bugün F.Altaylı haber programında polislerin sicil numaralarının söküldüğünü ve bu emri kimin verdiğini sorguladı.
Şehir dışından gelen polislerin sicil numaraları sökülmemiş.Buna acaba içişleri bakanı ne der bilinmez.
Fatih Altaylı diyor ki,savunmada onlar henüz yeni mezun,kadroları yok diye savunacak olurlarsa daha vahim bir hata olur diyor.
Peki neden bu yöntem uygulandı?
Bir duyumdan deyil ancak şahsi düşüncemden dolayı şöyle bir açıklamsı olabilir.
CIA'nın elemanları da acaba F tipi polislerle birlikte işin içindemiydi?Gizlenebilmenin en iyi yollaından biri de budur.Zira bir Türk polisinin,bir Türk vatandaşına böylesine hunharca davranmasını başka nasıl açıklayabilirsiniz ki?
Farkında iseniz,Türbanlı kimseye rastlanmıyor.Ya da çok az sayıda var ancak görünmüyor.
Sivil giyimli polisin yerde yatan kadına vumasını dikkatle izleyin.Başı açık bir kadın.
Başka sivil bir polis ise,turist olduğuna bakmaksızın başı açık,biraz da yazlık giyimli olduğu için kadına ve adama saldırıyor.Büyük ihtimalle F tipi yapılanmanın cenahından biri.
Hadi tüm bunlar göz yanılgısı diyelim.Peki hastaneye atılan göz yaşartıcıya ne diyeceksiniz?
Doktorlar bugün pankart açmış.
"
Savaşta dahi hastanelere dokunulmaz"diyorlar.Pes yani pes.
Vali beyin açıklamasına kargalar dahi inanmazken biz nasıl inanalım?
Bunlar Türklerden nefret ediyor.Türk milletinin düşmanlarını bir şekilde şerefli Türk Polis teşkilatının içine sızdırmış olamazlar mı?CIA'nın tıpkı 12 Eylül öncesi operasyonlarını andırıyor.Solcunun da,sağcının da CIA ajanı olduğu günleri.
Peki polis kamerasını izlediniz mi?Polis kamerasından gördüklerimiz ibret vericidir.
Saldırganların nasıl davrandıkları belli.
Ancak ne hikmet ise onlara önlem olacak hiçbir polis etrafta görünmüyor.
Polsi bu görüntüleri haklı olduğunu anlatmak açısından görsel medyaya vermiş ancak unuttuğu birşey var.
Bu saldırganlara hiç bir polisin müdahale etmediğini gizlemeyi unutmuşlar.
Tabii ki bunların yanında
şerefli Türk polisine yakışan görüntülerde bol miktarda var.
Lakin soruşturma konusu olacak olayların örtbas edilmemesi toplumun vicadanındaki yaranın sarılması için elzemdir.
Bakanlar kurulu zaten cemaatler,Tarikatler kurulu gibi olduğundan bunun soruşturmasının ucu kendilerine dokunacaktır.Göreceksiniz ki bu soruşturma yapılmayacak ya da hiçbir sonuç alınamayacaktır.Şimdi sendikaların hatalarına bakalım.Aslında 1 Mayıs olaylarında Gülen'ci polislerin,belki de CIA ajanları ile işbirliği tahminlerimin de ötesinde konuşulması gereken kısmı da sendikalar kısmıdır.
1978-1979 yıllarında YOL-İş sendikası üyesiydim.
Emekli olacağım son 4 yılda ise Türk-metal iş üyesiydim.
Yani sendikacılığı biraz bilirim.
Özellikle de Türk-metal sendikasını.Erdemir'in özelleştirilmesine karşı çıktıkları dönemde,Erdemir çalışanlarını sokağa dökerek "
Erdemir namustur,satılamaz"sloganlarını işçilere söyletirken,aynı anda sendika üst yönetiminin de Erdemir'i satın almaya talip olanlara nasıl gizlice Erdemir'i gezdirildiğini de bilirim.İşçi sokakta slogan atarken sendika,üst yönetimi olması muhtemel yeni patronlarının gözüne girmekle uğraşmaktaydı.
Sokak kaynamaya başlayınca Sayın Tayyip Erdoğan,Mustafa Özbek'e hitaben,"
kendine gel,ağzımı açtırma,o serveti nasıl yaptığını açıklarsam sesin soluğun kesilir"mealinde bir açıklama yapınca herşey bir anda bitivermişti.
Daha sonra OYAK Erdemir'i alınca da yine aynı Mustafa Özbek şöyle diyordu.
"
Kaptan köşkünde OYAK olduğu sürece bizim için sorun yok"
Bu ne anlama geliyordu dersiniz?
Yine satıştan yaklaşık bir yıl evvelinde Erdemir yönetimine bir teklifle giden Türk-metal sendikası şöyle bir karar aldırılmasına sebep olmuş idi.
Fazla mesai yapanlar bu yaptıkları mesailerden feragat edeceklerdi.Ama sadece işçiler.Memurlar.Üst yönetim ha keza,ne yaptığını ancak kendileri biliyor.Yıl sonunda aldıkları sarı zarflarla kardan hisse...
Dikta rejimlerde,Cunta yönetimlerde dahi görülmeyen bir olgudur bu.
Tüm şefler,müdürler,en alt yöneticilere kadar işçiye baskı yapılmış ve bunun firesiz sağlanması için gereken tüm etmenleri kullanmışlardı.
Bende bunun yasal olmadığını,yapılması gerekiyor ise sendikanın yaptığı kesintilerden bir miktarının Erdemir'e bağışlanması gereğini söyledim.
Çünkü,o dönemde yönetim kurulu üyelerinin altlarına son model makam otomobilleri sipariş verilmiş idi.
Demek ki Erdemir'in böyle bir ekonomik bunalım içinde olmadığı belli idi.
Bana da baskılar arınca,genel müdürlüğe bir dilekçe ile başvuruda bulundum.
Bunun yasal olmadığını anlattım.
Yapacağım fazla mesailerden kesinti yapılmasını istemiyor olduğumu beyan ettim.
Bu dilekçem üzerine herkes ibret olması için benim işten atılacağımı bekledi.Ancak öylebirşey olmadığı gibi,idari kadrolarda çalışıp fazla mesailerini alnlarda bu matbu dilekçe vermeyenler gibi mesailerini aldılar.
Sendikasından ya da işyeri yönetiminden çekinmeden,yasların verdiği hakları sonuna kadar savunan sanıyorum ki 12 bin personelden sadece 5 kişi imişiz.
Bunu da sonra öğrendim.
İşte sendikalar budur dedirten olayı anlatmaya çalışmamın başkaca sebeplerine gelince şunları sıralayabilirim.Benim de emekli olmadan evvel,çalışırken bize verilen bir kitapçıkta,Türk-İş sendikasının kendi yayınında yaklaşık şöyle deniyordu.
İşçilere sendika hakkını,Menderes ve İnönü çekişmeleri verememiş,askeri darbe ile verilmiştir.
Hem İnönü,hem Menderes,muhalefette iken sendikal hakların verilmesini istiyor ancak her ikisi de iktidar oldukları dönemlerde bu taleplere kulak tıkıyorlar.
Sonunda askeri darbe ve sendika hakkını veren de askerler oluyor.
Bu çok acı bir durumdur denmekteydi.
Şimdi kitapçık yanımda değil.Arayıp bulmam gerkiyor.Neyse biz bakalım sendikal faaliyetlerin tarihine.
Bu konuda kapsamlı yazılar mevcut olduğundan detaylara girmeyeceğim.
Dileyenlerin bakabimesi için kaynak göstermek yeterli olacak.
TÜRKİYE'DE SENDİKALAR NASIL DOĞDU VE GELİŞTİ? Detaylı bilgi için bakınız.
http://www.bisohbet.com/form/arsiv-baslik6710.0.html----------
Sendikal faaliyetlerin gelişimi için bakınız..http://www.antikapitalist.net/makale/turkiye/72.htm---------
1961 Anayasası için bakınız...http://www.anayasa.gen.tr/1961anayasasi.htm1961'de Sendika Kurma Hakkı nasıl düzenlenmişti?MADDE 46.- Çalışanlar ve işçiler izin almaksızın, sendikalar ve sendika birlikleri kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma hakkına sahiptirler.
İşçi niteliği taşımıyan kamu hizmeti görevlilerinin bu alandaki hakları kanunla düzenlenir.
Sendika ve sendika birliklerinin tüzükleri; yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamaz.
20.9.1971 tarih ve 1488 sayılı Kanunla aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:MADDE 46.- İşçiler ve işverenler, önceden izin almaksızın, sendikalar ve sendika birlikleri kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma hakkına sahiptirler. Bu hakların kullanılışında uygulanacak şekil ve usûller kanunla gösterilir. Kanun, devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün, millî güvenliğin, kamu düzeninin ve genel ahlâkın korunması maksadıyla sınırlar koyabilir.
Sendikalar ve sendika birliklerinin tüzükleri; yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamaz.
Toplu Sözleşme ve Grev Hakkı MADDE 47.- İşçiler, işverenlerle olan münasebetlerinde, iktisadî ve sosyal durumlarını korumak veya düzeltmek amacıyla toplu sözleşme ve grev haklarına sahiptirler.
Grev hakkının kullanılması ve istisnaları ve işverenlerin hakları kanunla düzenlenir.
Şimdi de sandikal şema çıkartalım.1 İsçi sendikaları 1.1 DİSK'e bağlı sendikalar
1.2 Türk-İş'e bağlı sendikalar
1.3 Hak-İş'e bağlı sendikalar
2 Memur sendikaları 2.1 Memur-Sen'e bağlı sendikalar
2.2 BASK'a bağlı sendikalar
2.3 KESK´e bağlı sendikalar
2.4 Türkiye Kamu-Sen'e bağlı sendikalar
2.5 Hürriyetçi Kamu-Sen'e bağlı sendikalar
2.6 Anadolu Kamu-Sen'e bağlı sendikalar
3 Bağımsız Sendikalar 22 BİN AİLE SÜPER ZENGİN Akbank'ın Özel Bankaciliktan sorumlu Genel Müdür Yardimcisi Fikret Önder, “Yapilan arastirmalara göre Türkiye'de 'süper zengin' diye tanimlanabilecek 22 bin aile var. Bunlarin servetleri 100 milyar dolari asiyor .
Türkiye'deki 'özel bankacilik' birimleri bu paranin 15 milyar do larini yönetiyor.“dedi.
Dünyada 10 milyon 'süper zengin' ailenin 37.2 trilyon dolar serveti bulun duguna dikkat çeken Önder, söyle konustu: “Bu servetin yüzde 50'si Private Banking hizmeti alir. Bu servetin yüzde 64'ü ABD, Japonya,Almanya, Ingil tere ve Fransa kaynaklidir. Son yillarda Çinli zengin sayisinin arttigi gözle niyor. Biz Türkiye'de 500 bin dolar tasarrufa yönlendirebilecegi varligi olani potansiyel müsteri görürüz. Örnegin, 2 milyon dolarlik kendi evinde oturan birisi tek basina bu varligi ile
bizim müsterimiz olamaz. Ama oturdugu eve ek olarak 500 bin dolarlik bir evi daha varsa o zaman müsterilerimiz arasina girebilir.” Fikret Önder,Türkiye'deki 22 bin “süper zengin” ailenin 100 milyar dolari aşan servetinin 60-70 milyar dolarini “ her ihtimale karşı ” yurtdisinda tuttugunu söyledi.
HAK-İŞ Genel Başkanı Salim USLU
108 kurucu üyeli,Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı kurucu üyesidir.
Bakınız bir yazısında Yazar Yıldırım KOÇ neler diyor.
Kaynak:
http://www.suvaridergi.org/content/view/737/77/Bugün yapılması gereken işlerden biri, Türkiye'de hangi kuruluşların ve kişilerin, Avrupa Birliği'nden, ABD'den, Rusya'dan, Çin'den, İsrail'den,başka herhangi bir yabancı devletten hangi ad altında olursa olsun nasıl bir menfaat temin ettiğinin belirlenmesidir. Bugün para alan yarın
buyruk alır. Daha sonra da bu kuruluşların ve kişilerin ulusal çıkarlarımız konusunda izledikleri çizgiye bakmak gerekir.
DİSK, Avrupa Komisyonu'ndan önce 150 bin Euro aldı.
Daha sonra,DİSK,HAK-İŞ ve KESK,üyesi bulundukları Avrupa Sendikalar Konfederasyonu
aracılığıyla Avrupa Komisyonu'nun 1 milyon Euro'luk bir eğitim projesini aldı ve "eğitim yaptı".
Bu kuruluşların Kıbrıs konusundaki tavrı nasıldı? Sözde Ermeni soykırımı iddialarına karşı nasıl bir tavır aldılar? Emperyalistlerin Türkiye'de azınlık yaratma çabalarına karşı ne yaptılar?
Soros, emperyalist güçlerin bir parçasıdır. Soros'un Türkiye'de oluşturduğu Açık Toplum Enstitüsü'nün Danışma (Yönetim) Kurulu'nda HAK-İŞ Genel Başkanı Salim Uslu da vardır. Soros'tan para alanlar arasında DİSK'e bağlı Dev Maden Sen de bulunmaktadır. Soros'un kaynak
aktardığı önemli bir kuruluş ise, Tesev'dir. Bu kuruluşların milli davalarımız konusundaki tavrı nedir?
Amerikan emperyalistleri 1960'lı yıllarda TÜRK-İŞ'e bağlı sendikalardan yüzlerce sendikacıyı ABD'ye götürmüşler, gezdirmişlerdi. Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı'nın (CIA) denetimindeki Asya Amerika Hür Çalışma Enstitüsü (
AAFLI) 1972 yılından 1993 yılına kadar
TÜRK-İŞ'le yakın bir işbirliği içinde çalışma yapmıştı. Amerikan istihbaratının araçlarından biri olan
Pathfinder Vakfı da benzer bir çalışma gerçekleştirmişti.
Bütün bu yıllar boyunca TÜRK-İŞ'in ülkemizdeki Amerikan üs ve tesislerine karşı sessiz kalmasında bu ilişkiler etkili olmuş muydu acaba?DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi ile ve Referans gazetesinde yayınlanan röportajda şöyle demişti.
"Miami'de ev alan sendikacılar da var”İşçi parasıyla saltanat süren sendika ağalarının en bol olduğu Türk-İş Konfederasyonu birkaç gün sonra bir açıklama yayınlayarak, Süleyman Çelebi'yi kasıtlı davranmakla suçlamış idi.
Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin ve Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın başta olmak üzere bazı sendikacılar, konfederasyon yönetiminin tam tersine, Çelebi'nin açıklamalarına destek vererek sendikalarda mali şeffaflaşmanın zorunluluğuna vurgusunu yapmışlardı.
Referans gazetesinde Jale Özgentürk tarafından kaleme alınan ve 12 Eylül günü yayınlanan bir yazıda,kimi sendika yöneticilerinin parmak ısırtan mal varlıklarının sınırlı bir dökümü yapılıyor. Yazıda öncelikle Çelebi'nin “
Miami'de ev alan sendikacılar da var” sözüyle kastettiği
kişinin bundan iki yıl kadar önce ölen eski Çimse-İş Genel Başkanı Tamer Eralan olduğu belirtiliyor. 2002 yılında kendisi hakkında açılan bir soruşturmada Tamer Eralan'ın “Çankaya'da 200 bin dolar değerinde daire,Çankaya Yıldız'da 150 milyar lira değerinde, Turgut Reis Caddesi'nde 3 daire, Ankara Eryaman'da 4 daire, Dikmen ve Sıhhiye semtlerinde 2'şer ev, Antalya'da 1, Alanya'da 6 yazlık ev, 2002 model özel yapım Cherokee,Miami 'de villa, 2.3 trilyon lira nakit para” sahibi olduğu belirlenmiş.
Fakat soruşturma geçirmesine ve bunca mal varlığının ortaya çıkmasına rağmen kendisine Türk-İş içerisinde bu nedir diye soran olmamış, hatta kendisi yeniden Çimse-İş başkanlığına seçilmiş.
Eralan'ın dudak uçuklatan mal varlığı bir sendika üyesinin ihbarıyla ortaya çıkmış.
Jale Özgentürk'ün yazısında başka bazı sendika yöneticilerinin mal varlıklarına ilişkin de olarak da bilgiler veriliyor.
“Cengiz Teke-Haber İş: Ankara'da villası var. Villasının bahçesini sendikadan çiçeklendirdi. Yolsuzluk dolayısıyla görevi bırakmak zorunda kaldı.
Zeki Polat-TEKSİF: Oğlu tekstil fabrikası ortağı.
Ali Akcan-Haber İş: Kooperatif ve oteli var.”
Bu konudan söz edip de yıllardır metal işçilerinin sırtında bir sülük gibi yaşayan Türk Metal Genel Başkanı Mustafa Özbek'i anmamak mümkün değildir. Zaten Jale Özgentürk de öyle yapmış ve Türk Metal Sendikası ile sendikayı bir patron gibi yöneten
Mustafa Özbek'in mal varlıklarına dair bazı bilgileri de yazısına eklemiş. Buna göre sendikanın toplam kaynakları 1 milyar dolara yaklaşıyor. Ayrıca “Sendikanın Ankara ve Girne'de 2 süper lüks oteli var. Özbek tesisleri olarak anılan bu tesislerden başka eski bir metal işçisi olan Özbek, kişisel olarak da villaları, arazileri, tesisleriyle Ankara'nın en zenginleri arasında yer alıyor.”
Türk Metal Sendikası'nın 32 yıldır değişmez başkanı Mustafa Özbek, hem sendika dışı işleriyle hem de siyasi faaliyetleriyle en çok tartışılan isim. Ulusalcıların en büyük finansörü durumundaki Özbek, televizyon kanalı, otelleri ve gaz dolum tesisinin yanı sıra onlarca gayrimenkule sahip. Kendi anlatımıyla fakir bir ailenin çocuğu olarak işçiliğe başlayan Özbek, sendika başkanlığı döneminde büyük bir servet edindi. Ankara'nın en zenginlerinden biri olduğu belirtiliyor. Özbek'in Cumhuriyet Gazetesi'nin yüzde 40'lık hissesine de sahip olduğu öne sürülüyor. Sık sık siyasi konuşmalar yapan Özbek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a ağır eleştiriler yöneltiyor. Sendikanın yaklaşık 276 bin üyesi bulunuyor.
---------
Salih KILIÇ Türkiye'nin en büyük işçi konfederasyonu olan Türk-İş'te Bayram Meral'in milletvekili olması ve yerine Salih Kılıç seçilmişti.
Kılıç, sendikacılara yöneltilen eleştirilere malvarlığı listesini açıklayarak yanıt verdi. Kılıç'ın malvarlığını Hürriyet'e ‘‘Ankara Mesnevi Sokak'ta oturduğum evim var. Memleketim Adapazarı'nda 80 metrekare kooperatif evim var. Bir de Altınoluk'ta 90 metrekare yazlığım var’’ diye açıkladı.
Kılıç, halen 2.5 milyar lira maaş aldığını, ancak bu maaşının Ocak 2003'ten geçerli olmak üzere (o tarihte)enflasyon oranında artacağını bildirdi.
Bayram Meral ise şöyle:TÜRK-İŞ'in CHP'den Ankara Milletvekili olan eski Başkanı Bayram Meral,kendisinin ve iki oğlunun malvarlığıyla sık sık gündeme geliyordu.
Meral, Hürriyet'in, ‘‘Mal varlığınızı açıklar mısınız’’önerisini,‘‘Spekülasyon olur’’ gerekçesiyle geri çevirdi.
Meral,artık bir partili olduğunu belirterek,malvarlığını ancak parti kararıyla açıklayabileceğini söyledi.
Meral'in, tespit edilebilen mal varlığı ise şöyle: Ankara'nın en gözde alış-veriş merkezlerinden biri olan Karum'da bir işyeri. Gaziosmanpaşa Korukent'te bir villa. Ayvalık'ta biri eşine kayıtlı 2 villa, 2 arsa ve bir daire. Bursa'da bir ev. İstanbul Levent'te bir daire.
Ankara-Eskişehir Yolu üzerinde değerli iki arsası bulunan Meral'in, iki oğluna tekstil fabrikası satın aldığı da basına yansımıştı.
Dev sendika binaları, bazı sendikaların sahip oldukları bol yıldızlı oteller, lüks konutlardan oluşan kooperatifler, sendika yöneticilerinin pahalı zevkleri, yönetici eşlerine ve çocuklarına tahsis edilen makam araçları 'saltanat' iddialarının en büyük kanıtı. Mehmet Tıraş, eski Türk-İş başkanı ve CHP milletvekili Bayram Meral'in Ankara'da 1 milyon 50 bin dolar ödeyerek iki dükkan aldığını belirtiyor. Tıraş, fakir bir ailenin çocuğu olarak hayata atılan Türk Metal Sendikası'nın başkanı
Mustafa Özbek'in dudak uçuklatan servetine dikkat çekiyor. Sendikaların karşı çıktığı AB'de ise durum bizimkinden hayli farklı. Toplanan aidat üyelere açıklanırken Türkiye'de sendika yöneticiliğini cazip kılan
'hizmet ikramiyesi' AB'de söz konusu değil.
---------
Sendikaların olağan dışı dönemlerde üstlendiği rol de dikkat çekiyor. 12 Eylül'de Anayasa referandumuna destek veren Türk-İş,
28 Şubat sürecinde de DİSK ile birlikte dönemin hükümetine yönelik muhalefetin ön saflarında yer aldı. Silahsız kuvvetler olarak lanse edilen '5'li çetenin' içerisinde yer alan iki konfederasyon, Necmettin Erbakan'ın kurduğu hükümetin görevden uzaklaştırılması için yoğun çaba sarf etti.
Sürecin sonunda 18 Haziran 1997'de Refahyol hükümeti istifasını verdi.
26 Haziran 1997'de ise sendikalar üzerindeki devlet denetimi sessiz sedasız kaldırıldı. Bu durum, 'sendikalar 28 Şubat'a verdiği desteğin karşılığını mı?' sorusunu akla getiriyor.
Kısaca,şeffaf bir denetim mekanizması zorunlu oluyor.Belkide en iyisi,bağımsız malî müşavirlerin dahil olacağı ağır bir denetim mekanizması olacaktır.
-----------
Peki 28 Şubat demişken bir de 28 Şubat ile özdeşleştirilen
Çevik Bir paşa var idi.
Demokrasiye balans ayarı yapan meşhur demokrat,laik insan.
Acaba nerede,ne yapıyor dersiniz.
İşte bakınız o halde...
Çevir Bir'den Haremlik-Selamlık Tesis28 Şubat'ın en etkili komutanlarından Çevik Bir Kazdağları’nda dev bir termal sağlık tesisinin danışmanı oldu.Ortakları arasında AKP’lilerin de bulunduğu tesis isteyene harem-selamlık da hizmet verecek.
Devamı için bakınız...
http://www.stratejikboyut.com/news_detail.php?id=7292-------------
Peki tüm bunları neden anlattım.Altta yazacaklarımla ne alakası var diyenler olacaktır.
İşte ülkemizde sahnelenen oyunun perde arkasını görebilmek adına bunları ortaya koymaya çalıştım.
Sivil toplum örgütleri adına yapılanların nekadar sivil olduğunu görmek açısından.
Sendikalar da dahil olmak üzere STK'ların büyük çoğunluğu emperyalizmin isteği doğrultusunda bazen din,bazen etnik kökler gibi unsurları kullanmaktan hiç çekince duymamktadırlar.
Bunların tüm sorumlusu da emperyalizm denen sömürü düzeninin efendileridir.Örnek olarak Buş(Bush) denen zat.
Neden sürekli din üzerinde konuşmaktadır.Neden sürekli özgürlüklerden bahseder gibi yaparak işgalci kimliğini gizlemktedir hiç düşündünüz mü?
Dostlar,efendiler,ey milletimin mümtaz evlatları!
İyi biliniz ki sömüre düzeninin kurucuları her dönemde olduğu gibi şimdilerde de inançlarınızı kullanmakta hiçbir sakınca görmemektedirler.
Kutsala dönüş projesi adı ile yaptıkları tezgah,kutsal olarak bildiğiniz hiç bir unsuru içermez.
İslam ve Kur'an dahil,laiklik anlayışı bile kapitalist kültüre göre yorumlanmaktadır.Bir istihbaratçı olan George Orwellin 1984 isimli kitabında belirtildiği üzere,
medyayı kontrol eden beyinleri kontrol eder. Beyinleri kontrol eden ise, toplumları kontrol eder demektedir.
Başka bir görüşe bakalım.
Graham E.Fuller şöyle diyor.
ABD' nin ortadoğu CIA uzmanı GRAHAM FULLER' in 30 yıl önce ,Amerikan senatosuna verdiği ve kabul edilip düğmeye basılan tasarısında diyorki:
ABD nin ileride , islam ülkeleri ve Rusya Türk Cumhuriyetleri coğrafyasına hakimiyet sağlayabilmesi için en kestirme yol,Türkiyenin şeriata dayalı sisteme itilerek islam ülkelerinde birnevi lider duruma getirilmesidir. Ilımlı islam ve islam Türk sentezi şuuru yerleştirilerek milli bağlar zayıflatılmalıdır. Önümüzdeki en büyük engel Atatürkün Milliyetçilik ve Laiklik ilkeleridir.
Ve ekliyor : Türkleri kurbağa gibi haşlayalım.Bu görüş ne yazık ki Buş tarafından da kabul görmüş ve sistem aynen uygulamaya devam etmektedir.
Özeyleyecek olursak
üç kutsal kitabı kontrol eden dünyayı kontrol eder düşüncesi islam dininin de kontrol edilmesini Türkiye'yi kullanarak başarma niyetleri ortadadır.
Bunun adına da ılımlı islam denmektedir.Yakın zamanda Japonya'yı da ılımlı islam modelinde görürsek hiç şarırtmamak gerkir.
Bu konuda CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in bir konuşması akla geliyor.
Diyor ki:'ABD'li, AB ülkeleri hatta Japonya da bu durumdan şikayetçi. Bazı Japon çevreler bize ?Türkiye kökenli 10 civarında İslami okul açıldı. Bunların muazzam parası var, paranın nerden geldiğini bilmiyoruz' diyor. Japon makamları bu konuyu kaygıyla izlediklerini söylüyorlar. Rusya'da bazı okullar kapatıldı. Bu gelişmeler, laik demokrasi açısından son derece kaygı verici bir durumdur.
Yabancılar da artık bu konuyu çok ciddi şekilde dile getirmeye başladı.
Oradaki milletvekilleri ısrarla bu konuya vurgu yapmaya başladılar.
Amerikan düşünce kuruluşları AKP dönemindeki İslamlaşma faaliyetleriyle ilgili raporlar yayınlamaya başladılar.'
Bakınız yakın anlamlar çıkartabileceğimiz başka bir örnek daha vereyim.
Tarihçi Thomas Dunk diyor ki:
Türkiye üye olacaksa, Japonya da olsun!’AB’nin bugünkü durumunu, ilk kurulduğu yıllarda alınan kararlarla değerlendiremeyiz. Avrupa’nın sınırlarını konuşmamızın zamanı geldi.Türkiye’nin sadece Marmara bölgesi Avrupa’da, büyük bir kısmı ise Asya’da. O zaman Japonya’yı da AB’ye ye alalım, tüm kriterlere uyuyor!
Türkiye, mevcut hali ile AB tarafından hem ekonomik, hem de siyasi hem de kültürel olarak hazmedilemez. Aile içi şiddet, namus cinayetleri,zorla evlendirme ve Türkiye’nin sürekli olarak Ermeni soykırımı ile ilgili iddiaları reddetmesi gibi meseleleri, Avrupa kabullenemez.
Ayrıca son zamanlarda Japonların Moğollardan geldiği söylemleri de sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır.Bu da dikkat çekicidir.1920’de kurulan laik Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm İslam dünyası için bir model oluşturamadığı görüşü ABD başta olmak üzere batılı bazıkarar odaklarında nedense giderek güçlendi ve böylece Türkiye’de ılımlı İslam modeli desteklenmeye başlandı.
ABD’nin son yıllarda bölgede giderek güçlenen radikal siyasi İslam’ıönlemek için “
ılımlı demokratik İslam“ modelini uygulamaya soktuğu yolunda Türkiye’de yaygın bir görüş var. Bunun için de en uygun ülkenin Türkiye olduğu düşünülüyor.
Oysa ki asıl mesele,ılımlı bir islam modeli ile,emperyalizmin tüm dinleri aynılaştırmak,benzerleştirmek modelidir.Böylece tek dinli bir dünya düzenine doğru gidiş olacak ve bu dinlerin tek yöneticisi de emperyalizmin efendileri olacaktır.
Graham E.Fuller'e göre bunun Türkiye ayağında başarılabilmesi için
Cumhuriyetin ve Atatürk'ün dinsiz gösterilmesi gerekmekteydi.
Zaten Buş dahi,laiklik nedir ki?Laik olunur mu?Ya ianançlı olunur ya laik(ona göre inançsız demek oluyor)olunur.Bu söylemin sanırım ki sayın Erdoğan'ın söylemi ile aynı olduğunu görmektesiniz.Başka deyişle,
teolojik sekülerizmin dini bilgi ve düşünce üzerinde yol açtığı sorunları Muhammed İkbal asılna özetlemiş sayılır.
Muhammad Iqbal, “Knowledge and Religious Experience”, The Reconstruction of Religious Thought in Islam, Lahore 1996.
İkbal'e göre,islam
rasyonel bilgi süreçlerine bağlı olarak anlaşılamıyor.Ancak Cumhuriyet siteminde rasyonel bilgi süreçlerine bağlı olarak anlaşılmaktadır anlamında yorumlar getirmektedir.
İkbâl, William James’in, mistik tecrübenin sıradan rasyonel bilinçlilikten farklı olmasının normal bilinçliliğin kesintiye uğraması anlamına geldiği şeklindeki düşüncesini eleştirmektedir: Iqbal, a.g.e., s. 15;Bilinç-bilinçdışı ilişkisini temel alan psikoanalitik perspektife karşı dinî tecrübenin bilinçlilik açısından anlamı için bk. W. W. Meissner, Psychoanalysis and Religious Experience, New Haven 1984, s. 205-210.
Sıkıcı olduğunun farkındayım.lakin bu yazının da bu şekilde devam etmesinin zorunlu olduğuna inanıyorum.
Özetle,
inançları birey hayatından çıkartıp,devlet hayatına sokmak amacı ılımlı isalmın en temel davranışı olmaktadır.
İslam ile Türklerin arasındaki kadim bağların kopartılabilmesi için bu şatrttır,elzemdir.Toplumu dönüştürmek için siyaset yapılır hale gelmiştir.Bunda ne yazık ki yaklaşık tüm STK'lar olduğu gibi,sendikalar da bu yöntemleri benimsemkte hiç bir sakınca görmemektedirler.
Bu uygulamaya yaklaşık olarak söylemin düzeni,söz ve eylemin uygulanması gibi yaklaşımlarla bazı açıklamalar da getirilmiştir.
Buna kısaca Aristocu siyaset denmektedir.
Söze bağlı eylem teşkil edilir,Toplum dönüştürülür,cemaatleşme artar.
Hatta öyle ki
cemaat liderleri parti liderlerinden daha esnek hale gelmiş,duruma göre daha kıvrak söylem ve davranışlarda bulunmaktadırlar.Taktiksel açıdan çok zengin bir yelpazede dururlar.
Din bilgileri çok zengindir,iyi hatiptirler,etkileyici olmayı bilirler,insanları nasıl kullanacakları konusunda iyi eğitilmiş donanımları zenginleştirilmiştir.Bu konuda başka bir isimden de bahsetmek gerekir.
Frankfurt okulu olarak da bilinen
Eleştirel Teori geleneğinin son kuşak temsilcisi olan
Habermas,eleştirel teorinin temel akidesi olan
Aristocu siyaset anlayışındaki,iyi ve adil bir hayatın araştırılması sorunsalını öne çıkaran siyasal teoriyi anlatmaya çalıştığı “
Kamusallığın Yapısal Dönüşümü” adlı çalışması, burjuva siyasal kamusunun kapitalist modernlik döneminde gördüğü olumlu işlevi açıklarken,bu olumlu siyasal kamunun,kamusal güç odaklarınca nasıl ortadan kaldırıldığın,Siyasetin bilimselleştirilmesinin reddini,statükonun hizmetindeki bilim ve teknolojinin ideoloji olarak eleştirisini,bütün bilimsel girişime nüfuz eden pozitivizmin engellenmesini, Habermas’ın
epistemolojik ve politik ilk dönem metinlerindeki ilkesel görevlerinin açıklanmasını hatırlamakta fayda vardır..
Habermas eleştirel bir toplum teorisi kadar,eleştirel bir bilgi teorisi kurulması gereğine inanmıştır.Bakınız.(
HABERMAS, 1998: 216-318)
Tüm bu bilgilerin ışığında şu iki ana unsuru göz ardı etmemek zorundayız.
Emperyalizmin iki ana hedefi vardır.1-Bağımsızlık ruhunu yok etmek.
2-İslam'ın emperyalizme karşı olan duruşunu ortadan kadırmak.Buradan anlaşıldığı gibi emperyazlim aslında radikal islama karşıdır.Zira islam'ın kaynağı değiştirilmezdir.Bu da devletlerin ortadoğu'da radikal islamı kullanabileceği anlamına gelmekte bu da islam'ın sömürüye karşı olan duruşu nedeniyle emperyalizmin işine gelmemektedir.
Emperyalizm,Laik devlet istemez.Din devleti ister.Çünkü din devletinin kurallarını değiştirmek bir dini liderin elindedir.
O kabul etmez ise değiştirilir ya da yok edilir.
Ancak cumhuriyet,Laik sitem,Ulus devlet yapısı tek lidere bağlı olan şeyler değildir.Burada Tayyip erdoğan'ın "
Lakikliğin teminatı benim"sözleri de bunun bir dışa vurumudur.
Yani Emperyalizmin talimatlarını tek lider olarak uygulayamıyor olması kendisinde bir sıkıntı yaşatmakta olduğu için,
farkındasızlık içerindeki dışa vurumundan başka birşey değildir.Emperyalizmin en önde gelen maşalarından olan Buş'un en büyük düşmanının kim olduğunu biliyormusunuz?
Thomas Jefferson (1743-1826),Amerikan bağımsızlığının mimarlarından ve 'Kurucu Babalar' adıyla anılan Amerikan siyasal sisteminin kurucuların sayılan Thomas Jefferson dur.
Peki Buş neden Thomas Jefferson'a düşman olsun ki?Aydınlanma döneminin seçkin düşünürleri arasında sayılan Jefferson,"Bağımsızlık Bildirgesi"ni kaleme alan en önemli şahsiyet olmuştur.
Bakınız şimdi sizlere bir olay ile bunu açıklayacağım.
Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan,21 Eylülde,'ABD'de İncil'in ruhu,burada laiklik hassasiyeti'başlıklı bir yazı yazdı.
Şöyle diyor:
'Türkiye'de adına laiklik hassasiyeti denen şey bazen zıvanadan çıkıyor ve insanı resmen çıldırtacak boyutlar kazanıyor. Amerika'nın kurucu babalarından Thomas Jefferson, Amerikan Anayasası'nın ruhunu İncil'in oluşturduğunu söyler.Peki,aynı şeyi biz söyleyebilir miyiz? Mesela Türkiye'nin Anayasası'nın ruhunu Kuran oluşturur,İslam oluşturur diyebilir miyiz? Diyemeyiz.Böyle bir şey söyleyen adama Türkiye'de hayatı zindan ederler!'demekte hiç bir sakınca görmüyor.
Oysa ki bildiği ancak milleti uyutabileceğini sandığı yazısı baştan sona hatalarla dolurdur.
Tabii ki öyle olmak zorundadır.
Aksi halde Buş'un ABD'sin de adama hayatı zindan ederler.Dediği gibi Türkiye'de değil.
Bir deistten bahsedeceksiniz ancak saçmalayacaksınız.
Üstelikte utanmadan,inandığın din sana yalanı yasaklamış iken.
Tabii ki ılımlı islam yasaklamışmıdır bilemem.Oysa ki Thomas Jefferson,hayatı boyunca dinin devlet yapısı üzerindeki etkisini ortadan kaldırmak için çalışan biri olmuştur..
Amerikan Anayasası'nın hiçbir yerinde Tanrı, Hıristiyanlık, İsa ya da İncil'den söz edilmez. Hatta Anayasa'nın 6. maddesinde devlet görevleri için yapılan sınavlarda dine ilişkin soruların yer alması yasaklanmıştır.Din ile devlet arasında bir duvar örülmesi gerektiğini söyleyen bir Jefferson'dan bahsedeceksiniz türlü yalanları da peşine ekleyeceksiniz,'
Hıristiyanlığın doğuşundan itibaren milyonlarca masum insan yok olmuş,işkence görmüş,hapse atılmış ve çeşitli cezalara çarptırılmıştır.Tüm bu baskıların sonucundaysa bütün dünyada çürümüşlüğü ve hataları gizleyebilmek için insanların yarısı aptala çevrilmiş,diğer yarısı ise iki yüzlü insanlar haline gelmiştir'.diyen bir Thomas Jefferson'dan bahsederken keşke bazı şeyleri de araştırsaydı gülünç olmaktan kurtulurdu.
İşte ABD bu demek istemiyorum.Çünki oradaki dostlarımdan biliyorum ki onlar da tıpkı bizim halkımız gibi sömürülüyorlar,çile içinde yaşıyorlar.
Demokrat partili Cimi Karter'ın insan haklarını savunma sloganlarından bu yana ne yazık ki Beyaz saray insan haklarının savunmasını değiştirmiş ve
1950’lerde dünyada sadece 4 milyon olan,Müslümanları düşman olarak kabul eden Evangelistler bu gün 300 milyon olan ABD nüfusunda 100 milyonu bulmuş durumdadır.Özetle Atatürk'ü sevmeyen,dinsiz ilan edenler tıpkı kendi ülkelerinde de Thomas Jefferson için aynı şeyi yapmışlardır.
Ancak biz Türk milleti buna sala izin vermeyeceğiz.
Sonuç olarak:Huntington'ın ortalığı kasıp kavuran meşhur "
Medeniyetler Çatışması" tezi dikkat çekicidir.
Huntington bu görüşünde demokrasinin sadece Hristiyanlıkta olabileceğini de belirtmiş olduğunu unutmayalım.İşte sendikalar,partiler,her çeşit toplum yönetim sistemleri,kısaca Toplum Mühensiliğinin kullandığı argümanlara dikkat etmek zorundayız.
Saygı ile...
Ahmet Dursun
Not:Kuzey Irak demek Kürdistan demektir.Neden?Bakınız Huntington ne demiş.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=311.msg427#msg427