Gönderen Konu: 1 MAYIS'TA CIA,GÜLEN PARMAĞI VE AĞALARIN SAVAŞI  (Okunma sayısı 1885 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
1 MAYIS'TA CIA,GÜLEN PARMAĞI VE AĞALARIN SAVAŞI
« : Mayıs 02, 2008, 08:32:26 ÖS »
CIA,GÜLEN PARMAĞI VE AĞALARIN SAVAŞI
http://ahmetdursun374.blogcu.com/bizzat-1-mayis-cia-gulen-parmagi-ve-agalarin-savasi/3445578

Fethullah Gülen,ABD'den Türkiye'ye dönmüş haberleri geliyor.

İşe bakın ki tam da 1 Mayıs zamanı.
Demek ki ABD'nin Gülen'den istifade etmeye ya ihtiyacı kalmadı ya da başka gerekçeleri var.
Belki de düzen değişikliği hazırlanmış olmalı.
Ne malum belkide ABD,AKP'den vazgeçmiş olabilir.Sayın başbakan oyuna geliyordur da haberi yoktur.

Son zamanlarda yaptığı yaklaşık tüm konuşmalara adeta düzeltme yapmaya başlamasını neye yorumlarsınız?

Başbakanın zeka problemi olmadığına göre çevresince kandırılma problemi yaşıyor olamaz mı?


Polisin içinde F tipi yapılanmanın izlerini 1 Mayıs olaylarında açıkça görüyoruz.Bu benim kendi düşüncemdir.Başkasını bağlamaz.

Bakalım bazı olaylara...
Bugün F.Altaylı haber programında polislerin sicil numaralarının söküldüğünü ve bu emri kimin verdiğini sorguladı.
Şehir dışından gelen polislerin sicil numaraları sökülmemiş.Buna acaba içişleri bakanı ne der bilinmez.
Fatih Altaylı diyor ki,savunmada onlar henüz yeni mezun,kadroları yok diye savunacak olurlarsa daha vahim bir hata olur diyor.
Peki neden bu yöntem uygulandı?
Bir duyumdan deyil ancak şahsi düşüncemden dolayı şöyle bir açıklamsı olabilir.
CIA'nın elemanları da acaba F tipi polislerle birlikte işin içindemiydi?
Gizlenebilmenin en iyi yollaından biri de budur.Zira bir Türk polisinin,bir Türk vatandaşına böylesine hunharca davranmasını başka nasıl açıklayabilirsiniz ki?

Farkında iseniz,Türbanlı kimseye rastlanmıyor.

Ya da çok az sayıda var ancak görünmüyor.
Sivil giyimli polisin yerde yatan kadına vumasını dikkatle izleyin.Başı açık bir kadın.
Başka sivil bir polis ise,turist olduğuna bakmaksızın başı açık,biraz da yazlık giyimli olduğu için kadına ve adama saldırıyor.Büyük ihtimalle F tipi yapılanmanın cenahından biri.
Hadi tüm bunlar göz yanılgısı diyelim.Peki hastaneye atılan göz yaşartıcıya ne diyeceksiniz?

Doktorlar bugün pankart açmış.

"Savaşta dahi hastanelere dokunulmaz"diyorlar.Pes yani pes.
Vali beyin açıklamasına kargalar dahi inanmazken biz nasıl inanalım?

Bunlar Türklerden nefret ediyor.

Türk milletinin düşmanlarını bir şekilde şerefli Türk Polis teşkilatının içine sızdırmış olamazlar mı?
CIA'nın tıpkı 12 Eylül öncesi operasyonlarını andırıyor.Solcunun da,sağcının da CIA ajanı olduğu günleri.
Peki polis kamerasını izlediniz mi?
Polis kamerasından gördüklerimiz ibret vericidir.
Saldırganların nasıl davrandıkları belli.
Ancak ne hikmet ise onlara önlem olacak hiçbir polis etrafta görünmüyor.
Polsi bu görüntüleri haklı olduğunu anlatmak açısından görsel medyaya vermiş ancak unuttuğu birşey var.
Bu saldırganlara hiç bir polisin müdahale etmediğini gizlemeyi unutmuşlar.
Tabii ki bunların yanında şerefli Türk polisine yakışan görüntülerde bol miktarda var.
Lakin soruşturma konusu olacak olayların örtbas edilmemesi toplumun vicadanındaki yaranın sarılması için elzemdir.

Bakanlar kurulu zaten cemaatler,Tarikatler kurulu gibi olduğundan bunun soruşturmasının ucu kendilerine dokunacaktır.
Göreceksiniz ki bu soruşturma yapılmayacak ya da hiçbir sonuç alınamayacaktır.

Şimdi sendikaların hatalarına bakalım.
Aslında 1 Mayıs olaylarında Gülen'ci polislerin,belki de CIA ajanları ile işbirliği tahminlerimin de ötesinde konuşulması gereken kısmı da sendikalar kısmıdır.
1978-1979 yıllarında YOL-İş sendikası üyesiydim.
Emekli olacağım son 4 yılda ise Türk-metal iş üyesiydim.
Yani sendikacılığı biraz bilirim.
Özellikle de Türk-metal sendikasını.
Erdemir'in özelleştirilmesine karşı çıktıkları dönemde,Erdemir çalışanlarını sokağa dökerek "Erdemir namustur,satılamaz"sloganlarını işçilere söyletirken,aynı anda sendika üst yönetiminin de Erdemir'i satın almaya talip olanlara nasıl gizlice Erdemir'i gezdirildiğini de bilirim.İşçi sokakta slogan atarken sendika,üst yönetimi olması muhtemel yeni patronlarının gözüne girmekle uğraşmaktaydı.

Sokak kaynamaya başlayınca Sayın Tayyip Erdoğan,Mustafa Özbek'e hitaben,"kendine gel,ağzımı açtırma,o serveti nasıl yaptığını açıklarsam sesin soluğun kesilir"mealinde bir açıklama yapınca herşey bir anda bitivermişti.
Daha sonra OYAK Erdemir'i alınca da yine aynı Mustafa Özbek şöyle diyordu.
"Kaptan köşkünde OYAK olduğu sürece bizim için sorun yok"
Bu ne anlama geliyordu dersiniz?

Yine satıştan yaklaşık bir yıl evvelinde Erdemir yönetimine bir teklifle giden Türk-metal sendikası şöyle bir karar aldırılmasına sebep olmuş idi.
Fazla mesai yapanlar bu yaptıkları mesailerden feragat edeceklerdi.Ama sadece işçiler.Memurlar.Üst yönetim ha keza,ne yaptığını ancak kendileri biliyor.Yıl sonunda aldıkları sarı zarflarla kardan hisse...

Dikta rejimlerde,Cunta yönetimlerde dahi görülmeyen bir olgudur bu.
Tüm şefler,müdürler,en alt yöneticilere kadar işçiye baskı yapılmış ve bunun firesiz sağlanması için gereken tüm etmenleri kullanmışlardı.
Bende bunun yasal olmadığını,yapılması gerekiyor ise sendikanın yaptığı kesintilerden bir miktarının Erdemir'e bağışlanması gereğini söyledim.
Çünkü,o dönemde yönetim kurulu üyelerinin altlarına son model makam otomobilleri sipariş verilmiş idi.
Demek ki Erdemir'in böyle bir ekonomik bunalım içinde olmadığı belli idi.
Bana da baskılar arınca,genel müdürlüğe bir dilekçe ile başvuruda bulundum.
Bunun yasal olmadığını anlattım.
Yapacağım fazla mesailerden kesinti yapılmasını istemiyor olduğumu beyan ettim.

Bu dilekçem üzerine herkes ibret olması için benim işten atılacağımı bekledi.
Ancak öylebirşey olmadığı gibi,idari kadrolarda çalışıp fazla mesailerini alnlarda bu matbu dilekçe vermeyenler gibi mesailerini aldılar.
Sendikasından ya da işyeri yönetiminden çekinmeden,yasların verdiği hakları sonuna kadar savunan sanıyorum ki 12 bin personelden sadece 5 kişi imişiz.
Bunu da sonra öğrendim.

İşte sendikalar budur dedirten olayı anlatmaya çalışmamın başkaca sebeplerine gelince şunları sıralayabilirim.


Benim de emekli olmadan evvel,çalışırken bize verilen bir kitapçıkta,Türk-İş sendikasının kendi yayınında yaklaşık şöyle deniyordu.


İşçilere sendika hakkını,Menderes ve İnönü çekişmeleri verememiş,askeri darbe ile verilmiştir.
Hem İnönü,hem Menderes,muhalefette iken sendikal hakların verilmesini istiyor ancak her ikisi de iktidar oldukları dönemlerde bu taleplere kulak tıkıyorlar.
Sonunda askeri darbe ve sendika hakkını veren de askerler oluyor.
Bu çok acı bir durumdur denmekteydi.


Şimdi kitapçık yanımda değil.Arayıp bulmam gerkiyor.Neyse biz bakalım sendikal faaliyetlerin tarihine.
Bu konuda kapsamlı yazılar mevcut olduğundan detaylara girmeyeceğim.
Dileyenlerin bakabimesi için kaynak göstermek yeterli olacak.


TÜRKİYE'DE SENDİKALAR NASIL DOĞDU VE GELİŞTİ?
Detaylı bilgi için bakınız.
http://www.bisohbet.com/form/arsiv-baslik6710.0.html
----------
Sendikal faaliyetlerin gelişimi için bakınız..
http://www.antikapitalist.net/makale/turkiye/72.htm
---------
1961 Anayasası için bakınız...
http://www.anayasa.gen.tr/1961anayasasi.htm

1961'de Sendika Kurma Hakkı nasıl düzenlenmişti?
MADDE 46.- Çalışanlar ve işçiler izin almaksızın, sendikalar ve sendika birlikleri kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma hakkına sahiptirler.

İşçi niteliği taşımıyan kamu hizmeti görevlilerinin bu alandaki hakları kanunla düzenlenir.

Sendika ve sendika birliklerinin tüzükleri; yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamaz.


20.9.1971 tarih ve 1488 sayılı Kanunla aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
MADDE 46.- İşçiler ve işverenler, önceden izin almaksızın, sendikalar ve sendika birlikleri kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma hakkına sahiptirler. Bu hakların kullanılışında uygulanacak şekil ve usûller kanunla gösterilir. Kanun, devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün, millî güvenliğin, kamu düzeninin ve genel ahlâkın korunması maksadıyla sınırlar koyabilir.

Sendikalar ve sendika birliklerinin tüzükleri; yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamaz.

Toplu Sözleşme ve Grev Hakkı
MADDE 47.- İşçiler, işverenlerle olan münasebetlerinde, iktisadî ve sosyal durumlarını korumak veya düzeltmek amacıyla toplu sözleşme ve grev haklarına sahiptirler.

Grev hakkının kullanılması ve istisnaları ve işverenlerin hakları kanunla düzenlenir.

Şimdi de sandikal şema çıkartalım.

1 İsçi sendikaları
1.1 DİSK'e bağlı sendikalar
1.2 Türk-İş'e bağlı sendikalar
1.3 Hak-İş'e bağlı sendikalar
2 Memur sendikaları
2.1 Memur-Sen'e bağlı sendikalar
2.2 BASK'a bağlı sendikalar
2.3 KESK´e bağlı sendikalar
2.4 Türkiye Kamu-Sen'e bağlı sendikalar
2.5 Hürriyetçi Kamu-Sen'e bağlı sendikalar
2.6 Anadolu Kamu-Sen'e bağlı sendikalar
3 Bağımsız Sendikalar

22 BİN AİLE SÜPER ZENGİN
Akbank'ın Özel Bankaciliktan sorumlu Genel Müdür Yardimcisi Fikret Önder, “Yapilan arastirmalara göre Türkiye'de 'süper zengin' diye tanimlanabilecek 22 bin aile var. Bunlarin servetleri 100 milyar dolari asiyor .

Türkiye'deki 'özel bankacilik' birimleri bu paranin 15 milyar do­ larini yönetiyor.“dedi.
Dünyada 10 milyon 'süper zengin' ailenin 37.2 trilyon dolar serveti bulun­ duguna dikkat çeken Önder, söyle konustu: “Bu servetin yüzde 50'si Private Banking hizmeti alir. Bu servetin yüzde 64'ü ABD, Japonya,Almanya, Ingil­ tere ve Fransa kaynaklidir. Son yillarda Çinli zengin sayisinin arttigi gözle­ niyor. Biz Türkiye'de 500 bin dolar tasarrufa yönlendirebilecegi varligi olani potansiyel müsteri görürüz. Örnegin, 2 milyon dolarlik kendi evinde oturan birisi tek basina bu varligi ile

bizim müsterimiz olamaz. Ama oturdugu eve ek olarak 500 bin dolarlik bir evi daha varsa o zaman müsterilerimiz arasina gi­rebilir.” Fikret Önder,Türkiye'deki 22 bin “süper zengin” ailenin 100 milyar dolari aşan servetinin 60-70 milyar dolarini “ her ihtimale karşı ” yurtdisinda tuttugunu söyledi.


HAK-İŞ Genel Başkanı Salim USLU
108 kurucu üyeli,Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı kurucu üyesidir.
Bakınız bir yazısında Yazar Yıldırım KOÇ neler diyor.
Kaynak:
http://www.suvaridergi.org/content/view/737/77/


Bugün yapılması gereken işlerden biri, Türkiye'de hangi kuruluşların ve kişilerin, Avrupa Birliği'nden, ABD'den, Rusya'dan, Çin'den, İsrail'den,başka herhangi bir yabancı devletten hangi ad altında olursa olsun nasıl bir menfaat temin ettiğinin belirlenmesidir. Bugün para alan yarın

buyruk alır. Daha sonra da bu kuruluşların ve kişilerin ulusal çıkarlarımız konusunda izledikleri çizgiye bakmak gerekir.

DİSK, Avrupa Komisyonu'ndan önce 150 bin Euro aldı.

Daha sonra,DİSK,HAK-İŞ ve KESK,üyesi bulundukları Avrupa Sendikalar Konfederasyonu

aracılığıyla Avrupa Komisyonu'nun 1 milyon Euro'luk bir eğitim projesini aldı ve "eğitim yaptı".

Bu kuruluşların Kıbrıs konusundaki tavrı nasıldı? Sözde Ermeni soykırımı iddialarına karşı nasıl bir tavır aldılar? Emperyalistlerin Türkiye'de azınlık yaratma çabalarına karşı ne yaptılar?

Soros, emperyalist güçlerin bir parçasıdır. Soros'un Türkiye'de oluşturduğu Açık Toplum Enstitüsü'nün Danışma (Yönetim) Kurulu'nda HAK-İŞ Genel Başkanı Salim Uslu da vardır. Soros'tan para alanlar arasında DİSK'e bağlı Dev Maden Sen de bulunmaktadır. Soros'un kaynak

aktardığı önemli bir kuruluş ise, Tesev'dir. Bu kuruluşların milli davalarımız konusundaki tavrı nedir?

Amerikan emperyalistleri 1960'lı yıllarda TÜRK-İŞ'e bağlı sendikalardan yüzlerce sendikacıyı ABD'ye götürmüşler, gezdirmişlerdi. Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı'nın (CIA) denetimindeki Asya Amerika Hür Çalışma Enstitüsü (AAFLI) 1972 yılından 1993 yılına kadar TÜRK-İŞ'le yakın bir işbirliği içinde çalışma yapmıştı. Amerikan istihbaratının araçlarından biri olan Pathfinder Vakfı da benzer bir çalışma gerçekleştirmişti. Bütün bu yıllar boyunca TÜRK-İŞ'in ülkemizdeki Amerikan üs ve tesislerine karşı sessiz kalmasında bu ilişkiler etkili olmuş muydu acaba?

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi ile ve  Referans gazetesinde yayınlanan röportajda şöyle demişti.
"Miami'de ev alan sendikacılar da var”İşçi parasıyla saltanat süren sendika ağalarının en bol olduğu Türk-İş Konfederasyonu birkaç gün sonra bir açıklama yayınlayarak, Süleyman Çelebi'yi kasıtlı davranmakla suçlamış idi.

Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin ve Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın başta olmak üzere bazı sendikacılar, konfederasyon yönetiminin tam tersine, Çelebi'nin açıklamalarına destek vererek sendikalarda mali şeffaflaşmanın zorunluluğuna vurgusunu yapmışlardı.
Referans gazetesinde Jale Özgentürk tarafından kaleme alınan ve 12 Eylül günü yayınlanan bir yazıda,kimi sendika yöneticilerinin parmak ısırtan mal varlıklarının sınırlı bir dökümü yapılıyor. Yazıda öncelikle Çelebi'nin “Miami'de ev alan sendikacılar da var” sözüyle kastettiği
kişinin bundan iki yıl kadar önce ölen eski Çimse-İş Genel Başkanı Tamer Eralan olduğu belirtiliyor. 2002 yılında kendisi hakkında açılan bir soruşturmada Tamer Eralan'ın “Çankaya'da 200 bin dolar değerinde daire,Çankaya Yıldız'da 150 milyar lira değerinde, Turgut Reis Caddesi'nde 3 daire, Ankara Eryaman'da 4 daire, Dikmen ve Sıhhiye semtlerinde 2'şer ev, Antalya'da 1, Alanya'da 6 yazlık ev, 2002 model özel yapım Cherokee,Miami 'de villa, 2.3 trilyon lira nakit para” sahibi olduğu belirlenmiş.

Fakat soruşturma geçirmesine ve bunca mal varlığının ortaya çıkmasına rağmen kendisine Türk-İş içerisinde bu nedir diye soran olmamış, hatta kendisi yeniden Çimse-İş başkanlığına seçilmiş.
Eralan'ın dudak uçuklatan mal varlığı bir sendika üyesinin ihbarıyla ortaya çıkmış.

Jale Özgentürk'ün yazısında başka bazı sendika yöneticilerinin mal varlıklarına ilişkin de olarak da bilgiler veriliyor.

“Cengiz Teke-Haber İş: Ankara'da villası var. Villasının bahçesini sendikadan çiçeklendirdi. Yolsuzluk dolayısıyla görevi bırakmak zorunda kaldı.

Zeki Polat-TEKSİF: Oğlu tekstil fabrikası ortağı.

Ali Akcan-Haber İş: Kooperatif ve oteli var.”


Bu konudan söz edip de yıllardır metal işçilerinin sırtında bir sülük gibi yaşayan Türk Metal Genel Başkanı Mustafa Özbek'i anmamak mümkün değildir. Zaten Jale Özgentürk de öyle yapmış ve Türk Metal Sendikası ile sendikayı bir patron gibi yöneten Mustafa Özbek'in mal varlıklarına dair bazı bilgileri de yazısına eklemiş. Buna göre sendikanın toplam kaynakları 1 milyar dolara yaklaşıyor. Ayrıca “Sendikanın Ankara ve Girne'de 2 süper lüks oteli var. Özbek tesisleri olarak anılan bu tesislerden başka eski bir metal işçisi olan Özbek, kişisel olarak da villaları, arazileri, tesisleriyle Ankara'nın en zenginleri arasında yer alıyor.”

Türk Metal Sendikası'nın 32 yıldır değişmez başkanı Mustafa Özbek, hem sendika dışı işleriyle hem de siyasi faaliyetleriyle en çok tartışılan isim. Ulusalcıların en büyük finansörü durumundaki Özbek, televizyon kanalı, otelleri ve gaz dolum tesisinin yanı sıra onlarca gayrimenkule sahip. Kendi anlatımıyla fakir bir ailenin çocuğu olarak işçiliğe başlayan Özbek, sendika başkanlığı döneminde büyük bir servet edindi. Ankara'nın en zenginlerinden biri olduğu belirtiliyor. Özbek'in Cumhuriyet Gazetesi'nin yüzde 40'lık hissesine de sahip olduğu öne sürülüyor. Sık sık siyasi konuşmalar yapan Özbek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a ağır eleştiriler yöneltiyor. Sendikanın yaklaşık 276 bin üyesi bulunuyor.

---------
Salih KILIÇ
Türkiye'nin en büyük işçi konfederasyonu olan Türk-İş'te Bayram Meral'in milletvekili olması ve yerine Salih Kılıç seçilmişti.
Kılıç, sendikacılara yöneltilen eleştirilere malvarlığı listesini açıklayarak yanıt verdi. Kılıç'ın malvarlığını Hürriyet'e ‘‘Ankara Mesnevi Sokak'ta oturduğum evim var. Memleketim Adapazarı'nda 80 metrekare kooperatif evim var. Bir de Altınoluk'ta 90 metrekare yazlığım var’’ diye açıkladı.

Kılıç, halen 2.5 milyar lira maaş aldığını, ancak bu maaşının Ocak 2003'ten geçerli olmak üzere (o tarihte)enflasyon oranında artacağını bildirdi.


Bayram Meral ise şöyle:

TÜRK-İŞ'in CHP'den Ankara Milletvekili olan eski Başkanı Bayram Meral,kendisinin ve iki oğlunun malvarlığıyla sık sık gündeme geliyordu.

Meral, Hürriyet'in, ‘‘Mal varlığınızı açıklar mısınız’’önerisini,‘‘Spekülasyon olur’’ gerekçesiyle geri çevirdi.

Meral,artık bir partili olduğunu belirterek,malvarlığını ancak parti kararıyla açıklayabileceğini söyledi.

Meral'in, tespit edilebilen mal varlığı ise şöyle: Ankara'nın en gözde alış-veriş merkezlerinden biri olan Karum'da bir işyeri. Gaziosmanpaşa Korukent'te bir villa. Ayvalık'ta biri eşine kayıtlı 2 villa, 2 arsa ve bir daire. Bursa'da bir ev. İstanbul Levent'te bir daire.

Ankara-Eskişehir Yolu üzerinde değerli iki arsası bulunan Meral'in, iki oğluna tekstil fabrikası satın aldığı da basına yansımıştı.

Dev sendika binaları, bazı sendikaların sahip oldukları bol yıldızlı oteller, lüks konutlardan oluşan kooperatifler, sendika yöneticilerinin pahalı zevkleri, yönetici eşlerine ve çocuklarına tahsis edilen makam araçları 'saltanat' iddialarının en büyük kanıtı. Mehmet Tıraş, eski Türk-İş başkanı ve CHP milletvekili Bayram Meral'in Ankara'da 1 milyon 50 bin dolar ödeyerek iki dükkan aldığını belirtiyor. Tıraş, fakir bir ailenin çocuğu olarak hayata atılan Türk Metal Sendikası'nın başkanı

Mustafa Özbek'in dudak uçuklatan servetine dikkat çekiyor. Sendikaların karşı çıktığı AB'de ise durum bizimkinden hayli farklı. Toplanan aidat üyelere açıklanırken Türkiye'de sendika yöneticiliğini cazip kılan 'hizmet ikramiyesi' AB'de söz konusu değil.  
---------
Sendikaların olağan dışı dönemlerde üstlendiği rol de dikkat çekiyor.

12 Eylül'de Anayasa referandumuna destek veren Türk-İş, 28 Şubat sürecinde de DİSK ile birlikte dönemin hükümetine yönelik muhalefetin ön saflarında yer aldı. Silahsız kuvvetler olarak lanse edilen '5'li çetenin' içerisinde yer alan iki konfederasyon, Necmettin Erbakan'ın kurduğu hükümetin görevden uzaklaştırılması için yoğun çaba sarf etti.

Sürecin sonunda 18 Haziran 1997'de Refahyol hükümeti istifasını verdi.

26 Haziran 1997'de ise sendikalar üzerindeki devlet denetimi sessiz sedasız kaldırıldı. Bu durum, 'sendikalar 28 Şubat'a verdiği desteğin karşılığını mı?' sorusunu akla getiriyor.
Kısaca,şeffaf bir denetim mekanizması zorunlu oluyor.Belkide en iyisi,bağımsız malî müşavirlerin dahil olacağı ağır bir denetim mekanizması olacaktır.

-----------

Peki 28 Şubat demişken bir de 28 Şubat ile özdeşleştirilen Çevik Bir paşa var idi.

Demokrasiye balans ayarı yapan meşhur demokrat,laik insan.
Acaba nerede,ne yapıyor dersiniz.

İşte bakınız o halde...

Çevir Bir'den Haremlik-Selamlık Tesis
28 Şubat'ın en etkili komutanlarından Çevik Bir Kazdağları’nda dev bir termal sağlık tesisinin danışmanı oldu.Ortakları arasında AKP’lilerin de bulunduğu tesis isteyene harem-selamlık da hizmet verecek.

Devamı için bakınız...
http://www.stratejikboyut.com/news_detail.php?id=7292
-------------
Peki tüm bunları neden anlattım.
Altta yazacaklarımla ne alakası var diyenler olacaktır.
İşte ülkemizde sahnelenen oyunun perde arkasını görebilmek adına bunları ortaya koymaya çalıştım.
Sivil toplum örgütleri adına yapılanların nekadar sivil olduğunu görmek açısından.
Sendikalar da dahil olmak üzere STK'ların büyük çoğunluğu  emperyalizmin isteği doğrultusunda bazen din,bazen etnik kökler gibi unsurları kullanmaktan hiç çekince duymamktadırlar.
Bunların tüm sorumlusu da emperyalizm denen sömürü düzeninin efendileridir.
Örnek olarak Buş(Bush) denen zat.
Neden sürekli din üzerinde konuşmaktadır.Neden sürekli özgürlüklerden bahseder gibi yaparak işgalci kimliğini gizlemktedir hiç düşündünüz mü?
 Dostlar,efendiler,ey milletimin mümtaz evlatları!
İyi biliniz ki sömüre düzeninin kurucuları her dönemde olduğu gibi şimdilerde de inançlarınızı kullanmakta hiçbir sakınca görmemektedirler.
Kutsala dönüş projesi adı ile yaptıkları tezgah,kutsal olarak bildiğiniz hiç bir unsuru içermez.

İslam ve Kur'an dahil,laiklik anlayışı bile kapitalist kültüre göre yorumlanmaktadır.

Bir istihbaratçı olan George Orwellin 1984 isimli kitabında belirtildiği üzere, medyayı kontrol eden beyinleri kontrol eder. Beyinleri kontrol eden ise, toplumları kontrol eder demektedir.

 Başka bir görüşe bakalım.
Graham E.Fuller şöyle diyor.
ABD' nin ortadoğu CIA uzmanı GRAHAM FULLER' in 30 yıl önce ,Amerikan senatosuna verdiği ve kabul edilip  düğmeye basılan  tasarısında diyorki:

ABD nin ileride , islam ülkeleri ve Rusya  Türk Cumhuriyetleri coğrafyasına  hakimiyet sağlayabilmesi için  en kestirme yol,Türkiyenin şeriata dayalı sisteme itilerek  islam ülkelerinde birnevi lider duruma getirilmesidir.

Ilımlı islam ve  islam  Türk sentezi şuuru yerleştirilerek milli bağlar zayıflatılmalıdır. Önümüzdeki en büyük engel Atatürkün Milliyetçilik  ve Laiklik ilkeleridir.

Ve ekliyor : Türkleri  kurbağa gibi  haşlayalım.

Bu görüş ne yazık ki Buş tarafından da kabul görmüş ve sistem aynen uygulamaya devam etmektedir.
Özeyleyecek olursak üç kutsal kitabı kontrol eden dünyayı kontrol eder düşüncesi islam dininin de kontrol edilmesini Türkiye'yi kullanarak başarma niyetleri ortadadır.

Bunun adına da ılımlı islam denmektedir.
Yakın zamanda Japonya'yı da ılımlı islam modelinde görürsek hiç şarırtmamak gerkir.
Bu konuda CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in bir konuşması akla geliyor.
Diyor ki:'ABD'li, AB ülkeleri hatta Japonya da bu durumdan şikayetçi. Bazı Japon çevreler bize ?Türkiye kökenli 10 civarında İslami okul açıldı. Bunların muazzam parası var, paranın nerden geldiğini bilmiyoruz' diyor. Japon makamları bu konuyu kaygıyla izlediklerini söylüyorlar. Rusya'da bazı okullar kapatıldı. Bu gelişmeler, laik demokrasi açısından son derece kaygı verici bir durumdur.
Yabancılar da artık bu konuyu çok ciddi şekilde dile getirmeye başladı.

Oradaki milletvekilleri ısrarla bu konuya vurgu yapmaya başladılar.

Amerikan düşünce kuruluşları AKP dönemindeki İslamlaşma faaliyetleriyle ilgili raporlar yayınlamaya başladılar.'


Bakınız yakın anlamlar çıkartabileceğimiz başka bir örnek daha vereyim.

Tarihçi Thomas Dunk diyor ki:
Türkiye üye olacaksa, Japonya da olsun!’
AB’nin bugünkü durumunu, ilk kurulduğu yıllarda alınan kararlarla değerlendiremeyiz. Avrupa’nın sınırlarını konuşmamızın zamanı geldi.Türkiye’nin sadece Marmara bölgesi Avrupa’da, büyük bir kısmı ise Asya’da. O zaman Japonya’yı da AB’ye ye alalım, tüm kriterlere uyuyor!

Türkiye, mevcut hali ile AB tarafından hem ekonomik, hem de siyasi hem de kültürel olarak hazmedilemez. Aile içi şiddet, namus cinayetleri,zorla evlendirme ve Türkiye’nin sürekli olarak Ermeni soykırımı ile ilgili iddiaları reddetmesi gibi meseleleri, Avrupa kabullenemez.


       Ayrıca son zamanlarda Japonların Moğollardan geldiği söylemleri de sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır.Bu da dikkat çekicidir.

1920’de kurulan laik Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm İslam dünyası için bir model oluşturamadığı görüşü ABD başta olmak üzere batılı bazıkarar odaklarında nedense giderek güçlendi ve böylece Türkiye’de ılımlı İslam modeli desteklenmeye başlandı.
ABD’nin son yıllarda bölgede giderek güçlenen radikal siyasi İslam’ıönlemek için “ılımlı demokratik İslam“ modelini uygulamaya soktuğu yolunda Türkiye’de yaygın bir görüş var. Bunun için de en uygun ülkenin Türkiye olduğu düşünülüyor.

Oysa ki asıl mesele,ılımlı bir islam modeli ile,emperyalizmin tüm dinleri aynılaştırmak,benzerleştirmek modelidir.
Böylece tek dinli bir dünya düzenine doğru gidiş olacak ve bu dinlerin tek yöneticisi de emperyalizmin efendileri olacaktır.
Graham E.Fuller'e göre bunun Türkiye ayağında başarılabilmesi için Cumhuriyetin ve Atatürk'ün dinsiz gösterilmesi gerekmekteydi.
Zaten Buş dahi,laiklik nedir ki?Laik olunur mu?Ya ianançlı olunur ya laik(ona göre inançsız demek oluyor)olunur.
Bu söylemin sanırım ki sayın Erdoğan'ın söylemi ile aynı olduğunu görmektesiniz.

Başka deyişle,teolojik sekülerizmin dini bilgi ve düşünce üzerinde yol açtığı sorunları Muhammed İkbal asılna özetlemiş sayılır.
Muhammad Iqbal, “Knowledge and Religious Experience”, The Reconstruction of Religious Thought in Islam, Lahore 1996.
İkbal'e göre,islam rasyonel bilgi süreçlerine bağlı olarak anlaşılamıyor.Ancak Cumhuriyet siteminde rasyonel bilgi süreçlerine bağlı olarak anlaşılmaktadır anlamında yorumlar getirmektedir.
İkbâl, William James’in, mistik tecrübenin sıradan rasyonel bilinçlilikten farklı olmasının normal bilinçliliğin kesintiye uğraması anlamına geldiği şeklindeki düşüncesini eleştirmektedir: Iqbal, a.g.e., s. 15;Bilinç-bilinçdışı ilişkisini temel alan psikoanalitik perspektife karşı dinî tecrübenin bilinçlilik açısından anlamı için bk. W. W. Meissner, Psychoanalysis and Religious Experience, New Haven 1984, s. 205-210.

Sıkıcı olduğunun farkındayım.lakin bu yazının da bu şekilde devam etmesinin zorunlu olduğuna inanıyorum.
Özetle,inançları birey hayatından çıkartıp,devlet hayatına sokmak amacı ılımlı isalmın en temel davranışı olmaktadır.
İslam ile Türklerin arasındaki kadim bağların kopartılabilmesi için bu şatrttır,elzemdir.

Toplumu dönüştürmek için siyaset yapılır hale gelmiştir.
Bunda ne yazık ki yaklaşık tüm STK'lar olduğu gibi,sendikalar da bu yöntemleri benimsemkte hiç bir sakınca görmemektedirler.
Bu uygulamaya yaklaşık olarak söylemin düzeni,söz ve eylemin uygulanması gibi yaklaşımlarla bazı açıklamalar da getirilmiştir.
Buna kısaca Aristocu siyaset denmektedir.

Söze bağlı eylem teşkil edilir,Toplum dönüştürülür,cemaatleşme artar.
Hatta öyle ki cemaat liderleri parti liderlerinden daha esnek hale gelmiş,duruma göre daha kıvrak söylem ve davranışlarda bulunmaktadırlar.Taktiksel açıdan çok zengin bir yelpazede dururlar.Din bilgileri çok zengindir,iyi hatiptirler,etkileyici olmayı bilirler,insanları nasıl kullanacakları konusunda iyi eğitilmiş donanımları zenginleştirilmiştir.

Bu konuda başka bir isimden de bahsetmek gerekir.
Frankfurt okulu olarak da bilinen Eleştirel Teori geleneğinin son kuşak temsilcisi olan Habermas,eleştirel teorinin temel akidesi olan Aristocu siyaset anlayışındaki,iyi ve adil bir hayatın araştırılması sorunsalını öne çıkaran siyasal teoriyi anlatmaya çalıştığı “Kamusallığın Yapısal Dönüşümü” adlı çalışması, burjuva siyasal kamusunun kapitalist modernlik döneminde gördüğü olumlu işlevi açıklarken,bu olumlu siyasal kamunun,kamusal güç odaklarınca nasıl ortadan kaldırıldığın,Siyasetin bilimselleştirilmesinin reddini,statükonun hizmetindeki bilim ve teknolojinin ideoloji olarak eleştirisini,bütün bilimsel girişime nüfuz eden pozitivizmin engellenmesini, Habermas’ın epistemolojik ve politik ilk dönem metinlerindeki ilkesel görevlerinin açıklanmasını hatırlamakta fayda vardır..

Habermas eleştirel bir toplum teorisi kadar,eleştirel bir bilgi teorisi kurulması gereğine inanmıştır.Bakınız.(HABERMAS, 1998: 216-318)

Tüm bu bilgilerin ışığında şu iki ana unsuru göz ardı etmemek zorundayız.
Emperyalizmin iki ana hedefi vardır.
1-Bağımsızlık ruhunu yok etmek.
2-İslam'ın emperyalizme karşı olan duruşunu ortadan kadırmak.


Buradan anlaşıldığı gibi emperyazlim aslında radikal islama karşıdır.
Zira islam'ın kaynağı değiştirilmezdir.Bu da devletlerin ortadoğu'da radikal islamı kullanabileceği anlamına gelmekte bu da islam'ın sömürüye karşı olan duruşu nedeniyle emperyalizmin işine gelmemektedir.
Emperyalizm,Laik devlet istemez.Din devleti ister.

Çünkü din devletinin kurallarını değiştirmek bir dini liderin elindedir.
O kabul etmez ise değiştirilir ya da yok edilir.

Ancak cumhuriyet,Laik sitem,Ulus devlet yapısı tek lidere bağlı olan şeyler değildir.

Burada Tayyip erdoğan'ın "Lakikliğin teminatı benim"sözleri de bunun bir dışa vurumudur.
Yani Emperyalizmin talimatlarını tek lider olarak uygulayamıyor olması kendisinde bir sıkıntı yaşatmakta olduğu için,farkındasızlık içerindeki dışa vurumundan başka birşey değildir.

Emperyalizmin en önde gelen maşalarından olan Buş'un en büyük düşmanının kim olduğunu biliyormusunuz?

Thomas Jefferson (1743-1826),Amerikan bağımsızlığının mimarlarından ve 'Kurucu Babalar' adıyla anılan Amerikan siyasal sisteminin kurucuların sayılan Thomas Jefferson dur.

Peki Buş neden Thomas Jefferson'a düşman olsun ki?

Aydınlanma döneminin seçkin düşünürleri arasında sayılan Jefferson,"Bağımsızlık Bildirgesi"ni kaleme alan en önemli şahsiyet olmuştur.
Bakınız şimdi sizlere bir olay ile bunu açıklayacağım.

Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan,21 Eylülde,'ABD'de İncil'in ruhu,burada laiklik hassasiyeti'başlıklı bir yazı yazdı.
Şöyle diyor: 'Türkiye'de adına laiklik hassasiyeti denen şey bazen zıvanadan çıkıyor ve insanı resmen çıldırtacak boyutlar kazanıyor. Amerika'nın kurucu babalarından Thomas Jefferson, Amerikan Anayasası'nın ruhunu İncil'in oluşturduğunu söyler.Peki,aynı şeyi biz söyleyebilir miyiz? Mesela Türkiye'nin Anayasası'nın ruhunu Kuran oluşturur,İslam oluşturur diyebilir miyiz? Diyemeyiz.Böyle bir şey söyleyen adama Türkiye'de hayatı zindan ederler!'demekte hiç bir sakınca görmüyor.


Oysa ki bildiği ancak milleti uyutabileceğini sandığı yazısı baştan sona hatalarla dolurdur.
Tabii ki öyle olmak zorundadır.
Aksi halde Buş'un ABD'sin de adama hayatı zindan ederler.Dediği gibi Türkiye'de değil.

Bir deistten bahsedeceksiniz ancak saçmalayacaksınız.

Üstelikte utanmadan,inandığın din sana yalanı yasaklamış iken.Tabii ki ılımlı islam yasaklamışmıdır bilemem.

Oysa ki Thomas Jefferson,hayatı boyunca dinin devlet yapısı üzerindeki etkisini ortadan kaldırmak için çalışan biri olmuştur..
Amerikan Anayasası'nın hiçbir yerinde Tanrı, Hıristiyanlık, İsa ya da İncil'den söz edilmez. Hatta Anayasa'nın 6. maddesinde devlet görevleri için yapılan sınavlarda dine ilişkin soruların yer alması yasaklanmıştır.
Din ile devlet arasında bir duvar örülmesi gerektiğini söyleyen bir Jefferson'dan bahsedeceksiniz türlü yalanları da peşine ekleyeceksiniz,'Hıristiyanlığın doğuşundan itibaren milyonlarca masum insan yok olmuş,işkence görmüş,hapse atılmış ve çeşitli cezalara çarptırılmıştır.Tüm bu baskıların sonucundaysa bütün dünyada çürümüşlüğü ve hataları gizleyebilmek için insanların yarısı aptala çevrilmiş,diğer yarısı ise iki yüzlü insanlar haline gelmiştir'.diyen bir Thomas Jefferson'dan bahsederken keşke bazı şeyleri de araştırsaydı gülünç olmaktan kurtulurdu.

İşte ABD bu demek istemiyorum.Çünki oradaki dostlarımdan biliyorum ki onlar da tıpkı bizim halkımız gibi sömürülüyorlar,çile içinde yaşıyorlar.
Demokrat partili Cimi Karter'ın insan haklarını savunma sloganlarından bu yana ne yazık ki Beyaz saray insan haklarının savunmasını değiştirmiş ve 1950’lerde dünyada sadece 4 milyon  olan,Müslümanları düşman olarak kabul eden Evangelistler bu gün 300 milyon olan ABD nüfusunda 100 milyonu  bulmuş durumdadır.

Özetle Atatürk'ü sevmeyen,dinsiz ilan edenler tıpkı kendi ülkelerinde de Thomas Jefferson için aynı şeyi yapmışlardır.
Ancak biz Türk milleti buna sala izin vermeyeceğiz.

Sonuç olarak:
Huntington'ın ortalığı kasıp kavuran meşhur "Medeniyetler Çatışması" tezi dikkat çekicidir.

Huntington bu görüşünde demokrasinin sadece Hristiyanlıkta olabileceğini de belirtmiş olduğunu unutmayalım.
İşte sendikalar,partiler,her çeşit toplum yönetim sistemleri,kısaca Toplum Mühensiliğinin kullandığı argümanlara dikkat etmek zorundayız.
Saygı ile...
Ahmet Dursun
Not:Kuzey Irak demek Kürdistan demektir.Neden?
Bakınız Huntington ne demiş.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=311.msg427#msg427

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: 1 MAYIS'TA CIA,GÜLEN PARMAĞI VE AĞALARIN SAVAŞI
« Yanıtla #1 : Mayıs 03, 2008, 11:14:19 ÖÖ »
Not:Bu yazıya ABD'den saygın bir dostum eleştiri yazmış.Bu önemli olduğu için burada paylaşmak istedim.
---------
Atesli yazi bu, dusunerek, arastirarak yazdiginiz belli.
Bekliyordum zaten boyle genis kapsamli bir yazi sizden bu gunlerde.
Tabii ki hemfikir olmadigim noktalar var. Yine de onemli bir yazi bu.Onemli.
Hele ki .... Yoksul doğup cok varlikli olmayi beceren sendika baslarini not etmeniz, bence halka bir hizmet.
Parazitler istila etsin iscileri somuren sendikaci hainlerin barsaklarini!
Hemfikir olmadigim ufak bir kisim:
Amerikada 100 milyon Evangelist yok.
Yok iste, yok.
Amerikanin nufusu 2006 da 300 milyonu gecti. Buna 20 milyon ABD ye kanunsuz girip yasayanlari da koyarsaniz (onlarin cogu Mexicodan ve Katolik)diyelim 320 milyon.
Amerikanin 100/75 i Hristiyandir.
Bu linkte, ABD din ve mezheplerinin oldukca comprehensive bir listesi
http://www.adherents.com/rel_USA.html#religions
Ben, Protestanim. Avrupada dogup vaftiz olmustum, ama simdi, benim gibi milyonlarca gocmen Avrupalilar gibi, Amerikaliyim.
Avrupa Protestanlarin turu, Amerikadaki BAZI mezheplerin turu Evangelical dan degisik.
Protestanlar, cogunlukla, devlet ve dini ayri tutar.
Dinin, sana aittir, kalbine, ruhuna aittir, devlete degil.
Evangelical ile "Mahser gunu geliyor, ondan Israil'i kurup Yahudileri Hristiyanliga cevirip...." falan filan diyenleri soyluyorsaniz, onlarin sayisi gercekten az.
Evet asagi yukari 80 milyon Katolik var Amerikada.
Fakat 100 milyon gozu donmus Evanjelikali var diye hesap sayanlar, halt etmisler.
http://en.wikipedia.org/wiki/Demographics_of_the_United_States#Religious_affiliation
----------

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
1 MAYIS'TA CIA,GÜLEN PARMAĞI VE AĞALARIN SAVAŞI
« Yanıtla #2 : Mayıs 05, 2008, 10:13:28 ÖÖ »
Başka bir arkadaşımın yorumunu da ilave edeceğim.
Sendika Mendika,
 
Size kücük   gercek bir hikaye anlatayım.
 
Adamcagız ,bir sendikanın   evli barklı  mali yöneticisi.Tanıdıgımız güzel  bir dul bayana göz koyuyor.Villalar ,evler arabalar alınıyor.
 
Bayan ,orta okul mezunu  bir memur. Simdi emekli.Cocugunu ve yigenlerini,kollejde okutuyor.Ailesini,yüksek düzeyde yasatıyor.
Cankaya da oturdugu sitede daha yeni sordum,daire fiyatları  Yarım milyon dolar.Turistik bir yerde ,kücük de olsa bir isletmesi var.Altında son model bir araba.
 
Bunlar kimin parası ile oluyor.Tabiiki sendika nın.
 
Adamcagız ,hanım yaslanınca baska bir genc bayan  bulmus.
 
Ben anlamıyorum.Niye sendikalar ,calıstıkları sirketlerin hisse senetlerini almıyorlar.Ellerindeki   para ile ekonomiye katkıda bulunmuyorlar
 
Eregli iscileri ,Eregliye ortak olabilirlerdi.
 
Bir kiracımız  vardı,bir sendika yöneticisi oldu,hayatı degisti.
Vakıf ,Kooperatif ve dernek yöneticileri  de öyle.Kontrol edilemiyen bir ülkede yasıyoruz.
 
Dini kuruluslara gelince,savunmuyorum.Dindarlara yapılan baskılar,bazı kesimlerde ,sömürü malzemesi yarattı.
Kuran -ı Kerimde ,kainatta hic bir bosluk yok denir.Eflatun ,Evrende denge var diyor fizikte ispatlanıyor.

Siz bir yerde baskı yaparsanız.Bir denge olusur.Bu denge deki bozuklukta baska dengeyi olusturur.
Kovboy ,Irakta petrol baskısı yaptı.Baska yerde  Gıda sorunu cıktı.Ekonomik  kriz kapıya dayandı.Global ısınmadan  bahsediliyor.
 
Bazı adamlar,Mahfillerin   örgütlenmesi karsısında   baska mahfil  tipleri olusturdular.Mahfiller hakkında cok kitab yazıldı.Bizim ,adamlar bunları okudular ve daha örgütlü mahfil kurdular.
 
Iran gibi olmayı bizim halkımız istemez.hep söyledim.Irtica ve yobazlık emperyalizmin isine  gelir.
Kalkınmıyan,toprakları sömürülen Türkiye ,Emperyalizmin amacıdır.
 
Rusya sıcak denizlere cıkmak icin,Kürtcülük meselesini  kasımıstır.
Almanya orta doguya hakim olmak icin ,alevilik meselesini kasımaktadır.
Bugün Cennet gibi vatan parcaları  degerlendirilemiyor.Bu kimin isine gelecek.Tabiiki emperyalizmin.
Düsman hem icimizde hem dısımızda.
G.Guvendag
---------
Gülen,Hizbullah'ı allahın askerleri olarak adlandırdı.
http://www.yenicag.az/modules/news/article.php?storyid=820

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
JAPONYA'DA ILIMLI İSLAM.
« Yanıtla #3 : Eylül 18, 2008, 03:27:54 ÖS »
1 MAYIS'TA CIA,GÜLEN PARMAĞI VE AĞALARIN SAVAŞI başlıklı yazımda,yakında JAPONYA'da ılımlı islam modelini görürsek şaşırmayalım demiş idim.İlgili yazım alttaki adrestedir bakınız...
Neden ılımlı diyorum?
Resimdeki müslümanlık şartını sağladığı iddiası olan kıyafete bakarsanız anlaşılacaktır.
Ahmet Dursun
1 MAYIS'TA CIA,GÜLEN PARMAĞI VE AĞALARIN SAVAŞI
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=821.msg1110#msg1110
*************

İSLAMLA HAYAT BULAN JAPON KIZ.(MÜSLÜMAN OLDU)

“İslam’la yeniden doğdum”
“Müslüman olduktan sonra kendimi yeniden doğmuş gibi hissetmeye başlamıştım. Bu his Müslüman olduktan sonra beni hiçbir zaman terk etmedi.”

 

"İslam’la yeniden doğdum"

“Müslüman olduktan sonra kendimi yeniden doğmuş gibi hissetmeye başlamıştım. Bu his Müslüman olduktan sonra beni hiçbir zaman terk etmedi.”
 
Dünyada İslam'a olan ilgi her geçen gün daha da artıyor. Bu ilginin merkezlerinden biri de Uzakdoğu dinlerinin yıllardır revaçta olduğu Japonya… Son 5 yıldır İslam'a büyük ilgi gösteren Japon Gençliği tıpkı Leyko Hanım gibi huzur ve mutluluğu İslam'da buluyor. Bir zamanlar Budizme inanan Leyko Hanım; Ürdün, Suriye ve Türkiye'ye yaptığı ziyaretler sonucu Müslüman olmaya karar vererek ismini Leyla olarak değiştirmiş. “Müslüman olduktan sonra kendimi yeniden doğmuş gibi hissetmeye başladım. Bu his beni hiçbir zaman terk etmedi.” diyen Leyla Hanım'ın hem Müslüman oluş serüveni, hem de İslam ve Müslümanlarla ilgili tespitleri oldukça ilginç.


-Nasıl bir ortamda büyüdünüz? Bize ailenizden ve çevrenizden bahseder misiz?

Hiroşima'da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist'ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda'nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki Buda Heykeli için törenler düzenler, ona çeşit çeşit tatlılar, meyveler ve yemekler ikram ederdik. Buda'nın yaşayan ruhunun ikram ettiğimiz yiyecekleri yediğine inanırdık. Bir gün geçtikten sonra da annem Buda'ya ikram ettiğimiz yemekleri bu sefer bize yedirirdi. Özellikle liseye başladığım yıllar Buda için evde yapılan törenlere katılmamaya, Buda'ya ibadet etmemeye başladım.

“KALBİM BUDA'YI İSTEMİYORDU”

-Niçin? Buda'nın neyi sizi rahatsız ediyordu?
Kalbim istemiyordu. Buda'ya secde etmeye başladığım andan itibaren içimde büyük bir acı hissediyordum ve kalbim patlayacak gibi yanmaya başlıyordu. Sanırım fıtratım Buda'ya ibadet etmemi kabul etmiyordu. Hatta annem bu durumumu fark edince, benim Buda'nın ruhunun azabına uğradığımı düşünmeye başladı.
-Lise yıllarınızda İslam ve Müslümanlar hakkında ne düşünüyordunuz?
İslam hakkında çok fazla bir şey bilmiyordum. Sadece okul kitaplarında diğer dinler hakkında olduğu gibi İslam'la ilgili de kısa bilgiler vardı. Bir de televizyonda İslam Ülkeleriyle ilgili birkaç belgesel seyretmiştim. İslam hakkında zihnimde net bilgiler yoktu, fakat her Japon gibi ben de Buda'ya inanmadıkları için Müslümanların sapkın kafirler olduklarını düşünüyordum.
-Daha sonra ne oldu? Müslüman olma serüveninizi dinleyebilir miyiz?
Liseyi bitirdikten sonra Tokyo'ya gittim ve Tokyo'da bir elbise şirketinde çalışmaya başladım. Tokyo'da bulunduğum yıllar zihnim sorularla dolmaya başladı. Sabahlara kadar düşünüyordum ve kendi kendime sorularıma cevaplar arıyordum.

“JAPON TOPLUMU TIPKI BİR MAKİNA GİBİ”
-Ne tür sorular?
Ben doğmadan önce 3 kardeşim aralıklarla annemin karnında ölmüşler. Kendi kendime; “Niçin kardeşlerim dünyaya gelmeden öldüler ve ben niçin dünyaya geldim” diye soruyordum. Ayrıca bu dünyada niçin yaşadığımı, ölünce nereye gideceğimi, hayatın anlamının ve hakikatin ne olduğunu merak ediyordum. Budizimden iyice uzaklaşmıştım; çünkü Budizmin felsefesi ve Buda için yapılan ibadetler bana çok saçma geliyordu. Bu arada Japon Toplumunun yaşamını da sorgulamaya başladım. İnsanlar sürekli çalışıyorlardı ve makinelerden pek fazla farkları yoktu. Bu insanlar dünyaya sadece çalışmak için mi gelmişlerdi. Bir çok soru soruyordum; fakat bu sorulara cevap bulamıyordum. İyice bunalıma girmiştim. Bu nedenle yaz gelince iznimi kullanmak için şirketten ayrıldım. Seyahat etmenin bana iyi gelebileceğini düşündüm. Şirketteki arkadaşlarımın bir çoğu tatillerini geçirmek için Amerika veya Fransa gibi meşhur Batı ülkelerine gitme kararı almışlardı. Bu tercih bana çok cazip gelmedi. İnternette araştırma yaparken Suriye ve Ürdün dikkatimi çekti. Arap ülkeleri Japonya'da pek fazla bilinmiyordu. Benim içimde de Arap ülkelerine karşı uzun zamandır merak vardı. Bu nedenle bir tur şirketiyle Ürdün ve Suriye'yi ziyaret etme kararı aldım.

“ARAPÇA HATLAR BENİ ÇOK ETKİLEDİ”
Ürdün'de 3 gün kaldıktan sonra Suriye'ye geçtik. Suriye'yi gezmeye ilk olarak Emevi Camii'nden başlayacaktık. Emevi Camii'ne girdikten birkaç dakika sonra ezan okunmaya başladı. Ezanı dinledikçe kalbime huzur dolmaya başladı. Caminin avlusunda bir köşeye oturup ezanı bitene kadar dinledim ve daha sonra da camiyi gezmeye başladım. Çocukluğumdan beri sanatla uğraşan biriydim. Hatta kendime ait bazı sanatsal çalışmalarım da vardı. Camiyi gezerken Arapça yazılmış hat yazıları dikkatimi çekti. Hayatımda bu kadar muhteşem bir sanat eseri görmemiştim. Yazıları anlamıyordum; fakat yazılardaki sanatsal yön beni aşırı derecede etkiledi. Emevi Camii'nde şimdiye kadar hiçbir mekanda hissetmediğim bir huzur vardı ve hatları incelerken ruhumdaki bu huzur daha da artıyordu. Arapça yazılara hayran kalmıştım, bu nedenle Japonya'ya döner dönmez Arapça'yı ve Arapça yazmayı öğrenmek için bir kursa başladım. Arapça İslam'la ilgili yeni bilgiler öğrenmemi de sağlıyordu ve İslam'a olan ilgim her geçen gün daha da artmaya başladı. 1 sene böyle geçti ve daha sonraki yaz tatilimde de Türkiye'ye gittim. İstanbul,Bursa, Kayseri ve Konya'yı gezdim. Bu gezim esnasında sürekli olarak camileri ziyaret etmek istiyordum. Camileri her ziyaret edişimde ruhum size anlatmakta zorlanacağım derecede huzura eriyordu. Özellikle Konya ve Kayseri'de insanlar bize çok iyi davrandılar. Türk Kadınları bizi evlerine davet edip yemek ikram ettiler. Bu durum bana çok garip geldi. Çünkü Japonya'da insanlar tanımadıkları yabancıları evlerine kesinlikle davet etmezler. Türklerin bu sıcak tavırları İslam'a olan ilgimi daha da arttırdı. Türkiye'den Japonya'ya döndükten birkaç gün sonra da Kur-an'ın tercümesini okumaya başladım. Kur'an zihnimdeki bütün sorulara cevap veriyordu. Bana hayatın manasını öğretiyor ve dünyada nasıl yaşamam gerektiğini anlatıyordu. Özellikle dünyanın yaratılması ve kainatın işleyişiyle ilgili ayetlerden çok etkilendim. Kur'an okudukça Allah'ın büyüklüğünü daha da iyi kavrıyordum ve yaratıcı karşısındaki konumumu fark ediyordum. 2 hafta içinde Kur-an'ın Japonca tercümesini baştan sona bitirdim.
-Müslüman olmaya ne zaman karar verdiniz?
İslam'ın hakikat olduğunu anlamama rağmen Müslüman olmaya hemen karar vermedim.
-Niçin?
Kendimi İslam'a girmek için hazır hissetmiyordum. Çünkü Müslüman olmaya karar verdiğimde yeni bir hayata adım atacaktım ve yıllardır sürdürdüğüm alışkanlıklarımın bir çoğunu terk etmem gerekecekti. Kur'an okuduktan sonra İslam'la ilgili araştırmalarımı daha da arttırdım. Özellikle hadis kitapları beni İslam'a hazırladılar. Hadisler sayesinde eski alışkanlıklarımın yerini alacak yeni alışkanlıklar edindim. 6 ay kadar süren bu araştırma sürecinin ardından Tokyo'daki İslam Merkezi'ne giderek Kelime-i Şehadet getirdim ve Müslüman oldum.

-Müslüman olduktan ne kadar zaman sonra örtündünüz?
Kelime-i Şehadet getirdikten hemen sonra örtündüm ve örtümü bir daha çıkarmadım. Hatta Müslüman olduktan bir gün sonra çalıştığım şirkete başım örtülü bir şekilde gittim. Şirketin müdürü başörtülü bir şekilde çalışamayacağımı söyledi, ben de hemen şirketten istifa ettim.
-İşsiz kalınca üzülmediniz mi?
Hayır. Çünkü kalbimde Allah'a karşı büyük bir iman oluşmuştu. Ona tevekkül ediyordum ve Allah'ın beni yalnız bırakmayacağını biliyordum. Allah'a iman etmiştim ve ne olursa olsun onun bana emrettiği gibi bir hayat sürmeye karar vermiştim. Daha sonra da başörtülü olarak çalışabileceğim başka bir şirkette işe başladım. Müslüman olduktan sonra kendimi yeniden doğmuş gibi hissetmeye başlamıştım. Bu his beni hiçbir zaman terk etmedi.

“BAŞÖRTÜM HERŞEYİM”
-Başörtüsü sizin için ne anlama geliyor?
Başörtüsü benim her şeyim. Örtüm başımda olduğu zaman Allah'ın bana olan şefkat ve sevgisinin daha fazla arttığını hissediyorum.
-İslam'a girdikten sonra Müslümanlarla ilgili hayal kırıklıklarınız oldu mu?
Evet, hem de çok… Bazı Müslümanların İslam'ın emirlerini yerine getirmemeleri beni çok şaşırttı, hatta bu durum nedeniyle bir çok kez ağladığımı hatırlıyorum. Müslümanlar İslam'ı çok iyi yaşamasalar da İslam'a ve Peygamber efendimize karşı içimde çok büyük bir sevgi var. Bir de Hz. Hatice'yi çok seviyorum ve elimden geldiği kadar Hz. Hatice'yi kendime örnek almaya çalışıyorum.
-Japonya'da İslam'a olan ilgi şu an ne durumda?
Allah'a şükür çok iyi. İslam Merkezi'nden aldığım bilgilere göre her gün en az 5 Japon Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oluyormuş. Önümüzdeki yıllar bu sayının daha da fazla artacağını düşünüyoruz.
-Siz, bir başkasının İslam'a girmesine vesile oldunuz mu?
Evet. İki Japon Arkadaşım benim davetimle İslam'a girdiler. Bir arkadaşım Ayet, diğer arkadaşım da Zeki ismini aldılar.
-Tekrar Japonya'ya dönmeyi düşünüyor musunuz?
2 sene daha Şam'da kalıp Arapçayı öğrendikten sonra Japonya'ya geri döneceğim. Çünkü Japonların İslam'ı iyi bilen davetçilere ihtiyacı var.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
AĞALARIN SAVAŞI...MUSTAFA ÖZBEK,ŞOK ERGENEKON BAĞLANTILARI
« Yanıtla #4 : Ekim 08, 2008, 11:42:53 ÖÖ »
Atatürkçü geçinen sahtekarlardan,Müslüman geçinen inanç simsarlarından ve dahi bütün vatan,millet düşmanlarından bıktık usandık.
Şu Özbek'in TV'sine çıkıp ta program sunanları elbet ki tenzih ediyorum.
Ancak onlar da belki başka yayın kuruluşlarının azlığından olsa gerek o kanalda program yapıyordur ihtimali ile bunları istisna tutarak söylüyorum.

Milleti kadırmaktan bıkmayanlara sesleniyorum.Özellikle de Atatürk'ü alet edenlere...
İnançları alet edenler çoğunlukta olduğu için zaten onları herkes tanıyor.lakin en çok ta din simsarları pirim yapıyor o ayrı.
"İştir kişinin aynası,lafa bakılmaz"demiş atalarımız.
İşte bunların aynasını da zaman içinde detaylandımış idim.
Bazı güruhların yazılarından paylaşımlarda bulunduğum da nedense salt başlığı okuyarak fikir sahibi olmayı öğretilenlerden  özellikle de F.Gülen mirascıları hemen benim allaha inanmadığımı(dinsiz deseler belki anlarım ancak allahsız demeleri ibret vericidir),Atatürkçü iddiasında olanların ise,Atatürk düşmanı olduğumu tez halinde ve koro şeklinde sunmalarının altında yatanları tek tek açıklamış idim.
Şimdi de yine aynı tezgahın parçalarından birine ait başka bir haberi okuyacağız altta.
Ancak birkaç ilave de yapmalıyım ki görünüz sahte müslimler ile,sahte Atatürkçülerin nasıl iş birliği içinde olduğunu anlayınız.

Hatta bu sahte Atatürkçüler kanallarında da allah,kitap demekten kendilerini alamıyorlar.

Atatürk adına methiyeler düzenlerler iken,Atatürk'ün de kendi yarattıkları allaha nasıl inandığını ortaya serme cüretinden kendini alamıyorlar.

Çünkü,iki kanada böldükleri(bölünme kasıtlı ve bilinçli yapılmıştır)iki kanadın da oylarına talip olmaya çalışıyorlar.
Bu gerçeği artık herkesin anlaması elzemdir.
Atatürk'ü anlamatanların dünyayı anlamaları,allahı anlamaları da mümkün değildir.
Onlara sunulan allah başka,onların sunduğu Atatürk daha da başkadır.
Şimdi bunlardan birini örneklemeye devam edelim.

En baştaki yazımda da anlatmış idim.Erdemir'i sattırmam diye Erdemir işçisini yollara döken Özbek'e Tayyip Erdoğan demişti ki;

"Ey Özbek,milleti sokaklara döküp durma.
Eğer ki o serveti nasıl edindiğini açıklayacak olursam ülkede dahi duramaz hale gelirsin
"....

Daha sonra öğrendik ki millet sokakta Erdemir satılamaz,Namustur...vs sloganları atarken Türk Metal'in ileri gelenleri arka kapıdan girerek,satın almak için gelen misafirleri içeride gezdiriyormuş.

Demek ki işçi bizi görmesin diye de sokağa döküyormuş.

Daha sonra protestolar şak diye kesilmiş idi,başbakanın o uyarısından sonra.
OYAK Erdemiri satın aldıktan sonra aynı Özbek,OYAK ceosu Ulusoy ile kameraların karşısına geçerek şu açıklamayı yapacak idi.
"Kaptan köşkünde OYAK olduktan sonra bizim için sorun yoktur"
Acaba o zamanlar biz bunu nasıl anlamış idik ki?Haliyle OYAK askerin,devletin,milletindir demişler,biz vatandaş ta inanmış idiki değil mi?

Tüm bunların detaylarını en üstteki yazımda bulacaksınız.....

Sizlere bir kitabın ön sözü bölümünden bir alıntı papacağım.

Bu yazıyı okuduğunuzda zihninizde bazı soruların canlanacağını biliyorum.

Özellikle de bizi kandıranların EPİLEPTİK durumu olabilir mi?
Bir epileptik nöbete ilahi anlamlar yükleyebilirmiyiz?

Çünkü tıp dünyası hala bunu açıklayamadığına göre acaba bunun bize yansımaları tarih boyunca nasıl olmuştur?Lütfen inançlarınızla parallelik arz ediyor mu düşününüz?

İşte soru:
Acaba bu güne kadar dünyayı,epileptik nöbete ilahi anlamlar yükleyenler mi yönetti?
***********
Olasılıksız
Improbable
Yayınevi:April Yayıncılık
Yazarı:Adam FAWER

"Tıbbi Gerçek"

Beyindeki sinir hücreleri fazla hareketlendiğinde, kontrolsüz, gelişigüzel gibi görünen sinyaller verirler. Bu sinyallerin sonucunda garip duygular hissedilebilir, farklı hareketlerde bulunulabilir; hatta psişik anomaliler olabilir. Bu gibi olaylara genelde nöbet denir.

Yetişkinlerin yüzde ikisi, ölmeden önce hayatlarında en az bir kere nöbet geçirirler. Genelde, bu tek nöbetten sonra başka bir nöbet geçirmezler zaten. Ancak, bazı insanlar bir ömür boyu sürekli nöbet geçirip yaşamaya devam ederler. Bu rahatsızlık tarih boyunca bir sürü farklı isimle anılmıştır -akıl hastalığı, dile getirilemez bir acı, iblisin işkencesi, hatta Tanrı'nın gazabı. Günümüzde biz buna epilepsi diyoruz.

Bazen doktorlar epileptik nöbetlerin nedenlerini bulabilirler. Genelde bunların nedeni beyindeki mikroskobik yaralar veya tümörlerdir, ya da genetik nedenleri vardır. Ancak, dünyadaki epilepsi hastalarının yüzde yetmişbeşine- Amerika'da 1.9 milyon kişide epilepsi vardır mesela- durumlarının idiopatik olduğu söylenir. İdiopati sözcüğünün kökeni eski Yunancadır. İdio 'garip, ...'e özgü, ayrı, farklı' anlamına gelir, path ise 'duygu' veya 'acı' demektir. Yani İdiopatik 'garip bir acı' anlamına gelir, bunun çağdaş tıptaki geniş tanımı 'nedeni bilinmeyen bir hastalıkla ilgili veya bunun bir sonucu olarak ortaya çıkan'dır.

Yani başka bir deyişle, son birkaç yüzyıldır tıp çok ilerlediyse de, doktorlar hâlâ neden insanların epileptik nöbetler geçirdiklerini bilemiyorlar.
Bu konuda tek bir fikirleri dahi yok.
**********
Acaba Tayyip Erdoğan'da olduğu iddia edilen EPİLEPTİK nöbetlerin bizi yönetmeye ya da yönlendirmeye talip olan başkalarında da olup olmadığını biliyormuyuz?
İşte sorular bu olmalı.
Gerçekten de yönetebilmek için ilahi bir vasıf sahibi mi olunmalı(ör:epilepsi gibi)yoksa tanrının verdiği en değerli hazineyi mi(AKIL)kullanmalıyız?
Tanrısal vasıf iddiası mı(sözde,ör:yukardaki gibi) daha başarılıdır,yoksa bu hazineyi kullanırken insanları nasıl kandırmalıyız konusunda özel eğitim mi almış olmalıyız?
Acaba kandırmak akıl ile mi mümkündür,vicdani yoklukla mı?

Şimdi tüm bu bilgilerin ışığında bizi kimler nasıl yönetebilmiş bu başarının altında hangi argümanları kullanmış küçük bir kısmına başka ayrıntı ile bakalım...

Not:Daha evvel yazdığım SİGARA VE 19 MAYIS YASAĞININ GİZLEDİKLERİ
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1252.msg1622#msg1622
başlıklı yazımda bir açıklamada bulunmuş idim.
Neden sigara yasağı 19 mayıs'ta yapıldı demiş idim.
Bu sigara içmyenler için elbet ki bir bayram olmalı idi.
Ancak sadece sigara içmeyenlerin bayramımıydı dersiniz?

Öyle ise yazının altına da bakınız....
19 MAYIS Sözde Pontus Soykırımı.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1252.msg5338#msg5338
Ahmet Dursun
***************
ŞOK ERGENEKON BAĞLANTILARI
Ergenekon'u Finanse Eden Adam

 Cumhuriyet Gazetesi'nin yüzde 40'ı dahil dudak uçuklatan mal varlığı olan Türk Metal Sendikası'nın Başkanı Mustafa Özbek'in şok Ergenekon bağlantıları.

Türk Metal, Cumhuriyet Gazetesi ortaklığı ve 33 yıldır değişmeyen başkanı ile Türkiye'nin en çok tartışılan örgütlerinin başında geliyor.

Zaman Gazetesi'ne açıklamalarda bulunan Özaltın,baskılara direndiğini ve savcılığa suç duyurusunda bulunacağını belirterek,33 yıldır Türk Metal'in başında bulunan Mustafa Özbek'in Cumhuriyet'in yüzde 40'ının da içinde bulunduğu dudak uçuklatan mal varlığına dikkat çekiyor.

Türk Metal'deki onlarca yolsuzluk olayına ilişkin çarpıcı detaylar aktarıyor. Özaltın, yolsuzluk çarkına ilişkin şu örneği veriyor: "Sendikanın mal varlığını, otellerini örneğin 10 bin YTL ile kiraya veriyorlar. Daha sonra aynı yere 400-500 bin YTL 'eğitim semineri' gideri olarak fatura karşılığı para aktarılıyor. Parayı paylaşıyorlar."
Dört genel merkez yöneticisinin Manisa'ya gelerek istifasını istediğini anlatan Özaltın, "İstifamızın istenmesinin asıl nedeni, ART'ye para aktarılmasına göz yummak istemememiz. Sendikamızda ART'ye reklam almadan toplu sözleşme bitiremezsiniz. Ben de içime sindiremiyorum artık bu şekilde işçiyi satmayı. Televizyon nasıl kuruldu, nasıl paralar aktarıldı. Bununla ilgili suç duyurusunda bulunacağım." dedi. 15 yıldır şube başkanlığı yaptığını aktaran Özaltın, kendisine İzmir, Bursa'nın yanı sıra genel merkezden de destek verenlerin olduğunu belirtiyor. İsmini açıklamadığı bir genel merkez yöneticisinin de suç duyurusuna hazırlandığını ifade ediyor. Seçimle geldiğini ve görevinin başında olduğunu belirten Özaltın, "Ancak gelip şubeye oturdular. Yönetimdeki arkadaşları baskı ile istifa ettirmeye çalışıyorlar. Direnen var, direnemeyen var. Ama biz 5 kişi direniyoruz. 5 kişi kaldığı sürece de şubeyi feshedemiyorlar." diyor.
Yapacağı suç duyurusunun çok önemli olduğunu belirten Özaltın'ın tek endişesi olayın üzerinin kapatılması. Yaşananların sıradan bir yolsuzluk olayı olmadığını söyleyen Özaltın, "Bu, trilyonların havada uçuştuğu bir olay. Belki 15-20 yılın en büyük skandalı. Mesela sendikamıza ait bir binayı, kendi taşeron firmasının patronuna satış gösteriyor. Oradan da şu anda oğlunun yönetim kurulu başkanlığı yaptığı ART'ye satılıyor. Satış bedeli olarak da komik bir meblağ gösteriliyor. Böylece sendikanın malı, ART'ye peşkeş çekiliyor. Ayrıca ART kurulurken sendikadan ciddi paralar aktarılmış." diyor. Özaltın, Emin Çölaşan ile Mustafa Balbay'a da sendikadan para verildiğini iddia ediyor. ART'de Türk Kahvesi isimli programı yapan Turgay Yıldız ve Bahadır Tokmak'ın uzun süre sendikanın kadrosunda gösterildiğini belirten Özaltın, ulusalcıların kurduğu 'Türkiyem' grubunun tamamen Türk Metal tarafından finanse edildiğine dikkat çekiyor.
Özbek'in serveti dudak uçuklatıyor
Türk Metal Sendikası'nın 33 yıldır değişmeyen başkanı Mustafa Özbek, hem sendika dışı işleriyle hem de siyasî faaliyetleriyle en çok tartışılan isimlerin başında geliyor. Ortaokul mezunu Özbek, televizyon kanalı, otelleri ve gaz dolum tesisinin yanı sıra onlarca gayrimenkule sahip. Özbek'in Ergenekon operasyonunda tutuklanan birçok isimle sıkı ilişkileri olduğu ileri sürülüyor. Kendi anlatımıyla fakir bir ailenin çocuğu olarak işçiliğe başlayan Özbek'in sendikacılık hayatında büyük servet edindiği sürekli gündeme geliyor. İddialara göre, Özbek, Cumhuriyet Gazetesi'nin yüzde 40'lık hissesine de sahip. Türk Metal'in yatırımları 1 milyar doları aşıyor. Ankara ve Kıbrıs'ta 5 yıldızlı oteller, radyo ve televizyon kanalları bunlardan bazıları. ART'nin künyesinde genel koordinatör olarak Ahmet Özbek, mali koordinatör olarak ise Alparslan Özbek ismi yer alıyor.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: 1 MAYIS'TA CIA,GÜLEN PARMAĞI VE AĞALARIN SAVAŞI
« Yanıtla #5 : Ekim 11, 2008, 09:33:43 ÖÖ »
Sn. Ahmet Dursun;

Aşağıda derlemiş olduğunuz yazıdan yola çıkarak size sormak istiyorum:

-Siz Mustafa ÖZBEK'i tanıyor musunuz?
Ben tanımıyorum ancak ağabeyim kendisi ile tanıştı ve çok saygıdeğer bir insan olduğunu söyledi.
Şu halde ağabeyimin dediğini bir kenara atarak sizin derleme yaptığınız metnin yazarına inanmayacağıma
göre ikinci soruyu soruyorum:
-Başbakan rte "Ey Özbek,milleti sokaklara döküp durma. Eğer ki o serveti nasıl edindiğini açıklayacak
olursam ülkede dahi duramaz hale gelirsin" lafı ile daha iktidar olmadan demek ki insanları fişlemiştir.
Bu ''metinde yazana bakıldığında'' nasıl başbakandır ki söylediğine göre: Bir suçlu, sendika başkanlığı konumundadır
ve ona dava açmamaktadır; yani suça yataklık etmektedir, suçu gizlemektedir. Menfaat, ikbal duyguları
ve amaçları için suç dosyalarını, bildiklerini adaletten saklayarak cebinde tutmaktadır?

Birinin tenceresi kara öbürününki yanmış! Burada kimseyi savunmak arzusunda değilim ancak bunlar fazlaca tezat değil mi?

Saygılarımla
Murat BAYRAM
*************
AntiEmperyalist olmak,
 
Sevgili arkadaslarım,yanlıs yapıyoruz.Yönetenler vardır.Analiz edenler vardır.
Biz Analiz tarafındayız.
 
Istanbulda  Lüks bir otele gittim .Bu otel kimin dedim.Bir sendia Baskanının soyadına benzer soyad söylendi.
Dedikodu yapmıyorum.Benzerlikte olabilir.
 
Fakat bir kiracımız vardı ,acır kirayı artırmazdık.Bir sendika bölge baskanı oldu.
Birden adamın durumıu degisti.Daireler aldı,elinde sermayeler birikti.
 
Uzaktan tanıdıgım bir sendika saymanı,ikincil hanımına1.5 milyon dolar harcadı,simdi ücüncül genc bir hanımı varmıs.
Adam 75 lik,hanım 35 lik düsünün  paranın nasıl harcandıgını.
 
Sendikacı bir tanıdıgım vardı.
 
Bana ,bak kardesim para nasıl vurulur derdi.
Turizm sirketlerinin elinde  ,vermedikleri Faturalar var derdi.Bunlar gezi düzenleyen Sendikalarayüksek fatura keserler.Kimse dogru olup olmadıgını arastıramaz derdi.
Japonyaya bir gezi düzenlenir.Gidilir veya gidilmez,yüksek bir fatura gelir derdi.
 
Otelin birisinde bir egitim toplantısı yapılır.50 kis gelmisse,500 kisi gösterilir.Orkestra,lüks yemekler
yazılır fatura siser derdi.
 
Bankalarla anlasmalar da haybesi diye ilave ederdi.
 
Okul koruma dernekleri de öyledir.
Piyasa dan fatura alınır.Paralar birilerinin cebine gider.
 
Ankara Atatürk Lisesinde,ögretmenlik yapmıstım.Senelerdir,okula para toplanır.Okulda hic degisme yoktur.
 
THK  topladıgı paralarla ucak fabrikası kurması gerekirdi.Hala Parasüt ve planörle vakit geciriyor.
 
Atatürkcülüge gelirsek,G.M. Kemal  in bu ülkede pek anlasıldıgını zannetmiyorum.
 
Her grup kendi ne göre  bir G.M. Kemal olusturdu.
 
Anti-Emperyalist,Türk Milliyetcisi,cagdas bir Lider  yerini nerdeyse,heykelde  anılan kisi oldu.
 
Fikir gitti.Heykel kaldı.
Nerde  Sathi Müdafaa fikri?
Nerde,Türk ögün Calıs Güven ifadesi.
Nerde hayatta en hakiki mürsit ilimdir tümcesi?
Nerde  Cephede gecen bir ömür?
Bence,M.Kemal Enstitüsü kurulup,onun düsünce  ve fikirleri incelelnmeli,cahül Cühala ya fırsat verilmemeli.
G.Güvendağ
*************
Sayın Murat Bayram,
Öncelikle şundan emin olunuz ki Başbakanın tavır ve yönetimini asla tasvip etmiyorum.
Bunu sanırım ki yazılarımı izlediyseniz anlamış olmalısınız.
Hiç bir siyasi parti ile de ilişkim yoktur olmamıştır.Salt oy verme zamanı sandıkta işim olur.
Çünkü,inandığım değerlere az da olsa yaklaşan siyasi oluşum henüz mevcut değildir.
Çünkü,Atatürk ilkelerine sıkı sıkıya bağılı bir siyasi parti ne yazık ki bulamıyorum.

Gelelim Özbek konusuna.
Yazımın diğer bölümünü de okudu iseniz detayları görmüş olacaktınız.
Yine de özetle söylemeliyim ki ben de Türk Metal sendikası üyesi idim.

Şimdi emekli oldum.
Çalıştığım iş yeri 3 vardiya olarak falliyet göstermekteydi.
İdari kadro sayılan bir personel statüsü ile çalışırken Sendika ile yapılan anlaşma gereği bizler sendikalı işçi statüsüne alınmak istedik.

Bu salt Özbek'in gelirlerini artırmak adına yapılmış idi.
Çünkü bizim konumumuzdaki yaklaşık 3.000 kişiyi isteklerine bakılmaksızın zorla sendikalı yapmaya kalkışmışlar idi.

Dikkat ediniz zorla sendikalı diyorum.
Çünkü çalıştığım dönemde sendikalı olmak için mücadele verdik.
İşveren işten çıkartma aşamasına glince sendika da bize sırt çevirmiş,umursamamış idi.

Daha sonra ne hikmet ise sendika birden bizleri üyesi yapmak istedi.
Kimseye danışmadan sadece yönetim kurulu kararı gereği şekline yazı imzalatmak suretiyle sendikalı yapıldık.

Hiç bir sendika bürüt 1,5 yevmiyeyi net üzerinden üyesinden hala kesmiyor iken,bu sendika ne yazık ki hala 1,5 yevmiyeyi net olarak kesmektedir.

Peki üyesi olanlar acaba Kıbrıs'ta ki villalarına,Özbek'in oğlunun otellerine,vs..lerine gitmiş mi?

Bir de ağabeyinize sorunuz gitmiş mi?
Bizim iş yerinde gidenler sadece kendine yakın olanlar,onların görevlendirdikleri dir.
Sayı ile söylersek 12.000 çalışanın olduğu yerde 6.000 üyesi olan bir Türk Metal sendikası ne yazık ki tatil ya da görev amaçlı yolladığı kişi sayısı 200/300 arasındadır.
 
25 yıl boyunca çalıştığı,hatta aralıksız üyesi olduğu sendikanın hiç bir şekilde imkanlarından dahi haberi olmayan zavallı durumunda o kadar işçi vardır ki,siz bunu ancak ağabeylerinizden duyarak öğrenebilir,anlayabilir siniz.

Özetle bunları anlatsam dahi,inanılması imkansızdır.

Yine aynı iş yerinde T.M sendikası bir uygulama yapmıştır.
İzah edeyim.
İşveren ile yapmış olduğu gizli(özellikle gizli olduğunu söylüyorum)anlaşma gereği,gece yarıları sabahlara kadar çalışan üyelerinin,fazla mesaierini kesintiye uğratma,iş verene bağışlama kararı aldırtmıştır.
Aynı günlerde ise yönetim kurulunun altına son model üst sınıf 50 adet araç alınma kararı çıkartıldığı anda.

12 bin çalışanın olduğu fabrikada bu karar karşı çıkan sadece iki kişi olduk.
Ben ise bunun yanlış,hukuksuz bir karar olduğunu,böyle bir feragat yapmayacağımı yapılacak ise,bu özverinin tüm çalışanlardan yapılması ve dahi ücretlerden belirli bir rakamın ya da çalışanın talebi ile bir miktarın kesilmesinin doğru olduğunu söyleyerek Genel Müdüre şahsi bir dilekçe yazdım.

Amirlerim,bunun yanlış olduğunu ve işten çıkartılabileceğimi bana beyan etti.
Lakin her ne olur ise olsun bundan vaz geçmeyeceğimi ısrarla sürdürdüm.

İşe bakınız ki,fazla mesailerden kesiliyor.
Üstelik bir kısmı değil,yaptığınız fazla mesainin tamamı kesiliyor.

Daha iyi anlaşılması için şöyle ifade edeyim.
sabah 08:30'da iş başı yapıyorsunuz,16:30'da normal mesainiz bitiyor.(tabii ki gündüz vardiyası için anlatıyorum.Yoksa dğer vardiya 16:30'da başlıyor,üçüncü vardiya 00:30'da başlar 08:30'da biter)
Neyse;16:30'da mesainiz bitiyor demiş idim.Sonra sizi zorunlu olarak 16:30'dan gece 00:30' kadar çalışmaya devam ettiriyorlar.

Üstelik sendikal anlaşmaya göre 22:30'dan sonra yapacağınız mesai % 15 daha zamlı olduğu halde siz bu 16:30'dan sonraki yaptığınız 7,30 saatlik mesainizi olduğu gibi iş verene bağışlıyorsunuz.

Bu yaklaşık her gün olabileceği de mümkün olmakta iken.
Şimdi siz böyle bir sendikanın nasıl olur da başkanını hiç bir uygulamasını görmediğiniz halde salt ağabeyinizin ifadelerine istinaden savunabilirsiniz ki?

Lütfen sorunuz bu söylediklerimden ağabeyinizin haberi var mıdır?
Var ise bir de bu bilgiler ışığında sorarmısınız nasıl olur da bu adamı iyi biri gibi tanıtıyorsunuz diye de sorma cesaretini sergileyebilir misiniz?

Sizin yaptığnız şuna benziyor.
Bir gün Kayseri'li bir arkadaşıma amca oğlunun yaptığı bir yanlıştan bahsettim.
bana dedi ki:
-Yahu o benim amca oğlum,yanlış ta yapsa savunurum.

İşte bu zihniyet bizi yıkmaktadır.
Millet olmamızın,var olma mücadelemizin haksızlıklara karşı duramayışımızın ve yenilgiye uğramamızın yegane unsurudur bu.

Yani miras olarak gelecek neslimize para,ev,servet,arsa vs..ler bırakmak yerine ne zaman ki DÜRÜSTLÜK ilkesini bırakmayı öğreniriz işte o zaman kalkımaya başlamış ouruz.
yanlışı savunan bir zihniyet yok olmaya mahkum olacaktır.
Not:
Yakında Mustafa Özbek'in kim olduğunu,ne haltlar yaptığını tüm Türkiye duyacak.
Sizin de bu yazıyı saklamanızı dilerim.
O zaman tekrar size hatırlatmak isterim.
Bu günün tarihini not olarak saklayın.
Ben bu günü tarihe not olarak düşüyorum.11 Ekim 2008 Cumartesi.
Saygı ile....
Ahmet Dursun

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
1 MAYIS ve Polisten şaşırtan rapor.
« Yanıtla #6 : Aralık 10, 2008, 12:48:52 ÖS »
Onlarca insanın dövüldüğü ve hastanenin acil servisinde gaz bombasına maruz kaldığı 1 Mayıs olaylarını soruşturan İstanbul Emniyet'nin raporuna göre, müdahalede 'orantılı güç kullanıldı, suçlu memur yok
1 Mayıs olaylarından sonra İstanbul Emniyeti tarafından yapılan araştırmada suçlu bulunamadı. İstanbul Valiliği de, rapor doğrultusunda "işleme konulmama" kararı verdi. Araştırmayı, AB yetkilileri tarafından sert biçimde eleştirilen, 6 Mart 2005'teki Dünya Kadınlar Günü'nde çıkan olaylar nedeniyle görevinden alınan dönemin Çevik Kuvvet Müdürü Mustafa Kızılgüneş'in yaptığı ortaya çıktı.
Taksim'deki kutlamalara izin verilmemesiyle başlayan 1 Mayıs olaylarıyla ilgili olarak İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkan Yardımcısı Kiraz Biçici ve 8 arkadaşı suç duyurusu yaptı. Biçici ve arkadaşları, kötü muameleye maruz kaldıklarını belirtti, Mecidiyeköy'deki amir ve memurlarla, Lübnan Başkonsolosluğu'nda görevli polislerden şikâyetçi oldu.

Acile gaz bombası atılmamış
İstanbul Emniyeti, Valilik talimatıyla iddialar hakkında araştırma başlattı. Araştırma sonucu hazırlanan raporda, suç duyurusu kapsamında konu edilen, Şişli Etfal Hastenesi Acil Servisi'ne gaz bombası atılmadığı belirtildi. Hastane başhekimi Dr. Ali İhsan Dokucu'nun ifadesine de yer verilen raporda, ifadeye göre, hastane içinde toplanan bir grubun hastane önünde slogan atıp yolu kapattığı kaydedildi.
Hastanenin güvenlik şefi Metin Yıldırım'ın ifadesine göre, göstericilerin acil servis ve kafeteryada pankart açarak eylem yaptığı belirtilen raporda, eylemcilerin yaralı polisi getiren ambulansın yolunu kapatması üzerine gruba müdahale edildiği ifade edildi. Raporda, müdahale sırasında hastane içine gaz bombası atılmadığı, kafeteryada bulunanların rüzgârın etkisiyle sızan gazdan etkilendiği öne sürüldü.
Dokucu'nun, "Hastane içine ve acil servise gaz bombası atılmadığı" yönündeki ifadesine yer verilen raporda, "Doğrudan hastane içerisine ve acil servisine gaz bombası atılmasının hastane başhekiminin ifadesinde de belirttiği üzere söz konusu olmadığı tespit edilmiştir" denildi.

Orantılı güç kullanılmış
Raporda, suç duyurusunda yer alan CHP'li gruba yönelik müdahale konusu da yer aldı. Bu çerçevede, dağılması yönünde ikazlar yapıldıktan sonra gruba su sıkılarak kademeli olarak zor kullanma yoluna gidildiği, ikaz sonuç vermeyince göz yaşartıcı gaz ile müdahale edildiği vurgulandı.
Raporda, dağılmamakta ısrar eden gruba son olarak gazla müdahale edilip "direnme ve saldırının nitelik ve derecesine göre zor kullanıldığı ve zor kullanmanın "orantılılık" ilkesine uygun olarak yerine getirildiği" açıklandı.
Şikâyetçilere yönelik müdahalenin, "yaşamı tehlikeye sokan bir durum olmadığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu" belirtildi.
Emniyet,  iddiaların soyut ve genel nitelikte olması, kişi veya olay belirtilmemesi, iddiaların ciddi bulgu ve belgelere dayanmaması nedeniyle raporun işleme konulmamasını talep etti. İstanbul Valiliği de talebi uygun gördü.

'Sakıncalı' müdür
Söz konusu araştırmayı, AB yetkilileri tarafından sert biçimde eleştirilen, 6 Mart 2005'teki Dünya Kadınlar Günü'nde çıkan olaylara adı karıştığı gerekçesiyle Çevik Kuvvet Müdürlüğü görevinden alınan ve halen İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olan Mehmet Kızılgüneş'in yaptığı ortaya çıktı.
İleti:Demokrat
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1-mayis-polisten-sasirtan-rapor_30825391.html

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Türkiye'de sendika yok,SENDiKA AĞALARI VAR
« Yanıtla #7 : Aralık 25, 2008, 02:29:41 ÖÖ »
Türkiye'de sendika yok,SENDiKA AĞALARI VAR

23 Aralık 2008 / 21:29

Türk-İş'e bağlı Yol-İş, Türkiye Maden-İş ve Genel Maden-İş sendikası başkan ve yöneticilerinin görevi bırakmasıyla sonuçlanan denetim raporları, şimdi Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu'nun koltuğunu tehdit ediyor.

İŞÇİLERİN AİDATLARI KREDİ OLARAK KULLANDIRILDI
Konfederasyona bağlı en büyük sendika konumundaki enerji işkolunda örgütlü Tes-İş Sendikası'nın da başkanlığını yürüten Kumlu'nun muhaliflerinin zorlamasıyla bu haftasonu "olağanüstü genel kurul" toplanacak. Kumlu ve yönetim kurulu üyelerinin dönemine ilişkin hazırlanan denetim raporu da Genel Kurul'a sunulacak. Bu raporda, Didim'de 18.9 milyon YTL'ye ihale edilen Tes-İş Sosyal Tesisleri'nde, şartnamede yer almadığı halde yapımcı firma Oftaş'a, ihale bedelinin yüzde 20'si oranında usulsüz avans verildiği belirtildi. Raporda, bu yolla sendikanın zarara uğratıldığı vurgulandı ve Oftaş firmasının, işçi aidatlarından oluşan 4 milyon YTL'yi uzun süre faizsiz banka kredisi gibi kullandığı bildirildi.

10 TRİLYONLUK MAL VARLIĞI
Raporda, "Eylül 2004'te başlayan inşaat sözleşmeye göre 31 Aralık 2005'te teslim edilmesi gerekirken; yapım tamamlanamadı ve geçici kabulü ancak Kasım 2008'de yapılabildi. Aynı tesise ek yapılması konusundaki ikinci ihale de zamanında taahhüdünü yerine getiremeyen aynı firmaya ihale edildi. Aynı sosyal tesislere ilişkin iki ihale de 38 milyon YTL'ye verilirken, usulsüz keşif artışlarıyla 34 milyon YTL fazla ödemeyle binalar, toplam 72 milyon YTL'ye tamamlanabildi" denildi. Muhalifler, Kumlu'nun kendisi, eşi ve çocukları üzerinde toplam yaklaşık 10 milyon YTL'lik gayrimenkul tespit ettiklerini öne sürdü.

1) Çankaya; 2.bölge Karakusunlar'da daire alım tarihi: 30.12.2005

2) Çankaya Karakusunlar'da henüz bitmemiş ve tapusu alınmamış daire.

3) 2008 model BMW otomobil.

4) Bolu Abant'ta villa (Bakacak Köyü Başyazıcıoğlu Bolu Evleri)

5) Kuşadası Davutlar'da villa.

6) Çankaya İkinci Bölge Karakusunlar'da daire alım tarihi 06/10/1999

7) Çankaya Beşinci Bölge İlker Mahallesinde dükkan alım tarihi 08/12/1992

8) Çankaya 5. Bölge Öveçler'de daire alım tarihi:17/10/2002

9) Melikgazi/Kayseri-İkinci Eskişehir Mah.'de arsa. alım tarihi: 01.08.1996

Eşi Sevim Kumlu'nun mal varlığı:

1) Gölbaşı/Hacılar-İmar Köyü 3 bin metrekare arsa, alım tarihi: 31.03.2008

2) Gölbaşı/Ballıkpınar-İmar Köyü 3 bin 750 metrekare arsa, alım tarihi:02.04.2008

3) Gölbaşı/Ballıkpınar Köyü'nde dükkan daire, alım tarihi:03.12.2004

4) Gölbaşı/Polatlı-Alcı Köyü'nde 5 bin 600 metrekare arsa

5) Kayseri/Melikgazi Osman Kavuncu mahallesinde arsa, alım tarihi:16.02.2007

6) Kayseri/Kocasinan Kalenderhane Mahallesi'nde daire, alım tarihi: 07.02.1991

7) Mersin İkinci Bölge Mezitli Tece Köyü bağımsız ev, alım tarihi: 04.02.1994

Milli Eğitim Bakanlığı'nda müşavir olarak görev yapan öğretmen oğul Bülent Kumlu:

1) Gölbaşı/Hacılar-İmar Köyü'nde 3 bin metrekare arsa. Alım Tarihi: 22.06.2006

2) Gölbaşı/Ballıkpınar Köyü ev. Alım Tarihi:31.03.2006

3) 2006 model BMW X-5 jeep.

4) Kayseri Melikgazi Kanlıyurt Mahallesi'nde ev. Alım Tarihi 16.08.2002

5) Çankaya İkinci Bölge Karakusunlar Mahallesi'nde daire Alım Tarihi: 26.06.2003

Yol-İş'te 1500 YTL'ye çalışan kızı Sibel Kumlu Çiçek'in mal varlığı:

1) Çankaya 2. Bölgede ve Çankaya 6. Bölgede iki daire.
Paylaşım:S.Özmen

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Sendikalarda büyük çalkantı.
« Yanıtla #8 : Aralık 29, 2008, 03:27:23 ÖS »
Başarısız bir geçmiş ve yolsuzluklar

Sendikalardan sonda Türk-İş’te olağanüstü kongreye gidiyor.

Sendikalarda büyük çalkantı
Sendikalar genel kurullarını yapalı 2 yıl bile olmadı. Ama 2008 yılında Yol-İş, GMİS, T. Maden-İş olağanüstü olarak kongre yaptılar. 27 Aralık günü Tes-İş Olağanüstü Genel Kurulunu yapıyor ve Ocak yılında ise Tezkoop-İş sendikası yapacak.

Teksif, TDS, Belediye-İş, Liman-İş, Türk-Metal, Sağlık-İş, Tekgıda-İş sendikalarında ise basına da yansıyan iç tartışmalar sürüyor. Hepsinin konusu sendika içi yolsuzlular.

Yol-İş, Olağanüstü kongresini yapmış olmasına rağmen sular durulmuyor. Kazanan yöneticiler hakkındaki iddialar, giden yöneticilerle birlikte o hataları yaptıkları yönünde. Yol-İş Sendikasının denetleme kurulu raporu, savcılık tarafından soruşturulmaya alındı.

Sağlık-İş sendikası ise, soruşturmanın selameti bakımından mahkeme tarafından kayyuma devredilmişti.
 
Tes-İş ve Tezkoop-İş’te Olaganüstü Genel Kurula gidiyor
Geçtiğimiz hafta Tes-İş’in 24 Şube Başkanı Sendikanın önünde basın açıklaması yaptılar. Genel Merkez Yöneticilerini, ‘Akay Hastanesi, Aydın Didim Tesisleri, Mersin Oteli, Ankara Enerji Oteli, Balıkesir Akçay Tesisleri ile sendikayı, 250 milyon YTL ( 250 trilyon ) zarara uğratmakla’ suçladılar.

Tes-İş yöneticilerinin ‘EÜAŞ’a bağlı ADUAŞ bünyesindeki 9 Santralın özelleştirilmesinde, Elektrik Dağıtım Bölgelerinden AYDEM’in devredilmesinde ve BAŞKENT, SAKARYA, MERAM, ARAS Dağıtım bölgelerinin özelleştirilmesi süreçlerinde seyirci kaldıklarını’ belirten Şube Başkanları, ‘Genel Kurulda kendi aramızda yapacağımız hesaplaşmadan sonra, bu Yönetim değişsin veya değişmesin, bizlerin başvuracağı ilk adres bağımsız Türk Yargısı olacaktır’ diyerek iddiaları mahkemeye taşıyacaklarını açıkladılar.
Tes-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu ise ‘hesap vermeye hazır olduklarını, iddiaların asılsız olduğunu belirtti’. Özetle Tes-İş’te de, diğer sendikalarda olduğu gibi sular hemen durulmayacak gibi.
 
Hükümet operasyonu mu?
Burada andığımız ve anmadığımız yolsuzluk iddiaları hakkında kararı gerekli organlar ve mahkemeler verecektir elbette. Ama işçinin sendika yöneticilerine olan güveni ciddi yaralar almış ve sendikalar yolsuzluk merkezleri gibi görülmeye başlanmıştır. Sendika yöneticilerinin bu kamburdan kurtulmadan işçiye güven vermeleri mümkün olmayacak. 

Türk-İş Yönetim Kurulu ise neredeyse dağılmış durumda. Aralarındaki anlaşmazlık artık sendikaların dışından bile görünecek hale geldi.

Acaba Türk-İş ve bağlı sendikalarda bir hükümet operasyonu mu var? Bunca sendikanın peş peşe yolsuzluk tartışmalarıyla çalkalanması, sendika belgelerine Başbakanlık Denetleme Kurulunun el koyması, savcıların yöneticiler hakkında dava açmaya hazırlanması, akla bu soruyu getiriyor.

Türk-Metal Sendikasına saldırı AKP operasyonudur,evet.
AKP hükümetinin yandaşı basını kullanarak hakkında yaptığı yayınlarda, yolsuzluk iddiaları, Ergenekon bağlantısı yaygarası ve Savcı Zekeriya Öz’ün hemen harekete geçmesi, Türk Metal’in ve Genel Başkanı Mustafa Özbek’in AKP hükümeti tarafından boğulmaya çalışılmasının açık delilleridir. Özbek, ABD ve AB’ye karşı Türkiye’nin milli menfaatlerini savunan tavırları ve AKP’nin işbirlikçi tutumunu sergilemede cesur çıkışlarıyla bilinmektedir. Türk-Metal Sendikasının ve Avrasya Tv’ye yapılan bu saldırını gerçek sebepleri budur.
 
Hükümetlere şantaj imkanı verildi
Önceki hükümetler, Şeker-İş, Yol-İş, T. Haber-İş vs de olduğu gibi, sendikaların özelleştirmeye karşı mücadelelerini bastırmak amacıyla, sendika yöneticilerinin yolsuzlukları hakkında gizlice hazırlanmış dosyaları zaman zaman kullanmıştı. AKP de bunu hep uyguladı.

Kaldı ki, Hükümetler yolsuzluk dosyaları ile şantaj yapma olanağı buluyorsa, çuvaldız kadar iğneye de bakmak gerekirdi. Ama geçmişten bari uygulanan bu saldırılardan, bazı sendika yöneticilerinin yeterince ders çıkarmadıkları anlaşılmaktadır.

Gerek İşçi Partisi, gerekse ülkeye ve halka karşı sorumlu yayıncılık yapan Ulusal Kanal, sendikalarda yaşanan yolsuzlukları bugüne kadar dile getirmemişti. Bunun sebebi, bilgi sahibi olmadığından değil, işçi sınıfımızın mücadelesi sırasında mücadeleyi arkadan vurmak olacağı içindir.
 
Bugünlerde niye iddiaların hepsi peş peşe ortaya çıkmıştır?
Sendika yöneticilerimiz bugüne kadarki saldırılarda, işçinin ve ülkenin çıkarlarını yeterince savunamamış, bu sayede işçilerimiz elindekilerin tamamını yitirmiş, sendikal örgütlülük eritilmiş, ulusal ekonomimiz çökertilmiş ve yabancıların eline geçmiştir.

Bugün Enerji, otoyollar, Şeker fabrikaları dışında neredeyse her şey satılmış, kamu işçisi tasfiye edilmiş, devlet dağıtılmış iken, hala oturup bir muhasebe yapma, hataları tespit etme ve silkinip ayağa kalkma eğilimi görünmüyor. Büyük sendikalarımızın önemli kısmında hakim olan tavır ise, kendini kurtarmaya çalışmak, hükümetle iyi geçinmek ve komşusunun feryadına kulak tıkamaktır.
 
İşte bütün bunlar, işçi ve delegeler tarafından da tespit edilmektedir. Ve bugünkü curcunanın asıl sebebi, sendikalardaki yolsuzlukların peş peşe patlaması, bugüne kadarki aymazlığa olan tepkidir. Hiç olmazsa bu durum görünmeli ve kavranmalıdır
 
Bu musibet bin nasihat olacak mı?
AKP yeni planını açıkladı; ‘Sukuku icara’. Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Yargı organları ve MİT mallarının dışında kalan, Bakanlık binaları,  KİT arsaları, otoyollar, limanlar, büyük barajlar, hastaneler ve lojmanlar ile yeni kurulacak olan kamu varlıklarını yabancılara satmaya çalışıyor.

Yabancıların ele geçirdikleri sadece Türk Telekom, Tüpraş, Bankalar, sigorta vs değil, Türk devletinin tam da kendisi anlamına gelen kurumları da olacaklar. Adı geçen bu kurum ya da mülkler yabancıların eline Bakanları, Türk toprakları üzerinde yabancıların eline geçmesi, ‘stratejik ifadesinin yetersiz kalacağı bir ulusal onur ve gelecek meselesidir.

Artık satılmaya çalışılan, sadece ekonomi değil, Türk Devletinin tam da kendisidir.
Ne yazık ki, Başta Türk-İş ve bağlı sendikalar olmak üzere, sendikalardan ve kitle örgütlerimizden henüz bir açıklama dahi duyulmadı şimdiye kadar.

Hiç olmazsa buna gereken ağırlıkta tepki verilmelidir. Aksi takdirde, gelecekte Türkiye kalmayacak, Türk-İş konfederasyonu ve sendikalar kalmayacaktır.

Baharda Türk-İş’in olağanüstü kongre yapması bekleniyor. Sebebi ne olursa olsun  sendikalarda ve Türk-İş’te başlayan iç tartışmalarının, ülkemiz ve işçi sınıfımız için ders alınması ve ülkenin esaretini ve işçi sınıfının örgütünü tasfiye etmeyi planlayan bu Hükümetin iktidardan indirilmesi için, toplumun diğer kuvvetleriyle bir araya geleceği günler olmalıdır.

Sendikacılarımızın bunca yaşanan şeyden çıkarmaları gereken en büyük ders budur.
 
 Mehmet Akkaya
İşçi Partisi
Sendika Bürosu Başkanı
Not; Bu yazı 28 Aralık 2008 tarihli Aydınlık dergisinde yayınlanmıştır.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Mustafa Özbek ve 11.dalga.
« Yanıtla #9 : Ocak 23, 2009, 07:36:40 ÖS »
Yakında Mustafa Özbek'in kim olduğunu,ne haltlar yaptığını tüm Türkiye duyacak.
Sizin de bu yazıyı saklamanızı dilerim.
O zaman tekrar size hatırlatmak isterim.
Bu günün tarihini not olarak saklayın.
Ben bu günü tarihe not olarak düşüyorum.11 Ekim 2008 Cumartesi.Demiştim bir okurun sorusuna yanıt olarak.....A.Dursun
-----------
Ergenekon'un 11. dalgasina yonelik tepkiler suruyor. Siyasiler ve sendika temsilcileri, Avrasya TV ve Turk Metal-Is Sendikasi onune gelerek calisanlara destek veriyor. Temsilciler basina operasyonla ilgili degerlendirmelerde de bulunuyor.

AA / ANKA

Ankara- Tunceli Bagimsiz Milletvekili Kamer Genc, Mecliste duzenledigi basin toplantisinda, Ergenekon sorusturmasi ile ilgili son gelismeleri degerlendirdi.

Turk Metal Sendikasi ile ART televizyonunda bugun baslatilan aramalarin ''hak ve hukuk tanimadan'' yapildigini ileri suren Genc,''ART televizyonuna yapilan baskin, basin hurriyetine aykiridir. Eger
bir suistimal varsa hesaplarini incelersiniz. Televizyonun butun yayinlarina el konulmus, calisanlarin savunma haklari ellerinden alinmis. Telefon dinlemeleri hakkinda Recep Tayyip Erdogan'a bilgi veriliyor. Kendilerine karsi tenkit yapan kisileri seri sekilde susturmaya calisiyorlar'' diye konustu.

Kamer Genc, secim bolgesi Tunceli'de de faili mechul cinayetlerin ve kayiplarin bulundugunu belirterek, ''Yillarca devlete hizmet etmis insanlarla cete suclularinin birlikte sorgulanmasi hukuka aykiridir.
Suclar ve suclular birbirinden ayirt edilmelidir. Fikir suclari, adi suclar, cete suclari ayri ayri ele alinmali'' dedi.

Ergenekon sorusturmasi kapsaminda ''tutuklananlarin, cezaevinde korunabileceklerine inanamadigina'' isaret eden Genc, Adalet Bakani Mehmet Ali Sahin'in sorusturmayla ilgili kamuoyuna eksik ve yanlis
bilgiler verdigini belirtti.

AKP icinde durust ve saygi duydugu milletvekilleri bulundugunu ifade ederek, bu milletvekillerine cagrida bulunan Genc, ''Gelin Parlamento olarak bu olaylara el koyalim. Arkalarinda pisligi olmayanlardan kadro
olusturalim, arastirma inceleme yapalim. Bilin ki Abdullah Gul, Tayyip Erdogan ve Fethullah Gulen'in ucu ayni amac, hedef, ulku birliginde bir rejim getirmeye calisiyorlar'' iddiasinda bulundu.

Kamer Genc, Ergenekon sorusturmasinin Fethullah Gulen'in istekleri dogrultusunda yapildigini da vurguladi.

''Yasananlar 12 Eylul'u hatirlatiyor''

Eski Calisma ve Sosyal Guvenlik Bakani Yasar Okuyan, ART binasina gelerek, calisanlara ''gecmis olsun'' dileklerini iletti.

Cikista gazetecilere aciklama yapan Okuyan, ''AKP'nin karsisinda olan,iktidari elestiren, ABD ve AB ile iliskilerde Turkiye aleyhinde gelismeler oldugunu iade edenlerin susturulmak istendigini'' ileri
surdu. Operasyonun psikolojik sonuclarinin uzun yillar hissedilecegini belirten Okuyan, ''Yasananlar 12 Eylul'u hatirlatiyor'' dedi.

''Gozaltina alinma gerekcesini ogrenebilirsek mutlu oluruz"

CHP Grup Baskanvekili Kilicdaroglu, Ergenekon sorusturmasiyla ilgili olarak, Turk-Is'e bagli Turk Metal Sendikasi Genel Baskani Mustafa Ozbek'in gozaltina alinmasina iliskin sunlari soyledi:

''Sayin Ozbek, kamuoyunun onunde olan bir insan. Avrasya TV (ART)hukumete cok sempatik gelen bir televizyon kanali degil. Dolayisiyla gozaltina alinma gerekcesini ogrenebilirsek mutlu oluruz. Dun Sayin
Cumhurbaskani baskanliginda toplanti yapilmisti. Hukukun ustunlugunu egemen kilmak Turkiye'de cok onemli bir karar. Hukuku egemen kilan bir sorusturma anlayisiyla yola cikilirsa saniyorum Turkiye pek cok
badireyi rahatlikla atlatmis olacak.''

''Turkiye'de tam bir komedi yasaniyor''

CHP Heyeti, Turk Metal-Is Sendikasi onunde operasyonlari degerlendirdi. CHP Genel Baskan Yardimcisi Yilmaz Ates, beraberinde Genel Sayman Mustafa Ozyurek ve Ankara Milletvekili Nesrin Baytok'la
birlikte Turk Metal-Sen'e gelerek aciklama yapti.

Heyet adina degerlendirmelerde bulunan CHP Genel Baskan Yardimcisi Yilmaz Ates, Turk Metal-Sen'de yetkililerle gorusemediklerini, ancak calisanlara dayanisma duygularini ilettiklerini soyleyen Ates,
''Turkiye'de tam bir komedi yasandigini'' ifade etti.

Dun Cumhurbaskani Abdullah Gul'un yuksek yargi organlarinin baskanlarini, basbakan ve TBMM Baskani'ni bir yemekte bir araya getirdigini animsatan Ates, bu bulusmanin yargi bagimsizligina golge
dusurecek bir goruntu oldugunu kaydetti.

Bu yemegin ertesinde Turkiye'nin en saygin sendikalarindan birinin,saygin bir yayin kurulusunun ''baskina'' ugradigini ifade eden Yilmaz Ates, ''Her sabah ayri bir Turkiye'de uyaniyoruz. Uyandigimiz
Turkiye'de her gecen gun anti demokratik bir Turkiye olarak gozlerimizi aciyoruz'' dedi.

Ates, "Sendikalarda demokrasinin olmazsa olmaz unsurlaridir.
sendikalar demokratik duzene cok onemeli katkkilarda bulunmaktadir.
Askeri rejimlerde fasizm karsisinda dimdik duran sensdikalar AKP fasizmine karsi durduklari icin zulme ugruyorlar. Eger bu aramada halki dolandiranlari ariyorlarsa; RTUK'e gidip baskanini gozaltina
alsinlar. Sendikalar, Televizyonlar baski altinda. Isgal altindaki ulkelerde bile boyle uygulamalar olmaz. ART yayinini bile degistiremiyor. Arama yapildiginin haberini veremiyor" diyerek yasananlari kamuoyuna aktardi.

"Korkutma anlayisi giderek yayginlasiyor"

CHP Genel Saymani ve parti sozcusu Mustafa Ozyurek, ''Oyle anlasiliyor ki toplumu yildirma, korkutma anlayisi giderek yayginlasiyor'' dedi.

''Artik siranin sendikalar ve medyaya geldigi goruluyor'' diyen Ozyurek, CHP milletvekilleri olarak, her kesime hizmet eden, herkese ekranlarini acan Avrasya televizyonu calisanlarina gecmis olsun dileklerini sunmak icin geldiklerini ifade etti.
Tutuklanan ve gozaltina alinanlarin bir an once serbest birakilmasini istediklerini belirten Ozyurek, soyle konustu:

''Oyle anlasiliyor ki toplumu yildirma, korkutma anlayisi giderek yayginlasiyor. Medyaya, sendikalara donuk bu girisim, sendikalari da etkisiz, suskun hale getirmeye ve medyayi korkutmaya yoneliyor. Her
zaman ifade ettigimiz gibi, Turkiye giderek korku imparatorluguna donuyor. Dilegimiz, hukukun ustunlugunun egemen olmasi, islemesi ve insanlarin haklarinin elinden alinmamasi, onlarin kisa surede
ozgurlugune kavusmasidir.''

Turk Metal-Is Sendikasi Genel Baskani Mustafa Ozbek'in Kirikkale'den ortaokul arkadasi oldugunu anlatan Ozyurek, Ozbek'in Ataturk ilkelerine bagli, ulusal cizgide sendikacilik ve yayincilik yapan biri oldugunu soyledi. Ozbek'e ''reva gorulen muameleyi'' kinadigini dile getiren Ozyurek, Ozbek'in kisa surede ozgurlugune kavusmasini dilediklerini ifade etti.

"Bir sivil 12 Eylul"

CHP Istanbul Milletvekili Bayram Meral, ''Bugunku yapilan hareket, bir sivil 12 Eylul turu baski unsurudur. Bu hos bir hareket degildir'' dedi.

''Halkin, calisanlarin sorunlarini dile getiren, ulkenin sikintilarini acik bir sekilde ortaya koyan ART kanalini baski altina almaya ve susturmaya calismak, dogru bir hareket degildir'' diyen Meral, bunu
yapanlarin hicbir zaman ozgurlukten bahsetme hakkina sahip bulunmadigini, bu durumun cok uzucu oldugunu soyledi.

"Turkiye iyiye gitmiyor"

DSP Denizli Milletvekili Hasan Ercelebi, yaptigi aciklamada,televizyon calisanlariyla gorustuklerini, calisanlarin su anda bir ihtiyaci olmadigini soylediklerini aktardi. Ercelebi, iceride emniyet birimlerinin calismasinin devam ettigini ifade etti.

Ercelebi, bir gazetecinin, ''Su anki durumla ilgili degerlendirmeniz nedir?'' sorusuna da su yaniti verdi:

''Gercekten ilgiyle izliyoruz. Biz bu Ergenekon denilen olayin artik dalgalarinin bittigini dusunuyorduk. Ama devam ediyor. Yine erken saatlerde insanlar aliniyor. Ileride Turkiye'de, bu davranislardan
dolayi belki insan haklarinin ihlali oldugu konusu da gundeme gelecek.
Hukuk cercevesinde her seyin cozulecegine inaniyoruz. Ama Turkiye'de bir korku dalgasinin da yayilmakta oldugunu goruyoruz. Ergenekon dalgasindan cok, bir korku dalgasi haline geldi. Hepimiz sabirla ama
uyanik olarak olaylari izlemek zorundayiz. Turkiye iyiye gitmiyor.''

DSP Genel Baskan Yardimcisi Hasan Macit ise ''Bu surecte at izinin it izine karistigini'' one surerek, ''Bu operasyonu yapanlar umarim haksiz duruma dusmezler'' dedi.

"Orgutlenmemenin sonucu"

Avrasya televizyonuna gelen CHP Genel Baskan Yardimcisi Cevdet Selvi de uzun sureden beri hukuk disi, yasalara aykiri iktidar olmanin ve 6 yildir orgutlenmenin sonucunda yasanan bu olaylarin Turkiye'ye
yakismadigini, demokrasiden, ozgurluklerden, insan haklarindan her gun bahsedildigi halde insanlarin baski altina alinarak, arzu ettikleri yola zorla sevk etmeye calistiklarini belirtti.

Tum yurttaslarin hayal kirikligina ugradigini ileri suren Selvi, bu dalganin da diger dalgalar gibi kavram kargasasi ve toplumsal kaos yaratilarak, celiskiler icerisinde gerceklestirildigini vurguladi.

Kendilerinin hukukun ustunlugune her zaman saygi duyduklarini dile getiren Selvi, herkesin hukukun ustunlugune saygi duymasini, kuvvetler ayriligi ilkesine dikkat etmesini istedi.

CHP Manisa Milletvekili Sahin Mengu, ''Ulkede ne kadar Kemalist,Ataturk devrimi ilkelerine bagli, siyasal iktidara muhalefet eden insan varsa bu ister basin kurulusu, ister sendika olsun, susturulmaya
calisiliyor'' dedi.

Kumlu, Ozbek'in yaninda

Turk-Is Genel Baskani Mustafa Kumlu, ''Adalet Bakani'ni da Icisleri Bakani'ni da arayacagim. Bir bilgi alirsam kamuoyuyla basinla paylasacagim'' dedi.

Kumlu, Turk Metal Sendikasi Genel Baskani Mustafa Ozbek'in evini ziyaretinin ardindan sendika genel merkezine geldi.

Basin mensuplarina bir aciklama yapan Kumlu, sabah saat 06.00'dan bu yana gelismeleri izlediklerini belirterek, ''Biz yarginin bagimsizligi ve hukukun ustunlugunun her seyden onemli olduguna inaniyoruz. Turk
Metal Sendikasi'nin degerli Genel Baskani Sayin Ozbek, Turk-Is'e bagli en buyuk sendikalardan birinin genel baskani. Yillardir sendikal faaliyet icerisinde mucadele eden bir arkadasimiz. Onun icin suna
inaniyoruz; gercekler tespit edildikten sonra bunun neticesini hep birlikte alacagimizi dusunuyorum'' diye konustu.

Ozbek'le evinde gorustugunu ifade eden Kumlu, ''Kendisi iyi.
Gelismeleri hep birlikte takip ediyoruz. Neticesini sizlerle tekrar paylasacagiz'' dedi.

Kumlu bir gazetecinin ''Neden Turk Metal sizce?'' sorusuna ''Tabii neticeyi bilmedigimiz icin simdi yorum yapmak yanlis olur diye dusunuyorum'' yanitini verdi. Mustafa Kumlu, bagimsiz yarginin ve
hukukun ustunlugunun kendileri icin cok onemli oldugunu yineleyerek gelismeleri takip ettiklerini soyledi.

Bir baska gazetecinin ''Adalet Bakani'ni aradiniz mi?'' sorusuna da Kumlu, ''Simdi dondukten sonra Adalet Bakani'ni da Icisleri Bakani'ni da arayacagim. Bir bilgi alirsam kamuoyuyla basinla paylasacagim''
karsiligini verdi.

Kumlu'nun aciklamasinin ardindan bir grup sendika uyesi ''Yasasin sendikal hareketimiz'' seklinde slogan atti.

Olaganustu toplanti

Bu arada, Turk-Is Yonetim Kurulu, Ergenekon sorusturmasi kapsaminda Turk Metal Sendikasi Genel Baskani Ozbek'in de gozaltina alinmasinin ardindan yasanan gelismeleri degerlendirmek uzere Turk-Is Baskanlar
Kurulu'nu olaganustu toplantiya cagirma karari aldi.

Buna gore, 26 Ocak Pazartesi gunu saat 10.00'da Turk-Is Genel Merkezi'nde toplanacak Baskanlar Kurulu'nda, Ergenekon sorusturmasiyla ilgili gelismeler degerlendirilecek.

CGD'den tepki

Cagdas Gazeteciler Dernegi (CGD) Baskani Ahmet Abakay, Ergenekon sorusturmasi kapsaminda Avrasya TV'de arama yapilmasina tepki gostererek, "Ergenekon davasi sureci, basin uzerinde, kitle orgutleri
ve genel olarak da halkin uzerinde baski, yildirma ve korkutma hareketine donusmustur" dedi.

Abakay, yaptigi aciklamada, Ergenekon Davasi gerekcesiyle Avrasya Televizyonu'nun yayinin engellendigini ve baski altina alindigini belirterek, yapilan baskini siddetle kinadigini belirtti. "Avrasya TV'nin hukumet karsiti yayin yapmasi, iktidara sert elestiriler yoneltmesi bu baskinin altindaki gercek neden olarak karsimiza
cikiyor" diyen Abakay, aciklamasinda su gorusleri ifade etti:

"Ergenekon davasi sureci, basin uzerinde, kitle orgutleri ve genel olarak da halkin uzerinde baski, yildirma ve korkutma hareketine donusmustur. CGD Devlet icindeki olasi cetelerin, (adi ister Gladio,ister Kontgerilla olsun) ortadan kaldirilmasini arzu etmektedir. Ancak yapilan uygulamalar gosteriyor ki, iktidar bu yapiyi dagitmak, yok etmek yerine, bu yapiyi koruyarak kendi siyasal cikarlari icin kullanacak sekle sokmakta, kendisi icin kullanacak bir yapi olarak yedeginde tutma cabasi, arzusu icindedir."

Diger tepkiler

Turkiye Tutun, Muskirat, Gida ve Yardimci Iscileri Sendikasi (Tekgida-Is) Genel Baskani Mustafa Turkel, Ergenekon sorusturmasiyla ilgili, ''Dalga dalga yasanan gelismeler en fazla adalet duygusunu
rencide etmis ve fasizmin kosar adim geldigi endiselerini pekistirmistir''' gorusunu one surdu.

Genel Maden Iscileri Sendikasi (GMIS) Genel Baskani Ramis Muslu, Turk Metal Sendikasi Genel Baskani Mustafa Ozbek'in gozaltina alinmasini endise verici bulduklarini bildirdi. Turkiye Maden Iscileri Sendikasi
Yonetim Kurulu adina yapilan yazili aciklamada, sendika olarak,''Ergenekon'' sorusturmasi kapsaminda yurutulen operasyonlari, yapilan aramalari, gozaltilari, sendika olarak kaygi, uzuntu ve endiseyle
izledikleri belirtildi.
22 Ocak 2009
*****
Türk Metal Sendikası'nı ve Mustafa Özbek'i tanıyalım.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=806725&title=turk-metal-sendikasini-ve-mustafa-ozbeki-taniyalim

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
...bir patronun kucağından diğerine zıplayarak...
« Yanıtla #10 : Ocak 26, 2009, 12:30:36 ÖÖ »
Bu daha iyi günleriniz!

Haziran 1999'da Türk basın tarihinin en rezil ve pervasız kampanyalarından biri yaşandı. Çok sonra ortaya çıkan manzara ile, kimler tarafından hangi karanlık odalarda hazırlandığı artık saklı olmayan birtakım montajlanmış kaset ve düzmece raporlar ile Fethullah Gülen ve bugün her Türk'ün (bazılarının rahatsız olduğunu elbette biliyoruz) gurur duyduğu Türk okulları hakkında yaklaşık bir ay süren ve neredeyse yüzlerce sayfalık (elbette gazete sayfası) hacim tutan iftiralar...

Karanlık odakların senaryo ve yönetimindeki birtakım orta oyunları ve tiyatrolar yaşanmış, ülke tam anlamıyla bir 'akıl tutulması'na yakalanmış, at izi it izine karışmıştı. 28 Şubat denen meşum süreçte dönemden nemalanmak isteyen bir kısım holding patronları, ellerinde tuttukları medyayı o dönemin kurgucularının emrine amade etmiş ve kendi personellerini bile ateşe atmaktan çekinmemişlerdi.

Neredeyse içi boşaltılmayan banka, gücüne güç katmayan medya patronu kalmamıştı. Tipik bir 'kazan kazan' stratejisinin uygulandığı dönemdi. Karanlık odaklar medyaya 'eğer kazanmak istiyorsan' deyip birtakım kasetler ve raporlar sunmuş, medya da 'biz de kazanalım siz de' mantığıyla bunları zevkle yayına koymuştu. Bazı aktörlerinin hâlâ ortalıkta dolandığı o süreçten bir süre sonra manzaranın iç yüzü ortaya çıktı, birçok medya patronu banka hortumlamaktan düzenbazlığa kadar birçok suçlamayla ellerinde tuttukları şirketlerini milletin sırtına bir kambur olarak yükleyerek kirişi kırmaya kalkıştı. 28 Şubat sürecinde basın mesleğinin yüz karası işlere imza atanların bazıları bu meslekten çekildi. Ancak kimileri değişik kostümler giyerek başka patronlar buldular.

Yapılan o yayınlar neticesinde dönemin savcısı dava açtı. Aslında yine o dönemin manşetlerini ve TV spotlarını gördüğümüzde bu kirli oyunu kurgulayanların amaçlarının da esas bu tür bir dava olduğunu görmek mümkündü. (Bu konuda Ferhat Barış imzalı Maskeli Balon isimli kitabı tavsiye ederim. Kitabın yeni ve genişletilmiş baskısı Karakutu Yayınları'ndan bugünlerde çıkacak.) Bu rezil oyunu sahneleyenlerin beklediği ve güvendiği iki şey vardı: İlki bu milletin hafızası zayıftı. İkincisi bu tür bir davanın neticelenmesi yıllar yıllar sürecekti ve milletin aklında aklanan Fethullah Gülen ve medyanın rezil yalanları değil, suçlanan bir insan olacaktı.

Ne yazık ki mahkeme gerçekten de yıllar boyu sürdü. Belki imkan bulunsa daha da uzatılacaktı bu dava, lakin gerçekler o kadar ayan beyandı ki, daha fazla uzayamadı. Elbette davanın sonucunu her vicdanlı ve aklı başında insan biliyordu: Beraat! Lakin karanlıktan medet umanların yaşadığı hayal kırıklığı da malum. Eminim bu beraat kararını duyan birtakım zevatın tansiyonu yükselmiş, belki de düşüp bayılmışlardır! Gerçi bazıları devlet yıkmak, darbe yapmakla meşgul olduğu için post derdine düşmüştür belki...

Hasılı, aradan geçen 10 yıla yakın bir süre var. Fethullah Gülen, yine aynı insan. Yine milleti için, dini için, memleketi için çabalıyor. Ona bu rezil oyunu oynayanların durumu ise biraz farklı. Bazıları o süreçten cukkayı sağlam etti, kimileri bir yerlere kene gibi yapıştı ve milletin kanını emdi. Lakin büyük bir çoğunluğu da tarihin çöplüğündeki yerini aldı. Üstelik bugün kader onlara kendi oyunlarıyla karşılık verdi. Birçoğu, hortumculuk, dolandırıcılık ve çetecilikten mahkum.

Öte yandan, hâlâ 10 yıl önceki kadar inançtan, Türk okullarından, Fethullah Gülen isminden rahatsız olan bir güruh da var. Onlar bir patronun kucağından diğerine zıplayarak, birer tufeyli gibi yaşamlarına devam ediyor ve -çok iyi biliyoruz ki- aynı süreci tekrarlayabilmek için fırsat kolluyorlar. Ama onlara üzücü bir haberimiz var. En iyi günlerinizi yaşadınız ve yaşıyorsunuz. Hakikat, gün geçtikçe değerlenen bir ziynettir, parazit ise zamanla kokuşan, bozulan bir çevreyle beraber kendi sonunu da hazırlar!
30.06.2008 - Nedim HAZAR/ZAMAN
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=708223
*****************
Çok ilginç bir izahat,....Onlar bir patronun kucağından diğerine zıplayarak, birer tufeyli gibi yaşamlarına devam ediyor ve -çok iyi biliyoruz ki- aynı süreci tekrarlayabilmek için fırsat kolluyorlar.
Tıpkı teşbihte hata olmaz deyimi gibi.....(Hakikat, gün geçtikçe değerlenen bir ziynettir, parazit ise zamanla kokuşan, bozulan bir çevreyle beraber kendi sonunu da hazırlar!)bir deyiş.
Ne farkları var?
Hiç.
Ne benzerlikleri var?
Çok....
Anlat anlat bitmez.
Yani bir patronun kucağında oturup,başka kucaklara gitmememk mi onur sayılmaktadır?
Öyle ise o patron kim,hangi partonun kucağı olmalıdır?

Tavsiye edilen patron kimdir?Kim olmaktadır ki diğer kucaklarda dolaşanlar onursuz oluyor?

Kucağın onurlusu da mı varmış?
 
Keşke o onurlu kucağı bizler de mi tesbit edebilseydik?
O zaman mı hakikatlerin kucağında oturuyor olacaktık?
Bu kucak nasıl bir kucaktır ki onun dışıdaki kucaklara oturanlar haikatten uzak olabilmektedir?
O kucak,oturanlarına özel nimetler mi sunmaktadır da oturmayanlar anlamamaktadırlar?
 
Gerçekten de Hakikat,gün geçtikçe değerlenen bir ziynettirtir. Bir gün herkes bu hakikatı anlayacak elbet ki.
Lakin iş işten geçmiş olmasa bari.....
A.Dursun

Özkan Özgür

  • Ziyaretçi
Yazdıkları yazıları okudukça ortaya çıkan sonuç bu oluyor,

Başka bir şey demek istemiyorlar,

Bize inanının,

İnanmıyorsanız, tarafsız kalın,

Tarafsız olamıyorsanız susun !

Susmuyormusunuz ?

Sonunuz geldi !
Demek istiyorlarlar ve öylede diyorlar..

Susmuyormusunuz ?

Öyle ise ETÖ üyesisiniz!!!!

Peki neden?

Fethullah üstadı  Nursi gibi '' Yaratan'' adına konuşuyor, kendisini herkesin ona inanacağı bir '' Kutsal '' yaratık olarak görüyor..

Kendisini yalnızca böylemi görüyor?

Hayır. Yaptığı işler, attığı adımlar ithal malı düşüncecelerdir.

Yalnızca ithal malımı?

Değil,

ABD işbirlikçisi,

Küresel bir oyuncu,,

Bu kadarmı ?

Hayır !

Cemaatı camiden çıkartıp Türkiye'yi bir cemaat ''Cumhuriyeti'' yapmak istiyor..

Ne yapmak istediğini, kendisi yazılarında konuşmalarında anlatıyor..

Biz hiç bir şeyi ne uydurduk ne de yarattık,

Buna rağmen beraatmi etmiş ?

Olsun bir gün nasıl, neden beraat edildiğinide birileri çıkar ve sorar.







Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Özbek tutuklu Göksel serbest.
« Yanıtla #12 : Ocak 26, 2009, 08:49:17 ÖS »
Bunların daı sanı ne olursa olsun,hepsi aynı çanaktan besleniyorlar.
Tek farkla,o da çıkarları ve yöntemleri farklı hepsi o....A.Dursun
-------------
Özbek tutuklu Göksel serbest.
Türk Metal Genel başkanı Mustafa Özbek tutuklandı, Erhan Göksel ise bırakıldı.
 'Ergenekon'' soruşturması kapsamında İstanbul Adliyesi'nde sorgusu tamamlanan Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek tutuklandı, Araştırmacı Erhan Göksel ise serbest bırakıldı.

Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne getirilen Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek ve Araştırmacı Erhan Göksel, ''Ergenekon'' soruşturmasını yürüten savcı tarafından sorgularının ardından, tutuklanmaları istemiyle nöbetçi İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi.

Mahkeme, ''Ergenekon törer örgütü üyesi olduğu'' gerekçesiyle Özbek'in tutuklanmasına, Göksel'in ise serbest bırakılmasına karar verdi.

Özbek, kararın ardından Metris Cezaevi'ne gönderildi.

-SENDİKA ÜYELERİNDEN ÖZBEK'E DESTEK-
Bu arada Türk Metal Sendikası üyeleri, adliye çıkışında, Genel Başkan Mustafa Özbek'i cezaevine götüren minibüsün etrafını sararak Özbek lehine slogan attılar.

Minibüsün çıkışını engelleyen sendika üyeleri ile çevik kuvvet arasında kısa süreli arbede yaşandı.

-PEVRUL KAVLAK-
Ergenekon Soruşturması kapsamında İstanbul Adliyesi'nde savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılan Türk Metal Sendikası Genel Başkan Yardımcısı ve Türk-İş Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Pevrul Kavlak da basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Özbek'in burada bekleyen ve kendilerini destekleyen Türk halkına teşekkür ettiğini belirtti.

Kavlak, ''Biz buraya 5 kişi girdik, ama 4 kişi çıktık. Kalbimizi yüreğimizi orada bıraktık. İnsanın vücudu kalpsiz yaşamaz. Kalbimizi alana kadar çabalayacağız, mücadelemizi sürdüreceğiz'' dedi.A.A.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
MHP Mustafa Özbek'e neden sahip çıkacak ki?
« Yanıtla #13 : Ocak 30, 2009, 11:41:02 ÖÖ »
Ülkücüler Özbek'e neden sahip çıksın ki?
Mete KILIÇ ,29 Ocak 2009

Özellikle 3 Kasım 2002'den sonra MHP'ye yoğun ve düşmanca duygularla saldıran bir kısım tezgâhçı çevreler, bugünlerde MHP'yi hatırlayıp, kendilerine sahip çıkması adına aman dilenir hale geldi.
Bildiğiniz gibi Ergenekon adı verilen dava çerçevesinde 11. dalgasında Türk Metal Sen Genel Başkanı ve ART televizyonunun sahibi Mustafa Özbek'te tutuklandı.
Mustafa Özbek'in tutuklanması ile ART'de yayın trafiği bu konu üzerine yoğunlaştırıldı. Çok farklı konuklarla bu konuyu tartışan, değerlendiren ART'de ki tartışmaların ana zemini MHP'nin Özbek'e sahip çıkmaması üzerine kuruldu.
Ne oldukları zaten belli olan konuklar, önceden kurgulanmış gibi "MHP, Özbek'e sahip çıkmadı" gibisinden cümlelerle sanki MHP'ye düşmanlık yapanlar kendileri değilmiş gibi, kendi durumlarını bırakmışlar hala MHP'ye saldırmanın peşindedirler.
Bu sözleri söyleyen kişiler, Ülkücü Hareketle alakalı ve Ülkücü Hareketi seven birileri olsalar diyeceğim ki samimi duygularını söylüyorlar ama bakıyorum hiçbirinin MHP ile alakası yok ve hepsinin temel özelliği, MHP'ye yönelik saldırı operasyonlarında kullanılmış kişiler olmalarıdır.
Örneğin, bahsedilen Mustafa Özbek'in neler yaptığını bir hatırlayalım.
20 Temmuz 2006'da bu şahısla ilgili yaptığımız "Susurluktan Türkiyem Topluluğuna" başlıklı haberimizde şu cümlelere yer vermiştik.

Türkiyem Topluluğu Kimdir?
Bu topluluğun başkanı halen Türk Metal Sen Genel Başkanı olan Mustafa Özbek'tir. Peki kimdir bu Mustafa Özbek?
Bütün bu kışkırtıcı girişimlerin arkasında sıkça görülen Mustafa Özbek'in 1970'lerde ülkücü şehitlerin sırtına basarak sendikacı olduğu 1980'lerden sonra ise 12 Eylül yönetimi ile işbirliği yapıp sermaye ile kol kola girerek sendikayı şahsi çıkarlarına alet eden bir tavır takındığı, daha sonra Süleyman Demirel ve Tansu Çiller'le yakın ilişkilerde bulunduğu bilinmektedir.

Türkiyem Topluluğu Kimlerle Bağlantılı?
Topluluğun arka plandaki bağlantılarına ve yönlendiricilerine girmeden önce bu topluluğun hangi gruplar üzerinde çalışma yaptıklarını belirtmekte fayda bulunuyor.

Bu grubun, özellikle MHP Genel Merkezine karşı muhalefette adı geçen hemen herkesle bağlantısı bulunmaktadır. Nitekim geçen yıllarda Ramiz Ongun, Namık Kemal Zeybek, Ümit Özdağ gibi isimlerin Türk Metal İş salonlarında sık sık birlikte ya da ayrı ayrı özel ve genel toplantılara katıldıkları hâlâ hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır. Yine MHP'ye karşı üslupsuz muhalefeti ile bilinen Yeniçağ Gazetesi'nin de Türk Metal İş salonlarında toplantılarda bulundukları da adı geçen gazetenin manşetlerinde sık sık görünmektedir.
Ortak özellikleri MHP'ye muhalefet olan bu şahıslara Mustafa Özbek'in başkanı olduğu Türk Metal Sen veya Türkiyem Topluluğundan açık destek ve yön verilmekte olduğu görülmektedir.

Yine bu Türkiyem Topluluğunun faaliyetleri arasında "her ne kadar başarılı olamasalar da" MHP'li bazı il, ilçe yöneticileri veya ülkücü kökenli şahıslarla bir şekilde bağlantıya geçerek kendi faaliyetlerine iştirak etmelerini sağlama çalışmaları da görülmektedir.

Topluluk davet ettikleri kişilerin vatansever duygularını istismar ederek kendi gruplarına katmanın peşindedir. Çünkü asıl hedef farklıdır.

Peki Asıl Amaç Ne?
Baraj sorunu ile karşı karşıya kalan DYP, bu sorundan kurtulmak için çareyi MHP'ye saldırmakta buldu.
DYP tabanında Mehmet Ağar'ın tutmadığına dair kamuoyundaki izlenimin muhtelif şekillerde test edilmesinden sonra yapılan kamuoyu yoklamalarıyla DYP'nin ciddi bir baraj sorunuyla karşı karşıya olması ve bunun karşısında MHP'nin iktidarın tek alternatifi olarak görünmesi DYP'de tedirginlik yarattı.
Türkiyem Topluluğu'nun Milliyetçi Harekete ve ülkücülere karşı kışkırtıcı bir tavır takınması, Ramiz Ongun, Namık Kemal Zeybek ve Ümit Özdağ gibi şahısların çalışmalarına açık şekilde destek ve yön verilmesi, Susurluk, Mehmet Ağar, DYP, Kamil Turan, Mustafa Özbek çizgisinin kamuoyunda yeni bir operasyonu olarak algılanmıştır."

Gördüğünüz gibi, EtikHaber olarak, Mustafa Özbek'in yaptığı çalışmaları ve hangi oluşumlarla ve siyasilerle bir arada olduğunu 2006'da söylemiştik.

Yukarıda söylediklerimize ek olarak, 3 Kasım 2002 sonrası MHP'ye muhalif, MHP'yi içeriden parçalamak isteyen ne kadar insan varsa hepsi ART'de programlar yapmış, bu kişilere sürekli olarak kanalın başköşesinde yer verilmiştir. Ve yine bu şahıslar MHP'yi karıştırmaya yönelik her türlü toplantılarını Türk Metal Sen'in salonlarında yapmışlardır.

ART'de bu sözleri dile getiren isimlerden biri de Sevgi Kafalı'dır. Sevgi Hanım'a insan sormadan edemiyor: Sevgi Hanım siz ne zaman MHP'ye sahip çıktınız ki, ne zaman MHP'yi savundunuz ki, şimdi MHP'den medet umma hakkını kendinizde hissediyorsunuz?

Sonuç olarak, şu sıralar, TV'de veya dışarılarda, "MHP sahip çıkmıyor" diyerek, ülkücülerin aklını bulandırmaya ve ülkücülerin Özbek'i sahiplenmesine çalışan, malum şahısların hepsi bugüne kadar yaptıkları hiçbir faaliyet ve konuşmada MHP'nin hayrını düşünmemişler ve sürekli düşmanlık yapmışlardır.
Bu şahıslara sormak isterim: Yılladır saldırdığınız MHP'ye muhtaç mı kaldınız? Yoksa her zamanki gibi MHP'yi kendi kötü niyetli emellerinin piyonu mu yapmaya çalışmaktasınız?

Şimdi siz değerli okuyucularımıza soruyorum:
MHP sürekli kendisine saldıran, düşmanlık yapan, bölme çabalarına girişen şahıslara neden sahip çıksın?
Bu anlattıklarımızdan sonra bu çevrelerin söylemlerini okuyucularımızın vicdanlarına ve sağduyusuna havale ediyorum.
etikhaber.com

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
CHP Ankara Milletvekili Nesrin Baytok GDO'yu anlatıyor
« Yanıtla #14 : Kasım 02, 2009, 05:08:51 ÖS »
Eski haberden bir alıntı:

CHP Heyeti, Türk Metal-İş Sendikası önünde operasyonları değerlendirdi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş, beraberinde Genel Sayman Mustafa Özyürek ve Ankara Milletvekili Nesrin Baytok'la birlikte Türk Metal-Sen'e gelerek açıklama yaptı.

Heyet adına değerlendirmelerde bulunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz  Ateş, Türk Metal-Sen'de yetkililerle görüşemediklerini, ancak çalışanlara dayanışma duygularını ilettiklerini söyleyen Ateş, ''Türkiye'de tam bir komedi yaşandığını'' ifade etti.


Açıklamanın devamını isteyen her yerde bulabilir.
Benim anlatmak istediğim Mustafa Özbek kısmı zaten yukarda verilmiştir.
Şimdi Özbek'e destek çıkan CHP'li lerden olan Sayın Baytok GDO'lar için savaş veriyor.
Yoksa veriyor mu görünüyor anlamak gerek.

Çelişkim şudur:
M.Özbek hakkındaki yazımı okuduysanız ne denli karşı olduğumu anlamışsınızdır(-ki neci olursa olsun).

Şimdi Özbek'i savundu mu savunmak zorunda mı bırakıldı bunu anlamak gerek.

Eğer ki bilerek ve isteyerek savundu ise sayın Baytok, şimdi neyin peşindedir?
Yok savunduruldu ise şimdi neye karşı duruş sergilettiriliyor diye sormazmıyım?

Yok ikisi de değil ise işte en vahim sonuç budur.
Tıpkı karşısında olduğumuz konu ortaya çıkıyor.

Bilgisizlerce yönetilen bir toplum ve sonucu liderler sultası.

Biz neyin mücadelesini veriyoruz dostlar?
Senin hırsızın iyi,benim hırsızım kötü mü?

Doğru olursan ok gibi,
Yabana atarlar seni.
Eğri olursan yay gibi,
Elde tutarlar seni.


Bakınız aynı Ankara Milletvekili Nesrin Baytok GDO'lu ürünler hakkında neler diyor?

Söylediklerine katılıyorum,doğrudur ancak doğru olsa dahi, "İştir kişinin aynası Lafa bakılmaz" diyorum.
Gürkan Hacır ile Şimdiki Zaman programında neler söylüyor izleyin...

Nesrin Baytok

----------

---------

------------
Cumhuriyetin kazanımlarını geri alacağını,AB dayatmalarını ve AB-D'ye yeter diyeceğini vaad eden bir parti programı bilen var mı?
A.Dursun

Cumhuriyet yaptı, biz sattık
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7864.0

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: 1 MAYIS'TA CIA,GÜLEN PARMAĞI VE AĞALARIN SAVAŞI
« Yanıtla #15 : Mayıs 20, 2010, 02:05:34 ÖÖ »
Değerli okur,
Bu paylaşımları hangi tarihlerde yaptığım yazıdan bellidir.
Bu yazılanları lütfen sindire sindire okuyunuz.
Ülkede dönen dolapları bu sayfaların içinde net olarak bulacaksınız.
Sadece dağınık durumdadır,hepsi o.

Editörlük yapmanıza da gerek yok.
Sadece en başından okuyunuz,bu günlere gelirken neler yaşadık,neler söyledik,iddialarımız neydi,sonuçlar ne oldu hepsi bu sayfalada mevcuttur.

Şimdilik yeniden analiz yapmaya gerek duymuyorum.

Belki ilerde toptan bir yorumu hep beraber yaparız.
Saygı ile...
20 Mayıs 2010/02:05
A.Dursun