Gönderen Konu: 27 SENDİKANIN GREVİNİN ALTINDA YATAN GERÇEKLER!  (Okunma sayısı 90 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı aylaberkin

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 95
  • Puan: +14/-0
27 SENDİKANIN GREVİNİN ALTINDA YATAN GERÇEKLER!
« : Kasım 05, 2009, 12:09:35 ÖS »
27 SENDİKANIN GREVİNİN ALTINDA YATAN GERÇEKLER!
Aslında ekonomik konulara pek fazla kafam çalışmaz. Fakat yapılan son grevlerinde ne kadar yersiz ve maksatlı olduğunu anlamak için ekonomist olmam da gerekmiyor.
27 sendika, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Kamu Çalışanlarının Aylık Maaş, Ücret ve Diğer Ödeneklerinin Düzenlenmesi Yasa Tasarısı'na karşı bir günlük genel greve gidiyorlar. Yasa tasarısını protesto etmek için yapılan bu uyarı grevi adeta bir gösteri haline dönüştürülüyor ve Cumhuriyet Meclisi önünde başlayan eylem, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği önüne kaydırılmak istenince de, göstericilerle polis arasında arbede yaşanıyor.
Sözde KKTC Hükümetini uyarı için yapılan bu grevde sendikacıların ellerinde Türkiye karşıtı pankartlar dikkat çekiciydi. Türkiye’nin ne parasını, Ne memurunu ne de uşaklarını istemeyen bu ağalar. Her nedense hala O Türkiye’nin verdiği paralardan maaş almaya devam ettiklerini unutuyorlar her halde.
 ''Göç yasası'' olarak niteledikleri tasarıyı hükümetin geri çekmesini isterlerken, burada niye azınlık olduğumuz sorusunun da cevabını veriyorlar hattı zatında.  En ufak bir sıkıntıda vatanı terk etmeyi düşünürsek haliyle bu topraklarda azınlık olmamız kaçınılmazdır. Alınan ücretlerin tatminkâr olmadığından daha fazlasını istediklerinden dem vuran bu sendikalar, askeri ücretle geçinen aileler için de grev yapmayı düşünüyorlar mı acaba.
Sendikalar, tasarıda yer alan ek ödeneklerin kaldırılması, sendikaların etkisizleştirilip toplu sözleşmelerin engellenmesi, yeni memurların mevcut durumdan daha düşük derece ve ücretle işe başlayacak olmaları gibi bir gerekçeyle meydanlara dökülürken Sayın Derviş Eroğlu da, sendikaların grev nedeninin gerçekçi olmadığını söylemektedir. Eroğlu, Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin hükümetteyken meclise getirdiği yasa tasarısının tartışıldığını, sendikaların kendilerinin hazırlayacağı tasarının son şeklini görmedikleri halde greve gittiklerini belirterek; 
 ''Biz seçim öncesi sendikalara ne söz vermişsek onun arkasında duruyoruz'' demektedir. Eroğlu, tasarının sendikaların da görüşleri alınarak değiştirilmekte olduğunu söylemektedir... bu yasanın bundan sonra işe girecekleri ilgilendirdiği, kazanılmış haklara dokunulmayacağı yalnız ek mesaileri kaldırmak yerine asgari düzeye indirdiklerini söyleyerek ve emeklilerin maaşından vergi alınmadığını anlatan Eroğlu, sendikaların eylem nedeni olan tasarının CTP’nin meclise sunduğu tasarı olduğunu ve bunu değiştirmek amacıyla gündeme aldıklarını söylemesinden de anlaşılmaktadır ki bu grevler ve gösteriler, ne maaşların azlığından, ne kazanılmış hakların kaybedilmesinden kaynaklanmamaktadır. Tüm bu grevler ve gösteriler iktidarın yıpratılması için aylar öncesinden AKP hükümetiyle birlikte hazırlanmış senaryoların sahneye konmasından ibarettir.
Şöyle bir anımsayalım seçimlerden sonra Sayın Derviş Eroğlunu en son tebrik eden kim olmuştu Türkiye Başbakanı olmuştu. Bu tebriki de yaparken “Biz orada KKTC Cumhurbaşkanı'nın elini zayıflatacak herhangi bir adımın hiçbir zaman yanında olmayız, bunu da açıkça söyleyeyim.” Derken UBP’nin atacağı adımları iyi hesaplaması tehdidini de yapmaktan çekinememişti.
Şimdi eli Erdoğan tarafından bağlanmış bir UBP hükümeti düşünün ve karşısında bu hükümeti yıpratmaları için her türlü desteği Erdoğan Hükümetinden ve KKTC’yi satmak istedikleri Rum’dan alan sendika ağaları. Bu durumda her iki tarafı da mutlu etmek çok zor olacaktır. Sendikalar ekonomik yönden hükümete baskı yapıp yanına öğretmenleri ve memurları alırken, halk da anlaşmalar konusunda hükümeti sıkıştırmaktadır. Erdoğan’dan tehdidi yiyen Eroğlu bu durumda ne Talat’a karşı çıkabilmektedir, ne de AKP hükümeti tarafından denetime alınmış bütçesiyle bu grevcileri memnun edebilmektedir. Hoş o grevciler zaten memnun edilmeleri için meydanlara inmiyorlar. Onların gayesi kaos yaratıp, hükümetin elini zayıflatmak.
Bu grevci öğretmenlerden birisi ile konuştum ve gerekçe olarak söylediği ise gerçekten de çok düşündürücü idi. Bu arkadaşın 3 aylık bir bebeği vardı ve çocuğunun geleceği için bu greve gittiğini söylüyordu. Bende ona şunu sordum. “Peki, oğlunun geleceğini düşünürken, oğluna bir vatan bırakabilecek miyim diye düşünüyor musun?” Dediğimde ise susmakla yetindi. Bu grevlerin çok iyi irdelenmesi lazım. Hata bu grevlere gidenleri cezalandırmak bile gerekir bence. Çünkü bu doğrudan KKTC’nin devamlılığına bir darbedir.
05.11.2009

Çevrimdışı TOGEÇ

  • Kemal Denizer
  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 980
  • Puan: +34/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Toplumsal Bilinci Koruma ve Geliştirme Çatısı
Ynt: 27 SENDİKANIN GREVİNİN ALTINDA YATAN GERÇEKLER!
« Yanıtla #1 : Kasım 06, 2009, 12:28:06 ÖÖ »
Örgütlü kalabalıklardan daha büyük bir etken yoktur.

Ancak, toplum bir çürüme içerisinde ise ve kalabalıklar bazı sinsi planların ordusu haline geliyorlarsa, işte o durumda da daha büyük bir zarar açacak etken düşünülemez.

Gerek Türkiye'de gerekse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde ne yazık ki toplumsal bir çürüme söz konusudur ve olumsuz sonuçlara varılmasında vatan düşmanlarının örgütlü silahı olabilmektedirler.

Sendikal haklar sağlıklı toplumların vazgeçilmezi iken ne yazık ki sendika yöneticilerinin kapalı kapılar arkasındaki hesaplarına kurban edilen sendikalı kitleler sizin de vurguladığınız gibi "ne istediğini bilmeyen" yada "istediği ile örtülü amacı ayni olmayan" eylemler gerçekleştirebilmektedirler.

UBP hükümeti kurnaz olmak zorundadır.

Örneğin;

"Ne paranı, ne memurunu, ne uşaklarını" diye bağıranlara bir referandum teklifinde bulunmalı.

EVET / HAYIR olarak iki cevap seçenekli bir soru olabilir bu referandum.

TÜRKİYE'DEN PARA ALINMASIN; VERGİ VE HARÇ GELİRLERİ YETTİĞİ MİKTARDA MEMURLARIN MAAŞLARI ÖDENSİN Mİ?

Bakalım %67 si devletten elde ettiği maaş ile dönen bir ekonominin bireyleri nasıl tercih yapacaklar?

KKTC'nin ekonomik yapısı Türkiye'nin hibe paraları olmasa 3 ayda öyle bir kilitlenir ki,  hiçbir siyasi irade çözüm üretemez.

Hoş,  hiçbir yatırımın palazlanmasına izin vermemiş olan TC hükümetlerinin bu vahim duruma katkıları o kadar büyük ki.

Çerkez Limited'in içler acısı beyaz eşya üretim ve pazarlaması macerası biliniyor mu?

KKTC'ne cansuyu vermeye başlayan Asil Nadir, kurtlar sofrasına meze edilirken hangi uluslararası tezgahların çalıştığını bilen kaç kişi var?

Kendime bir sözüm vardı,  40 yaşına gelince Kıbrıs'a dönüp siyasete gireceğim ve bazı kirli dolaplara çomak sokacağım diye. Döndüm ama kirlilik o boyutta idi ki, kirlenmemek için ne siyasete girdim ne de adada kaldım. Gerisin geriye Türkiye'ye döndüm.

Uzun lafın kısası;  TC hükümetleri çalışma izni vermediği evladına ömür boyu bakmakla yükümlüdür. Hele ki bu evladını okula bile göndermeyecek kadar suçlu ise.

Öte yandan da, evlat bu durumu şımarıkça suistimal etmemeli ve sokak çocuğu olmaya bu denli heves etmemelidir.

Saygılarımla

Kemal Denizer

" Dahi odur ki, sonradan herkes tarafından kabul ve takdir edilenleri söylediği günlerde herkes o sözleri deli saçması olarak düşünmüştür" M. K. Atatürk 1926

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: 27 SENDİKANIN GREVİNİN ALTINDA YATAN GERÇEKLER!
« Yanıtla #2 : Kasım 06, 2009, 03:08:57 ÖÖ »
Kıbrıs'ın 1974 yılında bölünüp,iki ayrı devlet şeklinde örgütlenmesinden sonra,sıra Kıbrıs sendikal hareketi içinde rekabete ve bu rekabetin yarattığı parçalanmaya geldi.
Türk-Sen'in, 2000 yılına gelindiğinde politikalarında da önemli değişiklikler yaşanmış, Türk-Sen ile Türk-İş Kıbrıs sorununun çözümü konusunda zıt politikaları savunur hale gelmişlerdir.

Türk-Sen Genel Başkanı Arslan Bıçıklı,Türk-İş KKTC Temsilciliği'nin açılması ve Ahmet Çaluda'yı tanımayacağını neden açıklamış idi?

Peki Ahmet Çaluda,Mehmet Ali Talat'a neden teşekkür etmişti?
Hepsinden önemlisi de Uluslararası Avrasya Metal İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek Türk-İş KKTC Temsilciliği'nin hayırlara vesile olmasını neden dilemişti?

Özbek hani Talat'a karşı duruş sergiliyor du?

Türk-İş'in Aralık 2007'deki Olağan Genel Kurulu'ndan sonra yeni seçilen Türk-İş yönetiminin Genel Kurul'daki,seçim oyunlarına destek vermeyen Türk-Sen'e karşı hasmane tutum sergilemeye başlamasını neyle ve nasıl açıklayabilirsiniz?

1968'de Kıbrıs işçi ve memurunun kurduğu 9 sendika,Türk-İş'e üye olarak Türk-Sen halini alması belki de en büyük hata idi.

1974 Kıbrıs Barış harekatı'nın akabinde bölünen adada bir de işçilerin güç birliğinin bölünmesi gerekiyordu.(Aman KKTC'ye karşı olduğum izlenimi çıkartılmasın sakın)

2000'li yıllarda ise Türk-Sen ve Türk-İş Kıbrıs politikalarının çözümündeki ayrı düşünceleri nedeni ile siyasi faaliyetlere girince olan oldu.

Rumların sanayileşme düzeyi gelişirken Türklerin örgütlenmesiyle oluşan bu girişim neden Türk-İş tarafından destekleniyor görüntüsü ile bitirildi anlıyormusunuz?


Zamanın Ulusal Birlik Partisi (UBP)Genel Başkanı Dr.Derviş Eroğlu ve Eski Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Raif Denktaş'la birlikte Ergenekon örgütlenmesine girecek kadar savunucusu olan bir Özbek,acaba neden Türk-İş KKTC Temsilciliği'nin açılması esnasında böyle konuşabilmiştir?

Yoksa Talat'ın başkanı olduğu Cumhuriyetçi Türk Partisi(CTP) ile zımni bir bağlantısı var da biz mi çözemiyoruz?

Yoksa ben hayal mahsulü konularla mı uğraşmaya başladım?

Dilerim ki ben hayal mahulü şeylerle uğraşmış olayım.

Sadece not olsun diye şu bilgileri de vereyim istedim.

Eroğlu ve Soyer'in aralarında geçen bir ergenekon krizi vardı anımsarsanız.

Eroğlu,"Seçimlere asıl müdahalenin 2005'te AB,ABD ve İngiliz Yüksek Komiserliği tarafından yapıldığını,Ergenekon iddianamesinde adı geçen Metal-Sen Başkanı Mustafa Özbek'in sadece kendisiyle değil, CTP lideri Soyer'le de görüşmeler yaptığını" ifade ediyordu?

Soyer ise şöyle diyordu:
"İddianame ve iddianameyle ilgili olayları görünce şok oldum,Özbek'in evrakları arasında bulunan ve Derviş Eroğlu'na sunulması için hazırlanmış bir rapor var".

Daha sonra Eroğlu ise "Soyer'in içeriğinden ayrıntılar aktardığı raporda adı geçen Mustafa Özbek ile dostane bir ilişkisi bulunduğunu,Özbek'in Cumhurbaşkanı Talat ile de diyalog içinde olduğunu" söylüyordu.

Ne ilginç bir şey değil mi?
Neyse fazla uzatıp kafa ütülemeyim.
Ben ne demek istediğimi gayet açık izah ettiğimi düşünüyorum.

Şimdi sendikal mücadelenin tahminen nerelere varacağını,neden bu şekilde bir kaos yaşandığını anlatabildim mi?

Sendikalar sarardıkça ve siyasallaştıkça bu oyunlar ne Kıbrıs için ne Türkiye için ne de dünyanın hiç bir sistemleri için sonuç üretemez.

Olsa olsa bizlerin tartışmaları büyük bir kesime "Ne diyor bu adamlar? Anlayan bizede anlatsın" şeklinde tezahür eder.

Vaktiniz olur ise 1 MAYIS'TA CIA,GÜLEN PARMAĞI VE AĞALARIN SAVAŞI başlıklı yazımı bu günlerde bir kez daha gözden geçirin derim.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=821.0

Saygı ile...
Ahmet Dursun