Gönderen Konu: ŞEYHÜLİSLAMDAN DANIŞMAN;NURCU HOCADAN VERGİ DAİRESİ MÜDÜRÜ.  (Okunma sayısı 1224 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ŞEYHÜLİSLAMDAN DANIŞMAN;NURCU HOCADAN VERGİ DAİRESİ MÜDÜRÜ.
 
“Anayasa Madde 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, DEMOKRATİK, LÂİK ve SOSYAL bir HUKUK DEVLETİDİR.”
 
Anayasa Devletin tüm kurumlarını, tüm yöneticilerini ve hepimizi bağlar. Anayasa emirlerine uymayanlar suç işlemiş olurlar ve sonucuna katlanırlar.
 
Şimdi size AKP iktidarında göreve getirilen iki bürokratla ilgili bilgi vereceğim. Biri Ankara’da, diğeri yılın 12 ayı turist ağırlayan Bergama’da görev yapıyor.
 
Şeyhülislam Danışman; Devlet Bakanı Faruk Çelik, danışmanlığına ALİ YÜKSEL isimli birini getirdi. Avrupa Milli Görüş Teşkilatında uzun seneler Genel Sekreterlik ve Genel Başkanlık yaptı. Avrupa’daki 27 İslami Kuruluşun üye olduğu, Almanya İslam Konseyi tarafından “Şeyhülislam” ilan edildi ve yıllarca bu görevi yaptı. Yıllarca İslami Holdinglere camilerde para topladı. Bu para toplamalar yüzünden, Halife Metin Kaplan’ın adamlarıyla, yaralamaya varan kavgalar yaptı.
İki eşli(biri resmi nikâhlı, diğeri imam nikâhlı) şeyhülislam danışman, Yurt Dışında Yaşayan Vatandaşlarımızın problemleri ile ilgilenecek!
 
Nurcu Hocadan Vergi Dairesi Müdürü;
 
Şahsın adı; Zülfikar Altın
Görevi; Bergama Vergi Dairesi Müdürü
Müdür, Mustafa Yazıcı Caddesi, Okkaoğlu Apartmanı Çatı katını kiralıyor. Evdeki ara duvarlar yıkılıyor, salon tam bir tarikat dershanesine çevriliyor. Müdür mesai saatlerinde esnaf ziyaretleri yapıyor ve esnafları Perşembe günü akşamı kendisinin vereceği derse çağırıyor. Tesadüf, öncelikli ziyaretler hep vergi dairesine borcu olanlara yapılıyor. Perşembe günü akşamı, Vergi Dairesi Müdürü kafasına sarığını takıyor, gelenlere Nur Risaleleri dağıtılıyor ve müdür saatlerce ders veriyor. Her geçen hafta kalabalık artınca, diğer cemaatler müdür hocayı şikâyet ediyorlar, müdür hocanın tayini çıkıyor. Fakat kendi tarikatı Bakanlık nezninde kuvvetli olsa gerek, bir hafta sonra görevine iade ediliyor ve derslere, pervasızca kaldığı yerden devam ediyor. Vatandaşlara, “neden gidiyorsun” diye sorduğunuzda alacağınız cevap hep aynı. Vergi Dairesine borcum var, nasıl gitmem!
İşyerinizin vergi incelemesine alınması için belli kriterler var. İşyerinizde, Türk Bayrağı, Atatürk’ün resmi varsa, hele hele bir de “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısı varsa, doğru incelemeye.
 
Devlet Bakanı Faruk Çelik, Maliye Bakanı Mr. Mehmet Şimşek sizlere soruyorum, Anayasa’nın 2. maddesi sizi bağlamaz mı? Sizin Lâik Devlet anlayışınız bu mu? Yoksa siz kendinizi Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanları değil de, Osmanlı Sadrazamı mı sanıyorsunuz?
Sizler, Sayın Cumhuriyet Savcıları; Sizin Cumhuriyetin Savcıları olarak, Lâik’liği koruma gibi bir göreviniz yok mu? Bergama gibi bir ilçe’de bu olayları duymaz mısınız? Mutlaka birinin şikâyetçi olması mı gerek? İlçenin Vergi Dairesi Müdürü yüzlerce insanı dershanesine toplayacak, Anayasa’nın Lâiklik ilkesini paspas yapacak, sizler duymayacaksınız. Bunu duymazsanız neyi işiteceksiniz?
Ülke’nin Başkent’inde, kendine “Şeyhülislam” denen bir meczup Devletin en üst bürokratı yapılıyor, kimsenin sesini çıkardığı, “ Bakan Bey ne yapıyorsun” dediği yok! Pes artık!
 
Bu iki olay, Ankara ve Bergama’da oluyorsa, yurdun diğer köşelerinde neler oluyor varın siz hesap edin.
 
Sağlık ve başarı dileklerimle, 04.Kasım.2009
 
Rifat Serdaroğlu
Eski Sağlık ve Devlet Bakanı
rifatserdaroglu@superonline.com
Tel: 0532xxxxxx
Not:Henüz kendisinden izin alınmadığı için telefon numarasını yayınlamadık.
------------

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: ŞEYHÜLİSLAMDAN DANIŞMAN;NURCU HOCADAN VERGİ DAİRESİ MÜDÜRÜ.
« Yanıtla #1 : Kasım 04, 2009, 11:20:44 ÖS »
Sayın Serdaroğlu,
 
ŞEYHÜLİSLAMDAN DANIŞMAN;NURCU HOCADAN VERGİ DAİRESİ MÜDÜRÜ. başlıklı yazı size mi aittir?
Eğer ki öyle ise bu harika yazınızı paylaşamak istiyoruz.
İzniniz olursa seviniriz.
Saygı ile...
Ahmet Dursun
 
İlgi için lütfen bakınız...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7879.0
---------------
Yanıt:

Yazı bana aıt.tabııkı paylasabılırsınız.memnun olurum.saygılar
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.
Rıfat Serdaroğlu

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
KOLTUĞA YAPIŞMAK/Rifat Serdaroğlu
« Yanıtla #2 : Kasım 05, 2009, 12:49:37 ÖS »
KOLTUĞA YAPIŞMAK
 
Siyasetçiler hakkında çeşitli değerlendirmeler yapılabilir. Ben genel olarak siyasetçileri iki kategori’ye ayırırım.
*Oturduğu koltuğa şeref veren siyasetçiler,
*Oturduğu koltuktan şeref alan siyasetçiler.
Eğer siyasette geldiğiniz yere kendi çabanızla, “tırnaklarınızla, kazıyarak” ulaştıysanız, daha güvenli siyaset yapabilirsiniz. Göreviniz gereği yapmanız gerekenleri doğru, dürüst ve hızlı olarak yerine getirebilirsiniz. Görev süreniz bitip, oturduğunuz koltuktan kalkınca “Şeref” te sizinle beraber gelir. Aradan yıllar geçse de itibarlı, onurlu ve saygı duyularak yaşarsınız.
 
Eğer siyasette geldiğiniz yere “paraşüt” ile yani torpille ulaştıysanız, hep emir almak, size söylenileni, doğruluğuna inanmasanız bile anında yerine getirmek zorunda kalırsınız. Sizi koltuğa oturtan, koltuktan kaldırdığında yani görevden aldığında, “Şeref” o koltukta kalır, siz kamuoyu’nun önünde komik ve acınacak bir durumda kalırsınız.
 
Liderler konusunda da şu şekilde düşünülür;
*Kendisinden bilgili, değerli, uzman kişilerle çalışma olgunluğunu gösterebilen liderler,
*Bu olgunluğu gösteremeyip, cahil ve küçük adamlarla çalışmayı tercih eden liderler.
 
Birinci bölümde, Atatürk’ü, İnönü’yü, Bayar’ı, Menderes’i, Demirel’i, Özal’ı, sayabiliriz.  Bu liderler öylesine değerli insanlarla çalışmışlardır ki, bu sayede ülke çok önemli kazanımlar elde etmiştir. Çok sayıda örnek vermek mümkün. Birini verelim. Rahmetli Menderes’in Dışişleri Bakanı, rahmetli Fatin Rüştü Zorlu idi. Yassıada’da yargılanıp, İmralı’da idam edilmesinden aylar sonra dahi, Birleşmiş Milletlerdeki koltuğuna devamlı olarak çiçek konulmuştu.
 
İkinci bölümde Sayın Erdoğan’ı örnek almak mümkündür. Geçenlerde şu sözleri tüm basının önüne söyledi. “ Gösterin o bakanları bana, hemen kapının önüne koyayım”
Bir tane Bakan çıkıp,”Sn. Başbakan, ben kapı önüne konacak paspas değilim, al atını, ver tımarımı” diyemedi. Sağlık Bakanını herkesin önünde haşlıyor, azarlıyor tık yok. CNN Türk muhabiri soruyor, “Efendim, Başbakan aşı olmayacağını söyledi ve sizi azarladı, istifa edeceğiniz söyleniyor, ne diyeceksiniz?” Cevap; “ Hiç öyle bir halim var mı?” Maalesef yok!
İnanın birkaç sene sonra bu tip Bakanları kimse hatırlamaz. Bu tip siyasetçiler, Liderlerinin hatalarını, yanlışlarını söyleyemezler. Bu durumdan, hem Liderler hem de ülke kaybeder, olan da millete olur.
 
Sayın Erdoğan tipindeki Genel Başkanlar, hem kendilerine itiraz edemeyecek, hem de kendi fikrini bile söylemekten aciz kişileri bakan yaparlar. Bakanlar tamamen göstermeliktir. Müsteşarlarını kendileri seçemez, Genel Başkan belirler. Amaç, Bakanı baypas ederek, işleri müsteşarla yürütmektir. “Beraber yürüttük(yürüdük olacaktı) biz bu yollarda” diye şarkı söyleyen Tayyip Bey bununla da yetinmedi. Bir de her bakanın yanına birer danışman verdi. Bakanlıklardaki belli bir tutarın üstündeki işler, ihaleler bu danışmanlar tarafından takip edilir ve Tayyip Bey’e iletilir. Ondan gelecek talimata göre hareket edilir.
 
Tüm bu çirkinliklerin ortaya döküleceği günler çok yakın. Herkes çok ama çok şaşıracak.
 
Ankara’da ki son dedikodu;” Nefesleri Kuvvetli Üfürükçü Hocalar” ve “Garantili Muskacılar” adlı sivil toplum örgütleri Başimam’ı tehdit etmişler ve “ nereden çıktı bu aşı işi, durdur bunu” demişler. Bunun üzerine Tayyip Bey “ Ben aşı olmayacağım” demiştir. Yarın eski solcu, yeni huhucu Bakan Ertuğrul Günaydın basın toplantısı yapıp, aşı olmayacağını ve domuz gribinden korunmak için “ MUSKA” yazdırılmasının veya “ HOCALARA ÜFÜRTTÜRÜLMESİNİN”  aşı’ya göre daha kuvvetli olacağını söyleyecektir. Ayrıca bu sayede “MUSKA” ve “ÜFÜRTTÜRME” Turizminin de çok artacağını, şimdiden İran, Suriye ve Arabistan’dan ön rezervasyonların başladığı müjdesini vermesi beklenmektedir. AKP’ ye geçirildiği günden bu yana sol elini hiç kullanmayan Sayın Bakana, basın toplantısında, Sosyal Demokrat Partide Genel Sekreterlik yapmış hızlı sosyalist Haluk Özdalga, fonda dalga sesi çıkararak eşlik edecektir.
 
Zenginlik çok şeye sahip olmak değil, az şeye ihtiyaç duymaktır. Millet olarak elbette zenginleşeceğiz, bunun için de çok çalışacağız. Fakat rejimimiz açısından fazla şeye ihtiyacımız yok. Son yüz yılın “DEVLET ADAMI” seçilen ATATÜRK’ÜMÜZ, Demokratik, Lâik, Sosyal Hukuk Devletimiz ve Cumhuriyetimiz bize yeter. Bu emanetleri canımız pahasına koruyacağız.
 
Sağlık ve başarı dileklerimle, 05.Kasım.2009
Rifat Serdaroğlu
Eski Sağlık ve Devlet Bakanı

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Rifat Serdaroğlu kimdir?
« Yanıtla #3 : Kasım 05, 2009, 12:53:44 ÖS »

İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Maliye Bölümünü bitirdi. Bergama Belediye Başkanlığı, 19.,20., ve 21. Dönem İzmir milletvekiliği ile Sağlık ve Devlet Bakanlıkları yaptı. Evli ve 2 çocuk babasıdır.Babası Kemal Serdaroğlu da bir dönem bergama belediye başkanlığı ve aynı zamanda milletvekilliği yapmıştır.Devrim arabalarının yapımında rol oynamıştır.
------------------
Sağlık ve Devlet Eski Bakanı Rifat Serdaroğlu'ndan bir mektup aldım. Aktarıyorum:
"17 Nisan 2009 tarihli Köy Enstitüleri başlıklı yazınızı okudum. Size, Kronolojik sıra ile bazı tarihi bilgiler vermek istiyorum. Böylece Köy Enstitüleri'ni kimin kapattığı, kimin kapatmaktan beter ettiğini görmüş olacağız:

Köy Enstitüleri Kronolojisi
1936 yılında Saffet Arıkan'ın Milli Eğitim Bakanlığı görevi sırasında, köy halkına pratik bilgi vermek amacı ile Köy Eğitmeni Projesi'ne başlanır. Bu, Köy Enstitüleri'nin temelidir.

17 Nisan 1940'ta Köy Enstitüleri Kanunu kabul edilir. (TBMM'deki oylamalarla ilgili yazdıklarınıza aynen katılıyorum.)

1943 yılında yapılan 2. Milli Eğitim Şûrası'nda Köy Enstitüleri aleyhinde yaygın bir kulis faaliyeti yapılmış ve Köy Enstitüleri bir "İptidailiye dönüş" olarak kabul edilmiştir. (Bkz. Şûra kayıtları.)

1946 yılında Bakan Hasan Áli Yücel ve Köy Enstitüleri'nin mimarı Tonguç görevlerinden alınmışlardır. Milli Eğitim Bakanlığı'na Reşat Şemsettin Sirer getirilmiştir.

1947 yılında çıkarılan 5117 ve 5129 sayılı kanunlar ile öğretmene toprak verilmesi güçleştirilmiş, dağıtılmış kitaplar, aletler, hayvanlar ve malzemenin geri alınmasına karar verilmiştir. Öğretmen, yeni Türk köyünün yapıcısı değil, sadece okuma yazmayı öğreten tutucu bir bürokrat haline getirilmiştir.

1947 ve 1948 yıllarında çıkarılan 5012 ve 5210 sayılı kanunlar ile köylü, okul yapma yükümlülüğünden çıkarılmıştır.

1947-48 ders yılında, Köy Enstitüleri'nin beyin kadrosunu üreten Yüksek Köy Enstitüleri kapatılmıştır. (Bu kurum 1942-43 öğretim yılında açılmıştı.)

29.04.1947'de çıkarılan yönetmelikle öğrencilerin okul yönetimine etkin olarak katılmaları engellenmiştir.

09.05.1947 tarihli genelge ile, Kız ve Erkek Öğrenciler Birbirlerinden Ayrılmıştır.

20.05.1947 tarihli genelge ile, dünya klasiklerinden yapılmış çeviriler toplattırılmış ve yakılmıştır.

1948'de öğretim programı değiştirilmiş, iş eğitimi ilkeleri kaldırılarak, enstitüler klasik okullara dönüştürülmüştür."

CHP mi, DP mi?
"Bütün bunlar yapılırken iktidarda tek başına CHP vardı. 1954 yılında gerçek işlevinden uzaklaştırılmış olan Köy Enstitüleri DP iktidarı tarafından öğretmen okullarına dönüştürülerek kapatılmıştır.

Sayın İnce, şimdi size soruyorum; Köy Enstitüleri'ni, bütün bu yukarıda saydığım değişiklikleri yapan CHP mi kapatmıştır, yoksa DP mi kapatmıştır?

Ayrıca 1946'da Truman Doktrini ile Türkiye'ye askeri ve ekonomik yardımın Batı Bloku'nun Kurallarına Uyulması şartı ile gelmesi ile Hasan Áli Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı'ndan alınmasını (1946) da bu yukarıda belirttiğim bilgiler dahilinde değerlendirmek gerekir.

Sayın İnce, size bu sunduklarımı doğrulattıktan sonra kamuoyunu doğru bilgilendireceğinize inancım tamdır. Sağlık ve başarı dileklerimle saygılar sunarım."

Tarih: 13 Mayıs 2009
Kaynak: Hürriyet
Yazan: Özdemir İnce
****************
Simdi de sizlere Sayın Nadir Eyinnen tarafindan kaleme alınmış olan cok guzel bir " durum tesbit " yazısından  bölüm alıntısını sunuyorum ;
"Ateşi ve İhaneti Gördük"
Nadir Eyinnen
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7319.msg13388#msg13388
**********
Uğur Mumcu anlatıyor.Halk din sömürüsünü affetmiyor.Tekraren...
KÖY ENSTİTÜLERİ`nin kurucusu Tonguç Baba..
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7002.0
--------------
Uğur Mumcu'nun konuşması
Uğur Mumcu'nun Siyaset,Ticaret,Din üzerine konuşması. Bu konuşmayı izlerken bu günleri düşününüz.Bakalım beyninizde neler canlanacak?

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
SAYIN SAVCIM,
 
Biliyorum imzasız ihbar mektuplarına da itibar ediyorsunuz ama ben adımı, adresimi yazımın altına yazacağım. Bence böylesi daha ahlâklı, daha doğru olur. Hem suçladığım kişiler beni tanır, hem sizler, Adaletin mümtaz temsilcileri tanır, hem de kamuoyu daha iyi tanımış olur.
 
Sayın Savcım;
Birinci şikâyetçi olduğum kişi Fethullah Gülen’dir. Kendisi ABD Utah’ta yüzlerce dönüm bir çiftlikte, onlarca bakıcısı ile yaşamaktadır. Hem de yıllardır yaşamaktadır. Dünyanın çeşitli ülkelerinde okulları vardır. Türkiye’de, gizli medya patronudur. Samanyolu TV, Zaman Gazetesi, Sızıntı Dergisi ve Aksiyon Dergilerinin gerçek sahibidir. Örgütünde kendisinden başka ikinci adam bilinmemektedir. Gazete ve Dergilerin büyük kısmı bedava olarak dağıtılmaktadır. Kendisi Bağ-Kur emeklisidir. Emekli maaşı ile bu işlerin yapılması mümkün olmadığına göre bu servet nereden gelmektedir? Bu soruları Hocaefendi’nin gazete ve tv deki adamlarına sordum. Cevap veremiyorlar. Onlar, kendilerini sorgulamak ve Demokrat olmanın olmazsa olmaz şartı “Şeffaflık” yerine, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne vurmakla, çamur atmakla meşguller. Benim düşüncem, bu kadar gizlilik ve basındaki yazılanlara göre 25 milyar Dolara ulaşan bir servet ancak gizli bir örgütü finanse etmekte ve yönetmekte kullanılabilir. Bu örgütün, “Mehmetçik Vakfı” veya “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği” olmadığı açıktır. Sayın Savcım, bu sebeplerle ihbar ediyorum, Sayın Hocaefendi gizli bir örgütün hem 1 numarası, hem de kasası olabilir mi?
 
Sayın Savcım;
İkinci Şikâyetçi olduğum kişi Remzi Gür’dür. Geçenlerde Sayın Başbakan ile Sayın Remzi Gür’ün telefon görüşmeleri basına yansıdı. Sayın Başbakanı çok eskiden beri tanıyan biri olarak, gönül huzuru ile söylüyorum ki Sn. Başbakan ABD’de yaşayan kızına 25 Bin Dolar para gönder derken, Remzi Gür’ü denemek istedi. Tuzağa düşen Remzi Gür, Başbakanımızın kızına zorla 25 bin Dolar göndermiştir.
Sayın Savcım, bu sebeple ihbar ediyorum. Sn. Remzi Gür, Sn. Başbakanımızın kızına zorla RÜŞVET vermiştir. Gereğinin yapılmasını arz ederim.
 
Sayın Savcım;
Üçüncü Şikâyetçi olduğum kişi Sn. Deniz Baykal’dır. Kendisi CHP’nin Genel Başkanıdır. Başka işi yokmuş gibi devamlı olarak, Atatürk’ü, Lâik Cumhuriyeti, Vatanın bölünmezliğini savunur. Benim şikâyet konum bu değildir. Ben Sn. Baykal’ın DENİZ FENERİ ile ilgilenmesine, gündemde tutmasına ve Almanya Yargısının, “Yüzyılın Yolsuzluğu” dediği bu olayı Türkiye’nin önüne getirmesine kızıyorum. Bu günkü gazeteler bile yazıyor. Deniz Feneri davası “DEVLET SIRRI” oldu diye. Hepimiz anladık bir tek Sn. Baykal anlamadı. Hâlbuki her şey milletin gözü önünde oluyor. Daha geçen hafta, Deniz Fenerinin depoları, dava açıldıktan sonra 12 ay gibi kısacık bir sürede arandı. Tüm paparazzi muhabirleri bile çağırıldı ve kendilerine kuru ve ıslak pasta ikram edildi.
Sayın Savcım, bu sebeple ihbar ediyorum. Sn. Baykal bu işin üstüne giderek, cemaatin tüccarlarının, Deniz Feneri Derneğine mal satmalarını engellemiştir. Gereğini arz ederim.
 
Sayın Savcım;
Son ve en büyük şikâyetçi olduğum kişi, Sayın Süleyman DEMİREL’DİR. Bildiğiniz gibi kendisi 9.Cumhurbaşkanımızdır. Dünya’da yaşayan en tecrübeli liderdir. Allah uzun ömür versin. Bu temennim şikâyetçi olmamı engellemez.
Sayın Demirel, Sayın Cindoruk’a talimat vererek, Merkezde bütünleşmenin gerçekleşmesi sağlamıştır. Bu Siyasi hareketin büyük çapta bir deprem etkisi yaratacağını, yandaş medyanın kızgınlığından anlıyoruz. Bu siyasi hareket Demokrat Parti’yi çok öne geçirecek ve Aklı Karışıklar Partisini alaşağı edecek ve hesap verme dönemi başlayacaktır.
Sayın Savcım, bu sebeple ihbar ediyorum. Sayın Demirel bu hareketi başlatmakla AKP’yi düşürme ve Yüce Divan sürecini başlatmıştır. Gereğini arz ederim.
 
Sağlık ve başarı dileklerimle.06. Kasım. 2009
 
Rifat Serdaroğlu
Eski Sağlık ve Devlet Bakanı
rifatserdaroglu@superonline.com
0532 xxxxxx(Telefonum uzun zamandır zaten dinlenmektedir)
Not: Ev adresim İzmir Emniyet Müdürlüğünde bulunmaktadır.
----------
Sayın Serdaroğlu'na paylaşım izni verdiği için teşekkür ediyoruz.
TOGEÇ yönetimi
Not:Telefon numarasını biz yayınlamıyoruz.
Ahmet Dursun

Çevrimdışı *POYRAZ

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 736
  • Puan: +37/-0
  • Cinsiyet: Bayan
SAYIN SAVCIM,
 
Biliyorum imzasız ihbar mektuplarına da itibar ediyorsunuz ama ben adımı, adresimi yazımın altına yazacağım. Bence böylesi daha ahlâklı, daha doğru olur. Hem suçladığım kişiler beni tanır, hem sizler, Adaletin mümtaz temsilcileri tanır, hem de kamuoyu daha iyi tanımış olur.
----------

 :-*  :-*  :-*
Anladik ki,
bir adin boz atli Hizir
Bir adin Mustafa Kemal
Gayri alnimiza,
daga tasa yazilir

Ya Ölum Ya Istiklal.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Köy Enstitüleri'ni kimin kapattığı, kimin kapatmaktan beter ettiğini...
« Yanıtla #6 : Kasım 06, 2009, 10:21:56 ÖS »
ANADOLU'NUN DİNAMİĞİ ÜLKENİN KALKINMASINA NASIL KATILACAK...?

KÖYE RAĞMEN KÖY İÇİN, MİLLETE RAĞMEN MİLLET İÇİN NASIL  OLUR...?

17 NİSAN KÖY ENSTİTÜLERİ...!


Değerli Dostlar


1940'lı yılların başındayız...  Alman orduları; Volga kıyılarında Stalingrad'ta, Bulgaristan'da, Yunanistan'da Türkiye sınırlarında, Meriç kıyılarında.

Türkiye; yurdun savunması ve bir Alman işgali yaşamamak için 20 yaş kesimi (1317 - 1336  /  1901 - 1920 doğumluları ) insanını silâh altına almış.

Kahraman ordu, Trakya'da insan boyu kar, diz boyu çamurda yüzbinlerin üzerinde Mehmetçiği ile çadırlı ordugâhta...  Ordugâhın savaş hazırlıkları ve yer değişimleri Mehmetçik yayan, malzeme ve mühimmat öküz arabaları, talikalar ve katırlar ile büyük zorluklar içinde yapılıyor.

Milli Mücadele'nin yaralarını saramamış yeni devlet, İkinci Dünya Savaşı'na girmeden savaşa girmiş kadar zor koşullar içinde.

Ekmek, aş yok...  Hayvana sap yok, saman yok... Kışın soğuğundan, yazın sıcağından barınacak yer yok...! Cephane var mı, yok mu bilmem ama asker süngü hücumu ile saldırı ve savunma ağırlıklı talim ve terbiye görüyor...!

Haydarpaşa Asker Hastanesi ( şimdiki GATA ) tüm katları, koğuşları ve koridorları; iki katlı ranza, iki katlı kereste raflarda ot yataklarda; soğukların, yoklukların hastalıkları içinde ( tifus, ciğer, uyuz, sıtma, zafiyet vb) şifa bekleyen Mehmetçiklerle koyun koyuna dop dolu. Yeni gelen hastalara boş yatak yok.

İlâç yok. Yerli aspirin taklitleri. Kaputbezinden sargılar. Şifayap olan da yok. Eli ayağı tutan memleketine 6 aylık hava değişimi ile gönderiliyor.
--------------------------------------------------------------------------------
İşte bu yokluk ve yoksulluk içinde devlet, bu yokluk ve yoksulluğu kırmak için köye okul götürmek, köylüyü okutmak istiyor. Cumhuriyetle birlikte ülkenin gelişip zenginleşmesinin, kalkınmasının başlangıç noktasının köy olacağı kafalara DANK etmiş durumda.

17 Nisan 1940, Köy Okullarına öğretmen ve eğitmen yetiştirme, yöre kalkınmasında etkin bir görev üstlenmek üzere Türkiye koşullarına özgü eğitim kurumları yasası TBMM'de kabul ediliyor.

Zeki Kentel'in babası Trakya'da bu çadırlı orduğâhta iki yıl geçirdi ve çevresinin diz boyu çamur ve insan boyu karla kaplı o çadırda genç yaşta ömrünü tamamladı. Şehirde yaşama şansımız kalmamıştı. İlkokul diplomamı babama göstermek kısmet olmadı. Annem ile köye, eğitmen olan dayımızın yanına döndük...  Dayının çocuklarıyla birlikte kendine zor yeten çorbasına şehirden iki kaşık daha katılmıştı.

Babasız yetim kalışının ardından okumak için çırpınan, ailenin de okutmak için çırpındığı, tek suçu şehir ilkokulu mezunu olduğu için Zeki Kentel, "KEPİRTEPE KÖY ENSTİTÜSÜ'nün kapısından geri döndürüldü...

Belki tüm hayatı boyunca KEPİRTEPE özlemini, ülke kalkınmasının, köy kalkınmasının rüyalarını süsleyen coşkularının sıcaklığını ve bilincini hiç kaybetmeden yaşayan ve yaşatan, ileri yaşında ülke sorunlarına aykırı ve sıradışı yaklaşım içinde bir Zeki Kentel, KÖY ENSTİTÜLERİ gerçeğine aykırı ve sıradışı bir yaklaşım ile karşınızda:
------------------------------------------------------------------------------------

Cumhuriyet Türkiyesi'nin ülke gerçeğine, kendi öz kaynaklarına dayalı olarak kurduğu bir eğitim sisteminin adıdır KÖY ENSTİTÜLERİ. Yabana muhtaç olmadan kendini yeniden üreten, kendini, kendi kendine üretken bilgi ve beceriyle donatan bir eğitim kurumunun adıdır KÖY ENSTİTÜLERİ.

O günlerin KEPİRTEPE KÖY ENSTİTÜSÜ'nün basit yün-aba giysileri içinde köy çocukları, Ankara HASANOĞLAN KÖY ENSTİTÜSÜ'nün temelinde, kerpicinde, duvarında, çatısında emeği olan köy çocukları, ülkenin imarına ellerinin nasırlarını bıraktıkları, yeni nasırlar kazandıkları, ülkede büyük bir hızın, büyük bir değişimin kıvılcımları olmuşlardır.

Her yıl 17 Nisanlarda panelde, söyleşide, köşe yazısında,ekranda KÖY ENSTİTÜLERİ üzerine konuşulanları dikkatle izlerim ama sadece izlerim. Bu izlediklerimden kendi dağarcığıma hemen hemen hiç bir şey girmez. Onlar bir kulağımdan girip diğerinden çıkan nostaljilerini, özlemlerini, masallarını anlatırlar.

Bunları izlerken gözlerimin önünde hangi anıların, hangi acı gerçeklerin ve hangi özlemlerin dolaştığını sizlere ifade edecek bir gücüm yoktur. Yaşamını, geçimini, çocuklarının yetişmesini sanat okulunun verebildiği üretken bilgi ve elbecerisi ile sağlamış bir kişiden edebi benzetmeler elbette kimse beklemeyecektir.

30-40 senedir bu konuda KÖY ENSTİTÜLERİ hakkında sadece özlemleri dile getirenleri yadırgadığımı da, belki  yazımın en sonunda söylenmesi uygun olacak bir sözü yeri geldiğinde yazımın başında da söylemekten çekinmeyeceğimi ve aykırı olacağımı belirtmeliyim.

EVET, 1936'larda askerliğini onbaşı veya çavuş olarak yapan köy çocukları 6 ay süreli tarımsal uygulamalı kurslarda yetiştirilerek köylerinde eğitmen oldular.

Bu deneyimlerin ardından, uygulamaların olumlu sonuçlar vermesi üzerine ülke eğitimine daha köklü çözüm getirmek amacıyla 17 Nisan 1940, Köy Okullarına öğretmen ve eğitmen yetiştirme, yöre kalkınmasında etkin bir görev üstlenmek üzere Türkiye koşullarına özgü eğitim kurumları yasası TBMM'de kabul edilmiştir.

Köye okul girişimi 1937 ve 1939 yıllarında Saffet Arıkan'ın ve Hasan Ali Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı ve İsmail Hakkı Tonguç'un ilköğretim Müdürlüğü dönemlerinde etkin olarak ülke gündeminde kendine lâyık olduğu yeri almıştır.

KÖY ENSTİTÜLERİ'ne 5 yıllık köy ilkokulunu bitirenlerle, köyün kendi, sadece okuma yazma bilen insanından 6 ayda eğitmen olarak yetiştirilenlerin okuttukları 3 yıllık köyokullarından çıkan 2 yıllık hazırlık sınıfı okuyan sadece ve sadece köy çocukları alınıyordu.

Sayıları 20'ye ulaşan KÖY ENSTİTÜLERİ'nde genel bilgi ve kültür derslerinin yanı sıra tarımsal ve teknik üretken bilgi ve beceriler kazandırmaya yönelik uygulamalı dersler ağırlıklı idiler. Böylece ENSTİTÜLERİ'N kendi alt yapı sorunları da devlete yük olmadan kendi üretkenliği içinde çözülmüs oluyordu.

Evet, idealler güzeldi. Fakat bu güzel ideallerın yanında sosyal güvenlik başta olmak üzere birçok eksiklikler vardı. Bu çocuklar kendilerini vatan ve millet için bir kurbanlık görmenin ezikliği içinde idiler. Yasada, zorunlu yirmi yıllık göreve karşılık olarak, değişmez yirmi lira aylık ile hiç bir zaman uygulamaya konulamayan, ekip biçebileceği kadar arazi, hayvan ve araç - gereç verileceği yazılı idi.

Cumhuriyetin üzerine kurulduğu mantık içinde, içinden çıktıkları köyün geleneğinden, örflerinden koparılmışlardı. Sanki köydeki kalkınma köylüsüz olacaktı. Sanki köye rağmen köy için mantığı ile yetiştirilmişlerdi. Köyde bir şeyleri kırmak istiyorlardı.

Kendilerine öğretilenlere göre belki haklıydılar ama alacakları yoktu. Kendi öz köyünde kendi öz köylüleri ile, kendi insanları ile çatışmalar yaşadılar. Köy ile, Anadolu ile bütünleşmeleri zayıf kalmıştı. Ayni dili konuşamıyorlardı.

Aslolan köyünden kopmadan köylü ile birlikte olmanın sırrı öğretilememişti. Köylünün, kendi çocuklarına sahip çıkması için gerekli ortamın sırrı, davranış biçimi henüz keşfedilmemiş ve öğretilmemişti. Millete mal edilemediler. Kendilerini içinden çıktıkları köye kabul ettirebilmelerinde karşılarına büyük zorluklar çıktı.

Bunun için de daha yeşermeden, çevresini yeşertmeden Anadolu'nun dinamiğini ülkenin kalkınmasına katacak Anadolu kırsalının gençliğine karşı acımasız saldırılar yapıldı. Bu acımasız saldırılara karşı hiç kimsenin ama hiç kimsenin gıkı çıkmadı. Evet bir yanlışlık ve bir eksiklik vardı ama kimse buna kafa yormadı, kimse bu soruya yanıt vermek için kendisini üzmedi....

Anılan süreçte, ülkede sürüp giden komünist suçlamasından bu okullar en ağır şekilde nasiplerini aldılar. Kenan Öner-Hasan Ali Yücel davası bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Türk Milli Eğitimine büyük destek veren ve bu okulların kuruluşuna büyük katkısı olan İsmet Paşa bile Hasan Ali Yücel'i ve kendi eseri olan okulları savunmadı. Hasan Ali Yücel bu okullar yüzünden komünizmden suçlu bulundu ve ceza yedi.

Bulunduğum okula, amacı ülkeye kaliteli ve kalifiye işçi yetiştirmek olan bir okula, mezunu olmakla kıvanç duyduğum bir okula, bir spor karşılaşması için beyaz yün ceket-pantolon içinde gelen kız-erkek Anadolu pırlantaları karşılaşma süresince, onlar kadar çulu olmayan sınıf arkadaşlarım tarafından Moskof ...., vb. hakaretlere maruz kaldılar. Köylülük bilinci ile karşı çıkışıma bir meydan dayağım eksik kalmıştı.

Bugün kuruluş yıldönümlerinde ağıtlar yakan gazetelerin köşelerinin ve manşetlerinin 1950 öncesinde ve sonrasında Kenan Öner'den geri kalan yanları yoktu. Demokrat Parti'den mebus olmak isteyen, hızlı Atatürkçü (açık olarak yazıyorum, Nadir Nadi - Cumhuriyet, SESSIZ KALARAK) ve başkaları bu saf Anadolu çocuklarına ve okullarına en ağır suçlamaları yaptılar.

Bu pırlantalar, askerlik görevini yapmak üzere geldikleri yedek subay okullarında komünist ön yargısı ile "Gözün üstünde kaşın var" kabilinden suçlamalarla kıtalara onbaşı - çavuş olarak çıkarıldılar. Ne yani ayak takımı başımıza bir de subay mı, amir mi olacaktı...!

1946'lı yıllarda İsmet Paşa'nın ülkeye bela ettiği demokrasi! ilkönce bu okulların başını yedi. Öyle ki, KÖY ENSTİTÜLERİ'ne karşı yapılan acımasız saldırılarda okulların kurucusu olan CHP hükümetleri bu okulların yıkımlarının öncüsü oldular.

Köy Enstitüleri kapatılırken bu kurumlarla bütünleşmiş olan bir avuç insanın ve Anadolu çocuğunun içine düştükleri acılarından hiç kimsenin ama hiç kimsenin haberi olmadı.

Şimdi bana kızacaklar olabilir. Ama işte gerçek bu. Ben KÖY ENSTİTÜLERİ üzerine en az 40 yıldır doğru veya yanlış konuşan, arada sırada da bir şeyler yazan kişi olarak, maalesef gerçek bu.

Bana, İsmet İnönü başta olmak üzere, Halide Edip Adıvar, Nadir Nadi, Fethi Okyar, Makbule Atadan, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Şemsettin Günaltay, Celal Bayar ve başka birçok Milli Mücadele adamının (Gazi Mustafa Kemal'in devrimlerinin en yakın arkadaşlarının) aynı çelişkiyi yaşamadıklarını kim söyleyebilir? Geride başka adam mı kaldı ki....?

BUNLARIN HANGİSİ KÖY ENSTİTÜLERİNİ SAVUNDU...?  HİÇ KİMSE SAVUNMADI...!

BUGÜNKÜ KÖY ENSTİTÜLERİ SAVUNUCULARININ HEPSİ, O GÜNLERİ YAŞAMAYANLARIN HEPSİ SADECE BİR NOSTALJİYİ, BİR HAYALİ, BİR ÖZLEMİ, BİR HİKAYEYİ SAVUNUYORLAR......

EVET....  KÖY ENSTİTÜLERİ, Türkiye'nin çağdaşlığı yakalaması için gerekli Samurayları yetiştirecek  kurumlar olmamaları için bir neden yoktu... Ama bildiğiniz gibi Japon mucizesi, kaynağını kendi dinamiklerinden, kendi geleneğinden, örfünden alıyordu.

KÖY ENSTİTÜLERİ, KÖYLÜ VEYA ANADOLU HALKI İSTEDİ DİYE KURULMAMIŞTI. KAPATILMALARI DA YİNE KÖYLÜ VEYA ANADOLU ALKI İSTEDİ DİYE KAPATILMADI.

BURADA ANADOLU GERÇEĞİNDEN  SOYUT BAZILARI AĞALARDAN, KIRSALIN AĞALARINDAN SÖZ EDERLER. BURADA SÖZÜ EDİLECEK AĞA KIRSALIN KENDİSİNDEN HESAP SORACAĞI KORKUSUNU YAŞAYAN EGEMEN OLİGARŞİNİN AĞASIDIR.

KİMLER KURDU İSE KAPILARINA KİLİT VURULMASI DA ONLAR ELİYLE OLDU.....!  KÖY ENSTİTÜLERİNİN BAŞARISIZLIKLARI KÖYE RAĞMEN KÖY İÇİN YANLIŞLIĞINDAN KAYNAKLANMAKTADIR.

BİZ SEKSEN YILDIR BİR ÇUVALDIZ BOYU YOL ALAMADIYSAK,  BUNUN EN BAŞTA GELEN NEDENİ  MİLLETTEN SOYUT, ONUN DİNAMİĞİNDEN HABERSİZ KENDİ İÇİMİZDEN ÇIKARDIĞIMIZ, ÖZÜMÜZE YABANCI YETİŞTİRDİĞİMİZ EGEMEN OLİGARŞİDİR.

Demokratlığı kimseye bırakmayanlar, KÖY ENSTİTÜLERİ'ne ağıt yakanlar durumu bir kere de Anadolu insanının bakış açısından yeniden değerlemelidir.

KÖY ENSTİTÜLERİ'nin bunu gerçekleştirememelerinin nedeni, Anadolu'yu çağa dönüştürme yolunda, kurucuların hareket noktalarının maddi gerçekleri doğru olmakla birlikte, Anadolu'nun sahip olduğu dinamikten, bu dinamiğin çıktığı kültür, örf ve gelenekten soyut olmalarından kaynaklanmaktadır. Hasan Ali Yücel'de CHP iktidardan düştükten sonra yayınladığı yazılarda bu somut gerçeğe uzak olduklarını vurgulamıştı.

Anadolu'dan soyut bir radikal hareketin, zayıf da olsa varolan demokratik koşullarda başarılı olması mümkün değildir.

Bugün dünyada komünizm öcüsü kalmadı ama yeni başka öcüler üretildi. Bugün de vatana büyük katkısı olacak Anadolu dinamiği ve gençler (aynı kırsalın çocukları) benzer dışlanma ile karşı karşıya bulunuyor.

Sonuç olarak bilmemiz gereken, eğer tarihten ibret alacaksak, KÖY ENSTİTÜLERİ komünist yuvasıdır diyenler kimlerdi...?

O saf Anadolu çocuklarını Yd. Sb. okullarından gözünün üstünde kaşın vardır denilerek kıtalara er veya onbaşı olarak çıkaranlar kimlerdi...?


Hasan Ali Yücel`i bu okullar nedeniyle komünizmden mahkum olmasına seyirci kalanlar kimlerdi?

İnönü`nün Yargıtay Başkanı Halil Özyörük DP'den Mebus olmak için Menderes`in yanında idi ve Adalet Bakanı oldu.

Atatürkçülüğü kimseye bırakmayan CUMHURİYET'in Nadir Nadi'si Menderes`in koltuğunun altında MEBUS oldu.

Köy Enstitüleri kapatılırken tek bir kişi evet tek bir kişi karşı çıkmadı. Bugün Köy Enstitüleri gerceğini çok az da olsa kıyısından, köşesinden özlemle AAHHH..AAAHHH....! edebiyatını yapanlar işte o suçluların torunlarıdır.

O gün bu okulları suçlayanların çocukları, dedelerinin görevlerine devam ediyorlar. Yine bir başka okulda ama Anadolu`nun kendi kurduğu okullara giden çocuklara hiç bir yol göstermeksizin ve yardım etmeksizin "Sen okumayacaksın! senin okumaya hakkın yok! Sen cahil kalacaksın! dayatmasını yapıyorlar."

Çünkü onlar köylü, onlar şopar, onlar zenci...!!!

ONLAR AŞAĞILIK KASTIN VE ORADA KALMASI GEREKEN ÇOCUKLARI....!

Üstelik Anadolu'dan köyden çıkıp da, kendi özümüze yabanci bir eğitimle yetiştikten sonra Ankara'da sistemle bütünleşince kendi köylüsüne aynı zenci muamelesini yine onlar yapıyor...! Sistem kendi özünü, kendi kökünü yadsıdığı sürece biz bu kör döğüşüne devam edeceğiz.

Dün ülkede egemen oligarşinin iç düşman olarak gördüğü komünist yuvaları KÖY ENSTİTÜLERİ  ile komünizm temizlendi. Nazım, Said-i Nursi, vb. içdüşmanlar zindanda çürütüldüler. ,

Bugün yeni içdüşmanlaımız yetişti. Aynı egemen kadro İmam Hatipler ve başörtüsü ile kafayı öyle bulmuş ki, ülkenin kalkınması yolunda, Anadolu kırsalının dinamiğinin ülkenin kalkınmasına katma yolunda gündeminde tek bir önerisi yok...

Biz sürekli düşman üretiriz. Dış düşmanımız kalmayınca içeride komünistler ve şeriatçılar sıra ile baş düşmanımız oldular. Dün şeriatçıların desteği ile komünistleri temizledik.

Bugün de eski tüfeklerin desteği ile şeriatçıları temizleme savaşı veriyoruz. Ülkenin kalkınmasına sıra ne zaman gelecek....?  Ülkenin kalkınmasının projelerini bilen var mııııı...?

Bu yanıtsız soruların karşısında Zeki Kentel de aykırı düşünmeye, eğer fırsat verilirse aykırı söylemeye ve aykırı yazmaya devam edeceğe benziyor......!  Bilmem anlatabiliyor muyum.....?

KÖY ENSTİTÜLERİ, Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük ve en parlak başarılarından biridir.  Ne yazık ki, aynı zamanda da en büyük bozgunlarından biri olmuştur.

Milleti adam yerine koymayan bu kafa, bu egemen oligarşi, devam ettiği sürece bu bozgunlar devam edecektir.

SAYGILARIMLA  ZEKİ  KENTEL

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Sayın Kentel ağabey,
Yazını pür dikkatle okudum.
İnan ki fikirlerimiz birbirine çok zıt gibi görünüyor olsa dahi yaklaşık aynı konuda aynı düşünceleri paylaşada biliyoruz derdim.

Aslında diyorum da ancak,
Bazı satırlardaki özel vurguların işin tadını kaçırıyor.

Yazını okuyan bazen çok doğru,bazen de saçmalıyor diyecek durumlara geliyor.

Ha!...
Yüze olarak söylersem % 97 doğru söylemişsin.
Kalan % 3'lük kısmını da senin anlayışına bırakmalaıyım.

Zira ne demek istediğimi yine en iyi yazının sahibi,düşüncelerin sahibi olarak sen anlayacaksın.

Her ne kadar siyasi görüşlerimizde çatışıyor olarak görünsek dahi,bana göre sadece kulağımızı biraz farklı metodlarla gösteriyormuşuz gibi geldi.

Tek bir şey soracağım.
Böylece o, % 3'lük bölümü daha netleştirmiş olayım istedim.


Özellikle mor renkle tespit ettiğim kısımda belirttiğin "Anadolu'nun sahip olduğu dinamikten, bu dinamiğin çıktığı kültür, örf ve gelenekten soyut olmalarından kaynaklanmaktadır." sözüne sadık isen söylermisin,şimdilerde savunduğun insanlar için de aynı şeyleri söylemenin doğru bir tespit olduğunu da artık itiraf edermisin acaba?

İşte o vakit bana göre doğruda birleşmiş olacağız.
Zira doğru(-bazılarına göre kişisel,göreceli olsa dahi)bana göre tektir.

Haydi artık bir kez olsun şu doğruda birleşsek nasıl olur?

Saygı ile...
Ahmet Dursun
--------------
CHP'DE UC YUKSELIS NOKTASI VE KOPUS SURECI
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7913.0