Gönderen Konu: Epilepsili Tayyip aşı olamaz.  (Okunma sayısı 1499 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Epilepsili Tayyip aşı olamaz.
« : Kasım 04, 2009, 09:39:36 ÖS »
İnsanlık aleminin en büyük buluşu olarak değerlendirilen genetik şifrenin çözümü ve kopyalama alanında meydana gelen gelişmelerin, Kur'an-ı Kerim'in verilerine göre değerlendirilmesini bir çok kitapta bulmanız mümkündür.

Bakalım bazı açıklamalara:

"Arı" anlamına gelen "Nahl" Suresi tam 16. suredir.
Arının kromozom sayısı da 16'dır. (Nahl Suresi, 68-69)

"Alak insanın yaratılış safhalarından olan aşılanmış yumurtayı ifade eder.Bu sureye "ikra suresi" de denir.

Şimdi gelelim 1996 yılına;
1996 yılı genetik araştırmalarda çok önemli bir adımın atıldığı tarihtir.Çünkü ilk kopyalamanın gerçekleşmesi bu tarihte olmuştu.
5 temmuzda 1996 tarihinde ise hepimizin ismini duymuş olduğu dolly isimli koyun dünyaya gelmişti.

İşte okudunuz bazı açıklamaları....

Canlıların kopyalanabileceği Kuran'da yazıyor mu?
Ömer Çelakıl denen Çelinmiş akıllı bir zat uydurdukça uydurmuştu.

Neler demişti?
Bakınız,İzleyiniz...
http://www.uzmantv.com/canlilarin-kopyalanabilecegi-kuranda-yaziyor-mu

Yakında GDO'lu ürünlerin de Kur'an da yazdığının ispatına gidecekler.

Hatta  allahın yarattığı sisteme müdahale edeceklerini Kur'an ın söylediğini iddia ediyorlar.
Utanmadan,sıkılmadan....

Ancak o da nerede olduğunu bilmediği bir ayetten bahsediyor.
Peki tüm bunları bilen ayetler, GDO'lu ürünleri bilmiyor olabilir mi?

Aslında Risale-i Nur külliyatı ne diyor onu da bilmekte fayda var.
Lakin Nur külliyatı öylesine nurlarla (Işık) dolu ki her ne hikmet ise henüz o da GDO'ları görememeiş.

Sanıyorum ki bilim, tanrı bilimden ya da tanrıdan bir adım önde gidiyor.

Her neyse....
Moku çıkan işleri fazlaca kurcalamasakta, GDO'lu ürünleri müslüman nüfus yese ne olur?

Bence çok ta iyi olur.
Üç nesil sonra soyları otomatikman tükenir ne de güzel olur değil mi?

Peki Tayyip beyin grip aşısı olmuyorum demesinin arkasında yatan neden ne olabilir?

Prof.Dr.Küçük'ün teşhisi acaba doğrumudur?

Bakınız bir özet alıntılıyorum.
Epilepsi ilaçlarının yan etkileri.
Epilepsi ilaçları da diğer ilaçlar gibi karaciğerde işlenir kana karışır görevlerini yaptıktan sonra idrarla atılırlar. Bu süreç her ilaç için ayrı bir zaman dilimine ihtiyaç gösterdiğiniden epilepsy ilaçlarının kanda devamlı durmalarının sağlanması ancak söz konusu ilaç idrarla atımı sıfır noktasına düşmeden tekrar alınmasını gerektirir. Epilepsi ilaçlarının sürekli alınmasını gerektiren de bu durumdur. Sonuç olarak, devamlı alınmak durumunda olunan epilepsi ilaçları karaciğer ve böbreğe bir yük teşkil etmeye başlarlar.

Epilepsili kişinin başka ilaçlar da almak durumunda kaldığı durumlar da ayrıcalık gösterir.
Şöyle ki , kişinin epilepsisi dışında, örneğin; bir grip vs gibi durumda almak zorunda olduğu ilaçlar, epilepsi ilaçlarının karaciğerden atılma mekanizmaları üzerinden vücuttan atılıyorlarsa hem epilepsy ilacının kandaki düzeyinde değişiklik olacak hem de karaciğere olumsuz bir yük binecektir.
Ancak bu durumların hiç biri kontrol edilemiyecek durumlar değildir.
Epilepsili kişi de yakınları da bu konuda asla endişe duymamalıdırlar. Epilepsi ilaçları çok çeşitli testlerle gerek atılım hızları gerekse etki mekanizmaları ile çok iyi çalışılmış ilaçlardır.

Her yönü ile yan etkileri control edilebilir.
Kaldı ki, karaciğer ve böbrek fonksiyonları da gerektiğinde takip edilerek konuya her açıdan çözüm getirilebilir. Bu nedenlerle, epilepsi hekim takibinde tedavi edilmesi gereken bir durumdur.

Ethyl mercury vücutta birikmez,daha hızlı metabolize olup vücuttan atılır.
http://www.bebekkokusu.com/news/templates/default.aspx?a=937&template=print-article.htm

Şimdi skıkı durun.
Tayyip beyin aşı olmamasındaki asıl gerekçe işte şudur.

Aşılarda yer alan alimünyum, civa gibi ağır metallerin beyin üzerinde olumsuz etkileri vardır.
2002 yılında batılı ülkelerde bu maddelerin aşılardan çıkartılmasına karar verildi.

Ülkemize dışarıdan gönderilen aşıların içeriği halen belirsiz.
Üstelik Sağlık Bakanlığı yaptığı bir açıklamada, ağır metal içeren aşıların zararının olmadığını bildirdi.
Oysaki son 50 yıl içinde otizm, dikkat eksikliği, epilepsi,  immun sistem hastalıkları gibi durumlarda, aşı uygulamasının yaygınlaşmasıyla birlikte önemli artış olduğu gözleniyor.
http://www.genetikbilimi.com/gen/beynindengesi.htm

Peki Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek ne demişti?

Ertek; ''Aşı konusunda özellikle civa içermesiyle ilgili tartışmalar yapıldığı'' nın hatırlatılması üzerine, aşının, içindeki adjuvan ve civayla bir bütün olarak değerlendirildiğini söyledi.

Adjuvanın bir çok aşıda bulunduğunu, daha önce uygulanan aşıların da bu maddeyi içerdiğini belirten Ertek, ''Tiomersel dediğimiz bir maddede ki civa bileşiği içerisinde vardır. Bu da bir çok aşıda koruyucu madde olarak zaten bulunmaktadır. Bu hem FDA'nın, hem Dünya Sağlık Örgütünün önerdiği miktarlarda bulunabilir. Bu da 5 mikrogramdan 50 mikrograma kadar değişebiliyor. Şu anki aşılarda civa oranı hem FDA'nın, hem de DSÖ'nün önerdiği miktarlarda'' dedi.

Şimdi anladınız mı?
Tayyip bey neden aşı olmayacağını açıkladı.

O halde ben de diyorum ki,Epilepsisi olanlar lütfen bir doktora danışarak bu aşıyı yaptırsın.

Hükümet duyarsız olsa da biz şimdiden söyleyelim istedik.

Bazı kaynaklarda ise şöyle açıklamalar görebilirsiniz.

Kimi domuz gribi aşılarının içerdiği cıva, ‘etil merkür’dür, yani vücutta depolanmaz, bir hafta içinde vücuttan atılır. Eğer aileler, çocuklarını bu cıvadan korumak istiyorsa Boğaz’da tutulan hiçbir balığı yedirmemeli. Çünkü o balıklarda da aynı tür cıva bulunuyor.”

Siz yine de en az başbakanımız kadar tedbirli olun.
Biz onlardan iyi mi bileceğiz?

Saygı ile...
04 Kasım 2009

Ahmet Dursun
http://cid-ffd01ee1cc0ae165.profile.live.com/

Çevrimdışı Akkartal29

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 10
  • Puan: +0/-0
Ynt: Epilepsili Tayyip aşı olamaz.
« Yanıtla #1 : Kasım 04, 2009, 10:30:32 ÖS »
Sayın Dursun (kendi babamın Adı) bu iletide çok enteresan bir konuyu ele almışsınız.... ve burada bir de
akıl çelen bir isimden söz ediyorsunuz... Ö.Çelakıl... Bu işi, yani, ne enteresan ki, akıl çelme işini en olasılık
harici noktadan, Türkler'i yumuşak karınlarından yakalayan Kur-an'ı kullanarak yapıyor ve siz onun bu noktada
yaptığı hataları ortaya koyarak, ne menem bir kişi olduğunu göstermek istiyorsunuz....
Evet, görüldüğü gibi her şey, bütün ihtimal harici olan veya olması gereken her şey mevcut olan bir çağda
yaşıyor, bir arada ve bir diğerine karşı yarışıyoruz; Türk milletinin bekasıını temin ve tahkim etmek için....
Her neyse, herkes görevini en iyi şekilde yapmakla mükellef. Ben kendi görevimi en iyi şekilde yaptığımdan eminim.
Sizi de, izlediğim kadarı ile, böyle niteleyebilmekten müsterihim lakin, ya diğerleri?
Mesela TSK'nin bilmem ne zamandan beri Komutanı olmak şansı elde etmiş olan kişiler?
Başka bir şey demeğe hacet yok, çünkü ne demek istediğimi anlayacağınızı tahmin ediyorum...
Selam ve saygı ile...

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: Epilepsili Tayyip aşı olamaz.
« Yanıtla #2 : Kasım 04, 2009, 10:46:50 ÖS »
Sayın Akkartal,
ne demek istediğiniz çok açık.
Anlamamak için aptaldan öte olmak gerek.
lakin hala TSK'dan ümit kesmiş değiliz.
Çünkü,TSK demek milletin tam da kendisi demektir.
Bir kaç komutan olsa olsa şimdilik sadece TSK'yı temsil görevi verildiği için temsil eder.
Millet gereğinde asıl olan TSK'yı her daim olduğu gibi yeniden tesis etmekte hiç bir sakınca görmez.
Tarih örnekleriyle doludur.
Saygı ile...
A.Dursun

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: Epilepsili Tayyip aşı olamaz.
« Yanıtla #3 : Kasım 04, 2009, 10:55:39 ÖS »
kim bu prof kucuk denilen o.....nun evladi??
 
harbi diyorum suzme o.... cocuguymus ulan basbakanin saglik durumu yaygara yapilacak meselemi devletin basi bu adam.seversin sevmezsin o baska ..git baska konuda yaygarasini yap  2 tane ataturkcu serefsiz alkis tutacak diye neyi nerede konusacaginizi sasirdiniz ama bunda suc yok asil suc bu o....... cocuklarina prof unvani verenlerde
 
epilepsili tayyip sey etsin bunun an.... zorla sinir ediyolar insani
Chemist©
-------------
Chemist misin üfürükçü müsün, ne karın ağrısısın, sen kimin evladısın çocuğum?

Tayyip Bey eğer kendi özel durumu nedeniyle aşı olmaması gerekiyorsa, kendi bakanına karşı böyle mi davranacak, be kimin çocuğu olduğuna karar verememiş üfürükçü? Tayyip bey kendi özel durumundan yola çıkarak tüm topluma şöyle yapın böyle yapın niye diyor, kafasını yutmuş osuruk böceği?

Yalçın Küçük'le aranda özel bir mesele mi var ki, her ismi geçtiğinde sana bir şeyler oluyor? Git meseleni kendi aranızda çöz, buralara niye taşırıyorsun, özelini çocuğum?

Sen harbiden küfür yemeyi çok seviyorsun, bunu anladım. Senin maman da küfür demek ki.
A.Rıza Özkan
------------
Sayın Chemist,
Bir kere küfürle sonuç alınacaksa,beyinler kabul edecek ise en hızlı küfürbaz başbakan olurdu.

Gerçi hızını ölçemedik ancak bayağı küfürbaz olduğu bellidir.
 
Neyse,
Diyelim ki sen haklısın.
Mantık yürütmüşsün.
Akıl süzgeci kullanmışsın ve işin içinden çıkamayınca belki de haklıdır tezinden olsa gerek,aklın isyan edince dilin böyle konuştu var sayalım.
 
Eh o vakit beynin ile dilin arasında bağ kopukluğu şüphesi ortaya çıkmıyor mu?
 
Yani asıl o........ dediğin sağlık bakanı mı olmalı yoksa başbakan mı?
 
Ne de olsa aşı yaptıtmayacağım diyen yalçın Küçük değil ki?
 
Kim demiş?
Tayyip efendi.

Eh o vakit söylediklerini bir kez daha terazinden geçirecek olursan o...ç.....  kim oluyor o zaman?

Neden insanlar ağzından çıkanların nereye gittiğini illa ki birileri söyleyince algılar onu hala anlamadım ya neyse...

Yine de kimin o...ç....  olduğunu bize dolaylı da olsa anlattığın için bir teşekkürü hak ettin.

Saygı ile...
A.Dursun.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: Epilepsili Tayyip aşı olamaz.
« Yanıtla #4 : Kasım 04, 2009, 11:03:02 ÖS »
Sayın Ahmet Dursun,
Üfürükçü zonta kendisiyle ilgili bir ifadede bulunmuş. Yoksa haşa, o çok akıllıdır, hiç kendi başbakanına, bakanına nereye gideceği belli olmaz laflardan salıverir mi?
A.Rıza Özkan
--------
Sayın Özkan,
Vallahi ben öyle anladım.
Yoksa benim beynim beni kandırıyor olmasın?
Zira pek ne dediğimi bilmem de.

Birileri nodullamadıkça lafımın nereye gittiğinden bi haber oluyorum da...
Saygı ile..
A.Dursun
------------
Domuz Gribi  etkilemez onu.
Dünyaca; Açılamisi aşısı yapıldı ona başka aşıya gerek varmı?
meryemce55
---------

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
GDO YÖNETMELİĞİ DERHAL GERİ ÇEKİLMELİDİR!
« Yanıtla #5 : Kasım 05, 2009, 01:45:18 ÖS »

Çevrimdışı tevfik kaymaz

  • KULLANICI
  • *
  • İleti: 4
  • Puan: +2/-0
Ynt: Epilepsili Tayyip aşı olamaz.
« Yanıtla #6 : Kasım 06, 2009, 11:18:11 ÖS »
Sayın Ahmet Dursun ;

Yazınıza genel olarak bazı tarikat cemaat zibiilerine atıflar olduğunu görüyorum.
Bir çoğunda beraberiz.
Ama yazınızın içinde yer alan şu aşağıdaki ifadeler gerçekten sizin düşüncelerinizmi? Yoksa ben yanlışmı anlıyorum bu kısmı?
Sadece merak ettiğimden sordum...
"""""Sanıyorum ki bilim, tanrı bilimden ya da tanrıdan bir adım önde gidiyor.

Her neyse....
Moku çıkan işleri fazlaca kurcalamasakta, GDO'lu ürünleri müslüman nüfus yese ne olur?

Bence çok ta iyi olur.
Üç nesil sonra soyları otomatikman tükenir ne de güzel olur değil mi?"""""

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: Epilepsili Tayyip aşı olamaz.
« Yanıtla #7 : Kasım 07, 2009, 12:10:37 ÖÖ »
Evet benim yazımdaki satırlardır.
Lakin yazının cımbızlanmasını değil tamamını düşünerek görüş bildirmeniz daha doğru tespit yapmamıza yardımcı olmayacak mı?

Ben sizin yaklaşımnınızı sanırım algılıyorum.
Ya siz?

Lüften kinayeler ile bazı olguları karıştırmadan...
Saygı ile...
A.Dursun

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
AKP'li Zeki ERGEZEN;"Neye evet dediğimizi bilmiyoruz"
« Yanıtla #8 : Kasım 16, 2009, 01:56:09 ÖS »
AKP'li Zeki ERGEZEN;"Neye evet dediğimizi bilmiyoruz"

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu)  

AKP Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen,milletvekillerinin çalışma durumuna ilişkin "özeleştiri" yaparken,"Mesaj gelir gelmez, koştura koştura genel kurula giriyoruz.

"Girerken de 'Bu ne tasarısı' diye soruyoruz. Biz neye evet dediğimizi bilmiyoruz, siz de neye hayır dediğinizi bilmiyorsunuz. Evet verilecek deniliyor, biz de evet diyoruz" dedi.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda, TBMM, Sayıştay, Cumhurbaşkanlığı ve RTÜK'ün 2010 yılı bütçelerinin görüşülmesi sırasında konuşan Ergezen, TBMM kampusundayken cep telefonuna "genel kurula gitmesi" yönünde mesaj geldiğini anlattı.

Görüşülen tasarı ya da teklif hakkında fikir sahibi olmadan oy kullanıldığını belirten Ergezen, komisyon üyelerinin,komisyonlarında görüşülen tasarıların içeriğini bilmeden çalışmalara katıldıklarını ileri sürdü.

"Bunları niye söylüyorum? Bizim sistemimizde bir yanlışlık var. Bu yanlışlık üzerinde Meclis Başkanlığı'nın beyin fırtınası yapması lazım" diyen Ergezen, "Yarın (6 Kasım) Sayıştay Kanunu görüşülecek, Allah aşkına kaçımız içeriğini biliyoruz? Komisyon Başkanı'na bakacağız, tamam mı? Tamam, parmağımızı kaldıracağız" dedi. Ergezen, vekillerin protokoldeki yerinin de belirlenmesini istedi.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Başbakan neden aşı olmuyor?
« Yanıtla #9 : Kasım 19, 2009, 12:23:18 ÖS »
Başbakan neden aşı olmuyor?


soL-Haber Merkezi/19.11.2009

Domuz gribinden ölümlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Başbakan ise yine "aşı olmayacağım" diyerek kaleyi içerden çökertmeye çalıştığı izlenimi vermeye devam ediyor. Peki, neden?

Domuz gribi adıyla bilinen pandemik H1N1 gribinden ölümlerin sayısı Sağlık Bakanlığı'nın en son 17 Kasım günü yaptığı resmi açıklamaya göre 73'e yükseldi. Kaç kişinin domuz gribi nedeniyle hastanelerde tedavi edildiği, ölümlerin hangi yaş aralığında ve risk gruplarında meydana geldiği gibi bilgiler verilse de, salgının boyutlarını esas gösterecek olan hasta sayısına değinilmedi. Öncelikle risk gruplarının aşılanması amacıyla ülke çapında dağıtımı yapılan aşının yüzde kaçının tüketildiğini açıklamaktan da kaçınıldığı gözlendi.

Aşı kampanyasında işlerin kötü gittiğine yorulan bu sakınma hali çok iyi anlaşılabileceği üzere sürpriz de değildi. Kampanya henüz başlamadan ve sonrasında yapılan dramatik hatalar, krizi yönetememe hali, Başbakan Erdoğan'ın basına açık bir toplantıda Sağlık Bakanı'nı eleştirmesi ve kimsenin aşı olmaya zorlanmayacağı gibi kendisinin de aşı olmayacağını vurgulaması, zaten aksayan kampanyaya ciddi bir darbe anlamına geldi.

İtalya'da bulunan Başbakan Erdoğan dün de, Sağlık Bakanlığı'nın yürüttüğü domuz gribi aşısı kampanyası için "muhalif" konuştu. Roma'da düzenlediği basın toplantısında domuz gribi aşısı ile ilgili düşüncesinin değişip değişmediği sorulduğunda Başbakan'ın verdiği yanıt, "aşı konusundaki fikrim değişmedi. Ailemden de kimse aşı olmayacak. Risk grubunda değilim. Uzmanlarımızın açıkladığı doğrultuda tedbirlerimizi alıyoruz. Yememize, temizliğe dikkat ediyoruz. Bakanımla da konuştum. Aşının yan etkilerinin açıklanması lazım. Kimseyi zorunlu tutmamak lazım. Küçük çocuklar için ebeveynlerin mutlaka izninin olması gerekli" şeklinde oldu.

Kişi kültüne yaklaşımının ipuçlarını, her şeye ve herkese "benim" dediği gibi Sağlık Bakanı'na da "benim sağlık bakanım" diye hitap etmesiyle veren Başbakan'ın "aşı olmuyorum" dediğinde bunun salt kişisel bir karar olduğunu ve altında kamuoyunu belirleme isteğinin yatmadığını söylemek mümkün olmuyor. Demek ki, Başbakan büyük bir gürültüyle başlatılan aşı kampanyasını çökertmek için nedenleri bulunuyor.

Başbakan Erdoğan'ın, "Başbakan'ın bilip de halkın bilmediği bir şey mi var" diye düşündürten bu ısrarlı "aşı muhalefeti", çeşitli zihin egzersizlerini de beraberinde getiriyor.

Dün yine "kendi çapında bir değerlendirme yaptığını ve aşı olmamaya karar verdiği"ni söyleyen Başbakan'ın bu kararının altında nelerin yatıyor olabileceği düşünüldüğünde akla ilk gelenlerden biri ise, oldukça mahrem bir hastalıktan muzdarip olup olmadığı oluyor. Bilindiği gibi, Başbakan Erdoğan'ın önemli bir hastalığı olduğu yönünde söylentiler de bitip tükenmiyor. Başbakan'ın üslubunu da zaman zaman beklenmedik bir biçimde bozmasına sebep olabilecek bir hastalıkla boğuşuyor olma ihtimali, domuz gribi aşısını yaptırdığı durumda hastalığın seyrinin daha da ağırlaşabileceği yönünde uyarılmış olabileceğini akla getiriyor.

Çocuklara rutin olarak uygulanan aşılama programını, "kısırlık yapabileceği" veya "caiz olmadığı" gibi nedenlerle reddeden gerici kesimlerin bulunduğu Türkiye'de tüm bunlar neredeyse geçmişte kalmış ve toplumda bilime karşı örülmüş duvarlar yıkılmış zannı uyansa da, aşı muhalifi Başbakan'ın yeni türde bir gericiliğin öncüsü olup olmadığı, zihin egzersizlerinden biri olabiliyor. Tam da burada akla, "hocasına danıştı ve domuz gribi aşısının caiz olmadığını öğrenince mi vazgeçti?" sorusu gelebiliyor.

Başbakan'ın ikide bir azarladığı ve kamuoyunda "bu kadarı da artık istifa ettirir herhalde" dendiği halde koltuğunu sahiplenen Sağlık Bakanı'na pek hayırhah gözle bakmadığı da edinilen izlenimlerden biri... Salgının boyutları ve aşı kampanyasının gerçeklenme oranları ile koruyuculuğuna ilişkin verilerin birikecek olması nedeniyle Aralık ayında kamuoyunun gündemini daha da fazla belirleyeceği şimdiden bilinen domuz gribinin, Sağlık Bakanı'nın koltuğunu sallamaya başlayacağını hisseden Başbakan'ın Bakan Recep Akdağ'ın ipini şimdiden çekmeye mi karar verdiği düşünülüyor. Başbakan'ın aşı olmayıp sağlığını tehlikeye atarak gösterdiği "fedakarlık", eğer durum bundan ibaret ise, göz yaşartıyor...

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Hamileler Domuz Gribi Aşısı Olsunlar mı?
« Yanıtla #10 : Kasım 30, 2009, 05:08:51 ÖS »
Uz.Dr.Hasan Ali Nogay,PhD
Sualtı ve Hiperbarik Tıp Uzmanı,İmmünolog

Herkese merhaba,

Bir süredir başlatılan Domuz gribi konusundaki bilgilendirmeye katkıda bulunmak üzere, biraz daha “ilaç -aşı- sektörü” bilgileriyle detaylandırılmış “güncel gelişmeleri” paylaşmak istiyorum.

5 yılı aşkın bir süre gerek medikal departmanlarında gerekse pazarlama alanlarında- şu anda “aşı üreticisi” olarak da ismi geçen firma dahil- İlaç Sektöründe- çalışmış bir İmmünolog ve uzman hekim şapkamla, bu dünyayı; suyun diğer yakasından detayları ile görme şansına sahibim. Dolayısı ile hepimizi, ailelerimizi ve evlatlarımızı ilgilendiren bu konuda bilebildiğim, öğrenebildiğim herşeyi sizlerle de paylaşmak isterim.

İzin verirseniz konunun herkes tarafından algılanması için olabildiğince anlaşılır ifadeler kullanmaya çalışacağım.

Domuz gribi, adından anlaşılacağı üzere aslında domuzlara musallat olan bir grip cinsi. Ve zaman zaman besi hayvanları üzerinde ciddi salgınlar yaparak önemli ekonomik kayıplara neden olabiliyor. Yeni ortaya çıkan bir virüs de değil; yıllardır besi hayvancılığının baş belası olarak özellikle yurt dışında iyi tanınan ve korkulan bir virüs. İlk büyük “domuz gribi” salgının 1918’de olduğunu düşünürsek.. Virüsler, yaşam süreçlerinde evrim geçirmekteler ve daha dayanıklı, daha uzun yaşayan formlar haline gelmeye çalışmaktalar. Domuz gribi virüsü de diğer grip virüsleri gibi virüsün evrimi süresince ortaya çıkan türlerinden birisi. Hayvanlara musallat olan bu virüsün ortaya çıkan yeni türleri ile de insanlara bulaşabilir ve onlarda da hastalık yapabilir hale gelebilir. Bu durumdaki virüsler, zootonic (hayvan kökenli) grip vakalarına neden olabilir.

Domuz gribinin semptomları ve kliniği, normal gripten daha ağır ve tehlikeli değildir. Bu yüzyıl içinde domuz gribi salgını en son 2007 yılında Filipinlerde olmuş ve en büyük domuz telefatlarından biri yaşanmış. Şu anda ABD’de 1 milyonun üstünde domuz çiftliğinin varlığından ziyade, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Obama’nın endişesinin temelidir…
Hayvanlar arasında bu tip salgınlar yaşandıktan sonraki yıllar içinde de virüsün insanlarda salgınları tetiklemesi nadir değil. Çünkü, hayvanları kurtarmak için yapılan ilaçlamalar; yani virüse karşı saldırı, virüsün bir kaçış yolu geliştirmesine neden oluyor ve kendilerine en yakın canlıda yaşamak üzere değişim geçirebiliyorlar.

Literatürler, bu sene ortaya çıkan Domuz Gribi vakalarının, bu virüsün insanlara bulaşması ve bildiğimiz GRIP hastalığını yapması olduğunu düşündürüyor. Ancak H1N1 İNFLUENZA için Dünya Sağlık Örgütü 11 Haziran 2009’da pandemi (faz 6) alarmı verince işler karıştı…  
Aslında, domuz gribi olanların diğer grip hastalarından daha da talihsiz bir durumu yok. Bu yıl ki olayın özelliği, virüsün daha öldürücü olması değil, son yılllardaki en hızlı yayılan virüs olmasıdır.

Peki yaygara-demeçler-telaş neden? Bunun en kolay cevabı komplo teorileri üretmek. Malesef özellikle ülkemizde bu konuda ayrıca bir becerimiz var.
Akla ilk gelen aşı firmalarının bu konuyu alevlendirmesi ve üretilen aşılarla inanılmaz karların elde edilmesi…

İnanılmasi gayet mümkün bir teori ve yıllarca ilaç sektöründe çalışmış biri olarak, ilaç devlerinin fırsat varsa böyle bir fırsatı kaçırmayacaklarına eminim…
İlaç sektöründe “disesase management=hastalık yönetimi” denilen bir yöntem ile önce belli bir hastalığın altı çizilir; sonra da o hastalıkla ilgili ilaç piyasaya verilir ve satışın maksimum olması hedeflenir.

Ancak bir konuyu da atlamamak  gerekiyor. O da, öncelikle ilaç endüstrisi dünyada en çok ve sıkı kontrol edilen sektördür. Bu tip manipülasyonlar, her zaman geri tepme riskini de beraberinde taşır. Tek bir ilacındaki hata yüzünden pazardan silinen ilaç devleri vardır.
Böylesi olaylarda olayın faturası, ilaç şirketinden çok o ülkenin sağlık otoritelerine kesilir. Çünkü sağlık otoriteleri, o ilaçları en ince detayına kadar incelemek ve ruhsat verme yetki ve sorumluluğundadır. Özellikle hayatı tehdit eden hastalıklar ve tedavilerinde bu tip manipülasyonların yapılma ihtimali cok düşüktür ve astarı yüzünden pahalıdır; daha suya sabuna dokunmayan durumlarda yapılabilir.

Bununla ilgili gerçek bir örneği, yazının sonunda paylaşacağım.
Aşı konusuna gelince.. Aşı, üretilmesi en zor ve en riskli ilaç benzeri üründür. Bugün emniyetle kullanılabilecek bir aşının, ortalama imalat süresi minimum 18 aydır. Yani bir aşı üretim planlayıcısı, 18 ay sonraki aşı talebini belirleyip üretim talimatı vermelidir ve bunlar milyon dozlar olarak üretilir. 18 ay sonra durum, hiç tahmin etmediğiniz gibi çıkabilir… Ya ihtiyaç azdır milyonlarca doz aşı çöpe gider, ya da çoktur elinizdeki stok erir ve herkes size saldırır. Siz de hem kazanamadığınız para için hem de kaybolan itibarınız için tasalanırsınız.
Bu realite nedeniyle dünyada aşı üreticisi firma fazla değildir ve genelde diğer grup ilaçları ile aşı satışında ortaya çıkacak zorlukları telafi planları yaparlar. Böylesi bir dinamikle çalışan bir sektörde, manipülasyon yapma imkanı  son derece zordur..
 
Peki şu anda aşı firmaları, peynir ekmek gibi aşı mı satıyorlar?..
HAYIR çünkü aşıları yok. Dikkat edin Türkiye’de Bakanlık, “aşı aldık ; alıyoruz, geldi- şimdi geliyor” diye gürültü koparıyor… Düne kadar hiç domuz gribi aşısı olan var mıydı?..YOKTU.. Aşılar henüz, belirli sayıda gelecek ve Bakanlık öncelik belirlemek zorunda..

Şimdi bir de başka bir açıdan bakalım acaba bu yaygara niye. Aslında medya aracılığı ile koparılan “felaket haberleri”, dikkat ederseniz ülkelerin sağlık otoritelerinden (Sağlık Bakanlıklarından) geliyor. Bilim adamları arasında çıkıp, üstüne basa basa felaket tellallığı yapan yok. Ama ülkedeki en büyük sağlık otoritesi yani Sağlık Bakanlıkları, “ciddi ve korkutucu açıklamalar” yapmaya başlayınca onlarla başetmenin pek yolu yok.
Sağlık Bakanlıkları niye bu kadar ön plana çıkıyor derseniz, farklı birşey bildiklerinden değil onlara ulaşan uluslararası alarm sinyalleri çok kuvvetli oldukları ve harekete geçmezlerse başlarının derde gireceği kaygısından...Dünyadaki Sağlık Bakanlıklarını bu kadar telaşlandıran kim?  WHO (Dünya Sağlık Örgütü)…

WHO, en az 10 yıldır giderek itibar kaybediyor. AIDS’de çuvalladı.
Bazı ülkelerde “Tüberküloz=Verem” tarihin en yüksek boyutlarında ve dünyadaki en büyük sağlık organizasyonu, yıllardır doğru dürüst bir iş yapmıyor.
 
Peki WHO’ nun kaynakları ne dersiniz: Tüm üye ülkelerin yatırdığı fonlar…
WHO, böyle etkisiz olmaya devam ederse bir süre sonra varlığı bile sorgulanan bir örgüt haline gelecek. Halihazırda tüm ülkelerin sağlık otoriteleri için “kıble” WHO.

Peki WHO ne yaptı; bu yıl ki “zootonic” domuz gribi salgınını biraz fazla abarttı. Bunun kötü bir tarafı da yok aslında... “Korunun temiz olun, elinizi ağzınıza burnunuza sokmayın, sağa sola tükürmeyin” gibi özellikle bizim gibi ülkelerin ihtiyacı olan telkinleri görsel ve işitsel bir kampanyaya dönüştürerek bir bilinçlendirme stratejisi için aslında masum olan Domuz Gribi epidemisini kullandı ve fakat kantarın topuzu kaçtı.

WHO gibi bir otoritenin gereğinden fazla konunun üstüne gitmesi önce ülke sağlık otoritelerinde; onların dikkatsiz ve öngörüsüz beyanları, halkta paniğe yol açtı. “Okul kapatmalar, ölüm haberleri ve Sağlık bakanlığı’nın medya ile iletişimindeki tecrübesiz ve öngörüsüzlüğü” kartopunu, tepeden aşağıya yuvarlamaya başladı..

Bu kartopu etkisini, aşı üreticileri bile tahmin edemediler. Etseler iyi olacaktı ama olmadı. İlginç bir şekilde aşı firmaları –özellikle ABD de federal sağlık otoritesinin talebi üzerine- “acele” aşı üretmeye giriştiler. Kendileri de şaşırdılar ama ABD aşı firmalarına ilk parti olarak tam 5 milyar doz sipariş verdi (Türkiye 43 milyon doz istedi). Ama aşı yok. Firmaların 18 aydan önce aşı yapamadığını hatırlayın...

Haziran ayında WHO izole virüs örneklerini firmalara verdi ve haydi çabuk aşı yapın dedi. Süratli aşı yapabilmek için de aşı firmaları eski model üretim tekniklerini kullanmak durumunda kaldılar ve başta WHO olmak üzere sağlık otoriteleri de eski model üretime göz yumdu. Firmalar deli gibi aşı hazırlamaya başladılar ve Ağustos ayında ilk partiler üretilip analize sunuldu. Alelacele de kullanılmaya başlandı. Ama küçük bir sorun vardı; bu virüs tipi ile hiç aşı geliştirmedikleri için ve eski model bir yöntemi kullandıkları için aşılar istenilen koruyuculukta değildi ve yeteri kadar antikor oluşturamıyordu…

Şimdi “aşı firmaları”, bir yandan panik içinde aşı üretip bir yandan da aşının koruyuculuğunu artırmaya çalışıyorlar ve muhtemelen işin sonunda zarar edecekler:
Çünkü yaptıkları kontrattaki miktarları zamanında teslim edemiyecekler, bu tazminat demek.. Ayrıca aşıların birçok partisi, analizleri geçemeyip çöpe gidecek ;bu zarar demek.
Şu anda ilk kargaşada bu işe atlamış 3 firma dışında sadece Çinliler domuz gribi aşısı üretiyorlar onlar da kendi iç kullanımları için. Kimse de bu iste tatlı para olduğunu artık düşünmüyor.

Şimdi gelelim bu yaygara nerden çıktı konusuna…Şu anda WHO’nun tepesinde Çinli bir yönetici var; Dr. Margaret Chan. Aşağıdaki linki tıklayıp Dr. Chan’in  hangi konuda uzman olduğunu ve hangi tip salgınları yonettiğini de bir okursanız artık kalanını siz yorumlayabilirsiniz.    
http://www.who.int/dg/en/index.html
Gelelim domuz gribi aşısına. Bu ne menem bir şey ki herkes peşinde ve yaptık yapacağız diye ortalık ayağa kalktı.

Yukarda ilaç firmalarının, zaman darlığı nedeniyle aşıyı eski yöntemlerle yaptığını ve otoritelerin buna göz yumduğunu söylemiştim. Yöntemlerdeki fark şu: Bugün tüm grip aşıları, memeli hayvanlardan elde edilen doku kültürlerinde üretilir ve memeli bir canlı olan insana en yakın antijenik (hastalık yapıcı) özellikte olmasına dikkat edilir ki aşıya ait komplikasyonlar -özellikle alerji- olmasın. Bu da yaklasik 18 aylık bir süreci gerektirir.

Domuz gribi aşısı ise şu anda acele nedeniyle nerdeyse antika sayılacak bir yöntemle tavuk embriyosunda üretiliyor. Yani virüs tavuk yumurtasına enjekte edililiyor. Orda kuluçka ediliyor. Virüsler tavuk yumurtası ile beslenerek kontrollü çoğaltılıyor. Birkaç hafta içinde kuluçka bitiyor ve oluşan virüsler inaktive edilerek aşı yapılıyor. Bu, aşınin ilk tarifi ; “Louis Pasteur”den kalma yöntemler ama hızlı..

Böyle yapılan aşıya gelince:
Aşı etkin olmayabiliyor. Nitekim Domuz gribi virüsü yeterince kuluçka olamıyor.
Tavuk yumurtasında bulunabilecek potansiyel alerjenler aşıyla kucak kucağa geziyor yani ciddi ve çok yan etki riski artıyor..

Batch-to-batch consitency denilen “partiden partiye devamlılık” yani kalite standardı tutmuyor ;benim aşımla sizin aşınız farklı olabiliyor.

Üretici için bir problem de ciddi aşı firesi oluşması..Her yumurtadan civciv (aşı) çıkmıyor. İşin sonunda maliyet çok yükselebiliyor.

Bu tip aşının “esas tehlikesi”  şu:
Aşının antijenik özelligini artırmak için insan vücudunda kuvvetli antikor oluşturan bazı mikroplar aşıya karıştırılarak gücü artırılmaya çalışılıyor. Yani bu ekstra mikroplar, vücutta önce “erleri –sıradan-(antikor)” yapacak sonra bu askerler beraber gelen ölü domuz gribini tanıyıp vücudu koruyacaklar. Olmuyor mu oluyor ama 50 yıl önceki aşılar kadar. Bu amaçla en cok kullanılan mikrop Koch basili (verem mikrobu). Bu basil, geleneksel yöntemle öldürülüp aşıya karıştırılıyor ve aşı iki etapta etkin olabiliyor (verem mikrobu tedirgin edici olmamalı; çünkü bu aşıyla verem olunmaz ama modern bir üretim biçimi değil) Aşıya yapılan bu takviyeye “adjuvant” adi veriliyor. Aşıyı adjuvanla yapmak, aşı komplikasyonlarını artırabilir, onsuz yapmak etkinliğini azaltabilir… Simdi ureticiler bu konuda tabiri caizse, ne halt edeceğiz diye düşünüyor. Ola ki elinize bir aşı geçer üzerinde “ with adjuvant” veya “without adjuvant” yazma zorunluluğu var.

Türkçesi, “iki ucu şeyli değnek” demek.
Bizim Bakanlık ne yapıyor. Gecen haftadan beri, bu işin en tepesinde ve medyaya sık çıkan kişiden alınan bilgiler, 43 milyon doz aşının 3 farklı firmaya sipariş edildiğini ortaya koyuyor.Firmalar Ekim ayında teslim edeceklerini söylemişler daha bir kutu bile gelmemişti; düne kadar. Çünkü üretilemiyor üretimde ciddi sorunlar var.
Bakanlık hem WHO’ dan gelen alarm nedeniyle panikte hem de sayın başbakanımız “halkımı aşısız bırakmayın” diye talimat vermiş. Bu işi iyi bilen çok ciddi insanlar bakanlıkta mevcut, ama emir demiri kestiği için sesleri çıkamıyor biran önce aşı bulmaya çalışıyorlar. Hatta Ankara’daki Hıfzısıhha Enstitüsü bile kendi çapında aşı yapmaya girişmiş. (Yumurtaları falan delip duruyorlar.) Herkese iş çıkmış yani.

Hergun önce hangi “safları” aşılayalım diye plan üstüne plan yapıyorlar. Aşı miktarları azaldıkça da hergün hedef küçültp değiştiriyorlar. Paralar WHO kredisinden geldiği gibi ; tabi ki faiziyle geri ödenecek. Böylesi bir bilinçle, WHO’nun adeta bastırmasıyle aşılarımız geliyor.
Peki bu kadar laf kalabalığından sonra “kıssadan hisse” nedir?
  
Domuz gribi, normal gripten daha tehlikeli değildir.
Normal gripten korunur gibi bundan da korunmak lazım; formül basit, hijyen kurallarına dikkat: Elini her yere sokma ; özellikle ağzına burnuna..
Tuttuğunu şapır şupur öpme. Dünyanin en erkek erkeğe el tutuşan, öpüşen ülkesinde yaşadığını unutma; hemcinsinden biraz uzak dur. Karşı cinsin zaten bulaşmıyor...
Bu ilac firmalarının oyunu mu.. Bu kez değil galiba; çünkü onlar da “domuzların”altında kaldı. WHO, kaş yapayım derken göz çıkardı.

Aşı olalım m?. Şu anki üretilen aşı ile hayır. Her yıl normal grip aşısı oluyorsanız da aşağıdaki linklerden “aşılar” ile ilgili gerçekleri öğrenmenizi öneririm..
 
Yazının başında ilaç firmaları tarafından yapılan manipülasyonlara bir örnek vereceğimi söylemiştim. Tarihin yazdığı en sonuç veren manipülasyon ve “disease management” projesi Pfizer tarafından Viagra için yapılmıştır. Viagra, 2 yıl süren bir ön pazarlama faaliyetinden sonra astronomik bir fiyatla pazara verilmiş ve 15 günde tüm stokları bitmiştir. Viagra, piyasaya çıktığı ilk gün geri ödeme listesine girmiştir ve o dönem Sağlık Bakanlığı, vatandaşının uçkuru icin trilyonlarca lira ödeme yapmıştır. Bir delikanlı da çıkıp “bu ilaç firmalarının tuzağı, içmeyelim arkadaşlar” dememiştir. Aslanlar gibi gidip bir arkadaşa lazım diye “o mavi haplara” para yatırılmıştır.

2008 yılında Viagra ve muadili ilaçlar tam 105 milyon dolar satmıştır. Son 5 yıllık satış toplamı 450 milyon doları, sadece bu ilaçlarla geçmektedir.
  
Son olarak aşağıdaki linklerden sonra, “hamilelerde aşı” konusunda bir Prof Dr. Esat Orhon’un  fikirlerini ve bilimsel verileri katarak hazırladığı bilgileri paylaşmak istiyorum.
 
http://articles.mercola.com/sites/current.aspx
vaccination carries enormous potential to do serious damage to your health.

Selam ve sevgilerimle,
Uz.Dr.Hasan Ali Nogay,PhD
Sualtı ve Hiperbarik Tıp Uzmanı,İmmünolog

Hamileler Domuz Gribi Aşısı Olsunlar mı?
Son zamanlarda yazılı ve görsel medyada, hamilelerin aşı olması gerektiğini ifade eden bir sürü şarlatan ortaya çıkmıştır. Kerameti kendinden menkul bu kişiler, hangi bilimsel çalışmalara dayanarak insan sağlığı üzerinde bu kadar desteksiz atma yetkisini kendilerinde bulmaktadırlar? Neye hizmet etmektedirler?

Gebelik esnasında kullanılabilecek ilaçlar, Amerikan Sağlık Bakanlığı’na bağli FDA Food and Drug Administration kategorize etmiştir.

Buna göre 5 kategori vardır. MailScanner muhtemel bir sahtekarlık girişimi tespit etti. "www.ttb.org.tr" claiming to be MailScanner muhtemel bir sahtekarlık girişimi tespit etti. "www.ttb.org.tr" claiming to be
http://www.ttb.orgtr/STED/2007/ocak/ilac.pdf

A kategorisi ilaçlar:Gebelerde en güvenilir ilaçlardır. Kontrollü araştırmalarda bu ilaçların anne karnındaki bebeğe zararlı olduğu gösterilememiştir.
B kategorisi ilaçlar:Deney hayvanlarında sakatlık yapıcı etkisi araştırılmışsa da, gebe kadınlarda yeterli araştırma yapılmamıştır.
C kategorisi ilaçlar:Deney hayvanlarında sakatlık yapıcı etkisi olduğu ispatlanmıştır. Gebe kadınlarda yeterli araştırma yapılmamıştır.
D kategorisi ilaçlar:Bu kategorideki ilaçların anne karnındaki bebek üzerinde sakatlık yapıcı etkisi olduğu kanıtlanmıştır.

X kategorisi ilaçlar:Deney hayvanları ve gebelerdeki incelemeler, ilacın anne karnındaki bebek üzerinde sakatlık yapıcı etkisinin kesin olduğunu göstermiştir.
Gebelerin kullanabileceği ilaçlar hakkında bilgi sahibi olunabilmesi için, binlerce gebe kadın üzerinde çalışma yapılması gerekir. Daha sonra doğan bebeğin sağlıklı olup olmadığı değerlendirilir. Bu da yetmez, doğan çocukların onlarca yıl sureyle takip edilerek herhangi bir hastalık geliştirip geliştirmedikleri gözlenir.

1. Bırakın binlerce gebeyi, acaba tek bir gebe kadın dahi kendisi ve karnında taşıdığı bebek üzerinde deney yapılmasını kabullenir?
2. Bu aşılar 2009 Haziran ayından itibaren üretilmeye başlanmıştır. Dünya üzerinde henüz bu aşıları kullanıp da doğum yapan herhangi bir kadın yoktur.
3. Bu çocuklar doğduktan sonra on yıllarca takip edilerek güvenli olup olmadıklarını incelemek gerektiğine göre ve henüz doğmuş tek bir bebek dahi olmadığına göre, güvenli olduğunu kim, nasıl iddia edebilir?

Ülkemize, yurt dışındaki 3 firmadan domuz gribi asisi geliyor. Novartis Firmasi – Focetria, GlaxoSmithKline ve Sanofi firmalarından…
Bu 3 firmanın aşı tanıtımlarında, gebelikte kullanımının kesinlikle güvenli olduğunu gösteren tek bir satir bilgi yoktur.

Novartis–focetria http://www.novartis.com,
Yukarıdaki sayfalarda domuz gribi aşısının gebelikte kullanımının kesinlikle güvenli olduğunu yazan tek bir satıra rastlayamazsınız.

Ancak Novartis firmasının ürettiği domuz gribi aşısı hakkında, European Medicines Agency - http://www.emea.europa.eu/htms/aboutus/emeaoverview.htm internet sayfasında bilgi vardır.

Pregnancy and lactation:There are currently no data available on the use of Focetria in pregnancy. Data from pregnant women vaccinated with different inactivated non-adjuvanted seasonal vaccines do not suggest malformations or fetal or neonatal toxicity.
Animal studies with Focetria do not indicate reproductive toxicity. Focetria may be used in lactating women..

http://www.emea.europa.eu/humandocs/PDFs/EPAR/focetria/spc/emea-spc-h385en.pdf

Türkçe Tercümesi:
“Gebelik ve Emzirme Donemi”
“Su anda Focetria’nin gebelikte kullanımı hakkında bilgi yoktur. Mevsimsel grip aşılarının gebelikte kullanımı halinde anne karnındaki bebek üzerinde zararlı olduğunu gösteren bir bilimsel çalışma yoktur. Deney hayvanları üzerinde yapılan çalışmalar, üreme sağlığı üzerinde zararlı bir etki göstermemiştir. Emziren anneler, Focetria domuz gribi aşısı kullanabilirler.”
Görüldüğü gibi, gebelerde kullanımı hakkında ve bebek sağlığı hakkında hiçbir güvenilir bilgi yoktur.

GlaxoSmithKline
Bu firmanın internet sayfasında hamileler üzerinde aşı güvenirliği hakkında tek satır bulamayacaksınız. Ancak bu sayfalarda, Centers for Disease Control and Prevention www.cdc.gov sayfalarına atıfta bulunulduğunu göreceksiniz.

Bakınız yönlendirildiğiniz bu sayfalarda neler yazıyor ?
Is the 2009 H1N1 flu vaccine safe for pregnant women? http://www.cdc.gov/h1n1flu/vaccination/providers_qa.htm
Flu vaccines have not been shown to cause harm to a pregnant woman or her baby.  The seasonal flu shot has been recommended for pregnant women for many years. The 2009 H1N1 flu vaccine will be made using the same processes as the seasonal flu vaccine. Studies that test the 2009 H1N1 flu vaccine in pregnant women began in September.  More information is available at http://www3.niaid.nih.gov/news/QA/vteuH1N1qa.htm.

Türkçe Tercümesi
“2009 H1N1 domuz gribi aşısı gebeler için güvenli midir?”
“Grip aşılarının gebelere ve bebeklerine zararlı etkisi gösterilmemiştir. Mevsimsel grip aşıları gebelere yıllardan beri önerilmektedir. 2009 yılında üretilen H1N1 domuz gribi aşısı mevsimsel grip aşıları ile aynı yöntemle üretilmektedir. 2009 H1N1 domuz gribi aşısının gebeler ve bebeklere etkileri üzerindeki araştırmalara 2009 Eylül ayından itibaren başlanmıştır.”
Görüldüğü gibi, gebelerde kullanımı hakkındaki ve bebek sağlığı hakkındaki araştırmaların geçmişi sadece bir (1) aydır.  Sadece bir aylık geçmişi olan bir aşının gebeler ve bebekleri için güvenilir olduğunu kim, nasıl iddia edebilir ?

Okumaya devam edelim …
What studies have been done on the 2009 H1N1 flu shots and have any been done in pregnant women?http://www.cdc.gov/h1n1flu/vaccination/pregnant_qa.htm
Studies to test the 2009 H1N1 flu shots in healthy children and adults and pregnant women are being done now. These studies are being conducted by the National İnstitute of Allergy and Infectious Diseases (NIAID). More information can be found at http://www3.niaid.nih.gov/news/QA/vteuH1N1qa.htm.

Türkçe Tercümesi
"2009 H1N1 aşısının gebeler üzerindeki etkilerini araştırmak için ne gibi çalışmalar yapılmıştır?"
“2009 H1N1 domuz gribi aşısının gebeler üzerindeki etkileri şu anda araştırılmaktadır.”
Medyada boy boy demeç verenler, hangi bilimsel çalışmalara dayanıyor şimdi anladınız mı?

Sanofi
Bu firmanın internet sayfasında da gebeler üzerinde aşı güvenirliği hakkında tek satir bulamayacaksınız. Yönlendirdiği sayfalarda da, bu konuda tek satir bilgi yoktur. http://www.sanofipasteur.com
http://www.sanofipasteur.com/sanofi-pasteur2/sp-media/SP_CORP/EN/54/947/H1N1%20US%20TRİAL%20RESULTS%20011009%20ENG.pdf?siteCode=SP_CORP

Sizce gebeler, televizyonlarda, gazetelerde atıp tutanlara inanarak aşı olsunlar mı?

T.Demir iletisinden alıntılanmıştır.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Finlandiya’da Lapland bölgesinin eski Sağlık Bakanı Dr. Rauni Kilde ..
Domuz gribi aşısı bir aldatmaca ..dünya nüfusunun çoğu öldürülmek isteniyor,……….Dr. Kilde, 14-15 Mayıs 2009 tarihinde yapılan Bilderberg toplantısında bu kararın alındığını belirtti.
Kilde: “Grip aşısı milyonları öldürecek”

Form:turkishforum.com.tr


Finlandiya’lı Dr. Rauni Kilde’den domuz gribi hakkında çok çarpıcı açıklamalar… Kilde; “Dünya nüfusunun üçte ikisini öldürmek istiyorlar” dedi ve dünya karıştı..

Finlandiya’da Lapland bölgesinin eski Sağlık Bakanı Dr. Rauni Kilde’den domuz gribi hakkında çor cesur açıklama. Domuz gribi aşısının bir aldatmaca olduğunu itirafa eden Dr. Kilde, “Bu aşı ile mümkün olduğunca dünya nüfusunun çoğu öldürülmek isteniyor, bu nedenle önce küçük çocuklara ve hamile kadınlara uygulanması öneriliyor” dedi.

Bu düşüncenin eski ABD Başkanlarından Henry Kissinger’e ait olduğunu söyleyen Dr. Kilde, 14-15 Mayıs 2009 tarihinde yapılan Bilderberg toplantısında bu kararın alındığını belirtti.

Dr. Kilde, bir televizyona yaptığı açıklamasında, “ABD, hiçbir maddi kayıp yaşamadan hatta milyarlarca dolar kazanarak dünya nüfusunu üçte iki oranında azaltmayı hedeflemektedir” diye konuştu.

Dünya Sağlık Örgütü’ne domuz gribinin ölümcül bir salgın olduğu yönünde beyanda bulunması için baskı yaptıklarını belirten Rauni Kilde, “Böylece aşıyı tercihli değil zorunlu yapmak istiyorlardı. Özellikle hamile kadınların ve çocukların ilk önce aşı ile zorunlu tutulması gelecek nesilleri hedeflediğini göstermektedir” açıklamasında bulundu.

Finlandiya hükümetinin sınıflandırmayı kabul etmediğini ve aşının zorunluluğunu kaldırmak için, hastalığın derecesini normal olarak gösterdiğini ifade eden Kilde sözlerini şöyle sürdürdü; “Hiç kimse aşının bir yıl, beş yıl ya da 20 yıl sonra ne gibi etkilerinin olacağını bilmiyor: Mutlak kısırlık mı? Kanser mi? Ya da ölümcül herhangi bir hastalık mı?”

Dr. Rauni Kilde, “Amerikan yönetimi ileride bundan dolayı doğacak herhangi bir sıkıntıdan dolayı ilaç şirketlerine bir sorumluluk yüklenmemesi için şimdiden önlemini aldı ve onları tüm sorumluluklardan muaf tuttu. Bu bile işin ciddiyetini göstermeye yeter” dedi.

Kaynak:nwoobserver.wordpress.com

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Mikrobiyoloji uzmanı Joseph Moshe neden tutuklandı ?
« Yanıtla #12 : Aralık 09, 2009, 07:59:53 ÖS »
20 yıllık kısırlaştırma projesi
 
Küçük bir Kaliforniya biyoteknoloji şirketi olan Epicyte, genetik mühendisliği marifetiyle,yendiğinde erkeği kısırlaş­tıran bir mısır geliştirdiklerini açıkladı.
 
Epicyte, Svalbard'ın iki sponsoru olan DuPont ve Syngenta ile teknolojilerini yaymak için ortaklık kurmuştu.
Çok il­ginçtir ki Epicyte, genetiği değiştiril­miş sperm öldürücülü mısırı
ABD Ta­rım Bakanlığından (USDA) aldığı araştırma fonuyla geliştirmişti.
 
Toplumun üremesini engelleyecek olan işlem önce erkeği kısırlaştirmak
amaciyla spermi öldüren bir katkiyla mısır vasitasiyla kullanima verildi.
Erkeklerin spermleri , döllenme sağlayamayacak duruma getirilmeye başlandi.
 
Böylece "Negatif ojenik" projesi yürütülmeye başlandi.
Kara baronlar bununla da yetinmediler .
Bir başka uygulamalari da şöyle oldu ;
 
1990'larda BM Dün­ya Sağlık örgütü, Nikaragua, Meksika ve Filipinler'de
15 ila 45 yaşları arasın­daki milyonlarca kadının tetanoza kar­şı aşılanması için
bir kampanya başlat­tı.Erkekler de tetanoz olabilirdi ama aşı erkeklere yapılmadı.  
 
Bu şüphe uyandırıcı durumdan ötürü Katolik bir kilise organizasyonu olan
Comite Pro Vida de Mexico (Meksika Yaşam Komitesi) aşıları test ettirdi.
Test sonuç­ları ile, Dünya Sağlık örgütü'nün (WHO) yalnızca çocuk doğuracak yaş­taki kadınlara dağıttığı aşıların Chorionic Gonadotrophin (hCG) içerdiği ortaya çıktı.
 
Doğal bir hormon olan hCG, tetanoz toksoid taşıyıcılarıyla birleştiğinde
kadınların hamile kalma­sını engelleyen antikorları üretiyordu.
 
Daha sonradan ortaya çıktı ki Rocke­feller Vakfı, Rockefeller Nüfus Kon­seyi,
Dünya Bankası ve ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri,
Dünya Sağlık örgü­tü (WHO) için tetanoz taşıyıcın bir kı­sırlaştırma aşısı üretmek için
1972'de 20 yıllık bir proje başlatmışlardı.
 
Ayrı­ca Svalbard Kıyamet Tohum Deposu'nun ev sahibi Norveç hükümeti
kısırlaştırıcı aşının üretilmesi için 41 mil­yon dolar bağış yapmıştı!
***
Saygın okur ,
Yukarıda görüldüğü gibi Dünyanın en etkin kurumları ,şirketleri , vakıfları
Dünya toplum sağlığını ve üremesini olumsuz bakımdan etkileyecek
çalışmalar yapmış ve projeler üretmiştir.
 
Emperyalizmin ve küresel ağaların dünyada yaşayan toplumları gıda üzerinden
kontrol ederek denetlemek ve yönetmek projeleri olduğunu biliyoruz.
GDO'lu gıdalar ve tohumlar da bu nedenle kullanıma sokulmuştur.
 
Aynı çalışmalar ise yoğun bir şekilde GDO üzerinden oynanmaktadır.
Genetiğiyle oynanan gıdaların insanoğlu üzerindeki etkileri nedeniyle sağlıklı olmayan,beyin ve düşünsel kavrama yeteneği gelişmemiş ,aksine kas gücü yüksek olan köle toplumlar ile üreme yeteneği azaltılmış toplumlar da yaratmak mümkündür .
Benzeri çalışmalar aşı üzerinden de yapılmıştır.
 
Önce  bir salgın yaratılarak , salgın hastalığını önleyecek olan bir aşı içinde
toplumlara her türlü virus ve benzeri hastalık unsurlarını vermek mümkündür !
Üstelik de salgını yaratacak olan aşı para karşılığı verilecek,
Diğer bir deyişle , yaratılan hastalık para karşılığı satılacaktır !!!
 
Şimdi bana paranoyak diyebilirsiniz ,
O zaman aşağıdaki farklı bir haberi okuyunuz ;
 
 
Mikrobiyoloji uzmanı Joseph Moshe Amerika'da tutuklandı

3 ay önce Yahudi kökenli bir mikrobiyoloji uzmanı Joseph Moshe Amerika'da katıldığı bir talk show programında; adı "Baxter Intl" olan bir şirketin Ukrayna laboratuarında biyolojik savaş aracı olarak kullanılmak üzere çok tehlikeli bir grip virüsü üzerine çalışma yaptığını ve bunun sonuçlarının iyi olmayacağını söylemişti.
 
Talk show programının hemen çıkışında arabası durdurularak yüzüne gaz sıkma metodu ile etkisiz hale getirilmiş ve Amerikanın LAPD SWAT komando timi tarafından alelacele tutuklanmıştı.


3 ay içinde süreç aynen Joseph Moshe'nin söylediği şekilde gerçekleşti. Domuz gribi salgınının hemen ardından, Ukrayna'da çok daha tehlikeli bir virüs salgını ortaya cıktı. Ölümler sonucu yapılan otopsilerde ölen insanların akciğerlerinin tamamen kan ile dolu olduğu görüldü. Tesadüfe bakınız ki domuz gribi virüsü de yine bu şirketin araştırma laboratuarının bulunduğu bir bölgede ortaya çıktı ve yayıldı.
 
Öte yandan domuz gribi aşısını bir diğer üreten şirket yılsonunda 500 milyon Euro kar ile kapatacaklarını açıkladı.
 
Bahsi geçen virüs üretici şirket menşei tahmin edin hangi ülkeye ait?
Tabii ki Amerika.
 
Amerika bugün kendi krizini tüm dünyaya mal etmenin hemen arkasından, kendi ekonomisini sağlık sektörüne dayandırarak tekrar kurtarma çabasında ve bu şirket Amerikan hükümeti tarafından aktif olarak desteklenmekte.
 Joseph Moshe'nin tutuklanma aceleciliği ve şekli bile bunu ispatlar nitelikte.
 
Laboratuarlarının bulunduğu bölgelerde tüm dünyaya yayılma potansiyeli bulunan yeni ve tehlikeli salgınlar ortaya çıkmakta.
 
EK'te Amerika'da bu şirket aleyhine açılmış davaya ait toplam 105 sayfalık bir dokuman,var .
 
Başka ne diyeyim saygın okur ?
Geçmiş olsun !
Naci Kaptan
************
Bazı YORUMLAR:
Sevgili Kaptanim,
 
Cok guzel toparlamis, bir araya getirmissiniz, bunun icin oncelikle tesekkur ederim.
 
Ulkemizde her soguk alginligi "grip oldum" seklinde dillendirilir. Oysa grip (flu) gercekten onemli, ciddi virutik bir hastalik. Gecen Mayis'ta Turkiye'den dondugumde, ucaktan ininceye kadar hic bir seyim  yoktu.. eve gelirken, arabanin icinde birden bogazim yanmaya basladi, oksuruk basladi ve kendimi bir pacavra gibi hissettim. Hava degisimindendir dedim once ama eve gelir gelmez kendimi yataga attim ve ucuncu gun, buradaki bir Turk arkadasimi Seyhan'i aradim ve beni hastaneye goturmesini istedim. Yani araba bile kullanacak durumda degildim. O zamanlar da hatirlarsaniz, Domuz Gribi (Swine flu) yeni baslamisti. Herhalde ucakta birinden aldim diye dusundum. Hastaneye varir varmaz endisemi dile getirdim, param yok, sigortam yok, bakacaksaniz bakin, bakmayacaksaniz eve donuyorum dedim.. apar topar tetkike aldilar ve tabi karantinaya da.. Yaklasik 2 saat kadar hastanede kaldim, akciger rontgeni cekildi, kan ve idrar tahlilleri yapildi.. Domuz gribi degil ama Influenza (Grip) olmussunuz dediler, malum tavsiyelerle Tamiflu recete ederek eve gonderdiler. Bu iki saatlik hastane ziyaretinin faturasi sonradan $1450 olarak geldi :)
 
Neyse gelelim konumuza burada da doktorlar israrla bu asinin yapilmasini oneriyorlar ve asi kitligi var. Benim doktorum da israrla tavsiye etti, ben OLMADIM.. Olmamamin nedeni bu asiya duydugum guvensizlik degil tek basina, ben hic bir sene HIC BIR GRIP ASISINI olmam, cunku inanmiyorum. Bu virus devamli kendini degistiren, mutasyona ugrayan bir virus o yuzden de asinin %100 etkili oldugunu dusunmuyorum. Ama konu ikizlere gelince dogrusu bir degil on kere dusunduk.. sonunda kizim yaptirmaya karar verdi ve yaptirdi. Amerika'daki saglik kuruluslarinda calisan herkes ZORUNLU olarak bu asiyi yaptirmak zorunda. Ancak yumurta akina alerjisi olanlar grip asisi disinda tutuluyor.
 
Bildigim bir sey var ki, oyle bir kac ay denemeyle hic bir asi ya da ilacin Amerika'da FDA onayi alip da pazara verilmesinin mumkun olmadigi. Bu asi da gerci bir kac aydir populer oldu ama aslinda yillardir denemeleri devam ediyormus.
 
Malesef su anda Turkiye'nin icinde bulundugu durum yuzunden her sey kusku ile karsilanir hale geldiginden, hele Amerika cikisli da olunca daha da supheli karsilandigindan bu konuda her kafadan bir ses cikti ve olay corba oldu.
 
Sonucta herkes, tum verileri akil suzgecinden gecirip, kendi karar vermek durumunda.
 
Sevgiyle,
Fethiye
************
Asil muallakta kalan benim. Tanidigim iki kisi asi olduktan sonra ertesi gün bas agrisi ve mide bulantisi gecirdiklerini söylediler bana. Bir bucuk ay önce, her sene oldugum gibi, normal grip asisi olmustum. Gecen hafta sonu domuz gribi asisi oldum, bana asi yapan doktorda ayni seyi söyledi. 2-3 gün sonra bas agrisi ve mide bulantisi hissedilirmis. Ne mide bulantisi geldi bana, nede bas agrisi. Düsünüyorum simdi, ben anormal miyim? Gidip bir daha mi asi olayim yoksa? Bu haberden sonra hakikaten gideyim mi bir daha domuz gribi asisi olmaya?
 
Nasil olsa 2012 de dünyanin sonunun gelecegi söyleniyor. Fazla bir sey kalmadi. Onun icin ikinci bir defa asi olmayacagim. Fakat dünyanin sonunun gelecegini, hatirladigim kadar, 70 seneden beri  isitir dururum. 1950, 1984, 2000 ve daha aklima gelmeyen senelerde. Hatta dünyanin sonunun 1964 te gelecegine dair bir de film cevrilmisti Hollywood'ta: On the Beach.
 
1964 senesinin secilmesi tesadüf degildir. Birinci cihan harbi 1914 te basladi. O sene Isvicre'de Milli Sergi (Landesausstellung, Exposition Nationale Suisse) acilmis. Ondan önce 1883 te Zürich'te, 1896 da Cenevre'de birer defa acilmis ve 1914 te  her 25 sene bir acilmasi olarak karari alinmis. 25 sene sonra, 1939 da, ikinci cihan harbi 1 eylülde basladi. Ayni sene gene Zürich'te Milli Sergi acilmis ve palas mandiras eylülde kapatilmis. 1964 te serginin 25inci senesinde ayni sayia ile sergi acildi, bende gördüm o sergiyi, hatta New York'taki dünya sergisinden pek asagi kalmazdi. Ayni sekilde süphe kaldi ahali arasinda, bu senede bir dünya harbi cikacak ve dünyanin sonu gelecek diye. Ondan sonraki 25inci senede 1989 da Lausanne'da acildi. O senede harp olmadi. O bakimdan inanmiyorum 2012 ye. Dünya neler gördü sonu gelmedide 2012 de mi gelecek.
 
Peki ama, kimsenin bilmedigini Finlandiya'da Lapland bölgesinin eski Sağlık Bakanı Dr. Rauni Kilde nasil oluyorda biliyor? Bir kimse, kimsenin bilmedigini sade kendisi biliyorsa, bu iste onunda parmagi var demektir. Dogru mu?
 
A.Güran