Gönderen Konu: MEGALİ İDEA AÇILIMI  (Okunma sayısı 307 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
MEGALİ İDEA AÇILIMI
« : Kasım 03, 2009, 08:55:56 ÖS »
Baştan söyleyim ki doğrusu Megalo İdea değil,Megali İdea dır.
Megalo'da büyük anlamındadır ancak tekildir.
Çoğulu Megali(geneli ifade anlamında)dır.

Yani Megalo İdea derseniz yaklaşık büyük Yunan(lı) anlamı kazanır.
Megali İdea derseniz büyük Yunanistan anlamı kazanır.

Megali İdea  stratejisinin bir parçası olarak Pontusçuluk faaliyetleri  19.yy sonları ile 20.yy. başlarında Yunan aydınları tarafından dile getirilmiş ve haritalar yayımlanmıştır.

Bu konuyu daha evvel de sigara yasağının başlatılmasının 19 Mayıs'a denk getirilmesi üzerine yazmış idim.
Bakınız...
"SİGARA VE 19 MAYIS YASAĞININ GİZLEDİKLERİ/19 MAYIS Sözde Pontus Soykırımı"  başlıklı yazımda bir açıklamada bulunmuş idim.
Neden sigara yasağı 19 mayıs'ta yapıldı demiş idim.
Bu sigara içmyenler için elbet ki bir bayram olmalı idi.
Ancak sadece sigara içmeyenlerin bayramımıydı dersiniz?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1252.0


Yine 1918 Kasım ayında;
adeta Pontus ulusal istekleri halinde sunulan  Pontus'un muhteşem Eyaletlerini hatırlıyormusunuz?

Öyle ise hafıza tazeliyelim.

Eyalet sınırları şöyle açıklanıyordu.

-Doğuda Batum, güneyde Ermenistan ve batıda Sinop’un batısına kadar uzanan Pontus Eyaleti.
 
Bu Eyalet,
-Ulusların kendi geleceklerini belirleme ilkelerine dayanacak, müttefik kuvvetler ve ABD, eski Trabzon İmparatorluğu'nu yeniden kuracak ve özerk bir cumhuriyet konumuna getirilecektir.

Dünden bugüne Yunanistan'ın PONTUS HEDEFİ için bakınız derim.
http://kutuphane.tbmm.gov.tr:8088/2007/200701837.pdf

4 Şubat 1918'de Giresun eski belediye başkanının oğlu Konstantin Konstantinides, Marsilya'da kongre yapıyor ve mücadelesine taraf olan herkesi davet ediyor, Venizelos'un kendilerinin en büyük destekçisi olduğunu söylüyordu.

Yine aynı Konstantinides 1918 Kasımında Marsilya'da topladığı ikinci kongerelerinde Pontus taleplerini İngiltere Dışişleri Bakanlığı'na iletmekteydi.

Az yukarda belirttiğim Eyalet sınırlarının da içinde olduğu taleplerine ek olarak itilaf devletlerinin Pontuslu Rumları himayesi,Rus sınırından Sinop'un batısına kadar uzanan kıyı bölgesinde eski Trabzon devletinin inşaası ve bir Pontus Cumhuriyeti de olunca  
İngiliz politikalarına aykırlığı nedeniyle bürokrat Arnold Toynbee, bunun bir muhtıra olduğunu söyleyecekti.

Toynbee muhtırada ileri sürülen bilgiler ve sınırlar hayal ürünüdür diyecek ve Pontus Rumları mandater bir devletin idaresinde bulunacak olan Ermeni devletine bağlanacağını ön görecekti.

Olursa da ancak bu şekilde bir oluşumla Pontus Rumlarını tatmin edici bir "milli yurd" sağlanmış olacaktır tezinde ısrarcı olacaktı.

Bu açıklamaların ışığında ise Venizelos, Trabzon vilayetini Ermenilere bırakılacağını açıklamıştır.

Bunun üzerine ise Paris'teki Pontus Milli Merkezi Başkanı Socrate Deconomou Şubat 1919'da Le Temps Gazetesine yazdığı bir yazıda, Venizelos'un Trabzon vilayetini Ermenilere bırakan politikasını protesto etmiştir.

Aynı şekilde İstanbul Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi de 1 Şubat 1919'da Venizelos'a çektiği telgrafta durumu protesto edecektir.

Fakat Pontus meselesinin çete ve silahlı mücadele kısmının tekrar başlatılmasını sağlayan, 22 Haziran'da Lloyd George'un Venizelos'a Türkiye'ye Sevr'i askeri yoldan dayatılması görevini vermesi olmuştur.

Amacı,Karadeniz-Pontus ile Anadolu'nun diğer yörelerindeki Rumluğu, Rum kültürünü, gelecekte jeopolitik statü değiştiğinde Megali İdea'nın devamının olup olmayacağını tartışmak olan bir konferans ne yazık ki 1982 yılında Selanik'te yapılmıştır.

Bu konferans ile birlikte ortaya çıkan "Anavatanları Özgürlüğe Kavuşturma Uluslararası Komitesi" hepimizin yakından bildiği yeni bölünmüşlük haritalarını gündeme getirmiş ve bir çok Avrupa ülkesi ve hatta ABD kurumları tarafından da sıkça gösterime sokulmuştur.

Ortaya çıktığında ise tıpkı AKP'nin yaptığı gibi "bizi yanlış anladınız"denmiştir.

Bu süreçten sonra ise daha üstte de belirttiğim şekilde tıpkı sigara yasağında olduğu gibi her 10 Kasımlarda ve her 19 Mayıslarda Yunanistan'da gösteriler düzenlenmekte ve iğdiş politikalarını gündemlerinde tutmaya çalışmaktadırlar.

Samsun'a çıkışın tarihi olan 19 Mayıs, her yıl Yunanistan'da bu nedenle de Pontus soykırımının başlangıcı olduğu gerekçesi ile yas günü ve soykırım anma günü olarak anılmaktadır.

Bakınız ben taraflı olayım,farz edelim ki Atatürk,Türkiye ve tam bağımsızlık yanlısıyım ve bu nedenle de yanlı düşünüp yazıyorum diyelim.

Peki yazıyı okuyacak olan bir kesimin hiç tasvip etmediği Sevgi Erenerol ne diyor onada bakalım o vakit.

(Türk-Ortodoks Kilisesi Basın Sorumlusu Sevgi Erenerol, Fener Rum Patriği Bartholomeos`un 10 Kasım`da toplantı yapmasındaki amacının Atatürk`ten ve Türkiye Cumhuriyeti`nden intikam almak olduğunu belirtiyordu.
`Fener Patriği Bartholomeos`un, 10 Kasım`da sözde Kıbrıs Patriği`nin durumunu görüşme bahanesiyle toplantı yapmasının altında, `Ekümeniklik` iddiasını güçlendirmek, Atatürk ve Cumhuriyet`ten intikam alma hırsı yatmaktadır.

10 Kasım`da Rum metropolitanlarını İstanbul`da toplayarak aralarındaki ihtilafa güya hakemlik yapmaya kalkması, gerçekte Lozan`a, Atatürk`e ve Türk Milleti`ne meydan okumaktır.
Kıbrıs Patriği`nin durumunun görüşülmesi bahanesiyle tertiplenen ve 10 Kasım`a denk getirilmek istenen toplantı tamamıyla Atatürk`ten ve kurduğu Cumhuriyeti`nden intikam alınmak istenmesidir.)


Peki 10 Kasım sizlere hala bir şeyler hatırlatmıyor olabilir mi?

Peki o zaman bir soru:
Erdoğan Smitis ile görüşmesinde ilgi çekici bir taraf vardı,Tayyip İngilizce bilmiyor,Smitis'te Türkçe bilmiyor,Peki ama bunlar 45 dakika baş başa nasıl,hangi dilden konuşup anlaşmışlardı?

Hatırladınız mı?

Tayyip'in buna bir açıklama getirdiğini Ergün Poyraz'ın "Musa'nın Çocukları" kitabından anlamış idik.

Anlattığına göre ilk patronu bir Rum imiş.

19 Mayısları,10 Kasımları da üstüne ekleyin bakalım....

Hımmmmm!,anladınız siz onu....

Saygı ile...

03 Kasım 2009
A.Dursun

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Bu da "Nur" açılımı!
« Yanıtla #1 : Kasım 04, 2009, 02:26:52 ÖÖ »
Açılımın suyu çıktı,açılımcılar adeta şamar oğlanına döndü,Meclis ve toplum açılım manyağı oldu,tıpkı mermi manyağı(!) gibi....
Yakında Orospu açılımı da sırada gibi....
Hadi hayırlısı...
İşte bir yenisi daha...
A.Dursun
---------
Bu da "Nur" açılımı!

AKP’li Hasgür Said-i Nursi’ye iade-i itibar istedi ve ‘Özal gibi anıt mezar yapılsın’ dedi.
AKP İzmir Milletvekili İbrahim Hasgür, Nur Hareketi’nin öncüsü Said-i Nursi’nin mezarının nerede olduğunun açıklanmasını ve iade-i itibarını istedi. Said-i Nursi’nin fikirleriyle milyonlarca insanı etkilediğini, eserlerinin tüm dünyada 170 dile çevrildiğini söyleyen Hasgür, “Böyle bir fikir adamının mezarının nerede olduğu bile belli değil. Said-i Nursi’yi mezarında bile rahat bırakmayan 27 Mayıs 1960 cuntasından hala hayatta olanlar var.
Kültür Bakanlığı derhal harekete geçmeli ve mezarının nerede olduğunu ortaya çıkarmalı. Tıpkı Adnan Menderes ve Turgut Özal gibi Said-i Nursi için de bir anıt mezar yapılmalı. Nasıl onların mezarlarını ziyaret edebiliyorsak Said-i Nursi’nin mezarını da ziyaret edebilelim. Devletin Sadi-i Nursi’ye yaptığı haksızlıkların telafisi için bu adımın atılması gerekiyor” dedi. Başbakan Erdoğan’ın kongrede yaptığı konuşmada Yaşar Kemal ve Aziz Nesin’den bahsetmemesinin muhalefet tarafından eleştiri konusu yapıldığını hatırlatan Hasgür, iki yazarın Said-i Nursi ve Nazım Hikmet gibi baskı ve sürgünlerle karşılaşmadıklarını, fikirlerini serbestçe ifade edebildiklerini savundu.

Nazım’a da yapılsın

Said-i Nursi dışında, ailesinin talep etmesi durumunda Nazım Hikmet için de anıt mezar yapılmasını öneren Hasgür, “Biz bu ülkede yaşayan herkes için demokrasi istiyoruz” dedi.

Hayatı sürgünde geçti

Saİd-İ Nursî, 1876’da Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde doğdu. Çocukluğunda çevresindeki medreselerde eğitim gördü. Dönemin İslam uleması tarafından ’zamanın en iyisi’anlamına gelen “ Bediüzzaman” lakabı ile anıldı. 1. Dünya Savaşı yıllarında doğu cephesinde gönüllü alay komutanı olarak hizmet etti. Savaş esnasında yaralanıp 2,5 yıl Rusya’da esir kaldı.

1925 yılında Van’da eğitim faaliyetlerinde bulunurken, o sırada meydana gelen Şeyh Said hareketi sebebiyle, tedbir olarak önce Burdur’a, ardından Isparta’ya gönderildi. Burada 8 yıl kaldı. Risale-i Nur isimli Kur’an tefsirinin çoğu bölümlerini burada yazdı. Eserleri ve fikirleri sebebiyle Eskişehir Mahkemesine sevk edildi. Sürgüne gönderildiği Kastamonu’da eserlerini yazmaya devam etti. 1943’te Denizli Mahkemesi’ne, 1948’de Afyon Mahkemesi’ne sevk edildi. Mahkemeler beraatla neticelendi. 1950’de çok partili hayata geçildiğinde dini hak ve hürriyetler genişledi. Bediüzzaman, bu dönemde eserlerini matbaalarda bastırdı. 23 Mart 1960’ta Şanlıurfa’da vefat etti. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra dönemin askeri yönetimi mezarını bilinmeyen bir yere nakletti.(Hürriyet)