Gönderen Konu: Kasımpaşalı,Rabbini de al git  (Okunma sayısı 623 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Kasımpaşalı,Rabbini de al git
« : Ekim 19, 2009, 02:05:17 ÖS »
Kasımpaşalı benim söylemim değildir.
Senaryosunu Ömer Lütfi Mete ve Adem Kılıç'ın yazdığı adının da "Kasımpaşalı"
olacağı söylenen dizi filmden esinlenmedim elbet ki.

Lakabı kasımpaşalı.


Evet Kasımpaşalı,Rabbini de al git bu milletin başından.

Mevzuat gereği,"yılı zararla kapatmaması gereken TETAŞ",toptan elektriğe
yüzde 21 zam için EPDK'ya başvurdu zaman rabbin sana "Ey Kasımpaşalı devreye gir zam oranını yüzde 10’da tut" mu demişti?

Ya BOTAŞ, konutlarda kullanılan doğal gaza 22.50 zam yaparken rabbin sana bir şey demedi mi?

Rabbin şimdi de "Emeklilerle dalga geç" mi diyor?
Ya itiraz eden vatandaş için hala "Ananı da al git"demeni söylüyor mu?

Hala aynı görüşte ise rabbini de al git.

Merak ediyorum sana kim akıl veriyor sayın Kasımpaşalı?
İşçi ve Bağ-Kur emekli aylıklarına 6 aylık enflasyon doğrultusunda yüzde 1,83 zam yaparken rabbin "aferin" dedi mi?
İşçi emeklisi en düşük 11 TL artışla 632 TL;Bağ-Kur emeklisi endüşük 5 TL artışla 310 TL alırken rabbin sana hiç bir şey demedi mi?

Belki baskın seçim yapacaksındır ne malum,rabbin de "Hadi yatırım zamanı" mı dedi merak ediyorum.

Kasımpaşalı, senin rabbinde hiç vicdan,merhamet, izan yok mu?

Hadi bunları da geçtim hiç adalet duygusu da mı yok?

Peki sizler yasalardan da haberiniz yok mu?
Hadi kasımpaşalı her şeyi bilmek zorunda değil diyelim.
Sizin bürokratlarınız sabah akşam rabbinize ibadet ederken yasaları da mı göremiyorlar?

Asgari tutar üzerinden fazla pirim ödeseler dahi işçilerin ödedikleri fazla primler emekli aylığını tek kuruş dahi bile artırmaz, ödenen pirimler de boşa giden ödeme halinde durur iken neden bunları düzeltmeyi düşünmüyorsunuz.
Bu basit gelebilir ancak gelecekte daha iyi emekli maaşları için bir seçenektir de.

Asgari ücretten prim ödeyene SGK aylık 350 TL civarında maaş vermesi gerekiyorken,emekli aylıkları 527 TL'den az olamayacağı için aradaki farkı SGK karşılayarak ödeme yatığını da mı bilmiyor bürokratlarınız?
Neden düzeltmiyorsunuz bu durumu?Neden aylık bağlama oranlarında düzeltmeye gitmiyorsunuz?

Peki ya 1 Ekim 2008 tarihinde uygulamaya koyduğunuz,18 yaşını dolduran, işsiz ve evlenmemiş kızların babaları neden her ay düzenli olarak  para ödemek zorunda bırakılıyor?
Rabbiniz "babalara söyleyin,kızlarını hemen evlendirsin,iş aramaya kalkmasın" mı dedi?

1982 Anayasasının 10’uncu maddesinde "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz." ifadesi sizin rabbinize hiç bir anlam ifade etmiyor olabilir.

Hatta "Ailenin korunması" ile ilgili 41. maddesine aykırı davranışlarınız da hiç bir anlam ifade etmiyor olabilir.

41.maddede geçen "Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması...için gerekli tedbirleri alır.." ifadesi sizin rabbinize hiç bir şey anlatmıyor olabilir.

Eğer ki bir tarafta yapılacak artış,diğer tarfı rencide edecek bir hal alıyorsa,Anayasadaki "hukuk devleti" ilkesinin zedelenmesi söz konusu olmaktadır.
Yani Kazanılmış haklar(müktesep haklar)bakımından sakıncaları olacağı açıktır.

Rabbin bilmiyor yahut umursamıyor olabilir.
Ancak vatandaş olarak bunları sizlere anlatma zorunluluğu hissediyorum.

İdare Hukukunda "müktesep hak":
Belli bir zaman diliminde, o anda yürürlükteki hukuk kurallarına uygun olarak oluşturulmuş hukuksal bir statü (müesses durum) neticesinde bireyler lehine doğmuş, oluşmuş ve kesinleşmiş sübjektif hukuksal durumlardan kaynaklanması nedeniyle kural olarak hukuk düzeninde korunması gereken bireysel hak ...

Anayasa Mahkemesine göre "müktesep hak":
Kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş hak tır.

Danıştay 10. Dairesine göre "müktesep hak":
Bir hak sağlamaya elverişli nesnel kuralların bireylere uygulanması ile onlar için doğan öznel hakkın korunması olarak kabul edilebilir.
(Bkz:Danıştay 10. D., 1.10.2002, E.2000/2114, K.2002/3458; Danıştay 10. D., 9.06.1999, E.1996/10150, K.1999/3101)
 
Bakanlıkça,Başbakanlıkça,K.H.K gereğince ya da benzer yöntemler yahut yönetmeliklerce ya da benzeri usullerle çıkarılan yeni bir düzenleme ile, kazanılmış hakların ortadan kaldırılmasının ve/veya iptalinin hukuka uygun olmayacağı;
müktesep hakların sahipleri açısından ve diğer hukuk yönünden "kazanılmış (müktesep) hak" teşkilini ortadan kaldıracağı görüş ve kanaati oluşmaması için bir an evvel adil bir sistemin benimsenmesi şarttır.

Anayasa Mahkemesi, "müktesep hak" kavramlarına ilşkin kararlar için bakınız...

- 11.06.2003, E.2001/346, K.2003/63, RG., 8.11.2003
- 13.02.2002, E.2001/293, K.2002/28, RG, 18.04.2002

Baştan beri söylediklerimi özetleyecek olursam;
Hukuk Devleti ilkesine,hukuki istikrar ve ahde vefa ilkelerine aykırılıkların ortaya çıkmaması için yapılacak iyileştirmelerde göz önüne alınması gerekenleri, rabbiniz söylemese dahi dikkate almalısınız.

Başka ifade ile;salt belli bir kesime yıllarca tanınmış olan ayrıcalıklar ne denli yanlış ise,şimdi yapılacak olan yeni ayrıcalık yaratma çabaları da o denli sakıncalıdır.

Bir yanlış,başka bir yanlışla düzeltilemez.
Hukukta kötü, emsal alınmaz.


İyi ve doğru olan şudur.
TÜİK'in 2008 hane halkı tüketim anketinde açıkladığı gibi,
vatandaşları "boğazlarından kısarak" tasarruf yapmak durumundan kurtarmaktır.

Kurtarma içinse,yoksulluk sınırı belirlemesine gidilerek, belirlenecek bu rakamdan daha altta bir ücretin Türkiye'de ki emeklilere verilmemesi için yasal zemin oluşturmaktır.

Bu rakamlara iki örnek:
-TÜRK-İŞ'in belirlediği yoksulluk sınırı rakamı,2 bin 442,39 TL.
-Türkiye Kamu-Sen'in belirlediği yoksulluk sınırı rakamı,2 bin 792 TL 58 Krş.

Ne oldu birden rengin soldu?

Yoksa bir ara kömür,bir ara tüp,arada bir de çadır yemekleri ile sadaka kültürünün yayılmasına rıza gösteren rablarınıza itaat etmekle bir yere varamazsınız.

Eğer ki bunları yapamayacak iseniz milleti kandırmaktan zevk alan rabbinizi de alın ve topyekün gidiniz.

İşte ancak o zaman diyebiliriz ki "Hamd olsun teğet geçtiniz"....

Uğurlar olsun...

19 Ekim 2009
Ahmet Dursun

Ali Tezel ve Levent Kırca maaş zamlarını açıklıyor.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7657.0
-----------
Bebek Katili diyor ki:

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
PKK'lıların teslim olması, baskın erken seçim planının parçasıdır!

Sabahattin ÖNKİBAR
Plan ya da senaryo işliyor!
ABD, K.Irak’tan çekilirken malum, emanetçi aramış ve başkası olmadığı için Türkiye’de karar kılmış!

Bakmış Ankara’ya AKP’den başka partner yok, mecburen onunla yoldaş olmuş! Her ihtimale karşı B planı diye de Mustafa Sarıgül’ü yedeklemiş!

AKP liderliği ise denize düşen misali Washington’la kol kola girmiş!
Türk halkına verecek zerre bir şeyi kalmayan ve istismar makyajları bir bir dökülen AKP, yapılacak ilk seçimde paspas olmamak için ABD’nin bölge projesinde Truva atı olmayı içine sindirmiş!

Bu genel fotoğraf!
İşletilecek sürece gelince...
Malum, ABD bölgeden 2010’un sonunda çekilecek.
 Dolayısı ile her şey bu zaman diliminde bitsin istiyor!
Bakıyoruz tabloya, AKP’nin açılımda bu haliyle sonuca gitmesi zor!
MHP’den sonra CHP’nin muhalefeti ortada!

Dolayısı ile var olan Meclis aritmetiği ile Anayasanın değiştirilmesi mümkün görünmüyor!

Oysa sadece DTP ve PKK değil, ABD de Anayasa değişsin talebinde!
İşte AKP tam bu noktada ince bir strateji uygulayarak bu konudan yeni bir iktidar dönemi çıkarmak istiyor!
AKP’nin gerçek derdi ve gündemi Kürt açılımı değil, bir dönem daha seçim kazanmaktır!
Tayyip Erdoğan iyi biliyor ki seçimi alırsa Cumhurbaşkanı olabilir, kaybederse Yüce Divan’a gidebilir!

Bundan dolayı başka hiç bir argümanı olmadığı için de Kürt açılımı işine sarılıyor!
Öyle, çünkü bu açılım ile ABD ve AB’nin desteğini de alacaktır!

Plan şudur:
Önce (Erdoğan’ın deyimi ile) topluma hazmettirmek!
Eldeki medya imkanı ile “Analar Ağlamasın” istismarını yaparak çeyrek yüzyılın kanayan yarasına neşter atılıyor görünmektir!

Bunun için sadece dezenformasyonlar değil, bazı somut adımlar da atılıyor!
Mesela bir grup PKK’lının dün teslim olması hadisesi!

Bu olayla verilmek istenen mesaj; “Bakın, açılım olayı ile PKK çözülüyor, örgüt bitiyor, barış geliyor” propagandasına iklim yaratmaktır.
Hiç kuşkunuz olmasın PKK’nın bu teslim etme hadisesinin perde gerisinde sadece CIA değil, AKP’nin de bilgisi ve onayı vardır.

Öyle, çünkü o AKP değil midir Öcalan’ın yol haritasına el koyup, zamanı değil diye millete açıklamayan ve PKK’ya da bekle diyen!
Görünen, AKP’nin kimi isimlerinin İmralı ile aracılar vasıtasıyla fısıldaştıkları ve ortak bir projeyi yürüttükleridir!

Peki plan nasıl mı işleyecek?
Erdoğan toplumu, barış ve ‘Analar Ağlamasın’ noktasında hazırlayacak. ‘Köy köy gezip, anlatacağız’ beyanı bunun içindir!

Yaptıracağı anketlerle durumu müsait gördüğü an, barışı ve huzuru arayan adam imajıyla erken seçim düğmesine basacak!
Bu şekilde Güneydoğu ve bölge dışında yaşayan Kürt kökenli seçmenin oylarının tamamına talip olacak ve tepki oylarını dengeleyerek yeniden tek başına iktidar olmaya çalışacak!

Yukarıda söyledik, AKP 7 yıllık yönetimi ya da yönetimsizliği ile denizde boğulmakta, dolayısı ile Kürt açılımı işine pardon yılanına sarılmaktan başka seçeneği yoktur!

Sonuç: Tam bir ay önce yani 20 Eylül’de yazdığımız gibi baharda seçim var haberiniz ola!

Gazze katliamına köpürüyor, Hocalı’yı ödüllendiriyor!
Başbakan Tayyip Erdoğan, üç gün önce Kırşehir’de konuşurken Gazze’deki İsrail katliamlarını kastederek şunları söylüyor:

- “Zalimlerin yanında olmayız. Tarih boyunca böyle olduk, bundan sonra da böyle olacağız”

Gelin bugün nasıl zalim olunur onu tartışalım? Evet Sayın Başbakan, Gazze’de yapılanlar zulüm ise ki öyledir, Hocalı’da yapılanlar nedir peki?

Hocalı ne mi, orada katliam mı oldu diye sorarsanız aktaralım efendim:
Hocalı bir Türk ve Müslüman beldesidir... 1992’de yüzler ve hatta binlerce Azeri soydaşımız Ermeni çeteleri tarafından alçakça katledilmiştir.

Hem de ne katliam!
İnsanlar evlerinde diri diri yakılmış, dışarı çıkan kurşunlanmış, hamile kadınlar süngülenmiş!

Yok, aktardığım roman ya da Yeşilçam senaryosu değil, hadiseye tanık olan Batılı gazetecilerin gördükleri ve anlattıklarıdır.
İşte bu kahpelik sebebiyledir ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti o tarihte protesto ve cezalandırmak amacıyla hemen Ermenistan sınırını kapatmıştı!

Şimdi soralım:
Gazze’de yapılanlara -ki Hocalı’da yapılanların yanında hafiftir- bunca feveran eden siz Hocalı için niçin bir elem ya da üzüntü duymazsınız?

Ne yani Türkün Müslümanı, Arabın Müslümanından daha mı değersiz?
Sakın sakın ha elem duymadığımı ne biliyorsun demeyin!
Fikir zikir olayı, yani fikriniz neyse zikriniz, eyleminiz odur ya da ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz misali!

Gazze için köpürür, İsrail gibi bir devleti hedefe oturturken, Hocalı  konusunda bırak aynı şeyi yapmayı, Ermenistan’ı ödüllendiriyor yani protokoller imzalıyorsun!
Açıkla lütfen kıstasın, ölçün nedir?
yenicaggazetesi.com.tr
*************
Aklınca erken seçime zorlamaca
ENGİN ARDIÇ
Şu çok gereksiz "mektup aldı mektup verdi" tantanası arasında kaybolup gitmesin, "Aydın Doğan basınında", daha doğrusu Sayın Doğan'ın amiral gemisinde değil de takalarında, son zamanlarda ciddi bir "erken seçim rüzgârı" estirilmektedir...
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2009/10/15/aklinca_erken_secime_zorlamaca

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA


Aşağıdaki sorularımın, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak yanıtlanması isteğimi bilgilerinize sunarım.
Saygılarımla.                                                             18 Kasım 2009

Süleyman Yağız
DSP İstanbul Milletvekili 

Her kesim gibi emekliler de insanca yaşama talebinde bulunmaktadırlar. Bu amaçla yıllardır sorunlarına çözüm aramaktadırlar. Ama buna karşın özellikle son yedi yıllık süre içinde yaşamlarının en sıkıntılı dönemini yaşamaktadırlar. O kadar ki, emeklilerin içinde bulundukları bu durum, onları açlık grevi yapma noktasına kadar götürmüştür.

Bu bağlamda ve emeklilerin istekleri doğrultusunda şu soruları yöneltme gereksinmesini duydum:
       
1- Emekli aylıkları arasındaki farklılıkların giderilmesi için intibak yasasının çıkarılması konusunda hükümetinizin bir çalışması var mıdır?

2- Emekli sendikalarının taraf alınacağı statü yasası çıkarılacak mıdır?

3- Emeklilerin TÜFE ve KEY alacakları ne zaman ödenecektir?

4- 2010 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu'nda emeklilere daha fazla pay verilecek midir?

5- Emeklilerin “yılda 2 ikramiye” ve “kış aylarında yakacak yardımı” talepleri karşılanacak mıdır?

6- Emeklilere yaşadıkları kentlerde ve şehirlerarası ulaşım araçlarında indirimli seyahat etme olanağı sağlanacak mıdır?

7- Özetle emekliler için de bir “açılım” yapılacak mıdır?

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
25 YIL ÇALIŞMAYA 85 YIL MAAŞ OLUR MU?
« Yanıtla #3 : Kasım 24, 2009, 01:55:10 ÖS »
Bu da başka yönden bir bakış açısı.
Doğrudur,yanlıştır.
Ancak yazarın gözü ile bakarsak elbet ki doğrudur.
sahtekarlıkların önüne geçilmelidir.
Lakin ülkemizde kadına verilen değeri,kadının okur-yazar oranını göz önüne alırsak buradaki bazı ifadelere sanki yanlış anlatımmış gibi bakabiliriz de.
Ancak sahtekarlıkların önüne geçilmedikçe bu yasalar hiç bir şey ifade etmeyecektir.
Üstelikte %99,9'u müslüman olan bir ülkede sahtekarlık yapılıyorsa düşünün gerisini...
A.Dursun
************

25 YIL ÇALIŞMAYA 85 YIL MAAŞ OLUR MU?
 
Ülkemizdeki sosyal güvenlik sisteminin dünya da eşi benzeri yoktur bence. Bu acayip ve garayip sistemi uygulayıp bundan bir hayır bekleyen tek milletiz sanırım. Sihirbaz değneği deymiş gibi her işimizde bir hokus pokus var ama işden bereket çıkmıyor nedense. 25 yıl çalışan bir işçi veya memura nasıl 85 yıl aylık verilebilir ki ? Bizde verilir verilir. Hatta hiç çalışmadan ölünceye kadar aylık alan yığınla bayan var ülkemizde.
 
25 yaşında bir çalışan işe başladı mesela. 25 yıl çalıştı ve emekli oldu yada öldü diyelim. Emekli olduğu hesabından yürüyelim biz. 50 yaşında emekli oldu  ve 75 yaşına kadar 25 yıl emekli maaşı aldı ve öldü diyelim. Karısı da ondan sonra bir 20-25 yıl daha kocasının aylığını almaya devam ediyor çoğunlukla. Sonra hanımı da ölür fakat devletin aylık vermesi ölmez bir türlü. Ölen emeklinin dul kızı devreye girer bu sefer de. Dul kızı da ya kasıtlı kocasından boşanmıştır veya kocasıyla imam nikahlı idare ediyordur veya kocası hiç olmamıştır. Kızı da 25-35 yıl arasında aylık alır devletten.
 
Yani 25 yıl çalışmaya 75-85 yıl arasında emekli maaşı öder devlet. Hatta işi dha da cıvıtanlar çıkar. Emekli adamın ilk karısı ölür ve emekli kendinden 40 yaş küçük bir kadınla evlenirse yandı gülüm keten helva. 80 yaşında adam öldüğünde 40 yaşında bir dul kadın ve bir de olmuşsa bir kız çocuk vay vay vay. 25 yıl çalışmaya 75-85 yıl emekli maaşını öder devlet.
 
Ülkemizde bu kaostan kurtulmanın yolu mutlaka var. Bu hak edilmeyen ve diğer emeklilere yapılan haksızlığın derhal düzeltilmesi elzemdir. Babasından veya annesinden yıllarca aylık alan bayanların vicdanlarına sesleniyorum. Sizler sosyal güvenlik sistemine bir kuruş pirim ödemeden çalışmadan  aldığınız aylıklar ile başka emeklilerin hakkını çalıyorsunuz. Evet çalıyorsunuz. Çünkü sakat engelli değilsiniz. Sağlıklı ve çalışabilir olduğunuz halde başka sigortalıların hakkından çalıyorsunuz.
 
Erkek çocukları sakat engelli iseler anne veya babalarının maaşından faydalanabiliyorlarken bayanlar kız da olsalar dul da olsalar hatta boşanmış da olsalar sağlam ve çalışabilir halde hatta malı mülkü maddiyatlarına bakılmaksızın aylık bağlanıyor ve bir kere daha evlenseler boşansalar da yine aylık bağlatabiliyorlar. Bu anayasanın eşitlik ilkesine tamamen zıttır. Bayanlar yıllardır erkeklerle eşitlik istiyorlardı fakat burada eşitliği bırakın fazlalık olduğu halde kimseden çıt çıkmıyor maşallah.
 
Bu sorun nasıl adaletli hale getirilebilir peki.? Bizce çözüm çok kolaydır. Ferdi emekliliği getirin ve insanlar pirim ödedikleri yıl kadar emekliye emekli aylığı bağlansın. Koca ile kadın arasında 15 yaş farkından fazla yaş farkı olanlar da kasıt aransın. Evlat edinmelerde kasıt aransın.Kız çocukları da erkek çocukları gibi eşit hakka sahip olsun. Sakat ve muhtaç olmadıkça aylık bağlatma hakkı olmasın.
21 Kasım 2009 Cumartesi
UĞUR ÖZALTIN

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Bakan Ömer Dinçer'in Emekli açılımı yanıtı.
« Yanıtla #4 : Ocak 03, 2010, 12:35:25 ÖS »
Hemen iki üstte Emekliler için de bir “açılım” yapılacak mıdır?Süleyman Yağız İst.Milletvekili başlıklı yazıya,bakan Ömer Dinçer'in yanıtını bulacaksınız.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER’İN YANITI
 
CEVAP 1- 506 sayılı Kanuna göre emekli aylıklarının hesabında 01.07.1978–31.12.1999 tarihleri arasında katsayı esasına dayalı gösterge sistemi uygulanmış olup, göstergeler ise sigortalının işten ayrıldığı tarihten önceki Kanunda öngörülen belli sayıdaki, yılların primlendirilen kazançlarının ortalamasına göre tespit edilmiştir. Aylıkların hesabında esas alınan aylık bağlama oranları ise gösterge ve üst gösterge tespit tablolarından bağlanan aylıklara ve sigortalıların prim ödeme gün sayısı ile yaşına göre farklılıklar göstermiştir. Bu durumda, gerek gösterge tablolarına üst gösterge tablolarının eklenmesi, gerek göstergelerin tespitine esas yıl sayılarının değiştirilmesi, gerekse aylık bağlama oranının hesaplanmasında yapılan değişiklikler farklı tarihlerde emekli olan sigortalılara bağlanan aylıkların miktarında da farklılıklara neden olmuştur.
Diğer taraftan, 4447 sayılı Kanunla 506 sayılı Kanunda yapılan değişikliklerle 1.1.2000 tarihi itibariyle aylık bağlama sistemi ile gelir/aylıkların artırılması yeniden düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemeyle; 2000 yılı başından geçerli olmak üzere 4447 sayılı Kanunla 506 sayılı Kanunun 61 inci maddesinde yapılan değişiklikle katsayı esasına dayalı gösterge sistemi yürürlükten kaldırılmış, sigortalıların 2000 yılından sonraki tüm çalışmalarının aylık bağlama işlemlerinde güncellenerek dikkate alınması öngörülmüş ve aylık bağlama oranlarının hesaplanması değiştirilmiştir. Ayrıca gelir/aylıkların her ay bir önceki aya göre TÜFE oranında artırılmasıyla da emekli aylıklarının enflasyondan olumsuz yönde etkilenmemesi amaçlanmıştır.
Kurumumuzca, 506 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren değişik tarihlerde yürürlükte bulunan gösterge tablolarına göre hesaplanan aylıklar arasındaki farklılıklarla, söz konusu Kanunların aylıkların hesaplanmasına ilişkin maddelerinin belirli tarihlerde kanunlarla değiştirilmesi nedeniyle, sistemlere göre hesaplanan aylıklar arasında oluşan farkların giderilerek intibak işlemlerinin yapılması yeni bir yasal düzenleme gerektirmektedir.
Öte yandan, 5510 sayılı Kanun ile farklı kanunlara ve farklı sosyal güvenlik kurumlarına tabi sigortalılar arasında norm ve standart birliği sağlanmaya çalışılmış olup 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu, 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi sigortalılarla ilgili düzenlemeler yapılmış, ayrıca 506 sayılı Kanunun Geçici 20 inci maddesine tabi sandıklarla ilgili olarak da söz konusu sandıkların 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden itibaren 3 yıl içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna devredilerek 5510 sayılı Kanun kapsamına alınması öngörülmüştür.
Bu itibarla, 5510 sayılı Kanun ile devlet memurları, hizmet akdine göre ücretle çalışanlar, tarım işlerinde ücretle çalışanlar, kendi hesabına çalışanlar ve tarımda kendi hesabına çalışanları kapsayan beş farklı emeklilik rejiminin, aktüeryal olarak hak ve yükümlülüklerin eşit olacağı tek bir emeklilik rejimine dönüştürülmesi hedeflenmiştir.
 
CEVAP 2- Bilindiği üzere, 7.11.1982 tarihli ve 2709 sayılı Kanun ile kabul edilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Sendika kurma hakkı" başlıklı 51 inci maddesi ile çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahip olduğu hüküm altına alınmıştır.
Bu itibarla, emekliler Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gereğince sendika kurma hakkına sahip olmamakla birlikte, sosyal güvenlik kurumlarından emekli olanlar ile dul ve yetimleri 23/11/2004 tarihli, 25649 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4.11.2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu çerçevesinde demek kurma hakkına sahiptirler. Emeklilerimizin bu Kanun gereğince çeşitli isimler altında kurdukları birçok demek bulunmaktadır.
Ayrıca, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, aktif çalışma hayatından ayrılmış olanların, 5253 sayılı Dernekler Kanunu'na göre önceden bir izin almadan dernek veya vakıf kurma hakları bulunduğuna, bunun yerine yasalarla sadece çalışanlara yönelik olarak düzenleme altına alınmış olan "sendika" şeklinde örgütlenmelerinin mümkün olmadığına karar vermiştir.
Sonuç olarak sosyal güvenlik kurumlarından emekli olanlar ile dul ve yetimleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gereğince sendika kurma hakkına sahip olmadıklarından emekli sendikalarının taraf alınacağı statü yasası hazırlanması mümkün değildir.
 
CEVAP 3- 506 sayılı Kanunda değişiklik yapan 4447 sayılı Kanunla Kurumumuz emekli, dul ve yetimlerinin aylıklarının artırılmasına ilişkin katsayı ve gösterge sistemi değiştirilerek aylıkların, her ay bir önceki ayın TÜFE' deki artış oranına göre yükseltilerek ödenmesi esası getirilmiştir.
Anayasa'nın 138'inci maddesi gereğince, TÜFE farkı konusunda münferit alınmış kararlar aynen ve geciktirilmeden uygulanmıştır.
Emeklilerimizin aylıklarındaki artış farklarının eksik ödendiği yolundaki yoğun talepleri ve bu konudaki münferit yargı kararları doğrultusunda 4447 sayılı Kanunun yürürlük maddesi dikkate alınarak, Kanunun yürürlük tarihi olan 1.1.2000 ile 2000/0cak ödeme dönemi arasında kalan sürenin eksik ödendiği kanaatine varıldığından, özel sektörden emekli olanlara 18–22 gün, kamu sektöründe emekli olanların 4–8 günlük TÜFE farkları 2002/Ağustos ayı içerisinde yasal faizi ile birlikte ödenmiştir. Söz konusu ödemeler, emeklilerin kendisine, vefat edenlerin ise dul ve yetimlerine yapılmıştır.
Kamu sektöründen emekli olanlara da 1.1.2000 ile 14.1.2000 tarihi arasındaki 14 günlük TÜFE farklarının da ödenmesi gerektiği sonucuna varılarak, bu farklar da faizi ile birlikte 2004 yılı Temmuz ayında gelir ve aylıklara ilave edilerek ödenmiştir.
Kurumumuz tarafından, 1999/Aralık ayı ile 2002/Haziran ayı arasında her ay bir önceki ayın TÜFE artış oranı üzerinden 30'ar günlük artışlar uygulanarak gelir ve aylıklarda gerçekleştirilen artış oranının     (% 174), bu sürede gerçekleştirilen TÜFE (enflasyon) oranı ile aynı olduğu, münferit yargı kararlarına esas bilirkişi raporları doğrultusunda TÜFE farkı ödenmesinin mükerrer ödemeye yol açacağı, ayrıca, 506 sayılı Kanunun Ek 38'inci maddesinde öngörülen gelir ve aylıkların enflasyon karşısında korunması amacına uygun olmayacağından hareketle, münferit yargı kararları uygulanmakla birlikte emeklilerimizin tamamına yönelik işlem yapılabilmesi için yargı sürecinin tamamlanması beklenilmiştir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi tarafından 2000/0cak ile 2002/Haziran döneminde her ayın 1’i ile ödeme tarihleri arasındaki 18–22 günlük TÜFE farkı bulunduğu yönündeki bilirkişi raporlarına dayanan yerel mahkeme kararları 2004/Temmuz ayı içerisinde bozulmuş ve Ankara 9. İş Mahkemesi tarafından 11/04/2005 tarihinde temyiz yolu açık olmak üzere reddedilen davalar da Yargıtay 10. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleşmiştir.
Emekliler tarafından TÜFE farklarının ödenmesine ilişkin açılan münferit davaların bir kısmının emekliler, bir kısmının da Kurumumuz lehine sonuçlandığı görüldüğünden, Kurumumuzca konu ile ilgili yargı süreci yakından takip edilmekte olup, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin bozma ilamı çerçevesinde Ankara 9. İş Mahkemesinde 2004/1020 ve 2004/1032 Esas Numarası ile açılan davalardan 11/4/2005 tarihli duruşma tutanaklarında Kurumumuz emeklilerinin TÜFE alacağı yönünde rapor düzenleyen bilirkişinin söz konusu TÜFE farklarının Kurumca emeklilere ödendiği, bunun dışında yapılacak başka bir ödemenin bulunmadığı yönünde görüş bildirdiği anlaşılmıştır.
Diğer taraftan; 3320 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden önce SSK'dan malullük veya yaşlılık aylığı bağlanmış olanlar ile Kanunun yürürlük tarihinden sonra SSK'dan malullük veya yaşlılık aylığı bağlananlardan adlarına bağımsız konutunun bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi ve konut edindirme yardımına müstahak olup olmadıklarının tespit edilebilmesi için, adlarına mesken niteliğini haiz bağımsız konutu olmadığına dair Kuruma beyan ve taahhütte bulunmaları istenmiş, adlarına bağımsız konutu bulunmadığı anlaşılan emeklilerin isimleri bilgisayar programlarına kaydedilerek, adlarına konut edindirme yardımı tahakkuk ettirilmiş ve bunlara ilişkin kayıtlar Emlak Bankası'na bildirilmiştir.
Ayrıca, 5664 sayılı Kanun uyarınca 27.7.2008 tarihli Resmi Gazetede ilan edilen listede isimleri yer almayan ve konut edindirme yardımına müstahak olduğunu ileri sürenlerin başvuruları da, itiraza ilişkin esaslar doğrultusunda incelenerek işlem yapılmıştır. Bu konuda yapılmış olan itirazlara ilişkin ödemelerin yapılabilmesi ve hatalı kayıtların düzeltilmesine ilişkin 08.12.2009 tarihli ve 5939 sayılı "Konut Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun" 17.12.2009 tarihli ve 27435 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.
 
CEVAP 4, 5, 6 ve 7- 506 ve 1479 sayılı Kanuna göre emekli aylıklarında yapılan artışlar:
Bilindiği üzere, 4447 sayılı Kanunla 506 ve 1479 sayılı Kanunlarda yapılan değişikliklerle 1/1/2000 tarihi itibariyle aylık bağlama sistemi ile gelir/aylıkların artırılması yeniden düzenlenmiş olup, 4447 sayılı Kanunla 506 sayılı Kanuna eklenen Ek 38 inci madde ile 1479 sayılı Kanunun değişik 36’ıncı maddelerinde bu Kanunlara göre bağlanan gelir ve aylıkların her ay bir önceki aya göre Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksi artış oranı kadar arttırılması öngörüldüğünden, 1.1.2003 tarihine kadar Kurumumuz emekli, dul ve yetimlerinin gelir ve aylıkları her ay bir önceki aya göre tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı kadar artırılarak ödenmiş, 17.1.2003 tarihli ve 24996 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2003/5146 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve eki Kararnamenin 1’inci maddesi gereğince de, 2003/Ocak ayından itibaren gelir, aylık ve telafi edici ödemelere sosyal destek ödemesi yapılmış, 2004 yılından itibaren ise Kurumumuz emekli, dul ve yetimlerinin gelir ve aylıklarına oransal artışlar uygulanmıştır.
Buna göre, Kurumumuz sigortalı ve hak sahiplerine ödenen gelir ve aylıklar;
-5073 sayılı Kanun gereğince, 2004/Ocak ödeme döneminde % 10, 2004/Temmuz ödeme döneminde % 10 oranında,
-5282 sayılı Kanun gereğince, 2005 yılında, aylık miktarına bağlı olarak kademeli olarak % 6, % 7 ve % 8 oranlarında,
-5454 sayılı Kanun gereğince, 2006/0cak ödeme döneminde % 3, 2006 yılı Temmuz ödeme döneminde % 3 oranında yapılan artışın yanı sıra 2006 yılında Kurumumuzdan gelir/aylık alanların kümülatif artış oranı ile memur maaş katsayılarının yükseltilmesi suretiyle oluşan kümülatif artış oranı arasında gerçekleşen % 1,33 'lük farkla birlikte %4,37 oranında,
-5565 sayılı Kanun gereğince, 2007/Ocak ödeme döneminde % 5 oranında, 2007/Temmuz ödeme döneminde de 2007 yılının birinci altı aylık dönemi için Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel endeksindeki değişim oranı (TÜFE) olan % 3,87 oranında,
-5724 sayılı Kanun gereğince de, 2008/0cak ödeme döneminde    % 2 oranında, 2008 yılı Temmuz ayı ödeme döneminden itibaren de % 7,2 oranında,
- TÜİK verilerine göre 2008 yılı Temmuz-Aralık dönemine ilişkin TÜFE artış oranı % 3,84 olarak gerçekleştiğinden, 5510 sayılı Kanunun 55’inci maddesine göre gelir ve aylıklar 2009/0cak ödeme döneminde % 3,84 oranında,
- TÜİK verilerine göre 2009 yılı Ocak-Haziran dönemine ilişkin TÜFE artış oranı % 3,84 olarak gerçekleştiğinden, 5510 sayılı Kanunun 55 inci maddesine göre gelir ve aylıklar 2009/Temmuz ödeme döneminde ise % 1,83 oranında,
artırılarak ödenmiştir.
5434 sayılı Kanuna göre emekli aylıklarında yapılan artışlar:
5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun Ek 9 uncu maddesinde; teşkilat, kadro ve sair kanunlarda yapılacak değişiklikler sonunda aylık tutarlarında oluşacak yükselmelerin, aynı rütbe, kadro unvanı ve dereceden bağlanmış bulunan emekli, adi malullük, vazife malullüğü, dul ve yetim aylıklarına da uygulanması esası düzenlenmiştir. Yani, Kanun hükümlerine göre aylık hesaplanmasına esas alınan ve Bütçe Kanunları ile tespit edilen katsayı değişiklikleri yanında, emekli aylığı bağlanmasına esas aylık tutarını etkileyen unsurlarda artış öngören yasal düzenlemelerin, bu düzenlemelerin yürürlüğünden önce, aynı rütbe, kadro unvanı ve dereceden emekli olmuş olanlar hakkında da (artış öngören düzenlemelerin niteliği dikkate alınarak yeni hükümlerin geçmişte emekli olmuş olanları kapsayıp-kapsamadığını açıkça düzenleyen geçici maddelerin mevcudiyeti de aranmak suretiyle) uygulanarak lehe olan artışları uygulanmasına imkân tanınmasıdır.
Öte yandan, 4447 sayılı Kanun ile anılan madde değiştirilerek Kanunun yürürlüğe girdiği 8.9.1999 tarihinden önce ve sonra emekli, adi malullük, vazife malullüğü ile dul ve yetim aylığı alan veya bağlanacak aylıkları, her ay bir önceki aya ilişkin Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından (Türkiye İstatistik Kurumu'nca) açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatlan indeksi değişim oranına göre belirlenmesi bir başka deyişle yükseltilmesi amaçlanmıştır.
Ancak, Anayasa Mahkemesi'nin 23.2.2001 tarihli ve E.No: 1999/42, K.No: 2001/41 sayılı kararı ile söz konusu değişikliğe ilişkin düzenlemenin iptal edilerek; eski emeklilerle yeni emekliler arasında herhangi bir eşitsizlik doğması engellenmesine rağmen, yeni düzenlemeyle emekli aylıklarındaki artışın katsayı ve gösterge ve ek göstergelerdeki artışa göre hesaplanması esasından vazgeçilerek (barem, teşkilat, kadro ve sair kanunlarda yapılacak değişiklikler eski emekliler açısından geçerli kabul edilmeyerek), aylığın enflasyon oranındaki artışa göre hesaplanması kabul edilmiş, böylece çalışan memurları maaş artışı ile emekli memurları maaş artışı arasında olduğu gibi, daha önce aynı görevlerde bulunan eski ve yeni emeklilerin maaşları arasında da büyük farkları ortaya çıkmasına neden olacak bir sistem getirildiği değerlendirilerek,
Eşitlik temeline dayanan adil bir hukuk düzeni kurmak, hukuk devletinin en önemli işlevlerinden biri olduğundan hukuksal eşitlik sağlanmadan hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmeyeceği,
gerekçelerine yer verildiği görülmüştür.
Diğer taraftan 5510 sayılı Kanunun geçici 4üncü maddesine göre;
- 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden önce 5434 sayılı Kanuna göre kendilerine veya dul ve yetimlerine bağlanmış olan aylıklar hakkında,
- 5434 sayılı Kanuna göre iştirakçi iken Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle 4 üncü maddenin birinci fıkrasının ( c) bendi kapsamına alınanlar ve Kanunun yürürlüğünden önce iştirakçiliği olup Kanunun yürürlüğünden sonra 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunları dul ve yetimleri hakkında,
- 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kamu idarelerinde hizmet akdi ile veya sözleşmeli olarak çalışanlardan; ilgili kanunları gereği 5434 sayılı Kanun ile ilgilendirilenler aynı statüde çalışmaya devam ettikleri sürece, Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine göre sigortalı (kamu görevlisi) sayılacak, kendileri veya hak sahipleri hakkında,
5510 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılması ve bunları aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer
ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınarak 5510 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılması öngörülmüştür.
Söz konusu geçici 4 üncü maddenin dokuzuncu fıkrasının; "5434 sayılı Kanuna göre ödenen aylıklar ile bu madde kapsamında bağlanacak aylıklar, memur maaş katsayılarındaki artışlara göre yükseltilir. Ayrıca 5434 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra barem, teşkilat, kadro ve sair kanunlar ile aynı rütbe, kadro ve sair kanunlarda yapılacak değişiklikler sonucunda aylık tutarlarında meydana gelecek yükselmeler, aynı rütbe, kadro unvanı ve dereceden bağlanmış bulunan emeklilik, malullük ve vazife malullüğü aylıkları ile dul ve yetim aylıkları hakkında da uygulanır." hükmü ile 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre bağlanacak aylıkların ne şekilde artırılacağı açıkça hükme bağlanmıştır.
Ancak, Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında bu Kanuna göre ilk defa sigortalı olanlar hakkında ise 5510 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaktadır. Bu kapsamda, Kanunun 55 inci maddesine göre ilk defa Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olan kamu görevlilerinin aylıkları da her yılın Ocak ve Temmuz ödeme tarihlerinden geçerli olmak üzere, bir önceki altı aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranı kadar artırılarak belirlenecektir.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 1 inci maddesinin dördüncü fıkrasında bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine göre sigortalı sayılanlara ve bunların hak sahiplerine bağlanmış olan aylık ve gelirler, 55 inci maddenin ikinci fıkrasına göre yükseltilirken; Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine göre sigortalı sayılanlardan 5434 sayılı Kanuna tabi olanlara ve bunların hak sahiplerine bağlanan gelir ve aylıklar geçici 4 üncü maddenin 9 uncu fıkrasına göre, memur maaş katsayısındaki artışlara göre yükseltilir.
Buna göre, Kurumumuz emeklilerine bağlanan gelir ve aylıklar; kanunlarla belirlenen oranlara göre arttırılmaktadır.

İleti:Süleyman Yağız
DSP İstanbul Milletvekili