Gönderen Konu: Tribal AKP'nin Paradigmal savaşı.  (Okunma sayısı 229 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Tribal AKP'nin Paradigmal savaşı.
« : Ağustos 02, 2009, 12:15:39 ÖÖ »
Tribal AKP'nin Paradigmal savaşı.

Tanımlar:
Familia :Aile,sülale,Aşiret,                
Clan     :Klan,Fasıla,Oba            
Tribe    :Kabile,Fahz,Oymak,boy            
Nation :Ulus,Amare,il


Tribe:
Kabile,boy,oymak,Fahz,genel olarak da Kan bağına(Tribal) dayalı.

Fatih Serdaroğlu, "Türkiye'de Dövme Sanatı" Kitabında tribal dövmeyi şöyle tanımlıyor.

TRİBAL DÖVMELER:
Dövmecilik sanatı açısından tanımını yapacak olursak; simetrik, asimetrik, anlamlı, anlamsız şekiller anlamına geliyor. Çok fazla yaptırılan tarzdır.Belirli bir anlam ifade etmeyen Tribal, sıklıkla yaptırılan bir tarzdır.

Dövmede anlam kaygısı taşımayan insanlar yaptırır. Totemlerde kullanılan çizgilerden doğmuştur. Ve yapılış tarzı olarak dövmeciler tarafından genelde tercih edilmezler.
Çünkü çoğunlukla doldurma işçiliklerdir, sıkıcıdır.

Dövme yaptıranlar, eğer dövme sanatçısının yaratıcılığını kullanmasını sağlarlarsa; Triballere üç boyut kazandırabilirler. Renklendirebilirler. Bu tribalin sıradanlığını ortadan kaldıracaktır.


Paradigma:
Bir zaman dilimindeki grup ya da topluluğun düşünce,davranış,algı bütünü.Bir perspektif,bir model,kaliteli yaşam algılaması.

Bu sözcüğün güncel kullanım bulmasına ise  felsefeci Thomas Kuhn'un sıkça kullanmasının neden olduğu da söylenir.
Bence pek açıklıkla da tarif ettiği söylenemez.
Özetle dünya görüşü de diyebilirz.
Ancak ilmen sürekli gelişen dünyaya uygun değişen bir görüş,model anlamında kullanır isek daha anlamlı olur.


Şimdi gelelim Tribal AKP'ye.

Evet, iddia ediyorum tüm siyasi partiler Tribal bir yapılanma içindedir.
Fakat en çok ta AKP.

Tribal soylular
Ezelden beri alışıla gelmiş bir kural vardır.
İktidarı ve ekonomiyi soylu kökenliler yönlendirir.

Bu görüş nedeni ile AKP yeni bir soylu sınıfının yaratıcısıdır.
Türbanlı,sakallı soylular grubu.Kardeşim dediğini Cumhurbaşkanı yapacak kadar yakın bulan bir soy anlayışı!!!

Kan bağına dayalı (Tribal) kabilelerde, belirleyici etken soyluluktur.
Bu nedenle de diğer siyasi partilerin de sıkça baş vurduğu yaratılmış dokunulmazlar,yaratılmış soylular gibi kavramlara bir yenisini eklediler.

Tribal soylular.
Bunlar,ihalelerden,sosyal paylaşıma bakmaksızın milli gelir gibi bazı yerlerden en yüksek payı alırlar.
Bürokraside onlardan bir tanıdığınız yok ise asla hiç bir işiniz olmaz.
Bir amcaoğlu,bir kuzen vs..dahi yeterlidir.

Ancak onlar(Tribal soylular),kimi zaman karşımıza aşiretler,kimi zaman hak ve özgürlük savunucuları,kimi zaman da iş bitiriciler olarak çıkarlar.

Onları küçümsememek gerek.
Zira Selefleri de farklı değildi.

Tabii ki selefleri derken Atatürk'ten bu yana ki seleflerinden bahsediyorum.
Yoksa Milli görüş tek selef anlaşılmasın.

Milli görüş gömleğini çıkartan siyasetçilerimiz aydınlanma dönemini Helenistik zamanlara kadar götürebileceğini anlamış olmalı ki,bir zamanlar batı taklitçisi dediklerinin yolundan giderek kızlarını batı tarzı törenlerle evlendirmeye,batı eğitimi almaları için de Avrupa vs..ye göndermekten geri kalmamaya başladılar.
Ancak unuttukları şey,Avrupa'nın aydınlanması(eğer ki aydın ise) önce Reform,Rönesans süreçlerini de yaşamış olduğudundan dır.

Yani Milli görüş gömleğini çıkartmadan evvel paradigmal bir değişim yaşamış olmaları gerektiğini sanırım ki anlamıyor olmalılar.

Örneğin:1400'lü ve 1500'lü yıllarda Avrupa'da ki paradigmal değişimler dünyaya bakış açısının tamamına yakınını değiştirmiştir.

Başka söylem ile,yeni siyasi kavramların temelinde ki paradigma,tanrı kavramındaki değişimleri de getirmiştir.
Tanrı kavramında ki değişim ise o tanrıya inanan insanların dünya görüşünde de bir değişim oluşturmuş tur.

Örnek olarak sıkça karşımıza çıkan Hümanizm kavramıdır.
Bazı dostlar bu kavramın Yahudilerce uydurulduğunu,insan severlik diye bir şeyin olamayacağını söylüyor.
Öte yandan ise dinsel paradigmalar açısından bakınca yaratılanı sevdiğini çünkü,yaratandan ötürü sevgidiğini belirterek başta karşı çıkmaya çalıştığı şey ile çelişmeye başlıyor.

Tıpkı Milli görüş gömleğini çıkartmak ile,Avrupa düşmanlığı arasında sıkışmış siyasal dengesizliklerin toplumca izlendiği gibi.

Böylece bir zamanlar başörtüsü için eylem yapanların hak ve özgürlükleri kullanmasının da bir çelişki olduğu böylece ortaya konmuş olmuyor mu?

Yani hak ve özgürlük kavramları batının entegrasyonu ile zihinlere kazınmış değil mi dir?
Fakat batı taklitçiliği ile suçlama yaparken akılları neredeydi acaba kravatları önce bellerine sonra da boynuna takan fiyakalı cengâverlerin?

Demek ki menfaat işin içine girince birden batı dostu da olunu veriyor muş.
Tıpkı eskilerden solcu(kendilerince) olmak iddiasındayken birden bire patron,şehy,iş adamı,ulema,molla vs..tiplemeleri ile kapitalizmin zevk veren doruğuna çıkmadılar mı?

Başörtülü son model araçlara binerken,son derece lüks evlerde zevk içindeyken ne oldu da birden bire kul olduklarını unuttular da birey olduklarını anladılar?

Çünkü,kul olmak zihniyet değişimi yaşamadan önceki halleri idi.
Hem solcuların(kendilerince) hem de bunların ve diğerlerinin.

Tanrıya karşı yükümlülükleri(kulluk)bir anda neden biti verdi acaba?

Söyleyeyim.
Çünkü,yeni tanrılar yaratıldı,üretildi ve onlara hizmet ettikçe daha da servetine servet kattılar.
Hem üstelik yeni tanrılar öbür dünyada hesap falan da soracağız diye tehditler yağdırmıyor idi.


Demek ki islami kesimin liderliğine soyunanlar artık şunu anlamış.

Avrupalı gibi düşünmek daha cazip.
Nedir islami kesim için Avrupalı gibi düşünmek?

Paradigmal değişime göre aynen Avrupalı gibi düşünerek,tanrıya karşı sorumluluklarım,tanrının zoraki yaptırımları,onlar gibi artık benim için de yoktur.

Hakları olan,istekleri olan tanrı değil,biz insanlarız demektedirler.

Aksi halde "başörtüsüne özgürlük" gibi hak ve özgürlük söylemlerini neden kullansınlar ki?
Öyle ya hak, sadece tanrı tarafından onlardan yapılmasını istenen şeyler(tanrının hakkı) değilmiydi?Yoksa onlar tanrının bu isteme hakkına insani sorumluluk,kulluk mu diyorlar dı?

Peki bu başörtüsüne özgülük diye gezen ve onlara destek veren sinek kaydı traşlı fiyakalı cengâverlere soralım bakalım.

Başörtüsüne eğitimde özgürlük verilse,sizler alkollü içkiye izin verilmesi için de aynı fiyakalarınız ile meydanları doldurabilecek mi siniz?

Çünkü,başta da belirttiğim gibi Avrupa özentisi içindesiniz, ancak nasıl bir Avrupa zihniyetine sahip olunacağı sizlere tam anlatılamamış ki...

Evet Avrupa'da da alkollü iken araba kullanamıyorsunuz.
Fakat onlar şunun farkındalar.
Başkalarına zarar vermedikçe bunun da bir hak,bir özgürlük olduğunu Avrupalı kavramış durumdadır.

Siz,ya da sizlere Avrupalı olmayı öğütleyenler; bunların da hak ve özgürlük olduğunu hiç düşündünüz mü?

Düşüneceğinizi hiç sanmıyorum.
Çünkü,sizler kan bağına dayalı(Tribal)bir siyaset izliyorsunuz.
Ya aşiret reislerinizin beyni ile,ya da size yeni öğretilen tanrısal uydurmalar ile bağlısınız.

İşte TBMM'ye de sizin gibiler gidiyor.
Ne yazık ki bu nedenle neye,ne için parmak kaldırdıklarını dahi bilmeyen Tribal yapılı vekiller bizleri yönetmeye devam ediyor.
İşte bu nedenle de Ulus Devlet ilkesinin yıkılmasını elzem görüyorlar ve de başarı çığlıkları atıyorlar.

Üniter yapının ve Ulus Devlet ilkesinin kaldırılması ne yazık ki dinsel ağırlıklı devletin yapılanmasının en önemli talepleridir.
Bakınız...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=5539.0

Peki fiyakalı cengâverler,siyasal islam iktidar olursa neye izin verilecek neye verilmeyecek biliyormusunuz?

Bu izin ile sizlere anlatılan Avrupalılığın çeliştiğini hala anlamıyormusnuz?

Avrupa söylemi ile yıkılmaya çalışılanın ne olduğunu anlamayan dar kafalar,ya da anlatmak istemeyen ,Avrupalılığın nesine,neresine methiyeler düzdüğünü bilen hainler sürüsü ya siz?

Batılı düşüncede her şey(-ki bazı yasaklar dahil) bireyin rasyonelliği üzerine kurulmuştur.
Yani birey yaptıklarının sonucuna katlanacak kadar özgürdür.Ör:Alkollü araç kullanıyor ise cezasına katlanır.

Fakat dine dayalı yönetimlerde hem üreten,hem satan,hem kullanan ceza öder.
Bu nasıl bir özgürlük anlayışına gire ki?
Hani hakkımızı isterüüüük diye sokaklara dökülüyordunuz ya,burada nasıl bir özgürlükten bahsedeceksiniz?

Şimdi bir Müslüman hanım "ben başörtüsüz de gezmek istiyorum" dese uyar mı?

Hayır uymaz.

Çünkü ağa babalarınızın uydurduğu islamda kadın başı açık gezemez.

Eh ne oldu hak,hukuk,özgürlük mücadeleniz?
Suya düştü mü?Düştü.


Ama ben laiklik ilkesine bağlıyım,insan hak ve özgürlüklerinden yanayım diyenler için sorun yok.
Neden yok?
Çünkü,onlar zaten bu hakları istemeseniz dahi(-ki sizler istemiyorsunuz) tanıyorlar.

Tıpkı avrupada da alkollü isen araç kullanamzsın,ancak alkole yasak yok dendiği gibi.

Şimdi sizler bir kez daha düşünün,başörtüsü serbesttir.Ancak okula gidiyorsan (araba kullanıyorsan da ki gibi) yasaktır.

İşte bu kadar basittir bu.

Fakat sizlere bunu anlatmak bu kadar basit değil elbet ki.

Çünkü sizlerin ağa babalarınızın bilip te sizlere söylemediği bir şey var.

Avrupalı gibi düşünmek için öncelikle örümcekleşmiş beyinlerinde Reform yapmaları gerekir.
Çünkü o ağa babalarınızın bahsettiği ve sizlerin ne olduğunu dahi bilmeden dillerinize doladığınız hak ve özgürlükleri adamlar 1517'li yıllarda keşfetmiş.

Böylece sizler için de bir "Yeniden Doğuş"(Rönesans) geçerli olabilir.

Ancak ondan sonra Tribal bağlar yerine beyinsel bağlarla karar verebilir paradigmalarınıza sahip olabilirsiniz.

Aksi halde veli,şeyh,şıh,şef vs..ler elinde haytınız başkalarınca yaşanmış birer klon hayat olarak kalacaktır.

İşte bu nedenle AKP tribal dir.
İşte bu nednle de AKP'li ler ve benzerleri Paradigmal savaş vermeye devam edecektir.

Biz bunları sizin dar beyinlerinize anlatacağız diye vakit öldürüken satılan vatan topraklarından elinizde ne kalacak farkında mı sınız?

Gözünüzü açtığınızda belki bu yazıları da bulamayacaksınız,tıpkı topraklarınızı da elinide bulamadığınız gibi.
Bir eyaletten diğerine geçerken başka bir Tribal sınır devriyesine (ya da yapılanmaya) dert anlatıyor olacaksınız.
Bir kuzen,bir tanıdık bulup ta Şanlıurfa'dan Diyarbakır'a;Ankara'dan yeni Başkent İstanbul'a geçebilmek için...

Saygı ile...
02 Ağustos 2009
Ahmet Dursun
-----------
Bakınız...
EYALET YA DA BÖLGESEL KALKINMA AJANSLARI.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=312.0

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
2010'da en büyük ihraç ürünümüz Türk KADINI ve TÜRK ASKERİ.
« Yanıtla #1 : Ağustos 15, 2009, 06:07:53 ÖS »
Değerli dostlar,
E-postamda ilginç iki mesajı sizlerle de paylaşmak istedim.
A.Dursun.
---------
İktidar gene ayni oyunu oynuyor. Kizina, ogluna, sirketlerine aslan payi olunca iktidar olanlar. Sorumluluga gelince muhalefetmis -ezilenmis gibi kendilerini gösteriyorlar.  
 
Kürt sorunu çözümü. Konusmalar yapiliyor. Basbakan konusuyor. Bakanlar agliyor. En basta Arinc hizini alamamis hürül hürül agliyor.
 
Emin olun ilk ve son adim cikti;  İssizlik fonunda calisanlardan - ve -is verenlerden alinarak biriken paranin 4 milyar TL ( Eski rakam ile 4 katrilyon) bölge de mütahitlere gidiyor. Kim bu mütahitler ? AGALAR.
 
Güneydogu da Kürtlerin etnik kimlik v.s. sorunlari var. Saygi duyuyorum. Kendi kültürüm görüyor. Destekliyorum. Fakat sorun bu mu ? Yillar yili sömüren gelir dagilimini bozan feodal güclerin sorunda degil midir ? Bu terörü sadece etnik kimlige baglamak cözüm mü ?
 
AKP Rize de Trabzon fakirlestirdigini, Kadinlarini Natasa yaptigi bölge de bu sefer size EMEGİNİZİN HAKKINI VEREMEDİM. O ZAMAN POTAMYA Verelim diyor.
 
AKP nin çözümü ne oluyor. 250 ağa ya 4 katrilyon yani 4 milyar TL dagitmak. Hem de ilk olarak iyi niyet olarak.  
 
Kimin parasi gidiyor ?
 
Calisanin -emekcinin.  Dar gelirli calisanin güvencesi olan bu para da AGA ya gidiyor. Yillar yili adamlar uyusturucu ticareti izni verilir. Kacak elektirik -su imkanlari var. Vergi alinmaz. Hazine arazileri verilir. Ama bu agalar doymaz. Agalar doymaz. Aga doymayinca huzursuzluk basliyor. Ankara nin da agalar ile is götürmek isine gelir.
 
Güneydogu daki sorunlar İSSİZLİK ile baslamistir. Tütün bitti, pamuk bitti, seker pancari ekimi bitti, tarim bitti, hayvancilik bitti. Terör de basladi. Elbette dil-kültürel degerler burada katalizör olmustur.
 
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti butcesi geliri dururken neden issizlik fonundan AGALARA aktarim yapiliyor. Sebebi basit Diger Gelirler BATI daki agalarin payi.
 
Bize ne düsüyor ? İssiz kalinca kredi kartina yüklenmek. Cocuklarimizin ufacik hasta olunca hayatimizin yikilmasi. Evimizi -yuvamizi kaybetmek.
 
Bugün Türkiye de 5 yil öncesine kadar tecavüzcü coskunlarin Genelev e kandirarak kadin satma dönemi bitmis. 60 bin kadin. İsci maaslari ile kit kanaat gecinen aileler Kocalari issiz yuvalari dagilinca cocuklari ac kalinca. Genelev de calismak icin sıra bekliyor.
 
İscinin emekcinin , calisanin kara günler fonunu AGALAR a aktarilmaktadir. Bu AGALAR ki EMEKCİ cocuklarini öldürten terör ekonomisinin rantini yediler. Simdide birikimlerini yiyorlar.
 
AKP iktidari ve ona müslüman diye oy verenler 2010 de en büyük ihrac ürünümüz Türk KADINI ve TÜRK ASKERİ diye alkislar ile pazarlarsa hic sasirmayin.
 
Binlerce yilda kurduklari  devletlerini  1-2 yilda kaybeden Müslüman toplumlarda hangisi daha tehlikeli ? Memleketin her sokaginda acliktan etini satan Fahiseler mi  ?
 
Yoksa Fahise düzenini islerine geldigi zaman savunan Fahise ruhlu İmam görüntüsündeki Din bezirganlari mi ?
 
Ey imanli halkim bugün CUMA Türkiye deki aclik sinirinda  1.5 milyon aile var. Güneydogu da, Bati da, Kuzey de, Güney de.  Her birindeki aileye kadinina 200 YTL fakirlik maasi verilse. Bu bütcemizin % 1 ne denk geliyor. Faiz ödemelerini eklerseniz. Binde 2 sine geliyor.
 
Al sana bugün 60 bin basvuru ile Genelev kapisinda beklemek zorunda olan yarin bu sayi 200 bin lere ulasmasini engellemek icin cözüm.
 
SADECE CarGİLL e SENTETİK SEKER verdigimiz imtiyazin on da biri kadar bir para. Sentetik Seker diyerek SEKER PANCARINI yok ettin. Bir milyon ac ürettin. Türk halkinin tüm iç organlarini sentetik maddeler ile doldurdun. Cocuguna dondurma -seker aliyorsun.
 
Karar senin ey halkim.  YETER DE,YETER DE ARTİK.
İleti:Yusuf Taha
-----------
İktidar gene ayni oyunu oynuyor. Kizina, ogluna, sirketlerine aslan payi olunca iktidar olanlar. Sorumluluga gelince muhalefetmis -ezilenmis gibi kendilerini gösteriyorlar.  
 
Kürt sorunu çözümü. Konusmalar yapiliyor. Basbakan konusuyor. Bakanlar agliyor. En basta Arinc hizini alamamis hürül hürül agliyor.
 
Emin olun ilk ve son adim cikti;  İssizlik fonunda calisanlardan - ve -is verenlerden alinarak biriken paranin 4 milyar TL ( Eski rakam ile 4 katrilyon) bölge de mütahitlere gidiyor. Kim bu mütahitler ?
 
Güneydogu da Kürtlerin etnik kimlik v.s. sorunlari var. Saygi duyuyorum. Kendi kültürüm görüyor. Destekliyorum. Fakat sorun bu mu ? Yillar yili sömüren gelir dagilimini bozan feodal güclerin sorunda degil midir ?
 
AKP nin çözümü ne oluyor. 250 ağa ya 4 katrilyon yani 4 milyar TL dagitmak. Hem de ilk olarak iyi niyet olarak.  
 
Kimin parasi gidiyor ?
 
Calisanin -emekcinin.  Dar gelirli calisanin güvencesi olan bu para da AGA ya gidiyor. Yillar yili adamlar uyusturucu ticareti izni verilir. Kacak elektirik -su imkanlari var. Vergi alinmaz. Hazine arazileri verilir. Ama bu agalar doymaz. Agalar doymaz. Aga doymayinca huzursuzluk basliyor. Ankara nin da agalar ile is götürmek isine gelir.
 
Güneydogu daki sorunlar İSSİZLİK ile baslamistir. Tütün bitti, pamuk bitti, seker pancari ekimi bitti, tarim bitti, hayvancilik bitti. Terör de basladi. Elbette dil-kültürel degerler burada katalizör olmustur.
 
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti butcesi geliri dururken neden issizlik fonundan AGALARA aktarim yapiliyor. Sebebi basit Diger Gelirler BATI daki agalarin payi.
 
Bize ne düsüyor ? İssiz kalinca kredi kartina yüklenmek. Cocuklarimizin ufacik hasta olunca hayatimizin yikilmasi. Evimizi -yuvamizi kaybetmek.
 
Bugün Türkiye de 5 yil öncesine kadar tecavüzcü coskunlarin Genelev e kandirarak kadin satma dönemi bitmis. 60 bin kadin. İsci maaslari ile kit kanaat gecinen aileler Kocalari issiz yuvalari dagilinca cocuklari ac kalinca. Genelev de calismak icin sıra bekliyor.
 
İscinin emekcinin , calisanin kara günler fonunu AGALAR a aktarilmaktadir. Bu AGALAR ki EMEKCİ cocuklarini öldürten terör ekonomisinin rantini yediler. Simdide birikimlerini yiyorlar.
 
AKP iktidari ve ona müslüman diye oy verenler 2010 de en büyük ihrac ürünümüz Türk KADINI ve TÜRK askeri diye alkislar ile pazarlarsa hic sasirmayin.
 
Binlerce yilda kurduklari  devletlerini  1-2 yilda kaybeden Müslüman toplumlarda hangisi daha tehlikeli ? Memleketin her sokaginda acliktan etini satan Fahiseler mi  ?
 
Yoksa Fahise düzenini islerine geldigi zaman savunan Fahise ruhlu İmam görüntüsündeki Din bezirganlari mi ?
 
Karar senin ey halkim.
Yusuf Taha

Ayrıca bakınız...
ROJİN’İ SEKS KÖLESİ YAPMAK
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7845.0
------------
Yusuf Taha olarak her zaman sitenize koyabilirsiniz. Sormaniza gerek yok. Hepsini koyabilirsiniz.
Siteye koyarken imza olarak Yusuf Taha yi atabilirseniz cok sevinirim.
Saygilarimla

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
TRAVESTİ RUHLU PARTİ
« Yanıtla #2 : Temmuz 29, 2010, 08:24:34 ÖS »
TRAVESTİ RUHLU PARTİ
 
AKP, travesti bir parti.
Nedir travesti? Bedenle ruhunun çatışma içinde olduğu bir yapı. AKP`nin ruhu Necip Fazıl`larla, Sezai Karakoç`larla beslenen Milli Görüş, Büyük Doğu Hareketi`nden oluşuyor. Oradan gelen ve içinde mücahit olmayı da barındıran bir ruh. AKP iktidara geldikten sonra, şimdi artık onlar da lüks yaşamak ve Batı`lı olmak istiyor. Mücahitler artık müteahhit oldu. Bedenle ruh arasında ciddi bir çatışma var. Bugün AKP, kimliği olmayan ama belli bir yaşam tarzına göre kimlik üreten bir parti. Burada travesti kimliğini olumsuz anlamda kullanmıyorum, bir `metafor` olarak kullanıyorum. AKP`yi biz en iyi şekilde `travesti bir yapı` olarak anlayabiliriz. Gerilimler içinde olan, ruhuyla bedeninin çatıştığı, yaşam tarzından kimlik üretmek isteyen bir yapı.
Üniversitesi`nden Profesör Hakan Yavuz
Şenay Yıldız'ın röportajı-AKŞAM
 
Dirayetin rivayete üstünlüğü
 
Rivayet, kendinizden önce yaşamış nesillerin, alimlerin bilgilerini, yeni nesillere aktarmanızdır. Başka bir ifadeyle, bilginin hafızı olmaktır.
 
Dirayet, kendinizden önce yaşamış nesillerin, alimlerin bilgilerinden yola çıkarak, kendi yaşadığınız dönemin, ortamın şartlarına göre hüküm çıkartabilmektir. Geçmişten elde ettiği bilgiyle, yaşadığı dönemin yaralarına uygun merhem yapabilene fakih denir.
 
Karadavi hoca kitabında bu konuyu işlerken çok çarpıcı tespitlerde bulunuyor.
 
Ümmetin en hayırlı asırları olan, İslam’ın ilk üç asrında öncelik ve makam dinde derin anlayış sahibi olan fakihlerindi. Gerileme ve çöküş dönemlerinde ise öncelik, sadece ezber yapan hafızlara verildi.
 
Müslümanların içine düştükleri yanlış ise, ezbere, anlamadan çok daha fazla önem vermeleridir. Kuran hafızı olmak, Kuran-ı güzel okuyabilmek güzel bir şey olmakla beraber, hafızlık meselesi abartılıyor. Hafızlara verilen değerden çok daha fazlasını fakihlere vermek gerekiyor. Hafızlara gösterilen saygıdan çok daha fazlasını fakihlere göstermek zorundayız. Çünkü dirayet rivayetten, fakihler hafızlardan üstündür. Yusuf El Karadavi
 
İnandığın gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi inanmaya başlarsın sözü aklıma geldi, yukarıdaki satırları okurken. Travesti ruhlu AKP ve rivayetçi din anlayışıyla ömür tüketenler. Rivayetçilik belkide işlerine geliyor. Ekranlarda salya sümük ağlayarak puan topluyorlar. Dini hikayeler bazında Müslümancılık oyunu oynamak büyük çocukların bir oyunu mu acaba ? Din ve sanatta taklitçilik asla kabul görmez. Onlarca ses sanatçısının ses taklidini yapan yığınla şovmen gelip geçmiştir fakat adını kimse hatırlamaz bile. Sanatkarların ismi ise unutulmaz.
 
Dini konular ile siyasi ikballerini, hırslarını, tamahlarını, ün unvan hasretlerini bir anlamda giderenlerde yarın hatırlanmayacaklardır. Ne siyaset alanında bir devlet adamı denilecek onlara ne de dini çerçevede bir din adamı denilcek. Kilise ile havra arasında sıkışmış kalmış beynamaz misali olacaklar.Maymunlar gibi taklit yaparak Muz kapacaklar, çığlıklar atarak ezbere konuşacaklar. Ezberlerini bozan sözler duyduklarında elleriyle kulaklarını tıkayacaklar, vicdanlarının üzerlerine çöl kumları yığacaklar. Vicdanlarına gökten rahmet değmesin dokunmasın diye uğraşacaklar.
 
 Ne güzel söylemiş röportaj da, MÜCAHİTLER MÜTEAHHİT OLDU diye. İslam prensiplerini yaşamazsan, yaşadıklarına İslam kılıfı uydurursun ve İslam paketinde kendi ideolojini satarsın millete. Halk bu kadar dinin gerçeklerinden uzak tutulursa tabiî ki sonuçta siyaset dinleştirilir, siyasi liderler de peygamberleştirilir. Sonra da bu siyasetçiler ilah edinilir ve tapınılmaya başlanılır. Geçmişte gök cisimlerine tapınan bir çok kavim olduğunu belirten dini kesimin bir kısmına bakıyorum da onların siyasi parti liderlerine gösterdikleri tapınma geçmiş kavimleri aratmayacak boyutta.
 
Günümüzde Dirar Mescidi inşa eden  münafıklardan o kadar çok var ki. Dışarıdan baktım yeşil türbe, içine girdim estağfirullah tevbe dedirten tarzda oluşumlar, cemaatler, kuruluşlar şunlar bunlar. Parti liderlerini peygamber yahut padişah gibi algılayan toplumumuzun zihinlerinin çok bulanık olduğu da bir gerçek. Münafık yobazlara bakıp dine küfretme hatasına da sakın düşmeyelim. Yobaz münafıklar dinin sahibi de değiller, Yaradan’ın akıl hocaları da değiller. Siyasi sahtekarlıklarına din kılıfı geçirip dini ideolojileriyle değiştirenler akıllarınca Yaradan’ı aldattıklarını zannedebilirler. Mümin’ler bu münafıkların tuzaklarına düşmeyecektir. Günümüzün Dirar Mescidlerinde siyasetçiler namaz kılabilir ama Mümin’ler asla.
29 Temmuz 2010 Perşembe
UĞUR ÖZALTIN
ugurozaltin.tr.cx
*************
Hadislerde referandum istiyorum.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=11384.0