Gönderen Konu: Cunta yargılanmadıkça 1 Mayıs işçiye haram olsun.  (Okunma sayısı 663 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Cunta yargılanmadıkça 1 Mayıs işçiye haram olsun.
« : Mayıs 02, 2009, 05:21:16 ÖS »
Biraz rahatsızım,hastayım;ancak yine de bir kaç satır yazmalıyım diye düşündüm.

1 Mayıs resmi anlamda ilk kez Türkiye'de 1923'te  kutlanıyor.

Selanik'te pamuk işçileri tarafından 1911'de,1912'de İstanbul'da kutlandığı kayıtlara geçmiştir.
1924'te yasaklansa dahi,yasal olarak ise ilk kez 1923'te İşçi Bayramı adı ile bir statüye kavuşuyor.

Hemen ardından Takrir-i Sükun Yasası ile devam eden kutlama yasağı,1935'te ki Bahar ve Çiçek Bayramı kararı ile yasak bitmiş oluyordu.

Epey bir aradan sonra Türkiye'de en geniş kitle katılımı ile ilk kez 1976 Taksim'de DİSK organizasyonu ile kutlandı.
Fakat 1977'ye gelince belki de Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en geniş kitle katılımına ulaştı.
Henüz o dönemlerde 19 yaşlarımda olduğum için net hatırlıyorum.

Yan etkileriyle 1 milyon katılım ile kutlanmaya başlandı.
Bazı kaynaklar bu sayının 500 bin kişi olduğunu söylese dahi bana göre etkileriyle birlikte 1 milyon civarında bir katılım var idi.

Bu sayı hala yakalanabilmiş değildir.
Bu sayıdaki çoğunluk devletin o zamanki yöneticileri için de bulunmaz bir fırsat idi.
Ancak bu fırsat olumsuz anlamda değerlendirildi.

Fırast kaçırılmadı.
Bu çoğunluğun gözü korkutulursa gelecek on yıllar boyunca toplum psikolojisi etkilenebilirdi.

Öyle de oldu.
Toplum psikolojisi öylesine etkilendi ki,tam 32 yıl sonra dahi bu sayıya hiç bir alndaki etkinliklerde hala ulaşılabilmiş değildir.

1977 yılındaki nüfusa oranlayacak olur isek toplumun sindirilmişliğinin vehameti daha da çarpıcı bir boyutta kendisini gösterecektir.

Kanlı 1 Mayıs olarak tarihe geçen bu olayı anlatacak değilim.
İsteyen detayları her yerde bulabiliyor.

Ayrıca paralelinde tavsiye edeceğim bir yazı daha..
6. FİLO'NUN KORUYUCULARI VE KANLI PAZAR OLAYI
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=297.0

Şimdi ise AKP hükümeti isim değiştirerek 1 Mayıs işçi bayramı adını yasaklamış oluyor.
Yani yasak hala devam ediyor sayarım ben bu uygulamayı.

Ancak bir gerçek daha var ki onu da söylemeden edemiyeceğim.

Şimdilerde Ergenekon adlı bir terör örgütünden bahsediliyor.

Neymiş darbe yapacaklarmış.
Haklı olarak suçlananlar da yok mu derseniz o konuda da zaten yazmış idim bakınız...

Bedrettin Dalan adı Ergenekonda neden geçiyor?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4312.0

Efendiler;
Madem ki darbeye bu denli karşı çıkıyorsunuz,bu denli demokrasiden yanasınız cek-miş,cak-mış gibi varsayımlarla uğraşacağınıza gerçekten bunu yani darbeyi yapmış olanları neden yargılamıyorsunuz?

Elinizi bağlayan bir şey mi var?
Değiştirin Anayasanın ilgili maddesini olsun bitsin
.

Laiklik ilkesini değiştirmeye gücünüz yetiyor da cuntayı yargılamya mı gücünüz yetmiyor?
Hani demokrasilerde dokunulmaz,yargılanamaz olmaz idi?

Sözü fazlaca uzatmayacağım.

1 Mayıs özüne uygun kutlanabilmesi için Cuntanın yargılanması şarttır.

Henüz hayattalar iken değiştirin şu yasayı ve gerçekten de yargılayın.
Kenan Evren başta olmak üzere hesabını yüce Türk milletine,yüce Türk adaletine versinler.

11 Eylül 1980'de kardeş kardeşi,baba oğulu öldürüken bir kaç dakika sonra ne oldu da şıp diye kesildi bu olaylar?

Bunun hesabını versinler bakalım.
Tabii ki bu ancak ve ancak hayalden öteye gidemez.
Çünkü,bu konuda yargılama yapmaya kalıkşacak olursanız ABD'yi yargılamış olacaksınız.
Buna da amcamız izin vermez.
Bakınız...
TÜRKİYE'DE GİZLİ SAVAŞ (NATO'NUN GİZLİ ORDULARI)
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=345.0

İşte sendikaların ayıbı da budur.
Neymiş efendim taksim meydanına girmişler,gireceklermiş,sokulmamışlar vs..vs..vs...
Palavradan işler.


Bunları daha evvel de yazmış idim.
1 MAYIS'TA CIA,GÜLEN PARMAĞI VE AĞALARIN SAVAŞI başlığında detayları bulabilirsiniz.
Türkiye'de sendika yok ağalık düzeni var...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=821.0

Son söz:
Sendikalar işçiyi kandıracaklarına sıkıyorsa çıksın desinler ki;
Cunta yargılanana kadar 1 Mayıs etkinlikleri yapılmayacaktır.

Hatta 1 Mayıs'ın adını işçi bayramı olarak ta anmasınlar,tam da onlara verilen görevdeki gibi "Emek ve Dayanışma Günü"nü kutlamıyorz desinler de görelim.

İşçiye sendikal haklarını kimin verdiğini de biliyormusunuz acaba?
İsterseniz araştırın derim.
Ya da yukarıdaki verdiğim başlığa bakarsanız sandikal hakları ilk kez Türkiye'de kimin verdiğini de bulacaksınız.

Öyle ise sendika ağalarına yeniden sesleniyorum.
Şu günlerde % 35 oranında ücretlerinden feragat etmeyenlerin işine son verildiği,sorgusuz sualsiz işten çıkartmaların yapıldığı,ekonomiyi felç edenlerin ödüllendirildiği,yapanın yanına kar kaldığı bir sistemde Taksim'e girseniz ne yazar girmeseniz ne yazar?

1 Mayıs işçi,emekçi bayramı olsa ne yazar olmasa ne yazar?

Evde çocuğu"Baba(ya da anne),işe neden gitmiyorsun?"dediğinde yüzü kızararak yanıt veremeyen binlerce işçi varken siz neyin bayramını kutluyorsunuz?

İşverenin ya da kapitalizmin"İşçiyi nasıl da işten attık" bayramının mı?

Öyle ise isteyene kutlu olsun.
Cunta yargılanmadıkça işçiye bayram haram olsun.
Ahmet Dursun

Türkiye'ye hazırlanan tuzağın özeti.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/turkiye-ye-hazirlanan-tuzagin-ozeti_28350851.html

NOT:TOGEÇ içerikli yazışma adresi:
ahmetdursun@toplumsalbilinc.org

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
1 Mayıs ve Ecevit'in misyonu
« Yanıtla #1 : Mayıs 03, 2009, 12:50:08 ÖÖ »
Ecevit iğrenç rolünü oynamaya devam ediyor. Sınıf bilinçli işçi ondan sadece tiksinti duyabilir.


1 Mayıs ve Ecevit'in misyonu
"1965'te doğan, sonraki yıllarda CHP'ye hakim olan, Türkiye toplumunun son yirmi yıllık siyasal yaşamında özel bir yer tutan ve bu özel yerini de daha çok işçi sınıfı ve diğer emekçi sınıf ve tabakaların devrimci muhalefetini 'sol' bir demagojiyle düzenin sınırları içine hapsedip eritmeye ve devrimci-demokrat hareketi ideolojik-siyasal açıdan değişik ölçülerde etkilemeye borçlu olan burjuva reformist hareket, 1960'ların bir başka akımıydı. Bu hareketin lideri Ecevit, artan kapitalist gelişmenin sınıf çelişkilerini keskinleştirdiğini, sosyal problemleri artırdığını, böylece Türkiye toplumunu devrim ve komünizm tehlikesi ile karşı karşıya bıraktığını, bunu engellemenin ise 'ortanın solu' politikasından geçtiğini söylüyordu. Artan sınıf çelişkilerini yumuşatmaya, hızlı kapitalist gelişmenin aşırılıklarını törpülemeye dönük öneriler, burjuva reformist hareketin programının esasını oluşturuyordu. Bu yönüyle, tekelci sermayenin sınırsız ekonomik gücü ve siyasi tekeli karşısında, orta sınıf özlemlerini dile getiriyordu. Fakat burjuva reformist hareketin asıl gücü, kendi programını sol bir demagojiyle süsleyerek işçi sınıfının, köylülüğün ve küçük-burjuvazinin sola açılan kesimlerinin desteğini almaktan geliyordu. 1960 sonrasının devrimci sınıf kaynaşmaları ve bu temelde TİP'in artan etkisi, burjuva reformist hareketin şekillenişinde özel itici bir rol oynamıştır..."
(Yakın Geçmişe Genel Bir Bakış Ekim,Sayı:1,Ekim 1987)


Parti ve sendika liderleri eliyle sosyal-demokrasi her zamanki hain, "grev kırıcı" rolünü 1 Mayıs’ta da oynadı. Ama şüphesiz ki en aşağılık olanı DSP lideri Ecevit’inkiydi. Devletin ve düzenin "yüksek çıkarlar"ını gözeterek daha baştan grev kırıcılığına soyundu. Özal, bakanları, valiler, polis şefleri 1 Mayıs gösterisini yapmaya kararlı işçileri ve sosyalistleri tehdit edip vahşet vaadederken, o da usta demagogluğunu devlet ve burjuvazi için kullanarak, onlara fikri ve siyasal destek verdi; 1 Mayıs’ın karşısında, eylülist reformların yanında yer aldı. 1 Mayıs öncesi verdiği demeçte, Türkiye işçi hareketinin kökeninde 1 Mayıs’la tarihsel bir bağlantı olmadığını, Türkiye’de işçi haklarının elde edilmesinde 23 Temmuz 1963 tarihinin önemli olduğunu, eğer bir gün kutlamak gerekiyorsa, 24 Temmuzun daha uygun olduğunu açıklıyor ve DSP’li işçileri 1 Mayıs’a katılmamaya çağırıyordu.

Devlet terör makinesini harekete geçirdi; Ecevit ideolojik saldırıyla onu tamamladı. Onunkisi daha iğrenç ve daha tehlikeli; "sol" görünümünü ve sol eğilimli işçiler üzerindeki etkisini kullanarak, işçi hareketinin -uluslararası işçi hareketinin değerlerini tahrip etmeyi, bozmayı amaçlıyor. İşçi ve halk hareketinin sosyalizmle buluşmasını ve birleşmesini önlemek- Ecevit’in bütün misyonu zaten budur, bu olmuştur.

Türkiye işçi hareketinin kökeninde 1 Mayıs’la tarihsel bir bağlantı yokmuş! Öyle mi dersiniz? Türk burjuvazisinin bu "kültürlü" temsilcisinin ağzından bu sözleri işitmek ne de eğlenceli! Aşağılık demagog alemi budala sayıyor. Buna göre, 1 Mayıs, Amerikan, hadi bilemediniz Batı Avrupa işçi sınıfının tarihiyle ilgilidir! Bu nedenle sadece Türkiye işçi sınıfı değil, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa dışında, 1 Mayıs’ı kutlayan bütün diğer ülkelerin işçi sınıfları, bay Ecevit’in, Türk burjuvazisinin bu "gelişmiş" temsilcisinin tarihi düzelten bu "tarihi açıklama"sını dikkate alıp, artık bundan böyle 1 Mayıs kutlamalarına son vermeli ve her biri kendi "23 Temmuz"larını saptayıp "işçi bayramı" olarak o günü kutlamalıdırlar!

Her ne kadar, tarihsel kökeni Amerikan işçi sınıfının 8 saatlik işgünü için 1 Mayıs 1886’da giriştiği kanlı mücadelenin anısına dayanıyorsa da, 1 Mayıs’ın işçi haklarından öte bir anlamı olduğu olgusunu bir yana bırakıyoruz.

Şüphesiz işçi sınıfları yaşıt değillerdir. Ancak bay demagog çok iyi biliyor ki, henüz genç işçi sınıflarının sahip oldukları hakların temelinde yaşlı Avrupa ve Amerikan işçi sınıflarının zahmetli, kanlı mücadeleleri vardır. Genç işçi sınıfları bugün sahip oldukları haklara, çoğu zaman nispeten daha kolay sahip olabilmişlerse, yine bu da Avrupa’nın ve Amerika’nın yaşlı işçi sınıflarının sayesinde, onların yarattığı ve ulusal yasalara ve uluslararası anlaşmalara / belgelere geçirdikleri örneklerin baskısıyla olmuştur. İşçi sınıflarının bir bölümünün kazandığı ileri mevziler diğerlerine emsal olmuş, bütün ülkelerin kapitalist sınıfları bu yönde zorlanmıştır.

1 Mayıs’ın tarihi kökeni olan Amerikan işçi sınıfının 1886’daki eylemi de tam da bunu ifade ediyor. Amerikan işçi sınıfı kanı, idam sehpaları pahasına 8 saatlik işgünü talebini bütün dünya işçilerinin bayrağına yazdı. Sonra doğan genç işçi sınıfları da daha doğar doğmaz aynı bayrağı yükselttiler. Ve 8 saatlik işgünü bütün kapitalist ülkelerin yasalarına sokuldu. (Şimdi aynı şekilde Avrupa işçi sınıfının başlattığı 35 saatlik iş haftası bütün uluslardan işçilere emsal oluyor). Aynı şekilde sendika, grev, toplusözleşme, sosyal haklar vb. hemen tüm işçi hakları ileri Avrupa ve Amerikan işçi sınıfları tarafından formüle edilmiş ve tüm dünya işçi sınıflarına mal olmuş ve gerçekleşmiştir.

Bay demagog bütün bunları şüphesiz biliyor. Dahası, 23 Temmuz 1963’de verilmek zorunda kalınan hakların ve tavizlerin de, Türkiye işçi sınıfının aşağıdan gelen baskısının yanısıra, daha çok, hatta daha da önemli olarak, Avrupa ve Amerika işçi sınıflarının ve sosyalist toplumların gerçekleştirdikleri örneklerin baskısının ürünü olduğunu da pekala biliyor. O halde bay Ecevit neden böyle konuşuyor, basit gerçekleri tepetaklak ediyor? Neden bu kadar bayağılaşıyor? Şüphesiz, bir sınıfın, burjuvazisinin "gelişmiş" bir temsilcisi olarak görevini yapıyor; işçi sınıfının saflarında sınıf bilincinin, enternasyonalizmin gelişmesinin önüne geçmek istiyor. Türk burjuvazisi 60 yıldır 1 Mayıs yasağını neden sürdürüyor; köpekçesine saldırıp kanla boğuyor?

Ayrıca bay Ecevit, bir anlık bir "yükseliş" dışında siyasal yaşamında hiçbir işi ciddi olarak başaramamış bu "küçük" adam, megalomaniyle malül bir zattır. 1963’de çalışma bakanıydı. Grev, lokavt ve toplusözleşme yasaları onun döneminde hazırlanmıştır. Bu arada bunu hatırlatıveriyor, kendisinin bir "işçi dostu", "işçi haklarının mimarı" olarak anılmasını istiyor.

Şüphesiz bu onun kuruntusudur. Burjuvazi 1961 Anayasası’na konulmak zorunda kalınan grev ve toplu sözleşme haklarını sürümcemede bırakıyor, yasalarda şarta bağlamak istiyordu. İşçiler ve sendikalar ise protestolara başladılar, şartsız ve kısıtlamasız grev hakkı istediler. 1962 yılında Türkiye’nin her bölgesinden işçilerin katıldığı 200 bin kişilik Saraçhane Mitingi’nde grev hakkı için genel grev tehdidinde bulundular.
Gerisini Ali Gevgilli’den okuyoruz:


"Ama toplum bu yasaları beklemeye gerek duymaksızın kendi dinamizmini ortaya koymakta gecikmez. Örnek olarak, Türkiye’nin en önde gelen işadamı Vehbi Koç’un İstanbul’daki kablo fabrikası Kavel’de TİP’li sendikacılarla başlatılan ilk olaylı grev, 1960’lar Türkiye’sinde adeta yeni sosyal uyanışın bir simgesi oluyordu. Bunu, metropol İstanbul’un öteki büyük sanayi kuruluşlarındaki grevler izliyor, yasası daha çıkmadan grev yaşama geçiyordu. Lokavtı da grevle birlikte yasalaştıran Bülent Ecevit’e, en büyük tepki de bu nedenle yine sol sendikacılardan gelmiştir. 1960’lı yıllar başlarken Ecevit, sendikaların partilerüstü politika izlemesi yolundaki geleneksel öğretiyi de savunuyor; işçi sınıfının üst sendikal örgütü Türk-İş’i o rotada tutmak için çaba gösteriyordu. Ecevit’in bir başka ilginç davranışı, grev ve lokavt yasasıyla toplu iş pazarlığı yasalarının çıktığı 1963 yılının 23 Temmuz gününü İşçi Bayramı ilan ettirmesiydi.

"O yıllar, Türkiye’de 1 Mayıs’ların Bahar Bayramı diye adlandırıldığı ve yine Takrir-i Sükun yasası nedeniyle İşçi Bayramı adıyla yığınsal biçimde kutlanmasının otuz yılı aşkın süredir önlendiği dönemlerdir."  (Yükseliş ve Düşüş, s.233-34, Altın Kitaplar Yayınevi)

Görüldüğü gibi bay Ecevit’in tutumu yeni ve sürpriz değildir.

Amerikancı -sarı sendikacılığın destekleyicisidir. ‘70’lerde de DİSK’i de sosyal-demokratlaştırarak bu çizgiye çekmek için çalıştı.

İşçilerin hak olarak değil suç olarak nitelediği "lokavt"ın mimarıdır.

1 Mayıs karşıtlığı yeni değildir, Takrir-i Sükun geleneğinin devamcısıdır. "Bahar Bayramı" masalı yerine "23 Temmuz İşçi Bayramı"nı icat ederek bu geleneği sürdürmeye çalışmıştır. Bugün artık sarı Türk- İş yöneticileri dahi "23 Temmuz" masalını terkedip 1 Mayıs’ta bildiri yayınlamak zorunluluğu duyarken, o hala "23 Temmuz"da ısrar etmeye kararlıdır.

Türkiye işçi sınıfı 1976’da 1 Mayıs yasağını kırdı. Bu tarihten sonra, onu ilk yeniden yasaklama şerefi de bay Ecevit’e aittir. Sıkıyönetim onun döneminde ilan edildi ve 1979’da o başbakanken İstanbul’da 1 Mayıs kutlamaları yasaklandı. Ecevit’in partisi bir bildiriyle "CHP’liler 1 Mayıs kutlamalarına katılmasınlar. CHP’lilerin törenlere katılmamaları ülkenin yüksek çıkarları ve CHP’nin sorumluluk anlayışı için gerekli görülmüştür" diyordu.


Yine her zamanki gibi düzenin "yüksek çıkarlar"ını gözetti. Devlet göstericilere kurşun yağdırdı; o ise daha çok rakibi SHP’yi kınayan demecinde, İnönü’yü ve Baykal’ı 1 Mayıs konusunda işçileri kışkırtmakla, sendikaları bu yönde baskı altına almakla ve sonra da kitleler sokaklarda kurşunlanırken sembolik bir gezintiye çıkarak günah çıkarmakla suçladı, ve bunun ne sosyal-demokratlığa, ne de insanlığa sığdığını söyledi. Şüphesiz bütün bunlar, "kışkırtmak" -tam bir polis ağzı- ve "sosyal-demokratlık"ın vasıfları kısmı hariç, doğru. Ancak, SHP liderlerinin tutumu ikiyüzlülük ve korkaklıktı; Ecevit’inki ise düpedüz alçaklık, devletin safında cepheden saldırıydı.

İşçi ve halk hareketinin sosyalizme yönelişinin önüne geçmek- Ecevit’in misyonu hep bu olmuştur. "Ortanın Solu" çizgisi bu amaçla yaratıldı; kendi ifadesiyle, Türkiye’nin sosyalizme kayışını önlemeyi amaçlıyordu. ‘70’lerdeki devrimci yükselişin önüne geçmek için "düzen değişikliği" sloganıyla bu misyonunu sürdürdü, nihayet açık komünizm düşmanlığı ve din tüccarlığında noktaladı. Eski gücünü ve popülaritesini yitirince, şimdi artık Güven Partisi ve Feyzioğlu’nun rolünü üstlenmiş bulunuyor; bu yüzden de iyice köpekleşiyor.

Ama o tarihe bir başka türlü geçmek niyetinde. Yakın zamanda İngiliz radyo -televizyon kurumu BBC’ye verdiği bir demeçte, tarihe "darbelere karşı" bir politikacı olarak geçmek istediğini söyledi. Oysa bu aşağılık demogogun, gizlemeye çalışıyorsa da, 12 Eylül’ün yolunu açan ve 12 Eylülcülere destek verenlerin başında yer aldığı biliniyor. Kendi hükümetleri döneminde "Kontr-gerilla" ve MHP’nin üzerine gitmedi, aksine adeta korudu. 1 Mayıs 1977 katliamının dosyalarını kapattı. Maraş, Çorum vb. katliamlar onun hükümeti döneminde oldu, ve üzerine gidilmedi. Bunun yerine sıkıyönetim ilan ederek iktidarı orduya teslim etmenin yolunu o açtı. Darbecilerin işlerini kolaylaştırmak için onursuzca partisini terketti ve kapatılması karşısında sessiz kaldı. Generalleri Demirel’den daha içtenlikle destekledi. Ama adeta bahaneler yaratarak, bir kaç kez kendisini kısa sürelerle tutuklatıp, gerçeği örtmeye, üstelik kendisini bir "kahraman" olarak sunmaya çalıştı. Yalçın Küçük bütün bunları derleyip yorumlayıp yazdı (Türkiye Üzerine Tezler-3, Tekin Yayınları). Yazar, yazarken sık sık "utanıyorum" ifadesini kullanıyor. Okuyucu okurken iğreniyor.

"Büyük adam" havasındaki bu "küçük işler"in "küçük adam"ı tarihe şüphesiz geçecektir; ama örneğin A. Gevgilli’nin ve Y. Küçük’ün yazdığı tarzda...

Ecevit iğrenç rolünü oynamaya devam ediyor. Sınıf bilinçli işçi ondan sadece tiksinti duyabilir.  
(TKİP Merkez Yayın Organı Ekim'in Mayıs 1989 tarihli 20. sayısı)
***********
1950 seçimleri sırasında, grev hakkı yoğun biçimde tartışılıyor. DP, grev hakkını açıkça telaffuz ediyor; iktidara geldiklerinde grev hakkını tanıyacaklarını söylüyor. 1950'de iktidara geldiğinde, grev hakkına ilk hükümet programında yer veriyor, ama, bunu hayata geçirmiyor. CHP de grev hakkını programına alıyor; ne ki bu hak, 1961 yılına kadar sadece söylemde kalıyor.
 Siyasi partiler özelinde ayrışan sendikal hareket, 1952 yılında Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş)'in kurulmasıyla, bazı istisnalar dışında, aynı çatı altında biraraya geliyor.

27 Mayıs 1960 askeri harekâtından sonra yürürlüğe giren 1961 Anayasası, Türkiye’de ilk kez, sendikal hakları anayasal güvenceye kavuşturuyor; lokavta yer vermiyor.
Bu Anayasa, Türk sendikacılığı için, yeni bir dönemi başlatıyor. İşçi-memur ayrımı gözetmeden, genel bir yaklaşımla, tüm çalışanlara sendikalaşma, grev ve toplu sözleşme hakkı tanıyor. Ancak, işçi niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerinin bu haklarının kanunla düzenleneceğini söyleyerek dolaylı bir ayrıma gidiyor.

http://www.disktekstil.org/tr/?i=pages&id=295
-----------
Bu ifadelerden de anlaşıldığı üzere Türk işçisine sendikal hakları ne yazık ki askeri darbe ile(Asker)verilmiş olmaktadır.Yani sivillerin sendikal hak verdiğini söyleyenler var ise bu satırlar onlara ithaf olunur.
Ahmet Dursun
------------
1928’ten başlayarak beş kez değişikliğe uğrayan anayasa çok partili rejim altında da varlığını sürdürdü.
Ama parlamenter sistemin gerektirdiği denge ve güvencelerden yoksun olması özellikle 1950’lerde belirgin biçimde ortaya çıktı.27 Mayıs 1960 İhtilali ile bazı hükümleri yürürlükten kaldırılan anayasa 1961 Anayasası’nın yürürlüğe girmesiyle ortadan kalktı.
1876 Anayasası
http://www.genbilim.com/content/view/1424/88/

Çevrimdışı Denizinoglu34

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 16
  • Puan: +1/-0
1 Mayısa dait 1 tarihçe, 1 Makale 1 Yorum
« Yanıtla #2 : Mayıs 03, 2009, 09:30:38 ÖS »
TARİHÇE

http://bianet.org/bianet/emek/2023-1-mayisin-tarihi

1 Mayısın Tarihi
Dünya işçilerinin birlik ve dayanışma günü olan 1 Mayıs, Amerikada işçi sınıfının verdiği mücadele sırasında doğdu. 1886da 8 saatlik işgünü için greve giden işçilerin üstüne ateş açıldı. Bu olayla ilgili olarak 4 işçi lideri idam edildi.

1886. 1 Mayıs'ta ABD'nin Chicago kentinde işçiler iş gününün 8 saatlik iş günü için genel greve gittiler. Polisin ateş açması sonucu, çok sayıda işçi öldü ve yaralandı. İşçi liderlerinden Albert Parsons, August Spies, Adolph Fıscher ve George Engel düzmece tanıklar ve kanıtlarla idam edildi.
1889. II. Enternasyonal, 1 Mayıs'ın, bütün dünyada işçilerin birlik ve mücadele günü olmasını kararlaştırdı.

1906. 1 Mayıs Türkiyeli işçi ve emekçiler tarafından da kutlanmaya başladı.

1921. Tersane İşçileri, işgal altındaki İstanbul'da 1 Mayıs'ı kutladı. İştirakçı Hilmi önderliğinde Halk İştirakiyyun Fırkası'nın düzenlediği 1 Mayıs'a işçiler kızıl bayraklarla katıldı ve Kasımpaşa'dan Şişli Hürriyet-i Ebediye Tepesi'ne kadar yürüdüler.

1923. İstanbul'da tütün işçileri, askeri fabrika ve demiryolu işçileri, fırıncılar, İstanbul tramvay, telefon, tünel, gazhane işçileri 1 Mayıs'ı sokakta kutladılar. "Yabancı şirketlere el konsun", "8 saatlik iş günü", "Hafta tatili", "Serbest Sendika ve Grev Hakkı" pankartlarını taşıdılar.

1925.Takrir-i Sükun Kanunu'yla her türlü gösteri ve yürüyüş yasaklanınca, 1 Mayıs da kitlesel olarak kutlanamaz hale geldi.

1976.50 yıllık aradan sonra 1 Mayıs İşçi Bayramı İstanbul Taksim Meydanında yapılan büyük bir mitingle kutlandı. DİSK'in (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) düzenlediği 1976 1 Mayıs'ı, Türkiye'de kitlesel 1 Mayıs kutlamalarının başlangıcı oldu.

1977. DİSK tarafından Taksim Meydanında düzenlenen 1 Mayıs mitingine 500 bine yakın işçi, emekçi katılmıştı. Akşam saat 7'yi biraz geçe, alana giriş sürerken Sular İdaresi binasının üzerinden ve Intercontinental Oteli'nden (şimdiki The Marmara Oteli) kalabalığın üzerine ateş açıldı .

Silah sesleri dinmeden polis panzerleri sirenlerini çalarak topluluğun üzerine yürüdü. Birkaç kişi kurşun yarasıyla ya da panzer altında kalarak, ama çoğu çıkan panik sırasında ezilerek 37 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. Resmi yetkililer ve medyanın olayı sol gruplar arasındaki çatışmayla ilişkilendirmel çabalarına karşın, yargılama sonucunda bir çatışma olmadığı olayların bir provakasyon sonucu patlak verdiği belirlenmesine karşın sorumlular yakalanamadı. Susurluk kazasından sonra, 1 Mayıs katliamı sorumlularının da yargılanması için bir kampanya yürütüldüyse de bir sonuç alınamadı. 1 Mayıs 1997'de, 20 yıllık hukuki zamanaşımı süresi doldu.

1979. İstanbul'da 1 Mayıs kutlamaları yasaklandı ve sokağa çıkma yasağı kondu. 1 Mayıs'ta İstanbul'da sokağa çıkan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Behice Boran ve 1000'e yakın kişi gözaltına alındı. Behice Boran ve 330 Türkiye İşçi Partili 6 Mayıs'ta tutuklandı. DİSK'e bağlı bir grup sendika ise İzmir'de "izinli" 1 Mayıs kutlaması yaptı.

1980. 12 Eylül darbesinden önce son "yasal" 1 Mayıs kutlamaları yapıldı . Sıkıyönetim altındaki İstanbul, Ankara ve İzmir'de gösteriler yasaklandı. DİSK, Mersin'de "izinli" 1 Mayıs kutlaması yaptı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, o zamana kadar "Bahar Bayramı" adıyla resmi tatil günü olan 1 Mayıs çalışma günleri arasına dahil edildi.


1989. İstanbul'da 1 Mayıs'ı kutlamak için İstiklal Caddesi'nden Taksim'e yürümek isteyen 2000 kişilik grup polis tarafından dağıtıldı. Olaylar sırasında alnından vurulan Mehmet Akif Dalcı adlı genç bir gün sonra öldü. 400'ü aşkın gösterici gözaltına alındı.

1990. İstanbul'un çeşitli semtlerinde yapılan 1 Mayıs eylemlerinde 40 kişi yaralandı, 2 bin kişi gözaltına alındı. Yaralılardan Gülay Beceren felç oldu.

1994. İstanbul ve Ankara'da 1 Mayıs'ı kutladıktan sonra dağılan gruplar polis tarafından coplandı. Sosyal Demokrat Halkçı Parti Milletvekili Salman Kaya da polisten dayak yedi. İki gün sonra milletvekili Salman Kaya'yı döven 3 polis ve Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar görevden alındı.

1996İstanbul Kadıköy'de yapılan 1 Mayıs gösterilerinde olaylar çıktı. 3 kişi öldü, 67 kişi yaralandı, birçok işyeri tahrip edildi. (NA/NU)



1 MAYIS 2008 YILMAZ ÖZDİLİN MAKALESİ:

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=8828550&tarih=2008-05-01

Taksim


Kliment Vefremoviç Voroşilov...

Var mı tanıyan?

Mihail Vesilyeviç Frunze?

*

Hadi bi soru daha... Erkek ceketlerinin düğmeleri sağda mı olur, solda mı?

*

Voroşilov, adı üstünde, Rus.

Frunze de.

Bolşevik devriminin generalleri.

Atatürk için "özel" adamlardı.

Çünkü, Kurtuluş Savaşı'nda dünya bize silah doğrultmuşken, bize destek veren Sovyetler'in "apoletli elçileri"ydi onlar... Frunze, 1921'de TBMM kürsüsüne çıkmış, Rus halkı adına, Sakarya Zaferimizi kutlamıştı. Voroşilov ise, "silahsa silah, paraysa para, isteyin verelim" demek için, savaşın en zorlu günlerinde Ankara'daydı.

Atatürk, onları unutmadı hiç.

*

Diyeceksiniz ki, e-ee?

E'si şu...

Taksim Meydanı'yla ilgili ne zaman bir tartışma olsa, aklıma geliverir Voroşilov ile Frunze... Çünkü, Taksim Cumhuriyet Anıtı'nda heykelleri var onların... Bizzat, Atatürk'ün emriyle dahil edildiler, Anıt'taki figürler arasına... 1928'den beri orada, Taksim'in göbeğinde, Atatürk'ün hemen yanıbaşında duruyorlar.

*

Taksim Cumhuriyet Anıtı'nda "ne var, niye var" gibi soruları merak etmeyen, orada "kim"lerin olduğundan haberi bile olmayan bir toplumun, "Taksim'e çıkarım, çıkartmam" diye kavga etmesinin manası var mıdır? "Gomünistler Moskova'ya" diyen dangalakların, Taksim Anıtı'nda Bolşevik generallerin önünde saygı duruşunda bulunması veya onları sendikalardan koruması, komik değil midir?

*

Habire önünden gelip geçtiğimiz Taksim Cumhuriyet Anıtı yıllardır orada dururken, Atatürk, Rus generalleri yanına yerleştirmişken; nasıl oldu da, 1950'den itibaren, Kurtuluş Savaşı'nda bize kurşun sıkanlarla kanka olup, bize destek verenlere düşman olduk? Atatürk o heykeli, kafasına kuş pislesin, siz de seyredin diye mi dikti?

*

Amaaaan, bana ne be...

Sıkıldık tarihten.

Magazine geçelim...

Erkek ceketlerinin düğmeleri sağda olurken, Taksim Cumhuriyet Anıtı'ndaki Atatürk'ün ceket düğmeleri neden solda?

Yılmaz Özdil. 1 Mayıs 2008



 
YORUM:

En kutsal değer olan emeğin sonsuz sömürüsüne dayanan emperyalizme tarihte dersini vermiş , emperyalistlerin planlarını bozmuş, onları süklüm püklüm evlerine geri göndermiş, doğunun iki büyük ülkesinin birlikte yan yana durduğu, emeği ve doğunun ezilen (ama baş kaldırıp kazanan)halklarını kutsayan çok önemli bir anıt avar Taksimde.

O anıtın orada durması, emperyalistlerin en büyük karın ağrısı idi. Çünkü onlarca sömürülmesi gereken doğunun ezilen ulusları, olur da gerçeklerin farkına varırsa; sömürü düzenine baş kaldırı dünya çapında yaygınlaşacaktı.

İlk haberde geçen " 1976.50 yıllık aradan sonra 1 Mayıs İşçi Bayramı İstanbul Taksim Meydanında yapılan büyük bir mitingle kutlandı." sözleri emekçilerin 50 yıl boyunca nasıl sindirildiğinin göstergesidir.

Ama asıl önemli olan tam bir yıl sonra yani o kanlı 1977 de emekçilerin düzenlediği ve 500.000 kişinin katılımı ile gerçekleşen eylemdi.

Emperyalistler bir sene içinde bu kadar büyük bir uyanış ve kitlelerde bu kadar büyük bir bilinçlenme beklemiyorlardı.

BİR AN ÖNCE TAKSİM YASAKLANMALI YASAĞA DA BİR MAZERET BULUNMALIYDI.

1977 de ve sonrasında emekçilerin 31 yıl bu meydandan bu antiemperyalizm anıtından uzak tutulmasının yegane nedeni buydu.

Bunun için emperyalistlerce yönetilen kotrgerilla bri katliam planlayıp uyguladı.

Sonuç : güvenlik nedeni ile, 31 yıl kitleler taksimden uzak tutuldu.

Bugün toplumda bir çok kesim, "neden bu taksim inadı diye soruyor ?"

"Gidin kardeşim , 10 bin kişi ile Çağlayanda, 100.000 kişi ile Kadıköyde, bir milyon kişi ile Hazerfen de kutlayın" diyorlar.

Bugün işçilere sorduğumuz da kimisi "Taksim isteminin altında 1977 de katledilen işçilere olan saygı nedeninin yattığını savunuyor." Buna bazı yazarlarımız da katılıyor.
Kimisi de "emniyet ile olan inatlaşmayı" söylüyor.

Taksim deki anıtın, emperyalistlere dersini vermiş, onları süklüm püklüm evlerine gönderen doğunun iki halkının dayanışma içinde durduğunu gösteren bir anıt olduğu,

kısaca:  Taksimdeki anıtın, antiemperyalizm ideolojisinin kutsal anıtı olduğunun anlaşılacağı, ve özümseneceği günler elbet yakındır.
Bütün korkuları bundandır.
 
Bugün yer yüzünde 2,5 milyar insan günde sadece 2 dolarlık ücret karşılığı bu emperyalist ülkeler adına mal üretiyor.

Emperyalistler de kendilerini zengin eden, bu düzenin bozulmasından korkuyorlar.

Onlara Hatırlatırım ki korkunun ecele faydası yoktur.
 
Demem o ki bugün ülke içinde ve dünya genelinde yaşadığımız bu krizli günlerin sorumlusu emperyalizmdir, Üretim araçlarına el koyup, komünizm kuralım filan diye savunmuyor bugünkü gençlik. Öyle bir düzenin kurulması için en erken 300 yıl daha hatırı sayılır bir toplumsal kültür birikiminin oluşması gerektiğini görüyoruz.
 
Bugünkü sıkıntımız, emperyalizm pençesinde sömürülen ve yoksulluk içinde, savaş içinde yaşayan insanların çoğalması, yüksek kar elde etmek amacı ile, dünya kaynaklarının da emperyalistler tarafından yağmalanması nedeni ile yaşanılabilir ekolojik çevrenin de her gün katledilmesidir.
 
İnsanca bir yaşam ve sağlıklı bir doğada yaşam için Emperyalizm ile mücadele edilmelidir.
 
Bunun için de gereken güç geçmişteki kazanılan zaferlerin hatırlanmasından toplanabilir.
 
Taksim deki anıtın ve taksim meydanının değeri buradan kaynaklanmaktadır .

Saygılarımla

DENİZİNOĞLU

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Kenan Evren:İntihar ederim dedi.
« Yanıtla #3 : Haziran 26, 2009, 07:11:33 ÖS »
Kenan Evren:İntihar ederim dedi.


12 Eylül darbesini gerçekleştiren Kenan Evren, yargılanması kararının referandumla millete sorulmasını istedi. Evren "Eğer halk yargılansın derse söz veriyorum. Yargıya bırakmam, intihar ederim" dedi.

Cumhuriyet Haber Portalı
İstanbul - Milliyet Gazetesi Yazarı Fikret Bila'ya konuşan Kenan Evren, "Eğer halk yargılansın derse söz veriyorum. Yargıya bırakmam, intihar ederim" dedi.
Evren, “Yapacak başka bir şeyimiz yoktu” dedi ve ekledi: “Biz o Anayasa’yı halkoyuna sunduk. Yüzde 92 oyla halk onay verdi. Yine aynı yolu kullansınlar. Eğer halk ‘evet’ derse, hiç yargılamaya gerek yok.”
“Önce şunu söylemek lazım, biz o Anayasa’yı halkoyuna sunduk. Halk yüzde 92 oyla onay verdi. Şimdi Anayasa’yı değiştirelim, geçici 15. maddeyi kaldıralım, diyorlar. Ben de şunu söylüyorum; halka sorsunlar.”
‘İntihar ederim’.

Evren, 12 Eylül koşullarında “Yapacak başka bir şeyimiz yoktu” dedikten sonra şöyle devam etti:
“12 Eylül’ü halk desteklemiştir. Yüzde 92 oy bunun kanıtıdır. Şimdi aynı yolu kullansınlar, halka sorsunlar, diyorum. Eğer halk ‘evet’ der, geçici 15. maddeyi kaldırırsa, o zaman hiç yargılamaya da gerek yok, ben intihar ederim!”

‘Akılları yeni mi başlarına geldi?’
Evren, 12 Eylül’ün yeniden gündeme gelmesi ve geçici 15. maddenin kaldırılmasının tartışma konusu yapılmasıyla ilgili olarak değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Bu kadar yıldan sonra, bu konu gündeme getiriliyor. Bugüne kadar akılları nerdeymiş? İnsana bunu sorarlar. Ayrıca 12 Eylül öncesindeki koşullar da unutulmasın. Neydi onlar? TBMM aylarca cumhurbaşkanı seçemiyordu. Altı ay başka bir konuyu bile görüşemedi, karar alamadı. Türkiye’de her gün 10, 15, 20 genç öldürülüyordu. Sağdan da soldan her gün gençlerimiz hayatlarını kaybediyordu. Biz ne yapacaktık? Bu durumu seyredecek miydik? Seyredemezdik. Başka ne yapabilirdik?”

‘Yapmak istemedik’
Evren, demokrasiye müdahale etmek istemediklerini, ancak koşulların bunu zorunlu kıldığını savunarak şöyle dedi:

“Biz müdahale etmek istemiyorduk. Uyarı mektubu verdik ve 8 ay bekledik. Hiçbir şey değişmedi. Hiçbir önlem alınamadı. TBMM çalışamadı. Yoksa biz 12 Eylül’ü yapmaya hevesli değildik. Ancak başka çare kalmamıştı.”
‘Tüm subaylar suçlu olur’

Evren, 12 Eylül’ün yargılanması konusunda hukuki duruma ilişkin olarak da görüşünü şöyle açıkladı:
“Halkın görüşü de başka çare kalmadığı şeklindeydi. Ayrıca şunu de söyleyeyim: Türk Silahlı Kuvvetleri bunu neye dayanarak yaptı? İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi vardır. Burada TSK’ya, Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak görevi verilmiştir. O dönemin komutanları tam görüş birliği içinde bu müdahaleyi yaptılar. Kanun bu görevi vermiş.

Ayrıca mevzuatımızda bir hüküm daha vardır, eğer amir, kanunsuz emir verirse o emri yerine getiren de suçlu olur. Ama 12 Eylül’de bir tek subayın bile itirazı olmamıştır. Genelkurmay Başkanı’ndan, kuvvet komutanlarından bölük komutanlarına kadar, emirler itirazsız uygulanmıştır. Eğer bu suçsa o dönemde TSK’da görevli bütün subayların suçlu sayılması gerekir. Bir tek benim yargılanmamla da olmaz. Ama dediğim gibi, bunu halka sorsunlar.”
-------------------
Mini Yorum.
Keşke öyle bir şey olsa da bizler de hakkımızı helal etmeyi düşünebilsek.
Ne dersiniz,acaba ABD'den hala güvence alıyormu dersiniz bizim çocuklar?
A.Dursun

Özkan Özgür

  • Ziyaretçi
'Hemen intihar etsin'
« Yanıtla #4 : Haziran 26, 2009, 11:14:14 ÖS »
'Hemen intihar etsin' 
 
Kamer Genç'ten Kenan Evren'e yanıt geldi

Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç, eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in “Eğer halk benim için 'Yargılansın' derse, yargıyı beklemem intihar ederim” şeklindeki açıklamasını NTV'ye değerlendirdi.

Kara leke bir an önce silinsin

“12 Eylül, laik T.C. devletinin bütünlüğünün korunması konusundaki konuya çok büyük bir darbe vurmuştur. Demokrasi askıya alınmıştır. Birçok masum inanın ölümüne, işkence görmesine, işinden ve aşından olmasına neden olmuştur. Türkiye'de şeriat düzeninin gelip oturması için çok büyük zemin hazırlamıştır. Elbette, bu kara lekenin bir an önce silinmesi herkesin isteyeceği bir konudur.

Tek başına ihtilalcıları değil, o sivil politikacıları da sorumlu tutmak lazım. Devleti yönetme konusunda acizlik içinde olan yöneticiler o makamları korumak için direnirlerse maalesef böyle darbecilerde kurtarıcı sıfatına gelir.

Halkı kandırıyorlar

Geçici 15. Madde'nin çıkarılması konusunda getirilerse ben de imza atarım. Kimin cezası varsa çeksin. Ama bunu göz alamazlar. 15. Madde'nin kalkması bir şey ifade etmiyor. Ayrıca benim dokunulmazlığımın da kaldırılması gerekir. Ama benim dokunulmazlığımı kaldırmayı Tayyip Erdoğan göze alamaz. Kaldırdığı zaman onun milletvekilliği ve dokunulmazlığının da kalkması lazım. Yani boş işlerle uğraşıyorlar. Onun için yapılan gündemi değiştirmek, halkı kandırıyorlar.

Kahramanlık yapmasın İNTİHAR etsin

Yargılansın, herkes hak ettiği cezayı ya kendi eliyle ya da kanunla çekmelidir. Eğer birileri 'Kanunu beklemeyeyim, cezamı kendim çekerim' derse kendisini tebrik ederiz. Kenan Evren de öyle kahramanlık yapmasın. Kendisi büyük bir suçludur. Ona tavsiye ediyorum, hemen bugünden tezi yok intihar etsin."
 

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ya Evren kızar ve “O zaman verin benim anayasamı...” derse!!!!
« Yanıtla #5 : Haziran 27, 2009, 10:54:12 ÖÖ »

Bekir COŞKUN 

bcoskun@hurriyet.com.tr

 Darbe...

DARBELERİ önlemek için 12 Eylül'ü yapanlardan da hesap sorulmalı diyorlar...

Bu iyi bir fikir sanki...


Anladığım kadarıyla 29 yıl sonra Kenan Evren'e gidip “Niye darbe yaptın?” diye soracaklar.
Neye dayanarak yapacaklar bunu?..
Elbette Kenan Evren'in yaptığı, yürürlükte olan, geçerli bu anayasaya dayanarak.

Yani o an Kenan Evren kızıp “O zaman verin benim anayasamı...” diyerek ellerinden alıp yırtsa anayasayı...
Ne Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı kalıyor, ne Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı, ne Deniz Baykal'ın muhalifliği, ne TBMM, ne siyasi partiler ne de darbeyi yargılayacak yargı...
*
Böyle ufak tefek teknik sorunlar var.
Misal; 12 Eylül'ü yargılayacak mahkemeler tabii ki “belge” isteyeceklerdir... İyi de; daha geçen gün ortaya atılan taze “darbe belgesini” bulamadı arkadaşlar...
Ya da; 12 Eylül'ün yargıladığı “Dev-Yol” davası 27 yıldır bitmiş değil, sanıkların tümü torun sahibi, bastonla gidip-geliyorlar mahkemeye...
Kenan Evren'i neresine sıkıştıracaksanız böyle bir çelişkinin?..
*
Asıl önemlisi; bugünkü yapının tüm aktörleri, varlıklarını 12 Eylül'e borçlular.
Çünkü:
12 Eylül bir “insanı silme” projesiydi.
Sendikalar, üniversiteler, sivil toplum örgütleri yok edildi 12 Eylül'de...
Kökleri olan siyasi partiler, siyasi partilerin kadın kolları, gençlik kolları... Sessiz ve sinmiş işçi, ülke sorunlarına duyarsız gençlik, pısırık ve ürkek bir halk...
Tümü 12 Eylül'ün eseridir.
Ve tarikatların etkinleştiği, en çok imam hatibin açıldığı, Özal eliyle yeşil sermayenin yaratıldığı dönemdir 12 Eylül...
*
Hem Tayyip Erdoğan, hem Abdullah Gül, hem Aa Ke Pe... Hem Bülent Arınç gibi politikacılar... Hem onları destekleyen bu kimliği silinmiş toplum...
Tümü 12 Eylül'ün eseridir...
O zaman niye sorgulayacaksınız 12 Eylül'ü?..
Ya Paşa kızıp anayasasını geri alırsa...

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ULUSAL GÖNÜLLÜLERİ 1 MAYIS’ TA
« Yanıtla #6 : Nisan 29, 2010, 04:40:47 ÖS »
Bu yürüyüşü destekliyorum.

Ancak Cunta yargılanmadıkça 1 Mayıs işçiye haram olsun. sözümde hala ısrarcıyım.
Benim için şimdilik kaydı ile gerisi laf-ı güzaf sayılır.
Dikkatlerden kaçmasın şimdilik kaydı ile...

CUNTA yargılanmadıkça 1 MAYIS işçiye haram olsun.
-----------------------

ULUSAL GÖNÜLLÜLERİ   1 MAYIS’ TA 
   CUMARTESİ SAAT 09.00 DA ŞİŞHANE’ DE - ULUSAL GÖNULLÜLERİ

                          PANKARTI - ALTINDA  BULUŞUYORUZ.

 

 

1 Mayıs İçin Yürüyüş Güzergahları Belli Oldu
1 Mayıs'ta altı işçi ve memur konfederasyonu Taksim Meydanı'na üç ayrı koldan yürüyecek. Alanın güvenliğini konfederasyonları n belirleyeceği bin görevli sağlayacak. Timur Selçuk, sanatçılar korosuyla birlikte 1 Mayıs Marşı'nı seslendirecek.

 

6 Konfederasyon ile 1 Mayıs Duzenleme kurulu

Altı konfederasyonun 1 Mayıs'ta Taksim Meydanı'na yürüyüş güzergâhı belli oldu.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Hak-İş), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen) ve Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu' nun (Kamu Sen) oluşturduğu 1 Mayıs Düzenleme Kurulu, kutlamalara ilişkin bir dizi karar aldı.

Toplantıya, DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, Türk-İş Genel Sekreteri Pevrul Kavlak, Hak-İş Genel Sekreteri Mustafa Paçal, KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek, Memur-Sen Genel Eğitim ve Dış İlişkiler Sekreteri Ahmet Kaytan ve Kamu Sen İstanbul Bölge Başkanı Hanefi Bostan katıldı.

Yürüyüş Şişli, Şişhane ve Dolmabahçe'den
Türk-İş 1. Bölge Temsilcisi Faruk Büyükkucak, toplantıdan sonra yaptığı açıklamada şunları söyledi:

- Konfederasyonlar 1 Mayıs'ta Taksim Meydanı'na üç ana koldan girecek.

- Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Şişli -Mecidiyeköy güzergahından yürüyecek.

- Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) ve Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu (Kamu Sen) Şişhane'den alana girecek.

- Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Hak-İş) ve  Memur Sendikaları Konfederasyonu' nun (Memur-Sen) güzergahı ise Dolmabahçe.

- Diğer siyasi partiler, kurum ve meslek örgütler de kendi tercihlerine göre hangi konfederasyonla birlikte yürümek istiyorsa o güzergahtan yürüyecek.

- Konfederasyonlar saat 10.00'dan itibaren belirlenen noktalarda toplanacak. Saat 11.00'de yürüyüş, saat 13.00'de de miting başlayacak.

Arama noktaları Beyoğlu, Harbiye ve Gümüşsuyu'nda
- Üç koldan Taksim alanına yaklaşıldığında, Şişhane'den alana girecek olan işçiler Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü önünde, Şişli'den gelenler Harbiye'de TRT önünde, Dolmabahçe'den gelenler de Gümüşsuyu İTÜ önünde arama noktasından geçecek.

- İşçiler sendika önlükleri giyip, şapka takabilecek, pankart taşıyabilecek. Maske ya da başka üniforma ise yasak."

Alanda polis olmayacak
- Taksim alanında hiç emniyet mensubu olmayacak. Alanın güvenliği konfederasyonlar tarafından oluşturulan bin görevli tarafından sağlanacak. Görevliler tek tip 1 Mayıs logolu önlükler giyecekler.

- Konuşma kürsüsü Atatürk Kültür Merkezi (AKM) önüne kurulacak.

- Metro ve tünel kapalı olacak. Bu karar arama noktaları dışında sızmaları önlemek için alındı. Yürüyüş güzergâhları tamamen trafiğe kapalı olacak.'

- Alanda, Timur Selçuk, sanatçılar korosuyla birlikte 1 Mayıs Marşı'nı seslendirecek. 1 Mayıs için hazırlanan ortak metni de bir kadın ve bir erkek işçi birlikte okuyacak.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
12 Eylül İslamcı Cuntadır,Ya 1 Mayıs nedir?
« Yanıtla #7 : Nisan 30, 2010, 05:13:15 ÖS »
Değerli dostlar,
Bu sayfalardan daha evvel paylaştığım bir yazı üzerine bir arkadaşla kısa bir yazışma yaptık.
Konu aynı zamanda 1 Mayıs'a da dokundu.
Bu nedenle burada konuya yaptığım yorum kısmını vereceğim.
İlgisini çekenler adresleri takip ederek tamamını inceleye bilir.
Yazışmamız Kürtçe Türkiye'nin Babil'i olacak,başlığı altında yorumlar şeklinde sunulmuştur.

Baş tarafı için Kürtçe Türkiye'nin Babil'i olacak,yorumlardan-1

Bana göre, Selahaddin Eyyubi'ye farklı etnik kökenler atfedilmiş olması o kadar da önemli değil.
Öenmli olan,müslüman oluşunun şimdilerde müslümanlık iddiasında olanlarca nasıl kullanıldığıdır.

Örneğin; Zeki Velidi Togan'a göre,Arap soyundan olduğu ancak önce Kürtleşip,sonradan Kürtleştiği şeklinde açıklaması vardır.

Dediğim gibi müslümanlığı nasıl bölücü yaptıkları önemlidir.
Adeta bölücü islam der gibi bir olgu yaşamaktayız günümüzde.
Adı da var.ılımlı İslam.

Bunun baş mimarı değil lakin baş maşalarından biride F.Gülen'dir.
İngiliz istihbaratının Nurculuğu kurarak bu konuları yıllardır deşelemesi de bundandır.
Onlara göre bir deccal çıka gelip bu oyunu bozmuştur.

Bu deccel Atatürk'tür.
Bu nedenle sevmezler.
 
Humeyni denen deyyus,Fransa'dan uçakla geldiğinde nasıl karşılanmıştı hatırlıyorsunuz dur.
İşte F.Gülen denen ılıman adam da öyle gelmeyi planlamıştı ama gelemeden öldüğü iddiaları hala gündem buluyor.
 
Belki de ılımlı islam devrimi o nedenle gecikmiş olabilir ne malum?
 
Humeyni'yi sevmelerinin,Atatürk'ü sevmemelerinin nedenleri uzundur.
Ama hepimiz artık öğrendik.
 
Bir tanesini söyleyim ki akıllarda kalsın.
Lezbiyen ilişkileri teşvik edenler kimlerdir?
Neden eşcinsel sanatçılar bir anda meşhur olmuş idi hiç bu soruları kendinize sordunuz mu?
Fethullah cemaati ve dahi diğer islami görünümdeki cemaatler neden haremlik-selamlık oturular ve bunu teşvik ederler hiç düşündünüz mü?
 
Bunların islamla ne ilgisi var hiç sorguladınız mı?
 
Afganistan'ın meşhur oğlanlarını hiç duydunuz mu?
 
Afgan beylerinin haremlerinde ne kadar oğlanları varsa o kadar saygın olduklarını bilirmi siniz?
 
Neyse devam edelim konu bölünmesin.

İşte Mustafa Kemal'e düşman olanların istisnasız tamamı da bu nedenle ya müslümanlığı ön plana koyarlar,ya etnisiteyi(ki başında şimdilerde Kürtçülük akımları gelir) bunu 1974'lü yıllarda aynen yaşamıştık.

Bir eksiği vardı.
O da islamla birleştirilmesi unutulmuştu.
12 Eylül darbesi de bunun için yapılmış ve Evren denen İngiliz dostu(herkes ABD dostu sanır) ağzı ile de itiraf etmiştir.
Ne demiştir?
Solculara karşı islamcıları destekledik.
Kimmiş efendim?
İslamcılar.
Peki kim oluyor onlar?

Başta Özal ve hanedanı,sonrası RTE'ye kadar uzanan süreç.

İşte 12 Eylül budur.Şeriatçı cuntadır.
AKP bu nedenle cuntayı yargılayamaz.


Fazla gerginlik olmasın diye de(yani halk uyanmasın diye) 1 Mayıs'ta Tandoğan meydanını açacaklar mış?

Neden açacaklar mış?

Çünkü sivil toplum örgütü görünümündeki sendikaların ağaları,işçiyi 1 Mayıs Tandoğan'da kutlanmıyor diye sokağa dökecekmiş te ondan.
Yani sendika ağaları,işçi hakları falan için değil,Tandoğan zaferi için çaba sarfediyor.
Anlayabiliyormu sunuz?

İşçi hakları için değil,Tandoğan meydanı için.

İşçi de andaval andaval onların peşinde gidecek.

Yahu toplum aptallaşmış,ne yaptığını bilmez halde.
Yürü yürüyor,dur duruyor.
Neden diyen yok.
Sadece otur,kalk sanki askeri talim yapılıyor.

İşte Selahaddin Eyyubi'de,kendisini Kürt halkının savunucusu ilan edenlerce böyle kullanılıyor.
Otur,kalk....
Bağır,sus...
Yürü,dur...

Bir gün millet uyanacak ve sittir olun lan diyecek,her şey bitecek.

Dilerim o günleri şiddet içerisinde görmeyiz.
Sandıkta sittir etmeyi bir öğrensek....ah,ah...

İnanıyorum ki o günler de yakında.
Güneş her zaman ki gibi ufukta doğmayı bekliyor.
Biz de o sabahları görmeyi.
Saygı ile...
29 Nisan 2010
Ahmet Dursun
 
Cunta yargılanmadıkça 1 Mayıs işçiye haram olsun.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/bizzat-cunta-yargilanmadikca-1-mayis-isciye-haram-olsun/5446138
****************
1 MAYIS,CIA,GÜLEN PARMAĞI VE AĞALARIN SAVAŞI
http://ahmetdursun374.blogcu.com/bizzat-1-mayis-cia-gulen-parmagi-ve-agalarin-savasi/3445578
****************
1 MAYIS,Hala AĞALARIN SAVAŞI dır.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/bizzat-1-mayis-cia-gulen-parmagi-ve-agalarin-savasi/3445578
***********
KAYNAK:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/kurtce-turkiye-nin-babil-i-olacak-yorumlardan-2/7723410

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
CHP’liler 1 Mayıs kutlamalarına katılmasınlar.
« Yanıtla #8 : Mayıs 01, 2010, 12:40:29 ÖÖ »
Şu sayfadaki yazı bu gün için yeniden okunmalıdır.
Sayfa hemen üstte.Bulamıyorsanız şu adrese tıklayınız.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=5754.msg9912#msg9912

Başlık değişince belki daha da dikkatiniz çeker diye düşünerek yineliyorum.
Neden,Cunta yargılanmadıkça işçiye bayram haram olsun dediğimi belki daha net ifade etmiş olabileceğim.

Kürtçe Türkiye'nin Babil'i olacak,yorumlardan-2 başlığında ise daha geniş detaylar bulacaksınız.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/kurtce-turkiye-nin-babil-i-olacak-yorumlardan-2/7723410

Saygılar...

1 Mayıs 2010

A.Dursun

Çevrimdışı MaviBakisliCsrt

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 30
  • Puan: +17/-0
Ynt: Cunta yargılanmadıkça 1 Mayıs işçiye haram olsun.
« Yanıtla #9 : Mayıs 01, 2010, 02:50:01 ÖÖ »
CHP'liler 1 mayisa katilmasindaki amac nedir.1 mayis kutlamalari kimlerin tekelinde?  Turk-is'in mi , DISK'in mi ,Hak-is'in mi, TKP'nin mi, IP'nin mi, radikal-siddet yanlisi sol orgutlerin mi, kimlerin tekelinde...
Birileri de kalkip, izin verildigi kadar 1 mayisi kutlarsin fazla ahkam kesme derse, yillarca Taksim taksim diyerek kendini kandiran isci sinifi, bu yil taksimde kutlarsa ne mevzi kazanmis olacak derse, otur diyince oturan kalk diyince kalkan sendika yoneticilerinin oltasinda tutulan isciler bu haliyle 1 mayisini kutlasa nolur kutlamasa ne olur derse, ne olacak..Fazla teorilerde bogulupda yok o 1 mayisa katilmasin yok su katilsin demenin hicbir anlami yok..birakin kim katilmak istiyorsa , kim orada yasanacaklari tatmak istiyorsa tatsin...

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Dava arkadaşlarınızı görmek isterseniz mezarlıklara uğrayın.
« Yanıtla #10 : Mayıs 01, 2010, 12:20:27 ÖS »
Danıştay cinayetinde,Gülen soyadı!
CHP’liler 1 Mayıs kutlamalarına katılmasınlar.
Nitekim “Asmayıpta Beslediklerimiz” BAYKAL-BAHÇELİ

12 Eylül darbesinin nitekim paşası Kenan Evren o gün darbeyi olgunlaştırmada kullandıkları sağcı ve solcu gençler için “ Asmayalım da besleyelim mi? demişti. Haklıydı. Öyle ya önce gençleri birine halk diğerine Hak davası diye önce dava icat ettiler. Sonra ellerine silah verip birbirlerini vurdurdular.

 Kan milletin boğazına gelince de halkımız çaresiz kaldı deyiverip milletin başına darbe geçirdiler.

 O gün sokağa dökülen gençler gerçekten bir davaya inanmışlardı. Solcular halkın refahını ülkenin düze çıkışını Komünizmde görüyor,  sağcılarda dinsizlere karşı imanı, bayrağı koruyordu. Bu uğurda birbirlerini vurdular. Darbe sonrası da beslenmeyip asıldılar.

 Darbe öncesinde derin adamların figüranları da vardı. Hem sağda hem solda. Onlarda asılmayıp beslendiler. İleriki yıllarda darbeleri olgunlaştırmak için kimisi pusuda bekledi. Kimisi parti başkanı yapıldı.

 Dünden bu güne geldiğimizde mecliste darbecilerle ilgili anayasa maddesi değişiyor. Yıllardır darbe mağduru olduğunu söyleyen CHP ve MHP yanında BDP Darbecilere yargılama yolunu açacak Anayasa değişikliğine oy vermediler.

 Solun merkezi CHP ye bakalım. Gerçek solcu denizler darağacında sallandı. Figüran denizlerde beslenerek ebedi CHP genel başkanı oldu.

 Ergenekon davasının ilk ortaya çıktığı günlerde Deniz Baykal’ın derin devletin adamı olduğu dillendirildi. Pek itirazı olmadı. Davanın ilk gününden itibaren meslek hayatında parlak bir avukatlığı olmasa da Ergenekon davasının avukatı oldu. Darbecileri canla başla savundu/savunuyor.

Buda gösteriyor ki Deniz Baykal asılmayıp beslenenlerden.

 MHP’ye gelince onunda CHP den farkı yok. Ülkücüler darbelere yargılama yolunu açan Anayasa maddesinin değiştirilmesini isterken Bahçeli ve ekibi karşı çıktılar. Onlarda açıktan olmasa Ergenekona karşı olanlara karşı oldular. Gerçek ülkücülere Bahçeli hakaret etti. Görülen o ki bahçelide Beslenenlerden.

 Darbe yapan irade kendi açısından bakıldığı zaman CHP yi solculara, MHP yi Ülkücülere bırakmayacak kadar haklı gerekçelere sahip olabilir. Ama gerçek solcular ve ülkücüler davalarının partilerini terk ettiler.

 Şuanda CHP ve MHP yönetimine baktığınızda birbirine benzeyen, aynı politikaları izleyen ikiz politik kardeşler olduğu görülüyor. Tabanı birbirine zıt olan iki partinin yönetimi arasında bir fark kalmamıştır.

 12 Eylül darbesinin darbeci nitekim paşaları gerçek dava adamlarını darağacında sallamış. Besledikleri de bu gün kendileri için avukatlık yapmaya devam ediyor.

 Bu durumda bu gerçekliği kabul edemeyen hala dava diyen solcu ve ülkü tabanda yok değil CHP ve MHP de. Darbecilerin yargılanmasına yol açacak Madde için oy kullanmayanların “AKP bu anayasa değişikliğini kendini kurtarmak için yapıyor” mazeretine kendilerini inandırmaya çalışıyor.

 Ey gerçek solcular ve ülkücüler. Eğer dava arkadaşlarınızı görmek isterseniz mezarlıklara bir uğrayın. Yok hala dava adamlarınızın partilerin başında olduğunu düşünüyorsanız başınızı kumdan çıkartın.

 12 Eylül’ün gerçek dava adamları darbeciler tarafından asıldı. Besleneler de milletten aldıkları oyu onların gözlerini oymak için kullanıyor.

Ey ülkücü

Ey solcu

Hala beslemeleri besleyecek misin?

Karar SENİN!

 HASAN MAHİR

www.hasanmahir.com

 

DARBECİLER TARAFINDAN ASILANLAR

12 Eylül döneminde idam edilenler

Adı Soyadı Tarih Yer
Necdet Adalı (sol görüşlü) 07.Eki.80 Ankara
Mustafa Pehlivanoğlu (sağ görüşlü) 07.Eki.80 Ankara
Serdar Soyergin (sol görüşlü) 25.Eki.80 Adana
Erdal Eren (sol görüşlü) 13.Ara.80 Ankara
Cevdet Karakaş (sağ görüşlü) 04.Haz.81 Elazığ
Veysel Güney (sol görüşlü) 10.Haz.81 Gaziantep
Ahmet Saner (sol görüşlü) 25.Haz.81 İstanbul
Kadir Tandoğan (sol görüşlü) 25.Haz.81 İstanbul
Mustafa Özenç (sol görüşlü) 20.Ağu.81 Adana
İsmet Şahin (sağ görüşlü) 20.Ağu.81 İstanbul
Seyit Konuk (sol görüşlü) 13.Mar.82 İzmir
İbrahim Ethem Coşkun (sol görüşlü) 13.Mar.82 İzmir
Necati Vardar (sol görüşlü) 13.Mar.82 İzmir
Fikri Arıkan (sağ görüşlü) 27.Mar.82 Ankara
Sabri Altay (adli suçlu) 23.Nis.82 Adapazarı
Cengiz Baktemur (sağ görüşlü) 30.Nis.82 Elazığ
Şahabettin Ovalı (adli suçlu) 12.Haz.82 Sinop
Ednan Kavaklı (adli suçlu) 18.Haz.82 Ankara
Ali Bülent Orkan (sağ görüşlü) 13.Ağu.82 Ankara
Veli Acar (adli suçlu) 13.Ağu.82 Isparta
Eşref Özcan (adli suçlu) 19.Ağu.82 Kayseri
Halil Fevzi Uyguntürk (adi suçlu) 29.Ara.82 Afyon
Kazım Ergun (adli suçlu) 29.Ara.82 Akşehir
Muzaffer Öner (adli suçlu) 29.Ara.82 Amasya
Adem Özkan (adli suçlu) 13.Oca.83 Balıkesir
Hüseyin Çaylı (adli suçlu) 13.Oca.83 Afyon
Osman Demiroğlu (adli suçlu) 13.Oca.83 Isparta
Ahmet Mehmet Uluğbay (adli suçlu) 22.Oca.83 Akşehir
Ali Aktaş (siyasi) 23.Oca.83 Adana
Duran Bircan (adli suçlu) 23.Oca.83 Denizli
Levon Ekmekçiyan (Asala) 28.Oca.83 Ankara
Ramazan Yukarıgöz (sol görüşlü) 29.Oca.83 İzmit
Ömer Yazgan (sol görüşlü) 29.Oca.83 İzmit
Erdoğan Yazgan (sol görüşlü) 29.Oca.83 İzmit
Mehmet Kambur (sol görüşlü) 29.Oca.83 İzmit
Ahmet Kerse (adli suçlu) 30.Oca.83 Gaziantep
Rıdvan Karaköse (adli suçlu) 05.Şub.83 Akşehir
Cavit Karaköse (adli suçlu) 05.Şub.83 Akşehir
Süleyman Karaköse (adli suçlu) 05.Şub.83 Akşehir
Fatih Laçinligil (adli suçlu) 24.Şub.83 Keşan
Faik Görünmez (adli suçlu) 24.Şub.83 Kilis
Mustafa Başaran (adli suçlu) 30.Mar.83 Edirne
Hüseyin Üye (adli suçlu) 30.Mar.83 Nazilli
Şener Yiğit (adli suçlu) 20.Nis.83 Isparta
Cafer Aksu Altıntaş (adli suçlu) 20.Nis.83 Ordu
Abdülaziz Kılıç (adli suçlu) 26.May.83 Edirne
Halil Esendağ (sağ görüşlü) 05.Haz.83 İzmir
Selçuk Duracık (sağ görüşlü) 05.Haz.83 İzmir
İlyas Has (sol görüşlü) 06.Eki.84 İzmir
Hıdır Aslan (sol görüşlü) 24.Eki.84 İzmir

 DARBECİLER TARAFINDAN BESLENELER

 

DENİZ BAYKAL

DEVLET BAHÇELİ

http://hasanmahir.com/?p=524#more-524

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Sn;MaviBakisliCsrt.
« Yanıtla #11 : Mayıs 01, 2010, 03:07:53 ÖS »
Sayın MaviBakisliCsrt;

Fazla teorilerde bogulupda yok o 1 mayisa katilmasin yok su katilsin demenin hicbir anlami yok..birakin kim katilmak istiyorsa , kim orada yasanacaklari tatmak istiyorsa tatsin... demişsiniz...

Siz (laissez faire, laissez passer) deyimini biliyormusunuz?
Ekonomistmi siniz?
 François Quesnay adını hiç duydunuz mu?
1873 yılında,Viyana borsasının çöküşünü,Paris,Londra,Frankfurt gibi merkezlerde yaşanan panikleri biliyormusunuz da bu,sözü kullandınız?

Ya da şöyle sorsam,ne dediğinizi bilerek mi konuştunuz?
Bu söylediklerinizin arkasında sürekli olarak durabilirmisiniz?

Özal'ın prenslerini,papatyalarını,o dönemi yaşadınız mı?
Yaşadıysanız,yaşadığınız da yaşınız,bilginiz,bilinciniz bunları algılayacak kadar varmıydı?

Çok ilginçtir ki bu söylem yüzünden bu günlere geldik.
Hala da söylenebiliyorsa çok büyük şaşkınlık içindeyim.

Saygılar.

A.Dursun