Aslında sayın Başbuğ'un eksiği fazlası yerine söylediklerine vurgu yaparsak her şey kendiliğinden ortaya dökülecektir.
Genel anayasa hukukunda devlet şekilleri,
"üniter devlet" ve
"karma devlet" şeklinde genel kabul görmüştür.
Karma devlet tanımı
konfederal ve
federal devlet haliyle de incelenmektedir.
Üniter olmayı tek olma anlamında alabiliriz.Yani Üniter sözcüğü yerine
"tek"dersek yanlış demiş olmayız.
Ancak tek olmak
asimilasyonla değil,birleşme anlaşma yoluyla olduğunda anlam kazanır.
Tıpkı ülkemizde olduğu gibi.Üniter yapıda tek anayasa tek hukuk düzeni olmasına rağmen,Federalizm de,federal devlet ile federe devletler(
eyalet) arasında anayasayla düzenlemeye dayalı,yerel düzeyde bir iktidar paylaşımı vardır.
Bunu daha evvel de
Eyalet ya da Bölgesel Kalkınma Ajansları başlıklı yazımda vermiş idim.
Bkz..
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=312.0Ayrıca
Ulus devlet kavramına da bakmak gerek.
Dünyada Ulus devlet kavramı ilk olarak Kutsal Roma İmparatorluğu ve Almanlar,İspanya,Fransa,İsveç,Hollanda Cumhuriyeti temsilcileri arasında 1648 Vestfalya(Westphalia) Antlaşması ile gündem bulduğu kabul görmektedir.
Bu kabul aynı zamanda küresel örgütlerle ulus devlet yapısındaki kurumsal yapının temellerini de tamamlamıştır diyebiliriz.
Başka ifadeyle
Vestfalya Barışının sonuçlarından biri de
Ulus devletlerin ortaya çıkmasıdır diyebiliriz.
Ulus devletlerin ortaya çıkması ise biraz önce bahsettiğim küresel aktörlerin Birleşmiş Milletler,Bretton Woods Sistemi(IMF,Dünya Bankası,...),NATO gibi oluşumlara neden olmuştur.
Görüldüğü gibi ekonomik ya da çok uluslu örgütlenmelerin temel nedeni de işte bu Ulus devletlerin ortaya çıkmış olmasıdır.
Vestfalya Antlaşmasının asıl önemli bir aşaması ise devlete egemen olan
kilisenin gücünü elinden almış olmasıdır.
İşte bu nedenle de ulus devlet yapısı önem arz eder.
Şimdi hem
ulus devlet yapısının hem de
üniter yapının neden ayrılmaz ikili oluşturduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti açısından zorunluluk olduğunu anlamış oluyoruz.
Sayın Başbuğ'un konuşmasında ayrıca irdelenecek çok kısm da var elbet.
Örnek olarak:
Samuel
HUNTINGTON, Morris JANOWITZ,Eliot COHEN,Max Weber,Chaim Kaufmann, Raymond Aron gibi sosyal bilimcilere yaptığı vurgular var.
Bence
hepsi ayrı ayrı irdelenmeye değer.
Lakin benim açımdan özellikle irdelenmesi gereken kısım ise
HUNTINGTON tezleri üzerinde olmaktadır.
Çünkü,sayın Başbuğ'un Türkiyelilik konuşmasını yadsıyanların olduğundan daha önemlisi bazı TV programlarında özellikle görüyorum ki
Irak'ın Kuzeyi sözcüğüne çokça atıflar bulunmaktadır.
HUNTINGTON'dan bahsedilince bu konu üzerinde tartışılmaya çalışılması hele ki bazı basın kuruluşlarınca özellikle üzerine gidilen konunun bu olması hiç te şaşırtıcı değildir.
Bir TV'de
konuşmacı diyor ki:
-
"Özellikle Irak'ın Kuzeyi dedi.
Neden Kuzey Irak demedi?Biz Kuzey Irak demesini bekliyorduk..."Konuşmasında modern toplumda birincil ve ikincil kimliklerden bahsetmesini açıkça vatan hainliği(
Kürdistan vatanı için tabii ki)ilan ettiler.
Başka bir kanalda ise yine aynı konu üzerinde farklı makyaj.
Konuşmacı diyor ki:
-
"AB kriterlerine kesinlikle vurgu yoktu.
Hangi Avrupa ülkesinde askeri bir yetkili sivillere akıl veriyor?Hangi askeri yetkili siyasi konuları konuşabiliyor?"Bakınız adam
Genel Kurmay Başkanı demiyor.
"Hangi askeri yetkili"diyor.
Burada adını verip te pirim yaptırmak istemiyorum.
Zaten bunlar
beşi birlik gibi.
Hepsi bir yerden konuşuyor.Sadece adları,yayın kuruluşları değişik.
Weber’e vurgusunun peşinden yaptığı
,"Bugün bazı cemaatler öncelikle bir ekonomik güç olmaya ve daha sonrada sosyo-politik yaşamı biçimlendirmeye, dine bağlı bir tek tip yaşam tarzı olarak sosyal kimliklerini ortaya koymaya çalışmaktadırlar.”sözleri ile kimi kastettiğini sanırım ki anlıyoruz.
Tabii ki bu saldırıları yapmaları da gayet normal olmaktadır.
Haliyle de o güruhun elemanları koro halinde aynı dilden konuşacaklardır.
Adamlar
bölünmenin,din tüccarlığının adına
özgürlük diyorlar.
Neymiş efendim daha çok özgürlükmüş(Yani
bölünme oluyor).
Burada tek eksik olan ise,sayın Başbuğ'un
Ergenekon ile ilgili tek kelime etmemiş olması idi.
Ne malum belki de biz algılayamadık!
Uzatmayım.
Özellikle S.HUNTINGTON konusundaki görüşlerimi özetleyen bir yazımı paylaşırsam konuyu bağlamış olacağım.
Bakınız...
S.Huntington,
çağımızda yaşanacak olan savaşları dine, kültüre, medeniyetler çatışmasına bağlıyor.http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=311.0Diğer detaylar...KÜRDİSTAN zaten vardı. http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=5110.0--------
TSK bölünmenin neresinde? http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=325.0-------
Pezevenkler TBMM'ye neden gider? http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3216.0Saygı ile...
Ahmet Dursun
15 Nisan 2009
------------
29 Ekim 1938'de Atatürk'ün Türk Ordusuna vasiyeti..29 Ekim 1938 Cumhuriyet Bayramı nda,Atamız hasta olduğu için,Başbakan tarafından okunmuştur..
Utkuları ve geçmişi insanlık tarihi ile başlayan,her zaman utkuları ile birlikte uygarlık nurlarını taşıyan Kahraman TÜRK ORDUSU;
Vatanımızı ve Ulusumuzu,en sıkıntılı ve en güç zamanlarında nasıl ki, zulümden,yıkıntıdan,tutsaklıktan ve kötülüklerden ve düşman işgallerinden korumuş ve kurtarmış isen,Cumhuriyetin bugün kü güçlü döneminde de,askerlik tekniğinin bütün modern silah ve araçları ile donanmış olduğun halde,görevini gelecekte de aynı bağlılıkta yapacağından hiç kuşkum yoktur.
Bugün Cumhuriyet in onbeşinci yılını,durmadan artan büyük gönenç ve kudret içinde karşılayan büyük Türk Ulusunun önünde,Kahraman Ordu;sana yürekten şükranlarımı açıklar ve bildirirken büyük Türk Ulusunun övünç gurur duygularına tercüman oluyorum.
Türk Vatanının ve Türk toplumunun şan ve onuruna,iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan görevini,her an yerine getirmeye hazır ve emrinde olduğun,benim ve büyük Ulusumuzun ordu ya verdiği en son sistem fabrikalar ve silahlar ile bir kat daha güçlenerek,büyük bir özveri ve yaşamını hiçe sayarak her türlü görevi başarmaya hazır olduğundan eminim.
Bu güvenim ve inancım ile;Kara,Deniz ve Hava Ordularımızın kahraman ve yetenekli komutanları ile subay ve erlerini selamlar,takdirlerimi bütün Türk Ulusunun önünde beyan ederim..
29.Ekim 1938
Gazi Mustafa Kemal Atatürk Cumhurbaşkanı