Gönderen Konu: Orgeneral Başbuğ'un eksiği varmıydı?  (Okunma sayısı 455 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Orgeneral Başbuğ'un eksiği varmıydı?
« : Nisan 15, 2009, 02:24:16 ÖÖ »
Aslında sayın Başbuğ'un eksiği fazlası yerine söylediklerine vurgu yaparsak her şey kendiliğinden ortaya dökülecektir.

Genel anayasa hukukunda devlet şekilleri,"üniter devlet" ve "karma devlet" şeklinde genel kabul görmüştür.

Karma devlet tanımı konfederal ve federal devlet haliyle de incelenmektedir.
Üniter olmayı tek olma anlamında alabiliriz.Yani Üniter sözcüğü yerine "tek"dersek yanlış demiş olmayız.

Ancak tek olmak asimilasyonla değil,birleşme anlaşma yoluyla olduğunda anlam kazanır.
Tıpkı ülkemizde olduğu gibi.

Üniter yapıda tek anayasa tek hukuk düzeni olmasına rağmen,Federalizm de,federal devlet ile federe devletler(eyalet) arasında anayasayla düzenlemeye dayalı,yerel düzeyde bir iktidar paylaşımı vardır.
Bunu daha evvel de Eyalet ya da Bölgesel Kalkınma Ajansları başlıklı yazımda vermiş idim.
Bkz..
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=312.0

Ayrıca Ulus devlet kavramına da bakmak gerek.
Dünyada Ulus devlet kavramı ilk olarak Kutsal Roma İmparatorluğu ve Almanlar,İspanya,Fransa,İsveç,Hollanda Cumhuriyeti temsilcileri arasında 1648 Vestfalya(Westphalia) Antlaşması ile gündem bulduğu kabul görmektedir.

Bu kabul aynı zamanda küresel örgütlerle ulus devlet yapısındaki kurumsal yapının temellerini de tamamlamıştır diyebiliriz.

Başka ifadeyle Vestfalya Barışının sonuçlarından biri de Ulus devletlerin ortaya çıkmasıdır diyebiliriz.

Ulus devletlerin ortaya çıkması ise biraz önce bahsettiğim küresel aktörlerin Birleşmiş Milletler,Bretton Woods Sistemi(IMF,Dünya Bankası,...),NATO gibi oluşumlara neden olmuştur.

Görüldüğü gibi ekonomik ya da çok uluslu örgütlenmelerin temel nedeni de işte bu Ulus devletlerin ortaya çıkmış olmasıdır.

Vestfalya Antlaşmasının asıl önemli bir aşaması ise devlete egemen olan kilisenin gücünü elinden almış olmasıdır.

İşte bu nedenle de ulus devlet yapısı önem arz eder.

Şimdi hem ulus devlet yapısının hem de üniter yapının neden ayrılmaz ikili oluşturduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti açısından zorunluluk olduğunu anlamış oluyoruz.

Sayın Başbuğ'un konuşmasında ayrıca irdelenecek çok kısm da var elbet.
Örnek olarak:
Samuel HUNTINGTON, Morris JANOWITZ,Eliot COHEN,Max Weber,Chaim Kaufmann, Raymond Aron gibi sosyal bilimcilere yaptığı vurgular var.

Bence hepsi ayrı ayrı irdelenmeye değer.
Lakin benim açımdan özellikle irdelenmesi gereken kısım ise HUNTINGTON tezleri üzerinde olmaktadır.

Çünkü,sayın Başbuğ'un Türkiyelilik konuşmasını yadsıyanların olduğundan daha önemlisi bazı TV programlarında özellikle görüyorum ki Irak'ın Kuzeyi sözcüğüne çokça atıflar bulunmaktadır.

HUNTINGTON'dan bahsedilince bu konu üzerinde tartışılmaya çalışılması hele ki bazı basın kuruluşlarınca özellikle üzerine gidilen konunun bu olması hiç te şaşırtıcı değildir.

Bir TV'de konuşmacı diyor ki:
-"Özellikle Irak'ın Kuzeyi dedi.
Neden Kuzey Irak demedi?Biz Kuzey Irak demesini bekliyorduk..."


Konuşmasında modern toplumda birincil ve ikincil kimliklerden bahsetmesini açıkça vatan hainliği(Kürdistan vatanı için tabii ki)ilan ettiler.


Başka bir kanalda ise yine aynı konu üzerinde farklı makyaj.
Konuşmacı diyor ki:
-"AB kriterlerine kesinlikle vurgu yoktu.
Hangi Avrupa ülkesinde askeri bir yetkili sivillere akıl veriyor?Hangi askeri yetkili siyasi konuları konuşabiliyor?"


Bakınız adam Genel Kurmay Başkanı demiyor.
"Hangi askeri yetkili"diyor.

Burada adını verip te pirim yaptırmak istemiyorum.
Zaten bunlar beşi birlik gibi.

Hepsi bir yerden konuşuyor.Sadece adları,yayın kuruluşları değişik.
Weber’e vurgusunun peşinden yaptığı,"Bugün bazı cemaatler öncelikle bir ekonomik güç olmaya ve daha sonrada sosyo-politik yaşamı biçimlendirmeye, dine bağlı bir tek tip yaşam tarzı olarak sosyal kimliklerini ortaya koymaya çalışmaktadırlar.”sözleri ile kimi kastettiğini sanırım ki anlıyoruz.

Tabii ki bu  saldırıları yapmaları da gayet normal olmaktadır.
Haliyle de o güruhun elemanları koro halinde aynı dilden konuşacaklardır.

Adamlar bölünmenin,din tüccarlığının adına özgürlük diyorlar.
Neymiş efendim daha çok özgürlükmüş(Yani bölünme oluyor).

Burada tek eksik olan ise,sayın Başbuğ'un Ergenekon ile ilgili tek kelime etmemiş olması idi.
Ne malum belki de biz algılayamadık!

Uzatmayım.
Özellikle S.HUNTINGTON konusundaki görüşlerimi özetleyen bir yazımı paylaşırsam konuyu bağlamış olacağım.

Bakınız...
S.Huntington,çağımızda yaşanacak olan savaşları dine, kültüre, medeniyetler çatışmasına bağlıyor.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=311.0

Diğer detaylar...

KÜRDİSTAN zaten vardı.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=5110.0
--------
TSK bölünmenin neresinde?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=325.0
-------
Pezevenkler TBMM'ye neden gider?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3216.0

Saygı ile...
Ahmet Dursun
15 Nisan 2009
------------
29 Ekim 1938'de Atatürk'ün Türk Ordusuna vasiyeti..

29 Ekim 1938 Cumhuriyet Bayramı nda,Atamız hasta olduğu için,Başbakan tarafından okunmuştur..
     Utkuları ve geçmişi insanlık tarihi ile başlayan,her zaman utkuları ile birlikte uygarlık nurlarını taşıyan Kahraman TÜRK ORDUSU;

     Vatanımızı ve Ulusumuzu,en sıkıntılı ve en güç zamanlarında nasıl ki, zulümden,yıkıntıdan,tutsaklıktan ve kötülüklerden ve düşman işgallerinden korumuş ve kurtarmış isen,Cumhuriyetin bugün kü güçlü döneminde de,askerlik tekniğinin bütün modern silah ve araçları ile donanmış olduğun halde,görevini gelecekte de aynı bağlılıkta yapacağından hiç kuşkum yoktur.

     Bugün Cumhuriyet in onbeşinci yılını,durmadan artan büyük gönenç ve kudret içinde karşılayan büyük Türk Ulusunun önünde,Kahraman Ordu;sana yürekten şükranlarımı açıklar ve bildirirken büyük Türk Ulusunun övünç gurur duygularına tercüman oluyorum.

     Türk Vatanının ve Türk toplumunun şan ve onuruna,iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan görevini,her an yerine getirmeye hazır ve emrinde olduğun,benim ve büyük Ulusumuzun ordu ya verdiği en son sistem fabrikalar ve silahlar ile bir kat daha güçlenerek,büyük bir özveri ve yaşamını hiçe sayarak her türlü görevi başarmaya hazır olduğundan eminim.

     Bu güvenim ve inancım ile;Kara,Deniz ve Hava Ordularımızın kahraman ve yetenekli komutanları ile subay ve erlerini selamlar,takdirlerimi bütün Türk Ulusunun önünde beyan ederim..
                                 29.Ekim 1938
                                 Gazi Mustafa Kemal Atatürk
                                  Cumhurbaşkanı

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Başbuğ:NATO'nun sayısız faydası var
« Yanıtla #1 : Haziran 25, 2009, 10:45:49 ÖÖ »
Başbuğ:NATO'nun sayısız faydası var

Başbuğ'a göre NATO, her sorunu çözebilecek yeteneğe sahip Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, dün katıldığı bir toplantıda NATO'nun halen ne denli olduğu ve üye ülkelere ne gibi kolaylıklar sağladığı konusunda bir konuşma yaptı.

soL (HABER MERKEZİ) Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, "İpek Yolu 2009 General/Amiral Semineri"nin açılışında yaptığı konuşmada, NATO'nun kuruluşunda var olan üç amacın halen geçerli olduğunu ve NATO'nun üye ülkelere uluslararası alanda pek çok fayda sağladığını iddia etti.

NATO'nun kuruluş amaçlarının "üyelerin ortak güvenliğini sağlamak", "transatlantik bağları geliştirmek" ve "Üyelerin, birbirleri yerine ortak sorunlara ilişkin kendi güvenlik endişelerine odaklanabilecekleri bir garanti şemsiyesi oluşturmak" olduğunu söyleyen Başbuğ, ayrıca NATO'nun "dinamik ve işlevsel bir organizasyon" olduğunu söyledi.

NATO her şeye el atacak
Uluslararası alanda yaşanan yeni gelişmelerle birlikte NATO'nun görevlerinin artmasının beklendiğini söyleyen Başbuğ, güncel risk ve tehditleri ise "terörizm, kitle imha silahlarının artışı, küreselleşmenin ve etnik çatışmaların yan etkileri, enerji hatlarının güvenliği, sanal savunma, ağ bağlantıları ve iletişim, çevre sorunları, örgütlenme, nüfus artışı ve uyuşturucu trafiği" olarak saydı.

Başbuğ ayrıca, NATO'nun bu alanlarda "kapsamlı bir program başlattığını" ve "yeni misyon ve sorumlulukların çözümü için önemli gelişmeler kaydedildiğini" sözlerine ekledi.

Başbuğ'un saydığı başlıklardan bilhassa "etnik çatışmaların yan etkileri" ve "enerji hatlarının güvenliği" başlıkları Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Topraklarına her geçen gün yeni petrol ve doğalgaz nakil hatları döşenen Türkiye, bu hatların güvenliğinin NATO tarafından sağlanması durumunda çok uluslu NATO ordularının düzenli olarak konuşlanacağı bir ülke haline gelebilir. Öte yandan NATO'nun etnik çatışmalara müdahalesi yönünde söylenenler, akıllara ister istemez Güneydoğu Anadolu'da yaşanan etnik gerilimlerin NATO'ya havale edilmesi yönündeki önerileri getiriyor.

Ateş etmek yetmez, ama etmeden de olmaz
Öte yandan, "günümüzün kaotik uluslararası ortamındaki risk ve tehditlerin sadece askeri güçle ele alınamayacağını bildiklerini" söyleyen Başbuğ, "tehditleri ortadan kaldırmak için uluslararası toplumun hem askeri, hem sivil güç unsurlarının kullanılması ihtiyacı yüksek önceliğe sahip bir gereklilik haline gelmiştir" dedi.

Çoğu ulusal ölçekte olan sorunların "uluslararası toplum"un güvenlik örgütü olduğu savunulan NATO'ya havale ediliyor olduğu izlenimini bırakan bu sözlerin ardından Başbuğ; konuşmasının başka bir kısmında ise NATO'nun ne denli etkili bir saldırı gücüne sahip olduğunu anlattı. Başbuğ, "NATO'nun devam eden dönüşümünün, tam hazırlıklı ve muharebeye hazır güçlerin, kendi topraklarında, çevresinde ve stratejik uzaklıkta bütün askeri operasyonları ve misyonları yerine getirmesini sağlayarak, ittifakın var olan ve 21. yüzyılda ortaya çıkan güvenlik tehditlerine karşı durma yeteneğini güçlendireceğini" söyledi.

Genişlemeye devam
Başbuğ konuşmasında ayrıca Türkiye'nin NATO'nun genişlemesinden yana olduğunu söyledi ve bu doğrultuda "Arnavutluk ve Hırvatistan'ın 4 Nisan 2009'daki üyeliğini memnuniyetle karşıladığını" dile getirdi. NATO üyeliği sayesinde bu ülkelerde "moralin ne kadar artığını" bizzat görme fırsatı bulduğunu söyleyen Başbuğ, "yeni üyelerin NATO'ya dahil olmasının özgür ve birleşik Avrupa hedefini gerçekleştirmeye de yardımcı olacağını" dile getirdi.

Başbuğ'un bu sözleri akıllara Ukrayna ve Gürcistan'ın NATO üyesi olma ihtimalini getirdi. Bu iki ülkeden bilhassa Ukrayna'da NATO üyeliği süreci, halktan gelen ciddi muhalefete rağmen yürütülmeye çalışılıyor. Öte yandan Rusya, NATO'nun Ukrayna ve Gürcistan'a doğru genişleme çabalarını kendi güvenliğine yönelik bir tehdit olarak algılıyor, dolayısıyla bu genişleme çabası, gerek Rusya ile bu iki ülke arasındaki barışı, gerekse dünya barışını tehlikeye atıyor.

Çevrimdışı *POYRAZ

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 677
  • Puan: +37/-0
  • Cinsiyet: Bayan
Ynt: Orgeneral Başbuğ'un eksiği varmıydı?
« Yanıtla #2 : Haziran 25, 2009, 03:53:34 ÖS »



 
Siyaset Ekseni Gazetesi'nden....

ABD-İsrail ekseni Ortadoğu'yu AKP üzerinden yeniden dizayn ediyor:
Türkiye vitrin, derin devlet İsrail


ABD İsrail ekseni kaos politikasıyla "Büyük Ortadoğu Projesi"ni
gerçekleştirmeye çalışıyor. Proje, bölgenin devletsizleştirilmesini
içeriyor. Türkiye'ye verilen misyon ise "konu mankenliği."

Projenin ABD güdümünde ve İsrail merkezli olduğunu belirten Prof. Dr. Anıl
Çeçen, Türkiye'nin NATO ittifakı çerçevesinde Ortadoğu'ya yönlendirildiğini
ve buradaki sorunlarla meşgul edileceğini söyledi.


Ortadoğu'yu yeniden yapılandırmayı plânlayan ve bölgedeki sınırları
değiştirmek isteyen ABD'nin gerçek niyeti ortaya çıktı. Amaç, "Büyük
Ortadoğu Projesi"ni gerçekleştirmek. ABD'nin başında olduğu emperyal
güçlerin bölgeyi daima çatışma hâlinde tutarak destabilize etme çabaları ve
bunda da son derece başarılı olmaları, bölgeyi yıllardır içinden çıkılamayan
bir kaosa sürükledi.
Dışarıdan bakıldığında "Müslüman-Arap" kimliği ile özdeşleştirilen bölgenin,
biraz yakından incelendiğinde oldukça heterojen bir etnik-dinî yapıda
olması, bölge üstünde yürütülen çalışmaların ve ayrıştırma gayretlerinin en
büyük dayanağı olarak gösteriliyor.
Bölge ülkelerinin anti-demokratik yönetimlere sahip olmasının tahrik ettiği
ve bir zamanlar emperyalist ülkeler tarafından desteklenen terörist
faaliyetler, ABD'nin Ortadoğu'ya biçtiği yeni rolün gerçekleşmesine hizmet
eden en önemli unsur olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar Ortadoğu'da artık
bir "realite" hâline gelen "terör" olgusunun bölgedeki emperyalist
mücadelenin bir neticesi olduğuna dikkat çekerken, terörizm bahanesinin
bölge ülkelerinin ABD'nin projesi uyarınca yeniden dizaynı için
kullanılmasını ise tam bir ironi olarak değerlendiriyorlar.
*******  *********  *********
Sahip oldukları zenginlikleri tarihin hiçbir döneminde kullanamayan bölge
ülkeleri, gerek iç çatışmaları gerekse de sosyo-kültürel yapıları sebebiyle
yaşadıkları çelişkiler sonucu sürekli çatışma içinde oldular.
Devletleşememenin ve sürekli çatışmanın getirdiği gerilim yüzünden toplumsal
gelişmelerini hiçbir zaman tamamlayamadıkları gibi, aşiret ve kabile toplumu
olmaktan öteye de gidemediler.
Ortadoğu'da şimdi ABD öncülüğündeki Batı'nın "özgürleştirme politikaları"
konuşuluyor. Birleşmiş Milletler'den NATO'ya birçok uluslararası kurum ve
kuruluş da bu yeni politikalara göre dizayn ediliyor.


Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ABD ziyaretinde, bölgeye biçilen rol ve
Türkiye'nin üstlendiği görev iyice açığa çıktı. Kurulacak "Büyük Ortadoğu
Devleti"nin vitrinini oluşturacak model ülke rolü Türkiye'ye verilirken,
işin "derin devlet" kısmını İsrail organize edecek. ABD şimdi Ortadoğu'daki
bu projesine, masanın kenar kısmından Fransa ve Almanya'yı da dahil etmeye
çalışıyor. "Türkiye masanın neresinde olacak?" sorusuna ise, uzmanlar hep
bir ağızdan aynı cevabı veriyorlar: Masaya hizmet verilen bölümde...


Anıl Çeçen: "Büyük Ortadoğu projesi, Avrasya'ya yönelik bir Atlantik
çıkartması"


ABD Büyükelçisi olarak görevlendirilen Eric Edelman'ın göreve başlamasının
ardından bazı basın mensuplarını toplayarak bilgi vermesi ile gündeme gelen
"Büyük Ortadoğu Projesi" ve "Yeni Osmanlıcılık" kavramları, Erdoğan'ın ABD
gezisinden sonra Türkiye gündeminin birinci maddesi hâline geldi. Erdoğan'ın
ABD'de yaptığı görüşmelerde ortaya çıkan kavramın ne anlama geldiğini Prof.
Dr. Anıl Çeçen'e sorduk. Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıflamasından sonra bir
otorite boşluğunun ortaya çıktığına dikkat çeken Çeçen; "Bu, dünya tarihine
'Şark meselesi' olarak geçen sorunu meydana getirmiştir. Şark meselesi
özellikle 19. ve 20. asırlarda çözülmeye çalışılmış, ancak çözülemediği için
21. asra taşınmıştır. Şimdi önümüzdeki tabloda, tek kutuplu bir dünyanın
oluşturulmak istendiği küreselleşme çağında, Batı merkezli bir dünyanın
oluşturulması hedeflendiği için, Batı'nın yavaş yavaş Doğu'ya doğru
açıldığını görüyoruz" dedi.  Dünyanın jeopolitik merkezi olan Ortadoğu'daki
boşluğu doldurma gayretinin "Büyük Ortadoğu" projesini gündeme taşıdığını
ifâde eden Çeçen'e göre,  bu proje Şark meselesinin Ortadoğu merkezli ve
ABD-İsrail modelinin uyarınca çözümünün adı.


Proje, Ortadoğu'daki Arap ve Müslüman ağırlıklı nüfusun Türkiye'nin de dahil
olacağı yeni bölgesel işbirlikleri geliştirmesinin önünü kesmek için ortaya
atıldı.
Irak'ta kalıcı olacağı görünen ABD'nin Irak üzerinden bütün
Ortadoğu'yu yeniden yapılandırmak istediğine dikkat çeken Çeçen'e göre,
yeniden yapılandırılmak istenen bölgede, "Mısır, Suudi Arabistan, Suriye,
Ürdün, Türkiye ve İran" bulunuyor.
Projeyi ABD'nin güdümünde ve İsrail merkezli olarak tanımlayan Çeçen
sözlerini şöyle sürdürdü: "ABD süper güç konumunu koruyarak Batı ittifakının
savunma ve güvenlik örgütü olan NATO'yu Avrupa'dan Doğu'ya doğru taşımak
istemektedir. Yâni ABD, Kafkasya ve Ortadoğu'yu da NATO içine almak istiyor.
Büyük Ortadoğu Projesi ile yeniden yapılanmayı gerçekleştireceği bu bölgede,
ortaya çıkacak sorunların NATO aracılığı ile çözülmesi plânlanıyor. Türkiye
de NATO ittifakı çerçevesinde Ortadoğu'ya doğru yönlendiriliyor. Bu oluşum
bizim inisiyatifimiz dışında. Türkiye 50 yılda AB'ye üye olamazken, bu
güçler tarafından Büyük Ortadoğu Projesi'nin içine çekilmek istenmektedir."
Batı'nın güç mücadelesi içinde olduğuna değinen Çeçen'e göre Avrasya'ya
yönelik bir Atlantik çıkartması: "Batı'da ikili bir yapılanma var; bir
tarafta Kıta Avrupası, öteki tarafta ABD'nin tarihten gelen bağlarıyla
ortaklık kurduğu İngiltere ile oluşturduğu Atlantik İttifakı. Büyük Ortadoğu
Projesi'nin, Avrasya'ya yönelik bir Atlantik çıkartması olduğunu
söyleyebiliriz. Atlantik, hem Avrupa hem Asya ülkelerini dünyanın
jeopolitik merkezinden uzak tutmak ve jeopolitik merkezi ele geçirmek
istiyor. Ortadoğu'daki bölgesel sorunlar bizi uğraştıracak. Önümüzdeki
yıllarda Avrupa'dan daha fazla Ortadoğu ile ilgilenmek zorunda kalacağız"


"Yağma çetesi" Osmanlı'yı keşfetti


Büyük Ortadoğu Projesi'nde Türkiye'ye biçilen rolün ne olduğunu soruna cevap
arayan isimlerden birisi de Yeni Şafak gazetesi yazarlarından İbrahim
Karagül. Üst üste yazdığı iki makale ile konuyu gündemde tutan Karagül, bu
proje kapsamında Türkiye'ye yüklenmek istenen misyonu "İslâm dünyasını
terbiye etme ve dönüştürme" olarak değerlendiriyor. Bu projenin Türkiye'nin
yeni bir güç olarak öne çıkartılması olarak değerlendirilemeyeceğini ifâde
eden Karagül, geçmişte de benzer birçok sloganını arkasından işbirliğine
gidildiğini hatırlatarak; "Son on yılda benzeri bir işbirliği yürütüldü.
Aynı söylemler kullanıldı, aynı beklentiler dile getirildi. Sonra gördük ki,
bütün bu söylemler Amerika ve İsrail'in Orta Asya-Ortadoğu'ya yönelik
hesapları için üretilmiş" tespitinde bulunuyor.
"Yağma çetesi'nin Osmanlı'yı keşfetti"ğini dile getirdiği bir başka
yazısında Karagül şöyle diyor: "1990'lardan sonra 'İslâm tehdidi', 'İslâmcı
terörizm' kavramlarını üretenler, 1996'da 'Türk-İsrail ekseni'ni
oluşturanlar, bütün İslâm coğrafyasını anti-terör merkezleriyle donatanlar,
1997'lerden sonra 'önleyici saldırı', 'kitle imha silahları tehdidi ve
silâhsızlanma', 'haydut devletler', 'şer ekseni' ve 'terörizmle savaş'
palavralarıyla dünyayı sürükleyenler, Afganistan ve Irak'ı 'özgürlük adına'
işgal edenler, Afganistan ve Irak'ı işgal ettikten sonra işgal
haritalarındaki devasa coğrafyayı kapsayan yeni ve bütünleştirici bir
sloganla çıkıyorlar dünyanın karşısına.
Aslında daha 1990'larda İsrail'in yönlendirmesiyle başlayan "Büyük Ortadoğu"
tartışması, şimdilerde ABD'nin yıpranan yüzünü kamufle etmek için
kullanılıyor. 'Yeni Amerikan Yüzyılı' mimarları, 'American Enterprise
Institute' şebekesi, 'Hıristiyan sağcı-siyonist Yahudi koalisyonu', dünyayı
İslâm'a karşı genel seferberliğe çağıran Richard Perle, Paul Wolfowitz,
Donald Rumsfeld'le sembolleşen küresel yağma çetesi, şimdi 'Büyük Ortadoğu'
projesi ile Türkiye'ye yeni bir gelecek tayin ediyorlar."
ABD ve İsrail tarafından Türkiye'nin bir çatışma aracı olarak sahneye
sürüldüğüne dikkat çeken Karagül; "Türkiye için bir şeyler üretmesi
gerekenler bu şer kadronun tezlerini kanıksamış görünüyorlar. Bununla da
kalmayıp, sanki kendi projeleri imiş gibi sahipleniyor, Türkiye için büyük
bir açılım olarak gösteriyorlar" diyerek Büyük Ortadoğu Projesi'ne sahip
çıkanları üstü örtülü olarak İsrail-Amerikan çıkarlarına hizmet etmekle
suçluyor.  Karagül'e göre söz konusu girişim, "Osmanlı mirasını ya da
bölgenin tarihini ABD'nin küresel çıkarlarına tahvil edilmesinden başka bir
anlam taşımıyor. Amerika, dünyanın kaynaklarını sömürmekle kalmıyor,
Türkiye'nin tarihini de sömürüyor"
Anladik ki,
bir adin boz atli Hizir
Bir adin Mustafa Kemal
Gayri alnimiza,
daga tasa yazilir

Ya Ölum Ya Istiklal.

Çevrimdışı *POYRAZ

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 677
  • Puan: +37/-0
  • Cinsiyet: Bayan
Ynt: Orgeneral Başbuğ'un eksiği varmıydı?
« Yanıtla #3 : Haziran 25, 2009, 04:02:51 ÖS »

"BALKANLAŞTIRILMA" SÜRECİNDEKİ TÜRKİYE

Arzu AZER


Savaş Sanatı stratejisi, ne yapacağını ve ne zaman yapacağını bilmek kadar,
ne yapma-yacağını ve ne zaman yapmayacağını da bilmekle ilintilidir.


Savaş Sanatı : Sun Tzu


Soğuk Savaş sonrasında iki kutupluluktan dünya imparatorluğu hakimiyeti
dönemine geçiş yeni kavramları da beraberinde getirmiştir. NATO yeni bir
savunma konseptiyle hareket etmeye başlamış ve buna uygun yapılanma hızla
tamamlanmaktadır. Bu konsept aslında ABD'nin 'Önleyici Vuruş Doktrini'
temelindeki zihniyet olup kabul edilme yaygınlığı AB ve Rusya da dahil olmak
üzere geniş ve etkili bir alanı kapsamaktadır.

Önleyici Vuruş Doktrininin oluşumunun özünde ise ABD'nin ulusal çıkarları
yatmaktadır. ABD kaynaklarına göre, bu çıkarları özetlemek gerekirse;


1. ABD ve ya yurtdışındaki ABD askeri gücüne karşı nükleer, biyolojik ve
kimyasal silah saldırıla-rı tehdidini azaltmak ve önlemek,


2. ABD ittifak güçlerinin oluşturulan uluslararası sisteme aktif
işbirliğinin sağlanması,


3. Düşman güçlerin ve devletlerin oluşumuna engel olmak,


4. Finansal piyasalar, ticaret, enerji ve çevre konularında küresel istikrar
sağlamak,


5. Stratejik rakip olabilecek Çin ve Rusya gibi ülkelerle verimli ilişkiler
kurmak Şeklindedir.


Bu çıkarların detayında ise yeni dünya düzeninin alışıldık kavramlarına
rastlıyoruz.


1. Demokrasi ve istikrar sağlamak,


2. Önemli coğrafi bölgelerde temel çatışmaları sonlandırmak, engellemek ve
yönetmek,


3. Kontrolsüz göçü engellemek,


4. Terörizm (özellikle devlet destekli terörizm), uluslararası suç ve
uyuşturucu trafiğini engelle-mek,


5. Soykırımı (genoside) engellemek,


6. Önemli bölgelerde, özellikle Körfez Bölgesinde bölgesel bir gücün
oluşumunu önlemek şeklindeki öncelikli çıkarlar, Amerika'nın önemli düşünce
kuruluşları olan Rand Corporation ve Nixon Center ile birlikte Harvard
Üniversitesi'nden yetkilerden oluşan bir komisyon tarafından 2000 yılında
rapor edilmiştir.


Bu çerçevede NATO'nun yeni güvenlik misyonuna bakıldığında küresel tehdit
tanımlamasının ABD çıkarları ile birebir örtüştüğü görülmektedir. Bu küresel
tehditleri öncelikli olarak, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, terörizmle
mücadele ve etnik çatışmalar oluşturmaktadır. NATO yeni güvenlik
anlayı-şıyla alan dışı müdahaleye açıktır.


Bir bütün olarak bakıldığında görülmesi gereken bir ülkede gerçekleşen etnik
çatışmalar ABD'nin ulusal çıkarlarını zedelemektedir ve NATO'nun alan dışı
müdahalesine sebep oluşturmaktadır.


Dini ve etnik çatışmaların önümüzdeki 15 yıl içinde artacağı ve 'kimlik'
meselesinin özerklik ta-lebiyle öne çıkacağı öngörülmektedir.


Etnik çatışmaların şiddetlenmesi ve toplumsal infiale yol açması o ülkede
'istikrarsızlık' demek olacak ve daha ileri boyutlarda toplumsal öfkenin
bazı olaylarda vücut bulmasıyla etnik kökeni farklı olan bir ülke
vatandaşının ölümü ile sonuçlanacak olaylar, ABD için müdahale edilmesi
gereken olaylar ve/ ve ya 'soykırım' olarak nitelendirilebilecektir. Etnik
çatışmaların sebeplerine inildiğinde ise hem bazı provakasyonlarla halkın
hassasiyetinin istismar edilmesi ile hem de uluslararası ilişkiler
çerçeve-sinde imzalanmış ve ya uygulanma/kabul aşamasındaki bazı reformlarla
karşılaşılmaktadır.


"Balkanlaştırma" asıl gerçekleşir?


"Balkanlaştırma" kavramı Yugoslavya'nın parçalanma sürecini en iyi anlatan
ifade olup sadece bölgesel bir kavram değildir. Milliyetçilik akımlarının
bazı iktidar sahipleri tarafından körüklenmesi ile başlayan süreç dini
farklılık taşıyan halkın parçalanmasına yol açmış ve sonuçta Yugoslavya altı
farklı devlete bölünmüştür. Şu an ise verilen bir mola mı yoksa savaş
aslında hiç bitmedi mi bu da başka bir konudur.


Dini ve/ve ya etnik farklılıkların yarattığı çatışmalar Soğuk Savaş
sonrasında birçok yerde kendini göstermeye başlamıştır. Parçalanma ile
sonuçlanan tek ülke Yugoslavya olmamış, S.S.C.B. de aynı kaderi
paylaşmıştır. Her iki ülkenin ortak yanları vardır ki en önemlisi de her
ikisindeki süreçlerle Tür-kiye'nin benzerlikler taşımasıdır. Ekonomideki
zayıflıklar, küreselleşmenin bir gerçeği olan gelir dağılı-mındaki
bozuklukların büyümesi, hayat standartları düşen bireylerin sosyal
sorunları, böyle bir zemin-de ortaya çıkan travmatik değişimler... Travma
sonrası ise bireylerin yeni şartları kabullenmesinin kolay olacağı
psikolojik olarak kanıtlanmıştır. Peki nedir kabullenilecek bu şartlar? En
güzel örnek eski Yugoslavya olsa gerek..


Özde üç farklı dine mensup halkın 'milliyetçilik' duygularının çeşitli kişi
ve grupların haksız ve sonraki zamanlarda insanlık dışı davranışlarıyla bir
ulus parçalanmıştır. Parçalanan ulus-devlet küçük parçalara ayrılmış ve
'ulus inşâ etmek' için hazır hâle getirilmiştir. Kosova'da NATO'nun üssü
kurul-muş ve asker konuşlanmıştır. Bu aynı zamanda 'Genişletilmiş Ortadoğu
Projesi' içinde önemli bir gelişme olup Balkanlardaki en önemli geçiş yolu
ve Osmanlı mirası ele geçirilmiştir.


Eğer bu çatışmalar olmasaydı, NATO orada üs kurabilir miydi? İşte bu
noktada, yeni tehdit algı-laması arasında önemli bir yer tutan 'etnik
çatışma ve insan hakları' kavramıyla alan dışı müdahaleye bir örnek
görüyoruz.


Halkın mutlu olmadığı kesindir ama o şiddet dolu günlerden sonra yani
yaşanılan travmadan sonra 'NATO üssü' kanıksanmış ve kabullenilmiştir. Yeni
değerler gençleri farklı mecralara ve hayallere sürüklemektedir. Bunun en
güzel örneklerini TRT 1'de Banû Avar'ın sunduğu 'Sınırlar Arasında' haber
belgeselinde izledik.. Gençler batı değerlerine sarılmış ve bu hayallerle
kuyruklar oluşmakta, halk işsiz ve belki de hayalsiz kalmış. Bu ortamda ulus
inşâ etmek, bir ulusu oluşturan nosyonlar ortadan kalktı-ğından kolaylaşmış,
özelleştirmeler ile kaynaklar devredilmiş ama fabrikalar kapanmış, işsizlik,
umut-suzluk artmış. Balkanların artık altı parçalı bu eski ülkesi,
Yugoslavya körüklenen milliyetçilik ile tari-hinin en acı günlerini yaşamış
ve sonuçta kazanan sadece emperyal güç olmuş.

Küresel sihirbazlar ise hem Yugoslavya'da hem de Kafkasya'da gençleri ele
geçirmekte, iktidar değişikliklerine fon akıtarak imparatorluk zeminini
güçlendirilirken ulus devletlerin zemini iktisadi ve siyasi olarak
çökertilmektedir.


Balkanlaştırma bir yönüyle dini/etnik çatışmalarla başlayan bir kavram
olurken diğer yanıyla da ulus devletin yıkılmasına yol açan ve sonraki
süreçte de ulus inşâ etme sürecine gi-rilmesi ile sona ermektedir.Yani bir
diğer ifa-deyle 'Balkanlaştırma' emperyalizme hizmet etme fonksiyonuna
sahiptir.


Thomas Hobbes, devleti zayıflatan ve çökmesine sebep olan faktörleri
tanımlarken iç ya da dış savaş durumunda, devletin güçleri yerlerini
koruyamaz oldukları için, uyrukların sadakatleri artık koruma altında
olmadığından devletin dağılacağını ve koruma fonksiyonunun bireylerin
tercihine ine-ceğini öngörür. Bu durumda, yeni egemen güç devletin yerini
alacaktır. Yani, burada önemli olan egemenin bireyi ve ulusal değerleri
koruma görevlerini ifâ etmesi, bireyle arasındaki görünmeyen gü-venlik
anlaşmasının gerçekleşmesidir. Hobbes'cu düşünce paralelinde, ulusal
değerleri saldırıya uğra-yan bireylerin kendini korumasız hissedeceğinden
değerlerini korumak adına milliyetçilik duygularının beslendiği ve egemene
sadakatini kaybedeceği bir sürece girilmiş olacaktır.


Ünlü Çinli filozof Sun Tzu'ya göre, iyi bir savaş stratejisi doğrudan
düşmanı yenmek değil karşı tarafı bölmek, safları arasına nifak sokmak,
duygularını saptırmaktır. Çabuk öfkelenmek ve duygusallık karşı tarafın
elinde iyi bir koz olacaktır. Savaşı kazanmak için kendini ve düşmanı iyi
tanımalı, düşmanı onun stratejilerine saldırarak mat etmek önemlidir.
Savaşta yenilmenin en önemli nedenlerinden biri ise öfke ve hırsa kapılmak
olacaktır.


Uluslararası Anlaşmalar Ne Diyor?


1. BM Anlaşması'nın Türkiye tarafından 1950 yılında kabul edilen 'Soykırım
Suçunun Ön-lenmesine ve Cezalandırmasına Dair Sözleşmesi" hükümlerine göre;
ulusal, etnik, ırksal ve ya dinsel bir grup mensubunun öldürülmesi, zarar
verilmesi ve ya yaşam şartla-rının zorlanması gibi durumlar ve 3. maddede
tanımlanan soykırım için işbirliği yapmak, kışkırtmak, teşebbüs ve ya
iştirak etmek durumlarında uluslararası bir ceza mahkemesi yetkili olup aynı
sözleşmenin 8. maddesine göre soykırım fiilinin önlenmesi ve ya sona
er-dirilmesi için BM şartlarına göre harekete geçilmesi, BM yetkili
organlarınca istenebile-cektir.


2. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) 19 Kasım 1999 tarihinde
İstanbul'da Avrupa Güvenlik Şartını kabul etmişlerdir.


Avrupa Güvenlik Şartı'nda ortak tehditler tanımlanırken güvenliğe yönelik
tehditlerin devletlera-rası olduğu kadar toplumlar içi uyuşmazlıklardan da
kaynaklandığı vurgulanmış ve AGİT ilkelerinin ihlal edildiği yerlerde
çatışmalar yaşandığı ve bunun AGİT üye devletlerin güvenliğine tehdit
oluşturduğu belirtilmiştir.


İnsani Boyut kapsamında ise 19.madde şu şekildedir:


" .... Düşünce, inanç ve din özgürlüğü dahil insan hakları ve temel
özgürlüklerin ihlali, hoşgörüsüzlük, saldırgan milliyetçilik, ırkçılık,
şovenizm, yabancı düşmanlığı ve anti-semitizm gibi güvenliğe tehdit
oluşturan hususlarla mücadele etmeyi taahhüt ediyoruz. Ulusal azınlıklara
mensup kişilerin haklarının geliştirilmesi ve korunması, üye devletlerin
kendi içinde ve diğer üyelerle ilişkilerindeki demokrasi, ba-rış, adalet ve
istikrar bakımından temel unsurdur.


..... Hoşgörüyü artırmak ve herkesin etnik kökenine bakılmaksızın tam fırsat
eşitliğinden faydalanabile-ceği çoğulcu toplumlar yaratmak için önlemler
almayı üstleniyoruz.


....... Hakların herhangi bir şekilde ihlali karşısında herkesin ulusal ya
da uluslararası her türlü etkin ça-relere başvurabilmesine ihtimam
gösterilecektir."


İnsan Hakları ve Demokrasi olması gereken ve herkesin kabulleneceği
kavramlardır ve devle-tin bütünlüğünün devamının sağlanması da ancak bu
kavramların korunması ile gerçekleşir.


Devletin bütünlüğünün devamının sağlanması için diğer bir koşul ise
egemenliğin korunması ve ayrıca ulusal değerlerin zedelenmemesidir ki bunlar
zaten T.C. Anayasası'nda yer almaktadır.


İnsan Hakları ve Demokrasi 21. yüzyılın başat değerleri olarak NATO, BM,
AGİT gibi uluslara-rası sözleşmelerde tehdit ve güvenlik tanımlamaları
kapsamında yer almakta ve bir ülkenin iç işleri-ne müdahale edilmesine
gerekçe oluşturmaktadır.


Ulus devletlerin küçük parçalara bölünmesine sebep olan toplumsal çatışmalar
artmakta ve devletin etkinliğini kaybederek STK' ların yerini almaya
başladığı bu dönemde egemenliğin ulus aşırı sermayeye devrine şahit
olunmaktadır. Bu devrin gerçekleşebilmesi ve imparatorluğun hakimiyetinin
yayılabilmesi için de güçlü devletler yerine küçük çok sayıda devlet tercih
edilmektedir. İmparatorlu-ğun tahakkümü altındaki Cumhuriyetçi ulus
devletler tehdit altındadır.

Ulus inşâ etmek kavramı da parçalanma sonrasında imparatorluğun değerlerini
yerleştirebil-mek ve uygun tebaalar yaratmak içindir.


Atatürk'ün uyarıları hâlen geçerliliğini korumakta, Türk halkına yapması
gerekenleri yıllar önce-sinden söylemektedir:


".... Asıl olan iç cephedir.Bu cephe bütün memleketin bütün milletin meydana
getirdiği bir cephedir. Gö-rünürdeki cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman
karşısındaki silâhlı cephesidir. Bu cephe sarsılabi-lir, değişebilir,
yenilebilir. Fakat, bu durum hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok
edemez. ÖNEMLİ OLAN, MEMLEKETİ TEMELİNDEN YIKAN, MİLLETİ ESİR ETTİREN İÇ
CEPHENİN ÇÖKÜŞÜDÜR. Bu gerçe-ği bizden çok daha iyi bilen düşmanlar, bu
cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmakta-dırlar. Bugüne
kadar başarı da sağlamışlardır. GERÇEKTEN, "KALEYİ İÇTEN ALMAK" DIŞINDAN
ZOR-LAMAKTAN DAHA KOLAYDIR. Bu maksadı gerçekleştirmek için, içimize kadar
sokulabilen bozguncu mikropların ve ajanların varlığını iddia etmek
yerindedir."
Anladik ki,
bir adin boz atli Hizir
Bir adin Mustafa Kemal
Gayri alnimiza,
daga tasa yazilir

Ya Ölum Ya Istiklal.

Çevrimdışı *POYRAZ

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 677
  • Puan: +37/-0
  • Cinsiyet: Bayan
Ynt: Orgeneral Başbuğ'un eksiği varmıydı?
« Yanıtla #4 : Haziran 25, 2009, 04:17:00 ÖS »
Basbugun eksigi mi fazlasi mi var(?)
Bu soru pek göreceli. Cünkü bizim köseden bakildiginda su anda  sayin Basbug
dünya imparatorluguna tam kapasite hizmet  veren masanin bas  kumandani  durumunda...
Hizmet veren katagorisinde oldugu icin Natoya dolayisi ile de Abd ye  hizmette kusur etmiyor.
Atatürk ilkelerinden,Türkiye Cumhuriyetinin askeri  olmasi gerektiginden,
tam bagimsizliktan,ulusal bütünlükten ve milli gururdan  bir haber..!

Usa da egitim görmüs, Natoda doktrinlenmis hizmetcibasi-Basbug.

Tevekkeli farketmiyor...kah zat'i zungurlar kabilesine
kah "Basbuglara"madalya üstüne madalya takiyorlar!

E, ne de olsa O'nlardaki madalyanin
bizde de hizmetkarlarin sürüsüne bereket! [/b]
Anladik ki,
bir adin boz atli Hizir
Bir adin Mustafa Kemal
Gayri alnimiza,
daga tasa yazilir

Ya Ölum Ya Istiklal.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Üniter yapımız tasfiye ediliyor.İhanet ödüllendirilecek
« Yanıtla #5 : Temmuz 31, 2009, 04:23:09 ÖS »
Üniter yapımız tasfiye ediliyor.

TESLİMİYET PROJESİAKP’nin açılımının ‘teslimiyet projesi’ olduğunu belirten Devlet Bahçeli “Kılavuzu Öcalan, taşeronu Erdoğan olan PKK patentli proje, bölünme ve parçalanmayı beraberinde getirecektir” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın “demokratik açılımlar” konusundaki açıklamalarına sert tepki gösterdi. Bahçeli, yaptığı yazılı açıklamada “Türkiye’nin milli varlığını hedef alan etnik bölücülük gündeminin AKP Hükümeti eliyle adım adım ilerletilmekte olduğunu” söyledi. Bahçeli açıklamasında şunları kaydetti:

İhanet ödüllendirilecek
“Terörle mücadele iradesi olmayan Başbakan, bölücü taleplerin taşeronluğunu yaparak teröre teslim olma hazırlığındadır. ’Demokratik açılım’ ambalajı içinde pazarlanmaya çalışılan ayrıştırma ve bölünme projesi bu teslimiyet sürecinin yeni bir aşamasıdır. Bu açılımın amacı terör örgütü PKK’nın stratejisine uygun olarak etnik bölücülüğe siyasi ve hukuki meşruiyet kazandırmaktır. İmralı canisinin bu süreçteki rolü, siyasi kuryelerle sürdürülen pazarlıklar ve Barzani üzerinden terör örgütüyle kurulan temaslar önümüzdeki dönemde yaşanacak gelişmelerle açıklığa kavuşacak ve daha iyi anlaşılacaktır. İçişleri Bakanı’nın yaptığı açıklama, PKK’nın taleplerinin kısa, orta ve uzun vadeye yayılarak aşamalı olarak karşılanacağını göstermektedir.” Bahçeli, “Amaç, Türkiye Cumhuriyeti’nin milli devlet niteliğini ve üniter siyasi yapısını tasfiye sürecinin başlatılmasıdır. Bu süreçte ’Türkiyelilik’ kavramı milli kimliğin yerini alacak, iki dilli eğitim ve kamu hizmetine geçilecek, eyaletler sisteminin alt yapısı hazırlanacak ve teröristlere siyasi af çıkarılarak ihanet ödüllendirilecektir. Bölünerek demokratikleşen bir devlet tarihte görülmemiştir. Bütün kavramları soysuzlaştıran Başbakan Erdoğan, şimdi de demokrasiye böyle bir anlam ve fonksiyon yüklemektedir. Kılavuzu Öcalan, taşeronu Erdoğan olan PKK patentli bu bölünme projesinin Türkiye’nin hayrına olmadığı açıktır” diye konuştu.

Karanlık günler bekliyor
Etnik temelde ayrıştırmanın kaçınılmaz olarak çatışmayı davet edeceğini, bunun da bölünme ve parçalanmayı beraberinde getireceğini savunan Bahçeli, şunları kaydetti: “Bu teslimiyet projesinin, toplumsal vicdanda karşılığı ve desteği bulunmamaktadır. Türk milletinin bu konuda ne düşündüğünü Başbakan Erdoğan çok yakında görecektir. MHP’nin bu ihanet senaryolarında rol alması hiçbir şart altında düşünülemeyecektir. ”
yenicaggazetesi.com.tr
----------
Bahçeli'den Atalay'a sert tepki!http://www.avrasya.tv/s-haberoku-siyaset-10321-bahceliden-atalaya-sert-tepki!.html