Gönderen Konu: Helikopter kazası Allahın millete uyarısı mı?  (Okunma sayısı 8639 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Helikopter kazası Allahın millete uyarısı mı?
« : Mart 27, 2009, 01:15:06 ÖS »
Helikopter kazası Allahın millete uyarısı mı?

Değerli dostlar,
Bir zamanlar (Cubbeli değil) cüppeli lâkabı ile tanınan (ben ona bir ulema artığı diyorum) biri vardı.

Ne diyordu?

Gölcük depremi inançsızlara bir ceza imiş vs... gibi abuk sabuk söylemler...
Şimdi de helikopter kazası için aynı abuk sabuk söylemleri biz de aynı sapkınlıkla mı dile getireceğiz?

Elbet ki hayır.

Düşünün ki devlet erkini elinde bulunduranlar milyarlarca dolarlık harcamalar yaparak odamızdaki konuşmaları dahi dinleyebilecekler ancak bir helikopterin yerini bulamayacaklar.

Bu aklınıza yatıyor mu?
Aklınıza diyorum dikkat ediniz.
Çünkü (inananlar açısından) Kur"an onlarca kez akla vurgu yaptığına göre elbet ki ben de aklınıza yatıyor mu diye soracağım.

Akıl kelimesinin geçtiği ayetler.

Başbakan"ı protestoya 11"er yıl hapis kararı çıkmış.

Ne içinmiş?

Başbakan hakkında protesto gösterisi yaptığı için.
Polise, adalete kalkan elleri elbet ki kıracaksınız. Bu kesinlikle böylede olmalı. Fakat sadece başbakanı protesto için ise yazıktır.

Salt başbakanı protesto ettiği için yargılanan, başbakan gelecek diye hukuksuzca gözaltında tutulan çiftçileri de unutmadık elbet.

Adaleti yargılamak peşinde hiç değilim elbet ki.
Ancak yukarda belirttiğim üzere aklınızı kullanmanızı tavsiye ederek yargı konusunu geçiyorum.

Helikopter meselesi bir cumhurbaşkanı, bir başbakan gibi daha gözde bir mevkideki insan için olsaydı Türk devletinin dünyadaki durumu ne olurdu?

İşe bakın ki NASA helikopterin yerini belirlemiş. Tabii ki turktime.com"un haberi kesin ise.

Hasbel kader o mevkie gelemeyen bizim gibi sıradan insanları zaten hiç konu dahi etmiyorum.

Ey aziz milletim,
Hangi görüşten olursa olsun inanıyorum ki yaklaşık 70 milyon insanımız Sayın Yazıcıoğlu ve beraberindekilerin kurtulması için dua ediyordur.

Allah 70 milyon insanın duasını kabul etmiyor diyebilir misiniz?
Tabii ki hayır.
Ancak hangi Allaha dua ettiklerini tartışmaya gerek dahi yoktur.
Nasıl inanırsa inansın milletimizin temiz duygularla içten gelerek bir ümit için dua ettiğine ben inanıyorum.

Görülüyor ki bu işler Allahın üzerine atılamayacak durumlardır.
Boş vermişlikle, vurdumduymazlıkla devlet yönetmeye kalkan ulema benzerleri ile Türkiye Cumhuriyeti yönetilemiyor.

Hiç değilse çıkıp bir özür dilenseydi de demiyorum.
Çünkü <<Özür / suçu, eksikliği ortadan kaldırmak / veya uyarmak için. (MÜRSELAT SURESİ/6)>> yeterli olmadığı açıkça belli olmuyor mu?

Bana göre bu beceriksizler acilen istifa etmelidirler.
Onlar bu durumu göremiyorlar.
Kalpleri vardır bununla kavrayıp - anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler.
Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (A"RAF SURESİ/179)
Gördüğünüz gibi ben demiyorum...

Elbet ki hak ettikleri cezayı yine milletimiz verecektir.
Tabii ki Allahın vereceği cezayı bekliyoruz diyenler varsa o başkadır.

O gün, Allah hak ettikleri cezayı eksiksiz verecektir ve onlar da Allah"ın hiç şüphesiz hak olduğunu bileceklerdir. (NUR SURESİ/25)
İnanıyorlarsa bundan hiç şüphe duymasınlar.

Helikopter olayından bir hayırlı haber hepimiz bekliyoruz elbet ki.
Muhsin Yazıcıoğlu"nu siyaseten tasvip etmek başka, insan olarak, insanlık adına hayırlı haber beklemek başka şey elbet ki.

Hayırdan her ne infak ederseniz  - haksızlığa, zulme uğratılmaksızın - size eksiksizce ödenecektir. (BAKARA SURESİ/272)

Biz Sayın Erdoğan gibi zalim değiliz.
Zalim diyorum çünkü kendisine muhalif olduğunuzun anlaşıldığı an işiniz bitiveriyor.
Ya Ergenekon ile ilişkilendiriliyorsunuz ya da başka bir konu ile...
Tıpkı Uğur Dündar"ın dün açıkladığı gibi...
Allah, zalim olanları sevmez. (AL-İ İMRAN SURESİ/57)

Değerli dostlar,
Bir zamanlar liderler sultasından dert yanan Sayın Erdoğan, şimdilerde liderlik sultasının keyfini doyasıya sürdürmekte bir sakınca görmemektedir.

Hatta iki dönemden fazla liderlik bizim partide olmayacak gibi vaatlerde bulunduğunu acaba hatırlıyor mu dersiniz?

Söze sadakat insan olmanın erdemidir.
Bunu yakında göreceğiz.

Özetle Allah yüce milletimizi uyarmaktadır.
Ben şahsım olarak buna inanıyorum.

İmamlarla ülke yönetilemeyeceğini anlamamız için bu elim helikopter olayı yine Allahın bizlerin aklını kullanması için bir uyarı olduğuna inanıyorum.
Çünkü (inananlar için) Kur"an da diyor ki.

Biz Kitap"ta hiç bir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır. (EN"AM SURESİ/38)


Artık AKP"nin hak ettiği cezayı sandıkta veriniz.

Hesap günü geldiğinde tüm bu yapılanların hesabını sizler de AKP ile birlikte vermek zorunda kalmak istemiyorsanız, Allahın uyarıcılığına kulağınızı tıkamayın derim.

Saygı ile...

27 Mart 2009

Ahmet Dursun

CIA, Türkeş, Tartışmalar

-------

Yazıcıoğlu, Türkî Cumhuriyetlerde Latin ABC"si yerine Arap Elifba"sının kabul edilmesi uğraşısına girince TÜRKEŞ"LE yolları ayrıldı.


*****


HUKUK
a) Kimse, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerin den dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Anayasa, mad. 24/3/

b) Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Anayasa, mad. 25/

c) Herkes düşünce ve kanaatlerini; söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Anayasa mad. 26

d) Şiddet çağrısı içermedikçe sözlü ve yazılı ifadedeler cezalandırılamaz. Bu düşünceler şok edici bile olsa... (Yargıtay Genel Kurul Kararı.)

“Allah da biziz mafya da biziz“
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=22178.0

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Yazıcıoğlu'nun cenazesi neden geç bulundu?
« Yanıtla #1 : Mart 28, 2009, 12:44:14 ÖS »
Yazıcıoğlu"nun cenazesi neden geç bulundu?

Helikopter dusunce parcalandi. Bu parcalanma sirasinda helikopterdeki 2 kisi, kabinden disari firladi 4 kisi iceride kaldi. Iste, kabinden firlayanlardan biri de Muhsin Yazicioglu idi. Bu yuzden cenazesi helikopterin biraz uzagindaydi ve ustu karla ortuluydu. Bu da Yazicioglu"nun cenazesinin bulunmasini geciktirdi.

BBP Genel Baskani Muhsin Yazicioglu"nu tasiyan helikopterin enkazini ilk bulan koy koruculari Goksun ilcesine bagli Kiziloz koyune ulasti. Enkaza ilk ulasan koyluler, Kiziloz koyunde saglik kontrolunden gecirildiler. Korucular, hava sartlarinin cok kotu oldugunu belirterek, olay yerinde ve soz konusu guzergahta yogun kar yagisi ve tipinin bulundugunu belirttiler. Ote yandan, halen Icisleri Bakani Besir Atalay ve TBMM Baskanvekili Nevzat Pakdil, Kiziloz koyunde gelismeleri takip ediyorlar. Koyde ozel harekat timlerinin yogun guvenlik onlemleri aldigi gozlenirken, askeri ekipler de gorev yapiyor.

ENKAZI BULANLARLA IRTIBAT NEDEN KESILDI?
Helikopter enkazini bulan korucu ve koylulerlerden olusan 17 kisilik ekiple aksam 3 saat sureyle baglanti kurulamayinda tam bir kabus yasandi. Bugun saat 15.00"ten itibaren bircok televizyon kanalina baglanarak gordukleri enkaz ve cesetlerle ilgili butun yurda gordukleri ve enkaz ve cesetlerle ilgili bire bir tanikliklarini anlatan korucu ve koylulerin hepsinin birden, 18.00"den sonra cep telefonlarina ulasilamadi. TV"lerin ana haber saati kusaginda baglantilar yapilamayinca, koylulerin de inise gectikleri sirada mahsur kalmis olabilecekleri dusunuldu. Bolgede, kar ve tipi olmasi, cevrenin 2 metre karla kapli bulunmasi kuskulari daha artirdi. Yaklasik 3 saat kadar suren kabus ardindan 17 kisilik gruptan birinin Dongel Koyu imamini arayarak, muhtar ve kendilerinin emin bir yerde oldugunu, yetkililerin cep telefonlarini kapatmalarini istedigini soyledigi ogrenildi. Boylece saat 21.00 siralarinda, koylulerle ilgili kuskular dagildi.

YAZICIOGLU"NUN CENAZESI NEDEN GEC BULUNDU?
Enkazin bulundugu dag etegindeki Kiziloz Koyu"nde bulunan Icisleri Bakani Besir Atalay"in, Yazicioglu"nun yakinlarina "Maalesef kurtulan yok" dedigi, ayni bilgiye Basbakan Tayyip Erdogan"a da ilettigi ogrenildi. Helikopterin bir kayaya carparak on kisminin parcalandigi govdesinin saglam oldugu bilgisine ulasilirken, 2 cesedin helikopterin altinda bulundugu, diger 4 cesedin kabinde ve disarda oldugu anlasildi. Muhsin Yazicioglu"nun agabeyi Yusuf Yazicioglu, Ankara"da bir toren yapilacagini soyledi. Kardesinin cenazesinin ya baskentte ya da dogum yeri olan Sivas"in Sarkisla Ilcesi"ne bagli Elmali Koyu"nde topraga verilecegini belirten Yusuf Yazicioglu, defin isleminin Ankara"da yapilacaginin agirlik kazandigini kaydetti.
Alıntı haber.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Şok iddia:Yazıcıoğlu suikaste mi uğradı?
« Yanıtla #2 : Mart 28, 2009, 12:53:35 ÖS »
Şok iddia:Yazıcıoğlu suikaste mi uğradı?
BBP`li başkan adayı Mustafa Çolak, Muhsin Yazıcıoğlu`nun Jandarma eski Genel Komutanı Eşref Bitlis gibi bir suikaste uğradığını iddia etti BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte içerisinde 6 kişinin bulunduğu helikopteri arama çalışmaları devam ediyor. Helikopterin, Çağlayancerit ilçesine indikten sonra yakıt ikmali yapmak için Kahramanmaraş Havaalanı`na hareket ettiği ve 1,5 saat sonra tekrar ilçeye dönüp beklemeden tekrar havalandığı öğrenildi. Devlet Hava Meydanı kule yetkililerinden edinilen bilgiye göre; pilot Kaya İstektepe`nin kullandığı helikopter hava meydanında bulunan Petrol Ofisi`nden yakıt aldıktan sonra tekrar Çağlayancerit`e hareket etti. Helikopterin alana iniş ve kalkışı kule kayıtlarına da yansıdı. Helikopter saat 13.10`da Çağlayancerit`e inip BBP lideri Yazıcıoğlu ve beraberindekileri indirdikten hemen sonra yakıt ihmali yapmak için tekrar havalandı. Kahramanmaraş Havaalanı`ndan yakıt aldıktan sonra helikopter Çağlayancerit`e döndü ve motorunu durdurmadan BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte Sivas İl Başkanı Erhan Üstündağ, BBP Sivas İl Başkan Yardımcısı Yüksel Yancı, İHA Sivas muhabiri İsmail Güneş ve henüz ismi bilinmeyen bir kişiyi de alarak saat 14.35`de Yozgat`ın Yerköy ilçesinde düzenlenen mitinge katılmak için hareket etti. Saat 15.10 sularında da helikopterin düştüğü bilgisi ulaştı. BBP ÇAĞLAYANCERİT BELEDİYE BAŞKAN ADAYI ÇOLAK; HELİKOPTERE KİMLERİN NE AMAÇLA YAKLAŞTIĞI TESBİT EDİLMELİ` Bu arada BBP Çağlayancerit Belediye Başkan Adayı Mustafa Çolak, Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu`nu bizatihi kendisinin karşıladığını, pilotun kendisine helikopteri durdurmayacağını, yakıt ikmali yapmak için tekrar havalanacağını söylediğini aktardı. Yaşanan elim kazadan dolayı üzüntüsünden dolayı zor konuşan ve zaman zaman hıçkırıklara boğularak ağlayan Başkan Adayı Çolak, Genel Başkanları Yazıcıoğlu`nun bir ideolojisi olduğunu ve Jandarma eski Genel Komutanı Eşref Bitlis gibi bir suikaste uğradığını öne sürdü. Helikopterin nereye gittiği, bu süre içerisinde helikopterle kimlerin ilgilendiğinin ayrıntılı bir şekilde incelenmesini isteyen BBP adayı Çolak, günümüz uzay teknolojisi ile aradan geçen 22 saatlik bir sürede hala helikopterin izine ulaşılamamasına karşı da büyük tepki gösterdi. HELİKOPTERİ PARTİLİLER KİRALADI Helikopterin, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu`nun dar zamanda birçok seçim bölgesinde mitinglere katılmasını isteyen il ve ilçe teşkilatları ile partililerce kiralandığı öğrenildi.ıÜü BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, dün Kahramanmaraş`ın Çağlayancerit ilçesinde halka hitaben yaptığı konuşmada, Hazine`den yardım almadan seçim çalışmalarını yürüttüklerini ifade ederken, ilk kez helikopter kiralayarak miting yaptıklarını da söylemişti.
http://www.tumgazeteler.com/?a=4871824
---------------------------
Korucudan şok iddia    
Helikoper enkazının bulunduğu bölgedeki koruculardan 37 yaşındaki Selim Işık, kazadan hemen sonra enkazın bulunduğu yer ile ilgili olarak ihbarda bulunduklarını söyledi. DHA
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Korucudan_sok_iddia_&Newsid=230241&Categoryid=1

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ACİL ya da NEREDEYİM yazıp yeriniz bulunabilir mi?
« Yanıtla #3 : Mart 28, 2009, 01:05:47 ÖS »
ACİL ya da NEREDEYİM yazıp yeriniz bulunabilir mi?
Selamlar arkadaşlar, dunden bu yana BBP lideri Sn Muhsin Yazıcıoğlu ve helikopterdeki diğer arkadaşlarının bulunamamasını konuşmaktayız. Benim uyarım başka bir olay olacak konuşma sırasında belli ki yanlarınca cep telefonu var arayıp nerede olduklarını algılayana kadar şunu yapsalardı daha çabuk ulaşılabilirdi, Ben Turkcell de denedim çalışıyor.. aynen aktarıyorum...
M.Öztürk iletisinden....
------------
Ceptelefonu abonelerine bir servis yapıldı.
Şu an aktif.
Herhangi bir şekilde kaybolan kişi; ACIL ya da NEREDEYIM yazıp 7777 veya 2222 numarasına mesaj gönderirse, kendisine BULUNDUGU YER GAYET AYDINLATICI BIR SEKILDE mesaj olarak gönderiliyor.
Normalde 2sms/4 kontör. Fakat kontörünüz olmasa da mesaj gönderiliyor.

Tüm Ceptelefonu abonelerinin bilmesinde fayda var. 
KAYBOLMAK veya en yakın polise, jandarmaya veya sağlık kuruluşuna acil ihtiyaç olabilir.
Hepimizin başına gelebilecek bir olaydır...

Cep Telefonuna Gelen Cevap Mesaj Örneği;
BULUNDUGUNUZ BOLGE:
Istanbul,Kadikoy,Icerenkoy, Karaman Ciftlik Yolu caddesi
COGRAFI KONUMUNUZ:
(40 derece 58 dk 44 sn Kuzey, 29 derece 06 dk 22 sn Dogu)

SIZE EN YAKIN NOKTALAR:
Tem Polis Buro Amirligi 103 m (+902164104113),
Ozel Avicenna Hastanesi 225 m (+902165741000),
Infotech Bilisim ve Iletisim Teknolojileri .S. 32 m (+902165740505)

Polis Imdat 155, Alo Jandarma 156, Hizir Acil 112, Itfaiye 110

Çevrimdışı *POYRAZ

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 1.010
  • Puan: +56/-0
  • Cinsiyet: Bayan
Ynt: Helikopter kazası allahın millete uyarısımı?
« Yanıtla #4 : Mart 30, 2009, 03:02:03 ÖS »



Muhsin Yazıcıoğlunun sonu:
Takdiri ilâhi ya da Maraş"ın intikamı




Muhsin Yazıcıoğlu, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Ana Davası"nda idam talebiyle yargılanmştı

Yasal görünüm altında, siyasi amaçlar için örgütlü, sistemli, sürekli terör kullanmayı yöntem olarak benimseyen strateji anlayışına sahip ve MHP Genel Merkezi"ne bağlı Ülkücü Gençlik Dernekleri (ÜGD) adlı silahlı teşekküldür.
(Mahkeme kararından)
 
 

Kaza ve sonrası

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, geçtiğimiz hafta seçim çalışmalarında bulunduğu Kahramanmaraş"tan Yozgat"a dönerken içinde bulunduğu helikopter, Kahramanmaraş"ın Göksun ilçesi yakınlarında düştü.

Kaza sonrasında aradan iki gün geçmesine rağmen enkaza 47 saat sonra ulaşıldı. Yazıcıoğlu ve yanındakilerin öldüğü tespit edildi. Zorlu doğa koşulları ve hava şartları nedeniyle arama çalışmalarında büyük güçlüklerle karşılaşıldı. Ancak buna rağmen devlet tüm imkanlarıyla Yazıcıoğlu ve beraberindekileri bulabilmek için resmen seferberlik başlattı.

Yazıcıoğlu"nun geçirdiği kaza, seçimlerin hemen öncesinde yoğunlaşan seçim çalışmalarını da etkiledi. Tüm partiler düzenlemeyi planladıkları mitingleri iptal ederken BBP?Genel Merkezi de siyasi liderlerin destek ziyaretlerine sahne oldu. Hattâ MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bile BBP?Genel Merkezi"ni bizzat ziyaret ederek arama çalışmaları hakkında bilgi aldı ve geçmiş olsun dileklerini sundu.

Kaza ve sonrasındaki süreçte dikkati çeken bir nokta daha vardı. O da Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili yapılan haberlerdi. Hemen hemen bütün gazetelerde kaza haberi olması gerektiği gibi birinci sayfadan ve manşetten verildi ve arama çalışmaları hakkında ayrıntılı bilgiler yer aldı. Ancak dikkati çeken asıl nokta Muhsin Yazıcıoğlu üzerine yapılan haber ve yorumlardaydı.

Yapılan haber ve yorumlarda öyle bir hava estiriliyordu ki, sanki Türkiye en büyük siyasi önderlerinden birini kaybetmişti. Bu haberlerde Muhsin Yazıcıoğlu"nun ne kadar mümtaz bir şahsiyet olduğu, vatan-millet aşkıyla dolu olduğu, ne kadar büyük bir lider olduğu ve aslında ne kadar hisli bir insan olduğu anlatıdı durdu. Hattâ bu haberlerin yanına kendisinin Mamak Cezaevi"nde yazdığı bir şiiri de iliştirdiler ki, Yazıcıoğlu"nun ne kadar hisli bir insan olduğunu cümle alem anlasın. Gerçi kendisinin ne kadar şair ruhlu olduğunu Hrant Dink öldürüldükten sonra Hrant için yazdığı şiirden de biliyorduk.

Her neyse, medya her ne kadar Muhsin Yazıcıoğlu"nu mümtaz bir şahsiyet ve büyük bir lider gibi göstermeye çalışsa da Yazıcıoğlu"nun geçmişi bizde farklı şeyler çağrıştırıyor, kan ve gözyaşı gibi. Şimdi isterseniz Yazıcıoğlu şahsında Türkiye tarihinin küçük bir kesitinde yolculuğa çıkalım ve kim neymiş onu görelim.

Yazıcıoğlu"nun kanlı geçmişi

12 Eylül darbesi öncesinde yaşanan sağ-sol çatışmasının en önemli aktörlerinden biri aslında Muhsin Yazıcıoğlu. Türkiye"yi darbe ortamına götüren ve kardeş kanının aktığı yıllarda faşist saldırıların bir numaralı adamı olan Muhsin Yazıcıoğlu, öldürülen binlerce gencin ve onlarca aydının katilidir aynı zamanda. Katilidir dediysek Yazıcıoğlu binlerce insanı elleriyle öldürmemiştir; ama o dönemde yaşanan toplumsal olayların hemen hepsinde Muhsin Yazıcıoğlu"nun Genel Başkanlığı"nı yaptığı Ülkü Ocakları Derneği ve Ülkücü Gençlik Derneği, olayları kışkırtan ve katliamlara imza atan örgüt olarak öne çıkıyor. Özellikle Yazıcıoğlu"nun Ülkü Ocakları Derneği ve Ülkücü Gençler Derneği"nin (ÜGD) genel başkanlığını yaptığı 1977 ve 1978 yılları ülkücülerin solculara yönelik şiddet eylemlerini artırdığı yıllar olarak toplumsal hafızaya kazındı. Bu dönemin belli başlı olayları şunlardır:

Malatya olayları: Olaylar Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu"nun kendisine Ankara"dan gönderilen bombalı paketin elinde patlaması sonucu öldürülmesiyle başladı. Başkan Fendoğlu muhafazakar kesimin sevdiği bir isimdi ve onun öldürülmesinden sonra sahneye çıkan ÜGD ve MHP bildiriler yayınlayarak gerginliği artırdılar ve aynı gün akşam saatlerinde solculara yönelik saldırılar başladı. Başta TÖB-DER ve TÜM-DER lokalleri olmak üzere onlarca mekan yakıldı ve yağma edildi.

Malatya olaylarının tipik bir ülkücü provokasyonu olduğu ise sonradan anlaşıldı. Hamit Fendoğlu"na gönderilen bombanın ÜGD Eski Başkanı Muharrem Semsek tarafından gönderildiği tespit edildi. Mehmet Semsek iddiayı yalanladı ama ülkücü itirafçı Ali Yurtarslan 1980"deki itiraflarında Fendoğlu"nu öldüren bombanın Fen Fakültesi Atom Araştırma Merkezi"nde bizzat Semsek"in gözetiminde imal edildiğini itiraf etti.

İkinci bir olay ise Yazıcıoğlu"nun memleketi Sivas"ta başlamıştı. 4 Eylül 1978"de başlayan olaylar öncesinde gözlenen önemli bir husus, başta Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere ÜGD ve MHP yöneticilerinin son günlerde sık sık şehri ziyaret etmeleriydi. Sivas"ta başlayan olaylar Elazığ"a da sıçradı ve aralıklarla iki ay kadar devam etti. Olayları bilançosu ise 20"nin üzerinde ölü ve onlarca tahrip edilmiş işyeri oldu.

Maraş Katliamı: Muhsin Yazıcıoğlu"nun Genel Başkanlığı"nı yürüttüğü ve mahkeme kararıyla terör örgütü ilan edilen ÜGD"nin karıştığı en büyük toplu katliam eylemi ise 1978 Maraş Katliamıdır. 19 Aralık 1978"de sonradan soyadını Şendiller olarak değiştiren Ökkeş Kenger"in Çiçek Sineması"na attığı bombanın patlaması olayları başlattı. Bombayı attıktan sonra Ankara ÜGD Genel Başkanlığı"nı arayan Kenger, genel merkez"den yardım talebinde bulundu. 21 Aralık"ta iyice alevlenen olaylar katliama dönüştü ve 25 Aralık akşamı sona erdi. 111 kişinin öldüğü belirlenen olaylarda 270 ev ve 170 işyeri tahrip edilmişti.

Bu olayların baş aktörü olan Ökkeş Kenger, Muhsin Yazıcıoğlu"nun en has adamlarından biriydi. Muhsin ile Ökkeş daha sonra da birlikte milletvekili seçilecekler ve yine MHP"den de birlikte ayrılarak BBP"yi kuracaklardı.

Suikastler

Bütün bunların yanısıra Muhsin Yazıcıoğlu"nun başında bulunduğu ÜGD"li faşistlerin düzenlediği suikastlerde onlarca aydın hayatını kaybetmişti. Bunlardan en bilineni Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz"ün katledilmesidir. 24 Mart 1978"de gerçekleştirilen suikastin faili olan ÜGD"li İbrahim Çiftçi verdiği ifadede suikast emrini Ankara ÜGD yöntiminden aldığını itiraf etmiştir.

Özellikle 1978"in ikinci yarısı, bilimadamlarına yönelik suikastların yoğunlaştığı bir dönem oldu. 15 Haziran 1977"de Atatürk Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Orhan Yavuz öldürüldü. 7 Nisan 1978"de ise Server Tanilli suikasta uğradı ve tekerlekli sandalyeye mahkum oldu. Hava Kuvvetleri Komutanı Faruk Cömert"in ağabeyi olan Doç. Bedrettin Cömert de 11 Temmuz 1978"de Ankara"da düzenlenen suikast sonucu hayatını kaybetmişti. 20 Ekim"de İTÜ Elektrik Fakültesi dekanı Prof. Bedri Karafakioğlu, 26 Kasım"da ise Trabzon"da KTÜ öğretim üyesi Necdet Bulut öldürüldü. Yine Kasım ayında Milliyet gazetesi çizeri Bedri Koraman uğradığı silahlı saldırı sonucu yaralandı.

8 Ekim tarihinde ise Ankara"da ÜGD?İkinci Başkanı Abdullah Çatlı"nın da katıldığı Bahçelievler katliamı yaşandı. Ülkücü militanlar tarafından evleri basılan 7 TİP"li genç, katledildi.

Yine bu dönemin önemli olaylarından biri Balgat katliamıdır. Balgat"ta solcuların gittiği kahvehaneler bombalanır. Bilanço 5 ölü, 17 yaralıdır. Olaydan sonra Abdullah Çatlı ve Mustafa Pehlivanoğlu gözaltına alınır. Emniyeti arayan Yazıcıoğlu, "Bu size son ihtarım. Abdullah Çatlı"yı bırakmazsanız Ankara"nın 150 yerinde bomba patlatacağız" diye emniyeti tehdit etmiştir.

Buraya kadar yazdıklarımız Muhsin Yazıcıoğlu"nun ÜGD başkanlığı yaptığı dönemde meydana gelen olayların belli başlı olayları. Yazıcıoğlu bu olayların içinde önemli bir aktördü. Eylemlerin koordine edilmesinden kaçak militanlara para sağlanmasına, eylemlerde kullanılan silahların ortadan kaldırılmasına kadar bütün işleri o hallediyordu. Türkiye"yi 12 Eylül"e götüren süreçte terörü bir strateji olarak kullandı. Kurduğu ÜGD, mahkeme kararıyla terör örgütü olarak tescil edildi. Yani kendisi aynı zamanda bir terör örgütü kurucusu ve lideriydi. Muhsin Yazıcıoğlu için kim ne der, arkasından kim ağlar bilmiyoruz ama biz kendisini bu olaylarla hatırladık. O eli kanlı, sol düşmanı bir katildi ve sonu da 111 kişinin kanına girdiği Maraş"ta geldi. Buna ister takdiri ilâhi deyin ister Maraş"ın intikamı.

--------------------------------------------------------------------------------
 
Okan Isbecer
Anladik ki,
bir adin boz atli Hizir
Bir adin Mustafa Kemal
Gayri alnimiza,
daga tasa yazilir

Ya Ölum Ya Istiklal.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Bir arkadaşımızın yazışma sırasında ilginç bir tespiti olmuş.
Muhsin Yazıcıoğlu için demiş ki;

12 Eylül’den önce ÜGD Başkanı idi, son dönemde BBP Başkanı. 
Hem milliyetçi, hem dinci. 
Bozkurtlara karşı, üç hilalci; 
12 Eylül’den sonra hapisten çıkınca daha az milliyetçi, daha çok dinci.
 
Bu süreçte, Türkî Cumhuriyetlerde Latin ABC’si yerine Arap Elifba"sının kabul edilmesi uğraşısına girince TÜRKEŞ’LE yolları ayrıldı.
 
Son dönemlerde ılımlı İslamlaşarak, yeniden milliyetçilik oranını artırmış, adı Fetullah’la birlikte çok sık anılır olmuştu.
 
En sevdiği gazete Zaman gazetesi imiş. 
Nedense! ERGENEKON iddianamelerinde adının geçmesinden çok sakındılar savcılarımız. 
B. Savaş
------------
Konu hakkında başka bir açıklama için bakalım.

Erdoğan Musa Peygambere benziyor. Bu iddianın sahibi Başbakanlık Sözcüsü Beki.

İşte Beki’nin kaleminden paralellikler.
 
 
 
Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a en yakın isimlerden biri. Son günlerde aslında 2003 yılında yayımladığı "Erdoğan’ın Harfleri" adlı kitabıyla da gündeme geliyor.

Kitap, yayımlandığında Kanal 7’de gazetecilik yapmakta olan Beki’nin dilbilimi tutkusundan derin izler taşıyor. Beki, kitabındaki bir bölüm için, "Düzyazı-epik anlatım karışımı bir kurgu ve simgesel bir dille kaleme alınan bir tür fantastik öykü bu..." nitelemesinde bulunmuş. Bu fantastik öykünün kahramanı tabii ki Recep Tayyip Erdoğan...


Beki, kitabının ilk bölümünde, Hurufilik, yani Muhyiddin İbn Arabî’nin harfler çizelgesine göre Erdoğan’ın hayatıyla ilgili tahlillerde bulunuyor ve Başbakan’ın durumunu şöyle saptıyor:

"Yıldızı Müşteri, harfi Dad. Harfler hiyerarşisinde bu mertebeye tekabül eden ilahi isim, Âlim. Bu mertebenin peygamberiyse Musa. Günü perşembe, yaradılışın beşinci günü, göklerde ikinci kat. Madeni ise su, harflerden Sin. Bu mertebede tecelli eden ilahi isimse Muhyi."


Halk, Erdoğan’ı kurtarıcı olarak görüyor
Beki, bu saptamanın ardından şu analizi yapıyor:
"Cumhuriyet tarihinin en önemli siyasi şahsiyetlerinden biri, Necmettin Erbakan’ın yanında yetişiyor. Onu liderliğe götüren süreç, kazara işlediği bir suç, iyi niyetle okuduğu bir şiirle başlıyor. Cezaevine gidiyor, halkın umudu olarak geri geliyor. Siyasi yasağı önce büyük bir kötülük gibi gözüküyor, sonra Erdoğan için yeni bir başlangıca dönüşüyor. Kendi yolunu çiziyor.


Kaderin garip cilvesine bakın ki (böylesine Hurufiler ancak tevafuk ‘birbirine uyma’ diyebiliyor) yasakları başladığı yerde, Siirt’te bitiyor.
Yasaklandığı yerden başbakan olarak çıkıyor. En çok oligarşinin korkularından çekiyor, öcü gibi gösteriliyor, siyasi yaşamı boyunca bununla mücadele ediyor. Ve oligarşinin korkuları (bu anlamda kehanet) gerçek oluyor. Erdoğan iktidara geliyor. Ama onu son umut ve kurtarıcı olarak gören halkının oylarıyla."

Beki, kitabında İbn Arabî’nin Musa Peygamber’in kardeşi Harun ile olan ilişkisini nasıl anlattığını da aktarıyor. Peygamber, kardeşi Harun’u, konunun aslını anlamadan insanlar önünde küçük düşürerek suçluyor. Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün dava arkadaşlıklarını Musa Peygamber ile kardeşi Harun’un ilişkisine benzeten Beki şu uyarıyı yapıyor:

"Ve Musa Peygamber’le Tayyip Erdoğan’ın yaşamındaki en inanılmaz paralellik tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Tayyip Erdoğan iktidarını Abdullah Gül’le, en az 30 yıllık bir geçmişe dayanan yol arkadaşıyla paylaşıyor. Bu yorumdan yola çıkan bir Hurufi, Tayyip Erdoğan’la Abdullah Gül’ün de aralarındaki iktidar paylaşımında benzer sorunlar yaşayabileceklerini söyleyip Erdoğan’a fitneciler karşısında sabır tavsiye edebilir."

Arapça da kullanılıyor
Beki, kitabın diğer bölümlerinde, Erdoğan’nın zihin serüvenini dil-zihin ilişkileri açısından ele alırken şu tespitleri yapıyor:

"Erdoğan’ın zihin serüveni 1928 harf devrimiyle başlıyor. Sadece Arap elifba’sının 28 harfi Latin ABC’siyle değiştirilmedi, aynı zamanda Arap-Müslüman aklın zihin süreçlerine kendi şeklini verecek olan yeni gramer mantığı getirilmiş oldu. İkinci dil zihne asıl şeklini veren anadilin mantık şablonunu etkileyebiliyor. Erdoğan örneğinde bunu görmek mümkün. Bilindiği gibi Erdoğan Rizeli ve anadili Türkçe. Zihin mekanizmaları Türkçe gramere göre çalışıyor. Erdoğan bir imam hatip liseli. Temel düzeyde de olsa Arapça eğitimi gördü ve Kuran’ı Arapçasından okuyabiliyor.

Muhafazakâr bir çevrede yetiştiği için de dini terminolojiye hâkim. Erdoğan’ın konuşma dilinde kendini açığa vuran mantık, Arapçanın dünya görüşünden ne tür emareler ya da izler taşıyor?"

Erdoğan’ın bazı konuşmalarını aktararak analiz eden Beki, "Erdoğan olaylara siyah-beyaz olarak bakmıyor. Gri tonları görebiliyor. Vermek istediği mesajı güçlendirmek için her iki dilin (Arapça ve Türkçe) gramatik imkânlarından yararlanıyor."

Beki’ye göre, Erdoğan, konuşmalarında Arapçanın mübalağa yeteneğinden yararlanıyor. Mesela, "Bizim bu anlayışta olmayacağımızı söylüyorum" yerine Arapça düşünme tarzına uygun olarak, "Şunu söylüyorum ki, katiyen bu anlayışın içinde olmayacağız" diyor.


Göklerden beklenen kurtarıcı
Kitabın ilginç bölümlerinden biri de, "Beklenen Kurtarıcı: Göksel Değil Dünyalı" adını taşıyor. Bu bölümün başında, Erdoğan’ın gelişerek değişiminin 1994 yılından itibaren başladığını anlatan Beki, AKP hareketinin projesiyle, dindar kitlenin kurucu düzenle barıştığı tespitinde bulunuyor. "Deccal ve Mehdi" örneklerini vererek kurtarıcı inanışını anlatan Beki, Erdoğan’ın siyasi öyküsünü bu inanışın sembolleri üzerinden şöyle özetliyor:

"Göklerden beklenen kurtarıcı insanların arasından zuhur etti. Göksel değil dünyevi bir kurtarıcı, bir siyasi lider olarak. Mucizelerle gönderilen göksel bir varlık yerine oylarla sandıktan çıkarılan bir kurtarıcı. Büyük bir kitlenin umudu. Seçilmiş biri ama seçmenleri tarafından..."

Türk siyaseti, yakınındaki isimlerin, liderlerine yaptıkları övgülere alışıktır. Beki, sadece bu geleneğin devamı olarak değil, "siyasette simgesel anlatıma dayalı övgü" türünün de yaratıcısı olarak tarihe geçecek gibi görünüyor.

Milliyet
--------------
Not: Yukarıda mavi ile tespitlediğim kısım arkadaşımız Sayın Savaş’ın tespitiyle örtüşüyor mu dersiniz?

Ahmet Dursun

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Muhsin Yazıcıoğlunun sonu,Takdiri ilâhi ya da Maraş"ın intikamı.
« Yanıtla #6 : Nisan 02, 2009, 11:37:37 ÖÖ »
Muhsin Yazıcıoğlunun sonu,Takdiri ilâhi ya da Maraş"ın intikamı.

Kaza ve sonrası
Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, geçtiğimiz hafta seçim çalışmalarında bulunduğu Kahramanmaraş"tan Yozgat"a dönerken içinde bulunduğu helikopter, Kahramanmaraş"ın Göksun ilçesi yakınlarında düştü.

Kaza sonrasında aradan iki gün geçmesine rağmen enkaza 47 saat sonra ulaşıldı. Yazıcıoğlu ve yanındakilerin öldüğü tespit edildi. Zorlu doğa koşulları ve hava şartları nedeniyle arama çalışmalarında büyük güçlüklerle karşılaşıldı. Ancak buna rağmen devlet tüm imkanlarıyla Yazıcıoğlu ve beraberindekileri bulabilmek için resmen seferberlik başlattı.

Yazıcıoğlu"nun geçirdiği kaza, seçimlerin hemen öncesinde yoğunlaşan seçim çalışmalarını da etkiledi. Tüm partiler düzenlemeyi planladıkları mitingleri iptal ederken BBP?Genel Merkezi de siyasi liderlerin destek ziyaretlerine sahne oldu. Hattâ MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bile BBP?Genel Merkezi"ni bizzat ziyaret ederek arama çalışmaları hakkında bilgi aldı ve geçmiş olsun dileklerini sundu.

Kaza ve sonrasındaki süreçte dikkati çeken bir nokta daha vardı. O da Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili yapılan haberlerdi. Hemen hemen bütün gazetelerde kaza haberi olması gerektiği gibi birinci sayfadan ve manşetten verildi ve arama çalışmaları hakkında ayrıntılı bilgiler yer aldı. Ancak dikkati çeken asıl nokta Muhsin Yazıcıoğlu üzerine yapılan haber ve yorumlardaydı.

Yapılan haber ve yorumlarda öyle bir hava estiriliyordu ki, sanki Türkiye en büyük siyasi önderlerinden birini kaybetmişti. Bu haberlerde Muhsin Yazıcıoğlu"nun ne kadar mümtaz bir şahsiyet olduğu, vatan-millet aşkıyla dolu olduğu, ne kadar büyük bir lider olduğu ve aslında ne kadar hisli bir insan olduğu anlatıdı durdu. Hattâ bu haberlerin yanına kendisinin Mamak Cezaevi"nde yazdığı bir şiiri de iliştirdiler ki, Yazıcıoğlu"nun ne kadar hisli bir insan olduğunu cümle alem anlasın. Gerçi kendisinin ne kadar şair ruhlu olduğunu Hrant Dink öldürüldükten sonra Hrant için yazdığı şiirden de biliyorduk.

Her neyse, medya her ne kadar Muhsin Yazıcıoğlu"nu mümtaz bir şahsiyet ve büyük bir lider gibi göstermeye çalışsa da Yazıcıoğlu"nun geçmişi bizde farklı şeyler çağrıştırıyor, kan ve gözyaşı gibi. Şimdi isterseniz Yazıcıoğlu şahsında Türkiye tarihinin küçük bir kesitinde yolculuğa çıkalım ve kim neymiş onu görelim.

Yazıcıoğlu"nun kanlı geçmişi
12 Eylül darbesi öncesinde yaşanan sağ-sol çatışmasının en önemli aktörlerinden biri aslında Muhsin Yazıcıoğlu. Türkiye"yi darbe ortamına götüren ve kardeş kanının aktığı yıllarda faşist saldırıların bir numaralı adamı olan Muhsin Yazıcıoğlu, öldürülen binlerce gencin ve onlarca aydının katilidir aynı zamanda. Katilidir dediysek Yazıcıoğlu binlerce insanı elleriyle öldürmemiştir; ama o dönemde yaşanan toplumsal olayların hemen hepsinde Muhsin Yazıcıoğlu"nun Genel Başkanlığı"nı yaptığı Ülkü Ocakları Derneği ve Ülkücü Gençlik Derneği, olayları kışkırtan ve katliamlara imza atan örgüt olarak öne çıkıyor. Özellikle Yazıcıoğlu"nun Ülkü Ocakları Derneği ve Ülkücü Gençler Derneği"nin (ÜGD) genel başkanlığını yaptığı 1977 ve 1978 yılları ülkücülerin solculara yönelik şiddet eylemlerini artırdığı yıllar olarak toplumsal hafızaya kazındı. Bu dönemin belli başlı olayları şunlardır:

Malatya olayları: Olaylar Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu"nun kendisine Ankara"dan gönderilen bombalı paketin elinde patlaması sonucu öldürülmesiyle başladı. Başkan Fendoğlu muhafazakar kesimin sevdiği bir isimdi ve onun öldürülmesinden sonra sahneye çıkan ÜGD ve MHP bildiriler yayınlayarak gerginliği artırdılar ve aynı gün akşam saatlerinde solculara yönelik saldırılar başladı. Başta TÖB-DER ve TÜM-DER lokalleri olmak üzere onlarca mekan yakıldı ve yağma edildi.

Malatya olaylarının tipik bir ülkücü provokasyonu olduğu ise sonradan anlaşıldı. Hamit Fendoğlu"na gönderilen bombanın ÜGD Eski Başkanı Muharrem Semsek tarafından gönderildiği tespit edildi. Mehmet Semsek iddiayı yalanladı ama ülkücü itirafçı Ali Yurtarslan 1980"deki itiraflarında Fendoğlu"nu öldüren bombanın Fen Fakültesi Atom Araştırma Merkezi"nde bizzat Semsek"in gözetiminde imal edildiğini itiraf etti.

İkinci bir olay ise Yazıcıoğlu"nun memleketi Sivas"ta başlamıştı. 4 Eylül 1978"de başlayan olaylar öncesinde gözlenen önemli bir husus, başta Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere ÜGD ve MHP yöneticilerinin son günlerde sık sık şehri ziyaret etmeleriydi. Sivas"ta başlayan olaylar Elazığ"a da sıçradı ve aralıklarla iki ay kadar devam etti. Olayları bilançosu ise 20"nin üzerinde ölü ve onlarca tahrip edilmiş işyeri oldu.

Maraş Katliamı: Muhsin Yazıcıoğlu"nun Genel Başkanlığı"nı yürüttüğü ve mahkeme kararıyla terör örgütü ilan edilen ÜGD"nin karıştığı en büyük toplu katliam eylemi ise 1978 Maraş Katliamıdır. 19 Aralık 1978"de sonradan soyadını Şendiller olarak değiştiren Ökkeş Kenger"in Çiçek Sineması"na attığı bombanın patlaması olayları başlattı. Bombayı attıktan sonra Ankara ÜGD Genel Başkanlığı"nı arayan Kenger, genel merkez"den yardım talebinde bulundu. 21 Aralık"ta iyice alevlenen olaylar katliama dönüştü ve 25 Aralık akşamı sona erdi. 111 kişinin öldüğü belirlenen olaylarda 270 ev ve 170 işyeri tahrip edilmişti.

Bu olayların baş aktörü olan Ökkeş Kenger, Muhsin Yazıcıoğlu"nun en has adamlarından biriydi. Muhsin ile Ökkeş daha sonra da birlikte milletvekili seçilecekler ve yine MHP"den de birlikte ayrılarak BBP"yi kuracaklardı.

Suikastler
Bütün bunların yanısıra Muhsin Yazıcıoğlu"nun başında bulunduğu ÜGD"li faşistlerin düzenlediği suikastlerde onlarca aydın hayatını kaybetmişti. Bunlardan en bilineni Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz"ün katledilmesidir. 24 Mart 1978"de gerçekleştirilen suikastin faili olan ÜGD"li İbrahim Çiftçi verdiği ifadede suikast emrini Ankara ÜGD yöntiminden aldığını itiraf etmiştir.

Özellikle 1978"in ikinci yarısı, bilimadamlarına yönelik suikastların yoğunlaştığı bir dönem oldu. 15 Haziran 1977"de Atatürk Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Orhan Yavuz öldürüldü. 7 Nisan 1978"de ise Server Tanilli suikasta uğradı ve tekerlekli sandalyeye mahkum oldu. Hava Kuvvetleri Komutanı Faruk Cömert"in ağabeyi olan Doç. Bedrettin Cömert de 11 Temmuz 1978"de Ankara"da düzenlenen suikast sonucu hayatını kaybetmişti. 20 Ekim"de İTÜ Elektrik Fakültesi dekanı Prof. Bedri Karafakioğlu, 26 Kasım"da ise Trabzon"da KTÜ öğretim üyesi Necdet Bulut öldürüldü. Yine Kasım ayında Milliyet gazetesi çizeri Bedri Koraman uğradığı silahlı saldırı sonucu yaralandı.

8 Ekim tarihinde ise Ankara"da ÜGD?İkinci Başkanı Abdullah Çatlı"nın da katıldığı Bahçelievler katliamı yaşandı. Ülkücü militanlar tarafından evleri basılan 7 TİP"li genç, katledildi.

Yine bu dönemin önemli olaylarından biri Balgat katliamıdır. Balgat"ta solcuların gittiği kahvehaneler bombalanır. Bilanço 5 ölü, 17 yaralıdır. Olaydan sonra Abdullah Çatlı ve Mustafa Pehlivanoğlu gözaltına alınır. Emniyeti arayan Yazıcıoğlu, "Bu size son ihtarım. Abdullah Çatlı"yı bırakmazsanız Ankara"nın 150 yerinde bomba patlatacağız" diye emniyeti tehdit etmiştir.

Buraya kadar yazdıklarımız Muhsin Yazıcıoğlu"nun ÜGD başkanlığı yaptığı dönemde meydana gelen olayların belli başlı olayları. Yazıcıoğlu bu olayların içinde önemli bir aktördü. Eylemlerin koordine edilmesinden kaçak militanlara para sağlanmasına, eylemlerde kullanılan silahların ortadan kaldırılmasına kadar bütün işleri o hallediyordu. Türkiye"yi 12 Eylül"e götüren süreçte terörü bir strateji olarak kullandı. Kurduğu ÜGD, mahkeme kararıyla terör örgütü olarak tescil edildi. Yani kendisi aynı zamanda bir terör örgütü kurucusu ve lideriydi. Muhsin Yazıcıoğlu için kim ne der, arkasından kim ağlar bilmiyoruz ama biz kendisini bu olaylarla hatırladık. O eli kanlı, sol düşmanı bir katildi ve sonu da 111 kişinin kanına girdiği Maraş"ta geldi. Buna ister takdiri ilâhi deyin ister Maraş"ın intikamı.
http://www.turksolu.org/230/isbecer230.htm

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
FETHULLAH'TAN FETVA; "ALPERENLER SOKAĞA DÖKÜLECEK MÜSADE EDİN"
« Yanıtla #7 : Nisan 02, 2009, 08:21:05 ÖS »
FETHULLAH"TAN FETVA; "ALPERENLER SOKAĞA DÖKÜLECEK MÜSADE EDİN"


Fethullah Gülen"in "Muhsin Yazıcıoğlu kazasından şüphelenin" sözlerini birçok medya kuruluşu yayınlandı. Ancak hepsi Gülen"in "Alperenler sokağa dökülür müsade edin" sözünün üstünden atladı. Gülen"in fetvasının şifrelerini Taraf"ın polis yazarları Önder Aytaç ve Emre Uslu çözdü. "Yazıcıoğlu"nun helikopteri düşürüldü" diyen Aytaç-Uslu ikilisi, önümüzdeki dönem yapılacak tertipleri ve milliyetçi-muhafazakarların tahrik edilerek sokaklara kaosun hakim olacağını yazdı.

İşte Fethullah Gülen"in fetvası ve Gladyo"nun önümüzdeki aylarda yapacağı tertipler.
 
"BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu kazasından şüphelenin!" Fethullah Gülen"in Yazıcıoğlu"na suikast yapıldığını ima ettiği bu sözleri medyada geniş yer buldu.

Gülen"in "Alperenler sokağa dökülür buna müsade edin" açıklamalarını ise hiçbir yayın kuruluşu görmedi...

Gülen"in sözleri şöyleydi;
"O insanı sevenler, böyle yaralı oldukları bir dönemde ağızlarını dillerini kontrol altına almaktan zorlanabilirler. Sokaktaki insanlar kaba kuvvetle telkin etmemeli.  Yürüyorlar bağırıyorlarsa örneğin, "Alperenler, Başbuğular ölmezler" diye haykırıp boşalıyorlarsa onların hakkıdır buna müsaade edilmelidir".

Fethullah hocanının şifreli bu sözlerini Taraf gazetesinin polis yazarları Önder Aytaç ve Emre Uslu çözdü. 30 Mart"taki köşelerinde önümüzdeki aylarda Türkiye"de siyasi cinayetler işleneceğini belirten Aytaç-Uslu ikilisi, milliyetçi-muhafazakar tabanın tahrik edileceğini iddia etti. Muhsin Yazıcıoğlu"nun helikopterinin bu çerçevede düşürüldüğünü söyleyen Taraf"ın "F tipi" yazarları, helikopterin düşmesini ve önümüzdeki dönem yapılacağını öne sürdükleri suikastleri Ergenekon"a yıktı.
Önder Aytaç ve Emre Uslu gelecek aylarda gladyonun tertiplerini ifşaa etti.

1) İlk operasyon kabinedeki Ergenekoncu bakanlara yapılacak. Tayyip Erdoğan kabineden Ergenekon uzantısı "efendileri" uzaklaştıracak.
2) AKP"ye kapatma davası açılacak. Kapatma nedeniyle sokaklarda kaos ortamı hazırlanacak.
3) Kitlesel eylemler ve sarsıcı cinayetlerle tansiyon yükseltilecek ve ülke karıştırılacak.
4) Sarsıcı eylemler milliyetçi-muhafazakar tabanı tahrik edece, galeyana getirecek cinayetler ve olaylar tasarlanacak.
5) Başbakan Erdoğan merkezli AKP"ye, kısmen MİT"e, bütünüyle emniyete ve Fethullahçı denilen kesimler sindirilecek.
6) Muhsin Yazıcıoğlu"nun helikopterinin düşürülmesi bu çerçevede düşürülebilir. Yazıcıoğlu sonrasında Alperen Ocakları"na çok ama çok dikkat etmeli.

Bütün bunlar önümüzdeki dönem Fethullah ve Gladyo"nun yapacağı tertiplerin işareti. Gladyo, tertiplerinde Ergenekon"a yıkacağını da Önder Aytaç ve Emre Uslu"nun ağzında itiraf ediyor.

Amerika"dan fetva gelince Büyük Birlik Partisi Lideri Muhsin Yazıcıoğlu"nun hayatını kaybettiği helikopter kazasının sabotaj olabileceği tartışması başlatıldı. Fethullahçı kesim başta olmak üzere birçok medya kuruluşu "suikast ihtimali" üzerine yoğunlaştı.

Haber Türk, Star ve Sabah gazeteleri de bugünkü birinci sayfalarını Yazıcıoğlu"nun hayatını kaybettiği helikopter kazasındaki şüphelere ayırdı. Haber Türk "Suikast mı?", Star "Esas Skandal", Sabah ise haberinde "Vahim Kuşku" başlığını kullandı.
Bu arada BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu ve 6 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasından iki saat sonra Anadolu Ajansı"nın yayınladığı bir haber 8 gün sonra  iptal edildi. Haberin kaynağı Kayseri Valisi"ydi ve Yazıcıoğlu"nun kurtarılarak hastaneye getirilmek üzere olduğunu söylüyordu.
HABER-ULUSAL KANAL
ALPERENLER DİKKAT !! CIA "nın OYUNUNA GELMEYİN
Paylaşım.İ.Teker.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: Helikopter kazası allahın millete uyarısımı?
« Yanıtla #8 : Nisan 03, 2009, 08:58:40 ÖÖ »
Fetullah Gülen, bu durumu nereden biliyor?
Kendi istihbarat teşkilatı mı var?
Yoksa Alperenler kendi emri altında mı?
Hani diyordu ya, her yere sinsi sinsi sızıp, tamamen kuvvetlenmeden kendinizi açığa çıkarmayın.
Alperen bölümü göz önüne çıkmaya hazır mıdır?

Saygıyla...
Korgun MAVİ
------------
Aynen öyledir.
Alperen bölümü değil bölüğü,belki de göz önüne çıkmaya hazırdır.
Yazıcıoğlu"nun F.Gülen hakkındaki konuşma videosunu kaybettim.
Elimde olsaydı paylaşacaktım.

Bu F.G" yi sadece Muhsin değil, bu güne kadar kimler desteklemiş diye bakarsak zaten ülkenin nasıl ve kimler tarafından yıllarca bölünme zemini hazırlandığı da kendisini gösterecektir.
Saygı ile...
A.Dursun

Kürt Said bir zamanlar,"Atatürk Nur Risalelerinin tokadı sonucu ölmüştür" diyordu.
DEMİREL ise "Said Nursi büyük âlimdir. Büyük âlim değildir diyenin alnını karışlarım" demiş hızını almayıp, Türk Millettin aklını, nurcuların ise oyunu almak için, "Atatürk"ün kurduğu devlet, laik devlet değildir. İslam devletidir", demişti.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4524.0
-------------
ATATÜRK"ÜN AĞZINDAN UYDURULANLAR
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=346.0
-------------
YECÜC-MECÜC; Said-i Nursî, Nurculuk ile Türk Milliyetçiliği Bağdaşır mı?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=532.0
--------
Atatürk"ün komünist düşünceleri suç sayıp saymama konusunda gizli oturumda...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3991.0
----------
"SAYIN" sözcüğündeki gizem
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=293.0
--------
Müslüman"ın afyonu: Yahudi nefreti "“ Bölüm -  I
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4589.0
-------
ATATÜRK"E DECCAL DİYENLER
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=857.0
-----------
ATATÜRK Deccal idi.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=283.0

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Yazıcıoğlu'nun F.Gülen hakkındaki konuşma videosu.
« Yanıtla #9 : Nisan 03, 2009, 08:24:47 ÖS »
Yazıcıoğlu"nun F.Gülen hakkındaki konuşma videosu.(İzlence)

<a href="http://www.metacafe.com/watch/2397425/" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.metacafe.com/watch/2397425/</a>

------------
DOÇ.DR.NECİP HABLEMİTOĞLUNU FETHULLAH GÜLEN NURCULAR ÖLDÜRTTÜ
<a href="http://www.metacafe.com/watch/1716957//" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.metacafe.com/watch/1716957//</a>

-------------
Hüseyin Feyzullah (Alparslan Türkeş) şeriatçı Fethullah"ı Kolluyor.
<a href="http://www.metacafe.com/watch/1546802//" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.metacafe.com/watch/1546802//</a>

------------
Türkeş"in gerçek adı, Hüseyin Feyzullah"dır.
Devletin resmi sitesinden alınmıştır.


Alparslan Türkeş, Osmanlı'nın Kıbrıs'a sürgün ettiği bir Yahudi ailesinin ferdiydi. Gerçek adı Hüseyin Feyzullah'tı... Arusilik de bu gizli Yahudilerin kontrolüne girmişti...
Alparslan Türkeş derin bir ihanet şebekesinin üyesiydi. Bağlı olduğu Arusiliği kendi gibi kripto/gizli yahudiler ele geçirmişti... Türkeş Osmanlı'nın Kıbrıs'a sürgün ettiği bir Yahudi ailesinin ferdiydi. Gerçek adı Hüseyin Feyzullah›tı... İsimlerini aldığı Hüseyin de Feyzullah da Müslüman şeyhi gözüken gizli Yahudilerdi... Ülkemizde sayıları milyonları bulan ve bizim aramızda Türk ve Müslüman gözüken koca bir ihanet şebekesi var... Kripto Yahudiler ve Sabetaycılar ülkemizin güvenliği için çözülmesi gereken ilk sorundur...

Yeni Şafak'ın yazı dizisinden okuyoruz;
Not: Köşeli parantez [ ] içindeki yazılar Akademi tarafından eklenmiştir.


Türkeş Arusiler'le gizlice görüşürdü

25 Ağustos 2001 günü, Musevi kökenli ünlü iş adamı Üzeyir Garih Eyüp Mezarlığı'nda bıçaklanarak öldürüldüğünde, herkes Garih'in Müslüman mezarlığında ne işi olduğunu tartıştı. Garih'in cesedinin Mareşal Fevzi Çakmak'ın kabrinin yanıbaşında bulunması çeşitli komplo teorileriyle yorumlandı. Cesedin yakınlarında bir kabir daha vardı: Küçük Hüseyin Efendi'nin kabri. [Mareşal Fevzi Çakmak'ın karısı daha sağlığında iken evini Yahudi cemaatine hibe etmiş ve sinagog yapılmıştır. Fevzi Çakmak'ın Sabetayistlerin iktidarında 22 sene genel kurmay başkanlığı yapabilmiş olması da zaten manidardır. Fevzi Bey "Çakmak" soy adını aldığında Sabetayist Mustafa Kemal Atatürk tarafından çok sert tepki görmüştür. Bilindiği gibi Sabetaycılar hep birbirlerini tanıyabilecek şifreli soy isimleri almışlardır.]

İlk gün gözden kaçan bu küçük ayrıntı, ertesi gün Garih olayının göbeğine oturdu. Garih'in Eyüp Mezarlığı'nda yatan Nakşibendi Şeyhi Küçük Hüseyin Efendi'nin kabrini düzenli olarak ziyaret ettiği ortaya çıktı. 1930 yılında vefat eden Nakşi Şeyhi Küçük Hüseyin Efendi'nin Garih'in babası ile yakın dost oldukları, hatta iki kişi arasında neredeyse şeyh-mürit ilişkisi olduğu iddiaları gündeme geldi. Üzeyir Garih'in Küçük Hüseyin Efendi'nin mezarını yaptırttığı da ortaya çıktı. İddialara göre Garih'in babası gizlice Müslüman olmuştu. Öte yandan yaptığımız araştırmalar sonucunda Musevi işadamı Üzeyir Garih ile yakın ilişkisi bulunan MHP'nin efsanevi lideri Alparslan Türkeş'in Küçük Hüseyin Efendi'nin müritlerinden Ömer Fevzi Mardin'in kurucusu olduğu Arusilik'le yakın ilişkisini ortaya çıkarmış, hazırladığımız bir kitapta bu bilgileri kamuoyuna aktarmıştık. Böylece kamuoyu Arusilik adıyla anılan tasavvufi akımın varlığına tanık oldu (Öldüren Sır: Garih/Sıradışı Bir Musevinin Portresi, Bakış Yayınları, Kasım 2001).
[Ömer Fevzi Mardin hakkında tarihçi Kadir Mısıroğlu'nun bizzat şahit olduğu hatıraları vardır. Mısıroğlu Ömer Fevzi Mardin'in değil Şeyh, bir Müslüman olarak bile kabul edilemeyeceğini, kitaplarında yazdığı şeylere inanan Müslümanların dinden çıkacağını söylemektedir. Mardin, Hıristiyanlığın ve Museviliğin nesh olunmadığını/yürürlükten kaldırılmadığını bile iddia edebilmiştir. Çünkü bütün bu ekibin Türk gözükmeleri de Müslüman gözükmeleri de sadece bir plan gereğidir.]


ARUSİ SEVGİSİ MEZARA KADAR
1917'de Kıbrıs'ta dünyaya gelen Alparslan Türkeş, 1944'teki Turancılık Davası'ndan yargılanarak hapis yatan genç bir üsteğmen iken 27 Mayıs 1960'taki askeri darbede ihtilalin kudretli albayı oldu. Türkeş, ihtilali yapan askeri heyet içindeki ihtilafların ardından 13 arkadaşı ile tasfiye edildi. Hindistan'a askeri ataşe olarak sürgün edilen Türkeş, Türkiye'ye döndükten sonra siyasete atıldı. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne giren Türkeş, bilahare Genel Başkan oldu. Partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirildi. Türkeş, 1970'lerdeki Milliyetçi Cephe Hükümetleri'ne koalisyon ortağı olarak katıldı, Başbakan Yardımcılığı görevlerini üstlendi.

Arusiler Türkeş'i sevdi
1980'de Türk Silahlı Kuvvetleri siyasal şiddet olayları ve siyasal istikrarsızlık gerekçesiyle yönetime el koydu. Türkeş ve diğer MHP yöneticileri de askeri mahkemelerde yargılanarak yıllarca hapis yattılar. 1989'da siyaset yasağının kaldırılmasının ardından Türkeş MÇP'nin başına geçti. 1991'deki seçimlerde Necmettin Erbakan'ın RP'si ile seçim ittifakı yaparak yeniden Meclis'e girdi. Bu arada MÇP'nin ismi de MHP olarak değiştirildi. 1995 seçimlerinde parlamento dışı kalan Türkeş, bu dönemde uzlaşmacı bir lider profili çizerek ülke siyaseti üzerinde etkili oldu. Türk siyasi hayatının en tartışmalı liderlerinden biri olan Türkeş 1997"de vefat etti.

Türkeş"in siyasi kimliğinin yanı sıra ruh dünyası da ilginçti. Türkeş"in bazı cemaat liderlerini ve tarikat şeyhlerini gizlice ziyaret ettiği ülkücü camia içerisinde konuşuluyordu. Türkeş"in çok yakın çevresinin bildiği bu ilişkiler vefatından sonra parça parça da olsa ortaya çıktı. Türkeş"in büyük yakınlık duyduğu tarikatlerden biri de Arusilik"ti. Türkeş, Küçük Hüseyin Efendi'nin müritlerinden Ömer Fevzi Mardin'in kurduğu Arusiliğin şeyhleriyle 1960"lardan vefatına kadar görüştü.

İlk adı Hüseyin Feyzullah
Hüseyin Efendi"nin Türkeş"in ailesi ile tanıştığı da ortaya çıktı. Ailenin tanışıklığını açıklayan sıradan bir kişi değil, Türkeş ailesinin yakından tanıdığı ve saygı duyduğu Mehmet Faik Erbil'di. Erbil, Arusiler'in en önde gelen isimleri arasında yer alıyor. Erbil, Türkeş'in sağlığında sık sık ziyaret ettiği bir kişi. Erbil, yıllardır dile getirilen bir iddiaya da açıklık getiriyor. İddia, Alparslan Türkeş'in ilk adının Hüseyin Feyzullah olduğudur. Hüseyin Küçük Hüseyin Efendi'ye, Feyzullah ise Küçük Hüseyin Efendi'nin şeyhi Feyzullah Efendi'ye nispettir. Bu ismi Türkeş'in babası Ahmet Hamdi Bey ve annesi Fatma Zehra Hanım koydu. Türkeş'in dedesi Tuzlalı Arif Ağa da Şeyh Feyzullah Efendi ile aynı dönemde Sultan Abdulaziz tarafından sürgün edildi. Arif Ağa Kayseri'den Kıbrıs'a, Nakşi Şeyhi Feyzullah Efendi ise İstanbul'dan Midilli'ye gönderildi.

'Bu çocuğa dikkat edin'
Türkeş'e Hüseyin Feyzullah ismin verilmesinin hikayesini Mehmet Faik Erbil şöyle anlatıyor: "Bildiğim kadariyle rahmetli Hacı Alpaslan Türkeş'in nüfus kaydındaki ismi Hüseyin Feyzullah'tır. Bunun aslı şudur: Biz işin aslını biliyorduk ama vesile teşvik etmişken kendisinin 1989 senesinde bize söylediği bir sözü burada nakledelim: 'Ankaralı Büyük Evliyâ'dan Küçük Hüseyin Efendi Hazretleri'nin huzuruna kendisi 7-10 yaşları arasında iken ebeveyni tarafından getirilmiş ve mübârek zât kendisine bakarak, şahâdet parmağı ile işaret eyleyip 'Bu çocuk... Bu çocuğa dikkat edin. Türk tarihi bu çocuğu altın harflerle yazacaktır' diye buyurmuşlardır. Buradaki incelik şudur: Alâkaları sebebiyle daha önce ebeveyni oğullarına huzuruna getirdikleri mübâreğin ve mürşidinin ismi şeriflerini koymuşlar."

Arusi Şeyhi Mehmet Faik Erbil"in sözünü ettiği Küçük Hüseyin Efendi 1930"da İstanbul'da vefat ederek Eyüp Sultan Mezarlığı"nda toprağa verildi. Küçük Hüseyin Efendi'nin mütevazi mezarının hemen yanında ise Mareşal Fevzi Çakmak ve ailesinin kabristanı yer alıyor.

Küçük Hüseyin Efendi'nin ÜNLÜ MÜRİTLERİ
Mehmet Faik Erbil Efendi, Küçük Hüseyin Efendi'nin yanısıra tarikatlere mensup ünlü isimleri açıklıyor:

"Yolumuzun ulularından Arif-i Zât-ı Billah Esseyyid Mevlâna Küçük Hüseyin Efendi'ye ve Halife-i Hassası Zât Mürşidi Esseyyid Ömer Fevzi Mardin Hazretleri'ni zikrettikten sonra terbiyesinde yetişmiş pekçok değerli dervişlerinden birkaçının isimlerini burada dercetmek istiyoruz: Eski Başvekillerimizinden vatanperver Hüseyin Rauf Orbay, beynelmilel tıp ilmi ile mücehhez Ord. Prof. Dr. Hasan Reşat Sığındım, yine tıp âleminden Ord. Prof. Dr. ve aynı zamanda Paşabahçe Tezyin-i Sanatlar Hocası muhterem Ahmet Süheyl Ünver, Washington Büyükelçimiz Münir Ertegün, eski Adliye ve Hariciye Vekillerimizden Ord. Prof. Dr. Yusuf Kemal Tengirşenk, Sağlık eski Bakanlarından Tıp Profesörü Dr. Nihat Reşat Belger, Atina Büyükelçimiz Enis Akaygen, Müzeler Umum Müdürü Prof. Dr. Burhan Toprak ve Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak ve teğmen rütbesi ile huzuruna varıp mübareğin kendisine gösterdiği keramet üzerine ömrünün son demine kadar mum ışığında Kur'ân-ı Kerîm okuyan Balıkesir Kumandanı Korgeneral Kurtcebe Noyan Paşa. Bu vesile ile ayrıca belirtmiş olalım ki Halvetî Tarîkati'nden Şark Orduları Başkomutanı Kazım Karabekir Paşa, Mevlevî Tarîkati'nden Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tekin Arıburun (Paşa) ve aziz şeyhimin "Ordumuzun en değerli paşası Faik Türün Paşa'dır" diye buyurduğu 1970 ve 1973 arasında İstanbul 1. Ordu Kumandanı Org. Faik Türün Paşa da birer mübarek tarîkat mensubudurlar.

Cenab-ı Allah bu şerefli zâtların cümlesine gâni gâni rahmet eylesin. Beşiktaş'ta T. Arıburun Paşa ile görüştüğümüzde "18 oy daha alsaydınız, bugün Cumhurbaşkanı'ydınız, paşam" dediğimde bana cevap olarak "Hakk tazyik edilmez ki" demeleri üzerine kendilerini tebrik ettim. Not: Rahmetli Mareşal M. Fevzi Çakmak vasiyeti üzere, mürşidi Ankaralı Küçük Hüseyin Efendi Hazretleri'nin türbesinin yanında medfun olup, dolayısıyla damadı rahmetli Prof. Dr. Burhan Toprak da aynı sıradadır."

Koç'larla aile dostları
Ord. Prof. Hasan Reşat Sığındım (Ender Mermerci'nin babası), İbnülemin Mahmut Kemal İnal'ın babası Mühürdar Mehmet Emin Paşa, Nurettin Topçu'nun şeyhi Abdulaziz Bekkine, Musevi doktor Salih Arazraki, Üzeyir Garih'in diş hekimi babası Azra Garih, Devlet Bakanı Ali Babacan'ın halası Hatice Suat Babacan'ın annesi Naciye Hanım (Şeyh Yahya Dergahı'nın son postnişini Abdulhay Öztoprak'ın eşi) da Küçük Hüseyin Efendi'nin müritlerinden. Koç Holding'in duayenlerinden Can Kıraç'ın eşi İnci Kıraç da Küçük Hüseyin Efendi'nin torunlarından. Sevgi (Koç)Gönül de Küçük Hüseyin Efendi'nin torunlarından Sabiha Hanım'ın aile dostları arasında yer aldığını açıklamıştı.

Başbakan Ürgüplü de mezarı ziyaret ederdi
Mehmet Faik Erbil, İsmet Paşa döneminin bakanlarından Suat Hayri Ürgüplü ve babası Şeyhülislam Hayri Efendi'nin Küçük Hüseyin Efendi ile ilişkisini şöyle anlatıyor: "Küçük Hüseyin Efendi Hazretleri'nin huzuruna, büyük bir evliya olduğunu öğrenen Ürgüplü'nün babası o devrin Şeyhülislâmı Hayri Efendi gelirler. Hayri Efendi: "Efendim tahsiliniz nedir?" diye sorarlar. Mübarek şu cevabı verirler: "Maksûd." Bunun üzerine Hayri Efendi istihza ile güler ve şöyle söyler? "Aman efendim. Benim odacım dahi maksûd dersini çoktan geçti." Akabinde alaycı bir tavırla anlayamadığını ifade eder. Mübarek yine "Maksûd evladım" cevabını verirler. Şeyhülislâm Efendi huzurundan ayrılırlar, fakat maksûd kelimesi kendilerini ömürleri boyunca meşgûl eder. Aradan onbeş sene geçer ve maksûdun yüce ifadesini bir hâl üzere Kur'ân'dan öğrenmiş olurlar. O da şudur: "Maksûd, âlem-i cemâle intikâl etmeden önce dünyasında iken Rabbını gören Allah'ın saltanatlı velileridir. Zirâ onlar daha dünya hayatında iken maksûda ermişlerdir."

Bunun üzerine Hayri Efendi ah-vah eder, cehlini itiraf için mübareğin huzur-u şeriflerine girmek ister. Bir dostu "Peki, bu arzunu yerine getireyim. Haydi kalk gidelim"der. Eyüpsultan'a gelirler ve oradan kabristana yönelirler. Bu esnada Hayri Efendi durur. "Yoksa mübârek bu âlemden çekildi mi?" diyerek refikine sorarlar. "Evet. Türbesine gidiyoruz" cevabını alınca aynın şöyle dövünürler. "Eyvah! Hayri Efendi, sen ne halt ettin? Meğerse ben ne kadar cahilmişim." Türbe-i Şerif'i ziyaretten sonra oğlu Suat Ürgüplü'ye şu vasiyette bulunurlar: "Ey oğlum. Bir gün başın sıkışırsa Eyüp tepesinde türbesi bulunan mübarek zât Küçük Hüseyin Efendi Hazretleri'ni ziyaret et, müşkülünün halli için o mübârek kapıda Allah'a yalvar. Muhakkak Allah yardımcın olacaktır." Ürgüplü Tekel Bakanı iken hakkında açılan dava karşısında Küçük Hüseyin Efendi'nin makam-ı şerifine giderek Allah'a şu niyazda bulunur: "Ey Allahım. Suçlu değilim. Aile şerefimiz ayaklar altına alınmak isteniyor. Huzurunda bulunduğum mübaret zatın yüzü suyu hürmetine bu iftira davasından beni kurtar" diyerek hüngür hüngür ağlayarak, yapıştığı türbenin demirleri dua esnasında devamlı salıncak gibi sallanır. Ve tam yedi gün sonra her türlü baskıya rağmen beraat kararını almıştır. Ondan sonra mübareği unutmamış ve fırsat buldukça ziyaretine gitmiştir.

MHP lideri Türkeş yaşamı boyunca Arusiler'e şükran duydu.1964'de siyasete atılırken Arusi Şeyhi Mustafa Aziz Çınar'a danışan Türkeş, bu özel görüşmede neler konuşulduğunu sır gibi sakladı. 25 yıl boyunca sakladığı sırrı bir başka Arusi şeyhine açan Türkeş, 12 Eylül öncesinde ülkücü gençlerin öldürülmesinden kendisinin sorumlu tutulduğunu gözbebekleri dolarak anlatarak partisinden istifayı düşündüğünü söyledi.

MHP lideri ve ülkücülerin Başbuğu Alparslan Türkeş'in gizli dünyasında önemli bir yer tutan Arusilik Tunus/Libya kökenli bir tasavvuf hareketi. Arusiler Osmanlı Devleti'ne bağlılıklarıyla tanınıyorlar. Birinci Dünya Savaşı'nın yanısıra Kurtuluş Savaşı'nda da maddi ve manevi olarak Türkiye'yi desteklediler. Tarikate adını veren Ahmed bin Arus'tur. Tarikat asıl ününü, Ahmet Bin Arus'un müridi Selim Feyturi'nin oğlu Seyyid Abdusselam El Esmer ile kazandı. Ahmed bin Arus Horasan'dan Afrika'ya gelen Şeyh Fethullah-ul Acemi'yyul Horasani'ye intisab etti. Ahmed bin Arus Tarikat-i Sazeliyye'den de halifelik almış olmakla birlikte, Medyeniyye, Sazeliyye, Cestiyye ve Kadiri tarikatlarinin bazı özelliklerini birleştirerek müstakil bir hüviyet kazandı. Seyyid Abdusselam ise 1460-1560 tarihleri arasinda yaşadı. Dergahı Libya Zileytin kasabasındadır. Arusuilik Osmanlı zamanında Afrika'da yayılabildi. Girit, İzmir gibi yerlere değişik zamanlarda Arusi şeyhleri gönderildi, ancak İstanbul'da zuhur etmesi 1900'lerin ortalarını buldu. İstanbul'da Arusiliğin ilk müntesibi Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi'ydi.

İlk Arusi Filibeli Ahmet Hilmi
Sultan 2. Abdülhamid tarafından Fizan'a sürgün edilen aydın, yazar ve bilim adamı Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi, burada iken Arusi tarikatine intisap etti. Ahmet Hilmi Bey, 1913'te Şeyh Mihriddin Arusi adıyla, 'İki Gavs-ı Enam: Abdülkadir ve Abdüsselam' isimli bir broşür yayınladı. Bu eserinde Abdülkadir Geylani ve Şeyh Abdusselam'ı tanıttı. Bir iddiaya göre masonların faaliyetlerini deşifre eden Ahmet Hilmi zehirlenerek öldürüldü. Ancak Arusilik asıl olarak soyu Abdülkadir Geylani'ye dayandırılan ve Mardin'de Şirin Dede namı ile maruf Kadiri şeyhi zatın torunlarından, Sultan 2. Abdülhamid devrinde kazaskerlik yapan, İmam-ı Gazali'nin İhya-i Ulum-iddin adlı eserine ondokuz cilt Türkçe şerh yazan Yusuf Sıdkı Efendi'nin torunu Ömer Fevzi Mardin tarafından kuruldu. Ömer Fevzi Mardin, hem aile çevresi içinde manevi terbiye ile yetişti, devrinin askeri okullarından mezuniyet ile orduya katılarak binbaşılık rütbesine kadar yükseldi. Teğmenlik yıllarında İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne katılan Ömer Fevzi Mardin, Osmanlı Devleti'nin İtalyanlar ile yaptığı Trablusgarb Harbi'nde Hamidiye kahramanı namını Rauf Orbay ile paylaştı. Dönemin hükümeti tarafından ödüllendirilmek istenen Mardin, sadece Hamidiye Zırhlısı'nın savaştaki bayrağını kabul etti. Hamidiye bayrağı Mardin'in yakınları tarafından daha sonra Deniz Müzesi'ne bağışlandı.

Mardin Teşkilat-ı Mahsusa'da çalıştı
Mustafa Kemal Atatürk, Enver Paşa ile birlikte Trablusgarp Savunması'na gönüllü olarak katılan Ömer Fevzi Mardin, bu dönemde silah ve cephane sevkiyatıyla meşgul oldu. Avrupa'dan temin ettiği silah ve cephaneyi bir tekneye yükleyerek Mısır yoluyla İskenderiye Limanı'na geldi. Amacı cephaneyi deve kervanı ile Libya'ya sokmaktı. Ne var ki İngilizler sevkiyatı haber alarak tekneye el koydular. Ömer Fevzi Mardin, İskenderiyeli kabadayılarla birlikte tekneye baskın yaparak cephaneyi Libya'ya ulaştırmayı başardı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında bir süre Tahran Sefareti Ataşemiliterliği'nde bulunan Ömer Fevzi Mardin, Teşkilat-ı Mahsusa'nın emriyle İran'ın İngiltere ve Rusya'nın nüfuzundan kurtarılması için çok önemli girişimlerde bulundu, hatta bu yüzden iki kez başarısız kalan suikastlere hedef oldu. Mardin'in İran'daki faaliyetleri Almanlar'ı da rahatsız etti. Bu nedenle Mardin'e yönelik suikast girişimlerinde Almanlar'dan da kuşkulanıldı. İran'da iken Sünni ve Caferi mezhepleri arasındaki uzlaşmazlıkları çözümlemek için ulema ile temaslarda bulundu. Caferiler'in Hacc taleplerinin karşılanması için Osmanlı Hükümeti nezdinde aracılık yaptı. Mardin'in iki mezhep arasındaki ilişkileri geliştirme çabaları Osmanlı Devleti'nin savaştan yenik çıkmasıyla akim kaldı.

Şeyhi ölene kadar bekledi
Bir süre Harbiye Mektebi'nde öğretmenlik yapan Mardin, Rauf Orbay'ın tavsiyesiyle İstanbul'da Koca- mustafapaşa semtinde Nakşibendi-Halidi şeyhlerinden Küçük Hüseyin adı ile maruf Hüseyin Hüsnü Ankaravi'ye intisab etti. Bilahare şeyhinden Nakşibendi icazeti aldı. Şeyh Hüseyin Hüsnü Efendi'nin 1930'da vefatına kadar talebe almayan Ömer Fevzi Mardin, 1940'dan itibaren Nakşibendi, Kadiri, Mevlevi, Şabani dersi verip halifeler ve müridler yetiştirdi. Arusi kaynaklarına göre Ömer Fevzi Mardin'in Arusi tarikatindan ilk ders verdiği kişi, daha sonra halifesi olan Mustafa Aziz Çınar'dır. Böylece Arusi Selami Ömeriyye Türkiye'de Ömer Fevzi Mardin ile baslayıp, Mustafa Aziz Çınar ve Şeyh Necmettin Oyman ile devam ederek bugünlere ulaştı. Yine cemaat kaynaklarına göre Afrika dışında kalan ülkelerde Arusilik ile ilgili tasarruf Ömer Fevzi Mardin'e ve bu koldan yetişen halifelerine verildi.

Libya Arusileri klasik esma tertibi usulu ile diğer Arusiler ise Ömer Fevzi Mardin'e Uveysiyye tecellisi ile verilmis esma tertibi yoluyla seyri süluk görüyorlar. Bu nedenle Arusilik Türkiye'de Arusi-Selami-Ömeriye olarak nitelendiriliyor. Mardin'in Kadıköy Kalamış'taki evi dönemin fikir ve bilim adamlarının katıldığı sohbet halkasına sahiplik etti. Kadıköy Toplantıları'nın müdavimleri arasında Küçük Hüseyin Efendi'nin talebelerinden Prof. Hasan Reşat Sığındım ile Prof. Süheyl Ünver'in yanısıra Mehmet Ali Ayni, Prof. İsmail Hakkı İzmirli ve Cami Baykut da yer alıyordu.

MHP'den istifasını Şeyh Erbil önledi
MHP lideri Türkeş 1989'da kendisine yönelik eleştirilerden iyice bunalır, siyaseti bırakmayı dahi düşünür. Türkeş, içini ne zaman bir sıkıntı sarsa Arusi Şeyhlerini ziyaret ederdi. Bu kez de öyle yaptı. Arusi şeyhlerinden Mehmet Faik Erbil'e içini açan Türkeş'in gözbebekleri doldu. Erbil, Türkeş ile arasında geçen özel görüşmeyi yakın çevresine şu sözlerle anlatıyordu:

"Türkeş Bey sohbet esnasında bir ara sıkıntılı ve üzüntülü olduğundan bahisle şöyle dediler: 'Efendim, ülkücü gençlerimizin, evlatlarımızın şehâdeti hususunda sanki suçlu ben imişim gibi gösterilmek isteniyorum. Bundan da çok üzüntü duyuyorum. Eğer müsaadeniz olursa şimdi buradan telefonla genel merkeze hemen istifamı bildireyim ve yarım saat içinde hizmetlerimi burada noktalamış olayım.' Cenâb-ı Allah'ın izni şerifiyle cevabımız şöyle oldu: 'Hayır. Zâtınızın üzüntüsünü, kederini mucip olacak hiçbir vebâliniz yoktur. Hazret-i Peygamber Efendimiz o vatan şehitlerinin hepsini kanatları altına almıştır. Bundan daha büyük saadet olur mu. Siz yiğit bir insan ve büyük bir vatanperver olarak hizmete devam ediniz' deyince çok rahatlayıp, memnun kaldılar ve bu ifademiz üzerine 'peki efendim' dediler ve istifa etmekten vazgeçtiler. 1989 senesinde genel başkanlıktan ayrılması da böylece önlenmiş oldu. Sinemizde saklı nice gerçeklerin en küçüklerinden birisi budur. O gün beraber geldikleri refikası da bu konuşmayı olduğu gibi duydular."

NOT: Dizinin dünkü bölümünde Küçük Hüseyin Efendi'nin müritlerinden olduğu belirtilen, Şeyh Yahya Dergahı'nın son postnişini Abdülhay Öztoprak Bey'in eşi Naciye Hanım'ın kızı olduğu ifade edilen Hatice Suat'ın Devlet Bakanı Ali Babacan'ın halası Hatice Babacan olmadığı ve Babacan ailesiyle herhangi bir akrabalık bağının bulunmadığı aile kaynakları tarafından kaydedildi. Düzeltir, özür dileriz.

Türkeş'in 25 yıllık büyük sırrı
Ömrü boyunca Türkiye'deki Arusi şeyhlere yakınlık duyan ve her zaman istişarelerde bulunan MHP lideri Alparslan Türkeş, Hindistan'dan sürgünden döndükten sonra siyasete atıldı. Türkeş siyasete atılma kararını gizlice ziyaretine gittiği Arusi Şeyhi Mustafa Aziz Çınar'a da açarak fikrini aldı. Arusiler'in önde gelen isimlerinden Mehmet Faik Erbil Efendi, şeyhi Aziz Çınar ile Türkeş arasında geçen görüşmeyi şöyle anlatıyor: "1964 senesinde rahmetli Alparslan Türkeş suret-i mahsusada şeyhim Arif-i Billah Mustafa Aziz Çınar Hazretleri'nin huzuruna gelir ve birlikte akşam yemeği yerler. Bir ara Türkeş Bey kendilerine siyaset yolu ile memlekete hizmet etmek arzusunda olduklarını ifade ederler. Mübârek şeyhimden aldıkları cevap aynın şöyledir: 'Alparslan Bey, siz siyaset yapmıyorsunuz. Sizin yaptığınız vatan müdafiiliğidir. Bu yolda hizmete devam ediniz.' Yirmibeş sene sonra yani 1989 senesi içerisinde fakirhanemizi ziyaret günlerden birinde idi ki akşam yemeğini müteakip âcizaneme evveliyatını bilmediğim ve o esnada muhatap olduğum yukarıda bahsedilen aynı suali soran rahmetliye cevabımız şu oldu: 'Sizin yaptığınız siyaset değildir. Siz hizmetlerinizi vatan müdafaasına hasretmişsiniz. Yolunuza devam ediniz. Allah muvaffak eylesin' deyince, rahmetli bunun üzerine birdenbire heyecanlandı ve 'Allah Allah, Allah Allah' diyerek dedi ki: 25 seneden beri sakladığım bir sırrı şimdi ben de size açıklayacağım. 1964 senesinde Şeyh Aziz Çınar Hazretleri'nin bana söylediğini tam 25 sene sonra yani 1989'da siz de aynen söylüyorsunuz."

Türkeş'i idamdan Arusi şeyhi kurtarmış

Arusiler beni yalnız bırakmadı
Türkeş yaşamı boyunca manevi desteklerini aldığı Arusiler'e şükran duyguları taşıdı. 11 Aralık 1987'de Mevlana İhtifali vesilesiyle Ankara'ya giden Arusi Şeyhi Mehmet Faik Erbil'le Bulvar Palas'ta özel bir akşam yemeğinde bir araya gelen Alparslan Türkeş, Arusiliğe olan sevgisini ve bağlılığını dile getiriyordu. Yemekte Türkeş'in eşi Seval Türkeş Hanım da vardır. 12 Eylül döneminde askeri mahkemelerde idamdan yargılandığını ve Arusiler'in kadim şeyhlerinden Abdusselam El Esmer'in himmetiyle kılpayı kurtulduğunu belirten MHP lideri Türkeş, Mehmet Faik Erbil'e başından geçen olayları heyecanlı bir şekilde şöyle aktarıyor: "Hakkımdaki idam fermanı önceden verilmiş ve üç bacaklı sehpa kurulmuştu. Çok büyük bir evliya olan Hazreti Pir Seyyid Abdusselam el Esmer Sultan'ın yüzü suyu hürmetine bu belanın üzerimden ref-i def olması için Allah'tan niyaz ettim. Cenâb-ı Allah'ın izni iledir ki, Hazret-i Pîr Seyyid Abdüsselâm el Esmer Sultan'ın çok himmetini gördüm ve üç bacaklı idam sehpasına mübareğin attıkları bir tekme ile idamdan döndüğüm gibi bugün dimdik ayaktayım. Kendilerine medyun-u şükranım. İkincisi, haksız yere yattığım hapisten sonra çoluk çocuğumla Avrupa'ya gittim. Alman hükümeti, yapılan fitne üzerine, hava meydanından geri dönmemi istedi. Yarım saat içerisinde Seyyid Abdusselam Hazretleri'nin himmetini gördüm. Alman İstihbarat Başkanı benden özür diledi ve Frankfurt'a girdim. Üçüncüsü, İngiltere'ye gitmek üzere iken Fransa'ya inmek zarureti hasıl oldu. Aynı şekilde Paris'e girmeme müsaade edilmedi. Yine o mübarek pîrin himmetleri ile on beş dakika içinde bizzat Paris Emniyet Müdürü gelerek özür diledi. Paris'e, oradan da İngiltere'ye geçtim. Ya Allahım! Bu büyük evliyayı nasıl sevip de ona hürmet etmeyeyim. Beni herkesin terkettiği en kara günlerimde ve en zor zamanlarımda gerçek bir karagün dostu olduğunu unutmam mümkün değildir. Evlatlarımın, katillerin, vatan hainlerinin zalim kurşunlarına hedef olmaması hususunda bize gösterdiğin alaka beni çok mütehassis etmiştir. Allah senden razı olsun."

MHP lideri Alparslan Türkeş, 27 Mayıs 1960'daki askeri darbede yer aldığı için 1970'li yıllarda Demokrat Parti'nin devamı olarak bilinen Adalet Partisi'nin mensupları tarafından hep eleştiriye maruz kaldı. İkinci bir eleştiri konusu da Said-i Nursi'nin naaşının askeri idare tarafından Urfa'daki mezarından bilinmeyen bir yere nakledilmesiydi. Bu iki eleştiri de MHP lideri Türkeş'i hep rahatsız etti. Türkeş, 27 Mayıs ve Said-i Nursi olayı hakkında çeşitli açıklamalar yaptı. Başbakan Adnan Menderes'in idamına karşı çıktığını, Said-i Nursi'nin naaşının ise kendisinin sorumluluğu dışında nakledildiğini belirtti. Said-i Nursi'nin mezarının herkesçe bilinmeyen bir yere defnedilmesi hususunda talebelerine vasiyeti vardı. Yine de naaşının 27 Mayıs'tan sonra askeri idarenin talimatıyla bilinmeyen bir yere nakledilmesi Nurcu çevrelerde eleştiri konusu yapıldı. Türkeş, Said Nursi'nin kayıp mezarı hakkında sorulara muhatap kaldı. Uzun yıllar suskunluğunu koruyan Türkeş, gazeteci Hulusi Turgut'a 1995 yılında anlattığı anılarında kayıp mezarla ilgili açıklamalarda da bulundu.

"Menderes'i İsviçre'ye göndermeyi düşünüyorduk"

Mehmet Faik Erbil 27 Mayıs hakkında Türkeş'in söylediklerini şöyle anlatıyor: "Rahmetli 27 Mayıs 1960'ı, özetli ifade edersem şöyle anlattılar: "27 Mayıs harekâtı doğruydu ve makbulümdür. Zirâ halkımız kardeş kavgasına sürükleniyordu. Nitekim, kahvelerine kadar kamplara ayrılmıştı. Vatanın bütünlüğü tehlike arzediyordu. İçeride hainler, dışarıda düşmanlarımız, sevinç tezahürleri göstermekteydi. Rahmetli Adnan Menderes'i ziyaretimde kendileri bana harekâtı tasvip ettiklerini ve imzasını taşıyan kendi el yazısıyla bunu teyid etmek istediklerini beyan ettiklerinde sanki biz tazyikle bunu yazdırmışız gibi bir durum meydana gelir düşüncesi ile olduğu kadar aynı zamanda fitneye de yol vermemek için isteği kabul edemeyeceğimi söyledim. Ayrılırken rahmetlinin düşmanı olmadığımızı ve haklarında müspet düşündüğümüzü kendisi de farketmişlerdi. Asıl fikrimiz; fitnenin bertaraf edilerek, kardeş kavgasını önlemek ve vatanın bütünlüğünü korumak için üç sene iktidarda kalıp, bu arada tahsisatını vermek suretiyle rahmetli Adnan Menderes'i İsviçre'ye göndermek ve vaziyet normale avdet edince tekrar vatana dönmesini teminen seçimlere girmesini sağlamaktı. Maalesef, bu temiz düşüncemiz ihanete uğramıştır.

28 Mayıs 1960'ı şiddetle reddediyorum. Zira, zulüm yapıldı ve nahak yere cana kıyıldı. Tarihi vesika olarak Hindistan- Yeni Delhi'den devlet müşaviri sıfatı ile çektiğim telgrafta ve yazdığım mektupda idamlarını suret-i katyede tasvip etmediğimi bildirdim. Ben 27 Mayıs'a kendilerine çok itimat beslediğim değerli bir paşamızın isteği ile dahil oldum. 'Eğer sen aramızda olmazsan, bunlar iki satırı yazıp bir araya getiremezler' dedi. Paşamız da benim gibi iyi duygular sahibi idi. Bunun için kabul ettim."

Said-i Nursi olayını MBK'ya getiren Kızıloğlu idi
Türkeş, 1995'de gazeteci Hulusi Turgut'a Said-i Nursi'nin naaşının naklinin Milli Birlik Komitesi toplantısında gündeme geldiğini belirtiyordu. Konuyu gündeme getiren - İçişleri Bakanı emekli general İhsan Kızıloğlu'ydu. Türkeş şöyle diyordu: "İhsan Paşa elinde bir dosya ile geldi. Bir konuda bilgi vermek istediğini söyledi. Paşanın Komite'ye anlattıklarına göre, 27 Mayıs'tan önce, Urfa'da vefat edip, oraya defnedilen Said Nursi'nin kardeşi, kendilerine bir dilekçe vermiş, ismi Mehmet olabilir, ama soyadı, kardeşinin soyadına benzemiyordu. Dilekçe sahibi, 'Ben Konya'da oturuyorum, oysa ağabeyimin mezarı Urfa'da. Sık sık ziyaret etmek istiyorum, iki şehrin arası uzak olduğu için her zaman ziyaret imkanı bulamıyorum' demiş. Paşa bize bunları anlattıktan sonra, 'Said Nursi'nin kardeşi kabir nakli istiyor' dedi. Dilekçe MBK'da Kızıloğlu tarafından okundu. Komitenin izin vermesi halinde, Cemal Gürsel Paşa'ya da arzedileceğini belirtti. Milli Birlik Komitesi kabrin nakline izin verdi. Olayın bize yansıyan şekli budur. Olayı böyle biliyoruz. Kızıloğlu'nun verdiği bilgi dışında ayrıntı alamadım. Zaten 13 Kasım oldu, biz yurt dışına çıkarıldık."

Said-i Nursi'nin mezarını ikinci Kabe olmasın diye naklettik
Türkeş bu konuyu Arusilerin önde gelen isimlerinden Mehmet Faik Erbil'le de konuştu.

Mehmet Faik Erbil, Said-i Nursi'nin naaşının bilinmeyen bir yere nakledilmesi hususunda MHP Lideri Türkeş'ten bilgi alıyor. Erbil, Said-i Nursi'nin naaşının nereye nakledildiğini belirtmekten kaçınıyor. Erbil, Said-i Nursi Olayı'nı da Türkeş'in ağzından şöyle aktarıyor: "Said-i Nursi bahsine gelince; Urfa'da Makam-ı İbrahim'den naaşını alıp..... nakletmemiz belki de doğru değildi. Kabir nakli gece uçakla üç kişi tarafından yapılmıştır. (...) İkinci bir Kâbe yapılmasından korktuğumuz için böyle davranmak zaruretini duymuş olduk. Burada niyetliyim halistir. Hata yaptığımı düşünmüyorum. Varsa, Allah'tan af dilerim."

'Babamın ilk ismi Alparslan'
MHP Lideri Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş, babasının ilk isminin Hüseyin Feyzullah olduğunu reddetti. Aile içinde böyle bir hususun bilinmediğini ifade eden Tuğrul Türkeş şunları söyledi: "Bu iddia 20-25 yıldır sol cenahtan rahmetli babamın Kıbrıslılığına yönelik bir itham olarak gündem geldi. Ben babama ve kendime pasaport çıkartmak için Kıbrıs'a gittiğimde nüfus kayıtlarına baktım. Böyle bir şeye rastlamadım. Benim gördüğüm kayıtlarda Alparslan olarak yer alıyor. O yıllarda Alparslan ismi Kıbrıs'ta pek kullanılmıyor. Bu nedenle Ali Arslan olarak bir ara kullanılmış aile etrafında. Soyadı kanunu çıkınca Türkeş soyadını almışız. Amcamlar o dönemde Adana'da oturuyorlardı. Haberleşme imkanı kıtlığı yüzünden bir yanlış anlama nedeniyle amcamlar Türkiş soyadını almışlar. Babamın Lefkoşe'de doğduğu yıllarda çocuklara iki isim veriliyor, birisi babanın ismi olur hep. Bu durumda Alparslan Ahmet Hamdi olması lazımdı. Hem babama bu iki zatın ismi verilmiş olsaydı, neden değiştirsinler ki, bu zatlara saygısızlık olmaz mı?"

Ünlü kadın yazar Cahit Uçuk, üstadı Mardin'i unutamadı
Mehmet Faik Erbil'in verdiği bilgilere göre Ömer Fevzi Mardin'in müritleri arasında Türkiye Öğretmenler Birliği genel başkanlarından Ahmet Sami Ayral da var. Buna göre Ayral, Arusi-yi Selami Tarikati'nin önde gelen isimlerinden. Mardin'den sonra şeyhlik makamına oturan eski Kadıköylü olarak bilinen GS Divan Üyelerinden Bedirhani'lerden Mustafa Aziz Çınar (vefatı 1979). Yine Abdulkadir Paşa olarak bilinen Kadri Yıldırım Paşa Kadiri tarikatine mensup iken Arusi oldu. 1980'de vefat eden Paşa Arusi şeyhlerinden biriydi. Gümrük ve Tekel eski bakanı MHP'li merhum Gün Sazak'ın eşi Nilgün Sazak da Arusilere yakınlık duyan isimler arasında. Ömer Fevzi Mardin'in sohbet halkalarına katılan ünlü isimlerden birisi de kadın romancı-yazar Cahit Uçuk. 1909'da Selanik'te dünyaya gelen Cahit Hanım 2003 Ocak'ında Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan "Erkekler Dünyası'nda Bir Kadın Yazar" isimli anılarında Ömer Fevzi Mardin'den şöyle söz ediyor: "Şimdi masamın üzerinde bana yıllardan beri en ümitsiz günlerimde güç veren sıcacık ve alçakgönüllü gülümseyişiyle bakan, adının üstüne sadece 'Allah kulu' diye imzasını atan sevgili, aziz büyüğüm Ömer Fevzi Mardin'in resmi var. 'Bu kalem senin elinde mi? Sen yazmaya devam et çocuğum' sözleri kulaklarımda çınlamakta."

Arusi şeyhi 'Mardinizade'
Arusi Şeyhi Ömer Fevzi Mardin'in Varlık Vergisi'nin uygulandığı 1940'larda zorda kalan Museviler'e yardım edilmesini tavsiye ettiği ifade ediliyor. İsmet İnönü'nün "siyasete karışmazsanız hayatınız garanti altındadır" dediği Ömer Fevzi Bey, DP'nin kuruluşuna kadar siyasi konulardan uzak kaldı, talebelerine de aynı şekilde davranmalarını tavsiye etti. Ömer Fevzi Bey, 1946'da Demokrat Parti'nin kurulmasından sonra halk arasında demokrasi bilincinin kökleşmesi için kitaplar yazdı. 1942'de Kadiköy'de kurduğu İlahiyat Kültür Telifleri Derneği, Müslümanlar ve gayr-ı müslimler arasındaki diyalogda etkili oldu. Mardin, 1950'de DP iktidarında Kore'ye asker gönderilmesi kararını da savunan bir din adamı olarak dikkat çekti. Bu amaçla, "Kore Savunmasına Katılmamızda Dini ve Siyasi Zaruret" isimli kitabı yazdı.

Ömer Fevzi Mardin'in mensubu olduğu Mardinizadeler'den bazı ünlü isimler şunlar: Ord. Prof. Ebulula Mardin, Prof. Şerif Mardin, Betül Mardin, Yusuf Mardin ve Arif Mardin. Arif Mardin, Küçük Hüseyin Efendi'nin müritlerinden olduğu söylenen Merhum Büyükelçi Münir Ertegün'ün oğlu Atlantic Records'un patronu Ahmet Ertegün'ün ABD'deki yakın çalışma arkadaşı. Ünlü plak yapımcısı Arif Mardin meslek yaşamının 7'nci Grammy ödülünü aldı. Atlantic Records şirketinin başkan yardımcısı, yapımcı ve bestekar Arif Mardin, Los Angeles'ta düzenlenen galada Grammy özel liyakat ödülü olan 'Trustees' ödülünü de aldı. Ömer Fevzi Mardin'in annesi Osmanlı'nın Hariciye Nazırları'ndan Halil Şerif Paşa'nın kızı Leyla Şerife Hanım. Şerife Hanım Osmanlı döneminin ilk kadın roman yazarı olarak biliniyor.

MHP lideri Alparslan Türkeş'in Arusi Şeyhleri Mustafa Aziz Çınar ve Mehmet Faik Erbil'le sık sık görüştüğü ortaya çıktı. Erbil, Türkeş için "Ekseriye tek başına ve ara sıra da refikası ve evlatları ile beraber sık sık fakirhaneye ziyarete gelirdi" diyor. Kaptan-ı Derya Turgut Reis'in soyundan gelen Erbil'in babası Ahmet Faruk Erbil de Rıfai-Uveysi idi. Muhabere çavuşu Ahmet Faruk Efendi, eniştesi Alay Kumandanı Miralay İbrahim Hakkı Ertan ile Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı'na katıldı. Heyemola adlı denizci türküsü de Erbil'in ninesinin babası Bahriye Albaylarından Hacı Ali Kaptan için yazılmış. Kaptan-ı Derya Süleyman Paşa, Korgeneral Şükrü Naili Paşa, Ruşen Eşref Ünaydın, Trablusgarb Valisi Turgut Bey, Ticaret eski Bakanı Zeyyat Mandalinci, Kaptan-ı Derya Cafer Paşa, İçişleri eski Bakanı Şükrü Kaya, Prof. Mehmet Uluç da aynı aileden.

Son yıllarında Türkeş Türkiye'nin tutkalı oldu
1930'larda Ömer Fevzi Mardin ile başlayan ve Bedirhani Mustafa Aziz Çınar ile devam eden Arusi-Selami-Ömeriye tarikatinin son şeyhi olan Mehmet Faik Erbil, Türkeş'in gizli dünyasında önemli bir yer tutuyor. Erbil, önümüzdeki günlerde neşredilecek olan Mir'at'ül Hakaik (Hakikatlerin Aynası) isimli eserinde Arusilik ve Türkeş hakkında son derece özel bilgilere şöyle yer veriyor:

"Hakikat hayatına dair bir misal: Alparslan Türkeş Bey'in kendisine, bir büyük şehrin tapusunu sana verelim, dünyaya döner misin deseler, başını çevirip bakmaz bile. (..)Hususi görüşmelerimizden birinde bize 'Müslümanım ve Müslüman olarak yok denildiği ve yerildiği zamanlarda varlığını dile getirdiğim Türk ırkının mevcudiyetinin sağlam düşünce ve berrak fikirle isbatı üzerine uğradığım dahili ve harici bütün tasallutlar eğer suç teşkil ediyorsa ben buna çoktan razıyım' diyen merhum Türkeş'e şöyle dedik: 'Cenâb-ı Allah itibarınızı ziyadesiyle iade edecektir.' Nitekim, fuzûli yasakların kaldırılmasından sonra vefatına kadar geçen zaman dilimi içerisinde üç-beş arkadaşı ile birlikte merhum Türkeş Türkiye'nin tutkalı, âdeta gizli bir cumhurbaşkanı gibi herkes tarafından, hattâ bir dönem katı muhaliflerince bile mütalaâ ve kabul edilmişti.

Kur'an üzerine yemin
Cennet mekân rahmetli Hacı Alpaslan Türkeş'e dedim ki: 'Yahudi ve Hıristiyan devletleri dahi tahrif edilmiş Tevrat ve İncil üzerine meclislerinde, senatolarında el basıp yemin ederken Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hemen hemen tamamına yakın Müslüman olduğu halde Büyük Millet Meclisi'nde ve eğer varsa Senatosu'nda tahrifi muhal olan Allah Kelâmı Kur'ân-ı Kerîm üzerine niçin yemin edilmez ki! Hal böyle devam ettiği müddetçe Meclis'te yapılan yeminlerin hiç birisi Allah katında değer taşımadığı için sizler de o yaptığınız yeminlerden katiyen mesul değilsiniz. Tabiatıyle, hoş manzara değildir. Bir de şöyle düşünün: Yemin etmek üzere Kur'ân-ı Kerîm'e el basanın muhakkak surette istese de, istemese de içine bir korku düşer ki, üç kötülük yerine bir kötülük yapmakla iktifa etmek zorunda kalır. Ta ki ahlâk düzelene kadar bu dahi millet-memleket hizmetinde kazanç değil midir?' Merhum Türkeş, bu ifadelerimize ciddiyetle aynen iştirak ettiklerini söylemişlerdir. Vesile teşkil etmişken belirtelim. Biz Allah adamıyız. Allah işçisiyiz. Siyasetle zerre misâli alâkamız yoktur. Bu sebeple muhterem zatın ne evinin, ne bürosunun, ne parti merkezinin ve ne de herhangi bir parti teşkilatının yolunu bilmeyiz.

Allah'a, Peygamber Aleyhisselâm'a, Din-i İslâm'a ve Kur'ân-ı Kerîm ile Ehl-i Beyti Resulullah'a, Enbiyâ ve Evliyâ'ya büyük hürmet taşıyan ve içinden çıktığı ordusuna toz konduramayacak kadar vatan sevgisi ile dolu olan bu muhterem zât, aslında kesilecek bir horozun kanını görmemek için dahi sırtını dönecek kadar yufka yürekli, merhametli, her yönüyle devlet adamlığı vasıflarını haiz, dürüst, vefalı, edepli, terbiyeli ve bilgi bir zât idi. Türkiye'de cumhurbaşkanlığına en lâyık bir kimse olduğunu rahatlıkla ifade edebilirim. Türkiye Devleti Cumhurbaşkanı olmasını çok arzu ettim. Ancak, bu bir rıza lokmasıdır sırrından Cenâb-ı Allah'ın sunduğu nimeti yemesini bilemedi. Fakat, bu dünyadaki en büyük beşeri makamdan çok daha ziyadesi Gerçek Hayat'ta kendisine ikrâm edilmiştir. Bu hikmeti tefekkür etmekte güzellikler vardır. Rahmetli Fatihâ-ı Şerifesi'ni beraberinde götürmüştür. Hiçbir kimseye nasip olmayan tarzda bu dünyadan göç etti. Şöyle ki, cenaze merasimi müddetince üzerine evvela kar yağdı, arkasından sulu kara çevirdi ve son olarak da yağmur dediğimiz rahmetle noktalanarak uğurlandı. Bu Rabb'ın kendisine bir iltifatı idi. Nâhak yere tutuklu kaldığı 12 Eylül'den sonraki hayatı, vefatına kadar kendisine göre kemâlât içerisinde geçmiştir. Bilhassa gösterdiği olgunluk, ciddiyet ve mert tavrı buna ne güzel misâldir. Sinemize gömdüğümüz bize verdiği çok değerli bilgileri bu âlemden göç ile Hakikat hayatına taşımış olacağız. Hikmet sahibi Ulu Tanrı'ya sığınarak deriz ki, bu devlet güzel hizmetler için başında bir Eştürk-Türkeş görür, inşaallah. Celâl ve Cemâl sıfatlarının mâliki olan Allah'a hamdimiz ve şükrümüz büyüktür.

'Küçük oğluna Keskinkılıç ismini koydum'
Bu vatanda cumhurbaşkanlığına her bakımdan en lâyık bir zât idi. Zaman zaman kendilerine inşallah devlet başkanı olursunuz derdim ve refikası Sayın Saadet Seval Türkeş'e de 'Siz buna hazırlanın' ifadesinde bulunduğumda hiç cevap vermez, sadece tebessüm ederlerdi. Küçük oğluna (Keskinkılıç) ismini koydum. Sünnetini takiben birgün müddetince kan kaybına uğramış ve ne yapmışlarsa kanı durduramamışlar. Bundan büyük endişe duyarak çocuğu fakirhâneye getirdiler. Kısa bir duayı müteakip kan derhal durdu ve böylece çok rahatladıklarını ifade ettiler. Ey Allah kulları! Kim olursanız olun, duayı asla küçümsememenizi ve dua etmekten uzak durmamanızı tavsiye ederiz. Zirâ, Kur'ân-ı Kerîm'de Cenâb-ı Allah önemine bianen dua üzerinde durduğunu buyurur. İşin farkına epeyce bir müddet sonra vardıklarını müşâhede ettim. Meğerse bu örtü altında bize verilen vazife cennet mekân rahmetliyi ukbâ hayatına hazırlamakmış. Cenâb-ı Hakk'a hamdimiz- şükrümüz ziyâdedir."

Milli İstihbarat'a önem verirdi
Mehmet Faik Erbil: İçinden geldiği ordumuzu çok sevdiği gibi bunun yanısıra emniyet kuvvetlerimizi de takdir eder ve kendilerine sevgi ve muhabbet beslerlerdi. Bilhassa Milli İstihbarat'a çok önem verirdi. Yakın-uzak, partili-parti dışı, asker-sivil olmak üzere hüsnüniyetle iyilik ettiği pekçok kimseden gördüğü ihanet ve nankörlükten başka çeşitli kesimlerden kulaklarına nice kirli fitne lafları, yalan sözler geldiği içindir ki uzunca bir müddet haklı olarak eşhasa karşı duyduğu itimatsızlık şüpheciliğe yol açmıştı. Cenâb-ı Allah'ın yardımı ile zaman içerisinde bunlardan mümkün mertebe arınmıştır. Kendileri mazbut bir aile hayatı içerisinde, gayet edepli idi ve bir gün dahi olsun bacak bacak üzerine attığını görmedim. Daima iki eli dizleri üzerinde otururlardı. Acırım kendisine dünyada iken zulmedenlerin gerçek hayattaki hallerine!...

Mail Büyükerman: Beni Mardin'e Cahit Uçuk gönderdi
DSP Eskişehir eski Milletvekili Mail Büyükerman da üniversite yıllarında tanıştığı Ömer Fevzi Mardin'in sohbet halkalarında yetişti. Mail Büyükerman'la Ömer Fevzi Mardin'i konuştuk. Büyükerman hıçkırıklar ve gözyaşları içinde "Üstadım" dediği Mardin'i anlattı.

Sizi kim tanıştırdı?
Hukuk Fakültesi üçüncü sınıftaydım. Edebiyata ilgim vardı. Şeytanın Kuklaları isimli bir tiyatro yazmıştım. İstanbul Şehir Tiyatroları'nda Dramaturg Heyeti'nin önüne çıktım. Heyet, oyunumun Şehir Tiyatroları'nda sahneye konulup konulmayacağına karar verecekti. Heyetin önünde oyunumu okumaya başladım. Kapı açıktı, biraz sonra şık ve güzel bir hanım girdi içeriye. Okumayı durdurdum. Heyettekiler kadına büyük ilgi gösterdiler. Cahit Uçuk'muş. Ünlü romancı, hikayeci ve oyun yazarı. Oyunumda ilahiyatla ilgili ibareler vardı. Bu vesile ile Cahit Hanım onlara Ömer Fevzi Mardin'den söz etti. Israrla Mardin ile tanışmalarını istedi. Benden de mutlaka Mardin ile tanışmamı istedi, kendisinin de bu konuda yardımcı olacağını söyledi.

İlk karşılaşmanız nasıl gerçekleşti?
Ruhi bir arayış içindeydim. Kadıköy Çukurbostan'da, 31 Ağustos Sokak'ta 31 numaralı evin kapısını çaldım. Narin, ince yapılı, rahibe gibi bir kadın açtı kapıyı. İçeri girdim. Tanıştık. Cahit Uçuk hanımın tavsiyesiyle geldiğimi söyledim. "Ben buraya bir tecessüs, merak için gelmedim, manevi ihtiyacım için geldim" dedim. Pek sevindiler. Sohbet ettik. Bana kendi yazdığı ilahiyat külliyatından verdi. Kıştı. Çıkarken paltomu tuttu, engellemek istedim, "Ben tutacağım, ev sahipliğinin gereğidir, hem bana mutluluk verir" dedi. Ziyaretlerim haftada bir devam etti.

Sohbetlerde tarikat lafı edilir miydi?
Katiyetle. Hiçbir gün ne Nakşilik'ten ne de Arusilik'ten söz etti. Sadece Kur'an'ın insancıllığından bahsederdi. Okulu bitirip 35. dönem yedeksubaylık hizmetimi yaparken vefat ettiğini öğrendim. Üzeyir Garih cinayeti işlendikten sonra üstadımın Nakşi Şeyhi Küçük Hüseyin Efendi'nin müridi ve halifesi olduğunu o zaman öğrendim. Benim bir gazetede Ömer Fevzi Mardin'le ilgili bir açıklamam üzerine İstanbul'dan bir telefon geldi. Bir sanatkarmış, ismini söylemeyeceğim. Çocukken sık sık mezarlıkta barınırmış. Üstadımın mezarını kelli felli adamların sık sık ziyaret etmeleri dikkatini çekmiş. Daha sonraki yıllarda Üstadım'ı araştırmış, kim olduğunu öğrenmiş. Bu şekilde Üstadım'a karşı muhabbet duymuş. Ben bir kitap yazdım Birinci Otuz diye. Kitapta İncil, Zebur, Tevrat ve Kur'an'ın ortak yönlerini inceledim. Bu kitabın meydana gelişinde Üstadım'ın bana öğrettiklerinden çok istifade ettim. Önsözünde "Üstadım büyük insan Ömer Fevzi Mardin'i rahmetle anarım" dedim.

Nasıl biriydi?
Ömer Fevzi Bey'in gözleri derinlere, uzaklara, sonsuza doğru bakardı. Her zaman güleçti, tebessümlüydü. Sesinde bir şefkat ve rikkat vardı. Kim olursa olsun herkese iyilik yapmayı tavsiye ederdi. Sade ve mütevazı bir kişiliği vardı. Zengin bir aileye mensup olmakla birlikte küçük bir evi vardı. Üstadım'la ilgili konularda bir şey söylemeyi ve anlatmayı vecibe, vazife sayarım.

MHP lideri Türkeş'le özel ilişkisi bulunan Arusi Şeyhi Mehmet Faik Erbil, Amerikan savaş gemisi Missouri'nin 1946'de Türkiye'nin ilk Washington Büyükelçisi Münir Ertegün'ün cenazesini İstanbul'a getirmesi konusunda ilginç bir açıklama yapıyor. Ertegün ABD'de görev başında iken vefat etmişti. Washington'un bir Türk diplomatın cenazesi için en ünlü gemisini tahsis etmesi önemli bir gelişmeydi. Oysa Arusi Şeyhi Erbil'e göre olay şöyleydi: "ABD'nin suikaste uğrayan başkanlarından Franklin Roosevelt'i öldürmek niyetiyle üzerine ellidört veya ellibeş santim mesafeden suikastçinin sıkmış olduğu beş kurşun biiznillah re'sen himmetiyle hedef değiştirmiş ve bu suikastten Roosevelt böylece kurtulmuştur. Çünkü Tarikat-i Nakşiye'den meşhur Küçük Hüseyin Efendi Hazretleri'nin dervişanından Washington Büyükelçimiz rahmetli Münir Ertegün vasıtasıyla Roosevelt'i himayesine almış; onun gizlice İslamiyet'le müşerref olmasına vesile-i rahmet olmuştur. Amerika'da vefat eden muma-ileyhe, ABD tarihinde ilk ve son olarak Missouri gemisiyle cenazesinin İstanbul'a kadar getirilmesi bu himmetin minnet duygusunu ifade eden bir kadirşinaslıktır"

Roosevelt de müritmiş!
Erbil, Ömer Fevzi Mardin"in Eva Peron hakkında da mevlit okunabileceği fetvasını verdiğini de kaydediyor. Erbil, Mir'at'ül Hakaik isimli kitabında Roosevelt'in Müslüman olduğunu şu sözlerle anlatıyor: "Ömer Fevzi Mardin Müslüman, Musevi ve İsevi olmak üzere insanları üç koldan irşat etmişlerdir. Zira bu ulu zat Veli-yi Mürşid-i Ekber'dir. Şeriflerine bir misal olarak Tarikat-i Nakşiye'den meşhur Küçük Hüseyin Efendi Hazretleri'nin dervişanından Washington Büyükelçimiz Münir Ertegün Rahmetullah-ı Vasia vasıtasıyla Amerika Başkanlarından rahmetli Roosevelt'in gizlice İslamiyet'le müşerref olmasını zikredebiliriz. Vesile teşkil etmişken, şu bilgiyi de verelim. Ahir ömründe huzuruna gelip zikr-i şerife dahil olan meşhur şairi azam merhum Abdülhak Hamit Tarhan'ı da bu meyanda yadederiz. Her üçüne de Allah rahmetini ziyade eylesin."

"(..)Suikaste uğrayan ABD Başkanlarını konu edinen 12 bölümlük bir tv dizisinde Roosevelt'in eşi, yerli yabancı basın mensupları, eşinin hangi dinden olduğunu sorup, Hıristiyan olup olmadığını öğrenmek istediklerinde, Başkan'ın eşi, kocasının Hıristiyan olduğunu söylemeyince bu kez ısrarla, o zaman hangi dinden olduğunu sual ettiklerinde cevap vermeyip sükut ediyor.

Bu da Ömer Fevzi Hazretleri'ni gayet açık olarak teyit etmiyor mu? Ruhani âlemde madde olmadığı için toprağı bol olsun diyemeyiz. O sebeple gerçek İslam terbiyesi içinde Allah kendisine rahmet eylesin demek gerekir. Öyle ise Allah rahmet eylesin.

Türkeş Gizli Cumhurbaşkanı idi

ARUSİLER VE TÜRKEŞ
MHP lideri Alparslan Türkeş'in Arusiler'le ilişkisini konu alan dizimiz, birinci elden Arusi Şeyhi Mehmet Faik Erbil'in tanıklığına dayanıyor. Türkeş'in bilinen siyasi kişiliğinin yanısıra, bilinmeyen yönlerinin de bulunduğu gün ışığına çıktı. Kamuoyu tarafından pek bilinmeyen Arusilik tarikati hakkında da önemli bilgiler yer aldı dizide. Arusi şeyhleri arasında ünlü Kürt ailesi 'Bedirhani'lerden Mustafa Aziz Çınar'ın yanısıra Ahmet Sami Ayral da Arusiler'in önde gelen isimleri arasında. Öte yandan dizideki tarikatin dini yaklaşımlarına ilişkin anekdotlar (kerametler gibi) tasavvufla ilgilenen bilim adamlarının sahasına giriyor. Bu anekdotlara sadece yer verdik, yorumlamadık. Anekdotlar, din-siyaset, din-toplum ilişkileri bakımından önemli. Ayrıca tarikatler ve siyaset üzerine çalışma yapmak isteyenler için zengin bir malzeme sunduk. Türkeş, Arusi Tarikati'ne ilişkin bilgilerin yer aldığı Mehmet Faik Erbil'in Mir'at'ül Hakaik (Hakikatlerin Aynası) isimli eseri ilgilenenler için önemli bir kaynak.

Eva Peron için İstanbul'da mevlit
Ağır bir hastalığa yakalan Eva Peron için 8 Aralık 1951 tarihinde İstanbul Şişli Camii'nde şifa bulabilmesi için mevlit okutuldu. Mevlit 13 yıl Arjantin'de yaşayan bir Türk tarafından düzenlendi. Mevlide Beyoğlu müftüsü, Arjantin'in İstanbul Başkonsolosu ve cemaatın yanısıra 25 kadar Arjantinli de katıldı. Bir gayrimüslüm için mevlit okutulup okutulamayacağı o dönemde tartışma konusu oldu. Ömer Fevzi Mardin de Peron için mevlit okutulabileceği görüşünü savundu. Resmi bir görevi olmamasına karşılık Sağlık ve Çalışma Bakanı gibi davranan Eva Peron, Arjantin sosyetesinin yardım derneğine devletin bütçesinden ayrılan ödeneği kendi adına kurulan vakfa aktararak sayısız hastane, okul, bakımevi yaptırırken Arjantin'in en büyük camiini de inşa ettirmişti.. Arjantin'de bilhassa üst sınıfın nefretinin odak noktasında yer alan Eva, Arjantin Devlet Başkanı Juan Peron'un eşiydi.

Arusi şeyhlerin gelecek senaryoları
Şeyhim (Ömer Fevzi Mardin)14 Mayıs 1950 senesinde DP'nin iktidara gelmesini himmetiyle temin etmişler ve şöyle buyurmuşlardır: "DP intikal partisidir. DP intikal edecektir. Hazreti şeyhim ise (Mustafa Aziz Çınar) 1965'de AP iktidara getirildiğinde şöyle söylediler: Adalet Partisi intikal edecek. Artık bundan sonra DP hükümeti gibi hükmetler uzun ömürlü olmayacak, ömürleri kısa olacak."

Acizanem: "CHP ufalanıp, dağılacak."

İran ortasından ikiye bölünecek
Mübarek Şeyhim (Aziz Çınar) 1977 yılında Ekim-Kasım aylarında yine buyurmuşlardır ki "Müslüman Türk devletine karşı hoş bir tutumu olmayan hudut komşumuz İran Güney-Kuzey Wietnam ve Güney-Kuzey Kore gibi ortadan ikiye bölünecektir." Acizanemin bu kibarı kelamla alakalı düşüncesi şudur: "İran'ın Türkiyeye karşı muamelesini değiştirip samimi ve kardeş bir devlet gözüyle bakması kendi menfaati gereğidir. Umarız, ıstırap çekmez."

Rusya parçalanacak
1945 ve 1953 senesi Mart ayı başına kadar Piri-i Sani ve Pir makamında Ömer Fevzi Hazretleri şöyle buyurmuşlardır: "Rusya 30, 32, 33, 34 devlete bölünüp parçalanacaktır".

Has halifesi Şeyh Mustafa Aziz Hazretleri devamen ve teyiden buyurmuşlardır ki: Rusya 30, 32, 33, 34 ve 37 devlete bölünüp dağılacaktır" Bugün eğer bu rakam mevcutsa dağılma tamamlanmıştır. Değilse parçalanma 37'ye kadar devam edecektir.

yenisafak

----------
ÜLKÜCÜLER GERÇEKTEN TÜRK MİLLİYETÇİSİ MİDİRLER?
http://ulkuculerveturkeskimdir.wordpress.com/2008/11/16/ulkuculer-gercekten-turk-milliyetcisi-midirler/
---------
Alparslan Türkeş mason olmak istedi
http://arsiv.sabah.com.tr/2004/12/10/gnd109.html
----------
TÜRKİYE"DE GİZLİ SAVAŞ
Albay Türkeş kimdir?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/topic-345.0.html.html
*************
MUHSİN YAZICIOĞLU.

Bizim ulkemiz gariptir; ulke insanimiz ise daha bir garip. Mesela olen sanatcilarimiz vardir. Olmeden once kimsenin umrunda degildir, oldukten sonra ise "Inanilmaz buyuk sanatciydi vah vah!" denilir. Soz konusu sanatci, gercekten buyuk mudur bilinmez ama, bizim halkimizin genelinin bu konuda bir zaafi oldugu muhakkaktir.

Muhsin Yazicioglu"nu bilirsiniz. Bir helikopter kazasi sonucu, hayatini kaybeden ilginc bir adam. Onun ilgincligini sonra irdeleyecegim de; olum haberi gelmeden once ve geldikten sonra medya kuruluslarinin takindigi tavir, cok daha ilginc ve igrenc. "Muhsin Baskan"in kendi sesinden siiri" basligi atilip, adamin bir sure once okudugu "acikli" siir yayinlanir ya da "Oyle bir hayat ki..." diye bir baslik atilip, Muhsin Yazicioglu ovule ovule bitirilemez. Sevgi pitircigidir sanki Muhsin Yazicioglu, sanki Nobel Baris Odulu sahibi...

Olen insanin ardindan genelde uzulmek lazimdir. Bize boyle ogretilmistir. Yani biz Anadolu"da yetisen, bu kulturu alan insanlar olarak olumlere uzuluruz, peslerinden agitlar yakariz, insanlar genelde siyah giyer de belli eder yaslaini; bir manada kara gunlerdir olumlu gunler. Ancak belki de, sirf "insan olumu"ndan bu kadar tiksindigimiz icin, sahsim adina soyluyorum ki; uzulmedim Muhsin Yazicioglu"nun olumune. "E nasil bir celiski bu?" diye soracaksiniz ve ben hemen durumu ozetleyecegim.

Muhsin Yazicioglu"nun temsil ettigi, ugruna partiler kurdugu fikirleri zehirliydi.

Abdullah Catli"nin dostudur Muhsin Yazicioglu. Abdullah Catli"nin nasil bir insan oldugunu, sozde vatanseverlik maskesi altinda gencleri nasil oldurdugunu, iplerle bogdugunu bilmeyeniniz yoktur sanirim.
Abdullah Catli yakalanir.
Emniyeti arayan Muhsin"dir. Der ki: "Catli"yi birakmazsaniz, Ankara"nin her yerinde bomba patlatiriz."

Bircok katliamla ilgili kendisine dava acilmistir. Ancak neredeyse tum benzer gorusu savunanlar gibi, kendisi de bu davalardan beraat etmis ve ayni kisi, meclise milletvekili olarak girebilmistir, parti kurabilmistir. Soz konusu katliamlarin itirafcilari, "Emirleri Muhsin Yacicioglu"ndan aldik" demistir ancak ne deseler bostur. Gelin gorun ki; olan, 20"sinde hayata veda eden genclere olmustur. Yaziktir; varsa ilahi adalet gunahtir.

Yine ayni itirafcilar ve bir zamanlarin Ulku Ocaklari Hukuk Masasi sefleri, Sivas Katliami"nin planlayicilari icerisinde de Muhsin Yazicioglu"nun oldugunu ifade eder. Hatta bizzat, katliam sirasinda Sivas"ta olup olaylara onderlik ettigi soylenir. Bu denilenler itirafcilarin "deme"sidir de bir de katliami yasayanlarin anlatimi vardir. Madimak Oteli"ndeki yangindan kacip, yan taraftaki Buyuk Birlik Partisi binasina siginmak isteyen bircok kisi, parti pencerelerinden uzanan elleri kalasli gencler tarafindan dovulmustur. Bircok insan oracikta can vermistir. BBP"den yukselen "Geberin pislikler!" sesleri ise hic dinmemistir.

Maras Katliami"ni bilirsiniz. Oyle bir katliamdir ki bu; sirf alevi ve solcu olduklari icin hamile kadinlarin karinlari desilip icerisindeki ceninler duvarlara yapistiriliyor. Oyle bir katliamdir ki bu; cocuklar bile kafalarindan agaclara cakiliyor. Oyle bir katliamdir ki bu; insanlar baltalarla paramparca ediliyor. Oyle bir katliamdir ki bu; 505 kisi hayatini kaybediyor, binlercesi yaralaniyor. Katliami gerceklestirenlerin ve halki kiskirtanlarin ulkucu ceteler oldugunu bilmeyeniniz var mi? Ya ulku ocaklarinin basinda Muhsin Yazicioglu"nun oldugunu bilmeyen?

Cok mu uzak verilen ornekler? Peki gelelim birkac yil oncesine. Hrant Dink; ermeni bir aydin. Iki halkin kardesce yasayabilecenigi her firsatta soyleyen, bu amac ile cabalayan bir gazeteci. O da katledildi. Cinayeti azmettirenleri de hepimiz yakindan taniyoruz. Erhan Tuncel ve Yasin Hayal de bu azmettiricilerden; cezaevindeler. Erhan Tuncel, Muhsin"in Trabzon"daki miting ve toplantilarini organize eden ve Trabzon"da onun korumaligini ustlenen bir kisi. Bu durum resimlerle de ispatlidir.* Yasin Hayal de, her mahkemede "Yasasin Buyuk Birlik Partisi" diye slogan atan bir kisidir ki*; BBP"nin hem kurucusu hem de her seyidir Muhsin Yazicioglu. Hem, Yasin Hayal Mc Donalds"a bomba atarken ve bu durum emniyet kayitlarinda sabitken, Muhsin "Yasin Hayal, Mc Donalds"a maytap atmis" deyiveriyor ki, maytap nerde, bomba nerde... Ve yine Soylemeden edemeyecegim ki, Yasin Hayal ifadelerinde "Cezaevindeyken BBP MKYK uyesi Halis Egemen ve BBP Il Baskani Yasar Cihan"dan 1000 YTL para ile giyecek ve esya yardimi aldim" demis ve bu sozlerin ortaya cikmasindan sonra, kamuoyu Muhsin Bey"den bu iki gorevliyi gorevinden ihrac etmesini beklerken, Muhsin: "Arkadaslarimi infaz etmem" demistir.*

Gecmisi karanlik olan bir insandir Muhsin Yazicioglu. Kazasi nedeniyle, duygu somurusu yapilip da "Musum insan" imaji cizmeye gerek yok. Olulerin ardindan o kadar gozyasi doktuk ki; olduren zihniyetin temsilcilerine, elbette gozyasi dokmeyecegiz. Ve ben elbette uzulmeyecegim. Ilk bakista "acimasiz" gibi gorunse de bu dediklerim; kimlerin acimasiz oldugu gun gibi ortadadir. Sadece gercekleri gormek icin hangi acidan bakmamiz gerektigini bilelim.
G.Doğan.
---
Sağlığında yayınlanan hatıralarında ( Sabah Gazetesi, Hulusi Turgut), adının Ali Arslan konduğunu, daha sonra öğretmeninince Alparslan'a dönüştürüldüğünü kendisi söylemiştir. "Alp Arslan ( Arslan soyadı olarak)" takma ad kullandığını Star televizyonundaki Kırmızı Koltuk programında Ahmet Altan'ın başka bir konu ile ilgili sorusu üzerine arada kendisi söylemiştir. Ayrıca harbiye öğrencisi iken İnönü'ne gönderdiği Alp Arslan imzalı mektuplar basında da yayınlanmıştır.
wikipedia

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Muhsin Yazıcıoğlu da Turgut Özal gibi bir Nakşibendi idi!
« Yanıtla #10 : Nisan 05, 2009, 11:59:14 ÖS »
Neden Taceddin Dergahı"na gömüldü?

Gürkan Hacır
gurkan.hacir@aksam.com.tr 

Şüphelerle dolu bir helikopter kazasında yaşamını yitiren Yazıcıoğlu, vasiyeti gereği Taceddin Dergahı bahçesine defnedildi.
Peki, Yazıcıoğlu"nu İstiklal Marşı"nın yazıldığı o dergaha çeken neydi? Sadece milli bir tavır ya da Akif sevgisi mi? Yoksa daha derin bağlar mı?

BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu"nun beklenmedik ölümü halen tartışılıyor. Kaza mı yoksa suikast mıydı net bir şey söylemek imkansız. Kimilerine göre Yazıcıoğlu, hiç kullanmadığı helikopter konusunda zorla ikna edilmiş ve sorunlu olan bu araca binmesi sağlanmıştı. Kimine göreyse pilot önceden verilen ilaçlarla etkisiz hale getirilmiş, helikopterin düşmesi planlanmıştı. Kaza ihtimalini dillendiren ise az sayıda kişi var.
Yazıcıoğlu"nun cenazesi tüm bu tartışmaların gölgesinde kaldırıldı.

Türkiye"nin dört bir yanından gelen Nizam-ı Alem Ocağı"ndan gençler Ankara sokaklarını doldurdular ve liderlerine son görevlerini yerine getirdiler.

 Ve naaşı, Mehmet Akif Ersoy"un İstiklal Marşı"nı yazdığı Taceddin Dergahı"nın bahçesine defnettiler.

Yazıcıoğlu"nun sağlığında, defnedilmek üzere vasiyet ettiği Taceddin Dergahı"nın özelliği neydi ?
Sadece Milli Şair"e ev sahipliği yapmış olması mı bu ünlü ülkücü-aksiyoneri buraya çekmişti ?

İsterseniz Taceddin Dergahı"nın hikayesine bir uzanalım...
Öncelikle belirtmem gerek.

Muhsin Yazıcıoğlu"nun yaşamında Mehmet Akif Ersoy"un yeri başkaydı.
Sadece İstiklal Marşı"nın yazarı olması değil, yaşamı ve İslami düşüncesini de kendine yakın buluyordu.
Üstelik her ikisi de veterinerlik okulunda okumuşlardı. (Yazıcıoğlu Veterinerlik Fakültesi"ni bitiremedi.)

Ama onları aynı dergahta buluşturan sebep bu değildi.

CELVETİYE TARİKATI:
Halk içinde hakla birlikte...
Celvetiyye tarikatı, Bayramiyye tarikatının bir koludur. Bayramiyye ise Nakşibend"lik ve Halvetiliğin birleşimi olarak kabul edilir. Bayramiyye ismini Hacı Bayram-ı Veli"den alır. Yani Nakşibend"lik ve Celvetilik birbiri içine geçmiş bir haldedir.

BBP liderinin defnedildiği Taceddin Dergahı da Celveti tarikatının dergahıdır. Milli Mücadele yıllarında Mehmet Akif Ersoy"u evinde ağırlayan da bir Celveti şeyhiydi. Yani Ersoy, İstiklal Marşı"nı bir Celveti tekkesinde yazmıştı.

Taceddin Dergahı, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Hacı Bayramı Veli"nin kurduğu Bayramiyye tarikatının bir kolu olan Celvetiler için yaptırılmıştı. Taceddin Dergahı, Celvetilerin olduğu kadar Nakşibend"ler için de önemli dergahlardan biridir.

Muhsin Yazıcıoğlu, hayattayken ölümü halinde Taceddin Dergahı"na gömülmesini, eğer orası olmazsa Hacı Bayram Camii haziresine, orası da olmazsa Yazıcıoğlu Camii"ne defnedilmesini istemişti.
Peki, Nakşibend"ler için önemli sayılan bu Celveti tekkesine defnedilmek neden Yazıcıoğlu"nun vasiyeti olmuştu?

Yazıcıoğlu, Nakşibend"lerin lideri konumundaki Esat Coşan"ın yakınıydı. Coşan, Menzil Şeyhi olarak bilinen Mehmet Zahit Kotku"dan sonra cemaatin lideriydi. Her fırsatta Muhsin Yazıcıoğlu"yla bir araya geliyordu. Buluşmaları kamuoyundan pek gizlenmiyor, Coşan"ın verdiği yemeklerde Yazıcıoğlu hemen yanında onur konuğu olarak yer alıyordu.

KADERLERİ AYNI OLDU
Türk siyasi yaşamında önemli yer tutan İskenderpaşa cemaati,Coşan"ın liderliğindeydi.
Bugün AKP"nin birçok kadrosu bu cemaatin talebesiydi.
Ancak Coşan"ın ismi hep Yazıcıoğlu"yla anılıyordu.
Esat Coşan"ın da kaderi tıpkı Yazıcıoğlu gibi oldu.
O da Avustralya"nın Sdyney kentinde geçirdiği bir trafik kazasında yaşamını kaybetti.
 
EN YAKIN DOSTU NEYZEN TEVFİK"Tİ
Mehmet Akif Ersoy"un yaşamı ilginçliklerle doluydu.
Türklüğün en önemli şairlerinden gösterilen Akif, aslen Arnavut"tu.
Arnavutluk"un İpek Kasabası"ndan Tahir Efendi"nin oğluydu.

Asıl adı Ragıyf"tı.
Söyleniş zorluğundan ötürü doğum yeri olan İstanbul Fatih"teki arkadaşları Akif demeyi uygun buldular.
Mısır günlerinde en yakın arkadaşı ünlü hiciv şairi Neyzen Tevfik"ti.

Ayrı mizaçta gözükseler de dostlukları apayrı yaşam tarzlarından etkilenmedi.
Neyzen Tevfik alkol bağımlısıydı.

Hayatı boyunca defalarca alkolizm tedavisi görmesine karşın sirozdan yaşamını yitiren Mehmet Akif Ersoy oldu!
(Akif"in ortanca oğlu Mehmet Emin Ersoy da alkol bağımlısı oldu ve sefalet içindeki yaşamı bir kamyon kasasının üstünde son buldu.) 
Taceddin Dergahı"ndaki Mehmet Akif Evi"nin açılış töreninde tabelayı Neyzen Tevfik"in kardeşi Ahmet Şefik Kolaylı çaktı.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Muhsin'i iyi bilmezdik/Evliya değil TERÖRİST
« Yanıtla #11 : Nisan 18, 2009, 11:44:43 ÖÖ »


Türk Solu dergisi grubu vefat eden BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu"nu kapağına taşıdı. Derginin 231. sayısında merhum Yazıcıoğlu"nu "İyi Bilmezdik" başlığı ile kapak yapan Türk Solu dergisi kamuoyunda büyük tepkiye yol açtı. Derginin söz konusu sayısında Yazıcıoğlu aleyhinde birçok yazıya yer verildi.

Türk Solu dergisinin 231. sayısında Ali Özsoy imzası ile merhum Yazıcıoğlu"nu konu alan "İyi Bilmezdik" başlıklı bir yazı yayınlandı. Özsoy yazısında Yazıcıoğlu"na "terörist" diye savunarak şu ifadeleri kullanıyor:

SANKİ EVLİYA
"Muhsin Yazıcıoğlu öldükten sonra öyle hikayeler anlatıldı ki, inanılır gibi değil. Ölen bildiğimiz Muhsin Yazıcıoğlu değil de sanki evliya. Veya büyük bir düşünce adamı, toplumu birleştirmiş bir önder... Ya da memleketi defalarca uçurumun kenarından kurtarmış savaşlar kazanmış bir komutan... Bu tantanayı kimler çıkarıyor?

MUHSİN GAZINA BASIYORLAR
İstisnasız hepsi iktidar borazanı gazeteler, Kürt-İslam faşizminin bezirganları... Zaman gazetesi, Vakit, Sabah, Star v.s... AKP"nin seçimde oylarının keskin bir şekilde düşmüş olmasının verdiği sıkıntıyla bu cephe Muhsin gazına bastıkça basıyor. Kitlelerini böyle motive etmeye çalışıyorlar. "O çok namusluydu", "büyük vatanseverdi", "hep dik durdu", "ilkelerinden taviz vermedi", "tüm millet onu severdi", "demokrasi şehidi oldu..." Başbakan Recep Tayyip bile çıktı ne büyük vatan evladı olduğundan bahsetti. İnsan sormadan edemiyor. Madem bu kadar mükemmel bir adamdı küçücük partisine oy verseydiniz. Bir de güya bu adam bir muhalefet lideri. Neden iktidar borazanları hüngür hüngür ağlıyor? Başbakan bile çıkıp sanki AKP"li biri ölmüş gibi nutuk çekiyor.

TERÖRİSTE VEFA BORCU
Muhsin Yazıcıoğlu Terör Örgütü Ülkücü Gençler Derneği"nin kurucusuydu. Solda onun yakın arkadaşı ülkücü katil Haluk Kırcı. Yukarda ise Muhsin"in son dönem arkadaşlarından PKK"lı terörist Leyla Zana. Yazıcıoğlu hep teröristlerle birlikteydi. Elbette ki bu tantananın nedeni Muhsin Yazıcıoğlu"nun ve BBP"nin siyasi başarıları veya memlekete hizmetleri değil. Sağcı-gerici cephe bir zamanlar çok kullandıkları bir tetikçi çetesinin önde gelen isimlerinden birine vefa borçlarını ödüyor. Öyle ya 1980"den önce binlerce devrimcinin kanına girilmeseydi bugünkü sömürü düzeni kurulabilir miydi? Zaten Kürt-İslam cephesinin son zamanlarda pek bir konuşkanlaşan lideri Fethullah Gülen ağzındaki baklayı çıkarıyor. Muhsin için bakın neler diyor: "Anadolu insanı belli bir dönemde İslam"a ve Türk dünyasına karşı gelen şer güçlere karşı koydu."

TÜRK HALKI OLARAK İYİ BİLMEZDİK
Bizler onu iyi tanıyoruz. Kardeş kavgasının müsebbibiydi.
Hayatının her döneminde faşist ve gerici oldu.
Hayatının her dönemi Atatürk"e karşı oldu.
Türkçü değil ümmetçiydi.
Hep türbancı hep tarikatçıydı.
Solcu Türk"e karşı kaplan kesilir, Kürde ve Ermeniye ise kardeşlik şiirleri yazardı.
Fikir adamı değildi. Tek bir fikri yoktu. Sadece 1980 öncesi eylemleriyle ismi sivrilmişti.
Şiirleri vardı. Ama onlar da kötüydü.
Kürt-İslamcılar üzülmekte haklı olabilirler. Ama Türk halkına bunu dayatamazlar.
Bu millet vatan için, Cumhuriyet için, bağımsızlık için Ata"sının yolunda şehit olanları saygıyla anıyor. Tek bir Türk evladını bile unutmuyor.
Ama Muhsin"i nasıl bilirdiniz diye sorarlarsa kusura bakmasınlar.
Biz iyi bilmezdik"¦
Kaynak:
http://www.ensonhaber.com/medya/198832/muhsini-iyi-bilmezdik.html

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Muhsin Yazıcıoğlu"nun Helikopteri "elektromanyetik silahla düşürüldü"
« Yanıtla #12 : Ocak 11, 2010, 11:36:55 ÖÖ »
Yazıcıoğlu kazasıyla ilgili şok rapor!"Helikopter elektromanyetik silahla düşürüldü"

09.11.2009 08:43

Muhsin Yazıcıoğlu"nun da aralarında bulunduğu altı kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasını incelemek için görevlendirilen araştırma ekibi, yeni bir iddia ortaya attı: "Helikopterin düşmesine elektromanyetik silah neden oldu"

GAZETE HABERTÜRK

BÜYÜK Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili şok bir rapor hazırlandı. Parti tarafından görevlendirilen araştırma ekibinde yer alan havacılık uzmanı Volkan Sürmeli, soruşturmayı yürüten Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcılığı"na gönderdiği raporunda, helikopterin düşmesine elektromanyetik silahların neden olduğunu ileri sürdü. Sürmeli, Meclis Araştırma Komisyonu"na da bilgi verecek.

"˜HER 5 SANİYEDE BİR ARANDILAR"
Alman bir uzmanla yaptıkları çalışmalarda, helikopterin kesinlikle düşürüldüğü
kanaatine vardıklarını belirten Sürmeli "Helikopterde bulunan 6 kişinin cep telefonları, kazadan önce hiç konuşma yapılmadan 5"er saniye aralıklarla aranmış. Bu yöntemle helikopterin koordinatları belirlenmiş. Daha sonra, yerden yüklü bir miktarda elektromanyetik dalga gönderilerek helikopterin elektronik aksamları stop ettirilmiş" dedi. Genelkurmay"a elektromanyetik konusunda danışmanlık yapan Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Selim Şeker de daha önce elektromanyetik silahlara dikkat çekerek, bu silahlarla değil uçak uyduların dahi düşürülebildiğini açıklamıştı.
**********
PSİKOLOJİK HARP
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1127.0
--------
BEYİN KONTROLÜ
Açıklanmış bir Beyin Kontrolü Operasyonu Emekli Amerikan Haber Alma Örgütü ( CIA ) Ajanı Julianne Mc Kinney Açıklıyor.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1122.0

Asya

  • Ziyaretçi
Ynt: Helikopter kazası allahın millete uyarısımı?
« Yanıtla #13 : Ocak 16, 2010, 10:53:30 ÖÖ »
Sıradanda bir beşer olsa  Bilene Alim Tanıyana  Arif derler Ruhu sad olsun

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Türkeş'in gerçek adı Hüseyin Feyzullah'tı sözüne itiraz.
« Yanıtla #14 : Ekim 26, 2010, 12:53:16 ÖS »
Birçok sitede çok tartışılan bir konu ve Ülküdaşlarımızın bir kısmı bundan habersiz. İnşallah tüm Ülküdaşlar güzelce okur ve gerekli yerlerde paylaşır.

Başbuğa atılan iftiralara oğul ve kızı Türkeş"ten cevaplar

Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan Alparslan Türkeş hakkında iftira ve yalan dolu haberlere Başbuğumuzun Oğlu Tuğrul Türkeş ve kızı Umur Türkeş"den tekziptir...

Tüm Ülküdaşlarımız dikkatle okusunlar lütfen"¦

`Türkeş`in Gizli Dünyası` dizisiyle ilgili bir açıklama yapan merhum Türkeş`in oğlu Tuğrul Türkeş, 1970`li yıllardan beri bilinen `Türkeş`in gerçek adı Hüseyin Feyzullah`tır` iddiasının gerçekle bağdaşmadığını, babasının ilk adının Alparslan olduğunu, Soyadı Kanunu`yla birlikte ailesinin Türkeş soyadı aldığını kaydetti.

`Türkeş`in Gizli Dünyası` başlıklı dizide yer alan ibarelerle ilgili olarak merhum Türkeş`in kızı Prof. Umay Türkeş de gazetemize bir açıklama yaparak, babasının herhangi bir kişiyle şeyh-mürit ilişkisi içinde olmadığını belirtti. Umay Türkeş`ten tepki `Arusi tarikati şeyhini kaynak kabul ederek rahmetli babamın bu tarikatın üyesi olduğunu anlatmaktasınız.


Vefat ettiği için kendi adına cevap veremeyecek bir insanla ilgili yazı yayınlamak fevkalade sorumluluk ister.


Rahmetli Türkeş, doktrin sahibi bir siyasetçi ve devlet adamıydı. Ben tasavvuf konusunda araştırma yapmış, yıllarca ders vermiş bir ilim kadını olarak bir tarikat üyesi olmak için öncelikle o tarikat şeyhine `irade teslimiyeti` gerektiğini bilmekteyim.


Türkiye ve Türk dünyasının kalkınması, çağdaş medeniyette üretken ve katılımcı olması için strateji geliştirmiş, bu konuda doktrin ortaya koyarak bir ömür çalışmış olan, dünyadaki olağanüstü bilimsel gelişmeleri ve uluslararası ilişkileri de bilen rahmetli Türk dünyasının Başbuğu Alparslan Türkeş`in iradesini ne Arusi şeyhine ne de bir başka kişiye teslim etmediğini ve etmeyeceğini kızı olarak bilmenin ötesinde, bilimsel olarak da böyle bir şeyin mümkün olmadığını bilmekteyim.


Rahmetli babam bir politikacı olarak kendisini tanıdıklarını ve babamın müritleri olduğunu iddia eden zatlarla milyonlarca kişiyle görüştüğü gibi üç beş kere görüşmüştür. Kendisi her insanı ve Türk milletinin her ferdini saygıdeğer kabul eden bir üslupla iletişim kurduğu için bu zatlar, onun zarafetine yanlış anlamlar vermiş olmalıdırlar.


Ayrıca, bu zatlar, kendi mensubu oldukları tarikatlarını tanıtmak ve övmek istiyorlarsa bunu kendi adlarına yapmaları uygun olurdu, diye düşünüyorum. Yunus Emre`nin şu birkaç dizesini kendilerine hatırlatmak isterim: `Senin ben demekliğin ma`nide usul değil, Bu kapı kullarına şaşı bakmak yol değil; Yetmiş iki milletin maşuku oldurur, Aşıkı maşuktan ayırmak fal değil; Küfrünü atar iken imanın vurma sakın, Hırs bizimle düşmandır, bilişlidir, el değil.` Arusi Şeyhi Sayın Mehmet Faik Erbil`in özellikle doktorların durduramadığı kanı durdurarak mucize yaratacak makamda olduğunu açıklaması kendisinin takdiridir.

`Babam, hiç din istismarı yapmadı` Rahmetli, hayatının her döneminde ilme inanmış ve Büyük Atatürk`ün `Hayatta en hakiki mürşit ilimdir` sözünü `Türk milletinin en büyük iki düşmanı cehalet ve yoksulluktur` diyerek teyit etmiştir.


Hastaneye gitmek yerine hocaya gitmek, hayatımızın hiçbir safhasında yer almamıştır. Yine rahmetli, hayatının hiçbir döneminde din istismarı yapmamış, bu türlü yaklaşımları da zararlı bulmuştur. Dini vecibelerin yalnızca insanın kendisi ile Allah arasında olması gerektiğini biz kendisinden ve annemizden görmüş ve öğrenmişizdir.


Bu sebeple ve bir bilim kadını olarak yazı dizinizdeki bilgi ve hükümlerin hiçbir belgesinin bulunmadığının kamuoyuna açıklanması gerektiği kanaatindeyim. Bir basın mensubu olarak sizlerin de Allah`ın rahmetine ulaşmış kişilerle ilgili objektif belgeler olmadıkça onların yanlış tanıtılmasına ve kullanılmasına vesile olacak hükümlü yorumları yayınlamakta dikkatli olmanız gerekir diye düşünüyorum. `

Alıntıdır.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Türkeş'in gerçek adı Alparslan Türkeş değilmiş!
« Yanıtla #15 : Şubat 10, 2011, 01:16:15 ÖS »
Türkeş"in gerçek adı Alparslan Türkeş değilmiş!

MAVİ Marmara gemisi gündeme gelince, 27 Mayıs darbesi ile ilgili tehir edilen, birinci kısmından sonra yarım kalan yazımıza, zaman zaman devam edeceğiz. Evet, Kadir Mısıroğlu ile 27 Mayısı konuşuyorduk. Sözü muhterem Kadir Mısıroğlu" na vermeden bir hatırlayalım.   
 
 
Rukiye Yıldız Erdoğmuş/HABERVAKTİM

(BİLMEDİĞİMİZ NELER VARMIŞ 2)

Kadir Mısıroğlu, Necip Fazıl Kısakürek, Reşat Akşemsettinoğlu, ihtilalin ikinci günü Necip Fazıl"ın evinde idiler.

Sayın Mısıroğlu"nun anlatımı ile Akşemsettinoğlu ihtilalin ikinci günü Necip Fazıl "˜ın evine gelmiş, konuşuyorlardı, Akşemsettinoğlunda idi söz sırası. Parkta bekleyen Türkeş ile arasındaki konuşmaları anlatmış, akabinde şunları söylemişti:
"Şimdi ihtilal oldu Türkeş en öne planda gözüküyor, aslında o bu işe istekli değildi, hükümetin buna engel olucu bir fiili olamayacağını anlayınca aralarına girdi. Bu halk partililerin ve İsmet Paşanın işidir, o kadronun çoğu onun tensip ettiği adamlardır. Bu onları tasfiye eden bir hareket yapar, ben ondan sonra gidip teslim olurum, şimdi teslim olmaya niyetim yok" demiş.

Necip fazıl:
"Sende tehlikedesin bende tehlikedeyim" deyince bu gitmişti.

Evet söz Mısıroğlunda: " Aradan yirmi sene geçti, bu Almanya"ya geldi Akşemsettinoğlu, şimdi ölmüştür. Bende seksen ihtilalinde kaçtım. Bununla karşılaştık "sen benim sünnetimi tatbik ettin" dedi.

"Hayırdır "dedim,

"Hani biz ihtilalin ikinci üçüncü günü Necip Fazıl"ın evinde karşılaşmıştık ya,

"Evet "dedim,

"Ben bekledim üç gün beş gün baktım Türkeş bir şey yapmıyor, gittim teslim oldum, fakat Yassıada da hastalandım, beni Numune Hastanesine kaldırdılar. Mahkemenin seyrinde gördüm ki, bunlar bizi dişleriyle parçalayacaklar, öyle haşinler. En ağır cezayı yiyeceğimizi anladım, bir plan yaptım hastaneden kaçtım. Trene bindim Sirkeciden tebdili kıyafet yurtdışına kaçıyordum. Tam Yunan hududuna geldik, bizim persenol ayrılıyor Yunan personeli geliyor, bir kondüktör:

"Aa ağbi sen burada mısın?" dedi

Eyvah dedim yakalandık.

Kondüktör:
 "Ver şu elini öpeyim" dedi.

Şaşırdım, "sen beni nerden tanıyorsun?" dedim.

"Ağbi bu işe beni sen koymuştun" dedi . Yani öyle kritik bir noktaydık ki, o adam benim işe koyduğum biri olmasaydı hemen treni durdurup teslim edeceklerdi. Fakat elimi öptü bende Yunan hududuna girdim, sonra geldim Almanya"da yaşadım.

"Şu Türkeş"in işi nasıl olmuştu?" diye sordum.

O da demin anlattığım gibi aynen anlattı : "Ben ümitlenmiştim ondan" dedi.

Bende, dedim ki:
"Ben sana başka bir şey ilave edeyim, sekiz kasımda, ( 27 Mayıs"da ihtilal oldu ), sekiz Kasım"da bir tarfik kazasında Milli Birlik Komitesi üyesi, adını unuttum, soyadı Koçtuğ, milli birlik komitesinden bir general, İstanbul"dan Ankara"ya giderken, bu soy ismi Koçtuğ olan General, giderken Kargasekmez denilen bir yer vardı, böyle virajlı, şimdi otobanla o kalktı orada çok kaza oluyordu. (ismi hatırladı, İrfan Baştuğ ya da irfan Koçtuğ) o Kargasekmez"e gelince trafik kazası yaptı ve öldü, biz İstanbul"daki milliyetçiler, ( o günkü tabirle o dindar diyemiyoruz milliyetçiler diyoruz, milliyetçi bir hamurdu o zaman,) çok üzüldük ve o zaman bizden büyük olanlar şimdi Mehdi Sungurlu var, o zaman Üst Teğmendi, Türkeşle İstanbul"daki Milliyetçiler arasında posta görevi yapıyordu, bizde bu İrfan Baştuğ liderliğinde, Milli Birlik Komitesi dağıtılarak yeni bir Milli Komite kurulmasını bekliyorduk. Siz içerde iken Türkeş"in yakınlarından duyduğumuza göre Türkeş bir hareket yapacak Cemal Gürsel"i devirecek bu İrfan Baştuğ riyasetinde yeni bir komite teşekkül edecekti. Fakat sekiz kasımda bu kaza olunca, ölünce eyvah! Bizim plan suya düştü diye, bizim ekip Mehmet Emin Afkanlar, Sait Bilgiçler İsmet Tümtürkler bir ekiptik Cağaloğlu"nda, kan ağladık"¦

Sonra on dörtler hadisesi olunca, bundan altı gün sonra on dört kişi komiteden atıldı. Türkeşin yapmasını beklediğimiz hareketi Cemal Madanoğlu yaptı" dedim. "tabii siz yassı adada olduğunuz için bunları bilmiyorsunuz dedim. Bunları da ben size anlatayım" dedim.

Cemal Madanoğlu niye bu ihtilali yaptı biliyor musunuz? Milli Birlik Komitesi, hem meclis yerine kaim, hem hükümet yerine kaim idi, yani kanun çıkarıyor, 38 kişi oturup karar veriyor, kanun çıkarıyor çok kanun çıkardılar, hatta hala o kanunlardan hala meri olanlarda var. Sıfırdan başlattılar, üç yüz beş yüz kanun çıkardılar.

Sonra, birisi teklif ediyor diyor ki: "Milli Birlik Komitesine giren her subay ordudaki görevinden istifa etti, artık Milli Birlik Komitesi üyesi olacak, senatör olacak, ama içlerinden sadece Cemal Madanoğlu görevinden istifa etmedi, Garnizon Komutanlığı görevinde, o da istifa etsin, herkes etti" diye milli birlik komitesi başkanlığına dilekçe veriyor. Bu dilekçeye de on dört kişi imza atıyor, herkes zannediyor ki on dört kişi kafi, herkes zannediyor ki bu on dört kişinin hepsi Türkeş"in adamıdır, hayır değildir, yarısı Türkeş"in yarısı Madaoğlu"nun vazifeli adamları.

Cemal Madanoğlu bu dilekçeyi alıyor, Cemal Gürsel"e gidiyor, emrinde ordu var ya, öbürleri sivil"¦

"Bu dilekçeyi veren, imzalayan, 14 kişiyi komiteden atıyorsun, geri kalanlarla bu komiteyi yeniden komite kuruyorsun", icbar etti emrindeki askeri güçle"¦

Cemal Gürsel hüsnü niyetli idi, muhalifti falan ama ahmağın tekiydi, mesela idamlara karşıydı. Cemal Madanoğlu radyo evinde kendi sesinden millete bir bildiri okudu:
"Şu tarihte teşkkül edilen, Milli Birlik Komitesi, lağv edilmiştir, ikinci bildiri aşağıdaki şahıslardan itibaren tekrar kurulmuştur," aşağıdaki şahıslar kim, o on dört kişi eksik..

Her tarafa kim nerdeyse emirler yağdırıldı, bu on dört kişiyi aileleri ile bile görüştürülmeden hemen yurt dışına sürüldü, Türkeş Yeni Delhi"ye, Dündar Bey Bon"a, herkese bir yer tayin etmiş... Muharrem İhsan Kızıloğlu"da Dahiliye vekili bu emri derhal tatbik etti, Türkeş i Konya"da Mustafa Kemal lehine konferans verirken otelde pijamaları ile yakaladılar, ailesi ile bile görüşmesine fırsat vermeden hemen yurtdışına sürdüler. Abdulhamid"i "˜muzır gördüğü adamları yurtdışına sürerdi" diye tenkit eden adamlar, ondan 60 sene sonra aynı işi yaptılar.
Bu Türkeş bu komite içine nasıl niye dahil oldu, ne maksatla dahil oldu? Noktasından o umumi değerlendirmeden sonra bunlar az bilinen şeylerdir. Böyle az bilinen biri iki şey daha anlatayım.

Söylenecek söz 27 Mayısala ilgili çoktur.

İşte gençleri kıyma makinesinde kıydılar, diye söylendi, bir general ben basın toplantısında bulundum, bu general adını unuttum, bu İstanbul Vali makamında oturan General, gazetecileri topladı vilayetin merdiveninde konuştu " bunlar öyle hain, 28 nisanda nümayiş yapan talebeleri toplayıp, Ortaköy"de et kombinası vardı, orda kıyma makinesinde öldürdüler. Böyle yalan. Aynı şeyi Sıddık Sami"de söyledi, Beyazıt meydanına " şehitlerimiz bir tane değildir, daha çok var bunları bulacağız. !", diye bağırdı. Sekme kurşunla Turan Emeksiz diye bir pislik ölmüştü, sekme kurşunla öldüğü Yassıada davalarında sabit oldu. Millitürk Talebe Birliğinin önüne heykelini diktiler. Celal Bayar"ı mesul etmek için, -kanun makabiline şamil olur- diye fetva verdiler, bunları herkes bilir, herkes nasıl ayak uydurdu, nasıl destekledi herkes bilir.

Ama alt tabakada herkes neler çekti, kimse bilmez. Ben Harbiye"de hapis yattığım için onların, alt tabakanın neler çektiğini gördüm. Demokrat Partiye gönül vermiş adamların, Halk Partinin adamlarının ihbarı ile araştırma yapmadan ne adamlar süründü. Yüzlerce adamı sayarım, daha birkaç gün önce buraya geldi Nazım Durmuşoğlu talebe idi, bizimle beraber, adam adım atamıyor, ne gözü görüyor, ne bacağı tutuyor, adamın şuuru bozuldu. Bir buçuk sene Balmumcuda yattı, bir aydan fazla hücrede yattı, dosyası yanlışlıkla Yassıadaya gitmiş, bundan dolayı. Öyle karışık bir devirdi. Çok insan eziyet gördü..

On dörtler hadisesi olduğu gün, 14 kasım 1960 ben Havadis Gazetesindeydim, Şerefefendi Sokakata Demekrat Partiyi tutan gazete idi. Bu gazetenin bütün yazarını çizerini tevkif ettiler. Gazetede iki tane gece sekreteri genç kaldı, biri Hami Tezkan, biri Gökhan Evliyaoğlu, bunlar gece sekreteri olmalarına rağmen esi yazıları koyarak falan gazeteyi devam ettiriyorlar. Hükümet el koydu, kapattılar, gazeteyi kapattılar, matabayı da aldı onlar geçtiler, Mehmet Ali Yalçın diye birinin Son Havadis Gazetesine geçtiler, onla anlaşamadılar, Nazım"ın teyzezadesi idi. Anlaşamadılar. Sonra Son İstanbul Gazetesine geçtiler vs. Son safhada ben ordaydım o zaman Türkeş, Dündar Seyhan" ın hatırlarında da var, kimsenin elde etmediği makamı elde etti, en son bize katıldı halde Baş Vekalet Müsteşarı oldu, bunun başbakanlık demek olduğunu sonra fark ettik demişlerdi. Türkeş"in tecrübesi var kırküç, kırk dört ihtilal hareketinde bulunmuş
 


Gerçek adı Alpaslan Türkeş değildir, Türkeş Kıbrıslıdır, adı Hüseyin Feyzullah dır. Adı Hüseyin"dir, babasının adı Feyzullah"tır, Kıbrıslılar soyadı kullanmadığı için babasının adını soyadı gibi kullanırlar. Sonradan bu kırk üç, kırk dört Turancılık hareketinden sonra adı Alpaslan Türkeş olmuştur.

Tükeş Başbakan olur olmaz, Türkeş tecrübeli bu işe hesaplı girmiş, emniyete Dahiliye Vekili İhsan Kızıoğlu olduğu halde. Emniyete hep kendi adamlarını yerleştirmiş. İstanbul emniyet müdürü de birinci şube müdürü, birisi Abdulvahit Erdoğan onlada benim şahsi hatıralarım çok, anlatsam vakit yetmez. Ama üsteğmen Eşref Dirlik diye bir adam, Üsteğmen sıfatıyla birinci şube müdürü olmuş, şimdi Türkeş onu sık sık gönderiyor havadis gazetesine, diyorki: " bu ihtilal Halk Partisini iktidar yapmak için yapılmadı, (o zaman böyle yazıları birde Haldun Dormen yazıyordu.) Halk Partisini iktidar yapmak için yapılmadı, kötü bir gidişe "˜dur" demek, kardeş kavgasını önlemek için yapıldı.

Havadis gazetesine bu Eşref geliyor orada yatıyor, böyle bir perde vardı, onu açtın mı, orada yatak vardı, bazen Menderes"de orada yatarmış. Bu Eşref orayı karargah yapmış. Bizde demokrat partiyi tutuyoruz ya, gidip geliyoruz görüyoruz onu. Askeri elbise ile orada yatıyor.

Eşref diyor ki böyle yazın, yani Türkeş"in istikamet vermek istediği rota buydu. Bunu bir vaka ile de teyit edeyim: Günün birinde ihtilalin ilk günlerinde, radyodan " Sabık ve sakıt cumhurbaşkanı Celal Bayar, sabık ve sakıt Başbakan Adnan Menderes, tevkif edilmiştir. Sayın İsmet İnönü evinde istirahat halindedir." Bizde dedik ki "˜bu ne ya"¦ Bunlar sabık ve sakıtta, bu da evinde istirahat"¦" bizim Türkeşle bağlantılı olan grup dedi ki, İsmet Paşa ihtilalin ikinci günü İsmet Paşa Çankaya"ya geçmiş oturmuş, Reisicumhur olacak. Albay Türkeş orayı bir kısım askerle sarmış " paşam siz burada emniyette değilsin, evinizde istirahat buyurun, biz sizi korumaya alacağız, bu demokrat partililer size bir şey yapar" diye alayı vala ile almış evine götürmüş. Tabii bu anlatılanlar doğruysa, doğruysa çünkü biz ezanı Arapçaya çevrildiği gün biz ihtilale karar verdik deyince, bizim ağbilerden bazıları "o kendini belli etmemek için tam onlardan gözüküyor, onun için böyle konuşmuştur Cevat Fehmi"ye onun gerçek düşüncesi değildir, " dediler. Bunu diyenler Türkeşi benden daha çok tanıyanlar Mehmet Emin Afkan falan, O zaman bu ne oluyor, İsmet Paşayı koruyor? Meğer İsmet Paşayı alıp evine getirmiş ki İsmet Paşa"nın dışları çıkmasını engelliyormuş. O zaman duyduğumuz iş, doğru yanlış bilemem. Ama on dörtlüler hadisesi olunca, bunun ne yaptığının farkına varan Cemal Madanoğlu daha o gün onun bütün adamlarını, emniyetteki adamlarını görevden aldı.

14 kasımda ben Yeni Havadis, Son Havadis, adı sonradan Son Havadis oldu, neyse ben Havadis gazetesine gittiğim zaman Eşref beyle orada karşılaştım. Daha evvelde görüşüyorduk. Ünüversitede benim adım gazetelerde çok geçiyormuş, aleyhime çok ihbar varmış.

Dedi ki: " İyi ki seni gördüm, ben bu gün görevden alındım. Devir teslimden evvel bir sürü ihbar mektubunu yaktım sobada, dedi, (demek kasım ayıya sobada var) sobada yaktım seninle ilgili ihbarları iki celsede yaktım" dedim. Sen kaçar mısın, gizlenir misin bilmem ama ilk fırsatta seni içeri alırlar Halk Partili gençler senin çok düşmanın, her gün senin hakkında bir ihbar yapılıyor, aradan çok geçmedi, o zaman vefada Vefa Talebe Yurdunu çalıştırıyordum, Rızapaşa Yokuşunda alacağım bir şey vardı, orada o kapıdan girdim, üniversite bahçesinden geçiyorum, baktım heykelin önünde bir toplantı var, Faruk Güventürk o zaman Garnizon Komutanı İstanbul"da, o, bir konuşma yapıyor, etrafında gençler var elli yüz kişi, diyor ki " küllü mızzrrun yuktel" sonradan onunla başka maceralarımda oldu, öyle biraz mesmuat kabilinden dini bilgisi de var. Her muzır şey katlonulur!

"Bunları biliyoruz, temizleyeceğiz," diye bağırıyor. Baktım bizim çocuklarda var aralarında,
"ne oluyor?" dedim. Dediler ki

"Ya bu Nadir Nadi ile Aziz Nesin arasında bir münakaşa mesele var ya".

"Evet" dedim.

"Bu Aziz Nesin düpedüz komünistliği savunuyor, ona bir şey olmuyor bizde dedik ki, bir beyanname yayınladık, "˜ bu 27 mayıs ihtilali komünistlerin içindeki zehri kusmaları için mi yapıldı?! Diye"

Halk partili gençler bu beyannameyi alıyorlar teksir ediyorlar, Taşlıtarlada vs dağıtıyorlar, sonra ihbar ediyorlar ki, yani şu manayı veriyorlar, o zaman kuyruklar deniliyor, "işte bu beyanname ile komünistleri tahrik ediyorlar" diye. Halbuki bizimkiler orada dağıtmamışlar Taşlıtarlada dağıtmamışlar, üniversitede, dağıtmışlar.

Bende dedim ki: "Beyler yanlış yaptınız, bu işten başınız ağrır, dağılın çekilin bir şeye karışmayın. Bu ihtilal bir dişli gibi dişlinin arasına bir girersen bir daha çıkamazsın.

Ve oradan Süleymaniye tarafındaki kapıdan çıktım yurda gittim. Öğlenden sonra çıkan gazetelerde benim adımı görmüş biri, aldı gazeteyi getirdi ki, bu işi ben planlamışım, Halk Patililerin beyanına göre gazete yazmış, bu işi ben planlamışım, aranıyormuşum, tevkif edilecekmişim, ( bu polise yön vermektir, aynı Kılıçdaroğlu meselesinde basının yön vermesi gibi.) Anladım başım ağrıyacak, hiç alakam yok ama oradan tesadüf geçerken gördüm. Yıldız da da bir talebe yurdu çalıştırıyordum, iki talebe yurdu çalıştırıyordum, önce Yıldız"a gittim sonra bu Şazeli Tekkesinin imamı benim ahbabımdı, "gel burada saklan" dedi, orada saklandım. Bir iki gün sonra bir dergi getirdiler Metin Toker"in dergisi. Ortadan uzun boylu, yeşil gözlü biri, beni tarif ediyor, bu işi o tertip etti, sonra " dağılın" dedi, yazıyor, hiç alakam yok, bizim yurtta bir çocuk kalıyordu BURSALI o bana yurttan Şazeli Dergahına yemek falan getirirdi o dedi ki,

Gel seninle Bursa"ya gidelim dedi.

Hadi gidelim dedik ama giderken bir tanıyan çıkarda yakalanırsak şansa"¦.

Gittik Bursa"ya, Çekirgede Yeni Hayat Oteline gittik bir banyo yaptık o da evine gitti"¦.

Kadir Mısıroğlu Bursa"da neler yaşadı, yakalanacak mı?

Kadir mısıroğlu Balmumcu Hapishanesinde neler yaşadı?

Kadir Mısıroğlu"na "oğlun oldu" haberi gelince hapishanede ne yaptı?

Sivil polisler kimleri takibe almış?

Ve habervaktim yazarı Rukiye Yıldız Erdoğmuş"un özel soruları. Yazının devamında"¦
habervaktim.com

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ALPARSLAN TÜRKEŞ, O Bir Arusi Tarikatı mensubuydu.
« Yanıtla #16 : Kasım 25, 2012, 04:24:23 ÖS »
ALPARSLAN TÜRKEŞ, O Bir Arusi Tarikatı mensubuydu ve gerçek adı Hüseyin Feyzullah'tı.




Türkeş Arusiler'le gizlice görüşürdü
25 Ağustos 2001 günü, Musevi kökenli ünlü iş adamı Üzeyir Garih Eyüp Mezarlığı'nda bıçaklanarak öldürüldüğünde, herkes Garih'in Müslüman mezarlığında ne işi olduğunu tartıştı. Garih'in cesedinin Mareşal Fevzi Çakmak'ın kabrinin yanıbaşında bulunması çeşitli komplo teorileriyl
e yorumlandı. Cesedin yakınlarında bir kabir daha vardı: Küçük Hüseyin Efendi'nin kabri.

İlk gün gözden kaçan bu küçük ayrıntı, ertesi gün Garih olayının göbeğine oturdu. Garih'in Eyüp Mezarlığı'nda yatan Nakşibendi Şeyhi Küçük Hüseyin Efendi'nin kabrini düzenli olarak ziyaret ettiği ortaya çıktı. 1930 yılında vefat eden Nakşi Şeyhi Küçük Hüseyin Efendi'nin Garih'in babası ile yakın dost oldukları, hatta iki kişi arasında neredeyse şeyh-mürit ilişkisi olduğu iddiaları gündeme geldi. Üzeyir Garih'in Küçük Hüseyin Efendi'nin mezarını yaptırttığı da ortaya çıktı. İddialara göre Garih'in babası gizlice Müslüman olmuştu. Öte yandan yaptığımız araştırmalar sonucunda Musevi işadamı Üzeyir Garih ile yakın ilişkisi bulunan MHP'nin efsanevi lideri Alparslan Türkeş'in Küçük Hüseyin Efendi'nin müritlerinden Ömer Fevzi Mardin'in kurucusu olduğu Arusilik'le yakın ilişkisini ortaya çıkarmış, hazırladığımız bir kitapta bu bilgileri kamuoyuna aktarmıştık. Böylece kamuoyu Arusilik adıyla anılan tasavvufi akımın varlığına tanık oldu (Öldüren Sır: Garih/Sıradışı Bir Musevinin Portresi, Bakış Yayınları, Kasım 2001).

ARUSİ SEVGİSİ MEZARA KADAR
1917'de Kıbrıs'ta dünyaya gelen Alparslan Türkeş, 1944'teki Turancılık Davası'ndan yargılanarak hapis yatan genç bir üsteğmen iken 27 Mayıs 1960'taki askeri darbede ihtilalin kudretli albayı oldu. Türkeş, ihtilali yapan askeri heyet içindeki ihtilafların ardından 13 arkadaşı ile tasfiye edildi. Hindistan'a askeri ataşe olarak sürgün edilen Türkeş, Türkiye'ye döndükten sonra siyasete atıldı. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne giren Türkeş, bilahare Genel Başkan oldu. Partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirildi. Türkeş, 1970'lerdeki Milliyetçi Cephe Hükümetleri'ne koalisyon ortağı olarak katıldı, Başbakan Yardımcılığı görevlerini üstlendi.


Arusiler Türkeş'i sevdi
1980'de Türk Silahlı Kuvvetleri siyasal şiddet olayları ve siyasal istikrarsızlık gerekçesiyle yönetime el koydu. Türkeş ve diğer MHP yöneticileri de askeri mahkemelerde yargılanarak yıllarca hapis yattılar. 1989'da siyaset yasağının kaldırılmasının ardından Türkeş MÇP'nin başına geçti. 1991'deki seçimlerde Necmettin Erbakan'ın RP'si ile seçim ittifakı yaparak yeniden Meclis'e girdi. Bu arada MÇP'nin ismi de MHP olarak değiştirildi. 1995 seçimlerinde parlamento dışı kalan Türkeş, bu dönemde uzlaşmacı bir lider profili çizerek ülke siyaseti üzerinde etkili oldu. Türk siyasi hayatının en tartışmalı liderlerinden biri olan Türkeş 1997"de vefat etti.

Türkeş"in siyasi kimliğinin yanı sıra ruh dünyası da ilginçti. Türkeş"in bazı cemaat liderlerini ve tarikat şeyhlerini gizlice ziyaret ettiği ülkücü camia içerisinde konuşuluyordu. Türkeş"in çok yakın çevresinin bildiği bu ilişkiler vefatından sonra parça parça da olsa ortaya çıktı. Türkeş"in büyük yakınlık duyduğu tarikatlerden biri de Arusilik"ti. Türkeş, Küçük Hüseyin Efendi'nin müritlerinden Ömer Fevzi Mardin'in kurduğu Arusiliğin şeyhleriyle 1960"lardan vefatına kadar görüştü.

İlk adı Hüseyin Feyzullah
Hüseyin Efendi"nin Türkeş"in ailesi ile tanıştığı da ortaya çıktı. Ailenin tanışıklığını açıklayan sıradan bir kişi değil, Türkeş ailesinin yakından tanıdığı ve saygı duyduğu Mehmet Faik Erbil'di. Erbil, Arusiler'in en önde gelen isimleri arasında yer alıyor. Erbil, Türkeş'in sağlığında sık sık ziyaret ettiği bir kişi. Erbil, yıllardır dile getirilen bir iddiaya da açıklık getiriyor. İddia, Alparslan Türkeş'in ilk adının Hüseyin Feyzullah olduğudur. Hüseyin Küçük Hüseyin Efendi'ye, Feyzullah ise Küçük Hüseyin Efendi'nin şeyhi Feyzullah Efendi'ye nispettir. Bu ismi Türkeş'in babası Ahmet Hamdi Bey ve annesi Fatma Zehra Hanım koydu. Türkeş'in dedesi Tuzlalı Arif Ağa da Şeyh Feyzullah Efendi ile aynı dönemde Sultan Abdulaziz tarafından sürgün edildi. Arif Ağa Kayseri'den Kıbrıs'a, Nakşi Şeyhi Feyzullah Efendi ise İstanbul'dan Midilli'ye gönderildi.

'Bu çocuğa dikkat edin'
Türkeş'e Hüseyin Feyzullah ismin verilmesinin hikayesini Mehmet Faik Erbil şöyle anlatıyor: "Bildiğim kadariyle rahmetli Hacı Alpaslan Türkeş'in nüfus kaydındaki ismi Hüseyin Feyzullah'tır. Bunun aslı şudur: Biz işin aslını biliyorduk ama vesile teşvik etmişken kendisinin 1989 senesinde bize söylediği bir sözü burada nakledelim: 'Ankaralı Büyük Evliyâ'dan Küçük Hüseyin Efendi Hazretleri'nin huzuruna kendisi 7-10 yaşları arasında iken ebeveyni tarafından getirilmiş ve mübârek zât kendisine bakarak, şahâdet parmağı ile işaret eyleyip 'Bu çocuk... Bu çocuğa dikkat edin. Türk tarihi bu çocuğu altın harflerle yazacaktır' diye buyurmuşlardır. Buradaki incelik şudur: Alâkaları sebebiyle daha önce ebeveyni oğullarına huzuruna getirdikleri mübâreğin ve mürşidinin ismi şeriflerini koymuşlar."

Arusi Şeyhi Mehmet Faik Erbil"in sözünü ettiği Küçük Hüseyin Efendi 1930"da İstanbul'da vefat ederek Eyüp Sultan Mezarlığı"nda toprağa verildi. Küçük Hüseyin Efendi'nin mütevazi mezarının hemen yanında ise Mareşal Fevzi Çakmak ve ailesinin kabristanı yer alıyor.

Küçük Hüseyin Efendi'nin ÜNLÜ MÜRİTLERİ
Mehmet Faik Erbil Efendi, Küçük Hüseyin Efendi'nin yanısıra tarikatlere mensup ünlü isimleri açıklıyor:
"Yolumuzun ulularından Arif-i Zât-ı Billah Esseyyid Mevlâna Küçük Hüseyin Efendi'ye ve Halife-i Hassası Zât Mürşidi Esseyyid Ömer Fevzi Mardin Hazretleri'ni zikrettikten sonra terbiyesinde yetişmiş pekçok değerli dervişlerinden birkaçının isimlerini burada dercetmek istiyoruz: Eski Başvekillerimizinden vatanperver Hüseyin Rauf Orbay, beynelmilel tıp ilmi ile mücehhez Ord. Prof. Dr. Hasan Reşat Sığındım, yine tıp âleminden Ord. Prof. Dr. ve aynı zamanda Paşabahçe Tezyin-i Sanatlar Hocası muhterem Ahmet Süheyl Ünver, Washington Büyükelçimiz Münir Ertegün, eski Adliye ve Hariciye Vekillerimizden Ord. Prof. Dr. Yusuf Kemal Tengirşenk, Sağlık eski Bakanlarından Tıp Profesörü Dr. Nihat Reşat Belger, Atina Büyükelçimiz Enis Akaygen, Müzeler Umum Müdürü Prof. Dr. Burhan Toprak ve Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak ve teğmen rütbesi ile huzuruna varıp mübareğin kendisine gösterdiği keramet üzerine ömrünün son demine kadar mum ışığında Kur'ân-ı Kerîm okuyan Balıkesir Kumandanı Korgeneral Kurtcebe Noyan Paşa. Bu vesile ile ayrıca belirtmiş olalım ki Halvetî Tarîkati'nden Şark Orduları Başkomutanı Kazım Karabekir Paşa, Mevlevî Tarîkati'nden Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tekin Arıburun (Paşa) ve aziz şeyhimin "Ordumuzun en değerli paşası Faik Türün Paşa'dır" diye buyurduğu 1970 ve 1973 arasında İstanbul 1. Ordu Kumandanı Org. Faik Türün Paşa da birer mübarek tarîkat mensubudurlar.

Cenab-ı Allah bu şerefli zâtların cümlesine gâni gâni rahmet eylesin. Beşiktaş'ta T. Arıburun Paşa ile görüştüğümüzde "18 oy daha alsaydınız, bugün Cumhurbaşkanı'ydınız, paşam" dediğimde bana cevap olarak "Hakk tazyik edilmez ki" demeleri üzerine kendilerini tebrik ettim. Not: Rahmetli Mareşal M. Fevzi Çakmak vasiyeti üzere, mürşidi Ankaralı Küçük Hüseyin Efendi Hazretleri'nin türbesinin yanında medfun olup, dolayısıyla damadı rahmetli Prof. Dr. Burhan Toprak da aynı sıradadır."

Koç'larla aile dostları
Ord. Prof. Hasan Reşat Sığındım (Ender Mermerci'nin babası), İbnülemin Mahmut Kemal İnal'ın babası Mühürdar Mehmet Emin Paşa, Nurettin Topçu'nun şeyhi Abdulaziz Bekkine, Musevi doktor Salih Arazraki, Üzeyir Garih'in diş hekimi babası Azra Garih, Devlet Bakanı Ali Babacan'ın halası Hatice Suat Babacan'ın annesi Naciye Hanım (Şeyh Yahya Dergahı'nın son postnişini Abdulhay Öztoprak'ın eşi) da Küçük Hüseyin Efendi'nin müritlerinden. Koç Holding'in duayenlerinden Can Kıraç'ın eşi İnci Kıraç da Küçük Hüseyin Efendi'nin torunlarından. Sevgi (Koç)Gönül de Küçük Hüseyin Efendi'nin torunlarından Sabiha Hanım'ın aile dostları arasında yer aldığını açıklamıştı.

Başbakan Ürgüplü de mezarı ziyaret ederdi
Mehmet Faik Erbil, İsmet Paşa döneminin bakanlarından Suat Hayri Ürgüplü ve babası Şeyhülislam Hayri Efendi'nin Küçük Hüseyin Efendi ile ilişkisini şöyle anlatıyor: "Küçük Hüseyin Efendi Hazretleri'nin huzuruna, büyük bir evliya olduğunu öğrenen Ürgüplü'nün babası o devrin Şeyhülislâmı Hayri Efendi gelirler. Hayri Efendi: "Efendim tahsiliniz nedir?" diye sorarlar. Mübarek şu cevabı verirler: "Maksûd." Bunun üzerine Hayri Efendi istihza ile güler ve şöyle söyler? "Aman efendim. Benim odacım dahi maksûd dersini çoktan geçti." Akabinde alaycı bir tavırla anlayamadığını ifade eder. Mübarek yine "Maksûd evladım" cevabını verirler. Şeyhülislâm Efendi huzurundan ayrılırlar, fakat maksûd kelimesi kendilerini ömürleri boyunca meşgûl eder. Aradan onbeş sene geçer ve maksûdun yüce ifadesini bir hâl üzere Kur'ân'dan öğrenmiş olurlar. O da şudur: "Maksûd, âlem-i cemâle intikâl etmeden önce dünyasında iken Rabbını gören Allah'ın saltanatlı velileridir. Zirâ onlar daha dünya hayatında iken maksûda ermişlerdir."

Bunun üzerine Hayri Efendi ah-vah eder, cehlini itiraf için mübareğin huzur-u şeriflerine girmek ister. Bir dostu "Peki, bu arzunu yerine getireyim. Haydi kalk gidelim"der. Eyüpsultan'a gelirler ve oradan kabristana yönelirler. Bu esnada Hayri Efendi durur. "Yoksa mübârek bu âlemden çekildi mi?" diyerek refikine sorarlar. "Evet. Türbesine gidiyoruz" cevabını alınca aynın şöyle dövünürler. "Eyvah! Hayri Efendi, sen ne halt ettin? Meğerse ben ne kadar cahilmişim." Türbe-i Şerif'i ziyaretten sonra oğlu Suat Ürgüplü'ye şu vasiyette bulunurlar: "Ey oğlum. Bir gün başın sıkışırsa Eyüp tepesinde türbesi bulunan mübarek zât Küçük Hüseyin Efendi Hazretleri'ni ziyaret et, müşkülünün halli için o mübârek kapıda Allah'a yalvar. Muhakkak Allah yardımcın olacaktır." Ürgüplü Tekel Bakanı iken hakkında açılan dava karşısında Küçük Hüseyin Efendi'nin makam-ı şerifine giderek Allah'a şu niyazda bulunur: "Ey Allahım. Suçlu değilim. Aile şerefimiz ayaklar altına alınmak isteniyor. Huzurunda bulunduğum mübaret zatın yüzü suyu hürmetine bu iftira davasından beni kurtar" diyerek hüngür hüngür ağlayarak, yapıştığı türbenin demirleri dua esnasında devamlı salıncak gibi sallanır. Ve tam yedi gün sonra her türlü baskıya rağmen beraat kararını almıştır. Ondan sonra mübareği unutmamış ve fırsat buldukça ziyaretine gitmiştir.
MHP lideri Türkeş yaşamı boyunca Arusiler'e şükran duydu.1964'de siyasete atılırken Arusi Şeyhi Mustafa Aziz Çınar'a danışan Türkeş, bu özel görüşmede neler konuşulduğunu sır gibi sakladı. 25 yıl boyunca sakladığı sırrı bir başka Arusi şeyhine açan Türkeş, 12 Eylül öncesinde ülkücü gençlerin öldürülmesinden kendisinin sorumlu tutulduğunu gözbebekleri dolarak anlatarak partisinden istifayı düşündüğünü söyledi.

MHP lideri ve ülkücülerin Başbuğu Alparslan Türkeş'in gizli dünyasında önemli bir yer tutan Arusilik Tunus/Libya kökenli bir tasavvuf hareketi. Arusiler Osmanlı Devleti'ne bağlılıklarıyla tanınıyorlar. Birinci Dünya Savaşı'nın yanısıra Kurtuluş Savaşı'nda da maddi ve manevi olarak Türkiye'yi desteklediler. Tarikate adını veren Ahmed bin Arus'tur. Tarikat asıl ününü, Ahmet Bin Arus'un müridi Selim Feyturi'nin oğlu Seyyid Abdusselam El Esmer ile kazandı. Ahmed bin Arus Horasan'dan Afrika'ya gelen Şeyh Fethullah-ul Acemi'yyul Horasani'ye intisab etti. Ahmed bin Arus Tarikat-i Sazeliyye'den de halifelik almış olmakla birlikte, Medyeniyye, Sazeliyye, Cestiyye ve Kadiri tarikatlarinin bazı özelliklerini birleştirerek müstakil bir hüviyet kazandı. Seyyid Abdusselam ise 1460-1560 tarihleri arasinda yaşadı. Dergahı Libya Zileytin kasabasındadır. Arusuilik Osmanlı zamanında Afrika'da yayılabildi. Girit, İzmir gibi yerlere değişik zamanlarda Arusi şeyhleri gönderildi, ancak İstanbul'da zuhur etmesi 1900'lerin ortalarını buldu. İstanbul'da Arusiliğin ilk müntesibi Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi'ydi.

İlk Arusi Filibeli Ahmet Hilmi
Sultan 2. Abdülhamid tarafından Fizan'a sürgün edilen aydın, yazar ve bilim adamı Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi, burada iken Arusi tarikatine intisap etti. Ahmet Hilmi Bey, 1913'te Şeyh Mihriddin Arusi adıyla, 'İki Gavs-ı Enam: Abdülkadir ve Abdüsselam' isimli bir broşür yayınladı. Bu eserinde Abdülkadir Geylani ve Şeyh Abdusselam'ı tanıttı. Bir iddiaya göre masonların faaliyetlerini deşifre eden Ahmet Hilmi zehirlenerek öldürüldü. Ancak Arusilik asıl olarak soyu Abdülkadir Geylani'ye dayandırılan ve Mardin'de Şirin Dede namı ile maruf Kadiri şeyhi zatın torunlarından, Sultan 2. Abdülhamid devrinde kazaskerlik yapan, İmam-ı Gazali'nin İhya-i Ulum-iddin adlı eserine ondokuz cilt Türkçe şerh yazan Yusuf Sıdkı Efendi'nin torunu Ömer Fevzi Mardin tarafından kuruldu. Ömer Fevzi Mardin, hem aile çevresi içinde manevi terbiye ile yetişti, devrinin askeri okullarından mezuniyet ile orduya katılarak binbaşılık rütbesine kadar yükseldi. Teğmenlik yıllarında İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne katılan Ömer Fevzi Mardin, Osmanlı Devleti'nin İtalyanlar ile yaptığı Trablusgarb Harbi'nde Hamidiye kahramanı namını Rauf Orbay ile paylaştı. Dönemin hükümeti tarafından ödüllendirilmek istenen Mardin, sadece Hamidiye Zırhlısı'nın savaştaki bayrağını kabul etti. Hamidiye bayrağı Mardin'in yakınları tarafından daha sonra Deniz Müzesi'ne bağışlandı.

Mardin Teşkilat-ı Mahsusa'da çalıştı
Mustafa Kemal Atatürk, Enver Paşa ile birlikte Trablusgarp Savunması'na gönüllü olarak katılan Ömer Fevzi Mardin, bu dönemde silah ve cephane sevkiyatıyla meşgul oldu. Avrupa'dan temin ettiği silah ve cephaneyi bir tekneye yükleyerek Mısır yoluyla İskenderiye Limanı'na geldi. Amacı cephaneyi deve kervanı ile Libya'ya sokmaktı. Ne var ki İngilizler sevkiyatı haber alarak tekneye el koydular. Ömer Fevzi Mardin, İskenderiyeli kabadayılarla birlikte tekneye baskın yaparak cephaneyi Libya'ya ulaştırmayı başardı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında bir süre Tahran Sefareti Ataşemiliterliği'nde bulunan Ömer Fevzi Mardin, Teşkilat-ı Mahsusa'nın emriyle İran'ın İngiltere ve Rusya'nın nüfuzundan kurtarılması için çok önemli girişimlerde bulundu, hatta bu yüzden iki kez başarısız kalan suikastlere hedef oldu. Mardin'in İran'daki faaliyetleri Almanlar'ı da rahatsız etti. Bu nedenle Mardin'e yönelik suikast girişimlerinde Almanlar'dan da kuşkulanıldı. İran'da iken Sünni ve Caferi mezhepleri arasındaki uzlaşmazlıkları çözümlemek için ulema ile temaslarda bulundu. Caferiler'in Hacc taleplerinin karşılanması için Osmanlı Hükümeti nezdinde aracılık yaptı. Mardin'in iki mezhep arasındaki ilişkileri geliştirme çabaları Osmanlı Devleti'nin savaştan yenik çıkmasıyla akim kaldı.

Şeyhi ölene kadar bekledi
Bir süre Harbiye Mektebi'nde öğretmenlik yapan Mardin, Rauf Orbay'ın tavsiyesiyle İstanbul'da Koca- mustafapaşa semtinde Nakşibendi-Halidi şeyhlerinden Küçük Hüseyin adı ile maruf Hüseyin Hüsnü Ankaravi'ye intisab etti. Bilahare şeyhinden Nakşibendi icazeti aldı. Şeyh Hüseyin Hüsnü Efendi'nin 1930'da vefatına kadar talebe almayan Ömer Fevzi Mardin, 1940'dan itibaren Nakşibendi, Kadiri, Mevlevi, Şabani dersi verip halifeler ve müridler yetiştirdi. Arusi kaynaklarına göre Ömer Fevzi Mardin'in Arusi tarikatindan ilk ders verdiği kişi, daha sonra halifesi olan Mustafa Aziz Çınar'dır. Böylece Arusi Selami Ömeriyye Türkiye'de Ömer Fevzi Mardin ile baslayıp, Mustafa Aziz Çınar ve Şeyh Necmettin Oyman ile devam ederek bugünlere ulaştı. Yine cemaat kaynaklarına göre Afrika dışında kalan ülkelerde Arusilik ile ilgili tasarruf Ömer Fevzi Mardin'e ve bu koldan yetişen halifelerine verildi.

Libya Arusileri klasik esma tertibi usulu ile diğer Arusiler ise Ömer Fevzi Mardin'e Uveysiyye tecellisi ile verilmis esma tertibi yoluyla seyri süluk görüyorlar. Bu nedenle Arusilik Türkiye'de Arusi-Selami-Ömeriye olarak nitelendiriliyor. Mardin'in Kadıköy Kalamış'taki evi dönemin fikir ve bilim adamlarının katıldığı sohbet halkasına sahiplik etti. Kadıköy Toplantıları'nın müdavimleri arasında Küçük Hüseyin Efendi'nin talebelerinden Prof. Hasan Reşat Sığındım ile Prof. Süheyl Ünver'in yanısıra Mehmet Ali Ayni, Prof. İsmail Hakkı İzmirli ve Cami Baykut da yer alıyordu.

MHP'den istifasını Şeyh Erbil önledi
MHP lideri Türkeş 1989'da kendisine yönelik eleştirilerden iyice bunalır, siyaseti bırakmayı dahi düşünür. Türkeş, içini ne zaman bir sıkıntı sarsa Arusi Şeyhlerini ziyaret ederdi. Bu kez de öyle yaptı. Arusi şeyhlerinden Mehmet Faik Erbil'e içini açan Türkeş'in gözbebekleri doldu. Erbil, Türkeş ile arasında geçen özel görüşmeyi yakın çevresine şu sözlerle anlatıyordu:
"Türkeş Bey sohbet esnasında bir ara sıkıntılı ve üzüntülü olduğundan bahisle şöyle dediler: 'Efendim, ülkücü gençlerimizin, evlatlarımızın şehâdeti hususunda sanki suçlu ben imişim gibi gösterilmek isteniyorum. Bundan da çok üzüntü duyuyorum. Eğer müsaadeniz olursa şimdi buradan telefonla genel merkeze hemen istifamı bildireyim ve yarım saat içinde hizmetlerimi burada noktalamış olayım.' Cenâb-ı Allah'ın izni şerifiyle cevabımız şöyle oldu: 'Hayır. Zâtınızın üzüntüsünü, kederini mucip olacak hiçbir vebâliniz yoktur. Hazret-i Peygamber Efendimiz o vatan şehitlerinin hepsini kanatları altına almıştır. Bundan daha büyük saadet olur mu. Siz yiğit bir insan ve büyük bir vatanperver olarak hizmete devam ediniz' deyince çok rahatlayıp, memnun kaldılar ve bu ifademiz üzerine 'peki efendim' dediler ve istifa etmekten vazgeçtiler. 1989 senesinde genel başkanlıktan ayrılması da böylece önlenmiş oldu. Sinemizde saklı nice gerçeklerin en küçüklerinden birisi budur. O gün beraber geldikleri refikası da bu konuşmayı olduğu gibi duydular."

NOT: Dizinin dünkü bölümünde Küçük Hüseyin Efendi'nin müritlerinden olduğu belirtilen, Şeyh Yahya Dergahı'nın son postnişini Abdülhay Öztoprak Bey'in eşi Naciye Hanım'ın kızı olduğu ifade edilen Hatice Suat'ın Devlet Bakanı Ali Babacan'ın halası Hatice Babacan olmadığı ve Babacan ailesiyle herhangi bir akrabalık bağının bulunmadığı aile kaynakları tarafından kaydedildi. Düzeltir, özür dileriz.

Türkeş'in 25 yıllık büyük sırrı
Ömrü boyunca Türkiye'deki Arusi şeyhlere yakınlık duyan ve her zaman istişarelerde bulunan MHP lideri Alparslan Türkeş, Hindistan'dan sürgünden döndükten sonra siyasete atıldı. Türkeş siyasete atılma kararını gizlice ziyaretine gittiği Arusi Şeyhi Mustafa Aziz Çınar'a da açarak fikrini aldı. Arusiler'in önde gelen isimlerinden Mehmet Faik Erbil Efendi, şeyhi Aziz Çınar ile Türkeş arasında geçen görüşmeyi şöyle anlatıyor: "1964 senesinde rahmetli Alparslan Türkeş suret-i mahsusada şeyhim Arif-i Billah Mustafa Aziz Çınar Hazretleri'nin huzuruna gelir ve birlikte akşam yemeği yerler. Bir ara Türkeş Bey kendilerine siyaset yolu ile memlekete hizmet etmek arzusunda olduklarını ifade ederler. Mübârek şeyhimden aldıkları cevap aynın şöyledir: 'Alparslan Bey, siz siyaset yapmıyorsunuz. Sizin yaptığınız vatan müdafiiliğidir. Bu yolda hizmete devam ediniz.' Yirmibeş sene sonra yani 1989 senesi içerisinde fakirhanemizi ziyaret günlerden birinde idi ki akşam yemeğini müteakip âcizaneme evveliyatını bilmediğim ve o esnada muhatap olduğum yukarıda bahsedilen aynı suali soran rahmetliye cevabımız şu oldu: 'Sizin yaptığınız siyaset değildir. Siz hizmetlerinizi vatan müdafaasına hasretmişsiniz. Yolunuza devam ediniz. Allah muvaffak eylesin' deyince, rahmetli bunun üzerine birdenbire heyecanlandı ve 'Allah Allah, Allah Allah' diyerek dedi ki: 25 seneden beri sakladığım bir sırrı şimdi ben de size açıklayacağım. 1964 senesinde Şeyh Aziz Çınar Hazretleri'nin bana söylediğini tam 25 sene sonra yani 1989'da siz de aynen söylüyorsunuz."

Türkeş'i idamdan Arusi şeyhi kurtarmış

Arusiler beni yalnız bırakmadı
Türkeş yaşamı boyunca manevi desteklerini aldığı Arusiler'e şükran duyguları taşıdı. 11 Aralık 1987'de Mevlana İhtifali vesilesiyle Ankara'ya giden Arusi Şeyhi Mehmet Faik Erbil'le Bulvar Palas'ta özel bir akşam yemeğinde bir araya gelen Alparslan Türkeş, Arusiliğe olan sevgisini ve bağlılığını dile getiriyordu. Yemekte Türkeş'in eşi Seval Türkeş Hanım da vardır. 12 Eylül döneminde askeri mahkemelerde idamdan yargılandığını ve Arusiler'in kadim şeyhlerinden Abdusselam El Esmer'in himmetiyle kılpayı kurtulduğunu belirten MHP lideri Türkeş, Mehmet Faik Erbil'e başından geçen olayları heyecanlı bir şekilde şöyle aktarıyor: "Hakkımdaki idam fermanı önceden verilmiş ve üç bacaklı sehpa kurulmuştu. Çok büyük bir evliya olan Hazreti Pir Seyyid Abdusselam el Esmer Sultan'ın yüzü suyu hürmetine bu belanın üzerimden ref-i def olması için Allah'tan niyaz ettim. Cenâb-ı Allah'ın izni iledir ki, Hazret-i Pîr Seyyid Abdüsselâm el Esmer Sultan'ın çok himmetini gördüm ve üç bacaklı idam sehpasına mübareğin attıkları bir tekme ile idamdan döndüğüm gibi bugün dimdik ayaktayım. Kendilerine medyun-u şükranım. İkincisi, haksız yere yattığım hapisten sonra çoluk çocuğumla Avrupa'ya gittim. Alman hükümeti, yapılan fitne üzerine, hava meydanından geri dönmemi istedi. Yarım saat içerisinde Seyyid Abdusselam Hazretleri'nin himmetini gördüm. Alman İstihbarat Başkanı benden özür diledi ve Frankfurt'a girdim. Üçüncüsü, İngiltere'ye gitmek üzere iken Fransa'ya inmek zarureti hasıl oldu. Aynı şekilde Paris'e girmeme müsaade edilmedi. Yine o mübarek pîrin himmetleri ile on beş dakika içinde bizzat Paris Emniyet Müdürü gelerek özür diledi. Paris'e, oradan da İngiltere'ye geçtim. Ya Allahım! Bu büyük evliyayı nasıl sevip de ona hürmet etmeyeyim. Beni herkesin terkettiği en kara günlerimde ve en zor zamanlarımda gerçek bir karagün dostu olduğunu unutmam mümkün değildir. Evlatlarımın, katillerin, vatan hainlerinin zalim kurşunlarına hedef olmaması hususunda bize gösterdiğin alaka beni çok mütehassis etmiştir. Allah senden razı olsun."

MHP lideri Alparslan Türkeş, 27 Mayıs 1960'daki askeri darbede yer aldığı için 1970'li yıllarda Demokrat Parti'nin devamı olarak bilinen Adalet Partisi'nin mensupları tarafından hep eleştiriye maruz kaldı. İkinci bir eleştiri konusu da Said-i Nursi'nin naaşının askeri idare tarafından Urfa'daki mezarından bilinmeyen bir yere nakledilmesiydi. Bu iki eleştiri de MHP lideri Türkeş'i hep rahatsız etti. Türkeş, 27 Mayıs ve Said-i Nursi olayı hakkında çeşitli açıklamalar yaptı. Başbakan Adnan Menderes'in idamına karşı çıktığını, Said-i Nursi'nin naaşının ise kendisinin sorumluluğu dışında nakledildiğini belirtti. Said-i Nursi'nin mezarının herkesçe bilinmeyen bir yere defnedilmesi hususunda talebelerine vasiyeti vardı. Yine de naaşının 27 Mayıs'tan sonra askeri idarenin talimatıyla bilinmeyen bir yere nakledilmesi Nurcu çevrelerde eleştiri konusu yapıldı. Türkeş, Said Nursi'nin kayıp mezarı hakkında sorulara muhatap kaldı. Uzun yıllar suskunluğunu koruyan Türkeş, gazeteci Hulusi Turgut'a 1995 yılında anlattığı anılarında kayıp mezarla ilgili açıklamalarda da bulundu.

"Menderes'i İsviçre'ye göndermeyi düşünüyorduk"
Mehmet Faik Erbil 27 Mayıs hakkında Türkeş'in söylediklerini şöyle anlatıyor: "Rahmetli 27 Mayıs 1960'ı, özetli ifade edersem şöyle anlattılar: "27 Mayıs harekâtı doğruydu ve makbulümdür. Zirâ halkımız kardeş kavgasına sürükleniyordu. Nitekim, kahvelerine kadar kamplara ayrılmıştı. Vatanın bütünlüğü tehlike arzediyordu. İçeride hainler, dışarıda düşmanlarımız, sevinç tezahürleri göstermekteydi. Rahmetli Adnan Menderes'i ziyaretimde kendileri bana harekâtı tasvip ettiklerini ve imzasını taşıyan kendi el yazısıyla bunu teyid etmek istediklerini beyan ettiklerinde sanki biz tazyikle bunu yazdırmışız gibi bir durum meydana gelir düşüncesi ile olduğu kadar aynı zamanda fitneye de yol vermemek için isteği kabul edemeyeceğimi söyledim. Ayrılırken rahmetlinin düşmanı olmadığımızı ve haklarında müspet düşündüğümüzü kendisi de farketmişlerdi. Asıl fikrimiz; fitnenin bertaraf edilerek, kardeş kavgasını önlemek ve vatanın bütünlüğünü korumak için üç sene iktidarda kalıp, bu arada tahsisatını vermek suretiyle rahmetli Adnan Menderes'i İsviçre'ye göndermek ve vaziyet normale avdet edince tekrar vatana dönmesini teminen seçimlere girmesini sağlamaktı. Maalesef, bu temiz düşüncemiz ihanete uğramıştır.

28 Mayıs 1960'ı şiddetle reddediyorum. Zira, zulüm yapıldı ve nahak yere cana kıyıldı. Tarihi vesika olarak Hindistan- Yeni Delhi'den devlet müşaviri sıfatı ile çektiğim telgrafta ve yazdığım mektupda idamlarını suret-i katyede tasvip etmediğimi bildirdim. Ben 27 Mayıs'a kendilerine çok itimat beslediğim değerli bir paşamızın isteği ile dahil oldum. 'Eğer sen aramızda olmazsan, bunlar iki satırı yazıp bir araya getiremezler' dedi. Paşamız da benim gibi iyi duygular sahibi idi. Bunun için kabul ettim."


Said-i Nursi olayını MBK'ya getiren Kızıloğlu idi
Türkeş, 1995'de gazeteci Hulusi Turgut'a Said-i Nursi'nin naaşının naklinin Milli Birlik Komitesi toplantısında gündeme geldiğini belirtiyordu. Konuyu gündeme getiren - İçişleri Bakanı emekli general İhsan Kızıloğlu'ydu. Türkeş şöyle diyordu: "İhsan Paşa elinde bir dosya ile geldi. Bir konuda bilgi vermek istediğini söyledi. Paşanın Komite'ye anlattıklarına göre, 27 Mayıs'tan önce, Urfa'da vefat edip, oraya defnedilen Said Nursi'nin kardeşi, kendilerine bir dilekçe vermiş, ismi Mehmet olabilir, ama soyadı, kardeşinin soyadına benzemiyordu. Dilekçe sahibi, 'Ben Konya'da oturuyorum, oysa ağabeyimin mezarı Urfa'da. Sık sık ziyaret etmek istiyorum, iki şehrin arası uzak olduğu için her zaman ziyaret imkanı bulamıyorum' demiş. Paşa bize bunları anlattıktan sonra, 'Said Nursi'nin kardeşi kabir nakli istiyor' dedi. Dilekçe MBK'da Kızıloğlu tarafından okundu. Komitenin izin vermesi halinde, Cemal Gürsel Paşa'ya da arzedileceğini belirtti. Milli Birlik Komitesi kabrin nakline izin verdi. Olayın bize yansıyan şekli budur. Olayı böyle biliyoruz. Kızıloğlu'nun verdiği bilgi dışında ayrıntı alamadım. Zaten 13 Kasım oldu, biz yurt dışına çıkarıldık."

Said-i Nursi'nin mezarını ikinci Kabe olmasın diye naklettik
Türkeş bu konuyu Arusilerin önde gelen isimlerinden Mehmet Faik Erbil'le de konuştu.
Mehmet Faik Erbil, Said-i Nursi'nin naaşının bilinmeyen bir yere nakledilmesi hususunda MHP Lideri Türkeş'ten bilgi alıyor. Erbil, Said-i Nursi'nin naaşının nereye nakledildiğini belirtmekten kaçınıyor. Erbil, Said-i Nursi Olayı'nı da Türkeş'in ağzından şöyle aktarıyor: "Said-i Nursi bahsine gelince; Urfa'da Makam-ı İbrahim'den naaşını alıp..... nakletmemiz belki de doğru değildi. Kabir nakli gece uçakla üç kişi tarafından yapılmıştır. (...) İkinci bir Kâbe yapılmasından korktuğumuz için böyle davranmak zaruretini duymuş olduk. Burada niyetliyim halistir. Hata yaptığımı düşünmüyorum. Varsa, Allah'tan af dilerim."
'Babamın ilk ismi Alparslan'

MHP Lideri Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş, babasının ilk isminin Hüseyin Feyzullah olduğunu reddetti. Aile içinde böyle bir hususun bilinmediğini ifade eden Tuğrul Türkeş şunları söyledi: "Bu iddia 20-25 yıldır sol cenahtan rahmetli babamın Kıbrıslılığına yönelik bir itham olarak gündem geldi. Ben babama ve kendime pasaport çıkartmak için Kıbrıs'a gittiğimde nüfus kayıtlarına baktım. Böyle bir şeye rastlamadım. Benim gördüğüm kayıtlarda Alparslan olarak yer alıyor. O yıllarda Alparslan ismi Kıbrıs'ta pek kullanılmıyor. Bu nedenle Ali Arslan olarak bir ara kullanılmış aile etrafında. Soyadı kanunu çıkınca Türkeş soyadını almışız. Amcamlar o dönemde Adana'da oturuyorlardı. Haberleşme imkanı kıtlığı yüzünden bir yanlış anlama nedeniyle amcamlar Türkiş soyadını almışlar. Babamın Lefkoşe'de doğduğu yıllarda çocuklara iki isim veriliyor, birisi babanın ismi olur hep. Bu durumda Alparslan Ahmet Hamdi olması lazımdı. Hem babama bu iki zatın ismi verilmiş olsaydı, neden değiştirsinler ki, bu zatlara saygısızlık olmaz mı?"

Ünlü kadın yazar Cahit Uçuk, üstadı Mardin'i unutamadı
Mehmet Faik Erbil'in verdiği bilgilere göre Ömer Fevzi Mardin'in müritleri arasında Türkiye Öğretmenler Birliği genel başkanlarından Ahmet Sami Ayral da var. Buna göre Ayral, Arusi-yi Selami Tarikati'nin önde gelen isimlerinden. Mardin'den sonra şeyhlik makamına oturan eski Kadıköylü olarak bilinen GS Divan Üyelerinden Bedirhani'lerden Mustafa Aziz Çınar (vefatı 1979). Yine Abdulkadir Paşa olarak bilinen Kadri Yıldırım Paşa Kadiri tarikatine mensup iken Arusi oldu. 1980'de vefat eden Paşa Arusi şeyhlerinden biriydi. Gümrük ve Tekel eski bakanı MHP'li merhum Gün Sazak'ın eşi Nilgün Sazak da Arusilere yakınlık duyan isimler arasında. Ömer Fevzi Mardin'in sohbet halkalarına katılan ünlü isimlerden birisi de kadın romancı-yazar Cahit Uçuk. 1909'da Selanik'te dünyaya gelen Cahit Hanım 2003 Ocak'ında Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan "Erkekler Dünyası'nda Bir Kadın Yazar" isimli anılarında Ömer Fevzi Mardin'den şöyle söz ediyor: "Şimdi masamın üzerinde bana yıllardan beri en ümitsiz günlerimde güç veren sıcacık ve alçakgönüllü gülümseyişiyle bakan, adının üstüne sadece 'Allah kulu' diye imzasını atan sevgili, aziz büyüğüm Ömer Fevzi Mardin'in resmi var. 'Bu kalem senin elinde mi? Sen yazmaya devam et çocuğum' sözleri kulaklarımda çınlamakta."
Arusi şeyhi 'Mardinizade'

Arusi Şeyhi Ömer Fevzi Mardin'in Varlık Vergisi'nin uygulandığı 1940'larda zorda kalan Museviler'e yardım edilmesini tavsiye ettiği ifade ediliyor. İsmet İnönü'nün "siyasete karışmazsanız hayatınız garanti altındadır" dediği Ömer Fevzi Bey, DP'nin kuruluşuna kadar siyasi konulardan uzak kaldı, talebelerine de aynı şekilde davranmalarını tavsiye etti. Ömer Fevzi Bey, 1946'da Demokrat Parti'nin kurulmasından sonra halk arasında demokrasi bilincinin kökleşmesi için kitaplar yazdı. 1942'de Kadiköy'de kurduğu İlahiyat Kültür Telifleri Derneği, Müslümanlar ve gayr-ı müslimler arasındaki diyalogda etkili oldu. Mardin, 1950'de DP iktidarında Kore'ye asker gönderilmesi kararını da savunan bir din adamı olarak dikkat çekti. Bu amaçla, "Kore Savunmasına Katılmamızda Dini ve Siyasi Zaruret" isimli kitabı yazdı.

Ömer Fevzi Mardin'in mensubu olduğu Mardinizadeler'den bazı ünlü isimler şunlar: Ord. Prof. Ebulula Mardin, Prof. Şerif Mardin, Betül Mardin, Yusuf Mardin ve Arif Mardin. Arif Mardin, Küçük Hüseyin Efendi'nin müritlerinden olduğu söylenen Merhum Büyükelçi Münir Ertegün'ün oğlu Atlantic Records'un patronu Ahmet Ertegün'ün ABD'deki yakın çalışma arkadaşı. Ünlü plak yapımcısı Arif Mardin meslek yaşamının 7'nci Grammy ödülünü aldı. Atlantic Records şirketinin başkan yardımcısı, yapımcı ve bestekar Arif Mardin, Los Angeles'ta düzenlenen galada Grammy özel liyakat ödülü olan 'Trustees' ödülünü de aldı. Ömer Fevzi Mardin'in annesi Osmanlı'nın Hariciye Nazırları'ndan Halil Şerif Paşa'nın kızı Leyla Şerife Hanım. Şerife Hanım Osmanlı döneminin ilk kadın roman yazarı olarak biliniyor.

MHP lideri Alparslan Türkeş'in Arusi Şeyhleri Mustafa Aziz Çınar ve Mehmet Faik Erbil'le sık sık görüştüğü ortaya çıktı. Erbil, Türkeş için "Ekseriye tek başına ve ara sıra da refikası ve evlatları ile beraber sık sık fakirhaneye ziyarete gelirdi" diyor. Kaptan-ı Derya Turgut Reis'in soyundan gelen Erbil'in babası Ahmet Faruk Erbil de Rıfai-Uveysi idi. Muhabere çavuşu Ahmet Faruk Efendi, eniştesi Alay Kumandanı Miralay İbrahim Hakkı Ertan ile Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı'na katıldı. Heyemola adlı denizci türküsü de Erbil'in ninesinin babası Bahriye Albaylarından Hacı Ali Kaptan için yazılmış. Kaptan-ı Derya Süleyman Paşa, Korgeneral Şükrü Naili Paşa, Ruşen Eşref Ünaydın, Trablusgarb Valisi Turgut Bey, Ticaret eski Bakanı Zeyyat Mandalinci, Kaptan-ı Derya Cafer Paşa, İçişleri eski Bakanı Şükrü Kaya, Prof. Mehmet Uluç da aynı aileden.

Son yıllarında Türkeş Türkiye'nin tutkalı oldu
1930'larda Ömer Fevzi Mardin ile başlayan ve Bedirhani Mustafa Aziz Çınar ile devam eden Arusi-Selami-Ömeriye tarikatinin son şeyhi olan Mehmet Faik Erbil, Türkeş'in gizli dünyasında önemli bir yer tutuyor. Erbil, önümüzdeki günlerde neşredilecek olan Mir'at'ül Hakaik (Hakikatlerin Aynası) isimli eserinde Arusilik ve Türkeş hakkında son derece özel bilgilere şöyle yer veriyor:

"Hakikat hayatına dair bir misal: Alparslan Türkeş Bey'in kendisine, bir büyük şehrin tapusunu sana verelim, dünyaya döner misin deseler, başını çevirip bakmaz bile. (..)Hususi görüşmelerimizden birinde bize 'Müslümanım ve Müslüman olarak yok denildiği ve yerildiği zamanlarda varlığını dile getirdiğim Türk ırkının mevcudiyetinin sağlam düşünce ve berrak fikirle isbatı üzerine uğradığım dahili ve harici bütün tasallutlar eğer suç teşkil ediyorsa ben buna çoktan razıyım' diyen merhum Türkeş'e şöyle dedik: 'Cenâb-ı Allah itibarınızı ziyadesiyle iade edecektir.' Nitekim, fuzûli yasakların kaldırılmasından sonra vefatına kadar geçen zaman dilimi içerisinde üç-beş arkadaşı ile birlikte merhum Türkeş Türkiye'nin tutkalı, âdeta gizli bir cumhurbaşkanı gibi herkes tarafından, hattâ bir dönem katı muhaliflerince bile mütalaâ ve kabul edilmişti.

Kur'an üzerine yemin
Cennet mekân rahmetli Hacı Alpaslan Türkeş'e dedim ki: 'Yahudi ve Hıristiyan devletleri dahi tahrif edilmiş Tevrat ve İncil üzerine meclislerinde, senatolarında el basıp yemin ederken Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hemen hemen tamamına yakın Müslüman olduğu halde Büyük Millet Meclisi'nde ve eğer varsa Senatosu'nda tahrifi muhal olan Allah Kelâmı Kur'ân-ı Kerîm üzerine niçin yemin edilmez ki! Hal böyle devam ettiği müddetçe Meclis'te yapılan yeminlerin hiç birisi Allah katında değer taşımadığı için sizler de o yaptığınız yeminlerden katiyen mesul değilsiniz. Tabiatıyle, hoş manzara değildir. Bir de şöyle düşünün: Yemin etmek üzere Kur'ân-ı Kerîm'e el basanın muhakkak surette istese de, istemese de içine bir korku düşer ki, üç kötülük yerine bir kötülük yapmakla iktifa etmek zorunda kalır. Ta ki ahlâk düzelene kadar bu dahi millet-memleket hizmetinde kazanç değil midir?' Merhum Türkeş, bu ifadelerimize ciddiyetle aynen iştirak ettiklerini söylemişlerdir. Vesile teşkil etmişken belirtelim. Biz Allah adamıyız. Allah işçisiyiz. Siyasetle zerre misâli alâkamız yoktur. Bu sebeple muhterem zatın ne evinin, ne bürosunun, ne parti merkezinin ve ne de herhangi bir parti teşkilatının yolunu bilmeyiz.

Allah'a, Peygamber Aleyhisselâm'a, Din-i İslâm'a ve Kur'ân-ı Kerîm ile Ehl-i Beyti Resulullah'a, Enbiyâ ve Evliyâ'ya büyük hürmet taşıyan ve içinden çıktığı ordusuna toz konduramayacak kadar vatan sevgisi ile dolu olan bu muhterem zât, aslında kesilecek bir horozun kanını görmemek için dahi sırtını dönecek kadar yufka yürekli, merhametli, her yönüyle devlet adamlığı vasıflarını haiz, dürüst, vefalı, edepli, terbiyeli ve bilgi bir zât idi. Türkiye'de cumhurbaşkanlığına en lâyık bir kimse olduğunu rahatlıkla ifade edebilirim. Türkiye Devleti Cumhurbaşkanı olmasını çok arzu ettim. Ancak, bu bir rıza lokmasıdır sırrından Cenâb-ı Allah'ın sunduğu nimeti yemesini bilemedi. Fakat, bu dünyadaki en büyük beşeri makamdan çok daha ziyadesi Gerçek Hayat'ta kendisine ikrâm edilmiştir. Bu hikmeti tefekkür etmekte güzellikler vardır. Rahmetli Fatihâ-ı Şerifesi'ni beraberinde götürmüştür. Hiçbir kimseye nasip olmayan tarzda bu dünyadan göç etti. Şöyle ki, cenaze merasimi müddetince üzerine evvela kar yağdı, arkasından sulu kara çevirdi ve son olarak da yağmur dediğimiz rahmetle noktalanarak uğurlandı. Bu Rabb'ın kendisine bir iltifatı idi. Nâhak yere tutuklu kaldığı 12 Eylül'den sonraki hayatı, vefatına kadar kendisine göre kemâlât içerisinde geçmiştir. Bilhassa gösterdiği olgunluk, ciddiyet ve mert tavrı buna ne güzel misâldir. Sinemize gömdüğümüz bize verdiği çok değerli bilgileri bu âlemden göç ile Hakikat hayatına taşımış olacağız. Hikmet sahibi Ulu Tanrı'ya sığınarak deriz ki, bu devlet güzel hizmetler için başında bir Eştürk-Türkeş görür, inşaallah. Celâl ve Cemâl sıfatlarının mâliki olan Allah'a hamdimiz ve şükrümüz büyüktür.

'Küçük oğluna Keskinkılıç ismini koydum'
Bu vatanda cumhurbaşkanlığına her bakımdan en lâyık bir zât idi. Zaman zaman kendilerine inşallah devlet başkanı olursunuz derdim ve refikası Sayın Saadet Seval Türkeş'e de 'Siz buna hazırlanın' ifadesinde bulunduğumda hiç cevap vermez, sadece tebessüm ederlerdi. Küçük oğluna (Keskinkılıç) ismini koydum. Sünnetini takiben birgün müddetince kan kaybına uğramış ve ne yapmışlarsa kanı durduramamışlar. Bundan büyük endişe duyarak çocuğu fakirhâneye getirdiler. Kısa bir duayı müteakip kan derhal durdu ve böylece çok rahatladıklarını ifade ettiler. Ey Allah kulları! Kim olursanız olun, duayı asla küçümsememenizi ve dua etmekten uzak durmamanızı tavsiye ederiz. Zirâ, Kur'ân-ı Kerîm'de Cenâb-ı Allah önemine bianen dua üzerinde durduğunu buyurur. İşin farkına epeyce bir müddet sonra vardıklarını müşâhede ettim. Meğerse bu örtü altında bize verilen vazife cennet mekân rahmetliyi ukbâ hayatına hazırlamakmış. Cenâb-ı Hakk'a hamdimiz- şükrümüz ziyâdedir."

Milli İstihbarat'a önem verirdi
Mehmet Faik Erbil: İçinden geldiği ordumuzu çok sevdiği gibi bunun yanısıra emniyet kuvvetlerimizi de takdir eder ve kendilerine sevgi ve muhabbet beslerlerdi. Bilhassa Milli İstihbarat'a çok önem verirdi. Yakın-uzak, partili-parti dışı, asker-sivil olmak üzere hüsnüniyetle iyilik ettiği pekçok kimseden gördüğü ihanet ve nankörlükten başka çeşitli kesimlerden kulaklarına nice kirli fitne lafları, yalan sözler geldiği içindir ki uzunca bir müddet haklı olarak eşhasa karşı duyduğu itimatsızlık şüpheciliğe yol açmıştı. Cenâb-ı Allah'ın yardımı ile zaman içerisinde bunlardan mümkün mertebe arınmıştır. Kendileri mazbut bir aile hayatı içerisinde, gayet edepli idi ve bir gün dahi olsun bacak bacak üzerine attığını görmedim. Daima iki eli dizleri üzerinde otururlardı. Acırım kendisine dünyada iken zulmedenlerin gerçek hayattaki hallerine!...
Mail Büyükerman: Beni Mardin'e Cahit Uçuk gönderdi

DSP Eskişehir eski Milletvekili Mail Büyükerman da üniversite yıllarında tanıştığı Ömer Fevzi Mardin'in sohbet halkalarında yetişti. Mail Büyükerman'la Ömer Fevzi Mardin'i konuştuk. Büyükerman hıçkırıklar ve gözyaşları içinde "Üstadım" dediği Mardin'i anlattı.

Sizi kim tanıştırdı?
Hukuk Fakültesi üçüncü sınıftaydım. Edebiyata ilgim vardı. Şeytanın Kuklaları isimli bir tiyatro yazmıştım. İstanbul Şehir Tiyatroları'nda Dramaturg Heyeti'nin önüne çıktım. Heyet, oyunumun Şehir Tiyatroları'nda sahneye konulup konulmayacağına karar verecekti. Heyetin önünde oyunumu okumaya başladım. Kapı açıktı, biraz sonra şık ve güzel bir hanım girdi içeriye. Okumayı durdurdum. Heyettekiler kadına büyük ilgi gösterdiler. Cahit Uçuk'muş. Ünlü romancı, hikayeci ve oyun yazarı. Oyunumda ilahiyatla ilgili ibareler vardı. Bu vesile ile Cahit Hanım onlara Ömer Fevzi Mardin'den söz etti. Israrla Mardin ile tanışmalarını istedi. Benden de mutlaka Mardin ile tanışmamı istedi, kendisinin de bu konuda yardımcı olacağını söyledi.

İlk karşılaşmanız nasıl gerçekleşti?
Ruhi bir arayış içindeydim. Kadıköy Çukurbostan'da, 31 Ağustos Sokak'ta 31 numaralı evin kapısını çaldım. Narin, ince yapılı, rahibe gibi bir kadın açtı kapıyı. İçeri girdim. Tanıştık. Cahit Uçuk hanımın tavsiyesiyle geldiğimi söyledim. "Ben buraya bir tecessüs, merak için gelmedim, manevi ihtiyacım için geldim" dedim. Pek sevindiler. Sohbet ettik. Bana kendi yazdığı ilahiyat külliyatından verdi. Kıştı. Çıkarken paltomu tuttu, engellemek istedim, "Ben tutacağım, ev sahipliğinin gereğidir, hem bana mutluluk verir" dedi. Ziyaretlerim haftada bir devam etti.

Sohbetlerde tarikat lafı edilir miydi?
Katiyetle. Hiçbir gün ne Nakşilik'ten ne de Arusilik'ten söz etti. Sadece Kur'an'ın insancıllığından bahsederdi. Okulu bitirip 35. dönem yedeksubaylık hizmetimi yaparken vefat ettiğini öğrendim. Üzeyir Garih cinayeti işlendikten sonra üstadımın Nakşi Şeyhi Küçük Hüseyin Efendi'nin müridi ve halifesi olduğunu o zaman öğrendim. Benim bir gazetede Ömer Fevzi Mardin'le ilgili bir açıklamam üzerine İstanbul'dan bir telefon geldi. Bir sanatkarmış, ismini söylemeyeceğim. Çocukken sık sık mezarlıkta barınırmış. Üstadımın mezarını kelli felli adamların sık sık ziyaret etmeleri dikkatini çekmiş. Daha sonraki yıllarda Üstadım'ı araştırmış, kim olduğunu öğrenmiş. Bu şekilde Üstadım'a karşı muhabbet duymuş. Ben bir kitap yazdım Birinci Otuz diye. Kitapta İncil, Zebur, Tevrat ve Kur'an'ın ortak yönlerini inceledim. Bu kitabın meydana gelişinde Üstadım'ın bana öğrettiklerinden çok istifade ettim. Önsözünde "Üstadım büyük insan Ömer Fevzi Mardin'i rahmetle anarım" dedim.

Nasıl biriydi?
Ömer Fevzi Bey'in gözleri derinlere, uzaklara, sonsuza doğru bakardı. Her zaman güleçti, tebessümlüydü. Sesinde bir şefkat ve rikkat vardı. Kim olursa olsun herkese iyilik yapmayı tavsiye ederdi. Sade ve mütevazı bir kişiliği vardı. Zengin bir aileye mensup olmakla birlikte küçük bir evi vardı. Üstadım'la ilgili konularda bir şey söylemeyi ve anlatmayı vecibe, vazife sayarım.

MHP lideri Türkeş'le özel ilişkisi bulunan Arusi Şeyhi Mehmet Faik Erbil, Amerikan savaş gemisi Missouri'nin 1946'de Türkiye'nin ilk Washington Büyükelçisi Münir Ertegün'ün cenazesini İstanbul'a getirmesi konusunda ilginç bir açıklama yapıyor. Ertegün ABD'de görev başında iken vefat etmişti. Washington'un bir Türk diplomatın cenazesi için en ünlü gemisini tahsis etmesi önemli bir gelişmeydi. Oysa Arusi Şeyhi Erbil'e göre olay şöyleydi: "ABD'nin suikaste uğrayan başkanlarından Franklin Roosevelt'i öldürmek niyetiyle üzerine ellidört veya ellibeş santim mesafeden suikastçinin sıkmış olduğu beş kurşun biiznillah re'sen himmetiyle hedef değiştirmiş ve bu suikastten Roosevelt böylece kurtulmuştur. Çünkü Tarikat-i Nakşiye'den meşhur Küçük Hüseyin Efendi Hazretleri'nin dervişanından Washington Büyükelçimiz rahmetli Münir Ertegün vasıtasıyla Roosevelt'i himayesine almış; onun gizlice İslamiyet'le müşerref olmasına vesile-i rahmet olmuştur. Amerika'da vefat eden muma-ileyhe, ABD tarihinde ilk ve son olarak Missouri gemisiyle cenazesinin İstanbul'a kadar getirilmesi bu himmetin minnet duygusunu ifade eden bir kadirşinaslıktır"

Roosevelt de müritmiş!
Erbil, Ömer Fevzi Mardin"in Eva Peron hakkında da mevlit okunabileceği fetvasını verdiğini de kaydediyor. Erbil, Mir'at'ül Hakaik isimli kitabında Roosevelt'in Müslüman olduğunu şu sözlerle anlatıyor: "Ömer Fevzi Mardin Müslüman, Musevi ve İsevi olmak üzere insanları üç koldan irşat etmişlerdir. Zira bu ulu zat Veli-yi Mürşid-i Ekber'dir. Şeriflerine bir misal olarak Tarikat-i Nakşiye'den meşhur Küçük Hüseyin Efendi Hazretleri'nin dervişanından Washington Büyükelçimiz Münir Ertegün Rahmetullah-ı Vasia vasıtasıyla Amerika Başkanlarından rahmetli Roosevelt'in gizlice İslamiyet'le müşerref olmasını zikredebiliriz. Vesile teşkil etmişken, şu bilgiyi de verelim. Ahir ömründe huzuruna gelip zikr-i şerife dahil olan meşhur şairi azam merhum Abdülhak Hamit Tarhan'ı da bu meyanda yadederiz. Her üçüne de Allah rahmetini ziyade eylesin."
"(..)Suikaste uğrayan ABD Başkanlarını konu edinen 12 bölümlük bir tv dizisinde Roosevelt'in eşi, yerli yabancı basın mensupları, eşinin hangi dinden olduğunu sorup, Hıristiyan olup olmadığını öğrenmek istediklerinde, Başkan'ın eşi, kocasının Hıristiyan olduğunu söylemeyince bu kez ısrarla, o zaman hangi dinden olduğunu sual ettiklerinde cevap vermeyip sükut ediyor.

Bu da Ömer Fevzi Hazretleri'ni gayet açık olarak teyit etmiyor mu? Ruhani âlemde madde olmadığı için toprağı bol olsun diyemeyiz. O sebeple gerçek İslam terbiyesi içinde Allah kendisine rahmet eylesin demek gerekir. Öyle ise Allah rahmet eylesin.

Türkeş Gizli Cumhurbaşkanı idi
ARUSİLER VE TÜRKEŞ
MHP lideri Alparslan Türkeş'in Arusiler'le ilişkisini konu alan dizimiz, birinci elden Arusi Şeyhi Mehmet Faik Erbil'in tanıklığına dayanıyor. Türkeş'in bilinen siyasi kişiliğinin yanısıra, bilinmeyen yönlerinin de bulunduğu gün ışığına çıktı. Kamuoyu tarafından pek bilinmeyen Arusilik tarikati hakkında da önemli bilgiler yer aldı dizide. Arusi şeyhleri arasında ünlü Kürt ailesi 'Bedirhani'lerden Mustafa Aziz Çınar'ın yanısıra Ahmet Sami Ayral da Arusiler'in önde gelen isimleri arasında. Öte yandan dizideki tarikatin dini yaklaşımlarına ilişkin anekdotlar (kerametler gibi) tasavvufla ilgilenen bilim adamlarının sahasına giriyor. Bu anekdotlara sadece yer verdik, yorumlamadık. Anekdotlar, din-siyaset, din-toplum ilişkileri bakımından önemli. Ayrıca tarikatler ve siyaset üzerine çalışma yapmak isteyenler için zengin bir malzeme sunduk. Türkeş, Arusi Tarikati'ne ilişkin bilgilerin yer aldığı Mehmet Faik Erbil'in Mir'at'ül Hakaik (Hakikatlerin Aynası) isimli eseri ilgilenenler için önemli bir kaynak.

Eva Peron için İstanbul'da mevlit
Ağır bir hastalığa yakalan Eva Peron için 8 Aralık 1951 tarihinde İstanbul Şişli Camii'nde şifa bulabilmesi için mevlit okutuldu. Mevlit 13 yıl Arjantin'de yaşayan bir Türk tarafından düzenlendi. Mevlide Beyoğlu müftüsü, Arjantin'in İstanbul Başkonsolosu ve cemaatın yanısıra 25 kadar Arjantinli de katıldı. Bir gayrimüslüm için mevlit okutulup okutulamayacağı o dönemde tartışma konusu oldu. Ömer Fevzi Mardin de Peron için mevlit okutulabileceği görüşünü savundu. Resmi bir görevi olmamasına karşılık Sağlık ve Çalışma Bakanı gibi davranan Eva Peron, Arjantin sosyetesinin yardım derneğine devletin bütçesinden ayrılan ödeneği kendi adına kurulan vakfa aktararak sayısız hastane, okul, bakımevi yaptırırken Arjantin'in en büyük camiini de inşa ettirmişti.. Arjantin'de bilhassa üst sınıfın nefretinin odak noktasında yer alan Eva, Arjantin Devlet Başkanı Juan Peron'un eşiydi.

Arusi şeyhlerin gelecek senaryoları
Şeyhim (Ömer Fevzi Mardin)14 Mayıs 1950 senesinde DP'nin iktidara gelmesini himmetiyle temin etmişler ve şöyle buyurmuşlardır: "DP intikal partisidir. DP intikal edecektir. Hazreti şeyhim ise (Mustafa Aziz Çınar) 1965'de AP iktidara getirildiğinde şöyle söylediler: Adalet Partisi intikal edecek. Artık bundan sonra DP hükümeti gibi hükmetler uzun ömürlü olmayacak, ömürleri kısa olacak."
Acizanem: "CHP ufalanıp, dağılacak."

İran ortasından ikiye bölünecek
Mübarek Şeyhim (Aziz Çınar) 1977 yılında Ekim-Kasım aylarında yine buyurmuşlardır ki "Müslüman Türk devletine karşı hoş bir tutumu olmayan hudut komşumuz İran Güney-Kuzey Wietnam ve Güney-Kuzey Kore gibi ortadan ikiye bölünecektir." Acizanemin bu kibarı kelamla alakalı düşüncesi şudur: "İran'ın Türkiyeye karşı muamelesini değiştirip samimi ve kardeş bir devlet gözüyle bakması kendi menfaati gereğidir. Umarız, ıstırap çekmez."

Rusya parçalanacak
1945 ve 1953 senesi Mart ayı başına kadar Piri-i Sani ve Pir makamında Ömer Fevzi Hazretleri şöyle buyurmuşlardır: "Rusya 30, 32, 33, 34 devlete bölünüp parçalanacaktır".
Has halifesi Şeyh Mustafa Aziz Hazretleri devamen ve teyiden buyurmuşlardır ki: Rusya 30, 32, 33, 34 ve 37 devlete bölünüp dağılacaktır" Bugün eğer bu rakam mevcutsa dağılma tamamlanmıştır. Değilse parçalanma 37'ye kadar devam edecektir.

http://www.yenisafak.com.tr/diziler/turkes/index.html

Çevrimdışı özkan özgür

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 5.766
  • Puan: +119/-1
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Helikopter kazası Allahın millete uyarısı mı?
« Yanıtla #17 : Kasım 25, 2012, 09:11:54 ÖS »
''Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek,dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladımı, artık hiç bitmez!''

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.430
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Yer Yerinden Oynayacak.
« Yanıtla #18 : Haziran 19, 2013, 04:23:56 ÖS »
Yer Yerinden Oynayacak.

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü ile ilgili olarak radar kayıtlarının ana şüphelerden biri olduğuna dikkat çekti.



CİHAN/19 Haziran 2013

Son olarak TÜBİTAK’ın radar görüntülerinin anlaşılamadı değerlendirmesiyle ilgili olarak, “Önümüzdeki günlerde bu konularla ilgili gelişmeler olacak. Tabi ben bunun ayrıntısını burada hem dosyanın gizlilik kararını hem de geleceği ile ilgili doğru olmadığını düşünüyorum Savcılık bu konu üzerinde çalışıyor. Bunu öğrenmek için ana kaynağına bakmak lazım. Ben oraya bakılacağını düşünüyorum.” dedi.

Mustafa Destici, Ankara İli Muhtarlar Derneği Genel Başkanı Ömer Yorulmaz’ı ve beraberindeki heyeti kabul etti. Destici, bu kabul sırasında basın mensuplarının gündeme dair sorularını cevapladı.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü ile ilgili olarak savcılığın TÜBİTAK’a gönderdiği radar görüntülerinden bir şey anlaşılamadığı için savcılığa gönderilmesini değerlendiren Destici, geçtiğimiz hafta cuma günü hem Malatya Cumhuriyet Savcısı ile hem özel yetkili Başsavcı Vekili ile hem de dosyaya bakan savcı ile görüştüğünü belirterek, oradaki en önemli ihtiyaçlardan bir tanesinin özel yetkili bir savcının daha oraya atanması gerektiğini ifade etti. Dosyada gizlilik kararının olduğunu hatırlatan Destici, bu görüşmeler esnasında radar görüntülerinin de gündeme geldiğini kaydederek, "Bunların hepsini konuşup değerlendirdik. Önümüzdeki günlerde bu konularla ilgili gelişmeler olacak. Tabi ben bunun ayrıntısını burada hem dosyanın gizlilik kararını hem de geleceği ile ilgili doğru olmadığını düşünüyorum.” diye konuştu.

"TIKIR TIKIR İŞLEYEN RADAR HELİKOPTER DÜŞTÜĞÜ SIRADA KARARIYOR"
Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldü algısını oluşturan 7 ana şüpheden birinin bu radar konusunun olduğunu vurgulayan Destici, bunun çok önemli olduğunu, 5 yıla yakın süredir bu radar kayıtlarının netleştirilememiş olmasının bile toplumda Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldü algısı için yeterli olduğunu dile getirdi. Destici, şu ifadeleri kullandı: “Nasıl oluyor da tıkır tıkır işleyen radarlar tam da helikopterin düştüğü 4 saniyede kararıyor. Ya da ana kumandaya bilgi gönderen sistem çöküyor. O sistem çökse de radarların olduğu merkez üzerinde görüntülerin olduğu düşüncesi içindeyiz. Bununla ilgili de önümüzdeki günlerde gelişme olacaktır ve bu netleştirilecektir. Çünkü netleştirilemeden bu şüphe dağıtılamaz. Savcılık bu konu üzerinde çalışıyor. Bunu öğrenmek için ana kaynağına bakmak lazım. Ben oraya bakılacağını düşünüyorum.”

KUZEY KÜRDİSTAN KONFERANSI TEPKİSİ
BDP’nin geçtiğimiz gün açıkladığı raporu hatırlatan Destici, birilerinin Türkiye’nin güneydoğu bölgesini 'Kuzey Kürdistan' diye lanse ettiğini söyledi. Yine bazı kararların alındığına dikkat çeken Destici, TBMM’deki partilerden ve diğer kurumlardan bununla ilgili bir açıklama yapılmadığını belirterek, orada alınan kararlara işaret etti. Destici, bölgenin 'Kuzey Kürdistan' olacağının, Kürtçe hem eğitim dili hem de resmi dili olacağı, PKK’nın terör örgütü listesinden çıkartılmasının istendiği, Öcalan’a özgürlük, KCK ve diğer PKK tutuklularına özgürlük, uluslar arası örgütlerin bu konuya müdahil olması, hükümetten anayasal beklenti ve sınırda alınan tedbirlerden hükümetin vazgeçilmesi gibi maddelerin yer aldığını dile getirdi. Destici, birilerinin Türkiye’yi Gezi Parkı olayları gibi olaylarla meşgul ederek, asıl gündemden uzaklaştırıldığı uyarısında bulundu.

"İRAN'A SADECE ALEVİ DEDELERİ DEĞİL, PEK ÇOK KESİMDEN ZİYARETLER OLDU"
Türkmen Alevi-Bektaşi Derneği Başkanı Özdemir Özdemir'in 700 Alevi dedesinin İran’a götürüldüğüne dair iddialarının sorulması üzerine de Destici, şöyle konuştu: “Yarın Özdemir Bey partimizde olacak. Bir tevafuk oldu, daha önceden ayarlanmıştı. Kendisi ile görüştüğümüz bir arkadaşımız zaten. Gerçekten samimi milletin birliğinden ve beraberliğinden yana olan bir arkadaşımız. Onun için de söylediklerine güvenirim. Bilmediği ve inanmadığı şeyleri söylemeyeceğini düşünüyorum. Ben 700 tane Alevi dedesinin götürülüp götürülmediğini bilmiyorum ama Özdemir Bey'in mutlaka bildiği şeyi söylediğini düşünüyorum. Fakat sadece Alevi dedelerinin değil, Türkiye’den pek çok kesimin bu ziyaretleri gerçekleştirdiğini biliyorum. Bunların içerisinde Alevi dedeleri vardır, siyasi parti temsilcileri vardır, sivil toplum örgütü temsilcileri vardır, eski siyasetçilerimizden de vardır. Bunların hepsinin gittiğini ve geldiğini biliyorum. Ama tabi orada ne konuşulmuştur, ne alınmıştır, ne taahhüt edilmiştir bunları bilemem. Şunu biliyorum ki Türkiye’nin içerisinde İran’ın da eli vardır, Rusya’nın de eli vardır, Suriye muharebatının da eli vardır, ABD’nin de başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın da eli vardır.”

Kendisini ziyaret eden muhtarların sıkıntılarını dinleyen ve not alan Destici, muhtarlar ile ilgili olarak BBP'nin şimdiye kadar attığı adımlardan bahsetti. Destici, muhtarlara sorunlarıyla ilgileneceklerine dair söz verdi.

habervaktim.com

 

Son İletiler/Konular

Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 15 kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Dün, 10:04:14 ÖÖ]


BUNALIMI ÖNGÖRMEK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Dün, 06:00:57 ÖÖ]


PUTİN’İN ‘GÜNAHLARI’ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 19, 2014, 08:43:14 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 14. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 19, 2014, 07:52:21 ÖS]


Ynt: ULUSALCILIK İVME KAZANACAK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 18, 2014, 09:57:20 ÖS]


Ynt: ULUSALCILIK İVME KAZANACAK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 18, 2014, 09:23:39 ÖS]


ULUSALCILIK İVME KAZANACAK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 18, 2014, 04:54:47 ÖS]


TAŞERON İŞÇİSİNİN ZAFERİ Gönderen: Mehmet Akkaya
[Aralık 18, 2014, 04:46:39 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 13. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 18, 2014, 01:10:29 ÖS]


DİZ ÜSTÜ YAŞAMAKTANSA AYAKTA ÖLMEK YEĞDİR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 17, 2014, 05:13:31 ÖÖ]


Operasyon sayesinde Alman basınında da rezil olduk... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 16, 2014, 10:21:55 ÖÖ]


"Işık Motor" Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 15, 2014, 11:58:59 ÖÖ]


OPERASYON ve DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 15, 2014, 01:42:23 ÖÖ]


Ynt: HASSA ORDUSUNUN HASSASİYETİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 14, 2014, 05:53:54 ÖS]


Ynt: Paçozlaşmak üzerine Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 14, 2014, 04:48:39 ÖS]


Ynt: HASSA ORDUSUNUN HASSASİYETİ Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 14, 2014, 04:40:11 ÖS]


Susmadık susmayacağız biz gazeteciyiz.. (Shut up, we won't shut up we are jo.... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 14, 2014, 10:24:21 ÖÖ]


DER VALLAHİ ‘DARBE’ DER ! Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 14, 2014, 03:09:02 ÖÖ]


Ynt: HASSA ORDUSUNUN HASSASİYETİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 13, 2014, 09:56:58 ÖS]


Oyun Oynanıyor Manevi basınından Erdoğan'a faili meçhul yanıtı Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 13, 2014, 06:03:34 ÖS]


Paçozlaşmak üzerine Gönderen: Kemal Denizer
[Aralık 13, 2014, 03:58:02 ÖÖ]


HASSA ORDUSUNUN HASSASİYETİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 12, 2014, 11:05:15 ÖS]


ULUSAL ‘HAYSİYET’ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 12, 2014, 01:11:26 ÖÖ]


Senarist yardımcısı Berlin Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 11, 2014, 04:56:33 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 11. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 11, 2014, 02:03:56 ÖS]


HAYSİYET Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 11, 2014, 12:44:37 ÖÖ]


IŞID'e karşı yeni göstermelik ittifak Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 10, 2014, 08:58:14 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 10. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 10, 2014, 12:26:54 ÖS]


İNKAR YASASI’NIN GEREKÇELERİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 10, 2014, 12:46:13 ÖÖ]


Dini Öğrenmenin Yaşı. Gönderen: halukgta
[Aralık 09, 2014, 04:30:32 ÖS]


AİHM tazminatı Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 09, 2014, 10:30:38 ÖÖ]


TEPELİ KÖYÜN MIZIKACILARI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 09, 2014, 02:58:12 ÖÖ]


Kıbrıs'tan çağrı: ‘TC eğitim sisteminden vazgeçilmeli’ Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 08, 2014, 08:21:22 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 9. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 08, 2014, 12:51:38 ÖS]


DÜZEN PARTİLERİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 07, 2014, 03:56:51 ÖS]


17-25 Aralık, "Hırsızlar haftası" ilan edilsin. Haydi TBMM... Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 07, 2014, 03:37:48 ÖS]


Yaptıklarından pişman Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 07, 2014, 02:48:50 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 8. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 07, 2014, 01:28:15 ÖS]


Biliyor musunuz, İnandığınız güç ne... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 07, 2014, 12:28:39 ÖÖ]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 7. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 06, 2014, 12:13:25 ÖS]


Bir Can Paker Kitabı-Geriye Bakmak Yok... Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 05, 2014, 10:28:35 ÖS]


Atatürk O.Ç idi, adamlar iddia ediyor, şimdi Tayyip O. Ç oldu. Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 05, 2014, 10:02:31 ÖS]


Bizimkiler sapıktı biz biliyorduk ama dünya bunu bilmiyordu, şimdi öğrendiler... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 05, 2014, 06:59:31 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 6. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 05, 2014, 01:41:35 ÖS]


AÇILIMIN İÇİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 05, 2014, 04:29:28 ÖÖ]


Dicle Nehri Hakkında Cenevre Konsensusu: Bir Dönüm Noktası mı? Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 04, 2014, 08:52:09 ÖS]


Atatürk'ün vasiyeti Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 04, 2014, 08:43:06 ÖS]


SOMA’DA İŞTEN ATILAN 2250 İŞÇİ, HAKLARINIZI BİLİYOR MUSUNUZ? Gönderen: Mehmet Akkaya
[Aralık 04, 2014, 08:33:49 ÖS]


Türkiye’de Terör Senaryosu Uyarısıymış Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 04, 2014, 11:57:32 ÖÖ]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 5. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 04, 2014, 09:09:01 ÖÖ]


YATAĞAN İŞÇİSİ, SİZİN İÇİN DE SAVAŞIYOR Gönderen: Mehmet Akkaya
[Aralık 03, 2014, 06:30:17 ÖS]


Kendi politik yapıları altında oluşan olgu nedeni ile Almanya Mültecilere Karşı Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 03, 2014, 01:49:13 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 4. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 03, 2014, 09:42:22 ÖÖ]


BURHAN (N’)ETTİN KUZU (YU) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 03, 2014, 03:24:39 ÖÖ]


Ynt: ANAPAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 03, 2014, 03:19:45 ÖÖ]


Ynt: ANAPAR Gönderen: Kemal Denizer
[Aralık 03, 2014, 12:59:20 ÖÖ]


Ynt: ANAPAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 03, 2014, 12:11:20 ÖÖ]


Ynt: ANAPAR Gönderen: Kemal Denizer
[Aralık 02, 2014, 11:48:58 ÖS]


ANAPAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 02, 2014, 11:33:46 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 3. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 02, 2014, 09:40:19 ÖÖ]


Ortodoks kilisesinin elinde Muhammed’in resmi var mı? Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 02, 2014, 12:30:21 ÖÖ]


1864 VİLAYET NİZAMNAMESİ’NİN 150.YILDÖNÜMÜ SEMPOZYUMU Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 01, 2014, 05:11:00 ÖS]


Ynt: BÜTÜN PROFESÖRLER TUTUKLANMALIDIR Gönderen: ahmetdursun
[Aralık 01, 2014, 05:01:02 ÖS]


Pez... olan Sancak bakın ne demiş : "Çıkarın lan Can Dündar pez...ni o listeden" Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 01, 2014, 04:08:49 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 2. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Aralık 01, 2014, 08:14:09 ÖÖ]


ÖZGÜRLÜK- EŞİTLİK- ADALET Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Aralık 01, 2014, 02:15:45 ÖÖ]


Senarist ve senaryo yönetmeni ABD Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 30, 2014, 09:50:01 ÖS]


Kamu yararı kalkalı, sömürü en üst safhaya erişti. Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 30, 2014, 05:00:53 ÖS]


Allah Huzurunda Kadın ve Erkek Eşittir. Gönderen: halukgta
[Kasım 30, 2014, 04:07:41 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 022 ( Konu 1. kısım ) Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 30, 2014, 08:57:48 ÖÖ]


Ynt: BÜTÜN PROFESÖRLER TUTUKLANMALIDIR Gönderen: Kemal Denizer
[Kasım 30, 2014, 02:24:06 ÖÖ]


Ynt: BÜTÜN PROFESÖRLER TUTUKLANMALIDIR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 30, 2014, 12:00:42 ÖÖ]


BÜTÜN PROFESÖRLER TUTUKLANMALIDIR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 28, 2014, 11:12:18 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 021 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 28, 2014, 04:42:30 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: mehmeturan
[Kasım 28, 2014, 04:35:26 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 020 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 27, 2014, 08:54:40 ÖS]


Bakalım ne olacak; İspanya'da yolsuzluk depremi Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 27, 2014, 05:11:59 ÖS]


40 yılda 40 kilometre yol yapamadılar. Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 27, 2014, 03:58:48 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 019 Zaman Tüneli - 15 - Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 27, 2014, 01:37:55 ÖS]


Kıbrıslı Türklerin AB hüsranı Bölüm -4- Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 27, 2014, 10:14:08 ÖÖ]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 018 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 26, 2014, 05:01:01 ÖS]


Kıbrıs’ın unutulanları: Kıbrıslı Türkler Bölüm -3- Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 26, 2014, 12:25:40 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 017 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 10:05:29 ÖS]


Kıbrıs’ta müzakerelere siyaset kilidi Bölüm -2- Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 06:30:22 ÖS]


Hidrokarbon adası Kıbrıs Bölüm -1- Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 05:16:16 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: Suzy
[Kasım 25, 2014, 03:48:23 ÖS]


Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 02:48:00 ÖS]


Af edilmeyen Af Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 01:11:04 ÖS]


Ynt: LAİKLİK İLKESİ /ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ (10) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 25, 2014, 01:07:51 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 016 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 25, 2014, 09:58:23 ÖÖ]


LAİKLİK İLKESİ /ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ (10) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 25, 2014, 02:46:44 ÖÖ]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 015 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 24, 2014, 01:24:52 ÖS]


Küba dağlarına cami dikeli, Mars’ta camilerin varlığı ortaya çıktı. Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 24, 2014, 12:51:34 ÖS]


Evrensel’in Yolsuzluk Haberciliğine de Dava Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 24, 2014, 12:40:09 ÖS]


Joe Biden'in Ekümenik talebiyle ne ilgisi olabilir? Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 24, 2014, 01:22:43 ÖÖ]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 014 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 23, 2014, 09:24:05 ÖS]


Rusya Hedef Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 23, 2014, 05:40:34 ÖS]


Din savaşlarının yan görüntüsü olarak Edirne’de Sinagog Tartışması... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 23, 2014, 03:01:54 ÖS]


Arşivleyin... Dersim nedir, ne değildir? Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 23, 2014, 02:21:47 ÖS]


Yazarın Günlüklerinden Bölüm 013 Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 23, 2014, 11:46:15 ÖÖ]


SIĞIRDAKİ SIPA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 22, 2014, 04:28:21 ÖS]


Senaryo Finansörü ABD Dışişleri'nden Irak'ın Bütünlüğüne Vurgu... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 22, 2014, 11:07:28 ÖÖ]


Sette doğal oluşum.... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 22, 2014, 09:01:22 ÖÖ]


Rusya: Petro-savaş' ta bizde varız... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 21, 2014, 11:10:11 ÖS]


Zor ve Uzun Bir satranç oyunu... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 21, 2014, 06:32:06 ÖS]


‘İSKÂN’ ve ‘SÜRGÜN’ /ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ (9) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 21, 2014, 02:42:50 ÖÖ]


Stres ve İman İlişkisi...... Gönderen: halukgta
[Kasım 20, 2014, 08:50:50 ÖS]


Çok köşelisin be Coni! Gönderen: Meltem yeli
[Kasım 20, 2014, 12:52:24 ÖÖ]


SİSTEM VE UYUŞTURUCU… Gönderen: Mehmet Akkaya
[Kasım 19, 2014, 01:38:30 ÖS]


Türkiye'nin son durumu 'Üçüncü göz' Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 19, 2014, 08:56:28 ÖÖ]


AKP-Almanya’da ‘muta nikahı’ kavgası! Gönderen: ahmetdursun
[Kasım 19, 2014, 01:28:59 ÖÖ]


Ne güzel kendileri finanse edip kendileri korkuyor... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 18, 2014, 02:37:04 ÖS]


‘BEN SİZE KAN VE GÖZYAŞI ÖNERİYORUM’ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Kasım 18, 2014, 01:10:30 ÖS]


Dün ABD Kuvvetleri Irak yasal terörist Birliklerini Eğitmeye Başladı Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 17, 2014, 11:42:13 ÖÖ]


Saldırı Kötü İlişkilerin sebebi mi? Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 16, 2014, 04:34:10 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: arsivci1
[Kasım 16, 2014, 12:10:16 ÖÖ]


DUALARDA NE İSTENİYOR ALLAH'TAN ? Gönderen: Talat Alp
[Kasım 15, 2014, 10:15:41 ÖS]


‘Beyci Nasıl Geri Alındı’? Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 15, 2014, 04:56:26 ÖS]


GÖRÜLEN İHTİYAÇ ÜZERİNE , BİLİNÇLİ SEÇMEN ARANMAKTADIR ( ! ) Gönderen: Talat Alp
[Kasım 15, 2014, 12:24:48 ÖS]


ÇARESİZ ve ETKİSİZ SEÇMEN KİMLİĞİ Gönderen: Talat Alp
[Kasım 15, 2014, 12:02:24 ÖS]


Türkiye'de Suriyeli Sığınmacılara Tepki Artıyor mu? Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 15, 2014, 09:58:07 ÖÖ]


Tarhan, 'Anadolu'yu Amerika'nın Sesi'ne Anlattı Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 14, 2014, 03:15:19 ÖS]


Ynt: Osmanlı arşiv araştırmaları için destek kaynaklar... Gönderen: demerer
[Kasım 14, 2014, 04:30:13 ÖÖ]


TÜRKİYE’DE CIA'NIN BESLEDİĞİ ÖRGÜTLER - 2013 Gönderen: Mehmet Akkaya
[Kasım 13, 2014, 11:17:50 ÖS]


Tünel'den gelen ses , Hasret Gönderen: Talat Alp
[Kasım 13, 2014, 08:09:11 ÖS]


Suriyeli mülteci krizi senarist tarafından büyüdükçe büyüyor... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Kasım 13, 2014, 06:52:15 ÖS]