Sayın Kurtdereli,
Bu açıklamanın bana ait olmadığını sanırım ki kaçırmışsınız.
Tabii ki bu yazıyı paylaştığım için az da olsa katıldığımı düşünmeniz normaldir.
Dinlere(Felsefi inançlar dahil)inanmadığım doğrudur.
Lakin allah inancımın olmadığını kimse söyleyemez.
Desit olmam allah inancım yoktur anlamına gelmez.
Demek ki allah aklını kullanarak üç elmayı iki baba iki oğul arasında eşit bölebileceğiniz aklı sizlere/bizlere vermiş.
Eh o halde kelime oyunları ile uğraşmak yerine akıl ile allah inancımızı birleştirsek kötü mü yapmış oluruz?
KUR'AN:AKIL KELİMESİNİN GEÇTİĞİ AYETLER
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=614.0
Saygı ile....
Ahmet Dursun
Sayın Dursun,
Öncelikle yönelttiğim eleştirileri cevaplama nezaketi gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Şunu hemen belirtmek isterim ki; siz dahil kimsenin inancını sorgulamak haddim değildir. Böyle bir
"yetki" bırakın sıradan insanları, peygamberlere dahi tanınmış değildir. Bu bakımdan
"inançlar" adı, tarzı ve şekli ne olursa olsun, bu ad, bu tarz ve bu şekil üçüncü kişilerin hak ve hürriyetlerine zarar vermediği ve
"inananla" "inanılan" arasında kaldığı müddetçe saygı duyulmaya değerdir. Bu bakımdan siz
"deist" de olsanız,
"ateist" de olsanız benim sizin durumunuzu yargılamak ve sorgulamak gibi bir davranış içine girmem sözkonusu bile olamayacağı gibi bu görüşlerinize ve düşündüklerinizi açıklama hakkınıza da saygı duymam gerekir. Burada sadece vurgulamak istediğim;
"bu da benim inancımdır" dediğim bir konudan bahsedilirken daha dikkatli bir dil kullanılmasını beklemenin hakkım olduğunun altını çizmekten ibaretttir. Nasıl ki;
"deizm" ve
"deist" olanlardan söz ederken;
"Kendisine 'deist' diyen kimileri...", ya da
'"deistlik" diye bir şey uyduranlar..." gibi bir cümleler kurarak
"deizm"i ve
"deistler"i eleştirmek hakkına sahip değilsem, eleştirilerine
"Muhammed'in uydurduğu..." gibi kelimelerle başlayanların da bunun
"müslümanları" rencide edeceğini bilmeleri gerekliliğidir.
3 Elma'nın 4 kişiye bölüştürülmesi meselesine gelirsek:Siz bölüşümü "miras paylaşımından yola çıkarak"
"babalar ve oğulları" arasında yapmışsınız ama ya bu 4 Kişi birbirine tamamen yabancı idiyse? Neyse, tabii ki onun da bir çözümü vardır ama aslolan çözümün oranlar korunarak adilane bir şekilde olmasına dikkat etmekten ibarettir.
Burada benim asıl üzerinde durduğum şey bu değil şudur: Siz bu konuya açıklık getirme çabası içerisindeyken benim de bahsetmek istediğim ama sizin benden önce davranarak vurguladığınız çok önemli bir husus var. Bu şey
"akıl"dır. Kuran-ı Kerim'de ısrarla üzerinde durulan
"akıl" ve müslümanlardan
"akıllarını kullanmaları" talebi, üzerinde durulmaya değer bir şeydir. Kuran-ı Kerim, bir hazır reçeteler kitabı değil, aksine insanın karşılaştığı problemleri
"akıl" yolu ile çözmelerini daima salık veren ve bunun üzerinde ısrarla duran bir kitaptır. Bu bakımdan yukardaki problemin çözümü bulacak olan da elbette
"akıl"dır ve böyle bir çözüm de
"din dışı" ve
"dine rağmen" bir çözüm demek değildir.
Bu vesile ile asıl üzerinde durmak istediğim bir diğer konu; çarpıtılmış ve içine kimi hurafeler ve örf ve adetler katılarak işte
"İslamiyet" budur ve biz buna inanıyoruz diyerek kendilerine
"yapay" bir din yaratmış olanların bugüne kadar kendilerine ve etraflarına verdikleri zararların bir an önce önüne geçilmesi zaruretidir. Zira, insanlığın ilerleyişine ciddi bir tehdit teşkil eden ve başkalarının hak ve hürriyetlerine pervasızca el atma hakkını kendinde gören bu bağnazlık ne yazık ki
"İslamiyet" adı altında yapılmakta ve bu duruma haklı bir itirazda bulunan diğer insanlar üzerinde de
"İslamiyet" hakkında bir husumet uyandırmakta ve bizatihi
"İslamiyet"in kendisi hakkında da olumsuz bir kanaat hasıl olmasına yol açmaktadır. Bunun siyasi etki ve sonuçlarından ve bundan Atatürk Türkiye'sinin gördüğü zarardan daha fazla bahsetmeyi bile artık lüzumsuz buluyorum. Cumhuriyet aydınlarına düşen iş ise ne halkının dinini aşağılama yanlışı içine girerek onu din sahtekarlarından medet bekler duruma düşürmek, ne de
"çarşaf açılımları" vb. ile bir yanlışı başka bir yanlışla gidermek yanlışına sapmaktır. Yapılacak şey, tarihimizi, geçmişimizi ve Mustafa Kemal'imizi olduğu gibi ve dosdoğru bir şekilde anlamak ve anlatmak, akla ve bilime hakettikleri değeri verebilmektir. Sözümü sizin sözlerinizle bitireyim:
“Kelime oyunları ile uğraşmak yerine akıl ile Allah inancımızı birleştirsek kötü mü yapmış oluruz?”Cevap: En doğrusunu yapmış oluruz!
Kalın sağlıcakla…