Gönderen Konu: Yavşak Obama ve TBMM  (Okunma sayısı 577 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Yavşak Obama ve TBMM
« : Şubat 25, 2009, 12:52:32 ÖS »
TDK'ya göre yavşak:isim, halk ağzında
1.Bit yavrusu, sirke.
2.mecaz Geveze,yılışık kimse:
Örnek:"Sonra aynı yavşak,teklifsizlikle Binbaşı Ferit'in kadehini dikiyor."-A.İlhan.
-----------------
Öncelikle ABD'li bazı dostlarımın Obama'ya yavşak diye hakaret ettiğimi düşünmelerini istemem.
Her ne kadar Obama'nın Buş'un(Bush) izinde olduğunu biliyorsam da bu açıklamayı yapmadan edemedim.
Çünkü amacımız kimseye hakaret etmek olmadı olamaz da.

Emperyalizmin en önde gelen maşalarından olan Buş'un(Bush) en büyük düşmanının kim olduğunu biliyormusunuz?

Thomas Jefferson (1743-1826),Amerikan bağımsızlığının mimarlarından ve "Kurucu Babalar"adıyla anılan Amerikan siyasal sisteminin kurucuların sayılan Thomas Jefferson dur.
Bir dostumun sözünü de ileteyim.
"Thomas Jefferson cu Amerikalıyım,Atatürkçü Türk üm."
Bu sözün sahibinin adı bende saklı kalsın istiyorum.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1673.0

Şimdi yavşak Obama'nın bir söylemini hatırlayalım.
Ne diyordu hazret?
Kürdistan’ı Türkiye’ye kurdurtacağım.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1426.msg6024#msg6024

Peki Obur peygember hazreti Buş ne diyordu?
"Bana allah dünyanın düzenini değiştir,Müslümanları düzene sok,onları eğit,dünyanın düzenini yeniden kur"emrini verdi.
Bakınız:
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=322.0

Demek ki;Buş ya da Obama bizim için hiç bir değişiklik yapmadan epoşlara hizmete devam diyorlar.
Daha evvel ki yazılarımın birinde de belirtmiş idim.

Eyalet ya da bölgesel kalkınma ajansları adı altında Türkiye'nin parçalanma çabalarının Sadrazam Sait Halim Paşa'nın genelgelerine kadar uzandığını anlatmış idim.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=312.0

Şimdi gelelim bu güne.
TBMM'de Kürtçe konuşma yapmış bir kişiden bahsediliyor ve adam yerden yere vurulmaya çalışılıyor.

Yahu bu adamın görevi nedir?
Kim tarafından görevlendirilmiştir?
Gerçekten Kürt hakları için mi savaşıyor yoksa ABD'nin çıkarları için mi?
Kürdistan kimin çıkarlarına hizmet eder?
Diyelim ki AKP hükümeti ile işbirliği sonucu bir Kürdistan kuruldu.Sonu ne olur?
Petrol bitince bu Kürdistan'a kim sahip çıkar?
ABD petrol bitince Kürdistan'da konuşlanmaya devam eder mi?
Dünyanın en büyük hava üssünü neden Irak'ın Kuzeyinde inşaa ediyor?

Sorular bitmiyor.Lakin yanıtları veren aklı selim neden iktidar olamıyor?Neden TBMM'ye giremiyor?

Kürtçe mecliste konuşuldu diye kıyamet kopartanlara soruyorum.
Altı din tüccarlığı dolu,üstü PKK olan bir partiyi TBMM'ye kim soktu?
Ben mi?

MHP'nin seçkin başkanı acaba o günleri hatırlıyor mu?
MHP'ye bu başkanı kim seçmişti sahi hatırlaynınız var mı?Acaba MHP'nin gerçek tabanı mı yaoksa bir yerlerden gelen talimatlar mı öyle idi.

Bunu MHP'li lerin yanıtlaması kendilerine sorması gerek elbet ki.
DEVLET BAHÇELİ millet kavramını bilmiyor mu?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2515.0

Peki çok seçkin başka bir şahsiyete gelelim.
Baykal.....
Bu gidişle partisinin adı AK-CHP kendi adı da Deniz Erdoğan oldu hala haberi mi yok,yoksa bir yerlerden bazı talimatlar ona da geliyor mu?

CHP'nin parti programına baktınız mı?
Bırakın programını,Deniz Erdoğan,pardon Baykal'ın daha yakın zamanda söylediklerini unuttuk mu dersiniz?
Ne diyordu hazret?
Bu partide AB'ye laf edenlerin yeri yoktur mealinde açıklamalar yapıyor ve şöyle diyordu.
Sayın Baykal, "Ekonominin giderek globalleşmekte olduğu, sermaye hareketlerinin ekonominin ayrılmaz bir parçasını oluşturduğu, ticaretin giderek serbestleşmekte olduğu dikkate alınarak bir politika ortaya konacaktır" dedi.

CHP lideri Baykal, seçimlerde açıklayacakları ve iktidara geldikleri zaman uygulamayı düşündükleri ekonomi politikalarının ana hatlarını Referans'a anlattı.

Deniz Baykal, Avrupa'daki çeşitli sosyal demokrat partilerin, merkez sol partilerin uygulamalarının da ortada olduğunu hatırlatarak, Avrupa Birliği (AB) hedefinin devam etmesi gerektiğini belirtti.

Bu konuda gerekenlerin yapılacağını anlatan Baykal,"Başlangıçtaki yanlış mimarinin yeniden değerlendirilmesi lazım. O mimariyle bir yere gitmek mümkün değil. Bunu yeniden sorgulayacağız"açıklamalarında bulunduğu tüm medyada biliniyor.
Bakınız...
Millet "BİRLEŞİN"dedi;Emperyalistler birleşiyor
(http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=292.0)

Yani Tayyip Erdoğan AB hedefini yakalayamıyor çekilsin ben daha çabuk yakalarım mı demek istemiştir acaba?Eğer ki öyle ise,demek ki Deniz ERDOĞAN derken yanlış dememişim,dilim sürçmemiş.

Atatürk'ün kurduğu bir CHP den bahsetmek mümkünmü dür?

Kürtlerin kendi geleceğini belirleme(self-determination)konusunda haklılık payı varmıdır sorusuna ise yine tarihten örnekleme ile yanıt bulmak mümkündür.

Kürt aşiretleri Ulusal Kurtuluş savaşını birlikte yaparak neyi ortaya koymuşlardır?
Geleceğini belirleme(self-determination)haklarının nasıl kullanılacağını değil mi?
Öyle ise neyi tartışıyor bu ABD maşası PKK'lı teröristler?

Kürtçü teröre karşı Mustafa Kemal çözümü.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3365.0

PKK aynı zamanda ABD'nin çakma ordusu değil mi?
Öyle ise nasıl oluyor da Kürt haklarını savunuyorum gibi bir ahlaksızlık içine girebiliyor?
Hele hele de tabanı din istimarı ile yapılandırılmış bir terör örgütü ve üyeleri nasıl olur da TBMM'ye girebiliyor?

Eh adam bu durumda haklıdır.

Sen terör örgütü üyelerine maaş bağlar ve dokunulmazlık verirsen onlar da empoşların hizmetçiliğne devam etme haklarını sonuna kadar kullanırlar.

TBMM'de gizli bir savaş yaşandığını da göremeyenler var.
Onalara da bir not ileteyim.
AKP ve DTP içindeki bölücü Kürtçü yani PKK yandaşlarının gizli mücadelesini acaba toplum görüyor da bizi yönetme sevdasındakiler uyuyor mu?

Bu partilerin içinde Barzani destekçisi kaç vekil benzeri var hiç düşündünüz mü?

Peki ABD ve AB ile yapılan görüşmelerde bunlar ne kadar etkilidir hiç farkında değil mi siniz?

Kürtçe konuşulsa ne olur konuşulmasa ne olur diyenlere de bir sözüm var.

Atatürk ne diyor?
"TÜRK DEMEK TÜRKÇE DEMEKTİR".....
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2639.0

Demek ki dil bir bayrak demek oluyormuş.
Öyle ise bir ülkenin bayrağı kendi meclisinde dalgalanması kadar doğal ne olabilir ki?

Kürdistan meclisi mi burası?
Bu sürecin arkasından ne gelecek dersiniz?
Tabii ki bizler TV'ler de yemekteyiz,kimin eli kimin neresinde vs..gibi programlarla oyalanırken bir sabah uyanacağız ki,Öcalan başbakan adayı oluvermiş bile.

Tabii ki cumbaba adayı da Fethullah GÜLEN olmuş.

Nasıl bir tablo ama?
Mahir kaynak'ın bir açıklamsı vardı.Bilmem anımsayan var mı?
Kürdistan'ı Türkiye kendisi kurmalıdır ki başkaları yönetmesin Türkiye sahiplenmiş olsun.
Bu adamın bir zamanlar Türk devletinin politikalarını iyi bildiğini de düşünürsek vay halimize.

Kürt dili,Çerkez dili,Abhaz dili,vs..dillerinde üniversite bazında kürsüler kurulmalımıdır?
Kurulmasının bence hiç bir sakıncası yok.
Tabii ki dünya üzerinde kullanılam tüm dillerin birer kürsüsü kurulabilse,bu imkan keşke ülkemizde kaynaklar bakımından elverişli olsa da kurulsa.

Buna hiç bir itirazım da yok.

Neden doğuda yaşayanlar batıda yaşayanlardan daha ilkel şartlarda yaşasın?
Onlar da bizim insanlarımız değil mi?

Neden sıkıntıda,acı günlerde,külfette ortaklık yapan yurttaşlarımız,nimetlerin paylaşımında da ortak olmasın?
Neden sadece acıyı,külfeti ve kötülükleri milletimiz paylaşır da,nimetleri yönetenlerimiz paylaşır?
İşte değişmesi gereken de budur.

Var mı parti programına bu şartları koyan?(Ben görmedim)
Öyle ise AKP,CHP,MHP,DTP vs...neyin mücadelesini veriyor?

SONUÇ:
Sen yeterince yedin,çekil biraz da biz yiyelim.

İşte mesele de budur.
YEMEK YA DA YEMEMEK DEĞİL,SEN ÇOK YEDİN BEN AZ YEDİM kavgasıdır.
Gerisi Lafı-ı Güzaf dır.

Soner YALÇIN'ın Kürtlerin Temel Sorunu "Çakma Seyit" Düzeni başlıklı yazısını okumanızı öneriyorum.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2187.0

Ayrıca Pezevenkler TBMM'ye neden gider? yazımı da okumanızı öneriyorum.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3216.0
Saygı ile....
25 Şubat 2009
Ahmet Dursun

TBMM,550 EFENDİ,75 MİLYON KÖLE
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=420.0
----------
IRAK laiktir laik kalacak.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4676.0
----------
DAVOS'ta BALYOZ yokmuydu?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4524.0
--------
Davos'un boynuzları,Cumhalifesi.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4574.0
------------
Hamd olsun,şimdilik KÜRESEL ISINMA da TEĞET geçti.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4536.0
----------
HAZRETİ BUSH'UN OVAL OFİSTEKİ TOKADI
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=311.0
---------
YAŞASIN KÜRDİSTAN,YAŞASIN ŞERİAT
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=310.0
-----------
Soros ne diyor?
"Ulus devletler gereksiz dir"
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1201.0
-------------
DEMOKRASİ,SEÇİM VE "ARİSTİDİS KOMPLEKSİ"
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2040.0
----------
DOĞU TÜRKİYE'nin Kürtçülük ve dincilik üzerinde plasebo etkisi.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3646.0

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Yorumlardan,Yavşak Obama ve TBMM
« Yanıtla #1 : Şubat 25, 2009, 10:15:51 ÖS »
Bazı yazışmalarımız ve yorumlardan sunu yapacağım.

Amerikan halkinin beynini yikadilar.
Bir yandan tabii ki Bush'tan kurtulmak istegi de var fakat anti-Hillary propagandasi feci gucluydu.
Bir yorumcu....
----------------
Türkler Obama'yı seviyor ve destekliyor imiş.

Bir çok Amerikalı dostumuz bu görüşte idi.
Hatta ilgili yazıları da taşımışlar idi.
Neymiş Türkler obama'yı seviyor ve destekliyor imiş.
hahaha,.......

Gülmemk için kendimi zor tutmuş idim.
Şimdi Türklerin çoğunluğu emperyalistleri mi desteklemiş Obama'yı anlaşılıyor değil mi?
Hatta dostumuz olarak bile şüpheye düşmüştünüz de bir yazı paylaşmıştınız.

Dediniz ki Türkler Obama'yı seviyormuş doğru mu?diye sormuş idiniz.
Lakin böyle bir şeyin asla olmadığını olmayacağını söylemiş idim.
Acaba hatırladınız mı?

Tabii ki Amerikan halkının neyi isetiğini yargılamıyorum.
Amerikan halkı kendisi için doğruyu elbetki bizden daha iyi bilecektir.

Ancak Obama'nın ne Amerikan halkı için ne Türk halkı için ne de dünya için doğru kişi olmadığını ben biliyor ve inanıyorum.

Doru Amerikalı Thomas Jefferson dur.Doğru Türk ise Atatürk tür.
Grisi masllardan ibarettir.A.Dursun
------------------
Amerikan halkinin beynini yikadilar.
Bir yandan tabii ki Bush'tan kurtulmak istegi de var fakat anti-Hillary propagandasi feci gucluydu.Yorumcu
-------------
Zaten Hillary company değil mi tüm bu olguların suçlusu?
 
Hillary ne ki Obama ne olsun?
Bizde bir deyiş vardır.
Bozacı dan şıracıya şahit.
yani ikisi de aynı şeyi satanların bir birlerine şahitliği anlamına gelir.
Sonuçta Amerikan halkı ile Türk halkı arasında ne fark var ki?
İkisi de kandırılan halklardır.
kandıranlar ise bir grup sömürgeci.
Tanrı olsaydı(yani öyle anlatıldığı gibi bir tanır demek istiyorum) bu hırsızlara izin verirmiy di?
Tabii ki izin vermez idi.
İşte mesele de budur.
Etnik kökleri(etnich) ve din(religion)leri kuracalamaın kime ne faydası olacak ki?
3.dünya savaşı olsa olsa bu iki kavramdan((etnich),(religion))dan çıkacak.
Dilerim ki dünya halkları aklını başına alır da bu aptallara izin ve fırsat vermez.
Yoksa Kürtlerin bir ülke(Kürdistan)kurmaları kendilerini asla kurtarmaz.
Bunu Kürtler de biliyor.
 
Yazık ki iyi ve güzeli seven Amerikan halkı gibi tüm dünya halkları da iyi ve güzeli seviyor.
Fakat,dünyanın neresinde olursa olsun sömürü düzenininsavunucuları bu güzelliklerin görülmesine yaşanmasına asla izin vermeyecek.
yazık yazık.
Amerikan halkına da yazık,diğer tüm iyi niyetli,güzel düşünceli dünya insanlarına da yazık oluyor.

Keşke herkes Thomas Jefferson ve Atatürk'ü anlayabilseydi.
İşte dünya insanlarının kurtuluşu da bu iki değerli fikir adamının düşüncelerinde saklıdır.

Bunu(Thomas Jefferson ve Atatürk'ü )ne yazık ki dünyadan silmek için ellerinden geleni yapıyorlar.
Fakat bizler bu insanları asla unutmadık,kimsenin unutmasına da izin vermeyeceğiz.

Amerikan halkı da Türk halkı da kardeş tir.
Bu dünya durdukça değişmeyecek bir gerçektir.
Tüm dünya insanları kardeştir.

Bunun dışındaki tüm düşünceler dünya insanlığına,dünya barışına ihanettir.
Bizler ihaneti hiç bir zaman desteklemedik desteklemiyeceğiz.
Kim ne derse desin tüm insanlık kardeştir.
Saygı ile...
Ahmet Dursun

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
MUSTAFA KEMAL'İN AĞZINDAN RESMİ BELGELERLE KÜRTLER VE KÜRDİSTAN
« Yanıtla #2 : Ağustos 21, 2009, 01:44:46 ÖS »
MUSTAFA KEMAL'İN AĞZINDAN RESMİ BELGELERLE KÜRTLER VE KÜRDİSTAN


Son günlerde yurdumuzda inanılması zor olaylar yaşanıyor. Hergün basında bu olaylar çarşaf, çarşaf yazılıyor. Görsel basın olayları anında TV kanallarında veriyor.

Bizler de her gün bu olayların yarattığı stresle biraz daha kahroluyor. Ülkemiz adına içimiz acıyarak tüm bu rezaletlere katlanıyoruz.

Bu olayların asıl üzücü olan yanı ise; sol döneklerin kendilerini adam yerine koyarak hainlik yarışında ön sıralarda olması.
 

Solcu olmak, Etnik alandaki çatışmanın, ekonomiyle, toplumsal psikolojiyle, dışarıdan destek ve kışkırtmalarla, ülkenin tarihiyle ve bugünüyle ilgili yönlerini iyi görüp irdelemek, doğru çözüme şablonlarla değil ülke gerçekliğinin doğru bilgisine sahip olarak ulaşmaya çalışmaktır.  

Şimdi:  
Belgeleri birlikte okuyalım ve Emperyalistlerin Türkiye üzerinde oynadıkları ve birtürlü bitiremedikleri, başaramadıkları ve de başaramayacakları oyunları bir defa daha görelim.  

BELGE:1

“İKİ HALKI ÇARPIŞTIRAN HAİNDİR!”
Mustafa Kemal’in, 17 Eylül 1919 günü, İstanbul’daki Senato Üyesi Fuat Paşa’ya gönderdiği mektuptan:“...Bu Başbakan’ın (Damat Ferit) cinayetlerine ortak olan İçişleri ve Savaş İşleri Bakanları da ulusun sesini boğmak, yasal bir toplantısını (Sivas Kongresi) tanımamak, Kürt’ü Türk’ü birbirine düşürerek, Müslümanlar arasında çarpışmalara neden olmak gibi haince girişimlerde bulunuyor...”
(Atatürk’ün Özel Arşivi’nden Seçmeler, Kültür Bakanlığı Yayını, Sayfa: 71)  

BELGE:2

“KÜRT,TÜRK KARDEŞİNDEN AYRILMAYACAK”
Mustafa Kemal’in, 3. Ordu Müfettişi olarak Amasya’dan, Erzurum’daki Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği, 24 Haziran 1919 tarihli mesajın ilk maddesi:

“1- Mr.Novil adındaki bir İngiliz Yüzbaşısı, Urfa’dan Siverek yoluyla Viranşehir’e giderek, Milli aşiretlerinin ileri gelenleriyle görüşmüş ve Urfa’ya dönmüş. Osmanlı hükümeti için çok kötü propağandalar yapmış. Ancak aşiret reislerinden aldığı kesin cevaplara sevinmemiştir. Kürtler, Türk kardeşlerinden kesinlikle ayrılmayacaklarını, bu uğurda son kişilerine varıncaya kadar ölüme hazır olduklarını söylemişler. Ayrıca İngilizler’in kendilerine vermek istediği önemli miktardaki parayı almayarak namus ve yurtseverliklerini göstermişlerdir...”
(Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 43)  

 BELGE:3

“KÜRTLER OYUNUN FARKINA VARDI”
Mustafa Kemal’in, Sivas’tan 24 Eylül 1919 günü, Amerika Birleşik Devletleri İnceleme Kurulu Başkanı General Harbord’a gönderdiği ayrıntılı rapordan:

“İmparatorluğu bölmek ve Türkler ile Kürtler arasında bir kardeş savaşı çıkarmak ve bağımsız bir Kürdistan kurma planlarına ortak etmek üzere Kürtler’i kışkırttılar. İleri sürdükleri tez, İmparatorluğun nasıl olsa dağılacağıdır. Bu düşüncelerini gerçekleştirmek için büyük paralar harcadılar. Her türlü casusluğa başvurdular. Noil adında bir İngiliz subayı, uzun süre Diyarbakır’da bu yolda çaba gösterdi ve her türlü yalan ve aldatmaya başvurdu. Ama bizim Kürt yurttaşlarımız düzenlenen oyunun farkına vararak, O’nu ve yüreklerini para ile satan bir grup haini bölgeden kovdular...”(Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 74-84)  

BELGE: 4

“TÜRK,KÜRT,ÇERKES KARDEŞİZ”
Mustafa Kemal’in, Ankara’dan, Çerkes Ethem’in ağabeyi Reşit Bey’e gönderdiği 7 Ocak 1920 tarihli telgrafından:

, “konu dışı olarak, şunu da belirteyim ki, Anzavur’un alçaklığı, kendisine ve kışkırtıcı olan İngilizler ile ayakçılarına yöneliktir.Bu din ve devletin sağlam bir uyruğu olan Çerkez kardeşlerimiz, hepimizin övdüğümüz baştacımızdır. Asıl, bugün düşmanlarla çevrili Türk, Kürt, Çerkez ve diğer din kardeşlerimizin elele vermesi, sarsılmaz bir bütün oluşturmaları, namus ve yaşamımızı kurtarmak için bir zorunluluktur...”
(Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 34, Belge no: 849  

BELGE: 5

“KÜRTLER, TÜRKLERLE BİRLEŞTİ”
Mustafa Kemal’in, “NUTUK” adlı eserinin, “Samsun’a Çıktığım Gün Genel Durum ve Görünüş” başlıklı bölümünden:

“Anadolu halkı, baştan aşağı bölünmez bir bütün haline getirildi. Bütün kararları, bütün komutanlar ve arkadaşlarımızla birlikte alınıyor. Vali ve mutasarrıfların hemen hepsi bizden yanadır. Anadolu’daki ulusal örgütler ilçe ve bucaklara kadar yayıldı. İngiliz koruması altında bir bağımsız Kürdistan kurulmasıyla ilgili propağanda ortadan kaldırıldı ve bu amacı güdenler yola getirildi. Kürtler Türkler ile birleşti...”
(Nutuk, Türk Dil Kurumu, Ankara, 1976, Sayfa: 15)  

 BELGE: 6

“KÜRDİSTAN’I AYAKLANDIRIYORLAR!”
Mustafa Kemal’in, Nutuk adlı eserinde yer alan ve 6. Kolordu Komutanı’nın, Padişah’a gönderdiği mektuptan söz ettiği bölümden:

“...komutanlar, mektupta hükümetin savaş yoluna gidep kongreyi basarak Müslümanlar arasında kan dökmeye kalkıştığı ve Kürdistan’ı ayaklandırarak, yurdu parçalatma planını da para karşılığında yüklenmiş olduğu belgelerle anlaşıldığından, hükümetin bu işte kullandığı adamların bozguna uğrayarak kaçmak zorunda bırakıldıklarından söz ediyorlar...”
(Nutuk, İnkılap Yayınevi, Ankara,1966, Sayfa: 100)  

 BELGE: 7

“KÜRDİSTAN’A OTONOM YÖNETİM!”
Altında “Büyük Millet Meclisi ve Mustafa Kemal” imzası bulunan ve El-Cezire KomutanıTuğgeneral Nehat Paşa’ya gönderilen masaj:

“Kişiye Özel.
El-Cezire Cephesi Komutanı Tuğgeneral Nihat Paşa Hazretlerine,  

1-Aşamalı olarak, bütün ülkede ve geniş ölçekte doğrudan doğruya halk gruplarının ilgili ve etkili olduğu bir biçimde yerel yönetimlerin oluşturulması iç politikamızın gereğidir. Kürtlerle dolu bölgede ise, hem iç politikamız ve hem de dış politikamız açısından ölçülü yerel bir yönetim kurulmasını savunmaktayız.  

2-Ulusların kendilerini yönetmeleri yetkisi bütün dünyada benimsenmiş bir ilkedir. Biz de bu ilkeyi benimsiyoruz. Kürtler’in bu döneme kadar yerel yönetime ilişkin örgütlerinikurmuş ve başkanları ile yetkilerini bu amaç için bizce kazanılmış olması ve oyladıklarında kendi kaderlerine gerçekten sahip oldukları BMM (Büyük Millet Meclisi) buyruğunda yaşam istekleri yayınlanmalıdır. Kürdistan’daki bütün çalışmaların bu amaca dayalı politikaya yöneltilmesi El-Cezire Cehpesi Komutanlığı’nın görevidir.  

3-Kürdistan’da Kürtler’in Fransızlar ve özellikle Irak sınırında İngilizler’e karşı düşmanlığını silahlı çarpışmayla durdurulamaz bir düzeye vardırmak ve yabancılarla Kürtler’in birleşmesini engellemek aşamalı olarak yerel yönetimler kurulmasının zeminini hazırlamak ve bu yolla yürekten bize bağlılıklarını sağlamak Kürt yöneticilerinin sivil ve askerlik görevleriyle görevlendirilerek bize bağlılıklarını pekiştirmek gibi genel yollar benimsenmiştir.  

 4-Kürdistan’ın iç politikası El-Cezire Cephesi Komutanlığı’nca belirlenecek ve yönetilecektir. Cephe Komutanlığı bu konuda Büyük Millet Meclisi Başkanlığıyla yazışmalar yapar. İller tarafından izlenecek yolu düzenleyip uyumu sağlayacağı için sivil yöneticilerin de bu konuda bağlı oldukları yer, Cephe Komutanlığı’dır.  

 5-El-Cezire Cephe Komutanlığı yönetim, adalet ve maliye (parasal) konularda değişiklik ve düzenlemeye gerek gördükçe, bunun uygulanmasını hükümete önerir.
BMM Başkanı
Mustafa Kemal.”
(TBMM.Gizli Celse Zabıtları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1985, Cilt: 3, Sayfa: 550)


BELGE: 8

“KÜRDİSTAN’DA BULUNMAKTAN KIVANÇ DUYDUM!”
Mustafa Kemal’in, Adana’dan, 24 Mart 1919 günü, kendisi ve arkadaşlarıyla ilgili olarak ortaya atılan bir iddiaya karşılık, İstanbul’a Savaş İşleri Bakanlığı’na gönderdiği mektuptan:  

 “Arkadaşlarımın bu alçakça suçlamaya karşı ne diyeceklerini bilemem. Yalnız kendi adıma açıklıyorum ki; Benim Anafartalar’da, Kürdistan’da, Suriye’de, başlarında bulunmaktan kıvançz duyduğum kahraman ordular, haydutların değil, Osmanlı ulusunun namuslu çocuklarından kurulmuştur..”
(Öyküleriyle Atatürk’ün Özel Mektupları, Sadi Borak, Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1980, Sayfa: 139)

 
 BELGE: 9

“AYRILIKÇI KÜRTLER KAZANILDI!”
Mustafa Kemal’in, Amasya’dan, 22 Haziran 1919 günü, Sivas Valisi Reşit Paşa’ya çektiği telgrafın ikinci parağrafı:  

 “Devletin bütünleşmesinin önem kazandığı bir sırada İngiliz propağandasının etkisinde ortaya çıkan ve Kürdistan’ın bağımsızlığını isteyenler, görüşmeler yoluyla kazanılarak Halifelik ve Saltanat çevresindeki ortak amacımıza getirildi. Çok şükür hata anlaşılarak aramıza dönmüşler ve kongreye (Sivas) çağrılmışlardır. Bu ulusal ve yaşamsal sorun için sizin gibi yurtsever, sözünü bilir düşünürlere düşen özveri, özellikle çok büyüktür..”
(Tarih Vesikaları Dergisi, Ankara, 1949, Sayı: 15, Sayfa: 162)
 

 BELGE: 10

“BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN İSTEYENLERLE GÖRÜŞÜLDÜ"
Mustafa Kemal’in, 3. Ordu Müfettişi ünvanıyla, İstanbul’a, başta Halide Edip Adıvar, Senato Başkanı Ahmet Rıza Bey ve eski Başbakan Ahmet İzzet Paşa’nın da bulunduğu çok sayıda aydın ve polotikacıya gönderdiği mesajdan:  

 “...Bu düşünceme siz de katılıyorsunuzdur, herhalde. Anlattığım durum, bugün genel bir kongrenin acele olarak taplanmasını gerektirmektedir. Bu çağrı her yere ulaştırılmıştır. Devletin parçalanmasının sözkonusu olduğu bir sırada, İngilizler’in propağandasıyla ortaya çıkan ve Kürdistan’ın bağımsızlığını isteyenler gibi akımlar da, karşılıklı görüşmelerle, bu düşüncenin savunucuları, halifelik ve saltanat çevresindeki ortak amacımıza çekilerek durdurulmuş ve kongreye çağrılmışlardır..”
(Milli Mücadele, Sebahattin Selek, Cilt: 1, Sayfa: 324)  

 BELGE: 11

“OSMANLI ÜLKESİNİN PARÇALARI”
11 Eylül 1919 günü yayınlanan Sivas Kongresi Bildirgesi’nin 1. Maddesi:

“1- Yüce Osmanlı devletiyle anlaşık devletler arasında yapılan antlaşmanın imzalandığı 30 Ekim 1918 günündeki sınırlarımız içinde kalan ve her yerde ezici çoğunluğu Müslüman olan Osmanlı ülkesinin parçaları (ki, bu parçalar bir sonraki belgede, yani Amasya Protokolü’nün ilk maddesinde –Osmanlı toprağı, Türkler ve Kürtler’in yaşadığı topraklardır.- diye açıklanıyor.) birbirlerinden ve Osmanlı bütünlüğünden hiçbir nedenle koparılamaz bir bütün oluşturur. Bu parçalarda yaşayan bütün Müslümanlar; birbirlerine karşı, karşılıklı saygı ve özveri duygularıyla dolu, etnik ve sosyal haklarıyla, bulundukları yöne koşullarına bütünüyle bağlı öz kardeştirler...”
Sivas Kongresi, Vehbi Cem Aşkın, Ankara, 1963, Sayfa: 158
 

 BELGE: 12

“TÜRK VE KÜRTLERİN OTURDUKLARI YERLER”
Amasya Protokolü Tutanağı’nın 1. Maddesi aynen şu cümlelerle başlıyor:

“Bildirgenin 1. Maddesinde Osmanlı devletinin düşünülen ve kabul edilen sınırları, Türk ve Kürtler’in oturdukları yerleri kapsadığı ve Kürtler’in Osmanlı topluluğundan ayrılmasının olanaksızlığı belirtildikten sonra, bu sınırın en az bir istek olmak üzere elde edilmesinin sağlanması gereği ortaklaşa kabul edildi.Bununla birlikte yabancılar tarafından, görünüşte Kürtler’in bağımsızlığı amacı altında uydurulan yalanların önüne geçmek için de, bu durumun Kürtlerce şimdiden bilinmesi uygun görüldü...”

(1-Yurt Ansiklopedisi, Cilt: 1, Amasya maddesi.

2-Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları, Mustafa Onar, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1995, Cilt: 1, Sayfa: 268, Belge no: 348)
 

 BELGE: 13

“KÜRDİSTAN’L A İLGİLENMEK GEREKİYOR”
9. Ordu Birlikleri Müfettişi Mustafa Kemal, Havza’dan, 29 Mayıs 1919 günü Genelkurmay Başkanlığı’na çektiği telgraf:

 “Bağımsız Kürdistan görüşünü savunan, Diyarbakır’daki Kürt Kulübü ile hükümet yandaşı olan öteki kulüpler arasındaki çelişkinin arttığını araştırmalarımdan öğrendim. Kürtler’e ve Kürdistan üzerinde etkili, savaş sırasında yakınlık ve sevgilerini çok iyi kazandığım Kürt ileri gelenlerinden bazılarına doğrudan, bazılarına Kolordu aracılığıyla telgraflar çekerek, devletin gerçek durumunu ve kendilerince alınması gereken önlemler için gereği kadar bilgi vererek, etkili öğütlerde bulundum.  

 Son günlerde edindiğim bazı bilgilere göre, Kürdistan bölgesiyle de ilgilenmek gerekiyor, Bunun için bağımsız Kürdistan olmak üzere, İngilizlerce de desteklenen hangi bölgelerdir ve ileride çok...(bu cümlenin sonu okunamıyor.) Yine İngilizlerce kışkırtılan bölgeler hangileridir? Bu konuda yüksek Başkanlığınızdaki bilgilerin bildirilmesi için emirlerinizi dilerim...”
(Har Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 4)  

 BELGE: 14

“KÜRTLER’LE UZLAŞIN!”
Mustafa Kemal’in, 15 Haziran 1919’da Diyarbakır Valiliği’ne gönderdiği telgraftan:

“Bütün milletin, hayat ve bağımsızlığını kurtarmak için birleştiği şu önemli günlerde, bir yabancı devletin korumasına sığınarak düşük ve esir yaşamayı tercih eden her türlü ilkenin, ülkeyi parçalayarak her türlü derneğin kapatılması çok hayati ve gerekli bir görev olduğundan, Kürt Kulübü konusundaki uygulamanız tarafımızdan da uygun görülmüştür..
.......

Bu nedenle, Diyarbakır ve bağlı yörelerde Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Derneklerinin oluşmasına ve kurulmasına yardım edilmesini önemli salık veririm. Ve özellikle Kürt Kulübünün üyeleriyle, bugünkü telgrafım kapsamında görüşerek uzlaşmak uygundur...”

(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Sayfa: 10)  

 BELGE: 15

“KÜRTLER’İ TEMSİL ETMİYORLAR”
Mustafa Kemal’in Diyarbakır Valisi’ne gönderdiği yukarıdaki telgrafa karşılık, Erzurum’daki Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği telgraftan:

“Diyarbakır’da Kürt Kulübünün İngilizler’in kışkırtmasıyla, İngilizler’in koruyuculuğunda bir Kürdistan kurmak amacını izlediği anlaşıldığından kapattırılmıştır. Üyeleri hakkında soruşturma yapılıyor. Kürdistan’ın tanınmış beylerinden aldığım telgraflarda, dağıtılan bu Kürt Kulübü’nün hiçbir Kürt’ü temsil etmediği, birkaç kendini bilmezin girişimlerinin sonucu olduğu, ülke ve ulusun bütünüyle bağımsız ve özgür yaşaması uğrunda her türlü özveriye ve bu konuda emirlerinize hazır oldukları bildirilmektedir...

...Hükümetin (İstanbul) bayağı tutsak bir durumda olması, başkentin baskılı bir askeri işgal altında bulunması dolayısıyla ulusun kurtuluşunun, yine ulus ordusuyla gerçekleşeceği sizcede bilinmektedir. Bu nedenle, ben Kürtler’i daha ötesi bir öz kardeş olarak, bütün ulusu bir nokta çerçevesinde birleştirmek ve bunu dünyaya Müdafaa-i Hukuk dernekleri aracılığıyla göstermek karar ve çabasındayım...”
(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Sayfa: 49)
 

BELGE: 16

“EZİCİ COĞUNLUK TÜRK VE KÜRT”
Mustafa Kemal’in, Edirne’deki 12. Kolordu Komutanı Mehmet Selahattin Bey’e gönderdiği bir mesajdan:

“Ezici çoğunluğu Türk ve Kürt olan bu illerden bir karış bile verilemez...”
(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Cilt:1 Sayfa: 72)
 

 BELGE: 17

“BEDİRHANLAR VE MALATYA OLAYI”
Mustafa Kemal’in Nutuk adlı eserinden:

“Bay Novel adında bir İngiliz Binbaşı, Bedirhanlar’dan Kamuran, Celadet ve Cemil Beylerle ve yanında 15 kadar Kürt atlısıyla Malatya’ya gelmiş ve kendilerini Mutasarrıf Bedirhanlı Halil Bey karşılamıştır. Harput (Elazığ) Valisi de, bir posta hırsızını izliyor görünerek otomobille Malatya’ya gelmiştir. Bu amaçla bunlara Adıyaman’daki birlik de verilmiştir.

Amaçlarını, Kürdistan kurmaya söz vererek Kürtler’i, işlerimizi bozmaya ve bizi öldürtmeye yollamak olduğu anlaşılmış ve karşı önlemlere başvurulmuştur. Bu arada Vali ve ötekileri yakalatmak istiyoruz. Malatya Mutasarrıfı da Kürt aşiretlerini Malatya’ya çağırmıştır. Bunun üzerine 13. Kolordu işe girişti. Gereken önlemler alınmıştır. Yarın akşam Harput’tan gönderilen bir birlik, ortalığı karıştıranları tepeleyecektir...”
(Nutuk)  

 BELGE: 18

“DİN VE ULUSUNU SATMIŞ KÜRTLER!”
Mustafa Kemal’in, Erzincan’ın Kemah ilçesinde yaşayan ve Kürt aşiretlere yakınlığıyla bilinen eski Milletvekili Halet Bey’e, Sivas’tan, 9 Eylül 1919 günü gönderdiği mesajdan:

“...İngiliz korumasında bağımsız bir Kürdistan kurulması amacıyla propağanda yapmakta olan İngiliz Binbaşılarından Mr. Novel’in, din ve ulusunu satmış Kürt Beylerinden Ekrem, Kamran, Ali, Celadet’le birlikte Malatya’ya geldiği ve İstanbul hükümetini tutan, açıkçası ulus ve yurt haini olan Elazığ Valisinin de bunlara katıldığı ve Bedirhanilerden Malatya Mutasarrıfı Halil Beyle birlikte sözde postayı soyan hırsızları izlemek gibi uydurma bir gerekçeyle silahlı Kürtleri toplamaya giriştikleri öğrenildi.  

 Şöyle ki, Kürtler’in kutsal halifelik makamına ve ülkeye olan bağlılık ve ayrılmazlıklarını göstermek üzere bazı ağaların birtakım Kürt kuvvetiyle birlikte Malatya’ya doğru yola çıkıp, padişah ve ulusa karşı İngilizler’le işbirliği yapmak hainliğine kalkışan ve yörenin temiz yürekli Kürtler’ini toplayarak onların askerlerce boş yere öldürülmelerine ve padişaha, ulusa başkaldırmış duruma sokulmalarına neden olan vatan hainlerinin alçaklıklarını sözünü ettiğim Kürtler’e en çabuk yoldan bildirip, çağrıya uymalarının sağlanmasına çaba göstermelerini önemle bekler. Olanak varsa bu işe hemen girişilerek sonucun hemen bildirilmesini dileriz...”
(Rauf Orbay’ın Hatıraları, YakınTarihimiz Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 30, Belge no: 1113)  

 Abdurrahim SERCAN
68dayanisma.org
************
Kürtçü teröre karşı Mustafa Kemal çözümü.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3365.0

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Obama’nın Yeni ‘Afganistan Stratejisi’ ve Türkiye
« Yanıtla #3 : Aralık 06, 2009, 04:52:12 ÖS »
Şimdi yavşak Obama'nın bir söylemini hatırlayalım.
Ne diyordu hazret?
Kürdistan’ı Türkiye’ye kurdurtacağım.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1426.msg6024#msg6024
**************

Obama’nın Yeni ‘Afganistan Stratejisi’ ve Türkiye

Yeni Afganistan Stratejisi’nin Ana Hatları

 
1. ABD, Afganistan’a 30.000 ilave asker daha gönderecektir.

2. Bu strateji için üç esas hedef belirlendi. Bunlar;

     a. El Kaide'nin güvenli barınak imkanına erişmesinin engellenmesi,

     b. Ülkede kontrolü alma yolunda ilerleme kaydeden Taliban’ın bu ivmesinin tersine çevrilmesi, Afgan hükümetini devirebilme kapasitesine ulaşabilmelerinin önlenmesi,

     c. Afgan güvenlik güçleri ve hükümetinin hükümeti, ABD ve uluslararası güç Afganistan’dan ayrıldığında, iç istikrarı ve güvenliği sağlayabilecek şekilde güçlendirilmesi.

3. ABD askerlerinin Temmuz 2011’den itibaren (18 aylık süre sonunda) “eve” dönmelerinin sağlanması.

4. NATO ittifakındaki ve dışındaki ülkelerden de Afganistan’a ilave “silahlı mücadele kuvveti” temin edilmesi.

5. Mücadelede çok sayıda Taliban elemanı öldürmek yerine, Taliban’ın zararlarını Afgan halkına göstermek, getirilen istikrar ile Afgan çocuklarını okutmak, sağlık sorunlarını, ulaşım sorunlarını çözmek, böylece Afganların “kalbini” kazanmak, Taliban’la mücadeleyi Afganların “kafasında” bitirmeye çalışmak,

6. Taliban’la mücadele stratejisine Pakistan’ı da dahil etmek.

7. Yeni stratejinin ABD’ye 30 milyar dolar yük getirmesi.

 
Aylardır beklenen Obama’nın bu yeni “Afganistan Açılımı” öncesinde Obama, Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ve müttefik ülkelerin liderleriyle de görüştü. Takviye askerler 2010 yılının ilk yarısında “mümkün olan en süratli biçimde” konuşlanması, böylelikle de direnişin hedef alınması, yerleşim birimlerinin güvenliğinin sağlanması planlanmaktadır. Obama yeni politikasında, Afganistan’daki savaşın başarıyla sonuçlandırılması, bunun için de tüm zorluklara rağmen kaybedilmediğinin altını çizdiği Afganistan’daki ana hedefinin, El Kaide terör şebekesinin yenilgiye uğratılması olduğunu söylemektedir.

 
Her ne kadar el Kaide Afganistan’da 11 Eylül 2001 öncesindeki etkinliğine yeniden erişememiş olsa da, özellikle Pakistan-Afganistan olmak üzere, sınır boylarında barınma imkanı bulabilmektedir. 11 Eylül’deki saldırıların Afganistan’dan yönlendirildiğini hatırlatan Obama, “ABD ve Amerikan halkının güvenliğinin Afganistan’da tehlikede olduğunu düşünmesem, her bir askerimizin yarın evine dönmesi için memnuniyetle talimat verirdim!” diyerek, Afganistan’daki el Kaide tehdidinin varlığına ve önemine dikkat çekmeye çalıştı. Hatta bir adım daha ileri giderek, Afganların güvenlikleri için sorumluluğu devralması gerektiğine işaretle, ABD’nin Afganistan’da “sonsuz bir savaşı” yürütmek ve bu ülkeyi işgal etme niyeti bulunmadığını tekrarladı.

 
NATO üyesi müttefiklerine de konuşması sırasında çağrıda bulunan, hatta müttefiklerinin takviye kuvvet göndereceklerinden emin olduğunu da belirten  Obama, “Tehlikede olan basit bir biçimde sadece NATO’nun güvenilirliğinin testi değil, tehlikede olan, müttefiklerimizin ve dünyanın ortak güvenliği!” diyerek tehdit vurgusunu tekrarladı. Obama’ya göre, Amerikan askerleri ve NATO müttefiklerinden bekledikleri ilave kuvvetlerle, sorumluluğun Afgan güçlerine devri süreci hızlandırılabilecek, dolayısıyla da Temmuz 2011’den itibaren, Afganistan’daki askerler, bu ülkeden ayrılmaya başlayabileceklerdir.

 
Son dönemlerde Taliban’ın Afganistan’daki direniş ivmesini yükseltmesi ve aylardır ABD’li General Stanley McCrystal’ın ilave 40.000 asker ihtiyacını belirtmesine karşın, bu konuda hareketsizlik sürmekte ve hatta “ABD, Afganistan’da yeni bir Vietnam bataklığına saplandı!” değerlendirmeleri yapılmaktaydı. Bu iki olayın karıştırılmasını reddeden Obama, bu karşılaştırmanın da “tarihin yanlış okunmasının bir sonucu” olduğunu ve Afganistan’da yeni bir “Vietnam” macerası yaşanmayacağını ileri sürdü.

 
Obama’nın yeni “Afganistan Stratejisi”nden memnun olanların başında Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai gelmektedir. Onu “uluslararası koalisyon üyelerini ABD Başkanı Barack Obama’nın Afganistan stratejisi etrafında birleşmeye” çağıran, İngiltere Başbakanı Gordon Brown, izledi. Brown bu açıklamasında, 28 Ocak 2010’da Londra’da, Afganistan’la ilgili ve 43 koalisyon ülkesinin davet edileceği toplantının önemine de vurgu yaptı.

 
Japonya da, Obama’nın Afganistan’a 30 bin ek asker göndermesini desteklerken, askeri destek yerine ülkenin yeniden yapılanması için sivil katkı sağlamaya hazır olduğunu, Afganistan’ın yeniden inşası için 5 milyar dolar yardımda bulunacaklarını açıkladı. Bu kararı alkışlayanlardan biri de NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen olup, o da karar üzerine “NATO ülkelerinin karara önemli katkılarda bulunacağından emin” olduğunu söyledi. Kararı destekleyenlerden bir diğeri ise Avustralya’dır. Ancak, 1.500 askeri bulunan bu ülkenin ilave asker göndermeye niyeti yoktur. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy de Obama’nın kararına tam destek verirken, ülkesinin müttefiklerle birlikte gerektiği sürece Afganistan’da kalıp Afgan halkına yardım edeceğini belirtti

Bilindiği üzere bir gün önce, Fransa’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Pierre Lellouche, Fransa’nın Afganistan’a takviye asker göndermeyeceğini söylemişti.




Obama’nın yeni stratejisinde sadece 2009 yılı içerisinde Afganistan’da ölen 300 ABD askerinin de rolü vardır kuşkusuz. Afganistan’da 2001 sonlarından itibaren ölen yabancı askerlerin sayısı, 929’u ABD’li olmak üzere 1.532’dir. Bunlardan 236’sı İngiliz, 133’ü ise Kanadalıdır.


Afganistan’daki Mevcut NATO ve Diğer Yabancı Kuvvetlerin Durumu

 
Barack Obama’nın yeni “Afganistan Stratejisi” gereği 30 bin ABD askeri daha göndermesiyle, bu ülkedeki 43 ülkenin askerlerinin sayısı 143 bine çıkacaktır. Halen Afganistan’da görev yapan uluslararası güce katkı sağlayan ABD dışındaki başlıca ülkeler ve kuvvet mevcutları şöyledir: 

İngiltere: 9.000 (Başbakan Gordon Brown, 500 takviye asker göndereceğini teyit etti), Almanya: 4.500, Fransa: 3.750 ve 150 civarında jandarma, Kanada: 2.830, İtalya: 2.795, Hollanda: 2.160, Polonya: 1.910, Avustralya: 1.350, İspanya: 1.000, Romanya: 990, Türkiye: 720, Danimarka: 690. 

 
Bu ülkelere ilaveten Belçika (530), Norveç (480), Çek Cumhuriyeti (480), Bulgaristan (460), İsveç (430), Macaristan (360), Yeni Zelanda (300), Hırvatistan (290), Arnavutluk (250), Litvanya (250), Slovakya (245), Letonya (175), Finlandiya (165), Makedonya (165), Estonya (150), Yunanistan (145), Portekiz (145), Slovenya (130), Azerbaycan (90), Birleşik Arap Emirlikleri (25), Bosna-Hersek (10), Ukrayna (10), Singapur (9), İrlanda (7), Lüksemburg (8), Ürdün (7), Avusturya (4), İzlanda (2) ve Gürcistan (1) da askeri destek sağlamaktadırlar.<!--[if !supportFootnotes]-->[5]<!--[endif]-->

 
ABD ve İngiltere’ye ilaveten NATO üyesi ve diğer ülkelerden ilave asker gönderilecek midir? Şu an için bu soruya kolay bir cevap bulunamayacaktır. Henüz Almanya’dan bir ses çıkmamıştır. Türkiye’ye ise Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın 7 Aralık 2009’da Washington’da Obama ile görüşmesinde, bir kez daha bu istek önüne gelecektir. Ama kuşkusuz ki, bu mesele 28 Ocak 2010 tarihinde ancak oldukça netlik kazanabilecektir. Avrupa’da pek çok ülkenin kamuoyu Afganistan’a karşı isteksizliklerini sıkça tekrarlamaktadırlar.

 
Türkiye ise, Başbakan Erdoğan’ın Obama ile görüşmesine giderken, bu konuda üzerine “ateşten gömlek” giyerek çıkacaktır. Başkanlık koltuğuna oturduğu 20 Ocak 2009’dan beri Türkiye’den sadece isteklerde bulunan Obama, gene bir şeyler isteyecektir. Bu isteklerin başında da Afganistan’a ilave asker gönderilmesi, kehaneti gerektirmeyecek kadar açıktır. Zaten bu konuda ABD’nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, Obama’nın bu son Afganistan stratejisi çerçevesinde, 2 Aralık 2009’da sıcağı sıcağına yaptığı yorum sırasında, müttefik ülkeler gibi, Türkiye’den de “ek katkı beklediklerini”, bunun da özellikle asker göndermenin dahil olduğunu, konunun halihazırda üst düzey seviyede Türk yetkilileriyle görüşülmekte olduğunu, Başbakan Erdoğan’ın ziyareti sırasında da gündemde yer alacağını açıkladı.

 
“Asker katkısını” da tanımlayan ve “muharip güç” olması gerektiğinin altını çizen Jeffrey, görev tanımı konusunda herkesten “esneklik” beklendiğini ifadeyle, Türk birliklerinin Afganistan’daki görevlerinin bölgenin kontrolü olmakla birlikte, halkın korunmasını amaçlayan askeri operasyonlarla bu görevin genişletilmesini istediklerini, Türkiye’nin de içinde bulunduğu bazı müttefiklerin “sıcak çatışmaya girmeme sınırlamalarının” kaldırılması gerektiğini ilave etti. Türkiye’nin F-16 uçaklarını teröristlere karşı kullanımı ve istihbarat paylaşımı konusunda çok iyi düzeyde olduğunu söyleyen Jeffrey, bu çerçevede Pakistan ile ilişkilerde de bu tecrübelerini kullanabileceğini, bölge halklarıyla olan iyi ilişkilerinin ve benzerliklerinin de önemli olduğunu ifade ederek, muhtemelen Türkiye’den hava desteği talebinde bulunulacağını da ima etti.<!--[if !supportFootnotes]-->[6]<!--[endif]-->

 
Kuvvet Artırımı Afganistan’da İstikrarı Getirebilir mi?

 
Aslında Afganistan’da yeni bir strateji uygulamasına gidilmesi, bir yılı aşan bir süre önce gündeme geldi. ABD’nin Afganistan’daki Komutanı McChrystal ve Merkezi Kuvvetler Komutanı Orgenerel David Petreus, daha 2008 yılı sonlarına doğru, “Daha çok Taliban öldürmek yerine, Afgan halkını kazanmanın” önemine vakıf olmuşlardı. Zira Taliban’la mücadele sırasında “kurunun yanında yaş da yanıyor”, yani masum Afganlar da ölüyordu. Bu durum ise tarafsız Afgan’ı Taliban’a çekerken, ABD yanlısı Afgan’ı da uzaklaştırıyordu. Öyle ki, 2008 yılı sonlarına doğru Taliban’la mücadelede ABD kuvvetlerinin öldürdüklerinin neredeyse yüzde 40’ı masum Afgan vatandaşıydı. Bunun menfi propagandası da Taliban tarafından “acite” edilerek çok iyi yapılıyordu.

 
General McCrystal, ayrıca ilave kuvvet isteğini de en az 30 bin (20 bini ABD’li olmak üzere) istiyordu. Bu isteği başlangıçta Obama renk vermeden dinlerken, ABD Savunma bakanı Robert Gates ise pek taraftar değildi. McChhrystal sonunda Kongre’ye kadar gelmiş, kafasında soru işareti bulunan tüm ABD devlet adamlarının sorularına cevap vermiş ve ilave asker ihtiyacında ısrarcı olmuştu.

 
Obama, muhtemeldir ki McChrystal’ın kendisini ve Kongre’yi ikna eden konuşmasından da etkilenmiştir. Ama aslında başkanlık seçim gezileri sırasında sarıldığı en önemli “dış politika” konusu Afganistan idi. Bu konuyu bitirmeyi bir “onur meselesi” haline getirdiği anlaşılan Obama, yeni Afganistan açılımını muhtemeldir ki, Afganistan’daki cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin sona ermesini beklediği için de bekletmiştir.

 
Öte yandan, Obama’nın askerleri Temmuz 2011’den itibaren çekme vaadine rağmen, Afganistan uzmanları biraz daha farklı düşünmektedirler. General McCrystal’e göre, takviye güçleri kuşkusuz ki Afgan güvenlik güçlerinin eğitimini hızlandıracak, şehir ve kasabaları koruyabilecektir. Ancak gene de esas gayretin Afgan askerlerinin eğitilmesidir. Bu konuda da McChrystal, Afgan ordusundaki asker sayısının mevcut sayının iki katından fazlası olan 400 bin rakamına ulaşmasına ihtiyaç duyulduğunu, bunun  için de 4 yıl gerekeceğini ileri sürmektedir. 

 
Obama’nın bu yeni “Afganistan Stratejisi”nin bir bakıma “mimarı” denilebilecek McChrystal’e göre, operasyonlarının başarısının Afgan halkının kafasında şekillenecek olup, buradaki başarının öldürülen kişilerin sayısı ve yıkılan evlerin sayısıyla değil, ikna edilen insanların sayısı ve okula giden çocukların sayısıyla bağlantılı olacaktır. McChrystal de Obama’nın 18 ay sonra Afganistan’dan askerlerini çekme konusuna kesinlikle destek verdiğini ifade etmekle birlikte, “söz konusu zaman diliminin mutlak olmadığını, 18 ayda herkesin ayrılacağı anlamına gelmediğini” de vurgulamaktan geri kalmadı. ABD’li general, bekledikleri gibi Taliban’ın 18 ayda çözülmesi halinde, Afgan hükümetine etkinliğini  gösterebileceği bir “pencere” açılacağını söyledi.

 
Afganistan’da halen 68 bini ABD’li olmak üzere, 110 bin yabancı asker bulunmaktadır. İngiltere’nin yanı sıra, Polonya da ilave 600 asker göndereceğini beyan etti.<!--[if !supportFootnotes]-->[7]<!--[endif]--> NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen de, NATO ülkelerinin ve müttefiklerinin de Afganistan’a en az 5 bin asker göndermesinin beklendiğini, hatta bu sayının bir kaç bin fazla dahi olabileceğini söyledi. Şayet bu durum gerçekleşirse, Afganistan’daki Amerikan ve NATO güçleri komutanı General Stanley McChrystal’e göre, Taliban ile mücadele etmek için istenen ek 40 bin asker karşılanmış olacaktır.

Sonuç
 
Obama’nın yeni Afganistan Stratejisi, kendi ülkesinde olduğu gibi, tüm dünyada da destek ve tepkilerle karşılaştı. Bu işi Büyük İskender’in macerasına bağlayan ve 2.500 yıl sonra bile mağlubiyet peşinde koşanlar bulunduğunu ileri sürenler bile oldu
Bu 30 bin kişilik ilave kuvvetin son derece az ve yeterli olamayacağı da ileri sürüldü. Bunlardan biri de Vietnam Savaşı’nı iyi inceleyenlerden ABD’li “Politolog” William Polk’tur. Polk’a göre asker sayısının sınırlandırılması yanlış olup, bundan böyle ABD kendisini de sınırlamış olmaktadır.

Bu kehanette gerçek payı da yok sayılmaz. Zira şayet NATO üyesi ve diğer ülkelerden ilave asker temin edemediği takdirde, Obama’nın ABD kamuoyunda giderek düşen desteği tamamen dip yapabilecektir. Tabii bu arada ABD’nin kredibilitesindeki (ya da dünya patronluğundaki etkisi) irtifa kaybı hız kazanabilecektir. Obama ve Afganistan için önemli tarihlerden biri, 28 Ocak 2010’da Londra’da yapılacak “Afganistan Konferansı”dır. Kuşkusuz bu tarihe kadar ABD ve İngiltere, gerekirse “Noel Tatili”ni kısa tutarak, propaganda faaliyetlerini artıracaklardır.

 
Türkiye’den Afganistan konusunda istenenler bu kez, farklı ve artan tanımlamalarla önüne gelmektedir. Hem Taliban’a karşı fiilen mücadele edecek silahlı birlikler istendiği gibi, hem de sayılarının ve çeşitlerinin artırılması istenecektir. Muhtemeldir ki, Türk F-16’ları ve teröre karşı mücadelede “tecrübeli” pilotları da talep edilecektir.

 
Türkiye’ye PKK terör örgütüyle mücadelede sadece iki yıldan beri ABD’nin “istihbarat” desteği dikkate alındığında, ABD’ye de aynı şekilde destek vermek düşünülebilir. Yani “istihbarat desteği”. Bunun için fiilen terör örgütü elemanlarına ve inlerine bomba yağdıran F-16’lar yerine, istihbarat maksadıyla kullanılan F-16’lar, yani RF-16’lar gönderilebilir. Fazlası ise, Türkiye’nin karşılayabileceği bir şey değildir. Hiçbir ülke PKK’ya karşı mücadelede Türk güvenlik güçlerine fiili bir katkı sağlamamış, hatta kılını bile kıpırdatmamıştır. El Kaide için “küresel terör” diyenler, Türkiye dışında tüm Orta Doğu’da, Kafkaslarda, Baykanlarda, Avrupa’da ve Güney Afrika ile ABD’de bile çeşitli destekler bulan PKK’yı nedense “küresel” görmemişler, Türkiye’ye yardım için gayret sarf etmemişlerdir.

 
Türkiye, dost Afgan halkı için gene istihkam birlikleri ile köprüler, yollar, dispanserler, okullar ve diğer inşaat ve onarım faaliyetlerinde bulunmalı, eğitim ve askeri eğitim alanlarında yardımlarını esirgememelidir.

http://www.turksam.org/tr/a1875.html#_ftn1

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Yavşak!... Fatma Sibel Yüksek
« Yanıtla #4 : Ocak 07, 2010, 09:15:55 ÖS »
Yavşak!...

Fatma Sibel Yüksek



Suratta devamlı ağlamakla sırıtmak arası bir ifade. Duruma göre biri veya diğeri devreye giriyor.Bazen konuşurken sesi titremeye başlıyor, sonra ardından hüngür hüngür bir ağlama geliyor. Koskoca adam kameraların önünde hiç hicap duymadan kadın gibi ağlıyor. Konuştuğu konuyla ağladığı konunun çoğu zaman alâkası bulunmuyor ama olsun, onun canı ağlamak istiyor. Çünkü hayatı zavallı olmak, zavallılığı oynamak ve zavallılıktan medet ummakla geçmiş. Bundan başka “kazanma” yöntemi bilmiyor.
-----------
Adam gelmiş bu yaşa, cüssesinin ve kişiliğinin kaldıramayacağı ne kadar makam-mevki varsa sırayla oturmuş; şimdi de gözünü daha yüksek rakımlara diktiğini ayân beyan haykıracağım diye kirletmediği değer, çürütmediği kavram bırakmıyor. Konuştukça ruhlarımız çöplüğe dönüyor, ağzını açtıkça dünyayla irtibatımızı kesip inzivaya çekilme isteğine kapılıyoruz. “Her şey senin olsun, yeter ki sus; yeter ki o pişkin suratını televizyon ekranından uzatma!” diye yalvarasımız geliyor…

Şımarıklık, sorumsuzluk had safhada. Siyasi hayatında “başarı” namına tek bir örnek yok ama  demagoji, ortalığı karıştırma, mağduru oynama, kin kusma deyince ikinci bir rakip bulamazsınız. Şaklaban, mağrur, bencil ve acımasız…

Hayatta acıdığı tek bir kişi var, o da kendisi. Kendine ne zaman acısa ağlamaya başlıyor ve onun ağlamasıyla birlikte başlıyor müthiş bir çevre kirlenmesi. Bu adam ağlamaya başlamışsa, anlıyoruz ki aç nefsi başta kendisi olmak üzere hepimize yeni bir oyun hazırlıyor. İçinde sürekli “Sen daha yukarılarda olmalısın, daha ön planda olmalısın, ikincil roller sana yakışmıyor” diye fısıldayan bir sesle dolaşıyor.

Aslında refikleriyle de sorunlu. “Üçüncü adam” olmayı bir türlü hazmedemiyor. “Birinci adam” olma fırsatını kaçırdı. O noktada gösterdiği bu basiretsizlik  yıllardır içini yakıp kavuruyor. Mütevazı görünmek pahasına kaçırdığı post için ağıt yakıyor.

Hayatı travmalarla dolu. Tarihte hep kaybetmiş ve aslında hep kaybedecek olanların ruhları tarafından ele geçirilmiş zavallı bir zombi. Hayatının tek amacı, bu kötü ruhların intikamını almak. Bu ülkeyle, bu  ülkenin temellerini oluşturan bütün değerlerle sorunu var. Her fırsatta kin kusuyor, kendince alaya alıyor, dalgasını geçiyor.

Bunu yaparken de orta  malı esprilerden, reytingi yüksek eğlence programlarından başka referansı yok. Kullandığı her kelimeden yaşına başına yakışmayan ilgi alanlarına sahip olduğunu, vaktini  ucuz televizyon programları seyrederek geçirdiğini, kaderin ve tarihin kahredici bir oyunu sonucu kendisine teslim edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti kurumlarına karşı hiçbir sorumluluk duymadığını, gününü gün etmekle meşgul olduğunu anlıyoruz.

Suratta devamlı ağlamakla sırıtmak arası bir ifade. Duruma göre biri veya diğeri devreye giriyor.Bazen konuşurken sesi titremeye başlıyor, sonra ardından hüngür hüngür bir ağlama geliyor. Koskoca adam kameraların önünde hiç hicap duymadan kadın gibi ağlıyor. Konuştuğu konuyla ağladığı konunun çoğu zaman alâkası bulunmuyor ama olsun, onun canı ağlamak istiyor. Çünkü hayatı zavallı olmak, zavallılığı oynamak ve zavallılıktan medet ummakla geçmiş. Bundan başka “kazanma” yöntemi bilmiyor.

Bazen de üstüne şımarık bir neşe geliyor. Gülmesini kontrol edemiyor, ergenlik çağındaki delikanlılar gibi kızarıp bozararak kötü espriler yapmaya başlıyor. Bu kontrolsüz neşe ne zaman ağlamaya dönüşecek diye ekran başında endişeye kapılıyorsunuz. Tam bir nevrotik. Kişiliği uç noktalarla merkez arasında sürekli gidip gidip geliyor. Bu çarpık ruh hali çevreyi rahatsız etmeye başlayınca, başından geçmiş bir aile faciası hatırlatılıyor, “Büyük bir acı yaşadı, anlamak lazım” diyerek merhamet duygularına sığınılmak isteniyor. Oysa, sevdiklerimizi kaybetmek, bizi daha kaderci, daha sakin yapmaz mı? Hırslarımızdan daha fazla arınmaz mıyız?

Ama hayır, hayatın bu kuralı onun için geçerli değil. Oturmamış bir kişilik, doymayan bir ruh ve hiç sönmeyen  intikam ateşi…

Abartma, ortalığı birbirine katma, kendini dünyanın merkezi zannetme, yel değirmenleri ile savaş,  maceracılık, devletin kurumları  birbirine girdikçe surata yerleşen o arsız mutluluk…

O iflah olmaz şımarıklık, doymamışlık…

Ağız ishali olma, lafın nereye gideceğini bilemeyiş, kalıbının adamı olamayış…

Kıpır kıpır gözler, oynak bir kişilik ve bütün bunların arkasında saklı duran sefil bir korkaklık…

Televizyonda karşınıza her çıktığında ona dikkatlice bakın. Her gün biraz daha uçuruma yaklaşan ülkemizin en temel sorununun, “yavşaklık” olduğunu görmeye başlayacaksınız…
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8510