Gönderen Konu: BOR MADENİ VE TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ  (Okunma sayısı 767 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kemal DENİZER

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 506
  • Puan: +8/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Toplumsal Bilinci Koruma ve Geliştirme Çatısı
BOR MADENİ VE TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ
« : Ocak 05, 2008, 01:03:53 ÖÖ »
BOR NEDİR?

     Bor, periyodik tabloda B simgesiyle gösterilen, atom numarası 5, atom ağırlığı 10,81, yoğunluğu 2,84 gr/cm3, ergime noktası 2200 oC ve kaynama noktası 2250 oC olan, siyah renkte, metalle ametal arası yarı iletken özelliklere sahip bir elementtir. Genellikle doğada tek başına değil, başka elementlerle bileşikler halinde bulunur. Tabiatta yaklaşık 230 çeşit bor minerali vardır. Oksijenle bağ yapmaya yatkın olması sebebiyle pek çok değişik bor-oksijen bileşimi bulunmaktadır. Bor-oksijen bileşimlerinin genel adı borattır.

Çeşitli metal veya ametal elementlerle yaptığı bileşiklerin gösterdiği değişik özellikler, endüstride pek çok çeşit bor bileşiğinin kullanılmasına imkan sağlamaktadır. Endüstriyel açıdan önemli bor bileşikleri arasında boraks (tinkal, sodyum kökenli bor bileşikleri) kolemanit (kalsiyum kökenli bor bileşikleri), üleksit (sodyum-kalsiyum kökenli bor bileşikleri) ana gruplaması altında kernit, probertit, szyabelit, datolit, sasolit, tüvenan, boraks dekahidrat, boraks pentahidrat, susuz boraks, borik asit, sodyum per borat, susuz borik asit, hidroborasit sayılabilir. Bor madenlerinin değeri genellikle içindeki B2O3 (bor oksit) ile ölçülmekte, yüksek oranda B2O3 bileşiğine sahip olanlar daha değerli kabul edilmektedir. Bor madenleri, topraktan çıkarıldıktan (tüvenan cevher) sonra kırma, eleme, yıkama ve öğütme işlemlerini müteakip, ilgili sanayilerin kullanımına hazır hale getirilmektedir.

DÜNYADA VE TÜRKİYE'DE BOR KAYNAKLARI VE TİCARETİ

     Türkiye bor kaynaklarında dünyanın en büyük rezerv ülkesidir. Dünya toplam rezervinin
65-70%'i Türkiye'de bulunmaktadır. Türkiye'deki bor rezervlerinin yerlerini ve miktarlarını belirleyen kapsamlı bir araştırmanın henüz yapılmadığı göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye'nin aslında dünya rezervlerinin daha da büyük bir kısmını elinde tutuyor olabileceği düşünülmektedir. Yeni arama çalışmalarının yapılmasıyla Türkiye bor rezervlerinin iki katına bile çıkabileceği iddia edilmektedir. Türkiye'den sonra ikinci kaynak ülke ABD olup, dünya rezervlerinin %13-24'ü arasında bir payı olduğu bilinmektedir. Ancak ABD, boru uzun süredir endüstrinin çeşitli alanlarında kullanmakta olduğundan, yakın gelecekte bor rezervlerinin tükenmesi tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu sebeple ABD, kalan bor madenlerinin bir kısmını "stratejik rezerv" ilan ederek çıkarılmasını durdurmuştur. Türkiye'deki bor madenlerinin kalitesi ABD'ndekinden yüksektir. ABD Türkiye'den yılda 350-400.000 ton ham ve rafine bor ithal etmektedir. Dünya bor rezervlerinin kalan kısmı Arjantin, Bolivya, Şili, Çin, İran, Kazakistan, Peru ve Rusya'da bulunmaktadır. Dünyada işletilen toplam 488 milyon tonluk rezervin 320 milyon tonu Türkiye'dedir.

BOR MADENİNİN KULLANIM ALANLARI

     Bor ve bileşiklerinin sanayide çok çeşitli kullanım alanları bulunmaktadır. Türkiye'nin büyük ölçüde ham veya yarı işlenmiş olarak ihraç ettiği, ülke içinde sabun, deterjan ve cam sanayilerinde kullandığı bor, ABD'nde uzay mekiklerinden, savaş uçaklarına ileri teknoloji isteyen pek çok alanda kullanılmaktadır. Bor ve bileşikleri cam, porselen ve seramik eşya sanayiinde, yanmaz eşya yapımında (itfaiye giysileri, elektrik kabloları, fren balataları, atom reaktörleri, vb. sistemlerde soğutucu veya ısınmayı geciktirici, yüksek enerjili yağ), cam yünü, tekstil kimyasalları, deri giysileri, fotoğraf kimyasalları, mobilya ve benzeri ahşap eşyayı koruyan sıvılar, yapay gübre katkı maddesi, kağıt sanayii ürünleri, yapıştırıcılar, böcek öldürücüler, krem, pudra ve deodorant gibi kozmetikler, diş macunu, merhem, deri ve göz hastalıkları antiseptikleri gibi ilaçların üretiminde kullanılmaktadır.

Dünya bor üretim ve tüketimi 1970 yılından bu yana iki katından fazla artmıştır. Dünya borat tüketiminin %43'ü fiberglas ve cam sektöründe, %19'u deterjan sektöründe, %11'i seramik sektöründe gerçekleştirilmektedir. Türkiye'de ise bor tüketimi çok düşük seviyede olup, dünya tüketiminin %1-2'si civarındadır. 2000 yılı itibariyle Türkiye'de bor'un %27'si demir-çelik, %12'si cam ve cam elyafı, %38'i seramik ve firit, %12'si deterjan, %5'i kimya ve %6'sı diğer sektörlerde tüketilmiştir. Bor madeninin en büyük kullanıcıları Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'dır. Bu iki bölge dünya tüketimin yaklaşık %72'sini oluşturmaktadır. Güney Amerika %12'sini, Asya/Pasifik ülkeleri %10'nu, Doğu Avrupa ise kalan miktarın büyük kısmını tüketmektedir".

     Bor elementinin birçok diğer elementle kolayca bileşikler oluşturabilmesi, çeşitli özellikteki maddelerin bordan elde edilebilmesine yola açmaktadır. Borun çelikten daha sağlam ve her türlü camdan daha saydam olması nedeniyle uzay mekiklerinin camları bordan yapılmaktadır. Uzay teknolojilerinde çelik yerine bor çubuklarının kullanılması gündeme gelmektedir. Hafifliği, gerilmeye olan direnci ve kimyasal etkilere dayanıklılığı sebebiyle; plastiklerde, sanayi elyafı üretiminde, lastik ve kağıt endüstrisinde, tarımda, nükleer enerji santrallerinde, roket yakıtlarında da bor kullanılmaktadır. Camın ısıyla genleşmesini önemli ölçüde indirgediği, camı asite ve çizilmeye karşı koruduğu, titreşim, yüksek ısı ve ısı şoklarına karşı dayanıklılığı sağladığı için ısıya dayanıklı cam gereçleri ve elektronik ve uzay araştırmalarında kullanılacak üstün Hafifliği, gerilmeye olan direnci ve kimyasal etkilere dayanıklılığı sebebiyle; plastiklerde, sanayi elyafı üretiminde, lastik ve kağıt endüstrisinde, tarımda, nükleer enerji santrallerinde, roket yakıtlarında da bor kullanılmaktadır. Camın ısıyla genleşmesini önemli ölçüde indirgediği, camı asite ve çizilmeye karşı koruduğu, titreşim, yüksek ısı ve ısı şoklarına karşı dayanıklılığı sağladığı için ısıya dayanıklı cam gereçleri ve elektronik ve uzay araştırmalarında kullanılacak üstün nitelikli camların üretiminde de borun önemli yeri vardır.

     ABD'li bir kimyager tarafından, sodyum bor hidrit maddesi ile suyun oluşturduğu hidrojenin yakıt pillerine ulaşması ve açığa çıkan enerjinin mekanik enerjiye dönüşmesi ile hareket eden araç geliştirilmiştir. Sodyum bor hidritle çalışan otomobiller, normal yakıtla çalışan otomobillerin yaptığı kilometrenin iki katına kadar çıkabilmektedir. Bu araçlar akaryakıtla çalışanlara göre daha güvenli olmakta, çevre kirliliği yaratmamaktadır. Yakıt kullanıldıktan sonra tekrar değerlendirilebilmektedir.

     Japon bilim adamlarınca, 2001 yılı Şubat ayında, magnezyum diboridin geleceğin süper iletkeni olabileceği keşfedilmiştir. Süper iletkenlik, sıcaklığın belli bir noktanın altına düşürülmesiyle (kritik sıcaklığın altına) her türlü elektriksel direncin kaybolması durumudur. Süper iletkenliğin genellikle -273 0C olan mutlak sıfır noktasına yakın sıcaklıkta gerçekleşmesi ve bu derece düşük bir sıcaklığı gerçekleştirmenin pahalı oluşu, çok daha yüksek kritik sıcaklığa sahip olan magnezyum diboridi ucuz ve verimli bir alternatif haline getirmektedir. Süper iletkenler, çok yüksek akım yoğunluklarını hiçbir enerji kaybına neden olmadan taşıyabildikleri için santrallerden şehirlere verimli enerji iletimi, güçlü mıknatıs isteyen uygulamalar (magnetik rezonans, maglev trenleri vs.), büyük miktarlarda enerjinin manyetik alan depolanması ya da mikro elektronikte istenmeyen ısının önlenmesi gibi bir çok uygulama alanına sahiptir.

     Diz üstü bilgisayarlar, cep telefonları, avuç içi bilgisayarları ve diğer mobil iletişim araçlarında kullanılan akım levhalarının vazgeçilmez hammaddelerinden biri bordur.
Piyade tüfeği, tabanca, top, tank üretiminde, zırhlı personel taşıyıcıların zırhlarını güçlendirici seramik plaklarda da bor kullanılmaktadır. Borla güçlendirilmiş cam malzemelerin iletken olmayan ve düşük dielektrik özelliği onları radara karşı görünmez kıldığı için askeri teçhizat yapımında önemlidir. ABD ordusu tarafından kullanılan gizli teknoloji ürünü Stealth Fighter (hayalet uçaklar) ve donanımlarının imalinde de bor ve rafine bor ürünlerinin kullanıldığı düşünülmektedir.

     BTNC (Boron Neutron Capture Therapy) kanser tedavisinde kullanılmaktadır. Özellikle beyin kanserinin tedavisinde hasta hücrelerin seçilerek imha edilmesine yaraması ve sağlıklı hücrelere zararının minimum düzeyde olması nedeniyle tercih nedeni olabilmektedir.

     "Tarımda bor mineralleri "bitki örtüsünün gelişmesini artırmak veya önlemek maksadıyla biyolojik gelişim ve kontrol kimyasallarında kullanılmaktadır. Bor, değişken ölçülerde, birçok bitkinin temel besin maddesidir. Bor eksikliği görülen bitkiler arasında yumru köklü bitkiler (özellikle şeker pancarı), kaba yoncalar, alfaalfalar, meyve ağaçları, üzüm, zeytin, kahve, tütün ve pamuk sayılmaktadır. Bu gibi hallerde susuz boraks ve boraks pentahidrattan mamul bir gübre kullanılmaktadır. Ayrıca suda eriyebilen sodyum pentaborat veya disodyum ektaborattan mahsulün üzerine püskürtülmek suretiyle faydalanılmaktadır. Bor, sodyum klorat ve bromosol gibi bileşiklerle birlikte yabani otların yok edilmesi veya toprağın sterilleştirilmesi gereken durumlarda da kullanılmaktadır."

     "Atom reaktörlerinde borlu çelikler, bor karbürler ve titanbor alaşımları kullanılır. Paslanmaz borlu çelik, nötron absorbanı olarak tercih edilmektedir. Yaklaşık her bir bor atomu bir nötron absorbe etmektedir. Atom reaktörlerinin kontrol sistemleri ile soğutma havuzlarında ve reaktörün alarm ile kapatılmasında (B10) bor kullanılır. Ayrıca, nükleer atıkların depolanması için kolemanit kullanılmaktadır. Termal depolama pillerindeki, sodyum sülfat ve su ile yaklaşık % 3 ağırlıktaki boraks dekahidratın kimyasal karışımı gündüz güneş enerjisini depolayıp gece ısınma amacıyla kullanılabilmektedir. Ayrıca, binalarda tavan malzemesine konulduğu taktirde güneş ışınlarını emerek, evlerin ısınmasını sağlayabilmektedir. Ayrıca, bor, demir ve nadir toprak elementleri kombinasyonu (METGLAS) % 70 enerji tasarrufu sağlamaktadır. Bu güçlü manyetik ürün; bilgisayar disk sürücüleri, otomobillerde direk akım-motorları ve ev eşyaları ile portatif güç aletlerinde kullanılmaktadır. Sodyum borohidrat, atık sulardaki civa, kurşun, gümüş gibi ağır metallerin sulardan temizlenmesi amacıyla kullanılmaktadır."

     Borun önemli bir hammadde olarak kullanıldığı ürün sayısının yüzlerce olduğu tahmin edilmektedir. Sadece ABD patent ofisinde tescilli 600'ün üzerinde borlu yakıt patenti olduğu bildirilmektedir. Birçok üründe bor, alternatifi olmayan bir girdidir. Araştırmalar sürdürüldükçe bor ürünlerine hızla yenileri eklenmektedir. Hemen hemen tüm sanayi sektörlerinde girdi olarak kullanılması nedeniyle bora "sanayiinin tuzu" da denilmektedir.

BOR MADENİNİN STRATEJİK ÖNEMİ

     Bor ve borlu yakıtlar, 1950'li yılların başında ABD Savunma Programında geleceğin yakıtı olarak adlandırılmış ve nükleer silahlanma dışında 2. önemli stratejik malzeme olarak nitelendirilmiştir. 1963 yılında bor NATO'nun stratejik maddeleri listesinden çıkarıldıysa da, ABD'nin bor alanındaki bazı stratejik çalışmaları gizlilik içinde yürüttüğü bilinmektedir.
Bor madeninin stratejik önemi, ülkeleri bu konuda çıkarlarını düşünmeye ve planlı davranmaya sevk etmektedir. Bor hakkında sürdürülen araştırmaların, bor bileşiklerinin yüksek teknolojili ürünlerdeki yeni kullanım alanlarını keşfetmesi, bu madeni yakın gelecekte, petrol gibi üzerinde oyunların oynandığı, uluslararası mücadelelerinin yaşandığı bir ürün konumuna getirebilecektir.

     Borun çıkarılması ve işletilmesinde dünya oligopolünü oluşturan az sayıdaki çok uluslu şirketler Rio Tinto Borax-US Borax (ABD, yıllık üretimi 560 bin ton), Borax Argentina (Arjantin, yıllık üretimi 27 bin ton), JSC Bor (Rusya, yıllık üretimi 73 bin ton), NACC (ABD, yıllık üretimi 60 bin ton), Quiborax (Şili, yıllık üretimi 60 bin ton), Sucersal Argentine (Arjantin, yıllık üretimi 30 bin ton), SQM Salar (Şili, yıllık üretimi 16 bin ton), İnca Bor (Peru, yıllık üretimi 13 bin ton), diğerleri (57 ton)dir. Çin yıllık 140 bin ton üretimini devlet organizasyonları eliyle yapmakta, Türkiye ise ABD'nden sonra dünyanın ikinci büyük bor üreticisi olarak yıllık 475.000 ton üretimi yine devlet eliyle gerçekleştirmektedir. Avrupa ve Amerikalı büyük üreticilerin Türkiye'deki bor yataklarına daha Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde başlayan ilgileri bor madenleri 1978 yılında kamulaştırıldıktan sonra da azalmadan sürmüştür. Her dönemde Türkiye'de bor madeni yataklarının işletme haklarını alma taleplerini hükümetlere iletmekte, Türkiye'deki madenlerin özelleştirilmesi fikirlerini desteklemektedirler. Bor madenlerinin özelleştirilmesi 1999'da İMF ile yapılan stand by anlaşmasının taahhütleri arasında da yer almıştı.
Bor madenleri 1978 yılında devletleştirilmeden önce Türkiye'de de bor madenciliği ile uğraşan Avrupalı ve Amerikalı firmaların, çıkardıkları borun ham halde ihracını tercih ettiği, bu firmaların boru Türkiye'de işleyecek entegre tesisler vs . kurmadıkları, Türkiye'ye bor konusunda herhangi bir teknoloji transferinde bulunmadıkları, bor rezervlerinin miktarını küçük, madenin değerini düşük göstermeye çalıştıkları bilinmektedir.

     Türkiye, dünyanın en zengin bor yataklarına sahip olduğu halde, yurt dışına ihraç ettiği tinkal ve borakstan üretilen sodyum per boratın ithalatçısı konumundadır. Slovenya, Türkiye'den satın aldığı boraksa karşılık Türkiye'ye sodyum per borat satmakta, Slovenya'dan yapılan per borat ithalatı bu ülkeye yaptığımız boraks satışının hemen hemen %25'ine ulaşmaktadır.
     
      DPT-VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı Kimya Sanayi Hammaddeleri Raporunda, Türkiye'den ithal edilen kolemanit ve uleksit madenlerinin ABD'deki en önemli alıcısı Owens Corning Fiberglass Co.'nun bir yan şirketi olan American Borat Co'nin Death Valley National Monument'de bulunan Billie yeraltı işletmesinin, Türkiye'den ithal edilen uleksitin ucuza gelmesi nedeniyle 1986 yılı sonlarına doğru üretimi durdurduğunu belirtmektedir.

      Dünya bor üretimi %100 B2O3 bazında 1,5 milyon ton civarındadır. Bu üretimin %39'u ABD sermayeli US Borax (ya da diğer adıyla Rio Tinto ), %31'i Eti Holding A.Ş. tarafından gerçekleştirilmektedir. Değer olarak ise dünyada yaklaşık yıllık 1,2 milyar ABD doları kadar B2O3 pazarı bulunmaktadır. Eti Holding bu pazarın parasal olarak % 20-23'üne, US Borax ise % 65-70'ine sahiptir. Değer bazındaki payın miktar bazındaki paydan daha düşük olması, büyük ölçüde Türkiye'nin pazarı ve fiyatları yeterince kontrol edememesinden ve ABD daha rafine ürünler satarken Türkiye'nin ağırlıklı olarak ham ürün satmasından kaynaklanmaktadır. Bor gibi 21. Yüzyılın petrolü olarak adlandırılan bir madenin en büyük rezerv kaynağı olan Türkiye'nin, bor ihracatından yılda yalnızca 102 milyon dolar, bor ürünleri ihracatından ise 106 milyon dolar kazanıyor olması, önemli bir kapasitenin israf edildiğine işaret etmektedir.

      Türkiye bor madenini tam rafine işlenmiş olarak değil, ham veya yarı rafine halde satmasından dolayı çok önemli döviz kazandırıcı fırsatları kaçırmaktadır. Çınkı (1999) bunun çeşitli örneklerini vermektedir. "Örneğin, ortalama FOB Bandırma 200 dolar/ton'dan sattığımız %42 B203 tenörlü klomanit cevherini (Türkiye bu cevherde dünyanın tek üreticisi ve ihracatçısı konumundadır) alan bir ihracatçı firma söz konusu ürünü öğüttükten sonra 600-650 /ton fiyatla nihai kullanıcıya satmaktadır. Söz konusu öğütülmüş kolemanit dünyanın çeşitli ülkelerinde faaliyet gösteren sayısız kimyasal perakendeciler tarafından 5000-9200 /ton fiyata kadar satılabilmektedir". Türkiye yılda ortalama 190-200 /ton fiyatla Avrupa'da yerleşik öğütücü firmalara 700.000 ton civarında ham bor ihraç etmekte, bu satıştan 120 milyon dolar kadar gelir sağlarken öğütücü aracı tacirlerin elde ettiği gelir, 650-190=460 dolar/tona ulaşabilmektedir. Bu suretle Türkiye'nin bor madenini öğütmeden satmak suretiyle kaybı 700.000x460=322.000.000.- dolara kadar çıkabilmektedir.

     Bir diğer örnek ise borik asittir. Borik asit perakende kimyasal sektöründe oldukça yüksek talep gören bor rafine ürünlerinden birisidir. Ortalama FOB 300-400 /ton fiyatla ihraç edilen borik asit, uluslar arası perakende sektöründe birkaç pound'luk poşetlerden 25 lb, 50lb, 1/2 kg, 1 kg, 5 kg, 10 kg, 25 kg'lik torbalara kadar çeşitli ambalajlarda pazara sunulurlar. Bu şekilde ticarette borik asitin tonu 50.000 dolara kadar çıkabilmektedir. Avrupa toptan pazarında borik asitin saflık derecesine göre tonu 1000-1200 dolardan işlem görmektedir.

     Türkiye en büyük rezerv sahip olarak bor dünya piyasasını ve fiyatlarını belirleyebilecek konumdadır. Gelişmiş ülkeler sanayilerinin pek çok alanında alternatifi olmayan, ikamesi imkansız bir hammaddede büyük oranda Türkiye'ye bağımlıyken, Türkiye bu avantajını iyi değerlendirememekte, bordan kazandığı ihracat geliri çok düşük oranlarda kalmaktadır.

     Diğer taraftan, Etibank'ın ham boru iç piyasaya, dış piyasaya sattığından daha pahalıya, yabancı şirketlere 140 dolara sattığı bor madenini Türk sanayicisine 250 dolara satması, yurt içinde bor kullanan sanayilerin, bor uç ürünleri üreten tesislerin kurulması ve rekabet gücü kazanması karşısında engel oluşturmaktadır. Mevcut bor ürünü tesisleri tam kapasiteyle çalıştırılamamakta, dünya piyasası yıllık 80-90 milyar dolar civarında olan bor uç ürünleri sanayileri, teknolojilerin bir çoğu Türkiye'de de bilinmesine rağmen, kurulamamakta, Türkiye'nin bor uç ürünleri dünya piyasasındaki payı %1'i bile bulamamaktadır.

     Dünya rezervleri ve bu rezervlerin tüketim artış hızları göz önünde bulundurulduğunda 50-80 yıl sonra ülkemiz bor yataklarının dünyadaki tek bor kaynağı olma olasılığı yüksektir. ".... Türkiye'nin dışındaki ülkelerde dünyanın ancak 50-60 yıllık ihtiyacını karşılayabilecek bor rezervi varken, ülkemizde tüm dünyanın 450 yıllık ihtiyacını karşılayabilecek rezerv bulunmaktadır."

YASAL ÇERÇEVE

     Bor'un, özellikle de en çok kullanılan türü boraksın binlerce yıldan beri bilindiği, Babillerin bor'u kıymetli eşyaların ergitilmesinde, Mısırlıların mumyalamada, Eski Yunanlıların ve Romalıların temizlikte, Mısırlıları, Mezopotamya uygarlılarının ve Arapların bazı hastalıkların tedavisinde bor'dan yararlandığı bilinmektedir. Endüstriyel anlamda ilk boraks madenciliği 1852'de Şili'de başlamıştır. "Nevada, California, Caliko Mountain ve Kramer yöresindeki yatakların bulunarak işletilmeye alınmasıyla ABD Dünya bor gereksinimini karşılayan birinci ülke haline gelmiştir. Türkiye' de ilk işletmenin, 1861 yılında çıkartılan "Maadin Nizannamesi" uyarınca 1865 yılında bir Fransız şirketine İşletme imtiyazı verilmesiyle, başladığı bilinmektedir."

     Bu tarihten itibaren, özellikle Cumhuriyet öncesi dönemlerde verilen taviz ve ayrıcalıklarla bor madenleri büyük ölçüde yabancı şirketlerin eline kalmıştır. Çınkı, bu yabancı şirketlerin keşfettikleri bor zenginliğini gizlemek, hileli bir şekilde çok ucuza ülkelerine taşımak yönündeki faaliyetlerini belgeleriyle anlatmaktadır.

     1960'lı yıllardan itibaren ise sektörde bazı dağınık ve küçük ölçekli Türk firmaları da boy göstermiş, ancak, küçük ölçekli firmaların dünya çapındaki oligopol piyasasının büyük aktörleriyle başa çıkamadığı, birbirleriyle rekabete girerek borun dış satım fiyatını düşürdükleri gözlemlendiğinden, bu önemli üründen ülkemizin en fazla faydayı sağlayabilmesi için üretim, işletme ve pazarlamanın tek elden yürütülmesi ihtiyacı doğmuş, 1978 yılında çıkarılan 2172 Sayılı Yasa ile borla ilgili tüm faaliyetler tamamen devlet adına üretilmek, işletilmek ve pazarlanmak üzere Etibank A.Ş.'nin tasarrufuna verilmiş,"Devlete ait bor ruhsat sahalarının hiçbir hakkı, gerçek ve tüzel kişilere devretme yetkisi verilmez kaydı" getirilmiştir.

     "2172 Sayılı yasa ile beklentilerin aksine, bor madenlerinin devletçe işletilerek pazarlanmasının ülke yararına olumlu sonuçlar verdiği, (.....) kabul edilmiş, hazırlanan 2840 Sayılı Yasa, 4 Nisan 1983 tarihinde Danışma Meclisi'nde kabul edilerek, 12 Nisan 1983 tarihinde Milli Güvenlik Konseyi'nin onayı ile yürürlüğe girmiştir. Böylece halen yürürlükte olan bu yasa ile bor sahalarının kamu tarafından işletilmesi ve tek elden yönetilmesi bir kez daha yasal güvence altına alınmıştır. Bu yasanın yürürlüğe girmesinden 6 ay sonra 2172 Sayılı yasa yürürlülükten kaldırılmıştır. 15 Haziran 1985 tarihinde kabul edilerek yayınlanan 3213 Sayılı Maden Kanununun 49. maddesinde ise "2840 Sayılı Maden Kanunu Hükümleri saklıdır. Ancak, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra bulunacak bor, trona ve asfaltit madenlerinin aranması ve işletilmesi bu yasa hükümlerine tabidir. Bunların ihracatına ait usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca tespit edilir" hükmü getirilmiştir".

     Devletleştirmenin faydaları kısa sürede görülmeye başlamış, Türkiye'nin Dünya Bor üretiminde (B2O3 bazında) 1975 yılında % 11,23 olan payı; 1980 yılında % 22, 2001 yılında %31'e yükselmiş, 1978 yılında 83,4 milyon olan Bor gelirleri 2000 yılında 208 milyon 'a ulaşmış, Dünyanın en kaliteli kolemanitleri olan Emet, Bigadiç Kestelek kolemanitleri 1978 yılı öncesi 40-60 /Ton fiyatla satılırken 290-295 /Ton fiyatla satılabilir hale gelmiştir.

     "16 Şubat 1994 tarihinde yürürlüğe giren 3971 Sayılı Yasa ile 2840 Sayılı Yasanın ikinci maddesi değiştirilerek, "Bor tuzları ile uranyum ve toryum madenlerinin aranması ve işletilmesi devlet eliyle yapılır." hükmü getirilmiş, trona ve asfaltit madenlerinin özel sektör tarafından aranması ve işletilmesine olanak sağlanmış, fakat bor tuzları yine devlet tekelinde bırakılmıştır."

     "1998 yılında Etibank Genel Müdürlüğünün bankacılık kısmının özelleştirilmesi nedeniyle unvan değişikliğine gidilmiştir. Yapılan yapısal değişiklikler sonucu; Eti Holding A.Ş., 7 bağlı ortaklık, 12 işletme ve Maden Müdürlüğü ile 3 iştirakten oluşmuştur. 5 adet bor işletmesi ise Bandırma'daki Eti Bor A.Ş.'ye bağlanmıştır. İlaveten, borların pazarlama işlemi ise ayrı bir genel müdürlük olan; Eti Pazarlama ve Dış Ticaret A.Ş. tarafından yürütülmektedir."

     Etibank'ın özelleştirilmesi çabalarıyla gündeme gelen Danıştay'ın 2840 sayılı Kanunda yer alan "Bor madenleri ile ilgili "işletme ifadesi" için"2000/50 Esas,2000/67 Karar no.lu istişari görüşü: "Bor tuzlarının Türk vatandaşlarına satılması halinde, Türk vatandaşı yurt içinde istediği tesisi kurabilecek ve borun uç ürünlerini elde ederek bunları yurt içinde veya yurt dışında satabilecektir. Bor'un yurt içinde Türk vatandaşlarına satışı yapılmadığı için ham boru alan yabancı yurt dışında bu tesisleri kurarak elde ettiği bor uç ürünlerini istediği fiyatla Dünyaya ve Türkiye'ye satabilmekte ve Dünya bor piyasasını dilediği gibi yönlendirebilmektedir.

     Sonuç olarak açıklanan nedenlerle 2840 sayılı Yasanın değişik 2'nci maddesi uyarınca bor tuzlarının aranması ve işletilmesinin Devlet eliyle yapılması zorunluluğunun, bu madenin zenginleştirilmesini, rafinasyonunu ve pazarlamasını da kapsadığı, ancak Eti Holding A.Ş. tarafından ham bor ve işlenebildiği ölçüde rafine bor olarak yurt dışına ihraç edilerek satılan bor tuzlarının, aynı biçimde ham bor ve rafine bor olarak yurt içinde isteyen Türk vatandaşı kişi ve firmalara da satılabileceği, Türk vatandaşı kişi ve firmaların satın aldığı boru ülke içinde kuracağı tesislerde işleyip elde edeceği ürünleri yurt içinde veya yurt dışında satabilmesinde hukuki bir engel bulunmadığı sonucuna ulaşılarak dosyanın Danıştay Başkanlığına sunulmasına 01/05/2000 gününde oybirliğiyle karar verildi" denilmektedir.

     Bor madenlerinin aranması ve işletilmesi devlet tekelindedir, ancak yerli sanayicilerin Eti Bor A.Ş.'nin ürettiği bor ürünlerine dayalı her türlü yatırıma girmesi serbesttir. Bor uç ürünlerine dayalı ileri teknoloji gerektiren yatırımların yapılması, Türkiye'yi katma değeri düşük ham cevher satmak yerine katma değeri çok yüksek rakamlara ulaşabilen uç ürünleri üretip satması, ihracat gelirlerini artırmada önemli rol oynayabilecektir.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

     Bin yıllar boyunca çeşitli uygarlıkların beşiği olmuş Anadolu, maden açısından zengin bir coğrafyadır. "Türkiye, başta bor mineralleri olmak üzere toryum, perlit, ponza, mermer, trona, volkanik tuzlar, volkanik killer, manyezit, feldspat, altın ve kromit'te dünya ölçeğinde önemli olan ve dış pazarlarda ciddi pay sahibi olabileceğimiz rezervlere sahiptir" .

     Ülkemizin maden kaynakları açısından zengin olmasına rağmen, maden kaynaklarımız yeterince araştırılmamış, yeterli araştırmalar ve yatırımlar yapılmamış olması sebebiyle, madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe yaratılan katma değerin GSMH içindeki payı ortalama %1'ler oranında kalmıştır. Son beş yıllık dönemde GSMH yılda ortalama %0,2 oranında büyürken madencilik sektörünün yılda ortalama %1,5 oranında küçülmesi sektörün ihmal edilmişliğinin önemli bir göstergesidir. Türkiye, 21. yüzyılda petrol kadar, hatta daha da önemli olabileceği düşünülen bor madeninin dünyadaki en büyük rezerv ülkesidir. Ancak bu konumunun avantajlarını değerlendirememekte, gerek bor hammaddeleri, gerekse bor uç ürünleri ihracatından yeterince gelir elde edememektedir. Özellikle sanayiinin pek çok alanında kullanılan bor uç ürünleri üretiminde Türkiye epeyce geri durumdadır.

     Türkiye'nin bor madenlerinden yeterince yararlanamaması bugüne kadar konuya stratejik bir yaklaşım getirilememiş olmasından kaynaklanmaktadır. 1978 yılında bor yataklarının devletleştirilmesine kadar sektör büyük ölçüde yabancı firmaların ve bazı küçük ölçekli Türk firmalarının elinde kalmış, kamu yararı amacı güden bir üretim sistemi kurulmamıştır. Bor madenlerinin devletleştirilerek devlet adına işletilmek üzere Etibank'a bırakılmasından sonra da bor ve bor ürünlerinin Türkiye'nin döviz gelirlerini en çoklaştıracak bir araştırma, üretim ve pazarlama stratejisi oluşturulamamıştır.

     Bor madenlerinin değeri ve önemi göz önünde bulundurulduğunda, devlet tarafından, tek elden işletilmesinin, özellikle yabancı firmaların eline bırakılmamasının kamu yararı açısından büyük önem taşıdığı düşünülmektedir. Gerek uluslar arası bor oligopol piyasasının büyük oyuncularının Türkiye'deki bor yataklarını ülkemizin çıkarlarını değil, kendi karlarını (sermayenin doğası gereği) en çoklaştıracak şekilde işletmesiyle bordan Türkiye'nin elde edebileceği geliri azaltmasının önüne geçilebilmesi, gerekse Türk vatandaşı işleticilerin kendi aralarında rekabet ederek borun yurt dışı fiyatını düşürmesinin engellenebilmesi, üretim, işletme, araştırma, pazarlama faaliyetlerinin tek elden yürütülerek uluslar arası piyasada tek oyuncu olarak Türkiye'nin çıkarlarının korunabilmesi için devlet tekelinin önemli olduğu düşünülmektedir.

     Ancak, şu haliyle Eti Bor A.Ş.'nin verimli çalışmadığı, bordan yeterli kazancı elde edemediği açıktır. Eti Bor A.Ş.'nin politikalarının tartışmaya açılması gerekmektedir.
Bor kaynaklarının çıkarılması, işletilmesi, pazarlanması devlet tekelindedir. Ancak, yerli sanayicilerin bor uç ürünleri üreten işletmeleri ve bor kullanan sanayileri kurulmasında herhangi bir yasal engel veya ekonomik sakınca bulunmamaktadır. Tersine, bu ülkemizin bordan elde ettiği geliri kısa sürede birkaç katına çıkarabileceğinden, desteklenmelidir. Sanayiciler, bor ürünlerini üretmelerinin önünde en önemli engellerden biri olarak Eti Bor A.Ş.'nin ham boru yurt dışına sattığından daha pahalıya yurt içine satmasını göstermektedir. Eti Bor A.Ş.'nin bu politikasının sebepleri araştırılmalıdır.

     Türkiye'deki bor yataklarının yerlerinin, miktarının ve ekonomik değerinin tespiti için bu güne kadar kapsamlı bir çalışma yapılamamıştır. Öncelikli hedef olarak MTA ve Eti Bor A.Ş.'nin ortak çalışmasıyla arama faaliyetlerine başlanması gerekmektedir.

     Özel sektörün bor kullanan sanayilere yatırım yapması devletçe teşvik edilmelidir. Bu amaçla çeşitli teşviklerin sağlandığı bor serbest bölgeleri kurulabilir. Bu serbest bölgelerde özellikle, yüksek teknolojili bor ürünlerinin araştırılması, patentli ürünlerin üretilmesi teşvik edilmelidir.

     Bor madeninin bilinen kullanım alanlarının araştırmak ve yeni kullanım alanlarının keşfedilmesini sağlamak için özerk bir bor AR-GE enstitüsü kurulmalıdır. Yine bu enstitü bünyesindeki araştırma gruplarınca uluslar arası bor pazarı takip edilerek Türkiye'nin en büyük rezerv ülkesi olarak gücünü, etkinliğini artırıcı önlemler geliştirilmelidir. Kurulacak AR-GE enstitüsü ile geliştirilecek ürünleri kullanacak sektörlerin, yurt içindeki ve yurt dışındaki üniversitelerin ve araştırma kurumlarının işbirliği sağlanmalıdır.

     Bor madenlerini devlet adına işleten Eti Bor A.Ş.'nin nitelikli, iyi eğitimli personelle takviye edilmesi, personelin AR-GE çalışmalarına etkin katılımının sağlanması, kurumun daha verimli ve etkili bir yönetim yapısına kavuşturulması büyük önem arz etmektedir. Eti Bor tesislerinin modernizasyonuna önem verilmesi, tesislerin standartlara uygun kaliteli ürünleri üretebilecek seviyeye getirilmesi gerekmektedir. Dünya talebinin ham bordan rafine bor ürünlerine kaymakta olduğu göz önünde bulundurularak rafine ürünleri üretecek tesislere yatırım yapılması önem kazanmaktadır.

Not: Güzin Bayar - Dış Ticaret Uzmanı
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/ekonomi/sayi13/bor.htm
"Dahi odur ki, bugün herkes tarafından genel kabul gören doğruları söylediği zamanlar herkes onlara deli saçması der"  M. K. Atatürk (1926)

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
BOR,TORYUM MADENİ VE GELECEĞE İLİŞKİN BEKLENTİLER.
« Yanıtla #1 : Eylül 11, 2008, 07:19:00 ÖS »
Bir derleme yapmaya çalıştım.İlginize sunuyorum....A.Dursun
------------
TORYUM NÜKLEER YAKIT DÖNÜŞÜMÜNÜN PERSPEKTİFİ, ESKİŞEHİR ve ÜLKEMİZ AÇISINDAN ÖNEMİ
http://www.3dmadencilik.com/index.php/toryum-nukleer-yakit-donusumunun-perspektifi-eskisehir-ve-ulkemiz-acisindan-onemi/
-----------
1-BOR MADENİ VE TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ
2-TORYUM MADENİ VE GELECEĞE İLİŞKİN BEKLENTİLER
İçerisindeki görüntülerden ötürü ana başlıktaki yazının tekrarı gibi görünse dahi önemlidir.
http://www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/EAD/DisTicaretDegerelendirmeDb/BOR%20VE%20TORYUM.doc
--------------

Engin Arık’ın kurtarıcı toryum projesi
TORYUM ve Engin ARIK
Engin Arık’ın vasiyeti
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7806830.asp?yazarid=72
---------
Türkiye’nin nükleer araştırmalarında çok önemli role sahip değerli rahmetli bilim adamları arasında yer alan Profesör Doktor Engin ARIK, Türk bilim adamlarının bilimsel araştırmalarını engelleyen TÜBİTAK’a sert eleştirileri ile de gündeme gelen bir bilim adamıydı. Ayrıca; dünyanın geleceğinde çok önemli bir rolü olan toryum madenine sahip olan ülkemizin neden bunu değerlendirmediğini sorgulayan ve bu konuda kamuoyunu harekete geçirmeye çalışan bilim insanlarının lideriydi. Yüzlerce vatanseverin suikastlara ve komplolara kurban gittiği ülkemizde Sayın ARIK’ın ve ekibinin ölümü de kirli bir planın sonucu olabilir mi? Tüm vatanseverleri uyarmayı görev biliyoruz.’
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=100557,10,5
----------------
Kurtarıcının adı toryum
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2002/07/27/158213.asp
------------
Türkiye'yi ancak toryum kurtarır
http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2002/11/10/gundem/gundem10.html
***********
Parçacık hızlandırıcıları
http://www.dorukta.com/forum/parcacik-hizlandiricilari-t9847.html?s=250fee116137c8dac53f3b05dc02678b&t=9847
----------
YEF alanındaki ilerlemeler bilgisayar yazılım ve donanımının gelişmesine önayak olmaktadır. Örneğin, Internet sisteminin belkemiği olan WWW sistemi CERN’deki fizikçiler tarafından ihtiyaç üzerine geliştirilmiştir. Son yıllarda geliştirilmekte olan yüksek akılı proton hızlandırıcısına dayalı Toryum yakıtlı yeni tip nükleer reaktör projesi ve Türkiye'nin zengin Toryum yataklarına sahip olması göz önünde tutulursa, 2010 yılından itibaren ülkemizde enerji probleminin ortadan kalkacağı öngörülebilir.

Hızlandırıcı Teknolojileri ve Uygulamaları Merkeziveya (Japonya’da olduğu gibi)Kurumu 21.Yüzyılın “Nükleer Fiziği”
Yüksek enerji Fiziği:Dünya ve Bizler
DESY (Almanya)
YERPhi + CANDLE (Ermenistan)
TAC (Türkiye)
CERN (Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi)
Hızlandırıcı Sürümlü Sistemler + Toryum

21.Yüzyılın “Nükleer Fiziği”
Tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde öncelikli AR-GE alanlarının ilk sıralarında yer alan Yüksek Enerji Fiziği (YEF) doğayı oluşturan temel yapıtaşları ve bunların arasındaki  temel etkileşmeleri inceleyen bir bilim alanıdır. Bir anlamda YEF 21. yüzyılın “nükleer fiziği”dir.
 

Nükleer fizik dediğimizde sadece atom bombası ve nükleer santralları düşünmek çok büyük bir yanlıştır. Çünkü Rutherford’un meşhur deneyi ile başlayan bu alan, atom yapısının anlaşılması ve kuantum mekaniğinin gelişmesiyle, 20. yüzyılın çehresini belirlemiştir. Bu buluşlar transistörden bilgisayara, lazerden çağdaş iletişim şebekesine dek bir çok yeni teknolojik uygulamaların temelini oluşturmuştur.  

Parçacık hızlandırıcıları 21.yüzyılın jenerik (stratejik, kritik) teknolojilerinden biridir.  

Japonya, ABD, Almanya ve Güney Kore örneklerinden de görüldüğü gibi, YEF+PH alanına yapılan yatırımlar bir ülkenin genel teknolojik kalkınmasında lokomotif görevi yapmaktadır. Zira parçacık hızlandırıcıları moleküler biyolojiden metalurjiye, tıptan savunmaya, kristalografiden arkeolojiye kadar 300’den fazla geniş uygulama alanına sahiptir. GENOM projesinin %90 sinkrotron ışını kaynakları sayesinde gerçekleşebilmiştir.

Benzer durum detektör fiziği için de geçerlidir. Aynı zamanda YEF alanındaki ilerlemeler bilgisayar yazılım ve donanımının gelişmesine önayak olmaktadır. Örneğin, Internet sisteminin belkemiği olan WWW sistemi CERN’deki fizikçiler tarafından ihtiyaç üzerine geliştirilmiştir. Son yıllarda geliştirilmekte olan yüksek akılı proton hızlandırıcısına dayalı Toryum yakıtlı yeni tip nükleer reaktör projesi ve Türkiye'nin zengin Toryum yataklarına sahip olması göz önünde tutulursa, 2010 yılından itibaren ülkemizde enerji probleminin ortadan kalkacağı öngörülebilir.  

Makrodan-Mikroya

YÜKSEK ENERJİ FİZİĞİ: Dünya ve Bizler
Ülkemizin son yıllarda Avrupa Birliğine girme çabaları gözönüne alınırsa, Avrupa ortalamasını yakalayabilmek için Türkiye’nin YEF alanında doktoralı olmak üzere 300 civarında teorik, 450 civarında deneysel ve 250 civarında hızlandırıcı fizikçisine sahip olması gerekmektedir. Halbuki bu rakamlar ülkemiz için şu anda 80 teorik, 30 deneysel ve 1 hızlandırıcı fizikçisi şeklindedir.  

Bugün ABD'de FNAL ve SLAC, Almanyada DESY, Japonya'da KEK, Rusya'da IHEP ve Avrupa'da CERN başta olmakla, çok sayıda ulusal ve uluslararası YEF araştırma merkezi mevcuttur. Bu merkezlerde kurulmuş büyük hızlandırıcı komplekslerinde binlerce bilim adamı araştırma yapmaktadır. Komşularımıza gelince, örneğin, Ermenistan’da 1200 çalışanı olan (400’ü doktoralı fizikçi, 550’si mühendis) ve 6 GeV’lik elektron hızlandırıcısına sahip Erivan Fizik Enstitüsü mevcuttur. Ermenistan'ın nüfusu 4 milyon, Türkiye'ninki ise 65 milyon dur !

Yatırımlara gelince, çağdaş kriterlere göre YEF alanında yapılan temel araştırmalara toplam AR-GE harcamalarından %1 pay ayrılmalıdır. 1992 yılında Türkiye'nin toplam AR-GE harcamaları 1514.5 milyon $ olduğu (bak, OECD Türkiye Ulusal Bilim ve Teknoloji Politikaları Raporu) için YEF harcamaları 15 milyon $ civarında olmalı idi. Somut rakamı bilmememize rağmen 1992 yılında YEF alanına ayrılan yatırımın en fazla 100 bin $ olduğunu tahmin ediyoruz ki, bu da gerekenin yüzde biri bile etmiyor!
Aynı kriterlere göre uygulamalı araştırmalara ve teknolojiye yönelik parçacık hızlandırıcılarına toplam AR-GE harcamalarından %2 pay ayrılmalıdır. Bu da yılda 30 milyon $ eder.
Türkiye CERN’e üye olsaydı yıllık aidatı 7-8 milyon $ olurdu (bu rakamın büyük kısmı ihalelerle ülkeye dönecekti).
Türk Hızlandırıcı Kompleksinin kurulması için yıllık 15 milyon $ harcama gerekiyor.
Erivan’da 2002-2006 yılları arasında kurulacak CANDLE isimli 3.nesil sinkrotron ışınımı kaynağının maliyeti 60 milyon $ ...  

Avrupa Birliği standartları göz önünde tutularak, 65 milyon nüfuslu Türkiye’de YEF’in ana alanlarında 90’lı yıllarda çalışması gereken Doktoralı eleman sayısı,gerçek sayılar ve 2010 yılında gereken sayıların tahmini.
ULUSAL YÜKSEK ENERJİ FİZİĞİ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ (DESY) Açıklanmış.
DESY Araştırma Merkezi
www.desy.de
----------
ULUSAL YÜKSEK ENERJİ FİZİĞİ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ (DESY)
Hızlandırıcı Tüneli

ULUSAL YÜKSEK ENERJİ FİZİĞİ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ (HASYLAB)
Uygulama Laboratuvarı

Almanya’nın 16 ulusal araştırma merkezinden biri olan DESY 1959 yılında Hamburg’da kuruldu
1960’lı yıllarda tüm NATO ülkeleri (Türkiye haric) DESY ile İşbirliği Anlaşması imzaladı
1970’li yıllarda birçok Doğu Bloğu ülkesi aynısını yaptı
1996 yılında DESY Directorium başkanı Professor B. Wiik Ankara’yi ziyaret ederek AÜ-DESY işbirliği anlaşmasını imzaladı. Maalesef, bu anlaşma TÜBİTAK ve AÜ tarafından sabote edildi...
TTF FEL (Serbest Elektron Lazeri) bu yıl kullanıma açılıyor
2007 yılında tamamlanacak PETRA Sinkrotron Işınımı kaynağı dünyanın en ileri ışınım kaynağı olacak
2012 yılında tamamlanacak TESLA X-FEL “Binyılın Işınımı” adlandırılıyor
Tüm engellemelere rağmen asgari DPT desteği sayesinde TAC grubu olarak DESY ile bilimsel işbirliğimizi sürdürüyoruz.
 

ULUSAL YÜKSEK ENERJİ FİZİĞİ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ (YERPHI)
Back to YerPhI Home Pages

GENERAL INFORMATION
Armenian version  Russian version  
YerPhI is a major research centre in Armenia founded in 1943 by brothers-academicians

Abraham Alikhanov and Artem Alikhanian.

Institute is located in Yerevan on the area of about 42 ha. The staff consists of about 1200 employees (including 400 researchers and about 550 engineers and technicians).

Main EXPERIMENTAL BASE:

One of the largest in the world 6 GeV electron ring accelerator.

A number of modern automated physical installations for investigations using the electron and photon beams of Yerevan synchrotron.

High-altitude Nor Amberd and Aragats stations (2,000 and 3,200 m above sea level) for the study of cosmic rays at superhigh energies.

Special modern instruments and equipment for scientific and technical works in applied fields.

A powerful computer centre.

A developed pilot production.

WWW contact persons  

Bkz.Erivan Fizik Enstitüsü Web Sayfası
www.yerphi.am
-----------
Divisions, groups, activites:

Experimental Physics Division
Theoretical Physics Division
       Statistical Mechanics and Constructive Field Theory Group
Cosmic Ray Physics Division
Accelerator Physics Division
Applied R&D Division
        Low Temperature Laboratory
Computer center
Department of Information and International Relations

 O U R   P A R T N E R S   O V E R   T H E   W O R L D
DESY - Deutsches Elektronen-Synchrotron lab (Hamburg, Germany)
CERN - European Particle Laboratory (Geneva, Switzerland)
TJNAF - Thomas Jefferson National Accelerator Facility (Newport News, Virginia,  USA)
International Collaboration
 

1998 yılında BESSY-1 2.nesil sinkrotron ışınımı kayanağının Almanya tarafından Ortadoğu’ya hibe edilmesi kararı alındı (SESAME)
SESAME’ye talip olan bır çok ülke arasında Türkiye ve Ermenistan da vardi
SESAME’nin Ürdün’de kurulaması kararı alındıktan sonra Ermeni bilim adamları Erivan’da 3.nesil sinkrotron ışınımı kaynağı kurmaya karar verdiler...

Detaylar için bak
www.candle.am
--------------
    CANDLE office building
Site for CANDLE light source

CANDLE Model    CANDLE team

CANDLE’ın - Center for the Advancement of Natural
Discoveries using Light Emission – 2010 yılınadek kurulması planlanıyor.

Türk Hızlandırıcı Kompleksi Projesi  
TAC (Turkic Accelerator Complex)  

1.aşama: ön tasarım (1997-2000)
    “Parçacık Hızlandırıcıları: Türkiye’de Neler Yapılmalı”
    DPT 1997 K120420
2.aşama: genel tasarım (2002-2005)
    a) “Türk Hızlandırıcı Kompleksinin Genel Tasarimi”
         DPT2002K120250

    b) “Sinkrotron Işınımı ve Serbest Elektron Lazeri Üretimi ve
        Kullanımı için Genel Tasarım” DPT2003K120190

3.aşama: teknik tasarım (2006-2009)
    + TAC Test Facility (40 MeV e-linak ve IR SEL)

4.aşama: kuruluş (2010-2015)  

TAC parçacık fabrikası + SI + SEL
TAC proton hızlandırıcısı
TAC test tesisi
TAC projesinin detayları, hızlandırıcıların yüzlerce uygulama alanları, dünyadaki hızlandırıcı merkezleri ve b. için bak
http://bilge.science.ankara.edu.tr
-------------
CERN (Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi) - dünyanın en büyük uluslararası araştırma merkezidir.

LHC halkasının uzunluğu ~27 km’dir.

Ülkemizin bilim ve teknolojisine çok önemli katkılar sağlayacak Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi –CERN (European Center for Nuclear Research)’ e acilen üye olamalıyız.
CERN dünyanın en büyük parçacık fiziği araştırma merkezidir. 29 Eylül 1954 yılında Almanya, Belçika, Danimarka, Fransa, Yunanistan, İtalya, Norveç, Hollanda, İngiltere, İsveç, İsviçre ve Yugoslavya’dan  oluşan 12 Avrupa ülkesinin bir araya gelip kurduğu bir bilimsel araştırma merkezidir.
Daha sonraki yıllarda Avusturya, İspanya, Portekiz, Finlandiya, Polonya, Macaristan, Çek ve Slovakya Cumhuriyeleri ve en son olarakta 1999 yılında Bulgaristan’ında üye olmasıyla üye sayısı 20 ye ulaşmıştır.
Romanya 2005 yılında üyelik sürecini başlamayı planlamaktadır.

Ülkemizin bugüne kadar CERN’e tam üye olmamasının ciddi bir hata olduğu görüşündeyiz. Zararın neresinden dönersek, yani ne kadar hızla tam üyeliği gerçekleştirirsek o kadar karda olacağımız açıktır.
Bu sayede ülkemizde, yüksek enerji fizikçisinden katıhal fizikçisine, bilgisayar (hardware ve software) mühendisinden makine mühendisine, elektronik (nano elektronik) mühendisinden tıp (anjiyografi, tomografi, radyoterapi) doktoruna, gen mühendisinden arkeoloğuna, hemen her dalda çalışan bilim adamı ve uygulamacıların ileri teknoloji kullanır ve giderek geliştirilmesine katkı yapar hale geleceğine inanıyoruz.
Türkiye’de teknoloji üreten, dedektör ve hızlandırıcı dizayn edip yapabilen bir çok grubun oluşması tıp ve savunma sanayi açısından çok önemlidir. Bu kapsamda mühendislik, çevre, malzeme bilimi ve benzeri dallardaki araştırmalarında temel bilimlere paralel olarak güdümleneceği aşikardır.

Dünyada temel bilimlerdeki  önceliklerini doğru saptayıp gerekli yatırımları yapmadan kalkınmış bir ülke olmak mümkün değildir. Bilgi pahalıdır ancak “know-how” için harcanan ile bilgi üretmek için harcanan para eşdeğerdir. Burada doğru olan ikinci seçenektir. Çünkü kalkınmışlığın temel göstergesi teknoloji üretmektir.
Yüksek Enerji Fiziği doğası gereği en ileri teknolojinin kullanıldığı ve gelişmesinde itici güç rolü oynadığından buraya yapacağımız yatırım ve bunun doğru kullanımı ile Türkiye İspanya’nın bugünkü düzeyini on yıla varmadan yakalayacaktır. Böylece ülkemiz insanının yaşam niteliği de yükselecektir.
Tüm Avrupa’da Fin Modeli olarak anılan bir başka örnek ise Finlandiya’nın son on yılda geldiği durumdur. CERN deneylerinde  elde ettikleri bilgileri kullanarak pazar ekonomisine dayalı yeni mallar üretip, CERN-TECH  adını verdikleri firma ile dünyaya pazarlamaktadırlar. İleride bu durumun, Türkiye’de gerçekleşmesi doğru seçim ve doğru yatırım  ile mümkün olacaktır.  

Parçacık Hızlandırıcıları ve Toryum
Son yıllarda yoğun akımlı proton hızlandırıcısına dayalı geliştirilen yeni tip nükleer reaktör üç önemli avantaja sahiptir:

1. Ülkemizde zengin yatakları bulunan Toryum gibi maddelerin nükleer yakıt olarak kullanılabilmesi.
2. Zararlı atıklarının olmaması
3. Çernobil türü kazalar prensip olarak mümkün degil  

1,5 Gwatt enerjili bir reaktör 5 yılda 6 ton Toryum kullanacaktır. Türkiye’nin görünür rezervinin 380 bin ton olduğu düşünülürse, 2010 yılından itibaren 100 yıllarca enerji problemimiz olmayacaktır.

Dünya Toryum rezervinin önemli bir kısmı Türkiye’de ise,Uranyum rezervinin %25’i Türküstandadır.  

Bugün biz yüksek enerji fiziğine gereken önemi vermemekle Osmanlı devletinin 16. yüzyılın sonunda yaptığı tarihi hatanın (Dünyanın en büyük gözlemevi olan İstanbul Rasathanesinin topa tutulması) bir benzerini tekrarlamaktayız.

Atatürk’ün Kayseri’de kurduğu uçak fabrikasını kapatan zihniyet bugün karşılaştığımız problemlerin başlıca sorumlusudur. (1930’larda uçak üreten ülkelerin hepsi uzaya çıkmış, Türkiye haric).

Ülkemizin kısa ve uzun vadeli stratejik çıkarları açısından hayati önem taşıyan YEF alanına gereken desteğin acilen sağlanmaması telafisi mümkün olmayan bir durum yaratacaktır.
Bu bakımdan en kısa zamanda YEF alanında önümüzdeki 10-15 yılı kapsayan bir ulusal programın hazırlanması ve uygulamaya konulması şarttır.
Bunun benzerinin diğer öncelikli AR-GE alanları ve Jenerik Teknolojiler için de yapılması “Türk kültürünü müasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmak” amacına ulaşmak için tek yoldur.  
Kaynak ve detaylar.:
Prof.Dr.Saleh Sultansoy
http://ssultansoy.etu.edu.tr/
**********
Başka yazılar için...
GELECEK İÇİN TORYUM !
http://anadoluhaber.blogspot.com/2008/07/gelecek-iin-toryum.html
***********
Acaba Mardin Kızıltepe'de Toryum ya da Bor var da bizim haberimiz mi yok?Neden Mardin Kızıltepe ile bu kadar ilgililer dersiniz?Başka bir yazıda İngilizlerin neden Kaz Dağları ile ilgilendiğini ve domates yetirştirme haveslarini,Kaz Dağlarında ki altın madeni yataklarını işlemiş idik.İşte yine domates.
İşte İngilizlerin domates üssü.
İngilizler, Mardin Kızıltepe'de domates yetiştirip, salça üretecek ve bütün dünyaya satacak.
http://www.istegundem.com/news_detail.php?id=19207

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
BOR MADENİ VE TÜRKİYE yorumlardan.
« Yanıtla #2 : Eylül 12, 2008, 03:22:12 ÖS »
Sayin Ahmet Dursun,
Yazinizda bazi teknik yanlislar var, ancak en önemlisi merhume Prof. Engin Arik'in cinsiyeti ile ilgili olani: Kendisinden birden fazla yerde "bilim ADAMI" diye söz ediyorsunuz. BÜ'de ayni bölümde calisan esi Prof. Dr. Metin Arik da degerli bir bilim insanimizdir.

Bakiniz:
Bir Bilim Kadınının Ardından: Prof. Dr. Engin Arık, Isparta'daki uçak kazasında hayatını kaybeden Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyesi Prof. Arık, bu alanda önde gelen bilim kadınlarından biriydi.

www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/103346/bir-bilim-kadininin-ardindan-prof-dr-engin-arik-18k-

Selamlarimla
M.C.Beskardes
************
Sayın Beşkardeş,
Uyarınız için yürekten teşekkürü borç bilirim.
Lakin bu konuda ben de çok itinalı davranmaya çalıştığım halde dikkatten kaçan kısımlar oluyor.Bunun nedeni de sanırım ki(belki de kullanılan yanlış,kullanılmayan doğrudan evladır)şeklindeki hatalı tutum olsa gerek.
Bu uyarınızı yazıda düzeltme yapmak yerine izniniz olursa yazının altında not olarak kullanmak isterim.

Seksist olan Bilim adamı mı? Bilim kadını mı?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/bizzat-seksist-olan-bilim-adami-mi-bilim-kadini-mi/6256349
----------
Cinsel ayrımcılık Pozitif ayrımcılık mı?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/cinsel-ayrimcilik-pozitif-ayrimcilik-mi/6231580
Saygı ile...
Ahmet Dursun
*********
Bilim,Tekjnoloji ve  Emperyalist Sömürü,
Genc bir  Fizik mezunu iken bir arkadasımla MTA ya gitmistik.O zaman Kömür daire baskanı bir  Bey,Fransız  Cumhurbaskanı  Degolün Türkiye ye gelecegini ,konularından birisinin de ,Türkiye deki  Toryum madenleri oldugunu söylemisti.
 
Bende  bunu Gazetelere bildirmistim ve  Cumhuriyet gazetesi bu konuyu  bas sayfada yayınladı.Bir tekzip  de gelmedi.Aradan 40 sene gecti  bir gelisme olmadı.
 
Senelerce sonra,MTA ya gittigimde koca daire bombostu.Sebebi ni sordum.Genel Müdür ,ise gelmeyin
demis.Yemekten ve servisten kare ederiz diye eklemis.Maden zengini Türkiye,fakirlige ,borca itiliyor.
 
Bora gelince ,o konuda bir arastırma yapmıstım.Bor un bir özelligide ,sert beton  yapılmasında kullanılmasıydı.
 
Türkiye de bu konu da es gecildi.
 
Sert Beton lu binalar  Emperyalizmin isine gelmiyor.
 
Bir Arkadasım,Tek te calısırken ,Kovboy ülkeye burslu gitmisti,geldiginde ,Nükleer  Enerji düsmanlıgı yaptı.
 
Anlattıgına göre ,Kovboy ülkede hatunlarla cok güzel zamanlar harcamıs.
 
Batı ,Evrenin matematik ifadelerini kurarken,Sömürününde   ilmi calısmalarını yaptı.
Bugün Türkiye Emperyalist güclerin elinde oyuncak olmus durumda.
1961 de Fizik bölümünü secerken Türkiye de  Nükleer  santral kurulacagı haberlerine göre  hareket etmistim.
 
Aradan gecen 47 senede  Nükleer fizikte hic bir ilerleme yapılmadı.Ne acı.
 
Türkiye nin yapacagı tek sey var  Emperyalizmi ve onun sömürü  düzenini incelemek ve karsı tedbirleri almaktır.
 
Bugün sahte modernistler,Türkler ve Müslümanlar  büyük ölcüde  ,Emperyalist düzenin usaklarıdır.
 
Topyekün,ewmperyalizmin oyunlarını tesbit etmek ve ondan kurtulmak  temel hedefimiz olmalıdır.
G.Güvendağ.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.312
  • Puan: +26/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Arap İşadamları Ceyhan’a Neden Geldi?
« Yanıtla #3 : Eylül 13, 2008, 04:49:54 ÖS »
Arap İşadamları Ceyhan’a Neden Geldi?


Ülkemizdeki enerji kaynakları yabancıların iştahını kabartıyor.

Adana'nın Ceyhan ilçesinde Kuwait Petrolevm International Limited Şirketi'nin rafineri kurmak için fizibilite çalışmaları yaptığı öğrenildi. Şirketin yönetim kurulunda bulunan dört kişi Ceyhan’a gelerek incelemelerde bulundu ve Ceyhan’da rafineri veya petrokimya tesisi kurmak istediklerini söylediler.
vatanbir.org
*************
Arapların gözü Ceyhan'da

Kuwait Petrolevm International Limited Şirketi'nin Adana'nın Ceyhan ilçesinde rafineri kurmak için fizibilite çalışmaları yaptığı öğrenildi. Kuwait Petrolevm International Limited Şirketi Başkan Yardımcısı Muhommad Rashed Josem, başkanlığındaki 4 kişilik heyetin geçtiğimiz günlerde Ceyhan ilçesine gelerek yörede incelemelerde bulundukları belirtildi. Duru, "Ceyhan'a rafineri veya petrokimya tesisi kurmak isteyen ve ön fizibilite çalışması yapan Kuveytli yatırımcılar, ilçeden olumlu izlenimlerle ayrıldılar" dedi. Duru, 2-3 günde bir yatırımcının Ceyhan'a gelerek kendilerinden bilgi aldıklarını kaydetti.
yenisafak.com