Gönderen Konu: UYGUR PİRAMİTLERİ/Yasak "Türk Piramitleri"  (Okunma sayısı 9533 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.413
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
UYGUR PİRAMİTLERİ/Yasak "Türk Piramitleri"
« : Aralık 27, 2008, 02:34:04 ÖS »
UYGUR PİRAMİTLERİ/Yasak "Türk Piramitleri"

Çin Halk Cumhuriyeti"nin sınırları içerisinde yer alan ve tarihi "İpek yolu"nun başlangıç şehri olan Xi"an şehrine 100 km uzaklıkta "Qin Ling Shan" dağlarında "Büyük Uygur Türk İmparatorluğu" döneminden kaldığı düşünülen irili ufaklı 100 kadar piramit ve bunların içerisinde "Beyaz Piramit" adı verilen ve 300 metre yüksekliğinde Keops piramidinden daha büyük ve yüksek bir piramit bulunuyor.

On altı piramitten oluşan merkez kompleksin en büyüğü Beyaz Piramittir. Bu bölge yasak bölgedir. Çinli yetkililer bu bölgede bilimsel araştırmalar yapılmasına kesinlikle izin vermemektedir ve bu piramitler kamufle edilmeye çalışılmaktadır. Bir çok piramit toprakla kaplanmış ve üzerlerinde yaz kış yaprağını dökmeyen ağaçlar yetiştirilmiştir. Bütün bu çabalar gerçeği gizlemeye yetmemektedir. Piramitlerin taş girişleri ise oldukça belirgindir. Birçok piramit tahrip edilmiş ve kaderlerine terk edilmiştir. Bazı piramitler Orta Amerika piramitleri gibi düz bir tepe yapısına sahiptir. Bu piramitleri ilk olarak 5000 yıllık bazı Çin metinlerinde görmekteyiz. Piramitlerin bazılarının üzerlerine, sürekli yeşil kalan, yaprak dökmeyen türden ağaçların dikilmiş olması bu yasağı anlamlı kılıyor. Çünkü hiçbir devlet kendi geçmişine ait olan bu kadar önemli yapıları yok saymaz. Bu hem tarihi açıdan hem de turizm açısından o ülkeye zarar vermek demektir.  Buradan anlıyoruz ki, bu piramitlerin Çin tarihi ile bir ilişkisi yoktur. Asya"da bulunan ve eski Türk toprakları üzerinde yer alan bu eserler tabi ki Ön-Türklerle ilgilidir. Mevcut tarihi bilgiler bu durumu teyit etmektedir. Bu bölgenin Kadim Türk toprakları olduğu şüphesiz bir gerçektir. Bu durum Çin kaynaklarınca da teyit edilmektedir.  


Beyaz piramit ilk olarak 2. Dünya savaşı sırasında Hindistan"dan Chungking"e C-54 uçağı ile malzeme taşıyan Amerikalı pilot James Gaussman tarafından gözlenmiştir. Pilotun dönüşü sırasında motorlarından birisi arızalanmış ve alçak irtifaya inmeye karar vermiştir. Dağlık bölgede alçak uçuş yapmak zorunda kalan Gaussman, düz bir vadiye ulaşmış ve parlak devasa bir piramit keşfetmiştir. Muhtemelen Keops gibi beyaz piramitte kireç taşı ile kaplı idi. Gaussman"ın en çok dikkatini çeken nokta ise piramidin tepe taşı olmuştur. Öyle ki Gaussman tepe taşının kristalden olduğunu düşünüyordu. Piramidin etrafında üç tur attıktan sonra üssüne doğru yönelmişti. Üssüne verdiği istihbarat raporunda piramidin çevresinde hiçbir şey görmediğini söylüyor ve  "Çıplak arazi içinde büyük bir piramit duruyordu. Onun çok eski olduğunu tahmin ettim" diyordu ve "Onu kim inşa etti? Neden inşa edilmişti? İçinde ne var?" diyerek sorularla raporunu bitiriyordu. Uçağından çekmiş olduğu fotoğraf 1957 yılında ilk olarak "Life" dergisinde yayınlanmıştır. 1994 yılından sonra ise başta Beyaz Piramit olmak üzere diğer piramitlerinde fotoğrafları bir çok yayın kuruluşu tarafından defalarca yayımlanmıştır.

1994 yılında bu bölgeye araştırma yapmak için giden Alman bilim adamı Hartwig Hausdof bir çok fotoğraf çekmiş ve bu fotoğrafların bir kısmının yayınlanmasına izin vermiştir. Görülüyor ki Hausdof"ta Çinlilerin gizlilik yasağına uymuş ve bu konuda basit bilgiler dışında açıklama yapmamıştır. Hausdorf"a göre piramitlerin yapım tarihi en az M.Ö. 2500"ler civarıdır. Piramitlerin içerisinde Ön-Türlere ait olduğu varsayılan ve mısır mumyalarından daha iyi mumyalanmış cesetler ve yazıtlar üzerinde araştırma yapılması Çin Halk Cumhuriyeti tarafından yasaklanmıştır.

Hausdorf Çin"e kadar giderek yaşadıklarını yazdı : "Mart 1994"te Çin"e gittim. Orta Çin"de Shensi Eyaleti"ndeki Xian şehri çevresinde bulunan yasak bölgeleri gezdim ve burada masalsı 6 piramit buldum. Ekim 1994"te bölgeye tekrar geldiğimde video kameramı yanıma aldım ve yürüyerek 18 dakikalık bir uzaklıktan bazı resimler çektim. Daha sonra evde incelediğimde arka planda birçok piramit görebildiğimi fark ettim. Ve bugüne kadar 2000 km²"lik bir alanda 100"den fazla piramit saydım!  

Piramitlerin bazıları şu anda kötü durumda. Çünkü bu yapılar, burada yaşayan insanlar ve çiftçi aileler tarafından yağmalanmış ve zarar verilmiş. Piramitler genelde taştan değil toprak ve kilden yapılmışlar ve bazı çiftçiler piramitlerin parçalarını, evlerini ve çiftlikleri için alıyorlar.Aslında bu hoş bir şey değil ama gerçek böyle. Bu hayret verici eserleri incelemeye devam etmek için izin almak istedim fakat gerçekten çok zorlandım. Çin hükümeti piramitleri gerçekten iyi koruyor ve kesinlikle kazı yapılmasına izin vermiyor. Çinli arkeolog Profesör Xia Nira kazıların yeni nesillerden yetişen ve yetişecek olan Çinli bilim adamlarının görevi olacağını söylüyor. Daha da ilginci, Çin Hükümeti  şu aralar piramitlerin üzerinde hızlı büyüyen kozalaklı ağaçlar yetiştiriyor. Böylece 20 yıl sonra şöyle söyleyecekler : "Ne piramitleri? Onlar sadece üzerinde ağaçların yetiştiği doğal tepeler." Ama benim asıl merak ettiğim şey, neyi örtbas etmeye çalıştıkları...

Bildiğim tüm piramitler, Qin Chuan ovasında ve biri hariç yükseklikleri 25 ile 100 metre arasında değişiyor. Diğer piramitlerin hepsinden farklı olan bu piramit, Qin Lin vadisinin kuzeyinde "Büyük Beyaz Piramit" adıyla biliniyor. Gerçekten de çok büyük, yüksekliği yaklaşık 300 m. söyleyebileceğim tek şey, bunun Çin piramitlerinin anası olduğudur.Belki de Çin hükümeti, benim oraya gitmemi bu yüzden reddetti. ayrıca Çinliler bu büyük vadiyi uzay çalışmaları için kullanma niyetinde de olabilirler. Böylece bu vadi kesinlikle yasaklanmış bir yer olacaktır. Bence Çinliler Amerikalılardan çok daha paranoyak.

Bilindiği kadarıyla Mısır uygarlığından çok önceleri mükemmel bir şekilde ilk insan mumyalayanlar Altay Türkleridir. Bugün Saklı Piramitlerin bulunduğu bölge ise Mu kıtası araştırmalarıyla ünlü ve naacal tabletlerini okuyan araştırmacı James Churchward"ın verdiği bilgilere ve çizdiği haritaya göre "Büyük Uygur İmparatorluğu" bölgesidir. "Çin efsaneleri Uygurların 17.000 yıl önce uygarlıklarının zirvesinde olduklarını anlatır. Bu Piramitler "Büyük Uygur Türk İmparatorluğu" zamanında yapılmış piramitlerdir. Yıpranmışlıkları dikkate alınırsa, yapım tarihleri M.Ö. 5000 - 15.000 tarihleri arasında olduğu söylenebilir. Çünkü bu zaman aralığı Büyük Uygur Türk imparatorluğunun medeniyetinin parlak dönemleridir.

Bu bölge Uygur-Türk Bölgesidir ve piramitlerin tahmini yaşı uyarınca (Piramitlerin incelenmesine izin verilmediği için sadece tahminlerde bulunulabiliyor) Türkler tarafından yapıldığı düşünülmektedir. Yine bu Piramitlerin içerisinde Proto-Türk yazılarının olduğu tahmin edilmektedir. Çinlilerin kendi atalarına ait olmayan bu eserleri dünyadan gizlemeye çalışmalarını da onların bakış açılarına göre anlayabiliyoruz. Sonuçta insanlık tarihinin yeniden yazılması gerekebilir. Bu durumda birçok gerçek değişecektir ve haliyle yerleşik otoriteler bu değişikliği istememektedir. Çinli yetkililer "Turfan"da bulunan mumyalar üzerine bazı açıklamalar yapmakla yetinmişlerdir. Bu açıklamalarda ise şu bilgiler veriliyor: "Turfan mumyaları eski Mısır mumyalarından çok farklı ve teknik olarak Mısır mumyalarından daha mükemmeldir." Daha sonra Mısır mumyaları ile karşılaştırmalar yapılmış ve Turfan mumyalarının üstünlüğü bilimsel olarak ta ispat edilmiştir. Eldeki birçok veriye dayanarak bugün rahatlıkla söyleyebiliriz ki "Mumya kültürü Türkler tarafından ilk olarak kullanılmış ve geliştirilmiştir. Mısır uygarlığını geri planda bu kültür açısından besleyen bir alt yapının olmadığı bilinmektedir. Mumyalama kültürünü ve tekniğini bulan ve geliştiren Türklerin bu kültürü Mısır halkına öğretmiş olması muhtemeldir. Aynı şekilde Piramit bilgileri de Mısırlılara Türkler tarafından öğretilmiş olabilir.  

Urumçi mumyaları ise başlı başına birer şaheserdir. Öyle ki urumçi de bulunan ve "Lolan" adı verilen M.Ö. 2000 yılına ait olduğu hesap edilen bir bayan mumyası çok dikkat çekmektedir. Bu mumya 4000 yaşındadır ve iç organları bile çıkartılmamıştır ve Mısır mumyalarından çok daha iyi durumdadır. Bazı mumyaların üzerinde ise ameliyat izleri bulunmaktadır. At kılı ile dikiş atılmıştır. Bu bilinen en eski tıbbi operasyondur.  

Kazım Mirşan

Ön-Türk araştırmacısı olan Kazım Mirşan"ın araştırmalarına göre Ön-Türkler tarafından OT-OG olarak isimlendirilen Mısır"a M.Ö. 3000 yıllarında Anadolu"dan  Isub-Ög yazısının gittiğini tespit etmiştir. Araştırmacı Bilim Adamı Kazım Mirşan"ın diğer çalışmaları ise şöyledir: Anlamı çözülemeyen 184 mısır hiyeroglif yazısını Ön-Türkçe olarak okumuş ve çözümlemiştir. Bu ilginç bir tespittir. Hiyerogliflerle Ön-Türk dili iç içedir. Kazım Mirşan yaptığı araştırmalar sonucunda şunları ileri sürmektedir:

Yazı, Türkler tarafından M.Ö. 16.000 yılında icat edildi. Anadolu"da da Ön Türkçe yazıtlar bulunmaktadır. Latin, Yunan, Fenike ve Kiril alfabeleri Ön Türkçe"den oluşmuştur. Roma"nın küllerinden kurulduğu medeniyet olan Etrüskler Türk"tür. (Etrüskçe yazıtlar ilk defa 2004 senesinde Kazım Mirşan tarafından çözümlenmiştir.) Romalılardan önce İtalya Yarımadası"nda yaşayan Etrüsklerin konuştuğu dil olan Etrüskçe, Türkçe kökenlidir. İskandinavya dahil, tüm Avrupa"da 5000"den fazla Türkçe yazıt bulunmaktadır. Mısır"daki eşteşlerinden 2000 yıl daha eski ve iki kat daha büyük olan ve şu anda yasaklanmış bölgede bulunan piramitler Türkler tarafından yapılmıştır. Kazım Mirşan ve Haluk Tarcan tarafından ortaya çıkarılan yeni bir tez, Türk Tarihi"nin M.Ö. 16.000"li yıllara dayandığını söylemektedir. Bu teze göre yazıyı Türkler bulmuştur. Tüm dünya alfabelerinin kökeni Türk alfabesidir. Ayrıca bilinen ilk Türk devleti olan Hun İmparatorluğu"nun ilk Türk devleti olmadığı, ilk Türk devletinin Bir Oy Bil olduğu görüşündedirler. Ardından At Oy Bil, Türükbil- (karşılığı: Göktürk) gelir. Türk tarihinin çok eskilere dayanması gerektiğini gösteren en büyük delil ise; Orhun Yazıtlarıdır. Çünkü Orhun Yazıtları"nda kullanılan dil ve noktalama işaretleri bu dilin en gelişmiş hali olduğu sonucuna götürmektedir. Böyle bir dilin oluşabilmesi için en az 3000 yıl geriye gidilmesi gerekir. Bugün Çin sınırları içerisinde 300 metre boyunda piramitler bulunduğu ve bu piramitlerin Mısır"dan çok önce inşa edildiği tespit edilmiştir. Mısır"ın dip kültüründe de Türkler olduğu iddia edilmektedir. Norveç, İsveç, Portekiz ve Fransa"daki mağaralardaki yazıların Türk damgaları (harfleri) ile okunduğunda anlamlaştığı ileri sürülmektedir. İskitlerin yani Sakalar"ın Türk kökenli oldukları ileri sürülmektedir. Etrüskler, Truvalılar, Sümerler, Hititler ve Friglerin dip kültüründe Türk uygarlığı olduğu görüşü de ileri sürülmektedir. Bu kavimler Türk olmasa bile dip kültüründe Türk etkisi vardır. Japon ve Çin medeniyetinin de dip kültüründe M.Ö. 4000 yıllarında Orta Asya"dan Çin"e ve Japonya"ya göçen Türklerin olduğu kabul edilmiştir. Türkler Anadolu"ya 1071"de değil, M.Ö. 7000"li yıllarda gelmişlerdir. Çevresi denizle çevrili Anadolu"yu sürekli besleyen Türk göçleri buraya sıkışmışlar ve Türk varlığını tesis etmişlerdir. Oğuzlar Anadolu"ya geldiklerinde karşılarında aynı dili konuşan pek çok Türk grubu ile karşılaşmışlardır.

M.Ö. 10.000 yıllarında ılıman iklim ve büyük göllerin olduğu anlaşılan Orta Asya"nın kuruması ve çölleşmesiyle Türk gruplarının çevre ülkelere yayıldığı ve diğer kültürlere etki yaptıkları ileri sürülmektedir. Bering Boğazı"ndan geçerek Kızılderili ve Güney Amerika kültürlerinin diplerinde de Türk etkileşimi olduğu ileri sürülmektedir.  (Kazım Mirşan,Vikipedi Türkiye)
Resimler:indigodergisi.com
----------
Not:Ekten Keops Piramiti"nin Gizemi konulu sunumu izleyebilirsiniz.

salyangoz

  • Ziyaretçi
Ynt: UYGUR PİRAMİTLERİ/Yasak "Türk Piramitleri"
« Yanıtla #1 : Aralık 29, 2008, 12:09:50 ÖÖ »
İleri sürdüğünüz iddialar için kaynak göstermeniz gerekiyor. Bu sözde Türk piramitlerinin koordinatlarını biliyormusnuz? Koordinatlar varsa onları Google Earth"den bulmak çok kolay olur. Hausdorf dediğiniz kimse bulgularını nerde yayımlamıştır? Ayrıca hiç bir destek ve kaynak göstermeden bütün Dünya tarihinin altında Türklerin olduğunu ve Türklerin M.Ö. 5000 - 15.000 gibi çok uzun bir süre önce ortaya çıkmış olduklarını iddia ediyorsunuz. Bu gibi iddiaların bilimsel açıdan hiç bir anlamı ve değeri yoktur.

Bakın Carter Vaughn Fındley The Turks in World History (Oxford Unıversity Press. 2005) adlı kitabında ne diyor:

""¦the Turks did not indisputably appear in history until the sixth century C.E., when Chinese sources mention a people in Mongolia and southern Siberia called the Tujue, whom modern scholars identify as Turks."

Tercümesi: "Türkler tartışmasız olarak tarihte ilk defa Moğolistan ve güney Siberya"da yaşıyan ve Türk oldukları bilim adamlarınca kabul edilen Tujue isimli bir kavmin adının Milattan Sonra 6. yüzyıldaki Çin kaynaklarında bahsedilmesiyle ortaya çıkmışlardır."

Çevrimdışı Kemal Denizer

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 1.964
  • Puan: +155/-3
  • Cinsiyet: Bay
  • Çevrimiçi
    • Toplumsal Bilinci Koruma ve Geliştirme Çatısı - TOGEÇ
Ynt: UYGUR PİRAMİTLERİ/Yasak "Türk Piramitleri"
« Yanıtla #2 : Aralık 29, 2008, 07:27:54 ÖÖ »
Değerli salyangoz.

Sizce, pekde itibar ettiğiniz "Oxford University" yayımları,  Ön Türk tarihini doğru mu yazarlar?

Dünyaca ünlü,  Kazım Mirşan, Haluk Tarcan, Muazzez İlmiye Çığ gibi bilim insanlarımızın tespitleri ve tarihe ışık tutan yarım asırlık çalışmaları değersiz, güvenilmez midir?

Kısacası, siz  batı"nın  maksatlı  tarih deformasyonuna inanmaya ve bizim bilim insanlarımıza kulaklarınızı tıkamaya devam edebilirsiniz.

İyi günler dilerim

Kemal Denizer





Not:  Koordinat sordunuz.  Lütfen bana 1-2 gün izin veriniz,  size koordinat da vereceğim. Lakin,  15 yıl bölgede "kaçak" çalışma yapmış olan arkeolog-antropologlara inanmadığınıza göre "google earth" ün binlerce metre yukarıdan vereceği görüntülerden tespit ve teşhis yapmanız da zor olacaktır kanaatindeyim. Kaldı ki,  google earth"ün bazı bölgelerde görüntü netliği vermekten kaçındığını (o ilkenin izni olmaması nedeniyle) bilmekteyiz.   Mesela,  kandil dağından görüntü elde edilemez iken,  suriyede israillilerce bombalanan sözde nükleer silah tesis çok net biçimde görülebilmektedir.

" Dahi odur ki, sonradan herkes tarafından kabul ve takdir edilenleri söylediği günlerde herkes o sözleri deli saçması olarak düşünmüştür" M. K. Atatürk 1926

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.413
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
DEJENERASYON VE DEZENFORMASYON BİR ARADA-1
« Yanıtla #3 : Aralık 29, 2008, 01:40:42 ÖS »
Bu yazımın paylaşımı da diğer yazılarım gibi serbesttir. İstenildiği yerde paylaşılabilinir.

Ahmet Dursun

Sizin söylediğiniz tıpkı şu yazımdaki bahis konusu ile eşdeğerdir. Biz tarihimizi nedense Amerikalı, İngiliz, Alman vs... olmaz ise kabul etmiyoruz.

İşte sorun da buradadır.
Bakınız sizin yapmak istediğiniz Can Dündar'da yapmıştı.

Lakin eline ne geçti?
Bakalım ne yapmış ve sizler ne istiyormuşsunuz? Daha evvel ki yazımı buradan yineleyeyim.
 
MUSTAFA değil, Kitabın Asıl adı Ölümsüz Atatürk'tür.

Kitabın adı: Ölümsüz Atatürk Yaşamı ve İç Dünyası
Orijinal isim: Immortal Atatürk A Psychobiography
Norman Itzkowitz, Vamık D. Volkan

Ölümsüz Atatürk'ü, Norman Itzkowitz ile birlikte yazmıştır.

Biyografiler, Vamık Volkan...

Asıl ismi Vamık Cemal olmasına rağmen, İngilizlerin Cemal'i D. şeklinde (David) kısaltması ile hem pasaportunda hem de Amerikan kimliğinde artık Vamık D. Volkan olarak bilinen ünlü psikanalist, 1932 yılında doğduğunda Kıbrıs'ta iki toplumlu bir hayat söz konusuydu.

(NOT: Bu nedenle bazı kaynaklarda adını Vamık D. Volkan olarak görebilirsiniz.)

2000 yılında İzak Rabin İsrail Çalışmalar Merkezi "Onursal Rabin Öğretim Görevlisi" unvanını verir Volkan’a.

Vamık Volkan, eski ABD Başkanı Jimmy Carter’ın Merkezi Görüşmeler Ağı  (INN) de üye olarak çalışmalar yürütür.

Daha pek çok ödül ve unvana sahip Volkan, Richard Nixon ve Bill Clinton’a danışmanlık yaptığı bilgisinin ise doğruyu yansıtmadığını söylemektedir.

Volkan kendisi için şöyle diyor:
"Bütün gazetelerde her gün yanlışlar çıkıyor. Bilhassa bu, Türkiye’de çok daha fazla. Her konuştuğunuzda yanlış bir şey yazıyorlar. Bir zaman ben Musevi’ydim, bir zaman Rum, bir zaman Ermeni. Bir zaman Beyaz Saray’ın danışmanıyım, bir zaman Bosna’da çalıştım, bir zaman Türkiye’ye 15 sene gelmedim. Her zaman bir şey atıyorlar."

Kimdir bu şahıs:
Amerika’da yaşayan bir profesör.

Başbakanlık Psikolojik Savaş Merkezi"nin kurucusu.
Psikiyatri uzmanı. Kıbrıs kökenli...

"Ölümsüz Atatürk" adlı bir kitabı Türkiye"de yayınlandı.

Volkan Akıl ve İnsan İlişkileri Merkezi’ni kurar.
Politik psikoloji ile ilgilenenleri burada bir araya getirip konuşturur.

Bir süre sonra Politik Psikoloji Derneği kurulur.
O da kurucuları arasında yerini alır. Politik psikolojiye ilgi hızla artar.
Derneğin üye sayısı da binlere ulaşır. Derneğin dördüncü başkanlığına Vamık Volkan getirilir.

Volkan, bu çalışmaları sırasında Sovyet büyükleri ile Amerikan büyüklerini bir araya getirmeyi düşünür.

Başarır da... Sovyet Lideri Mihail Gorbaçov ile tanışır.

Eski Sovyet topluluklarıyla alakalı, aynı Arap-İsrail konusunda yaptığı gibi,7 sene Ruslarla Baltık ülkeleri arasındaki ilişkilerin gayri resmî diplomasisini yapar.

Estonya ile Ruslar arasındaki sorunları politik psikoloji açısından ele alır. Bunu hem Akıl ve İnsan İlişkileri adını verdiği kendi merkezi hem de Jimmy Carter’ın yönetimindeki merkez adına gerçekleştirir.

Volkan, Saddam’ın Kuveyt’i işgal ettiği 1991 yılında da Emir’in parasıyla burada incelemeler yapar:
"Sosyal teşhis kondu orada, travma olduktan sonra bir toplumda neler yapılması gerektiğiyle ilgili olarak."

Yugoslavya’nın çöküşünden sonra Boşnaklardan ziyade Hırvatlarla Sırplar arasında bir çalışma yürütür. Buradaki araştırmalar için para çıkmadığından bu süreç uzun sürmez.

Volkan ayrıca, Gürcülerle Güney Osetyalılar arasındaki anlaşmazlıkları da inceler.

1993 senesinde ise FBI, Texas Waco’da, lise terk bir rock şarkıcısı David Koresh tarafından kurulmuş bir tarikatın kendilerine Davidians denilen üyelerine operasyon düzenler.

Volkan, psikoloji ve psikiyatri çalışmaları yapar yanına gelenlerle:
"Bir tek Abdülkadir (Çevik) bu işlerle çok ilgili. O Türk Politik Psikoloji Merkezi kurdu. Ve onların daveti ile hangi seneydi, onu da bilmiyorum (1994)".

Dediler ki politik psikoloji yapıyorsunuz.
Türk büyükleri ile Kürt büyüklerine bir konuşma yapılsın.

Benim kafamda, 5 - 10 kişi bir odaya gireceğiz de konuşacaklar ve bir süreç ortaya çıkacak fikri var.

Ne safmışım.
Biz 3 kişi geldik Türkiye"ye.

Biri, benimle Atatürk kitabını yazan tarihçi Norman Itkowitz, ben ve biri daha.

Benim anladığım, Yıldırım Aktuna’ya bağlı yapılacakmış bu işler.
Götürdüler bir yere, baktım 300 kişi.
Bağırıyorlar, çağırıyorlar "Burayı bölmeye mi geldiniz?"

Aktuna"da orada oturuyor. Toplantı hemen bitti. Otele döndüm, bana gazeteciler telefon ediyor.
"Niye geldin? Ne yapacaksın? Korktum vallahi."

Son dönemlerde Batı ile İslam dünyası arasında yaşanan kopuklukla ilgili bir çalışma yapmayı düşünen Vamık D. Volkan, El Kaide ile Bush’un temelde farklı olsa bile düşünce olarak aynı olduğunu söylüyor.
Çünkü "Ya benim tarafımdasın ya karşı taraftasın" diye sert bir çizgi çekmiş ikisi de diyor.


Peki Fethullah Gülen’in dinler arası diyalog çalışmalarından haberdar mıydı Volkan?

Konuşmalarında, Türkiye’de özellikle din konusunda incelemeler yapmadığını sık sık vurgulayan Volkan, Tiran’daki bir Türk okulunu gezip, yapılanlardan gurur duyduğunu söylese de bu konuda bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğunu da şu sözleri ile ortaya koyuyordu:

"Okuldakiler dediler ki "Gelin yemek yiyelim" filan. Gidince baktım ki bunlar benim kimliğimde olan Türkler değil. Ben başka türlü yetişmişim. Bunların hanımlarının başları kapalı, yerde oturup yemek yerler. Anlayamadım bunu." demektedir.

Ayrıntılar ektedir...



Bazı yorumlardan:
ÖLÜMSÜZ ATATÜRK

" Ölümsüz Atatürk", Vamık D. Volkan ve Norman Itzkowitz tarafından kaleme alınmış ulu önderimizin psiko - biyografisi." 2005 Nobel Barış Ödülü"ne de aday gösterilen Volkan, Virginia Üniversitesinde psikiyatri profesörüdür.

Atatürk, ulusal bir lider olarak kendi vatandaşları için vazgeçilmez, ülküleştirilmiş bir öneme sahiptir.

Atatürk, bir simge ve bir kavram olarak yaşamaya devam etmiştir ve edecektir.
Atatürk ölmemiştir, kalbimizde yaşamaktadır. Bu kitap, ulusu tarafından böylesine ülküleştirilen bir liderin kendi iç dünyasıyla dış dünyası (Kurucusu olduğu Türkiye olarak) arasında oluşan karşılıklı etkileşimi çözümlemeye çalışmaktadır.

Her ölümlü insan gibi Atatürk’ün de özel bir yaşamı, bu yaşamda karşılaştığı güçlükler, travmalar, çatışmalar ve engellemeler vardır:

Mustafa Kemal’in ilk düş kırıklığı, bebeğine yeterli anne sütü veremeyen kederli bir anneye sahip olması dolayısıyla yaşanmıştır.

Anne kederlidir, çünkü Mustafa Kemal’den önce 3 bebeğini kaybetmiştir. Bu durum, Mustafa Kemal’de şöyle bir bilinçdışı arzuya yol açmıştır; yüreği yaralı, kederli anneyi daha verici bir anne olabilmesi için onu bulunduğu kederden kurtarma arzusu.

Bu amaç ülküleştirilmiş ve ülkesini kurtarmaya yönelik bir arzu haline gelmiştir.
Bu iki amaç, M. Kemal’in bilinçaltında birbiriyle bağlantılıdır.

Bu nedenle, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışın onun için psikolojik bir anlamı da vardır. Volkan’a göre; ödipal yaşa geldiğinde M. Kemal, annesine ilişkin 2 imgeye sahiptir.

Birincisi; yeterince iyi olmayan kederli bir anne, ikincisi; oğlunu özel bir varlık olarak gören bir anne.

Bunu sonucu olarak M. Kemal, iki benlik duygusu geliştirdi; bir yandan yoksun, bağımlı ve duygusal olarak açtı. Diğer yandan da kimseye benzemeyen özel bir kişiydi ve her şeye kadirdi.

Bu durum, yaşamının ileriki yıllarında da onu etkiledi. Örneğin; sahip olduğu abartılı öz - kavramını destekleyecek, onu takdir edip hayranlık gösterecek kişiler aramaya yöneldi. Ona takdir ve hayranlık göstermeyen kişiler, karşılarında gergin ve sinirli bir M. Kemal buldular.

Ödipal döneminin en yüksek noktasında babasını kaybetmiş olması da M. Kemal için önemli bir travmadır.
M. Kemal’in bu noktada baba ile ilgili iki imgesi vardır.

Birincisi, ülküleştirilmiş baba, ikincisi düşkün, kendini alkole vermiş baba imgesi, (Zübeyde Hanım, Ali Rıza Bey’in ölümünden önceki son 3 yıl ruhsal çöküntü yaşadığından söz etmiştir).

M. Kemal, kötü baba imgesinden uzak kalmaya çalışarak kendisini ülküleştirilmiş olanla özdeşleştirdi.
Bunun sonucu olarak kendi yazgısını tek başına belirleyebilen bir çocuk olduğuna ilişkin inancı pekişti.
Bu inancının bir sonucu olarak annesinin isteğinin tersine modern bir askeri eğitim almaya karar verdi.

Bu baba ile özdeşleşmeye yönelik bir girişimdi.
Burada bir başka nokta da, idealize edilmiş baba tarafından tespit edilmiş doğrultuda ilerlemezden önce dindar annenin doyurulması temasıdır.

Örneğin; baba batı normlarına uygun Şemsi Efendi İlkokuluna gitmesini ister, ancak, Zübeyde hanım, dini kökenli bir okul olan mahalle mektebini tercih eder.

Ali Rıza Bey önce mahalle mektebine kayıt yaptırıp daha sonra kaydı Şemsi Efendi İlkokuluna aktararak bir çözüm bulur.

M. Kemal’in yaşamının ileriki yıllarında da bu tema göze çarpar.
Örneğin; ailesiyle beraber Müslüman yaşam tarzına uygun gündelik bir yaşam sürerken diğer yandan İstanbul"un batılılaşmış semtlerinde farklı bir kişiliğe bürünebilmektedir.   

Atatürk’ü anlamak, onu bir insan olarak tanımaktan geçmektedir. Bu nedenle Ölümsüz Atatürk (şimdiki adı filme konu olan hali ile MUSTAFA) okunması gereken bir kitaptır.
 
Figen Nas Sağlam, Psikolog

***

Türkler ve Yunanlılar, Çatışan Komşular-netkitap.com

***

Vamık D. Volkan, Kıbrıs:
Savaş ve Uyum - Çatışan İki Etnik Grubun Psikanalitik Tarihi, Everest yayınları.

Akşam gazetesinde köşe yazarlığı yapan Kemal Yavuz ilk kez İslamcı - Ulusalcı ittifakından bahseden kişi olarak öne çıkmaktadır.

Ve bir zamanlar Kızılelma Koalisyonu olarak da anılan grubun içine İslamcılar da dâhil edilmeye çalışılmıştı. Bunları nereden biliyoruz.

Yeni Furkan dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Sadettin Ustaosmanoğlu, Aktüel dergisinin (17-23 Temmuz 2008) sorularını cevaplarken bu konuya da temas etmiş.

Kendilerine Sultan Galiyevci adını veren ulusalcı ekipten bahsedilir.

Galiyevci ekibin şartları ise şuymuş:

Siz İslam devriminden bahsetmeyecek ve Kemalizm’e saldırmayacak, ilişmeyeceksiniz, biz de şeriata saldırmayacağız...

"Bu ekibin Atilla İlhan"ın fikir örgüsüne yakın durduğu anlaşılıyor. Ustaosmanoğlu, bilmeden şu an Ergenekon davası yüzünden içeride olan zihin kontrolü meselesinde uzman olan Erkut Ersoy"la görüştüklerini de hatırlıyor.

Yine aynı bağlamda, Ümit Sayın’ın da kendilerine karşı bir cinlik yaptığını da düşünüyor.
Zihin Kontrolcülerinin liderlerine gelerek  "Kemalizm’in Felsefesini yaz" dediklerini de ifade ediyor.

Aslında beyin yıkama veya zihin kontrolü öteden beri bilinen bir husus.
Acaba Hasan Mezarcı gibiler böyle bir ameliyeye mi maruz kaldılar?

28 Şubat sürecinde Kıbrıslı Vamık Volkan’ı da bu işin psikolojik kısmıyla ilgilendiği ileri sürülüyor.

Vamık Volkan çadır modelinde 20 büyük - grup kimliğini, kişinin bireysel kimliğini temsil eden giysisinin üzerinde bulunan, o gruptan olan tüm bireyleri örten bir çadır bezi ve liderin çadırın direği olduğu bir imgeyle tasavvur eder.

Bu çadır bezi, aslında bireyleri bizlik duygusu altında bir araya getirir, çadırın dışı ile içi arasında bir sınır oluşturur ve dışarıdan gelecek tehdide karşı grubu korur.

Ancak çadır bezinde bir yırtık ya da direğinde bir sarsılma olursa, grubun bizlik duygusu artar ve bireyler bir çadır altında yaşıyor olduklarını daha belirgin olarak algılarlar. Hatta bu tehlike durumlarında büyük - grup kimliği bireylerin kişisel kimliklerinden daha önemli hale gelir.

Bu model içinde dile getirilmeyen ancak önemli olduğu düşünülen bir boyut da bahsedilen tehdidin niteliğidir. Tehdit, grubun "grup - varlığına" tehlike oluşturabilecek her şey olabilir.

Gerçek bir tehlike olabileceği gibi, aslında olmayan ancak öyle algılanan bir tehdit de aynı şekilde büyük-grup kimliğini ateşleyebilir. Önemli olan o tehditle ilgili algının grup üyeleri tarafından paylaşılıyor olmasıdır.

Bu "Şokları" toplum üzerinden emerek karşı psiko- teknik atakla yanıtlamakta ciddi sorunlarımız var.
Elimizde mevcut birçok olanağı karşı "şok" atak olarak kullanamıyoruz.

Onu da Sn Prof. Vamık Volkan bey’e soralım!
Bunun için önce Amerika’ya sonra da "bir yerlerin" psiko-teknik laboratuarlarına girme izninizin olması gerekiyor!

Ne diyordu?
("Irak’ı doğru düzgün araştırmadan girdiler "bizimkiler" (Kimmiş bu sizinkiler Volkan Bey?) sonrasında gördük işte ne işler açtılar başlarına (yine) "bizimkiler"!").

Homeros’un bu dizelerini hep kulaklarıma küpe ettim: "Ama bir gün tanrılar nefret etti ondan, Aleion ovasında kaldı tek başına, İnsanlardan kaçarak yedi kendi kendini..."

Prof. Dr. Abdülkadir Çevik’in kendini anlattığı yazıda Prof. Dr. Vamık Volkan’dan bireysel ve grup psikoterapileri ile psiko analitik psikoterapi eğitimi aldığını da söylerken Sayın Volkan hakkında bazı detaylar verdiğini de göreceksiniz.

Bakınız...

---

TÜRKİYE'Yİ KARIŞTIRAN BU ADAM!
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7196.0

---

İçişleri Bakanı Beşir Atalay Psikanalist Vamık Volkan'la bir görüşme yaptı
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7047.0

------

Öcalan'ı ben sorguladım diyen Albay artık konuşacağım dedi.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7926.0

Ahmet Dursun

Not: Bu yazımı birçok adreste kullanmışlar, biraz değişikliğe uğratarak şu adreste de paylaşmışlar.

http://www.facebook.com/note.php?note_id=10150358368614903

Vamık Volkan 1; Taş atan çocuklar

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.413
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
DEJENERASYON VE DEZENFORMASYON BİR ARADA-2
« Yanıtla #4 : Aralık 29, 2008, 01:55:43 ÖS »
Şimdi de size daha farklı bir kitaptan ve yazarından bahsedeceğim.
Lütfen bunu da dikkatlice okuyunuz.
İnandığınız yazarların/Tarihçilerin kim olduğunu ya da olabileceğini göreceksiniz.

Özet olarak (ipuçları anlamında) şunları söyleyeyim.

"Padişah Anaları ve 600 Yıl Bizi Yöneten Devşirmeler" adıyla Ali Kemal Meram tarafından kaleme alınan eserde, Osmanlı"nın kuruluşu anlatılırken Osman Gazi ile hanımı Şeyh Edebali"nin kızı Bala Hatun arasında geçmiş gibi gösterilen bir diyalogda, Osman Bey kendisinin Acem olduğunu söylerken, Bala Hatun da Moğol asıllı olduğunu anlatıyor!

Yani Osmanlı Devleti"nin kurucularının ve dolayısıyla hiçbir padişahın Türk olmadığı vurgulanıyor. Ayrıca "Türkler Anadolu"ya değil Orta Asya"ya ait" tezi savunuluyor.

Meram için söylenenler:
Yoksulluk içinde kıvrandığı için üç beş güne bir eser yazıp satarak onunla geçinirmiş.
Bilge Kağanı Türk peygamberi olarak ilan etmeye çalıştığı söyleniyor.
Ali Kemal Meram"dan başka aynı yolu izleyen Türkçülük iddia ettiği, ancak yakından ilgisinin olmadığı söylenen bir isim de Ahmed Arvasi denmektedir.


Türk İslam sentezini icat eden Arvasi kimdir?
Ülkücülerin çok sevdiği, milliyetçi ilan ettikleri ve hakkında bahsederken "hazret" , "seyid" gibi ifadeler kullandıkları, Türk İslam sentezini icat eden Arvasi kimdir, nedir, tanıyalım...
Bu konuların incelendiği yazımda belki farklı bakış açısını sergilemiş olabiliriz ne dersiniz?
Saygı ile...
Ahmet Dursun

Yazı için bakınız...
Satan kitaplar gizli servis imalatı mı?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3875.0

***

Küçük bir not:
Kültür Araştırmaları Derneği Bülten,1928
Mayıs - Haziran 2005

SÖYLEŞİ...
30 Mart 2005 tarihinde, Koç Üniversitesi"nde tanınmış Osmanlı tarihçisi, Ohio StateÜniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Carter Vaughn Findley "Dünya Tarihinde Türkler"isimli bir konferans verdi.

Profesör Findley"i hazır İstanbul"da yakalamışken kendisiyle yeni kitabı ve yapmayı tasarladığı çalışmalar üzerine kısa bir söyleşi yaptık.

Sayın Prof. Findley, ilk sorum Osmanlı tarihine olan yoğun ilginiz üzerine. Türk diline, Osmanlı tarihi ve kültürüne olan ilginiz nasıl ve ne zaman başladı?

Aslında bu soruyu "gelişigüzel" diye cevaplayabilirim.
Üniversitedeki öğrenimim sırasında bir alanda uzmanlaşmak için karar vermem gerektiğinde, bu alanın Ortadoğu tarihi olabileceğini düşündüm. Çünkü Amerikan veya Fransız tarihi çok fazla araştırılmıştı. Ortadoğu üzerine çalışmaya başladığımda da bölge dillerinden birisini öğrenmem gerekiyordu.

Bu dil Türkçe oldu.
İlk başlarda zorluk çektim ancak Türkiye"ye gidip geldikçe ve dili kullandıkça Türkçeyi daha iyi konuşmaya başladım.

2004 yılının sonbaharında "Dünya Tarihi"nde Türkler" isimli kitabınız yayımlandı. Bu çalışmanızda Türklerin tarihiyle ilgili üzerinde durduğunuz temel noktalar nelerdi?

Bu çalışmada Türklerin tarihini dönemlere ayırarak inceledim. Bu ayrım benim kişisel düşüncemdi. Sonuç olarak Türklerin devlet kurma ve sürdürme özelliği çok güçlü olan bir toplum olduğu ortaya çıktı.
Bunun en önemli örneği Osmanlı İmparatorluğu. Devletin sürekliliğini ise iki şey ile açıklayabilirim:
Tanrı"ya olan inancın ve hukuk devleti yapısının korunması. Hatırlayın, padişah da ülkeyi Tanrı adına yönetiyordu ve bu yüzden o da kurallara uymak durumundaydı.

----

Not: Bu konunun detaylı açıklaması olduğunu düşündüğüm yazı ise şöyledir.
ERMENİ: PATRiK GREGORIOS"UN RUS CARINA MEKTUBU. KİN KAPISI
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=986.0
----------------
Osmanlı döneminin son dönemi üzerine iki kitap yazdınız:
"Osmanlı İmparatorluğu"nda Bürokratik Reform: Bâb-ı Ali, 1789-1922" ve "Osmanlı Sivil Memuriyeti: Bir Sosyal Tarih".
Bu iki kitap da Tanzimat üzerinde yoğunlaşıyor. Tanzimat"ı nasıl değerlendiriyorsunuz?


Tanzimat dediğimizde temel olarak 1839 ile 1876 arasındaki dönemi anlaşılıyor. Ancak bunu daha da uzatmak mümkün. Tanzimat sürecinin devamı Türkiye Cumhuriyetiydi.
Türkiye Cumhuriyeti "devrim"le değil "evrim"le ortaya çıktı.
Cumhuriyeti kuran ve sürdüren kadroların Tanzimat"ın yarattığı Mülkiyeliler ve Harbiyeliler olduğunu unutmayalım. Tanzimat olmasa belki cumhuriyet de olmayacaktı.
Bu yüzden Tanzimat her şeyin kötü gittiği ve imparatorluğun çözüldüğü bir dönem gözüyle bakmamak lazım.

Şu andaki çalışmalarınız neler? Osmanlı tarihi üzerine yayımlamayı düşündüğünüz başka kitaplar da var mı?

Evet. Dünya Tarihi"nde Türkler, yayımlamayı düşündüğüm dört kitaptan ilkiydi. Yayımlamayı düşündüğüm üç kitap daha var. Şu anda bu dört kitaptan ikincisi olan"Türkiye"de Milliyetçilik ve Modernite" üzerinde çalışmaktayım. Osmanlı tarihinde sizce dikkatle araştırılması gereken alanlar neler? Genç araştırmacılara ve akademisyenlere nelerin üzerinde durmalarını tavsiye edersiniz? Osmanlı tarihi çok geniş bir çalışma alanı. Siyasi ve diplomatik tarih üzerine yapılmış çok fazla çalışma var. Kültürel ve sosyal tarih araştırmalarında daha fazla boşluk olduğunu düşünüyorum. O yüzden genç araştırmacılar bu alanlara eğilebilirler.

Kaynak

****

Ayrıca ilginizi çekeceğine inandığım konu ile ilişkili diğer paylaşımlarımız...
Graham Fuller ve Karen Fogg;"Türk tarihini beyinlerden temizleyin"
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3713.0
---------------
Anadolu"dan TÜRK Mührü, Anayasa"dan Atatürk İlkeleri Siliniyor!
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3389.0
---------------
Türkün Türk Olmayan Dostları.(Rochefortlu Loticiler)
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3251.0
------------
"ANATOLIA"da Türk Soykırımı.  
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1200.0
----------
Türk Lehçeleri Yazım Programları, LINGUIST-LIST"te!
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2948.0
-----------
Kültürel Küreselleşme ve Yeniden Türk Milliyetçiliği
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=665.0
-----------
7.000 yıllık Türk varlığı/SUMER"Lİ LUDİNGİRRA
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=978.0
--------------
TÜRKLÜĞÜN HÂKİMİYET SEMBOLÜ: ÇİFT BAŞLI KARTAL
(Yazının içinde Ve dikkatle okusanız dikkat çekici ayrıntıların olduğu başka bir yazı.
ERMENİ: PATRiK GREGORIOS"UN RUS CARINA MEKTUBU. KİN KAPISI
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3048.0
----------------
Çift/tek başlı Kartal Türklerde ne anlama gelir?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2390.msg6357#msg6357
---------------
TÜRK DEMEK TÜRKÇE DEMEKTİR/TÜRKLERİN ANA YURDU "TÜRKÇEDİR"/TÜRK OLMAK NE DEMEKTİR?/Voltaire"in kaleminden Türkler.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1199.0
---------------
ATATÜRK"ÜN TARİH GÖRÜŞÜ(DÜNYA VE TÜRK TARİHİ)
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=864.0
------------
DİKİLİTAŞ"IN SIRRI-1
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3781.0
DİKİLİTAŞ"IN SIRRI-2
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3782.0
-----------
Türklere Uygulanan Soykırımlar...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=52.0
-----------
TÜRK KİMLİĞİ ÜZERİNE DERLEME
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=182.0
--------------
ETRÜSKLER ve ANADOLU"nun TARİHSEL SAHİPLERİ
http://balybey.blogspot.com/2008/11/etrskler-ve-anadolunun-tarihsel.html
-----------
YAĞMUR DUASI;3240 YIL ÖNCE DUA YERİNE BARAJ YAPILIYORDU
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=743.0
-----------
ANADOLU 15 BİN YILDIR TÜRK YURDU
http://kalem35.blogspot.com/2008/01/anadolu-15-bin-yildir-trk-yurdu.html
----------
Karadeniz"de Etnik Kozlar./PONTUS RUM: PONTUS RÜYALARI/TÜRK ORDUSUNUN EVRENSEL UYGARLIKLARDAKİ DEĞERİ BİÇİLMEZ YERİ
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1702.0

salyangoz

  • Ziyaretçi
Ynt: UYGUR PİRAMİTLERİ/Yasak "Türk Piramitleri"
« Yanıtla #5 : Aralık 29, 2008, 04:40:45 ÖS »
Buluşlarına çok değer verdiğiniz Hartwig Hausdorf"un iddialarının tamamına yer vermemişsiniz. Bakın kendisi ayrıca diyor ki Çin"deki "Türk" piramitlerini yapanlar 12000 sene önce Dünya"ya Sirius yıldızının bir gezegeninden gelen kısa boylu insanımsı yaratıklarmış!

Bana inanmıyorsanız kendiniz okuyun lütfen: http://www.ufologie.net/htm/drophart.htm

Türkler bütün evreni sarmışlar demek ki. Acaba "Dünyaca ünlü" bilim adamlarımız bu konuda ne diyorlar?

(Yanlış anlasılmasın, Çin"de piramit yoktur demedim, sadece Google Earth"de görmek istediğim için koordinat sordum.)

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.413
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: UYGUR PİRAMİTLERİ..ZİHİN KONTROLÜ:AY'DA PETROL BULUNDU
« Yanıtla #6 : Aralık 29, 2008, 06:17:31 ÖS »
...geçmişimizin,bizim,hayal edebildiğimizden daha fantastik olduğuna dair göstergeler var/mış.../.......vs...vs...vs...
Çin"de düştüğü iddia edilen uzay gemilerine gidene kadar......
Diyor ki,denmiş ki,dediler ki,yazmışlar,yazıyorlar vs..vs...vs....
Böyle gidecek olur isek tıpkı şu UFOcuların kutsal kitaplarının ilham kaynağı olan Tanrıların Arabaları  ve yazarı Erik Von Daniken gibi bir tipleme ile biraz hayal biraz duyumları da kattık mı olup bitecek.
Biz neden kendi tarihçilerimize inanmayız?
İnandırıcı olması için İlla ki Amerikalı,Alman vs...vs..mi olması gerekir.
Çok garip değil mi?
Bakınız size kirli bilginin nasıl da yapılabildiğini anlatan bir paylaşımı da sunayım.
Not:Lütfen paylaştığım yazılardaki detayları okuyunuz.
Aksi halde yazımın başında belirttiğim sonuç ortaya çıkarak bizlerin de tarih konusunda Kutsal Kitap(ya da kaynak)arayışlarımız hem bitmeyecek hem de dış kaynaklı olmak zorunluluğu ortaya çıkacak.
Saygı ile...

Bakınız.
Türkiye-Ermeni Iliskilerinde Tarihi Gerçekler,Psikolojik Operasyon ve Türk-Ermeni Iliskileri

ZİHİN KONTROLÜ:AY"DA PETROL BULUNDU
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1047.0

kutay

  • Ziyaretçi
Immortal Atatürk Birkaç Kısa Not
« Yanıtla #7 : Nisan 06, 2009, 01:34:47 ÖS »
Yurtdışında, özellikle Amerika"nın tüm üniversitelerinde ,internetten arama yapabilirsiniz, Atatürk yazınca karşınıza çıkacak ilk kitap olan "Immortal Atatürk" ve benim düşünceme göre bu kitabı yazan İngılız artı Yahudi yaklaşımını birkaç nokta ile sergilemek istiyorum.

İngiliz yönlerini ele alırsak, İngiltere"de "dahi" demek bir hayal kahramanı olan "Sherlock Holmes" demektir. Sherlock Holmes problemlere zekası ile yaklaşır, tanrıtanımazdır, kendini oyalayacak zorlukta bir problem bulamasa uyuşturucu kullanmaktan çekinmez, aileden ve kadınlardan uzaktır, vatansever olduğunu da krallık adına yaptığı çalışmalardan ve asker emeklisi olan arkaşı Watson"dan çıkarılabilir lakin yazar Doyle bu konuda son maceralara değin çok etliye sütlüye dokunmamıştır, hatta ilk romanlarından Sherlock Holmes"ün halkdostu mazlum yanlısı olduğu ve bazı hafiyeliklerden ücret talep etmediği bilinmektedir.

Tabi Yahudi demek, bir yaklaşımda psikoloji bilimidir. Freud, Adler ve Frankl psikolojinin temeli sayılmaktadırlar ve film endüstrisi bu bilimin ortaya çıkaracağı bakış açısına bizi alıştırmıştır. Lakin Atatürk ile Narsizmi, kendini beğenmeyi, annesi Latife Hanım"a olan düşkünlüğünü, Yahudilerin diğer ırklardan üstünlüğünü ve Nazizm"in tam karşıt görüşteki iki faşistliğini, ülkemizin Avrasya"nın ve mazlumların haklarını gözeterek reddedişini, ölümünden önce Fransızlara Fransız devrimi ve aydınlık çağına ve aydınlanma çağının aydınlarına olan merakından ötürü ilgisini ve belki bu nedenle kendisini daha kötürüm ettiğini sonradan söyleyecek olan bir Fransız doktoru ve Fransa"da adı bilinmeyen bir kurumdan getirtilecek ilaçları kullanmasını üstelik Fransız doktorun kendisine söylediği iddia edilinen "Sen savaşlar yönettin ama şimdi benim hastamsın ben seni yöneteceğim" sözlerini yine iddia edilen narsizmine yenik düşerek yine iddia edilen kabulünü, işte tüm bunları zayıf görmeleri ve Wikipedia Google Youtube Facebook mapipülasyonları gibi gerçekliği gerçek olmayan şekilde değiştirme üsluplarını bu kitapta sayısız kereler tespit etmek mümkün.

Çok acıdır, sonradan Baykal"ın mirası durumuna geçecek olan bir bankanın yayınevinden çıkacak bir belgesel iddasındali "Saat kaç?" adlı rezil kalite ve muhteviyatta yapım Atatürk"ün son komasından önceki sözünü vurgulamak içindir. Immortal Atatürk"ün son sayfaları ve satır araları okunduğunda dahi bunun böyle olmadığı, Atatürk"ün komadan kalkarak "dil çalışmalarının devamına verdiği önemi" vurgulayacağı son sözlerinin üstünün örtüldüğü farkedilebilmektedir. Peki bunu neden yapıyorlar? Kitabı bir umutla noktalıyor ve romanlaştırıyorlar ama Türk romanı değil. Attila Ilhan okumanızı ve Deniz Gezmiş, Ahmet Kaya, Bariş Manço"nun nasıl öldüğünü derinlemesine araştırmanızı ve dikkatinizi isterim.

Halkımızı cahil yerine koyacak İsmet paşa"yı ve çevresini, Enver paşa"nın orduyu gençleştirmesi gibi TBMM"nin gençleştirmesini yapmadığı için, Ezan"ı Türkçeleştirerek "Allahu Ekber"leri kaldırdığı için, Hazreti Muhammed"den Muhammed diye bahsettiği için Atatürk"ün yanlış noktalarını ben de kendime göre kabul etmekteyim, lakin fakirin yanında olan halkını seven çocukları seven, aydın, dahi, duygu ve vicdan güdümünde bir insanı zehirleyerek can çekiştirmek ve mirasını en saygısızca dağıtmaktan teessüf ederim. Nasılki bu ülke hep kendine onu örnek aldı, babasını o bildi. 5 vakit namaz kılınan evlerde bile yücelik saygınlık demek, hatta bugün çimento ve demir fabrikalarından kepaze edilen Mısır ve Arap ülkelerinde dahi soyluluk"un Türk"lerden geldiği düşüncesini yaşatan bu insanın, örnek alınması baba yerine konması, onun inceliğinin zekasının timsal edilmeye çalışılması; Amerika"da eşi vefat edince bir daha evliliğe cesaret edemeyen tam aydın, tam bağımsız, Amerika"nın Atatürk"ü olan bağımsızlık bildirgesinin yazarı Thomas Jefferson"a evdeki köle zenciyle yattı yakıştırmasını yapanların aynı hışmına uğratılmasını tasvip etmiyorum. Aynı şekilde Amerika"nın köleleştirilmesinin kopyasını Türkiye"ye sanki Amerika"lıların İngilizlere verdiği savaşı Türk"ler Osmanlı"lara vermişlermişçesine türkçeleştirerek "İstiklal Harbi"ne "Kurtuluş Savaşı" denmesi dahi sinirlerimi germekte, bağımsızlığın kimlere karşı ve kimlere rağmen kazanıldığına gölge düşürülmesine yol açtığını düşündürtmektedir. Bob Ross"la resim, susamsokağıyla çocukluk, kit"le araba sevgisi derken, Atatürk"ün nutkunun yanlış çevirileri tozlu raflarda kayboldu. Sadece o da değil, bugün çekilen Obama Deception, Zeitgeist 2007 2008 gibi resimlerin önüne bir mil çekmek için dünün Can Dündar"ının 12 Mart 12 Eylül"ü çeken Mehmet Ali Birand"ın bugün F. Gülen ile ilgili konuştukları ve çektikleri Mustafa propagandası acaba yeterli olmamakta mıdır? Hani bilmiyoruz ya Rönesans ne getirdi? Eski ortaçağa nasıl dönebiliriz, Mevlevi"liği Şaman"lığın mertebesine indirerek mi, dinciliği ve dincileri tüm kurumlara sokarak mı yoksa en acısı tarihe haksızlık yaparak mı?

Saygılar

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.413
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Pavlov"un köpekleri ve Millî refleksin kırılması.
« Yanıtla #8 : Mayıs 20, 2009, 10:20:40 ÖÖ »
Sevgili Mekâncılar,

Önce (http://www.keremdoksat.com/2008/12/27/evet-benimle-yapilan-bir-roportaj-var/) yazımı tekrar bir okumanızı istirham ediyorum.

Aşağıda ise buna eklemlenmiş, yâni memetik mutasyona (memetic mutation, yâni kültürel genlerin değişmesi) uğramış iki metin var; aynen aktarıyorum (ikincisinde E. Torakan isimli kişi eklemelerini belirtmiş)"¦

Benim asla psikiyatrist demediğimi, psikiyatr kelimesini kullandığımı da hatırlatmak isterim.

*PAVLOV"UN KÖPEKLERI VE REFLEKS KIRILMASI"*
PROF. DR. KEREM DOKSAT PSİKİYATRİST

http://www.keremdoksat.com/2009/06/06/benim-yazmadigim-ama-benden-alinan-ilhamla-dalga-dalga-internette-yayilan-iki-mesaj-1/
***************************************

Pavlov"un köpekleri ve Millî refleksin kırılması.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri bölümü profesörü Mehmet Kerem Doksat şöyle açıklıyor:

"Bilirsiniz, ünlü Rus fizyolog Pavlov, köpeklerine et verirken bir yandan zil çalınca ve bunu defalarca yapınca, bir süre sonra eti görmeden de zil sesini işitince hayvanın salyası akmaya başlar. Bu şartlı reflekstir: Hayvanın tabiatında olmayan bir uyaran (zil sesi), onu tabiatında olan eti görmüş gibi heyecanlandırmaktadır. Ama eğer sürekli olarak zil çalıp hiç et göstermezseniz, bir süre sonra bu şartlı refleks söner; devamının tesisi için arada et de gösterilerek pekiştirilmelidir.

Hiçbirimiz dünyaya Türk, Meksikalı, Sünnî veya Katolik olarak gelmeyiz; bunlar bize öğretilen değerler, yâni şartlı reflekslerdir. Eğer pekiştirilmezlerse, zamanla sönerler.
Bir gün Pavlov"un enstitüsünü su basar. Köpeklerin bir kısmı boğulur bir kısmı da günlerce terörize olur çünkü ölümden zor kurtulmuşlardır. Kurtarılabilenler tekrar enstitüye toplanır. Pavlov zil çalar, köpeklerde tık yok! Şu müthiş sonuca varır: Ağır travmalar, şartlı refleksleri ortadan kaldırır. İnsanı veya hayvanı en doğal, en ilkel hâline geri döndürür.

Bir yandan her gün 15"“20 şehit, "kanları yerde kalmayacak" denip sürekli kanlarının yerde kalması, bir yandan Ergenekon bilmem ne deyip büyük bir çoğunluğunun suçsuz olduğuna herkesin emin olduğu, hâttâ tek suçu Atatürk"ü ve onun ilkelerini sevmek olan insanların sabaha karşı evlerinden alınarak hapse atılmaları"¦ Bir yandan orada burada araba yakarak, polise taş atarak etnik kalkışmalar"¦ Hepsini toplarsanız, temel güvenlik duygusu ortadan kalkıyor.

Pavlov"un köpeklerindeki gibi, bu kadar ağır travmalarla şartlı reflekslerimiz (millî duygularımız ve tepkilerimiz) kırılıyor.

Volkan"a göre Atatürk babasını küçük yaşta kaybedip ilk bunalıma giriyor. Ondan sonra annesi başka bir adamla evleniyor ve eve gelen bu adamla birlikte bunalım kökleşiyor. Bunun temelinde ise Mustafa"nın annesine olan "odipal bağlılığı" var! Aslında Can"ın belgeselindeki temel ve örtük mesaj da bu.

Atatürk denilen adam sözde bizim atamız, yani bir anlamda hepimizin babası ama aslında onun babası yok!

Nitekim Can"ın belgeselinde ikide bir Mustafa"dan "yetim" olarak söz ediliyor!

Ve yine Mustafa"nın annesine darılması anlatılıyor belgeselde, çünkü Atatürk"ün anası, yâni bizim o başörtülü gülümseyen fotoğrafından hatırladığımız Zübeyde Hanım, "eve başka bir erkek getiriyor"!

Evet, belgeselde anlatılan dil aynen böyle, ortada Zübeyde Hanım"ın "yeniden evlenmesi"ne değil "eve yeni bir erkek getirmesi"ne vurgu var!

Farkındaysanız tez Vamık Volkan"dan aktarılma olduğu gibi.


Peki, Can buradan nereye varmaya çalışıyor?

Atatürk"ün aslında çocukluğundan itibâren sorunlu biri olduğuna.

Nitekim belgesel boyunca Atatürk, mutsuz, yalnız, bunalımlı bir tip olarak çizilmiş.

Ancak bunlar anlık ya da dönemsel melankoliklikler değil. Atatürk çocukluğundan ölümüne derin bir melankoli içinde gösteriliyor.

Atatürk"ün sürekli içki ve sigaraya olan düşkünlüğü de örtük başka bir mesajı veriyor: Mustafa sâdece annesine karşı odipal bir bağlılık içinde değildir aynı zamanda oral bir kişiliğe sâhiptir!

Şimdi bu iki kavrama bakalım.

Birincisi Freud"un "odipus kompleksi" olarak bilinen ve çocuğun anneye olan bağlılığını cinsel bağlılıkla açıklayan teori.

İkincisi ise yine Freud"un çocukluk evrelerini ayırdığı ilk evre olan "oral evre", yâni ağız bağlılığı.

Meselâ çocukların iki yaşına kadar anne memesine olan bağlılık dönemi"¦

İşimiz elbette psikoloji tartışmasına girmek değil, Freud"un kavramlarını tartışmak da değil. Ama bu kavramlar Atatürk için neden kullanılıyor onu tartışmak.

Her iki kavram da Vamık Volkan"ın kitabında Atatürk"ün kişiliği olarak konuluyor.

Şöyle ki:

Atatürk annesine olan aşkının yerine vatanı koyuyor.

Nitekim "büyük vâlidemiz" diye söz ettiği vatana olan aşkı aslında anasına olan aşkıdır!

Yine ana memesine olan hasretini de rakı kadehi ve sigara ile gidermektedir!

Can, belgeselinde bunları çok açıktan dillendirmemiş ama anlaşılan o aşama için vakit henüz erken diye düşünmüş. Yine de Can, Vamık Volkan"dan esinlendiğini iddia ettiğine göre çok yakında o meselelere de geleceği kesin.


Aslında Can"ın geveleyip de söyleyemediği şeyin ne olduğunu az çok anlayabiliyoruz: Herhaâlde Mustafa"dan sonra sırada Zübeyde belgeseli var.

O zaman tabularla mücadele eden Can Dündar"dan bir dahaki belgeselinde yine Şeriatçıların Zübeyde Hanım hakkındaki yalanlarını gerçekmiş gibi sunmasını bekleyebiliriz.

Şeriatçılar ne derler Atatürk için?

Veled-i zina!

Yâni piç!

En son Refah Partisi"nin bir milletvekili bu lâfı etmiş sonra da yurtdışına kaçmıştı.

Ama Can Dündar"ın belgeselinde faydalandığı Şeriatçıların temel tezidir bu.

Onlar Atatürk"ün annesinin aslında bir fâhişe olduğunu ve Selânik genelevinde çalıştığını yayarlar.

Hâttâ uydurma bir de belge basar dururlar.

Peki, böyle bir gerçek var mıdır?

Elbette bütünüyle uydurmadır ama insanları bir yalana inandırmak da mümkündür.

Zâten Can"ın misyonu da budur.

Belgesel boyunca Şeriatçı yalanları gerçekmiş ve hâttâ belgeymiş gibi sunmamış mıdır?


Hasan Tahsin ve millî refleks

Vaktiyle yalnızca Mustafa Kemal de terörist sayılmamıştı. Çok az bilinen bir örnek de, Osman Nevres Recep"tir (bildiğimiz adıyla ise Hasan Tahsin). Meslek olarak gazeteci olan Nevres"i her zamanki gibi terörist ilan eden güçler yine Batılılardır.

Birinci Dünya savaşı öncesi Batılı ülkeler her zamanki gibi Türkleri Orta Asya"ya gönderme düşleri kurmaktadır. 1911 yılında İtalyanlar hiçbir siyasal ya da hukuksal neden ortada yokken Trablusgarp"ı işgal ederler. Osman Nevres de o sırada Fransa"da eğitim görmektedir. Bir Fransız sinemasının (Olimpia) reklâm vitrininde Trablusgarp ile ilgili afiş görür ve içeri girer.

Film baştan sonuna kadar Türklere hakaret ve iftira ile doludur. İtalyan propagandası en üst düzeydedir. Türkler barbar ve uygarlıktan payını almamış bir topluluk olarak tanıtılmaktadır. Osman Nevres daha fazla dayanamaz ve her zaman belinde taşıdığı silahını ateşleyerek sinema perdesini delik deşik eder.

Ertesi gün Fransız gazetelerinde şu haber çıkar: "Terörist Türk dehşet saçtı"¦" Hemen bu "anarşist" Türk"ün Fransa toprakları dışına atılması için kampanya başlatılır. Ve başarılı olunur da.

Kısacası uyanık olmak gerekmektedir ve bu belgesel türü saldırıların sonunun nerelere kadar gideceğini iyi öngörmek gerekir. Aslında mesele son derece basittir. Batılı emperyalistler yok etmek istedikleri uluslara saldırırken o ulusların önderlerinden başlarlar işe. Çünkü ulusal bütünlüğü sağlayan ulusal önderdir.

Bunu gâyet iyi bilen emperyalistler bu noktada psikoloji bilimini de yardıma çağırırlar.

İşte Vamık Volkan bu tür bir psikiyatristtir.

Kendisi Kıbrıs Türküdür ama Amerika"nın hizmetindedir.

Çok uzun yıllardır ABD başkanlarının psikiyatri danışmanlığını yapmaktadır.

CIA için çalışmaktadır.

Görevi ise aslında bilimsel bir çalışmadır.

Vamık Volkan, ABD"nin bölmek, parçalamak ve yutmak istediği coğrafyalarda yaşayan uluslarla ilgilenir.

O ulusların psikolojisini inceler.

Ve "uluslar nasıl birbirini boğazlamaz"ın teorisini geliştirir.

Yâni görünürdeki amaç etnik kinleri, nefretleri incelemek, onları ortadan kaldırmaktır.

Mesela Ermeniler"le Türkler arasında ulusal bir düşmanlık mı var, orada Vamık girer devreye ve bu düşmanlığın kökenlerini inceler.

Peki, inceleme dediğimiz şey nedir?

Burada izlenen yol ulusal ya da etnik düşmanlıkların ortadan kaldırılması değil, ABD"nin tehdit olarak gördüğü ulusların ulusal bilinçlerinin, tarihlerinin ve benliklerinin sorgulanması, aşındırılmasıdır.

Kısacası millî duygunun yok edilmesidir etnik psikiyatrinin görevi.


İşte bizi ilgilendiren şey de budur.

Bir ulusun ulusal bilincini, ulusal duygusunu ve refleksini nasıl yok edersiniz?

Bunun denenmiş, sınanmış bir yöntemi vardır, o ulusun tarihsel varlığını sorgulamaya açarsınız.

Yâni o ulusun tarihini yeniden tartışırsınız.

Meselâ Türkler kendilerini kahraman bir ulus olarak mı görüyorlar?

O zaman onlara ne kadar korkak bir ulus olduklarını göstermek gerekmektedir!

Ya da Türkler atalarını, yâni Atatürk"ü çok mu yüceltiyorlar?

O zaman onlara Atatürk"ün ne kadar sıradan biri olduğunu gösterin.


Farkındaysanız son on yıldır tam da böylesi bir dönemden geçiyoruz.

Sözde demokratlık, tartışma kültürü adına neyi tartışıyoruz ve bizden neyi kabûl etmemiz isteniyor?

Diyorlar ki siz soykırımcı bir milletsiniz!

Ermeniler"e soykırım uyguladınız.

Biz diyoruz ki hayır uygulamadık!

O zaman uyanık emperyalist diyor ki: Tamam mâdem uygulamadınız, bunu hemen reddetmeyin, tartışalım, öyle bir sonuca varalım.

Size mantıklı geliyor, nasılsa biz suçsuzuz, tartışmadan galip ayrılırız diyorsunuz.

Ama tartışma masası kurulduğunda hiç de ortada eşit bir tartışma şansı olmadığını görüyorsunuz.

Bir bakıyorsunuz, tüm televizyonlar, gazeteler, aydınlar sizin Ermeniler"i katlettiğinizi yaymaya başlıyor.

Kanıtları var mı?

Elbette yok!

Ama yalan bir kez yayıldı mı ve yalanı söyleyenlerin sayısı çok oldu mu, gerçeğin sesi çıkmaz oluyor.

Hayır diyorsunuz, gerçekleri bir de biz anlatalım.

Ama anlatamıyorsunuz, çünkü tüm propaganda kanalları size kapatılmış.

İşte o zaman anlıyorsunuz tartışmaya açmak denilen tuzağı.

Çünkü bu sürecin sonunda, ulusal gururu ve hassasiyetleri yüksek insanlar bile "acaba" demeye başlıyor!

Acaba gerçekten Ermeniler"i biz mi katlettik?

Yâni ulusal benlikte ilk kırılma yaşanıyor"¦


Psikolojik harbin etkisi çok büyük bir hızla bu şekilde yayılıyor.

Sonra sıra Kürtler"e geliyor!

Sizden tartışmanızı istiyorlar.

Tartışma başlıyor ve yine kaybediyorsunuz"¦


Bir düşünelim son dönemde neleri tartışmaya açtırdık ve neredeyiz.

Bugün Misak-ı Millî"yi pek önemsemiyoruz.

Kırmızı çizgileri umursamıyoruz.

Türk dilinin önemi kalmamış.

Bu ülkede federasyon da olabilir.

Ermeniler"den özür dileyebiliriz.

Kürtler"e biraz toprak verebiliriz"¦

Kısacası ulusal varlığımıza âit hayatî her alanda ve konuda kaybetmiş durumdayız.

Peki, sıra neye geldi?

Sıra Atatürk"e geldi.

Çünkü önemli olan ulusal önderi yok etmektir.

O hâlde tüm önderlere yapılanı Atatürk"e de yapalım.

O"nun ne kadar zâlim bir diktatör olduğunu tartışalım.

O"nun aslında zaafları olduğunu tartışalım.

Hâttâ O"nun anasını bile tartışalım.

Evet, emperyalistlerin gündeminde bu vardır.

Tartışın diyorlar biz sizin atanızın anasını tartışmak istiyoruz!

Sonra?

Sonra da sıra sizin ananıza gelecek!

Hepinizinkine gelecek!


Ondan sonra Can Dündar çıkıyor ağlamaklı, diyor ki tamam tartışın benim belgeselimi ama biraz insaflı olun, önce izleyin sonra eleştirin!

Acıyacaksınız nerdeyse adama.

Sonra dört bir koldan saldırıyorlar; korkacak ne var ki, izleyin önce, inanmazsanız inanmazsınız!

İsterseniz eleştirin!


İşte asıl psikolojik harp cephesi de burada kuruluyor!

Yıllar öncesine gidiyorsunuz"¦

Mondros imzalanmış.

Sonra düşman askerleri İstanbul"a çıkartma yapmaya başlıyor.

Milyonlarca Türk sâdece izliyor!

Demek ki önemli olan ilk adım, işgali izlettirebilmekmiş!

Ama aynı zamanda bir de masa!

Tartışacaksınız.

Tartışma masasında bizim sadrazam emperyalistlere yalvarıyor, biraz acıyın diye.

Peki, izleyerek, tartışarak nereye varabilirsiniz?


Emperyalistler aslında şu anda beyinlerimize ve yüreklerimize yüzyılın çıkartmasını yapıyor.

Mehmet Âkif, Çanakkale için ne diyordu

"Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

"”Tepeden yol bularak geçmek için Marmara"ya-

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya."

Ya şu Can"ın belgeseli?

Sizce daha büyük bir çıkartma değil mi?


Çıkartma sürerken iki tavır var alınacak.

Biri İstanbul"da işgalcileri karşılayan ve onlardan tokat yiyen bir Osmanlı paşası olabilirsiniz. Ya da Dolmabahçe"den çıkartmayı izleyen bir padişah.

Belki de evinin perdesini kapatan sıradan ve suskun bir Türk"¦

Ama aslında hepsi aynı kapıya ve aynı kişiliğe çıkar.

İzlersiniz!

Her şeyi!

Ya da ilk kurşunu atan Hasan Tahsin olursunuz.

Hasan Tahsin"e kadar bu ülkede düşmana hiç kurşun atılmadığını bilmek ne kadar utanç verici aslında!

Peki, Hasan Tahsin"i ne kadar tanıyoruz?

Hasan Tahsin"i Hasan Tahsin yapan nedir?

"İlk kurşun"dan önce de kurşun atmıştır Hasan Tahsin.

Tarihin garip cilvesi Hasan Tahsin Avrupa"dadır ve bir filme gider.

Filmde Türkler aşağılanmaktadır.

Hasan Tahsin bu filmi izlemez.

"Önce izleyeyim sonra eleştireyim" demez.

Ya ne der?

Türk"e küfredenin canına okurum der!

Ve çıkarır silâhını ateş eder beyaz perdeye!

Film orada biter!


Hasan Tahsin"in insanî ve sıradan yanıdır bu.

Hiçbir insan kendisine, anasına, babasına, atasına, milletine, bayrağına küfrettirmez.

En basit insan gerçeğidir.

İlkokulda bir çocuğun anasına küfretmeye kalkarsanız, sizinle anasının durumunu tartışmaz, bunun cevabı suratınıza yiyeceğiniz yumruktur.

Neden?

Çünkü çocuğun en insani ve sıradan yanıdır bu!

İşte Can"ın insani denilen belgeselinin bam teli de burası.

Diyor ki Can ben sizin atanıza küfredeceğim ve siz de izleyeceksiniz!

Medenî bir şekilde izleyeceksiniz!

Çıtınız çıkmayacak.

Sinemaya girecek ve orada size gösterilen yerde oturacak ve izleyeceksiniz.

Çıtınız çıkmasın, sinemadasınız!

Çıkınca fikrinizi söyleyin.
***
Vamık Volkan, Mustafa ve Osmanlı Cumhuriyeti hakkındaki kanaâtlerim zâten ma"lûmunuz.

Sevgiyle"¦
Mehmet Kerem Doksat "“ İstinye "“ 27 Aralık 2008 Cumartesi
Kaynak:
http://www.keremdoksat.com/2008/12/27/evet-benimle-yapilan-bir-roportaj-var/

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.413
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Pontusça Sözlük/Gizli servislerin hedefi KARADENİZ!
« Yanıtla #9 : Kasım 30, 2009, 01:19:45 ÖS »
Karadeniz"de Etnik Kozlar./
PONTUS RUM:PONTUS RÜYALARI/TÜRK ORDUSUNUN EVRENSEL UYGARLIKLARDAKİ DEĞERİ BİÇİLMEZ YERİ
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1702.0

Adres açılamıyor ise buradan bakınız...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/pontus-rum-pontus-ruyalari/470170
--------------
Eski Arşivimden...

Gizli servislerin hedefi KARADENİZ!

Yasemin Yunatcı
CIA"nın bile ajanlarını "turist" kisvesi altında araştırma yaptırdığı, M16"nın "Pontusça Sözlük" hazırlama girişimlerinde bulunduğu 6 bin yıllık Türk yurdu...

Metin Akyürek: 21.10.2006
Amerikan Gizli Haber Alma Servisi CIA"nın bile ajanlarını "turist" kisvesi altında göndererek araştırma yaptırdığı, İngiliz Gizli Servisi M16"nın "Pontusça Sözlük" hazırlama girişimlerinde bulunduğu, Yunanistan"ın Pontus emelleri içerisinde "Helen Yurdu" veya "Küçük Asya" olarak dillendirdiği ve bu uğurda dünyanın dört bir yanında 276 adet "Pontus"u Kurtarma Derneği" kurdurduğu, 6 etnik kültürün yaşamasına rağmen en küçük sorunun çıkmadığı Karadeniz Bölgesi, aslında 6 bin yıllık Türk yurdu...

Kültür Bakanlığı yayınları arasında bulunan ve tarihçi Bahaddin Ögel"in yazdığı "Türk Kültür Tarihine Giriş" ve tarihçi Yılmaz Öztuna"nın "Büyük Türkiye Tarihi" kitaplarındaki bilgilere göre, dış güçlerin uzun vadede karıştırmak için fırsat kolladığı istihbarat birimlerince belirlenen, Karadeniz"in en eski çağlardan itibaren bilinebilen ilk halkını, Orta Asya"dan göç ederek yerleşmiş Turani kavimleri oluşturuyor. Bu kavimlerden bazılarının Amazonlar, Tibarenler, Muskiler, Halibler, Haldiler, Haltlar, Kohlar, Gutlar ve Mosklar olduğu belirtilen tarihi bilgilere göre, Anadolu"da Eti, Frig, Pers, Makedon ve Bizans hakimiyetleri olduğu dönemde bile Türk kavimlerinin göçlerinin hiç kesilmediğine dikkat çekiliyor. Hazar Denizi"nin kuzey ve güneyinden M.Ö. 1118"de Koman Türkleri (Kayseri Bölgesi"nden), M.Ö. 700"de Kimmerler, M.Ö. 654"te Sakalar, M.Ö. 395"te Hunlar, M.Ö. 530"da Bulgar Türkleri, 1057"de Türkmenler ve 12. yüzyılda 40 bin Koman ailesinin önce Gürcistan"a, oradan Doğu Karadeniz"e göçleri, Türk asıllıların göçlerine örnek teşkil eden unsurlar olarak gösteriliyor.

İSİMLER SONRADAN BOZULMA
Yine Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü yayınları ile Mesut Çapa ile TBMM yayınları arasında bulunan ve Yılmaz Kurt"un yazdığı "Pontus Meselesi" adlı iki kitaptaki tarihi bilgiler, Karadeniz Bölgesi"ndeki Rumca telaffuz edilen şehir isimlerinin, Türk kavimlerinin bu yörelere verdiği isimlerden bozma olduğunu da ortaya koydu. Türk kavimlerinin bölgede bulunduğu dönemlerde sık sık işgale uğraması ve işgalci güçlerin koloniler kurması sonucunda bazı kültür ve dil öğelerinin moda haline geldiği belirtilen araştırma dosyalarında buna gösterilen ilk örnek, Trabzon"un ismi oluyor. Trabzon"un ilk ismi, bölgenin ilk yerli halkı olan Turani kavimlerinden Tibarenlere izafeten Tibaren olduğu halde, yakın tarihli Bizans-Rum devleti zamanında takılan Elence"den bozma "Trapezus" ismi kaynak imiş gibi gösterildiğine dikkat çekiliyor.

PONTUS DEVLETİ VAR MI?
Yine aynı yayınlarda, uluslararası gündeme sokulmaya çalışılan Pontus devletinin tarih sahnesinde sadece 76 yıl varlık gösterebildiği vurgulanıyor. Tarihte, Milattan Önce 4 bin yılından zamanımıza kadar tam 6 bin yıllık çok geniş zaman dilimi içinde, 1204-1280 yılları arasında sadece 76 yıl ve sadece Trabzon"un yine sadece belli bir bölümünde hükümran olabilmiş bir Pontus devleti bulunuyor. Ancak bu 76 yıllık süreç, bölgenin tümüne sosyal, siyasi ve kültürel mühür basmak açısından yetersiz görülüyor. Tarihi gelişmeler, bu devletin 76 yıllık süre içinde tam bağımsız olamadığı, sırasıyla Selçuklular ve Moğollara vergi vererek, sonra da Türkmen beylerine kız vermek suretiyle varlığını sürdürmeye çalıştığını gösteriyor. Karadeniz Bölgesi"nin günümüzdeki önemi, uluslararası ticaret yolu üzerinde önemli bir geçiş yolu ve kara ile deniz yollarının birleştiği kavşakta yer alıyor olmasından kaynaklanıyor.

19 MAYIS"IN PERDE ARKASI
Türk Tarih Kurumu (TTK) yayınları arasında bulunan ve Sebahattin Özel"in yazdığı "Milli Mücadelede Trabzon" ile Mustafa Kemal Atatürk"ün kaleme aldığı "Nutuk"ta verilen bilgilere göre, Atatürk"ün, saray tarafından olağanüstü yetkilerle donatıldıktan sonra 19 Mayıs 1919"da Samsun"a gönderilmesinin arkasında ise bir başka sebep yatıyor. Harbiye Nazırlığı"nın kendisine verdiği talimatın 1. maddesi, "Karadeniz"deki Rum çetelerinin, bölgede bir Rum Pontus Devleti kurmak amacıyla giriştikleri tedhiş hareketlerinin kontrolü ve bunlara karşı tedbir alınması, bölgede iç asayişin iade ve devamı ile bu asayişsizliğin sebeplerinin tespiti" şeklinde yazılmıştı.

Mustafa Kemal Paşa bölgeye geldikten 2 gün sonra, 21 Mayıs"ta Sadrazamlığa gönderdiği şifreli telgrafta durumu şöyle açıklıyor: "Pontusçu Rumların bölgedeki liderleri Samsun Metropoliti Termanos"tur. Bölgedeki Rum nüfusunun artırılması için Rusya"dan göçmek getirilmekte ve deniz yoluyla getirilen çeteler kıyılardan içeri sokulmaktadır. Bölgede 40 kadar Rum çetesi vardır. Türkler de bunların saldırılarından korunmak maksadıyla 13 direniş grubu teşkil ettirmişlerdir. Bölgedeki asayiş kuvvetleri yetersiz kalmaktadır".

Mustafa Kemal Paşa, Türk çetelerinin en kalabalık ve kuvvetlisinin reisi olan, Giresun"da faaliyet gösteren Topal Osman isimli Osman Ağa"ya her türlü desteği vererek, Rum ve Ermeni çetelerini bitirme mücadelesine girmişti. Osman Ağa, Rum çetelerini kısa süre sonra bitme noktasına getirmiş, elinden kurtulanlar da Lozan"da imzalanan mübadele anlaşması uyarınca Yunanistan"a gitmişlerdi.

HERKES BİLİNÇLİ
Yabancı istihbarat servislerinin "turistik" kisve altında her türlü çalışmayı gerçekleştirdiği Karadeniz Bölgesi"nde bütün tüzel kuruluşlar bilinçli hareket ediyor. Trabzon Valilik makam giriş kapısı yanında duvara kazılı bulunan ve Mustafa Kemal Paşa"nın, Kurtuluş Savaşı"nın ardından 15 Eylül 1924"de Trabzon"a ilk gelişinin ardından söylediği sözler her şeyi özetliyor: "Kahraman evlatlara malik olan bu kıymetli memleketimizi bir Ermenistan mahreci veya muhayyel bir Pontus Krallığı ülkesi yapmak talep ve tehditleri ne me"şum idi. Şüphesiz o kabuslar ilelebet hayal olmuştur".

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.413
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
PARAKLİT:PARAKLİT VEYA FARAKLİT (Yunanca: Parakletos)/Yeniden Barnabas
« Yanıtla #10 : Kasım 30, 2009, 01:25:25 ÖS »
Eski Arşivimden...

Yeniden Barnabas
04.02.2006 

N.Kemal Zeybek
Barnabas İncili konulu iki yazım çok ilgi gördü... Ancak konunun yeteri kadar anlaşılamadığını da gördüm...
Yazan ya da konuşan kişinin anlattıkları kolaylıkla anlaşılamıyorsa, sorumlu yazan ve konuşandır...
Öyleyse daha açık ve daha anlaşılır yazmalıyım.
Ve adım adım ilerlemeliyiz...
İlk soru Barnabas"ın kim olduğu konusudur.
Barnabas, Hazreti İsa"nın çok yakınında bulunmuş ve onun konuşmalarını yazan birisidir. 12 Havari´den biri olup olmadığı tartışmalı olsa da Hazreti İsa"ya yakınlığı tartışmasızdır.

İkinci soru "Barnabas İncili nedir?" sorusudur.
Hazreti İsa, İsrailoğulları´na gelmiş bir peygamberdir. İncil adında bir kitap getirmiştir, ama bu kitap ortada yoktur... Onun yerine yakınlarında bulunanların ondan dinlediklerini ve gördüklerini yazmak yoluyla oluşturdukları kitaplar vardır. Bu kitaplara İncil denilmiş ve birbirinden az çok ayrımları olan yüzlerce İncil ortaya çıkmıştır.

Dördüncü yüzyılda İznik"te toplanan Hıristiyan din adamları aralarında tartışmışlar ve dört İncil"i esas alarak ötekilerin ortadan kaldırılmasına karar vermişlerdir.
İznik"te en önemli tartışma ise Hazreti İsa"nın kimliği konusunda olmuş ve aşırılık yönünde karar verilmiştir. Hazreti İsa, Allah"ın oğlu ve Oğul Tanrı ilan edilmiş ve bunu kabul etmeyenler kâfir sayılmıştır. Böylece önceki peygamberlerin başına gelen Hazreti İsa"nın da başına gelmiş; hak dininin yerini batıl din almıştır.
Hazreti İsa"nın sözlerinin aslını koruyanlar; yeniden oluşan Hıristiyan bürokrasisi tarafından düşman sayılmış ve yok edilmeğe çalışılmıştır.
Bugün tek tek Allah"a ortak koşma sapkınlığından uzak duran Hıristiyanlar olabilir, ama kiliselerin resmi ideolojisi İsa Mesih"in Tanrı olduğu inancı üzerinedir.

PEKİ BARNABAS
İşte İznik"te ortadan kaldırılması istenilen İncillerden biri de Barnabas İncili´dir. Çünkü Barnabas Hazreti İsa"ya Tanrı denilmesini sapkınlık olarak açıklamıştır.
Barnabas İncili baştan sona kadar okunduğunda Hazreti İsa"nın İsrailoğullarına geldiği ve kendisinden sonra bütün insanlığa bir peygamber geleceğini müjdelediği görülür. Bu peygamber "Lailahe İllallah" inancını dünyaya yayacaktır.
Öteki İncillerde de Hazreti İsa"nın kendisinden sonra gelecek peygamberi müjdelediği görülür.

Sözgelimi Yuhanna İncili"inde (14-30) Hazreti İsa şöyle söyler:
"Artık sizinle çok şey konuşmayacağım. Çünkü dünyanın başkanı gelecek. Ve onda olanlar bende yoktur."
Yine Yuhanna"da (1-7,8): "Bununla birlikte size gerçeği söylüyorum. Benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü ben gitmezsem Paraklit size gelmez."

PARAKLİT
Paraklit "çok övülmüş" demektir. Arapça Ahmet, Muhammed sözlerinin karşılığıdır.
Hıristiyanlar bu gerçeği gizlemek için Paraklit"e başka anlamlar vermişlerdir.
Ancak Barnabas İncili´nde konu çok açıktır. Ve Adem ile Havva"nın cennet kapılarının üstünde "Lailahe İllallah Muhammeden Resulullah" sözlerini gördükleri Hazreti İsa"nın ağzından verilmiştir.

Barnabas İncili tarihi değeri dolayısıyla zaman zaman basılmakta ve Hıristiyanlar içinde de ona inananlar muhtemeldir.
Ancak Kilise´nin baskısı, onların ortaya çıkmasını engelleyecek şiddette olmuştur.
Barnabas İncili´nin İngilizce"sini elde etmek isteyenler için bilgi ağı adresini veriyorum:
http://www.aygazete.com/?13497
***************
Hristiyanlık

Hristiyanlık Tarihi
İsa
Havariler
Ekümenik Konsiller
Doğu-Batı Hizipleşmesi
Haçlı Seferleri
Reform

Teslis/Üçlübirlik
Baba Tanrı
Oğul İsa
Kutsal Ruh

Hristiyan Teolojisi
Tek Kutsal ve Apostolik Kilise
Hristiyan İbadeti
Lütuf
Kurtuluş
On Emir

Hristiyan Kutsal Metinleri
Eski Antlaşma
Yeni Antlaşma
Apokrif Metinler

Hristiyan Mezhepleri
Ortodoksluk
Katoliklik
Monofizit Kiliseler
Diofizit Kiliseler
Uniat Kiliseler
Protestanlık

Hristiyan Akımlar

Hristiyanlık terimi. İslam dininde de bir yere sahiptir.


Hristiyanlıkta Paraklit
İncil"in Yuhanna kitapçığında Yu 14:16; 14:26; 15:26; 16:7 ve Yuhanna"nın Birinci Mektubu 2:1 ayetlerinde Kutsal Ruh"u anlatmak üzere kullanılan "Paraklitos" sözcüğünün Türkçe okunuşlarından biri. (Diğer okunuş, Parakletos). Sözcük Yeni Antlaşma"nın Türkçe çevirilerinde Tesellici ya da Yardımcıolarak çevrilmiştir. Sözcük eski Grekçe"de mahkemede yardım eden kişiyi nitelemek için kullanılmaktaydı. Kumran Yazıtları ya da Ölü Deniz Tomarları olarak bilinen metinlerde sözcük Gerçeğin Ruhunu anlatmaktadır.

Hristiyan inancında bu kelime Tanrı"nın üç unsurundan biri olan Kutsal Ruhu tanımlamak için kullanılır ve Kutsal Ruh ile eşanlamlıdır.


İslamda Paraklit
Paraklit (Faraklit) sözcüğünün mana olarak Muhammed peygamberin bir ismi olan Ahmed ismiyle örtüşmesi sebebiyle, Müslümanlar İncil"in bu ibaresinin Muhammed peygambere işaret ettiğine inanırlar. Kuran-ı Kerim"de Saff sûresinin 6. ayetinde1 bashsedilen İsa peygamberin sözünün, İncil"in Paraklit ibaresini barındıran ayetleri olduğu Müslümanlarca genel kabul görmektedir.

1: Saff sûresi, 6. ayet: "Bir vakıt da Meryemin oğlu İsâ şöyle dedi: Ey İsraîl oğulları! Ben size Allahın Resulüyüm, önümdeki Tevratın musaddıkı ve benden sonra gelecek bir Resulün müjdecisi olarak geldim ki onun ismi Ahmeddir, sonra o onlarla beyyinelerle gelince "bu ap açık bir sihir" dediler. (Elmalılı Hamdi Yazır tefsiri).
http://www.birseyogren.com/hakkinda/paraklit/
***********
İNCİL"DEN İŞARETLER
Ey Kutsal Kitab"ın bağlıları! Kitabın gizlediğiniz birçok bölümünü size açıklayan ve birçoğunu açıklamadan geçiveren elçimiz size geldi! Gerçekten size Allah"tan bir ışık ve apaçık bir kitap geldi.

5 Maide Suresi 15

Kuran-ı Kerim, Hıristiyanların İncil"de açıklanan birçok bilgiyi örtbas ettiğini söylemektedir. Bu bilgilerden bir kısmı, Peygamberimiz"in ileride geleceğine işaret eden İncil açıklamalarıdır. Kitabımızın bu bölümünde Peygamberimiz"in geleceğine işaret eden İncil açıklamalarını ve bunların nasıl örtbas edildiğini inceleyeceğiz.

Dünya nüfusunun yarıdan fazlasının inandığı 3 büyük din, uygulamaya yönelik bazı farklar dışında aynı mesajı vermektedir. Herşeyden önce Allah"ın birliği, Allah"tan başkasına tapmamak, Allah"ın kudretinin, ilminin sonsuzluğu gibi en önemli noktalar 3 dinde de ortaktır. Ahiretin varlığı gibi çok önemli bir inanç da 3 dinde ortaktır. Bunun dışında insan canının korunması, mülkiyet hakkının korunması, fakirlerle paylaşım tipi genel ahlâki ilkelerden Allah"ı çok anmak, şükretmek, belli vakitlerde ibadet etmek gibi hususlar da hep aynıdır. Her dinin yobazlığı kendi dinini tahrif etmiş, orjinalliğini bozmuştur. Kuran özellikle din adamı kılığında ortaya çıkan ve dinin orjinalliğini bozan bu tipleri haber vermektedir. (Bakınız 9Tevbe Suresi 31, 34, 5Maide Suresi 13, 2 Bakara Suresi 75). Bu önemli konu, bu kitabın hacmini aşacak, ayrı bir kitapta ele alınacak bir konudur. Kısaca şunu söyleyelim ki bu yobazlıkların ortak taktikleri; Kutsal Kitap"taki anlamları bozmak, Peygamberleri veya din adamlarını ilahlaştırmak, Kutsal Kitap dışında uydurma dini kaynakları kutsallaştırmaktır. Her üç din de kendi yobazlarından kurtulduğu zaman (inşallah), bu dinlerin birbirlerinin aynı mesajı verdiğini daha iyi anlayacağız. Bunun yönteminin ne olduğu bu kitabımızın konusu değildir.

Tevrat 3 büyük dinin ilk kitabı olarak hem Hz. İsa"nın, hem de Peygamberimiz"in gelişine işaret eder. İncil, Hz. Musa"yı onaylar, Kuran"a işaret eder. Kuran ise son kitap olma özelliğiyle iki kitabı da onaylar. Bu yüzden bu kitabın tümü boyunca göreceğimiz Kuran"ın Allah"ın gönderdiği kitap olduğunu ispat eden mucizeler aynı zamanda Tevrat"ın ve İncil"in Allah"ın gönderdiği kitaplar olduklarını da ispatlar (Elimizdeki Tevrat ve İncil yobazlığın etkisiyle orjinalliğini yitirmiş, kelimelerin anlamı kaydırılmış olabilir. Ama her iki kitabın kökündeki gerçekliği gözden kaçırmamalıyız).

Bu bölümde mevcut İncil"e dayanarak Peygamberimiz"in geleceğini müjdeleyen açıklamaları inceleyelim. Bu incelemeyi yaparken Kuran"ın, Hıristiyanların İncil"den birçok şeyi gizlediğini söyleyen ayetini unutmayın. Hıristiyanların bir kısmının en çok korktuğu şey üçleme inancının yıkılması, Hz. İsa"nın diğer Peygamberler gibi bir Peygamber olarak algılanmasıdır. Peygamberimize, İncil"in işaret ettiği kabul edilirse, Hz. İsa"yı aşırı yücelten açıklamaların yanlışlığı ortaya çıkacaktır. Bu yüzden kilisenin en çok gizlemeye çalışacağı bilgilerin başında İncil"de Peygamberimize yönelik işaretlerin varlığı gelmektedir. Kilise (Teslis inancı şu anda elimizde olan İncil"den bile çıkmaz. Tamamen kilisenin uydurmasıdır.) kendi otoritesini ve hatta varlığını korumak için İncil"de geçen ifadeleri saptırmaya çalışacaktır. Unutulmamalıdır ki Hz. İsa Aramice konuşuyordu. En eski İncil nüshaları ise Eski Yunanca, Latincedir. Anlaşılıyor ki tahrifatların önemli bölümü İncil"in Eski Yunanca"ya ve Latince"ye aktarılması sırasında olmuştur.


"Ben Hıristiyanım" diyen bir çok kişi dinlerini İncil"den öğrenmek yerine, kilisenin açıklamalarına göre dinlerini yaşamaktadırlar.

PARAKLİT"TEN KASIT NEDİR
Hani Meryemoğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları! Ben sizin için Allah"ın elçisiyim. Benden önceki Tevrat"ı doğrulamaktayım. Benden sonraki ismi övülen/öven (Ahmed) bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti.

61 Saff Suresi 6

Kuran, Hz. İsa"nın Peygamberimizi müjdelediğini söylemiştir. (İncil"de doğrudan bu ifadeyi bulamayanlar Kuran"ın kutsal kitaba bağlananların dinlerini gizlediklerini söyleyen ayetine de dayanarak Hıristiyanların bu ifadeleri içeren İncil ayetlerini yok ettiklerini düşünmüşlerdir. Bir kısım ayetler için bu mümkündür. Fakat araştırmalar sonucu bir kısım ifadelerin anlamı saptırılarak yanlış yorumlandığı, Kuran"ın belirttiği bu müjdeyi mevcut İncil"lerin aslında hâlâ içinde taşıdığı anlaşılmıştır. Kutsal kitapların incelenmesi de böylece Kuran"ın bir izahının daha doğruluğunu ispatlamaktadır.) Kuran övülmüş olan veya öven anlamlarına gelen "Ahmed" kelimesiyle Peygamberimizin müjdelendiğini belirtir. "Ahmed" kelimesi "Muhammed" kelimesiyle aynı kökten gelir. Bazıları "Ahmed" isminin Peygamberimizin özel ismi olduğunu düşünür. Bizce özel isim olarak "Ahmed" yerine, "Ahmed" kelimesinin ifade ettiği "öven, övülen" anlamlarını düşünmek daha doğrudur. çünkü Peygamberimizin ismi Kuran"da dört yerde geçer ve hepsinde "Muhammed" olarak geçer. (Bakınız 3Ali İmran Suresi 144, 33Ahzab Suresi 40, 47Muhammed Suresi 2, 49Fetih Suresi 29) Bu bizim görüşümüzdür, Ahmed isminin özel isim olarak kullanıldığını düşünsek de hiçbir şey değişmez. Her durumda "Ahmed" kelimesi "Muhammed" isminin anlamını vermektedir ve aynı köke "HMD" sahiptir.

Peygamberimize işaret eden ve Peygamberimizin ismiyle aynı anlamlara gelip "Ahmed" kelimesinin karşılığı olan kelimelerle, Peygamberimiz"in Yuhanna İncilinde nasıl müjdelendiğini inceleyelim. Hz. İsa"nın havarilerle yediği en son yemeğin sonunda, yakalanıp götürülmesinden önce, havarilerle yaptığı son görüşmeler bir tek Yuhanna İncil"inde geçmektedir. Diğer 3 İncil (Matta, Markos, Luka) bu olaydan hiç söz etmez. Hz. İsa"nın vasiyeti sayılabilecek sözler ettiği bu görüşmelerin diğer 3 İncil"de olmaması nasıl açıklanabilir? Acaba bu ifadeler diğer İnciller"den sonradan çıkarıldı mı? Yuhanna İncil"inde geçen ifadeler şöyledir:

15 Eğer beni seviyorsanız, emirlerimi gözetirsiniz.

16 Ben de Baba"ya yalvaracağım ve o size başka bir "Paraklit" gönderecektir.

İncil-Yuhanna-14, 15-16

Ama Baba"nın benim adımla göndereceği Paraklit, Kutsal Ruh size her şeyi öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlatacak

İncil Yuhanna 14, 26

7 Bununla beraber ben size gerçeği söylüyorum. Benim gitmem sizin için hayırlıdır. çünkü ben gitmezsem Paraklit size gelmez. Fakat gidersem onu size gönderirim.

8 Ve o geldiği zaman günah, doğruluk ve hüküm konusunda dünyayı suçlu olduğuna ikna edecektir.

İncil Yuhanna 16, 7-8

13 Ne var ki O, yani gerçeğin ruhu gelince, sizi tüm gerçeğe yöneltecek. çünkü kendiliğinden konuşmayacak, yalnız duyduklarını söyleyecek ve gelecek şeyleri size bildirecektir.

14 O beni övecek. çünkü benim olandan alıp, size bildirecek.

İncil Yunanna 16, 13-14

Paraklit"e ne anlamlar verildiğini birazdan inceleyeceğiz. Yuhanna İncil"inin de en eski nüshaları Eski Yunanca"dır. Hz. İsa"nın dili olan Aramice değildir. Her türlü tahrifat olasılığına karşın mevcut ifadelerden şunları anlıyoruz:

A Gelecek gerçeğin ruhu kendisinden konuşmayacaktır. (Yuhanna16, 13) Nitekim Peygamberimiz vahiy olan Kuran"a uyardı. Bunu Kuran şöyle açıklar:

3 O, hevadan konuşmaz

4 O yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.

53 Necm Suresi 3-4

B Gelecek olan, İsa"yı övecektir (Yuhanna 16, 14). Kuran"ın birçok ayeti Hz. İsa"yı över ve Peygamberliğini onaylar.

C Gelecek olan, Kutsal Ruh ile (Cebrail) bir arada anılır. (Yuhanna14, 26) Peygamberimize Kuran"ın vahyini Hz. Cebrail"in getirdiği Kuran"da geçer.

192 Bu, evrenlerin Efendisinin indirdiği vahiydir.

193 O"nu güvenilir ruh (Cebrail) indirdi.

194 Senin kalbine. Uyarıcılardan biri olman için.

195 Apaçık Arapça bir dille

196 Daha önceki kitaplarda da anılmıştır.

26 Şuara Suresi 192-196

D O, Hz. İsa ile aynı kaynaktan aldığını bildirecektir. (Yuhanna16, 14) Muhammed Peygamber"in söylediklerinin tüm kaynağı Allah"tır. Cebrail vasıtasıyla aynı diğer Peygamberler gibi vahiy almıştır.

E Size her şeyi öğretecek (Yuhanna14, 26). Peygamberimiz Kuran vasıtasıyla Allah"ın varlığından, ahiretten, güzel ahlâka kadar her konuda gerekli her şeyi öğretmiştir.

F Size söylediklerimi hatırlatır (Yuhanna14, 26). Hz. İsa ile Hz. Muhammed"in mesajı aynı gerçekleri içerir (Her ne kadar her dinin yobazı bozsa da!).

Hıristiyanlar Paraklit"ten kastın Cebrail olduğunu söylerler. Peki İncil"in diğer yerlerinde geçen Hz. Cebrail neden hiçbir yerde Paraklit olarak geçmemektedir de, gelecekte geleceği belirtilen şahıs söz konusu olunca Paraklit ifadesiyle Hz. Cebrail kastedilmektedir? Hz. İsa, Yuhanna 14, 16"da gelecek Paraklit"in kendisi gibi olduğunu söylemektedir. İnsan olan Hz. Muhammed mi, yoksa Cebrail mi Hz. İsa"ya benzer ve onun gibidir? Hz. İsa"dan sonra gelip de Hz. İsa"nın Peygamberliğini savunan, Allah"ın varlığından ahiretin varlığına kadar tüm temel noktaları insanlara öğreten, kendisinin bilgisinle değil, Allah"ın kitap olarak indirdiği vahiyle öğreten Peygamberimizden başka kim vardır?

Prof. Abdulahad Davud"a göre Paraklit kelimesinin Hz. İsa tarafından vazedilen Arami lisanındaki "Himda" ve "Hemida" kelimelerinin Eski Yunanca"ya tercüme edilmiş şekli olması kuvvetle muhtemeldir. (Bir önceki bölümde Eski Ahit"te bu kelimeyle Peygamberimize işaret edildiğini gördük.)

Yuhanna İncil"inde geçen Paraklit"in, Kutsal Ruh (Cebrail) diye açıklanmaya çalışılmasını eleştiren Prof. Dr. Maurice Bucaille, bu anlayışı reddederek Paraklit"in (Parakletos) Hz. İsa"dan sonra gelecek, Hz. İsa gibi bir Peygamber olduğunu Yunan dili etimolojisine dayanarak şöyle açıklar: "Burada öne sürülen insanlara bildirme işi hiçbir surette Kutsal Ruh"un (Cebrail"in) işlerinden olan bir ilhamdan ibaret değildir. Aksine kendisini belirleyen Yunanca kelimedeki yayma kavramı sebebiyle, onun açıkça maddi bir niteliği vardır. Şu halde Yunanca "˜Akouo" ve "˜Laleo" fiilleri bir takım maddi işleri ifade ederler ve bu fiiller ancak işitme ve konuşma organlarına sahip bir varlıkla ilgili olabilirler. Dolayısıyla bu fiilleri Kutsal Ruh"a (Cebrail"e) uygulamak mümkün değildir. öyleyse Yuhanna"nın Paraklit"inde, Hz. İsa gibi işitme ve konuşma melekesi olan bir insan görmek, mantığın götürdüğü bir sonuç sayılmalıdır. Yunanca metin bu melekeleri kesin olarak gerektirmektedir. Demek ki Hz. İsa kendisinden sonra Allah"ın yeryüzüne bir başka insan göndereceğini ve onun rolünün, bir cümleyle söylemek gerekirse Allah"ın kelamını işiten ve onun mesajını insanlara tebliğ eden bir Peygamberin rolü olacağını haber vermektedir. Şimdi elimizde mevcut metinde bulunan Kutsal Ruh kelimeleri tamamen kasıtlı olarak sonradan yazılmış bir ilaveden ileri gelmektedir. İlavenin gayesi Hz. İsa"dan sonra bir Peygamberin geleceğini haber veren bir parçanın ilk anlamını değiştirmektir. çünkü buna inanmak, Hz. İsa"nın son Peygamber olmasını isteyen gelişme halindeki Hıristiyan cemaatleriyle çelişki ortaya çıkarıyordu."

Prof. Abdulahad Davud, Paraklit kelimesinin anlamını etimolojik olarak şöyle anlatır: "Paraklit kelimesi "˜Periqlytos" kelimesinin bozulmuş şeklidir. "˜Periqlytos" gerek etimolojik, gerekse lugat anlamı itibariyle "˜şanı yüce, övülmeye layık olan" demektir. Bu hususla ilgili şahidim Alexandre"nin "Dictionnaire Grec Français" isimli eseri olup kelimeyi şöyle açıklar: Bu birleşik isim "˜Peri" ön eki ile övmek kökünden türeyen "˜kleotis" kelimesinden mürekkeptir. Bu kelime Arapça"da en meşhur, en çok öven, şanı en yüce olan "˜Ahmed" kelimesinin tam karşılığıdır. Burada halledilmesi gereken tek mesele Hz. İsa tarafından kullanılan bu ismin Arami dilindeki aslını bulmaktır."

O PEYGAMBER
20 Yahya"nın tanıklığı şöyle oldu, açıkça konuştu, inkâr etmedi: "Ben Mesih değilim" diye açıkça konuştu.

21 Onlar da kendisine: "öyleyse sen kimsin? Sen İlyas mısın?" diye sordular: O da "Değilim" dedi.

"Sen O Peygamber misin?"

Yahya: "Hayır" diye cevap verdi...

İncilYuhanna1, 20-21

Hz. Yahya"ya 3 soru sorulmaktadır ve O, bu 3 soruya da olumsuz cevap verir:

1 Sen Mesih misin? (İsa mısın?)

2 Sen İlyas mısın?

3 Sen O Peygamber misin?

Matta İncil"ine dayanıp, Yahya Peygamberin, İlyas Peygamber olacağını söyleyenler olmuştur. Buradaki ifade "O zaman öğrenciler İsa"nın kendilerine Vaftizci Yahya"dan söz ettiğini anladılar." şeklindedir. (Bakınız İncilMatta17, 13) Oysa Yuhanna"da geçen ifadede Yahya çok açık bir şekilde İlyas olmadığını söyler.

Yuhanna"da 3 ayrı Peygamberden bahsedilir. Bunlar 1İsa, 2 İlyas, 3 O Peygamber"dir. Yahya Peygamberin İsa Peygamberle aynı dönemde yaşadığı bilinmektedir. İncil"de, İsa Peygamber, İlyas"ın geldiğini ve insanların ona çok çileler çektirdiğini söyler (Bakınız İncilMatta 1712).

Peki o zaman "O Peygamber" kimdir? İnsanlar Tevrat"ın "“Tesniye 18/18deki ifadesinde belirtilen Peygamberi beklemektedirler (Bir önceki bölümde bu ifadeyi inceledik) Bu da göstermektedir ki "O Peygamber" Hz. İsa"dan farklı bir şahsiyettir. Peki TevratTesniye18/18de belirtildiği gibi Allah"tan aldığı sözleri insanlara duyuran, Hz. İsa"nın çıktığı dönemde hâlâ gelmemiş olan ve Hz. İsa"dan farklı olan Peygamber kimdir? Hz. Muhammed dışında Allah"tan aldığı Peygamberlik görevini yerine getirip tarihte önemli bir yer kazanmış ve Hz. İsa"dan sonra gelmiş ikinci bir insan gösterilemez.

YALANCI PEYGAMBER NASIL TANINIR?
15 Yalancı Peygamberlerden sakının. Onlar size koyun postu içinde yaklaşırlar, ama özde yırtıcı kurtlardır.

16 Onları yaşam ürünlerinden tanıyacaksınız. Hiç dikenlerden üzüm, devedikenlerinden incir toplanır mı?

17 Her iyi ağaç iyi ürün verir. çürük ağaç ise kötü ürün verir.

18 İyi ağaç kötü ürün vermediği gibi, çürük ağaç da iyi ürün vermez.

19 İyi ürün vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır.

20 Demek ki onları yaşam ürünlerinden tanıyacaksınız.

İncil-Matta-7 (15-20)

İncil"in hiçbir yerinde Hz. İsa"dan sonra Peygamber gelmeyeceği söylenmez. Buna karşın İncil"de Peygamberlik iddiasında olanları tanımada şu kriter verilir: "Verilen ürüne bak ve yalancı ile doğru söyleyeni ayırt et." Oysa Hz. İsa"dan sonra hiç Peygamber gelmeyecek olsaydı; Hz. İsa "Benden sonra Peygamber gelmeyecektir, benden sonra kim Peygamberlik iddia ederse o yalancıdır." diye çok kestirme bir şekilde bu soruyu cevaplayabilirdi. Hz. İsa"nın, yalancı ve doğru Peygamber"i ayırt etmede tavsiye ettiği yöntem, başlı başına Hz. İsa"dan sonra Peygamber geleceğine yeterli delildir. Hz. İsa"dan sonra Peygamber gelecek olması ise Hz. Muhammed"in Peygamberliğine Hıristiyanlar için yeterli delil olmalıdır. çünkü Hz. İsa"dan sonra gelip de Allah"a inanan, Allah"a güvenen, Allah"ı seven, putları terkeden toplulukların oluşması gibi harika bir ürün sadece ve sadece Peygamberimizle yollanan din sayesinde elde edilmiştir.

Tüm bu açık gerçeklere ve Tevrat"taki, İncil"deki işaretlere rağmen Tevrat"ın ve İncil"in onayladığını hahamlar, papazlar örtbas etmek için, saptırmak için yarışırlar. İncil"de ne adı geçen, ne kendisine işaret olan Katolik, Ortodoks mezhepleri, Roma"daki Papa ve başpiskopoz beyefendilerin (!) görüşleri ne yazık ki Hıristiyan halkın büyük bir bölümü için Tevrat ve İncil"in görüşlerinden daha önemlidir.

ORTAK NOKTALARDA BULUŞMAK
Ne Tevrat"ın, ne de İncil"in şu anda elimizde olan nüshalarında üçleme inancına dair hiçbir şey yoktur. Elimizdeki İncil"den bile teslis inancını çıkartmak tamamen bir zorlama ve saptırmadır. Fakat kilisenin din hakkındaki yorumu, İncil"in o kadar önüne geçmiştir ki kilisenin resmi açıklamaları üçlemeyi Hıristiyanlığın en önemli gerçeği olarak sunmaktadır. Eğer üçleme inancı bu kadar önemli olsaydı, İncil"de bu konuda yüzlerce açıklama olması gerekmez miydi? Oysa bir tane bile yoktur! Aynı şekilde Hıristiyanlar Tevrat"ı kabul eder. Neden Tevrat"ta üçlemeye işaret yok? Tevrat"ı çekiştirseniz bile bunu gösteremezsiniz! Neden Kutsal Ruh (Cebrail) Eski Ahit"te üç tanenin biri olarak gösterilmiyor? Neden gelecekte insan suretinde Tanrı"nın bir oğlu veya Tanrı"nın yansıması gelecek diye bir izah Tevrat"ta yok? Size göre çok çok önemli olan bu nokta nasıl Eski Ahit"te olmaz? Siz Eski Ahit"in Tanrı"nın vahyi olduğunu savunmuyor musunuz?

İncil"in şu andaki halinde geçen babaoğul meselesi de yine kilisenin yorumu sonucu bu şekilde anlaşılmıştır. çünkü şu anki İncil"lerde, Allah tüm insanların da babası olarak tanıtılır, tüm inananlar da onun çocukları olarak tanıtılır. Yani şu andaki İncil"leri okuyan tarafsız biri, İncil"deki "baba" kelimesinin tüm insanların babası olarak kullanılan bir mecaz, "oğul" kelimesini ise tüm insanlar için kullanılan bir mecaz olduğunu algılar.

Siz göklerde olan Babanızın oğulları olasınız.

İncil Matta 5, 45

Tahminimizce Hz. İsa"nın Aramice"de tüm insanların Allah"ı, Tanrı"sı, Efendisi tarzında Allah için kullandığı bir deyim Eski Yunanca "Baba" olarak çevrilmiş, "sevgili kul" anlamına gelen bir deyim ise "oğul" olarak çevrilmiştir. Bu çevirinin kaynağı ise hiç şüphesiz bu zihniyeti yerleştirmeye çalışan din adamlarıdır. Aramice İncil elimizde olmadığı için tahminimizi ispatlayamıyoruz. Fakat mevcut İncil"de bu kelimelerin kullanılış tarzı bizi desteklemektedir. Sami dillerinden baba olarak tercüme edilen "abb" kelimesi, "sebep olan kimse" anlamlarına da gelir. Belki de orijinal dildeki bu anlam tercümeler yapılırken yapılan yanlışın sebeplerinden biridir. (Bir iddiaya göre İncil"i ilk olarak Sami dilinden GrekLatin diline çevirenler, Allah için kullanılan "AlALBAR" diye seslendirilen "Aklın Kaynağı, üst Akıl" anlamındaki sözü "Ab, Abra, Abba" sözüne benzetip baba, ata anlamına gelen "Pap, Papa" diye çevirmişlerdir.) Biz bu yanlışın kasıtlı bir şekilde Hıristiyan din adamlarınca yapıldığı kanaatindeyiz. İznik konsülünde kendilerine karşı olan her fikri susturan Hıristiyan dini otorite, o tarihten sonra yanlış bir babaoğul anlayışının yerleşmesini iyice sağlamıştır. Konunun önemine binaen kitabımızın çerçevesinin dışına taştık, konuyu son olarak iki Kuran ayetiyle noktalıyoruz:

Allah"ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih"i efendiler edindiler. Halbuki hepsi de tek Tanrı"ya kulluk etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O"ndan başka tanrı yoktur. O bunların ortak koştukları şeylerden yücedir.

9 Tevbe Suresi 31

Kutsal kitabın bağlılarıyla, zalim olanları hariç, en güzel olan bir tarzın dışında bir yöntemle mücadele etmeyin. Ve deyin ki: "Bize indirilene de, size indirilene de inandık. Tanrı"mız ve Tanrı"nız aynıdır. Biz sadece O"na teslim olduk."

29 Ankebut Suresi 46


Hristiyanlık ile ilgili bu madde bir taslaktır. İçeriğini geliştirerek "ye katkıda bulunabilirsiniz.
Din ile ilgili bu madde bir taslaktır. İçeriğini geliştirerek "ye katkıda bulunabilirsiniz

http://www.mucizeler.com/bolumler/65_incilden_isaretler.htm
******************
Paraklit ,"""Paraklit""" veya"""Faraklit""" ( Yunanca: ""Parakletos""), Hristiyanlık"taki Kutsal Ruh"un, Kitab-ı Mukaddes"in bazı Yunanca tefsirlerinde bazı bölümlerde kullanılan adı. Bununla beraber güncel tefsirlerde Kutsal Ruh ve Gerçeğin Ruhu tabirleri kullanılır. Bazı İslam"i görüşlere göre Paraklit ismi ile İslam peygamberi Muhammed kastedilmektedir.

Paraklit sözcüğü Yuhanna İncili"nin 14:16, 14:26, 15:26 ve 16:7"inci ayetleri ile Yuhanna"nın Birinci Mektubu"nun 2:1 no"lu ayetinde Kutsal Ruh"u anlatmak üzere kullanılmıştır. Sözcük Yeni Antlaşma"nın bazı İngilizce çevirilerinde ""Tesellici"" (Comforter) ya da ""Yardımcı/Tavsiyeci""(Advocate) olarak çevrilmiştir. Sözcük antik Yunanca"da mahkemede yardım eden kişi anlamında da kullanılmıştır. Kumran Yazıtları ya da Ölü Deniz Tomarları olarak bilinen metinlerde sözcük ""Gerçeğin Ruhu"" olarak geçer.

Hristiyan inancında Kutsal Ruh Tanrı"nın üç unsurundan birini tanımlamak için kullanılır.

== İslam"da Paraklit ==
Yunanca Parakletos kelimesi en basit anlamıyla "Yardımcı" anlamına gelmektedir. Yine Yunanca bir kelime olan Periklutos ise "övülmüş" (praised one) anlamına gelmektedir. İslam peygamberi Muhammed"in isimlerinden biri olan Ahmed de "övülmüş" anlamına gelmektedir. Bu nedenle bazı İslam alimlerince Parakletos sözcüğünün Periklutos ile aynı sözcük olduğu ve ""Ahmed"" ile anlam olarak örtüştüğü iddia edilir. Saff Sûresi"nin 6. ayeti şu şekildedir:

:""""Bir vakit de Meryemin oğlu İsâ şöyle dedi: "Ey İsrailoğulları! Ben size Allah"ın Resulüyüm, önümdeki Tevratın musaddıkı ve benden sonra gelecek bir Resulün müjdecisi olarak geldim ki onun ismi Ahmed"dir". Sonra o onlara beyyinelerle gelince "bu apaçık bir sihir" dediler.""" ( Saff, 6) ( Elmalılı Hamdi Yazır tefsiri).

Kuran"a göre Muhammed"in gelişi Tevrat ve İncillerde müjdelenmiştir. Ancak Yahudi ve Hristiyan dini metinleri tahrif edilmiştir. Bununla birlikte Yeni Ahit"in İslam"ın gelişinden önceki tefsirlerinde de sözcük ""Periklutos"" olarak değil, ""Parakletos"" olarak kullanılmıştır.

==Kaynakça==
[http://www.bibleserver.com/index.php Kitab-ı Mukaddes]

[http://en.wikipedia.org/wiki/Paraclete İngilizce Vikipedi - ""Paraclete""]

[http://www.answering-islam.de/Main/Index//P/paraclete_and_periklutos.html İslam"a cevaplar] {{ing}}
 
KAYNAK:
http://www.turkcebilgi.com/islemler/yazdir/?Baslik=Paraklit&BilgiNo=143431

Kutsal metinlerde BALIK
Hz. Hızır, Kehf Suresi Ve İstanbul.
http://www.benimblog.com/ahmetdursun/page5/&thisy=&thism=&thisd

KİTAB-I MUKADDES’TE MUHAMMED VE AHMED KELİMELERİ
http://abdullahpalazoglu.blogcu.com/kitab-i-mukaddes-te-muhammed/13863923

Kuran'dan önceki kitaplarda Muhammed'in adının geçtiğinin kanıtlanamaması
www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7557.0

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.413
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
"ATATÜRK"Ü ELEŞTİRMEK MİLLİ REFLEKSİ KIRMAKTIR..."
« Yanıtla #11 : Aralık 19, 2009, 01:02:35 ÖS »
Reha Muhtar"ın gözü yeni mi açıldı acaba merak ettim.
Son güncelleme 18 Aralık 2009 diyor.
Belki de ben yazıyı yeni görüyor olabilirim.
Her neyse bakalım Reha Muhtar neler söylemiş?
A.Dursun

Davranışçı Yaklaşım ve öğrenme süreci..
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=5218.0
----------

"ATATÜRK"Ü ELEŞTİRMEK MİLLİ REFLEKSİ KIRMAKTIR..."

Can Dündar"ın belgeseli Atatürk"ün kişiliğine ve onun kişiliğinde var olmuş Türk milletine karşı girişilen en kapsamlı psikolojik saldırı örneğidir. Bu nedenle belgeselin yarattığı asıl tahribatın da bu psikolojik cepheden geleceğini görmemiz gerekiyor. Ama nasıl?

Can"ın psikoloji referansı Vamık Volkan adlı bir psikiyatrist.

Nitekim Can Dündar, Hürriyet"ten Ayşe Arman"a verdiği röportajda Vamık Volkan"dan etkilendiğini itiraf ediyor.

İtiraf ettiği etkilenmenin kaynağı bir kitap.

Adı: "˜Ölümsüz Atatürk"

Kitap 1984"te ABD"de "˜Immortal Atatürk" adıyla yayınlanıyor.

On yıl sonra Türkiye"de yayınlanıyor ve yasaklanıyor.

Fakat 1998"de serbestçe satılmaya başlanıyor.

Kitabın temel tezi Atatürk"ün ne kadar sıradan bir insan olduğunu göstermek.

Yani tıpkı Can gibi Atatürk"ün "˜insani" yanlarını vurgulamak. Ve onun "˜büyüklüğünü" böyle göstermek!

"PAVLOV"UN KÖPEKLERİ VE MİLLİ REFLEKSİN KIRILMASI"

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü Profesörü Mehmet Kerem Doksat şöyle açıklıyor:

Bilirsiniz, ünlü Rus fizyolog Pavlov, köpeklerine et verirken bir yandan zil çalınca ve bunu defalarca yapınca, bir süre sonra eti görmeden de zil sesini işitince hayvanın salyası akmaya başlar. Bu, şartlı reflekstir: Hayvanın tabiatında olmayan bir uyaran (zil sesi), onu tabiatında olan eti görmüş gibi heyecanlandırmaktadır.

Tamamı...
http://www.gecce.com/yazarlar/reha-muhtar/mustafa-filmi-psikolojik-saldiri-mi-7550.html
****************
Sevgili Mekâncılar,

Önce (http://www.keremdoksat.com/2008/12/27/evet-benimle-yapilan-bir-roportaj-var/) yazımı tekrar bir okumanızı istirham ediyorum.

Aşağıda ise buna eklemlenmiş, yâni memetik mutasyona (memetic mutation, yâni kültürel genlerin değişmesi) uğramış iki metin var; aynen aktarıyorum (ikincisinde E. Torakan isimli kişi eklemelerini belirtmiş)"¦

Benim asla psikiyatrist demediğimi, psikiyatr kelimesini kullandığımı da hatırlatmak isterim.

*PAVLOV"UN KÖPEKLERI VE REFLEKS KIRILMASI"*
PROF. DR. KEREM DOKSAT PSİKİYATRİST

http://www.keremdoksat.com/2009/06/06/benim-yazmadigim-ama-benden-alinan-ilhamla-dalga-dalga-internette-yayilan-iki-mesaj-1/

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.413
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ön-Türkleri yoketmeye çalışan...
« Yanıtla #12 : Temmuz 21, 2010, 09:35:25 ÖS »
Sayın Okurlarım
Aydınlık"ın geçen sayısında çıkan ve benimle alay ederek Ön-Türkleri yoketmeye çalışan ve yazısına imza koymamış olan kişiye cevabımı okuyacaksınız. Ayni cevap bu haftaki Aydınlık"ta da yayınlanmıştır.
saygılar
Halûk Tarcan
***************

Güzel Türkçemiz bölümünde,
Zaman ve mekândan münezzeh edilmiş sözcükler gailesi yâni, zaman ve mekânla ilişkisi yok edilmiş sözcükler gailesi diye başlayan  ve İstanbul"un ismi, İstanbul tarihi dışında açıklanamaz başlıklı  mizahî ve eleştirel yazıyla devam etmiş olarak yayınlanmış olmasından büyük mutluluk duydum, nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum?!
Cevaplarımın KAN, IRK VE KAFATSÇILIKLA İLGİSİ YOKTUR, sadece Ön-Türk  kültürünü arar bulur, çıkarır, açıklar ve yayar.

Adını ve soyadını ve bilimsel unvanını saklamış olan sn.araştırmacı"ya minnetlerimi sunmak isterim, bu yazı sâyesinde
1-Türk tarihi doğduğu yerde ve doğduğu dilde araştırılmalıdır prensibinin dışında oldukları,
"¢   İslâmiyet öncesi Türk tarihini araştırmadıkları,
"¢   Anadolu"da özellikle İ.Ö.3000"den aşağıya inemedikleri, sonuç olarak
2-BATI MERKEZLİ TÜRK TARİHİNİ, herhangi bir bilimsel şüpheye bile  başvurmadan kabullendikleri ortadadır..
3- Araştırmalar için temel olan  41 Türkçe ya da Türkçe lehçelerinden Anadolu Türkçesi ve Osmanlıca dışındaki  39 Orta Asya Türkçesinden en az üçünü, anadili seviyesine yakın olarak bilmek
4- Bu tarihin bizi,  Batı"nın hareket noktası olarak kabul ettiği 1071"i esas alarak SEVR yolunu açmış olduğuna dikkat edilmediği gibi,
 5- Hint-Avrupa dilleri teorisinin iflâs etmiş olduğu bilinmemektedir"¦Bu gerçek,
"¢   CNRS"in 2000 yılı eylûl ayı 386 no.lu bülteninin 8"nci sahifesinde yayımlanmıştır :
"¢   Kuramsal Hint Avrupa dilinin iflâs nedenlerinin en başında, bu dillerdeki İMEK/ OLMAK fiilinin Ön-Türkçe olduğunun ortaya çıkmış olmasıdır.(*)
6-""¦Bütün uygarlıkları biz kurmadık, bütün dillerin kökeninde biz yok"uz"¦" denildiğinde de, bunu ön fikirle kabul etmek ve savunmak yerine, önce bunun böyle olduğunu ispat etmek gerekir ki bu da araştırmacıyı,
"¢   Aksi kanıya yâni, Evrensel uygarlıkların köken kültürüne inmek,  bunun için de ,
"¢   Batının zaferi olan, bizde yaratmış oldukları "Avrupa aşağılık duygusu"na ve BATI MERKEZLİ TARİH"E belgelere dayanarak karşı çıkmaya yöneltir.

Esas konuya geçmeden önce bir  gerçeği  açığa çıkarmak isterim:
1-   Aziz dostum Ünal Mutlu ile ben Halûk Tarcan, ve dolayısıyla Kâzım Mirşan"ı aynı kefeye koyarak Ön-Türk gerçeğini baltalamak yoluna girilmiştir.
2-   Kâzım Mirşan"ı bilmem kaçıncı defa yeniden tanıtmak isterim; onun geniş dil bilgisi, Türkologların kısıtlı çerçevede ve bu nedenle de  yanılgılar içinde kaldıklarının  derin ve geniş bir delilidir.
    Çok kısa olarak, 39 Türkçeden 7"sine, anadil seviyesinde sahip olduğu
gibi, yazılı ve sözlü Orta Asya edebiyatını, Orta Asya etnolojisini bildiği gibi araştırmalarını Çince, Rusça, Sanskritçe, Grekçe ve Lâtince"de genişletebilmektedir; yabancı esas dili Almancadır.

Bana gelince, çok özür dilerim, dünyanın tanınmış bilimsel ulusal araştırma merkezinden kısacası (CNRS) gelen bir bilimsel araştırmacı olarak sadece, belgelerle ispat edilecek sonuçları veririm; kulak yakıştırması gibi gülünç ve dipsiz maceralara hiçbir zaman girmedim.

Yazının sol kolonundaki soruları cevaplandırarak, makalesine imzasını koymayan sayın araştırmacının yanılgılar içinde olduğunu ortaya koyacağım:
1-Soru :İstanbul 1453"ten önce; Türkçe konuşan halkların kenti oldu mu?
Cevap :KOCAMAN, geniş ve derin bir EVET..1453 İstanbul"un fethi değil, istirdatı yâni, geri alınış tarihidir.
"¢   Herodot"tan 48 yıl önce doğmuş ve İ.Ö.530"da TÜRÜK BÏL tarihini taşa vurdurtmuş olan asker ve tarihçi Ön(g)re Bin(g)abaşı, bu tarihin "Tutuq baş seferi" başlıklı 15. bölümünde şu açıklamayı vermiştir :
...ÏYİME, OY-URUM ATIN OY-OĞI(da) .. diye başlayan bölüm 10 satır sürmektedir. Yer darlığı nedeniyle Kâzım Mirşan"dan özet olarak veriyorum..
İstanbul"da kurulmuş olan OY-URUM ATIN"ın, yani BAYINDIR TANINAN ÜLKE demek olan devletin başkentinin yani, İstanbul"un ilk adı OY-OĞ"dur.
"¢   OY-OĞ tahtına İ.Ö.516"da ÜRÜN BEĞ oturmuştur. Bu yazıt taş Moğolistan"da, Şine-Usu yöresinde Finliler tarafından 1909"da bulunmuş, Ramstedt tarafından 1919"da yayımlanmıştır.
Asya Türkçeleri bilinmediği için bu taş, Türkologlarımız tarafından okunamamış ve bu bilgi tarih kitaplarımıza girememiştir.
"¢   Ön-Türklerin İstanbul"da İ.Ö 1980"lerde Erenköy"e yerleşmiş oldukları ERENKÖY yazıtıyla ortaya konmuştur
"¢   Fikirtepe ve Yarımburgaz kazılarındaki toprak kaplarda bulunan - Ön-Türkçe ile yazılmış - Oz ve OQ damgalarının tarihi, Prof A. Alpay"ın İstanbul  Arkeoloji Müzesi kitabında İ.Ö 6.000 diye verilmiştir"¦Şimdilik burada duruyorum.
"¢   İstanbul"da, yaklaşık İ.S. 8. y.y.a kadar Ortodoks âyinlerinin Ön-Türkçe yapıldığı, İstanbul Ayasofya ve Kariye camii ve Trabzon Ayasofya yazıtlarının  Pre- Grekçe değil, Ön-Türkçe okunmuş olmasıyla açığa çıkmıştır.
"¢   Karaman Rumları bu gerçeğin yaşayan tanıklarıdırlar, Ortodoks"turlar, âyinleri Türkçedir yazıları Grekçedir. Ön-Türk kökenlerini- farkında olmadan-korumuşlardır.

2- Soru :Hitit öncesi Hattiler Ön-Türk mü idi?.. Türkçe mi konuşuyorlardı?
Cevap: Önce, Ön-Türklerin Doğu Anadolu"ya İ.Ö.13.binlerde geldiği Prof. A. Erzen"in Urartular ve Doğu Anadolu kitabında geniş bir şekilde açıklanmış
"¢   Tespit edilmiş olan kayaüstü ve mağara içi yazıtların İ.Ö.13.binden bin yılına kadar yelpazelenerek yayıldığı gösterilmiş ve bu yazıtlar Kâzım Mirşan tarafından ÖnTürkçe okunmuştur
"¢   Tarihi J. Melleart tarafından 6500 olarak saptanan Çatal Höyük"te ana tanrıçanın vücudunu kaplayan yazılar Ön-Türkçe olarak okunmuştur.
"¢   Tarihi Ege Üniversitesince İ.Ö.6.000 olarak saptanan Ödemiş Soğuksu Kanyonu"ndaki damgalar Ön-Türkçedir..
"¢   Antalya Beldibi mağarasındaki damgalar, Side /Apollon anıtı ve Hamam yazıtları ve paralardaki yazıtlar Ön-Türkçe olarak okunmuştur.

3-Sıra HATTİ ÜLKESİ adına gelmiştir: Sesli harfle başlayan Ön-Türkçe sözcükler Orta Doğu"ya indiklerinde başlarına (H) alır, ALAY"ın HALAY olduğu gibi..HATTİ ise ATTİ olacaktır., ATTİ; AT-ATA demektir, Hatti Ülkesi AT-ATA ÜLKESİ anlamını verir.Bu konudaki açıklamalarım 1B kitabımın 474/478. sahifelerinde okunabilir(**).

4- Prof. E. Akurgal Anadolu Kültür tarihinde Hititleri QURGAN halkı diye tanımlar
Qurgan , Ön-Türkçe OQ-URUQUN yani OQ(halkı) mezarı demektir"¦ Bu da gösteriyor ki Hititlerin köken kültüründe Ön-Türk kültürü vardır.
Akurgal, Almancada Hitit sözcüklerini bulmuş ve Hititleri, Almanların ATA"sı ilân etmişti. Asya Türkçelerini bilmediği için Hititçe kelimlerin kökeninde Ön-Türkçe olduğunu bilmemektedir: Kral adı MU-VA-TAL-Lİ diye Batı dillerine göre hecelere bölünen bu ad OM-UV-AT-AL-Lİ olacaktır. Çok sayıda anlamlı olan hecelerden yâni, damgalardan oluşan bu sözcük bu damgalardan çıkan anlama göre, "Saygın"lığa  lâyık olup, Tanrı ruhuna sahip ülke halkı" demek olabilir ; bunu, Ön-Türkçe bilmediğimden  OLASI  çevresinde ve BÜYÜK İHTİYATLA veriyorum ; fakat sanırım, Hitit tarihinin, Ön-Türkçeye başvurularak yeniden yazılması doğru olacaktır.

4: Soru :Hattiler Türkçe mi konuşuyorlardı?
Cevap : Yukarıda verdiğimiz kısa açıklamalar Anadolu Dip kültüründe Ön-Türkçenin bulunduğunu ortaya koyduklarına göre bu tür bir soru var olmamalıdır.

3-   İstanbul"u Hattiler mi kurdu, adı Hatti tanrısı olan İSTANA"dan mı geliyordu?
Cevap:
BATI MERKELİ TARİH"i kabul eden, Anadolu Türkçesiyle araştırma yapan,
"¢   Türklerin Anadoluya 1071"de geldiklerini kabul edip
"¢   Anadolu tarihinde İ.Ö 2.000"lerdê  takılıp kalındığı için gerçekler tersine çevrilmişdir:  Hattice"de İSTANA, Ön-Türkçedeki ASTANA"dan doğmuş, Hattice"den Hititçe"ye Güneş tanrısı adı diye geçmiştir.
"¢   İstanbul"u, Hattiler kurdu diye bir fikir bizim değildir.. İstanbul"u Ön-Türklerin  kurduğunu yukarıda Şİne-Usu yazıtında gördük.

4-   Soru: Astan sözcüğü ile İstanbul arasında  Türkçe balık (kent) sözcüğü ile Yunanca Polis arasında bağlantlar kurarak İstanbul adını Türkçeleştirmek olanaklı görülmüyor.
"¢    Cevap: Orta Asya"daki BİŞ BALIQ(balıK değil) ya da BİŞ BOLIQ adlarını biz uydurmadık, Mevcutturlar.
"¢   İ.Ö.1517, bir önceki Bir-OY Bïl"in yeniden yapılanmasıyla ortaya çıkan AT-OY Bil"˜in , At-UYUĞUN ÖGİZ yani, Dinyeper nehri üzerindeki başkentinin adı, AT-OĞI BOLIQ"tır.
"¢   AT-OĞ, hânedan BOLIQ ; "site" demektir"¦.Herhalde İ.Ö.1517"de Yunanca mevcut değildi, değil mi?
"¢   İ.Ö.700"de tarihe ayak basan Yunancadan zamanı geriye götürerek İ.Ö.1517"de Türkçeye geçtiği düşünülemez, değil mi?
"¢   Sayın yazarın espri yapmasına yol açan  Astana  gibi kelimelerin Ön-Türkçe olduğuna Mirşan şu yoğun çalışmayla karar verir:
a-Önce tek kelimeyi üç ayrı Türkçede arar, sonra
b-bu kelimeyi üç ayrı Türkçe cümlede arar, ancak bundan sonra bu sözcüğün Ön-Türkçe olduğuna karar verir.  Sayın yazar espri yerine Mirşan"ı, bilgisini toplayıp bilimsel verilerle çürütmeliydi.

 Sn. araştırmacıya göre, ASTAN -BOLIQ tarafımızdan kulak benzerliğiyle uydurulmuştur, ona göre, fevkâlade bilimsel olan muhteşem gramerci Nikeferos"un EİS-TiN POLİN"in iddiası doğrudur. Alman gramercilerin alay ettiği bu ad, üniversitelerde bilim olarak okutulmakta ve emperyalist Batı"da ellerini zevkle oğuşturmaktadır..

Resimdeki Arezzo Kimeras diye tanıtılan ve yılankavi yollarla Yunan"a bağlanan bu kavram, Pegas"ın, Sümer  ve Babil"de var olduğuna göre(***)  gerçeğin ortaya çıkması için önce Mezopotamya"ya bakmak gereklidir, hattâ Orta Asya"ya kadar gidilebilir"¦

Gelelim pembe sahifedeki "incilere".
"¢   Sn. araştırmacı Etrüskçe için Orta Asya kaynaklarına değil, BATI MERKEZLİ TÜRK TARİHİNE alıştığı için BARON CARRA DE VAUX"a başvurmuştur. Ve ondan naklen AUGUR; OGUR UĞUR  sözcüklerini alıp
"¢    " ilginç olan OGUR sözcüğünün aynı sesle ve anlamla Etrüskçede de bulunmasıdır (????)demiştir.
"¢   Orta Asya Türkçelerini bilmiş olsaydı, bu sözcüğün Etrüskçeden Batıya geçmiş olduğunu görecekti"¦Sanırım sözcüğün aslı da OĞ-UR"dur.
 Sn.araştırmacıya tekrar tekrar teşekkür ederim, onun sâyesinde en az 1970"denberi kanayan bir yarayı deşmiş olmaktayız.
Eğer 1970"lerde, Etrüsklerin Türk olduğu anlaşılabilseydi, şimdi tarih ve kültürümüz emperyalistlerin elinde hallaç pamuğu gibi atılmayacaktı"¦ Türkiyeli, mozayik safsatalarıyla emperyalistler, kısacası Batı, Türkleri haritadan silmek için geleneksel etniler  politikasını uygulayamayacaktı.
Halûk Tarcan ( bilimsel Araştırmacı, CNRS- Paris)

(*)Bu durumu öğrencim Levent Alaybeoğlu ile Stanford üniversitesine, Prof.Cavalli Sforza"ya, Kembriç"e, Sir Renrew"a göndermiştim.
 (**) Evrensel Uygarlıkların Köken Kültürü Ön-Türk Uygarlığı 1B.
 (***) Who"s Who de la Mythologie Grant/Hazel , Seghers Paris.

 


Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 21.413
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Tarihte KARTAL
« Yanıtla #13 : Ocak 18, 2011, 12:48:46 ÖS »
Bir üyemiz, Kartal konulu yazılarımızı topluca nasıl göreceğimizi öğrenmek istemiş.
Ben de içeriklerinde, konuyla ilgili olduğunu düşündüğüm küçük bir derleme yaptım.

Umarım ki işine yarayacaktır.

EY OSMANLI GERİ GEL!
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4574.msg8084#msg8084
----------
Çift/tek başlı Kartal Türklerde ne anlama gelir?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2390.msg6357#msg6357
--------
Kabzaların iç yüzlerinde çift başlı kartal figürü basılmıştır.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=6048.msg10390#msg10390
---------
Selçuklularının devlet simgesine dönüştürülen çift başlı kartal, bu çok asırlık geleneğin zirvesi...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3018.msg5165#msg5165
--------
Yunanistan"ın sağladığı Bizans sembolü olan çift başlı kartal amblemi taşıyan özel bir uçakla
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=8524.msg15115#msg15115
---------
HEPAR"a Parti sembolünüz neden KARTAL demiştim
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=10735.msg21567#msg21567
----------
Anadolu Kartalları
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=11557.msg20633#msg20633
---------
Çift başlı kartal Türklerde yaygın olarak Beyşehir"de...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3119.msg5353#msg5353
--------
Ninurta ve İlahi Kartal sembolü Dokuzuncu Tabletin Özeti İnsanlık çoğalır
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=11757.msg21152#msg21152
----------
Sarı taban üzerinde, kara, çift başlı kartal, ilkut(devlet) boyası ise "tuğla kızı...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3839.msg6594#msg6594
---------
Kartal: Şamanizm"in ve Mayalar"ın temel sembollerinden
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4655.msg8141#msg8141
---------
Yakutlar da aynı inancı paylaşır. Ama Kartal"a Üstün Varlık, Ayıg (Yaratıcı) veya Ayıg Toyon...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=6844.msg11789#msg11789
----------
Bartholomeos dinsel töreni, üzerinde çift başlı Doğu Roma kartalı bulunan altın kaplamalı ...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=997.msg1355#msg1355
----------
Roma ordu sisteminde "lejyon" adını aldılar ve kartal motifiyle sembolize edildiler.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2927.msg8663#msg8663
---------
Çift/tek başlı Kartal Türklerde ne anlama gelir?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4123.msg16438#msg16438

 

Son İletiler/Konular

BM bir Formül ile uğraşıyor fakat bu zaman diliminden sonra çözümü çok zor... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Dün, 07:41:33 ÖS]


Bakara 174. Ayet Ve Allah ın Uyarısı. Gönderen: halukgta
[Dün, 04:03:39 ÖS]


Senaryonun Almanya ayağı, kokuyor... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Dün, 03:03:51 ÖS]


Çocuk üzerinde savaş için psikolojik reklam... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Ekim 30, 2014, 11:52:11 ÖS]


Doğal olan nedir? Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Ekim 30, 2014, 09:38:05 ÖS]


İlk yasal terörist peşmerge grubu Kobani’ye ulaştı Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Ekim 30, 2014, 08:20:47 ÖS]


Ynt: Adı resmen Amerikan ............... nin bulunduğu 'saray' Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Ekim 30, 2014, 08:00:10 ÖS]


Ynt: Adı resmen Amerikan ............... nin bulunduğu 'saray' Gönderen: Kemal Denizer
[Ekim 30, 2014, 05:31:28 ÖS]


Adı resmen Amerikan ............... nin bulunduğu 'saray' Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Ekim 30, 2014, 01:51:22 ÖS]


CUMHURİYET UTANCI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 29, 2014, 12:21:13 ÖÖ]


Bugün en büyük bayramdır. Kutlu olsun... Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 29, 2014, 12:20:08 ÖÖ]


Candan, İLK EŞİNDEN OLAN OĞLUNU DA ERDEMİR’E İŞE SOKMUŞ... Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 28, 2014, 11:20:15 ÖS]


Kdz. Ereğli’ye Hoş geldin İslamofaşizm... Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 28, 2014, 12:22:07 ÖÖ]


Bu robotlar İslam’ı öğrenirse dünyanın yandığı gün demektir...! Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 27, 2014, 06:10:10 ÖS]


Kdz. Ereğli eski başkanı Sayın Posbıyık'a...! Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 27, 2014, 03:27:37 ÖS]


İmam Hatip Lisesi'nin inşaatı tüm engellemelere rağmen son sürat devam ediyor. Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 27, 2014, 02:57:10 ÖS]


O gün Ankara'da hava puslu ve yağışlı idi... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Ekim 27, 2014, 11:17:11 ÖÖ]


Aksiyon setinde dram; 13’ü çocuk... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Ekim 27, 2014, 11:02:51 ÖÖ]


Ynt: DEDESİNİN KEMİKLERİNi SIZLATTI Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 27, 2014, 01:12:50 ÖÖ]


Yasal Teröristler olan Peşmergenin intikali yarına kaldı... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Ekim 26, 2014, 05:51:19 ÖS]


Diktatörün yönettiği Türkiye'nin Ortadoğu rüyası Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Ekim 26, 2014, 03:44:48 ÖS]


TÜRK MODELİ’NİN TEMELLERİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 26, 2014, 03:34:01 ÖS]


Kuzey Kutbunda Rusya ABD ile Büyük Petrol Rezervi Buldu ama Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 26, 2014, 02:13:44 ÖS]


Setteki senaryo gereği Peşmergeler bu gün sahnede Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Ekim 26, 2014, 12:51:20 ÖS]


Eski bir diplomatın sesi Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Ekim 26, 2014, 10:50:47 ÖÖ]


DEDESİNİN KEMİKLERİNi SIZLATTI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 26, 2014, 12:21:35 ÖÖ]


Röportaj: "Gündelik politikalar üretiyor" Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Ekim 25, 2014, 09:30:47 ÖÖ]


Cihat kadınlara neden cazip geliyor? Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Ekim 24, 2014, 07:46:21 ÖS]


DÜNYA SAVAŞINI KİM ÖNLEYEBİLİR? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 24, 2014, 02:20:44 ÖS]


IŞİD setinde bulunan figüran Militanı Ölmüş… Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Ekim 24, 2014, 01:00:00 ÖS]


İsrail'den Türkiye'ye terör suçlaması var... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Ekim 22, 2014, 08:28:44 ÖS]


PKK VE BDP TABANI BUNLARI BİLMİYOR Gönderen: Mehmet Akkaya
[Ekim 22, 2014, 06:54:39 ÖS]


Ynt: TEŞEKKÜRLER DELİKANLILAR Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 22, 2014, 03:13:27 ÖS]


TEŞEKKÜRLER DELİKANLILAR Gönderen: yoruk
[Ekim 22, 2014, 07:42:26 ÖÖ]


ÇİN ve RUSYA KATILACAK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 22, 2014, 05:08:39 ÖÖ]


Soygunun yeni şekli, 10 yılda bir kimlik parası 18 TL. Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 21, 2014, 03:46:05 ÖS]


ANLAMAK SEVGİLİM Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 21, 2014, 02:29:54 ÖS]


Ynt: ULUSAL ÇÜRÜMÜŞLÜK ÖLÇÜTÜ Gönderen: Talat Alp
[Ekim 21, 2014, 01:10:11 ÖS]


Kur'an a Bakış Açımızda ki Yanlışlıklar. Gönderen: halukgta
[Ekim 21, 2014, 10:29:20 ÖÖ]


KMÜ’DE BOYNUİNCELİ YÖRÜKLERİNİN DİLİ ARAŞTIRILDI Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 21, 2014, 02:46:45 ÖÖ]


Kedi veya çiğ etten geçen parazit sizi yönetiyor mu? Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 21, 2014, 01:42:42 ÖÖ]


Ynt: Bizans kuşatılırken melekler dişimi yoksa erkekmiydi .. Gönderen: Delimemed
[Ekim 21, 2014, 12:42:42 ÖÖ]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: temellica
[Ekim 21, 2014, 12:30:17 ÖÖ]


Bizans kuşatılırken melekler dişimi yoksa erkekmiydi .. Gönderen: Talat Alp
[Ekim 21, 2014, 12:13:13 ÖÖ]


Kur'an ın Emrettiği Namaz, Oruç ve Zekatın Özünü Amacını Doğru Anlamak. Gönderen: halukgta
[Ekim 20, 2014, 08:00:12 ÖS]


Ynt: SON İSTİKLAL GAZİSİNİ DE YİTİRDİK - Talat ALP Gönderen: Talat Alp
[Ekim 19, 2014, 10:06:56 ÖÖ]


Ynt: SON İSTİKLAL GAZİSİNİ DE YİTİRDİK - Talat ALP Gönderen: Talat Alp
[Ekim 18, 2014, 10:33:10 ÖS]


Ynt: Delikanlı öl! Gönderen: Meltem yeli
[Ekim 18, 2014, 09:10:14 ÖÖ]


Ynt: Delikanlı öl! Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 18, 2014, 02:05:50 ÖÖ]


Erdemir Vakfı'na kesilen 129 milyon lira ceza % 5'e indirildi. Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 17, 2014, 11:43:38 ÖS]


Delikanlı öl! Gönderen: Meltem yeli
[Ekim 17, 2014, 11:16:31 ÖS]


ULUSAL ÇÜRÜMÜŞLÜK ÖLÇÜTÜ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 17, 2014, 04:54:04 ÖS]


Müftü, 7 aylık bebeğe tecavüze karşı çıkmak timsahın gözyaşlarıdır. Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 16, 2014, 02:15:08 ÖÖ]


AKP'den CMK'yı değiştiren teklif. 'Faşizme çeyrek kala...' Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 15, 2014, 10:37:03 ÖS]


AKP’NİN ‘ORTA VADELİ PLAN’ININ ŞİFRELERİ Gönderen: Mehmet Akkaya
[Ekim 15, 2014, 10:09:51 ÖS]


Altan Tan, Bahçeli olmasa Türkiye'de iç savaş çıkar...! Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 15, 2014, 05:34:26 ÖS]


Türk askeri IŞİD'le hatıra fotoğrafı çektirdi iddiası. Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 15, 2014, 04:30:28 ÖS]


ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ-(6) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 15, 2014, 03:46:08 ÖS]


Yüce Divan yargılamalarında bugüne kadar kaç kişi yargılanmıştır? Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 15, 2014, 03:43:48 ÖS]


IVIR-ZIVIR KONULAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 14, 2014, 03:58:56 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 14, 2014, 02:12:12 ÖÖ]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: dyy2002
[Ekim 14, 2014, 12:36:46 ÖÖ]


VATAN YAHUT… ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ (5) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 13, 2014, 05:03:55 ÖS]


Ynt: ISPARTA DA BÜYÜK OYUN-2 Gönderen: Delimemed
[Ekim 13, 2014, 09:50:19 ÖÖ]


BÜYÜMENİN SONU Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 12, 2014, 03:10:23 ÖS]


Allah Klonlamadan sonra 3D yazıcısını da öğrenecek Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 10, 2014, 02:44:29 ÖS]


“Co-bahni 1915!” Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 10, 2014, 01:14:08 ÖÖ]


TANI DA BÜYÜ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 09, 2014, 03:14:04 ÖS]


İdrar Sıçraması Kabir Azabına mı Neden Olur? Gönderen: halukgta
[Ekim 09, 2014, 02:00:37 ÖS]


KİMLİK ve EKONOMİK/ ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ (4) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 09, 2014, 02:18:31 ÖÖ]


BU KAÇINCI DEPREM, EY VAN! Gönderen: Mehmet Akkaya
[Ekim 08, 2014, 05:30:15 ÖS]


Bilim ve Teknik Dergilerinin bazı sayıları-İNDİR Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 07, 2014, 01:05:41 ÖÖ]


520 çocuk 'Benim namazım' şenliğinde buluştu Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 06, 2014, 02:24:10 ÖS]


SAVAȘ VE BARIȘ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 03, 2014, 03:53:20 ÖS]


ISPARTA DA BÜYÜK OYUN-1 Gönderen: Delimemed
[Ekim 03, 2014, 10:21:13 ÖÖ]


Kdz. Ereğli Hastanesi, İş birliği ile yol tedbiri. Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 02, 2014, 11:04:13 ÖS]


DEVLETSİZ OLMAZ (Ulusalcılık Sözlüğü III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 02, 2014, 05:42:01 ÖS]


ANAYASAL YURTTAȘLIK (‘ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ-II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 01, 2014, 11:49:40 ÖS]


ORHANELİ KALESİ Gönderen: Mehmet Akkaya
[Ekim 01, 2014, 05:53:03 ÖS]


Sezen Aksu'dan örtünme itirazı Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 30, 2014, 02:31:44 ÖS]


‘ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ’ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 29, 2014, 03:54:32 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: daliosma
[Eylül 28, 2014, 10:27:47 ÖS]


TELLAL Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 28, 2014, 01:42:18 ÖÖ]


Mehmet Ali Alabora İngiliz vatandaşı oldu. Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 27, 2014, 11:15:17 ÖS]


Ynt: Bir Kimlik Peşinde Türkiye Gönderen: marksist-leninist
[Eylül 27, 2014, 09:54:37 ÖÖ]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: Denis Diderot
[Eylül 27, 2014, 01:36:38 ÖÖ]


KAPIDAKİ KRİZE HAZIR MIYIZ? Gönderen: Mehmet Akkaya
[Eylül 26, 2014, 03:29:07 ÖS]


ÇIKAR MI ÇIKMAZ MI? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 24, 2014, 01:48:13 ÖS]


SENİN DEVLETİN Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 23, 2014, 04:52:56 ÖS]


Namaz Konusunda Düşünmemiz Gereken Bir Ayrıntı. Gönderen: halukgta
[Eylül 23, 2014, 12:55:53 ÖS]


Ynt: ANANIN DİLİ ! Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 19, 2014, 11:24:39 ÖS]


TORBA YASANIN KAZIKLARI Gönderen: Mehmet Akkaya
[Eylül 19, 2014, 12:01:30 ÖÖ]


AKP TAŞERONLARI KAKA DA, CHP, MHP VE BDP TAŞERONLARI CİCİ Mİ? Gönderen: Mehmet Akkaya
[Eylül 18, 2014, 11:59:25 ÖS]


ANANIN DİLİ ! Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 18, 2014, 03:47:03 ÖS]


Belediye, AKP’nin eline geçtiğinden beri yalanda sınır tanımıyor. Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 18, 2014, 12:19:40 ÖS]


Erdemir vakfı, AKP iş birliği, işçinin sırtından doyan doyana...! Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 17, 2014, 10:42:13 ÖS]


Sağırlar Uyarıldıklarında, Çağrıyı İşitmezler ki. Gönderen: halukgta
[Eylül 14, 2014, 10:27:46 ÖÖ]


İstanbul yeni başkent olmak için depremini mi bekliyor? Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 13, 2014, 02:59:36 ÖS]


Ynt: Bu gün 12 EYLÜL Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 12, 2014, 02:35:00 ÖS]


Tuz Gölü uyarısı, Böyle giderse yok olacak Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 12, 2014, 02:09:50 ÖS]


Ehl-i Sünnet omurga çökertiliyor, adım adım... Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 12, 2014, 01:28:38 ÖS]


Sürücü Ehliyetlerinde T.C nosu zorunlu değil Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 12, 2014, 01:05:00 ÖS]


Bu gün 12 EYLÜL Gönderen: Delimemed
[Eylül 12, 2014, 10:05:54 ÖÖ]


Ynt: TÜRK'ÜN TARİHİ TAMGALARI TAHRİP EDİLİYOR Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 11, 2014, 10:15:36 ÖS]


Ynt: GARACAOGLAN-5 Gönderen: yoruk
[Eylül 11, 2014, 09:02:29 ÖS]


CUMHURİYET TARIMI, CHP VE SHP DÖNEMİNDE TASFİYE EDİLDİ. Gönderen: Mehmet Akkaya
[Eylül 11, 2014, 08:37:12 ÖS]


Ynt: TÜRK'ÜN TARİHİ TAMGALARI TAHRİP EDİLİYOR Gönderen: eren48
[Eylül 11, 2014, 03:50:44 ÖS]


Ynt: TÜRK'ÜN TARİHİ TAMGALARI TAHRİP EDİLİYOR Gönderen: eren48
[Eylül 11, 2014, 03:48:49 ÖS]


MEB, Kandil’de kurulan suikast okuluna öğretmen ataması yapmış mıdır? Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 11, 2014, 02:58:30 ÖS]


Orhun'dan Anadolu'ya Türk Damgaları Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 10, 2014, 11:55:10 ÖS]


Ynt: TÜRK'ÜN TARİHİ TAMGALARI TAHRİP EDİLİYOR Gönderen: eren48
[Eylül 10, 2014, 09:19:06 ÖS]


CHP, BAYRAĞINDAKİ GİBİ DEVLETÇİ Mİ? Gönderen: Mehmet Akkaya
[Eylül 10, 2014, 09:01:22 ÖS]


TOKATLI ZEKERİYA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 09, 2014, 02:34:00 ÖS]


Ynt: ISPARTA DA BÜYÜK VURGUN Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 08, 2014, 06:10:03 ÖS]


Ynt: ISPARTA DA BÜYÜK VURGUN-3 Gönderen: Delimemed
[Eylül 08, 2014, 11:52:44 ÖÖ]


Der Spiegel, Erdoğan Devleti... Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 04, 2014, 10:35:34 ÖS]


DAVUTOĞLU HÜKÜMETİ VE ÖZELLEŞTİRMELER. Gönderen: Mehmet Akkaya
[Eylül 04, 2014, 04:26:42 ÖS]


BARİKATA ÇAĞRI... Gönderen: Mehmet Akkaya
[Eylül 04, 2014, 04:25:42 ÖS]


Ynt: Osmanlı arşiv araştırmaları için destek kaynaklar... Gönderen: nusty
[Eylül 04, 2014, 03:56:05 ÖS]


MAKAM-MEVKİ PEŞİNDE KOŞANLARA MEYDANI BIRAKMAYACAĞIZ! Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 04, 2014, 01:30:16 ÖS]


GERÇEK ve HAKİKAT (II) (YENİ REALİZM) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 04, 2014, 02:03:24 ÖÖ]