Gönderen Konu: ABD Türk eğitim sistemini nasıl ele geçirdi?  (Okunma sayısı 632 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ABD Türk eğitim sistemini nasıl ele geçirdi?
« : Aralık 16, 2008, 12:50:25 ÖS »
ABD'nin Türk eğitim sistemini nasıl ele geçridiğini,daha evvel ki yazılarımda anlatmaya çalışmış idim.
Ancak burada bu bilgileri destekleyeceğine inandığım bazı destekleyici bilgileri de alıntılardan derleme yolu ile bilgilerinize sunmaya çalışacağım.
Öncelikle 1949 tarihine özet bir bakış yapalım.

1 Kasım 1948 : Milli Eğitim Bakanlığı, 15 Şubat 1949'dan itibaren okullarda isteyenlerin din dersi takip edebileceklerine karar verdi.

27 Aralık 1949 tarihinde Türkiye ve ABD hükümetleri arasında “Eğitim Komisyonu” kurulmuş dört Türk, dört Amerikalıdan oluşan komisyon, ülkemizdeki eğitim kurumlarında yabancı dilde eğitim verilmesi kararını almıştır.(Bu kısmı altta özel olarak detaylandıracağım)

1 Şubat 1949 : İlkokullarda ihtiyari olarak din dersi okutulmasına karar verildi.
30 Mart 1949 : Bayar, Balıkesir'de yaptığı konuşmada: "Laiklik, vicdan hürriyetine dayanan Cumhuriyet Rejiminin teminatı olarak programımızdadır." dedi.
3 Nisan 1949 : Bayar, Bursa'da konuştu: "Evet, biz Müslüman’ız ve Müslüman olarak kalacağız. Şunu ehemmiyetle ve ısrarla tekrarlamak isterim ki, laiklik prensibi, buna asla engel değildir. Bilakis vicdanlara hükmedilmesine müsaade etmeyen bir prensiptir. Bugün bizi, inandığımız gibi ibadetten alıkoyan hiçbir kimse yoktur ve hiçbir zamanda olmayacaktır."
24 Nisan 1949 : Bayar, Ankara'da laiklikle ilgili konuşma yaptı.
4 Haziran 1949 : Ankara'da İlahiyat Fakültesi kurulmasına dair kanun kabul edildi.

Yukarıda detayladıracağımı belirttiğim kısma yeniden dönelim ve derlemelerimize devam edelim.

26 Şubat 1946 Kahire Anlaşmasından hareketle Tür­kiye'de 27 Aralık 1949 Anlaşması gereğince bir komisyon kurulmuştur.
Bunun adı :«Türkiye'de Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu» (Fulbright)dur.

Bu Komisyon, «T.C.Hükümeti tarafından sağlanacak paralarla finanse edilecek eğitim programının idaresini kolaylaştırmak için ihdas ve tesis edilmiş bir teşekkül olarak Türkiye Cumhuriyeti ve Amerika Bir­leşik Devletleri Hükümetleri tarafından» tanınmıştır.

Bu anlaşmanın5. maddesine göre
 «Komisyonun 4'ü T. C. vatandaşı ve 4'ü Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olmak üzere 8 kişiden oluşmaktadır
Bunlara ek ola­rak ABD, Türkiye'deki diplomatik heyetinin başı komisyo­nun başkanıdır.Ve alınan,alınacak olan kararlarda oy hak­kına sahiptir.Komisyon karar ve davranışlarında ABD Dışişleri Ba­kanına karşı sorumludur.Komisyon, tıpkı Amerikan as­kerî üstlerinde olduğu gibi :
«Türk Hükümetinin himaye­sinde, her türlü Türk denetiminin dışında, Türk Eğitimi hakkında araştırma yapması, bilgi toplaması, gerekli Ame­rikan memurlarını uzman ve araştırmacı olarak okul, üni­versite ve Bakanlıklara yerleştirmesi ve benzeri faaliyetle­rini kolaylaştırmak amacını sağlamak için getirilmiştir

Türk Hükümetine bu komisyonun çalışmalarını kontrol ve denetleme hakkı dahi verilmemiştir.
Türk vatandaşı ola­rak komisyona atanan 4 üyenin Amerika Hariciyesince ka­bul edilir kişiler olması doğaldır. Ulusal eğitimde,eğitim plânlamasından öğretmen yetiştirilmesine ve programların geliştirilmesine kadar yabancı­ların karışması,akıl alacak işlerden değildir.
Bu yüzden bugün, örneğin okul programlarımız toplum ve ülkenin ger­çek ihtiyaçlarından ve ulusal çıkarlara uygunluktan alabil­diğine uzaklaşmıştır. 1962 yılında Amerikalı uzmanlarla ge­liştirilen, 1968 yılında aynı uzmanlarla bir sefer daha göz­den geçirilen"İlkokul Müfredat Programı"nı bir örnek ola­rak ele alalım.

Eski programdan Bağımsızlık, Devletçilik Lâiklik,Devrimcilik,Fransız devrimi,Reform hareketleri,Halkın aydınlatılması,Ulusal ekonomi,Devletin vatandaşlara karşı görevleri... gibi konular çıkarılmış,yeni programa, Unesco,Nato günü,Demokrasi,Dinsel bayram­lar... gibi konular eklenmiştir.

Amerika ile ilgili konular genişletilmiştir.
Böylece Türktoplumunun muhtaç olduğu,uyanık,üretici,bağımsızlıktan yana,devrimci insan yetiştirme amacı yerine,Amerikaya bağlı,toplum ve ülke çıkarlarının pekfarkında olmayan,geleneklere bağlı ve genel olarak tüketici insanlar yetiştirilmesi amacına yönelinmiştir. Türkiye'nin «tüketim toplumu» haline getirilmesi,ABD'nin ticaret, ekonomi ve politika çıkarları için çok elverşlidir.

Buna, Amerika kaynaklı filmler,foto roman­lar,vur-kır edebiyatı da eklendiğinde,tasarlanan ve uygu­lanan plânın ciddiliği daha iyi ortaya çıkar.

Türkiye'nin bütünikokullarında uygulanan ve süt­tozu,yağ,peynir,un gibi maddelerle desteklenen Beslen­me projesinin yıkıcı etkileri daha fazladır.
Beş milyondan fazla ilkokul öğrencisi,ABD'nin üretim artığı bayat gıda maddeleriyle beslenirken,çok sayıda zehirlenme olaylarıy­la karşılaşılmıştır.
Eğitim ve kültür etkilerinin derinliği de hesaba katılırsa,bu projelerin yarattığı manevi zehirlenme­nin,görülen maddi zehirlenmelerden çok daha feci olduğu anlaşılır.

«Beslenme maddelerimizi bile bize ABD veriyor!» kanısının sürekli olarak beş milyondan fazla körpe Öğren­ciye kazandırılması,ulusal kimliğin bozulmasına yol açar.

Bütün bu etkilemelerin genel amacı, ABD'nin ekonomi ve politika alanındaki çıkarcı girişimlerine kitlelerin kafasında uygun bir ortam hazırlamaktır ve Türk eğitimindeki ABD projeleri bunu fazlasıyla gerçekleştirmektedir. Böyle bir afetle savaşan öğretmenlere karşı, çoğunluğu karacahil olan halk kışkırtılmakta ve sık sık «Amerika git­sin de Rusya mı gelsin?» sorusu ortaya atılmaktadır.
Halbu­ki Türkiye öğretmenleri,ulusal bağımsızlığı vazgeçilmez bir ilke olarak benimsemişlerdir.
Ayrıca öğretmenler, eğitim ve kültürde içe kapanıklığı da savunmuyorlar. Elbet dış ilişkiler yoluyla, yardımlaşma ve etkileşme kaçınılmaz derecede gerekli ve faydalıdır.

Ancak, bunların tek yanlı olmaktan çok, karşılıklı olması ve baskı biçiminedönüşmesinin mutlaka önlenmesi gerekmektedir. Alman ve Belçika uzmanlarının, özellikle mesleki tek­nik öğretimin kurulmasındaki etkileri de Türk eğitimine za­rarlı olmuştur.
Özellikle Türk tarımının ihtiyaçlarıyla ilgisi sağlanmadan, .alabildiğine işbölümüne dayalı ve Türkiye ihtiyaçlarından hayli yukarı düzeyde kurulan ve bir «politeknik» nitelikten yoksun olan mesleki teknik öğretim kurumları, buralardan yetişen «kalifiye» işçi ve teknikerlerin yurt dışına, özellikle sistemin alındığı Almanya ve Belçika'ya işçi olarak gitmesine yol açmıştır.

Bir teknik okul öğrencisinin yıllık gideri 23.000.— TL. dır. Sanat Enstitüsünü bitirenlerin bugün % 62'si yurt dışında işçi olarak çalışmaktadır.
İçer­de kalanların da çoğu polislik, garsonluk, otel kâtipliği ve ilkokul öğretmenliği gibi işlere dağılmışlardır. Büyük şehir­lerdeki tamirhanelerde bile sanat enstitüsü mezunlarına çok seyrek olarak rastlanmaktadır. Halbuki bunlar teknik alan­larda çalıştırılmak üzere yetiştirilmişlerdi. Bu yüzden bugün toplum, bu okullara öğrenci vermemektedir.
Tamamı için bakınız...
http://e-kutuphane.egitimsen.org.tr/pdf/442.pdf
****************
Peki :«Türkiye'de Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu» (Fulbright) hala devam ediyor mu?

İşte yanıtı.
Fulbright Bursları:
http://www.alternatifecs.com/alt.asp?id=307
http://www.fulbright.org.tr/
************
Ayrıca bakınız...
ATATÜRK DEVRİ TÜRK EĞİTİMİ-III
(Prof.Dr.Mustafa ERGÜN)
"Mister Con Dövi'nin muhabir-i mahsusumuza beyanatı", Tanin gaz., 21.8.1924. " Profesör Con Dövi ve maarif teşkilâtımız".
...........
Dârülfünun'da 1925 yılı için 13 yabancı profesör, üç tane de teknisyen istihdam edilmesi düşünülüyordu. Fransa, İsviçre ve Belçika'dan getirtilecek bu uzmanlar için davet girişimlerini Bakanlık yapacaktı. Gerçekten de, özellikle Fen Fakültesi için Fransa'dan birçok profesör ve öğretmenler getirtilmiş, bunlar Enstitülerde çalışmışlardır.
...........
John Dewey:
"Mister Con Dövi'nin muhabir-i mahsusumuza beyanatı", Tanin gaz., 21.8.1924.
"Profesör Con Dövi ve maarif teşkilâtımız". Vatan gaz., 27.8.1924.
"Amerikalı Profesör Con Dövi(John Dewey) fikirlerini izah ediyor", Tanin gaz., 16.8.1924. 27.8.1924.

http://www.egitim.aku.edu.tr/ata3.htm
****************
Köy Öğretmeni Yetiştirme çabaları
Mustafa Necati Bey'in J.Dewey'nin önerilerine göre açtığı,ancak tarım çalışmaları ve diğer uygulamalı dersler, öğretmen ve araç-gereç yokluğundan dolayı güçlendirilemediği için başarısız olan Kayseri-Zencidere Köy Öğretmen Okulu 1932 yılında, Denizli Köy Öğretmen Okulu da 1933 yılında kapatıldı.

Atatürk Döneminden Günümüze Cumhuriyetin Eğitim Felsefesi Ve Uygulamaları Sempozyumu
Gazi Eğitim Fakültesi
16-17 Mart 2006
ANKARA

ATATÜRK DÖNEMİNDE ÖĞRETMEN YETİŞTİRME
                                                   Prof.Dr. Mustafa Ergün
                                                   Afyon Kocatepe Üniversitesi
                                                   Eğitim Fakültesi
http://www.egitim.aku.edu.tr/gazi.doc
*******************
1936 YILINDA SOVYET RUSYA'DA YÜKSEK ÖĞRETİMHAKKINDA HAZIRLANMIŞ BİR RAPOR VE BU RAPORUNTÜRKİYE'DE ÖĞRETMEN YETİŞTİRME TARİHİBAKIMINDAN ÖNEMİ
Prof. Dr. Ersoy TAŞDEMİRCİE. Ü. Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü.
http://sbe.erciyes.edu.tr/dergi/sayi_11_01_Tasdemirci.pdf
**************
JOHN DEWEY’NİN EĞİTİME BAKIŞI ÜZERİNE YENİ BİR YORUM
Merih Tekin BENDER
Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü,İzmir/TÜRKİYE
http://www.kefad.gazi.edu.tr/2005.1/13-19.pdf.pdf

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Atatürk'e bu kadar kin duyan kimdi?
« Yanıtla #1 : Şubat 28, 2009, 11:21:49 ÖS »
Atatürk'e bu kadar kin duyan kimdi?

Bilin Bakalım Ata’nın Dolmabahçe Sarayı’ndaki heykeli ölümünden sekiz gün sonra Atatürk’ün naaşı henüz defnedilmeden,üstelik katafalkta bulunduğu ve yüz binlerce vatandaş tarafından gözyaşlarıyla ziyaret edildiği
sırada Kim tarafından söktürüldü?
Ata’ya bu kadar Kin duyan, vefatını bu kadar sabırsızlıkla bekleyen ve ilk fırsatta içindeki en büyük uhdeyi bu büyük saygısızlıkla yaptıran kimdi?

TC’nin ilk solcularını hapislerde inim inim inleten,IMF’den ilk borç alan,Marshall planı gereği ABD yardımlarını kabul eden, yurdumuzda dağıtan,Nazım’ı  yıllarca hapis yatırtıp açlık  grevleri yaptırtan,dönemin solcularını
(Mesela 2 nisan 1948'de Sabahattin Ali’yi) derin devlete öldürten,Atatürk ölünce resimlerini devlet dairelerinden kaldırtan,paralardan resmini çıkartan ve kendi resimlerini astırıp paralara basan,Cumhuriyet gazetesini defaatlerce kapattıran,Refik Saydam’a :" Devlet teşkilatımız A’dan Z’ye kadar bozuktur." dedirttiren bir mekanizma ile devleti yöneten,Atatürk ölmeden hemen önce  Atatürk’e " daha bu ülke ne kadar sarhoş masalarından idare edilecek" sözü üzerine "Unutma ki seni de bu makamlara bir sarhoş getirdi " cevabını alan ve sonunda başbakanlık koltuğundan Atatürk’ün emri ile el çektirilen,
yerine Bayar getirilen,Atatürk’ün direktifi ile kendinden sonra başbakan olmasını istediği Celal Bayar’ın başbakanlığına,meclisi askeri birliklerce çevirtip, engel olan,hileli seçimle kendini başbakan ilan ettiren,
 "tek parti döneminde kendini örneklerine sadece komünist ülkelerde ancak rastlanan bir mantık ile,26 Aralıktaki CHP kurultayında "oy birliği " ile  milli ve "ebedi şef"  ilan ettiren,1944 yılında: "10 yıl içerisinde Türkiye’de  ilköğretim davasının çözüleceğini açık ve kesin olarak görebiliyoruz." diyen,4 Aralık 1945, cumhuriyet Görüşler adlı dergiyi komünistlikle suçlarken;Aynı gün Tan Gazetesi izinli gösteri bile yapılamayan İstanbul’da, sahibi Sertellerin önceden uyarmasına rağmen yakılır, yıkılır.

Baş aktör CHP il başkanı ve milletvekili Alaettin Tiritoğlu vardır.
Bayar’a  göre:
hırslı,kinci,Atatürk’ü sevmeyen,davranışlarında samimi olmayan ve kendisinden sonra başkanlık koltuğuna oturduğu için Bayar’ı af etmeyen biri olan…
45 seçimlerinde hile yaptıran,padişahlar gibi yerini oğluna bırakan,dış politika kaygılarının ön planda rol oynadığına tepeden inme demokrasi teşebbüsü sonunda hilesiz bir daha seçim kazanıp başa gelemeyen
zat…Kim mi..nereden bilelim..!

Ama O zatla  hiiiç bir ilgisi olmayan bir son haber: 
Cenazesinden önce heykelini kaldırmışlar
Ata’nın Dolmabahçe Sarayı’ndaki heykeli ölümünden sekiz gün sonra devlet tarafından söktürüldü.İNÖNÜ REİSİCUMHUR OLDU VE…Dolmabahçe Sarayı arşivinde yeni bulunan belgelere göre, Atatürk’ün cenazesi saraydaki katafalktayken, 18 Kasım 1938'de bir karar alındı. "Saray mimarı F.Akyal" imzalı belgede, heykelin palangalarla söktürülüp hamallarla bilinmeyen bir yere taşınması için izin isteniyor. Devlet işlem için 25 lira 80 kuruş ödedi.Dolmabahçe Sarayı’nın arşivinde yeni bulunan bir belge,Atatürk’ün saraydaki bir heykelinin devlet tarafından 1938'in 18 Kasım günü 25 lira 80 kuruş harcanarak palangalarla söktürüldüğünü ve hamallara taşıtılarak bilinmeyen bir yere gönderildiğini ortaya çıkardı.

İşin tuhaf ve acı olan tarafı ise, bu işin İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra ama Atatürk’ün cenazesi daha kaldırılmadan, sarayın muayede salonunda katafalkta durduğu ve yüz binlerce vatandaş tarafından gözyaşlarıyla ziyaret edildiği sırada yapılmış olmasıydı..
Cumhurbaşkanlığı seçimleri Türkiye’de geçmişte de hep sıkıntılı olmuş ve seçim öncesinde ortam hep gerilmişti. Ama, Çankaya’nın yeni sahibinin belli olmasından sonra bazı kişiler ve çevreler "kral öldü,yaşasın kral" havasıyla yeni cumhurbaşkanının etrafında pervane gibi dönmeye ve eski devrin hatıralarını silmek için birbirleriyle yarış etmeye başlamışlardı.
Bu yarış, ikinci cumhurbaşkanının seçiminden hemen sonra, yani Atatürk’ün Çankaya’sına İsmet İnönü’nün yerleşmesinden sonra da yaşanmış ve iş Atatürk’ün cenazesinin defnedilmesi bile beklenmeden, Dolmabahçe Sarayı’ndaki bir heykelinin söktürülüp hamallara taşıtılarak ortadan kaldırılmasına kadar varmıştı. Atatürk’ün saraydaki heykelinin yok olması konusu, Dolmabahçe Sarayı’nın arşivinde yeni bulunan bir belge sayesinde ortaya çıktı. 10 Kasım 1938'de vefat eden Atatürk’ün cenazesi Dolmabahçe’nin muayede salonunda katafalkta durduğu sırada, belgeye göre yine aynı salonda bulunan bir heykelinin söktürülmesi konusunda bazı resmi yazışmalar yapıldı ve devlet 25 lira 80 kuruş harcayarak heykeli ortadan kaldırdı.

HAMAL BİLE TUTMUŞLAR Bugüne kadar bilinmeyen bu heykel hadisesinin ayrıntıları, sarayın arşivinde yeni bulunan belgelere göre şöyleydi:
Türkiye Cumhuriyeti Reisicumhuru Mustafa Kemal Atatürk, 1938'in 10 Kasım sabahı saat dokuzu beş geçe Dolmabahçe Sarayı’nda son nefesini verdi ve Ankara’da hemen ertesi gün toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi, cumhurbaşkanlığına İsmet İnönü’yü seçti. Ankara’da seçim yapıldığı sırada, Atatürk’ün tahnit edilen naaşı da Dolmabahçe Sarayı’nın muayede salonunda, yani sarayın Osmanlı padişahlarının katıldığı törenlerin yapıldığı en büyük salonunda katafalka kondu ve halk, Atatürk’ü bir hafta boyunca gözyaşları içerisinde ziyaret etti.

Cenaze 19 Kasım sabahı Dolmabahçe’den alınarak Sarayburnu’na götürüldü, Zafer torpidosuna konarak açıkta bekleyen Yavuz zırhlısına nakledildi ve zırhlının İzmit’e taşıdığı cenaze, oradan trenle Ankara’ya götürüldü. Atatürk’ün tabutu 20 Kasım günü Meclis’in önünde katafalka kondu ve ertesi gün yabancı temsilcilerin de katıldığı çok büyük bir törenle Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabrine yerleştirildi. Ama, cenaze daha Dolmabahçe Sarayı’nda katafalkta bulunduğu sırada, 18 Kasım günü bir başka iş daha yapılmış ve muayede salonuna bir sene önce önceden yerleştirilmiş olan Atatürk heykelinin, dışarıdan hamal getirtilerek kaldırılmasına karar verilmişti.
YEDİ KURUŞLUK FATURA  İstanbul’da Topkapı Sarayı dışında kalan saraylar, Osmanlı Hanedanı’nın mensuplarının 1924'ün 3 Mart’ında Türkiye’den sınır dışı edilmesinden sonra Millet Meclisi’ne bağlanmıştı. Dolmabahçe Sarayı da bu karardan sonra teşkil edilen "Milli Saraylar Müdürlüğü" nün idaresindeydi. Milli Saraylar’ın tam adını bilmediğimiz ve sadece "F. Akyal" ismini ancak imzasından okuyabildiğimiz mimarı,18 Kasım günü,Atatürk’ün cenazesi henüz katafalkta bulunduğu sırada Milli Saraylar Müdürlüğü’ne bir yazı yazdı ve muayede salonunda bulunan heykelin cerr-i eskal ile, yani bir tür vinç olan palangalarla kaldırılmasına izin verilmesini istedi.

F.Akyal’ın yazısında,kaldırma maliyetinin 25 lira 80 kuruş olduğu ifade ediliyordu.
Dolmabahçe Sarayı’nın arşivlerinde bulunan konuyla ilgili ikinci belge 22 Kasım 1938 tarihini taşıyor. Belge, Galata’da, kalafat yeri 52 numarada faaliyet gösteren ve pik, hurda demir ve maden ticareti yapan Sait Sapmaz tarafından çıkartılmış bir fatura…
Sait Sapmaz, Milli Saraylar Direktörlüğü‘ne gönderdiği faturada heykeli kaldırmak için yaptığı masrafları sıralıyor ve takım kirasına 10 lira harcadığını, "ameleye" yani işçilere 12 ve nakliyede kullanılan kamyona 3 lira verdiğini, işçileri getiren vasıtaya da 80 kuruş ödediğini yazıyor, Atatürk’ün heykelinin kaldırılması işinin 25 lira 80 kuruşa mal olduğunu ifade ediyor.
Beş ve iki kuruşluk pulların da yapıştırılmış olduğu faturanın altında "Mustafa Alcan Ticarethanesi" nin kaşesi ile mimar "F. Akyal"ın masrafı tasdik için attığı imza da bulunuyor. Büyük Millet Meclisi’ne bağlı Milli Saraylar Müdürlüğü, Atatürk’ün saraydaki heykelini naaş henüz defnedilmeden, üstelik katafalkta bulunduğu ve yüz binlerce vatandaş tarafından gözyaşlarıyla ziyaret edildiği sırada ve işte bu şekilde ortadan kaldırmıştı.
Sabah Gazetesi Yazarı Murat Bardakçı :28.01.2007
************
DEĞİŞEN TÜRKİYE’DE DİN,TOPLUM VE SİYASET
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2146.0

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Türkiye'nin Siyasal İntiharı - Yeni Osmanlı Tuzağı
« Yanıtla #2 : Ekim 08, 2009, 10:35:07 ÖS »
Türkiye'nin Siyasal İntiharı - Yeni Osmanlı Tuzağı  
 
Milli Eğitimimiz 27 Aralık 1947' de imzaladan ve "Fulbright Antlaşması" olarak anılan
"Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Anlaşma' nın sonucu olarak, bütünüyle Amerikalı uzmanlar ve CIA tarafından, Amerikan çıkarları doğrultusunda biçimlendiriyordu.

Senatör Haydar Tunçkanat'ın "İkili Antlaşmaların İç Yüzü" ve "Amerikan Emperyalizmi ve CIA" adlı kitabında açıkladığı üzere, 27 Aralık 1947'de imzalanan Eğitim Komisyonu'yla ilgili anlaşmanın 5.madesi şöyleydi:

Komisyon, dördü TC vatandaşı ve dördü ABD vatandaşı olamak üzere sekiz üyeden kurulu olacaktır. Bunlara ek olarak Türkiye'deki ABD diplomatik heyetin başı, (Amerikan Büyükelçisi) komisyonun fahri başkanı olacaktır.
 
Komisyonda oyların eşit oluması durumunda kesin oyu misyon şefi (Amerikan büyük elçisi verecektir."Komisyonun ABD vatandaşı olan dört üyesinden ikisinin elçilikteki CIA mensupları arasından seçileceğinden kuşku duymamak gerekir, böylece CIA,Milli Eğitim Bakanlığı'na rahatca sızma olanağı bulacak ve komisyon üyesi sıfatıyla öğrenci ve eğitim üyeleri arasında ajanlar devsirmekte hiçbir güçlükle karşılaşmayacaktır.
 
Okul kitaplarına ve ders kitaplarına Amerikan propagandasının etkinliğini artırmak için malzeme hazırlayacaklardır."

O günden 2007' ye 58 yıldır, "Milli Eğitim" imizi ve daha pek çok bakanlığımızı Amerikalı uzmanlar yönlendiriyor.Bu durun, 2007'de de böyledir ve FULBRİGHT COMMİSSİON adı altında Türk Milli Eğitimini biçimlendiren kurulun başında 2007'de Amerikan Büyük elçisi oturmaktadır.( bu gün de o kadar taviz verdiğimize göre bu şartlar muhtemalen aynı şekilde, belkide dahada ağır şekilde devam etmektedir. Bundan daha ağır ne olacaksa?)

İsmet İnönü, Amerikan Yarı-Sömürgesi Olduğunu Açıklıyor.

Yanlızca Milli Eğitim'in değil, diğer pek çok bakanlıkların1949'dan başlayarak Amerikalı uzmanlar güdümlendiğine ilişkin acı gerçek, Türkiye'yi Amerikan yarı- sömürgesi durumuna düşürerek Türk ulusunun anlına bu lekeyi süren İsmet İnönü tarafından, yıllar sonra,1963'de "timsah gözyaşlarıyla" şöyle itiraf etmişti.

"Daha bağımsız ve kişilik sahibi dış politika izlemesini istiyoruz. Herkes aynı şeyden söz ediyor. Nasıl yapacağım ben bunu? Karar vereceğim ve işi teknisyenlere havale edeceğim. Onlar ayrıntılı çalışmalar yapacaklar ve öneriler hazırlayacaklar. Yapabilirler mi bunu?
 
Hepsini çevresinde uzman denen yabancılar dolu. İğfal etmeye çalışıyorlar. Başaramazlarsa işi sürümcemede bırakmaya çalışıyorlar. O da olmazsa karşı tedbir alıyorlar. Bir görev veriyorum sonucu bana gelmeden, Washington'un haberi oluyor. Sonucu memurlardan önce sefirden öğreniyorum.
 
Bağımsızlık savaşından sonra Lozan'da asıl mücadele de bu uzmanlar konusunda oldu. Yoksa sınırlar zaten fiili durum idi. Tazminat işini iki devlet aramızda çözerdik. Bütün mücadele idaremize yapılmak istenen müdahale yüzünden çıktı. Bir tek uzman vermek için büyük ödünlerde bulunmaya hazırdılar. Dayattık. Biz onların neden ısrar ettiklerini biliyorduk.Onlar bizim neden inatla red ettiğimizi biliyorlardı.
 
Böyledir bu işler, peygamber edasıyla size dünyaları vadederler.İmzayı attınız mı ertesi günü gelmişlerdir.Personeli gelmiştir, teçhizatı gelmiştir, üsleri gelmiştir. Ondan sonra sökebilirsen sök. Gitmezler. Ancak bu sorunun üzerine vakit geçirmeden gitmek gerek. Yoksa ne bağımsız dış politika ne bağımsız iç politika güdemezsiniz. Havanda su döversiniz.Fakat sanmayın ki bu kolay bir iştir. Denediğinizde başınıza neler geleceği bilinmez..."

Türkiye'nin Şubat 1948'de 705 bin dolar olan döviz varlığını ,
Mayıs 1950'de eksi 12 milyon dolara;
 
1946'da 214 ton olan altın varlığını 1949 sonunda 123 tona indiren,
 
ülkenin dağarcığında yeterince altın ve döviz bulunmasına karşın Amerikadan borç alarak ülkeyi Amerikan güdümüne sokan İsmer İnönü'nün bu yüz kızartıcı açıklamaları karşısında: "Madem bunları biliyordunuz, öyleyse niçin Amerika ile antlaşmalar yaparken Türkiye'ye Amerikalı uzmanlar dolmasına neden olacak maddelere imza addınız?" demek gerekiyor.
 
İsmet İnönü'nün bu sözleri, kendisininTürkiye'yi içine düşürdüğü durumu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdiği gibi, onun bir Türkiye Cumhuriyeti kahramanı, Cumhurbaşkanı, Başbakanı olarak ne denli çaresiz olduğunuda ortaya koymaktaydı.

YAZAN: Ahmet EFEOĞLU

NOT: Bu yazılanlar Sn. Cengiz ÖNAKINCI' nın "Türkiye'nin Siyasal İntiharı Yeni- Osmanlı Tuzağı " adlı kitaptan alıntı yapılmıştır.
************
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kendini savunma mekanizması artık felç olmuş durumdadır.”
Dr. Necip Hablemitoğlu
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?action=dlattach;topic=62.0;attach=151
***********
GÜVENLİĞİN YENİ BOYUTLARI VE ULUSLARARASI ÖRGÜTLER.
T.C.GENELKURMAY BAŞKANLIĞI/ANKARA
Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları
http://www.tsk.tr/SAREM/Sempozyumlar/sempozyum2007.pdf

Çevrimdışı DerinMavi

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 63
  • Puan: +18/-0
Ynt: ABD Türk eğitim sistemini nasıl ele geçirdi?
« Yanıtla #3 : Kasım 02, 2009, 01:08:46 ÖÖ »
Konu çok önceden açılmış omasına rağmen yinede yorum yazma ihtiyacı hissettim
kendimde.Sebebine gelince bir topluluğu sürü gibi hareket etmekten alıkoyan şey ne derece eğitimli olduğudur.Burada konuyu açan arkadaşa çok teşekkür etmek lasim hayati önemi olan bir konuyu açıklamıştır.Aklımızın almadığı şey ise nasıl olurda bu kadar kolay satılmış olduğumuzdur.1949 da yapılan bu dehşet verici hatanın faturasını burnumuzdan gelircesine bugün hala ödüyoruz.Başkalaşmış amaçsız kendinden baskasına faydası olmayan bencil birbirine karşı alabildiğine acımasız insanlar topluluğuna dönüştük.İnsan hakları adalet ahlak gibi yüksek değerlere sahip bir toplum elli yılda bu hale geldi.Kısacası devşirildi uyuşturuldu kimliksizleştirildi.Tüm bunlara neden olan silah Eğitim di.Evet nasıl oldu bu iş dersek gayet açık ve net bir cevap vermemiz mümkün SATILDIK.Evet dünyada eşi benzeri görülmeyecek kadar çok vatan haini ordusu tarafından satıldık.Mümkün olduğunca kısa sürede Milli Eğitim araçları geliştirmeliyiz.Lise seviyesine düşmüş Üniversite eğitimimiz belkide daha geride.Evet bizler elimizdeki tüm kaynaklarımızı şuursuzca harcıyoruz en hızlı tükettiğimiz ise insan kaynağımızdır.Sorun hükümetlerin sorunu değildir Milletin sorunudur.Kendi eğitim koşullarımızı kendimiz belirlemeliyiz.Ve bu koşulları siyasi parti lere zamanı geldiğinde dayatmalıyız.Milletle pazarlık yapmadan(Milletle yapacaklar pazarlığı aşiret ağaları nüfuslu yerel yöneticiler ile deil!) iktidar olan partiler iktidar olduktan sonra Milleti tabii olarak dikkate almazlar.

Toparlamak gerekirse elli yıldır eğitilemiyoruz.Acı olan ise neden bu durumumda olduğumuzun farkında da değiliz.2023 e az zaman kaldı Cumhuriyetin 100. yılında bu rezaleti temizlemeden Başöğretmenin huzuruna çıkamayız

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Eğitimde İmbik Sistemi
« Yanıtla #4 : Nisan 12, 2010, 03:04:04 ÖS »
Atatürkçü Eğitim Sisteminden Nasıl Uzaklaşıldı
www.toplumsalbilinc.org/video/egitimbozgunu.wmv


Okul, aile, toplum (sokak) ve medyanın “insan” üzerindeki etkileri günümüzde daha iyi anlaşılır hale gelmiştir. Bunların insanımızı “doğru eğittiğini” (yarınlara hazırladığını) söyleyebilmek mümkün değildir.

 Türkiye’de “okul eğitimi” ortalaması yaklaşık dört yıldır. Bir başka ifade ile İlkokul mezunu bile değiliz. Bununla beraber günde ortalama 5 saat televizyon seyrediyoruz. Hem de ne programlar(!)...

 Teknoloji üretiminde dünya sıralamasının altlarında olmamıza rağmen, herkesin elinde (çoğunluk için hiçbir katma değer üretmeyen, sadece tüketen) cep telefonu var.

 Nüfusunun yarıdan fazlası genç olan bir ülkede yaşıyoruz. Bu gençliği eğitebilirsek geleceğimiz kurtulacak; aksi halde, elimizde patlamaya hazır bomba olarak kalacak.
İndirip izlemek için...
http://www.slaytyerim.com/slaytlar/doc_download/1860-eitimde-mbik-sistemi.html

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Eğitimde bir mezar taşının anlattıkları
« Yanıtla #5 : Nisan 12, 2010, 05:36:22 ÖS »
DÜNYA BİRİNCİLİKLERİMİZ VAR ARTIK.EH BİR DE TÜRKİYE'Yİ AVRUPALILARIN İSTEDİĞİ ŞEKİL DE KÖTÜLEYİP YİNE ONLARDAN NOBEL ÖDÜLÜ ALAN YAZARIMIZ DA VAR.

Kabataş emekli fizik öğretmeni Vahit BAŞAR’IN ibretlik mezar taşı..
79'dan bu yana herşey bıraktığı gibi...
Erkan Durusoy
------------
Atatürkçü Eğitim Sisteminden Nasıl Uzaklaşıldı
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4662.0