Gönderen Konu: Transpersonal psychology(benötesi psikoloji),Eşcinsellik  (Okunma sayısı 908 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Transpersonal psychology(benötesi psikoloji),Eşcinsellik
« : Aralık 04, 2008, 11:42:39 ÖÖ »
Bugün(03 Aralık 2008) az evvel bir TV kanalında sayın Prof.Dr.M.Kerem Doksat ile sayın Dr.Mustafa Merter'in bir söyleşine tanık oldum.(Tel.bağ. ile uzaktan)

Sayın M.Kerem Doksat'ı zaten az çok tanıyor sayıyorum kendimi.Bu nedenle direkt olarak diğer konuşmacı olan şahıs hakkında bir kaç küçük araştırma ile ancak şu kadar bilgiye ulaşabildim.

Ve merakımın ulaştırdıklarından küçük bir derleme yapayım.

Özetle kimdir Dr.Mustafa Merter?
Transpersonal psychology,yani "benötesi psikoloji"adını verdiği psikoloji konusunda Türkiye’de çalışma yapan tek kişi.

Yılllarca Zen Budizmi ile ilgilendikten sonra tasavvufa yönelen Psikiyatrist Dr. Mustafa Merter terapilerde tasavvuftan yardım alıyor. Merter,"Günümüzün hastalığı narsisizm ve korku" diyor.

Not:Zen Budizmi nedir diyenler için kaynak.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Zen

Zen bahçesi


San Francisco Golden Gate Park'ının Japon çay bahçesindeki Zen bahçesi görülmektedir.


Mustafa Merter,bugün adını İstanbul’daki Merter semtine veren bir ailenin ferdi.
Sipahi Mehmet Efendi’nin torunlarından,Ahmet Muhtar Merter’in torunu.
Babasının sonraki evliliğinden bugün işadamı olan Mehmet Berke Merter,annesinin evliliğinden de,genç yaşta rahmetli olan Recep adlı kardeşleri dünyaya gelir.

Mustafa Merter,Bodrum’daki mağaralarda kalır 10-15 gün,Afganistan’a sürüklenir, üç hafta orada kalır,Himalayalar’a savrulur:
----------------
Not:Burada bakılması gereken özel bir yazıdan alıntı yapacağım.
Hz. Muhammed’in süt annesi Halime anlatıyor:
 “... Muhammed ile kardeşi evlerinin arkasında kuzu güdüyorlardı. Kardeşi koşarak gelip bana ve babasına:

Üzerlerine beyaz elbiseler giyinmiş iki adam Kureyşli kardeşimi tutup yere yatırdılar ve karnını yardılar. Şimdi de onun içini karıştırıyorlar!” dedi.
Bunun üzerine ben ve babası evden çıkıp Muhammed’in yanına vardık. Çocuğu yüzü sararmış bir durumda ve ayakta bulduk. Ben ve babası onu kucaklayıp “Ey çocuğum! Sana ne oldu? Deyince o bize “Üzerlerine beyazlar elbiseler giyinmiş iki adam beni yere yatırdılar. Karnımı yardılar ve karnımdan bir şey çıkardılar. Sonra onu yine yerine koydular.” dedi. Bunun üzerine çocuğu alıp birlikte döndük.” 10
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3334.0

Açıklama:
Burada o yıllarda tanımlanmamış olan epilepsi belirtilerinden bir seyir varmıdır/yokmudur?Bunun yanıtını değerli psikiyatristlerimiz mutlaka verecektir.
-----------------
"Genelde insanlar garipsiyorlar;ama pek de dokunmuyorlardı.Hanım hep anlayışla karşıladı beni. Hatta zaman zaman derdi ki "Ya senin vaktin geldi. Sen git." (Gülüyor) Uzun seneler süren bir arayış döneminden sonra bir gün bana,"Sen bu işi artık çok yapıyorsun. Biz seni Türkiye sorumlusu yapalım."dediler. O zaman kafayı kazıtacaktım. Budist rahipler gibi yaşayacaktım çünkü.”.......

Bireyin psikolojik açıdan iki temel fonksiyonu var.
Birincisi nefs katlarında yükselmeyi sağlamak,ikincisi ölüm korkusunu azaltmak
.” diyen Merter,ara katta sıkışıp kalmış ve ontoloji (varlıkbilim) ile ilgili olarak bu alanda bir daral yaşayan insanlarda bütün dinî sembollerin ciddi kaygı uyandırdığını söylüyor:

Mustafa Merter,deproasyona girenler için umreye gitmeyi bir tedavi olarak öneriyor.
Bu yazının tamamı için bakınız...
http://haber.nur.tc/haber_detay.php?haber_id=16896
**************
Bu arada Prof.Dr.Nevzat Tarhan'ın Kaliforniya Sendromu aklıma geldi ve birkaç küçük satır ile ona da değineyim istedim.

Ünlü psikiyatr Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise ABD'yi kasıp kavuran bu rahatsızlığın Türkiye'de de görülmeye başlandığı uyarısında bulunuyor.

Nevzat Tarhan'a göre Kaliforniya Sendromu'nun üç ana belirtisi şöyle:
Zevke düşkünlük,benmerkezcilik ve yalnızlık.
Bu belirtileri mutsuzluk izliyor.Tarhan,eğlence,zevk ve para düşkünlüğünün kişiyi içinden çıkılamaz bir kısırdöngüye düşürdüğünü söylüyor.
Yaptığı işler nedeniyle mutsuzlaşan kişinin bu duygudan kurtulmak için daha fazla eğlenceye yöneldiğini vurgulayarak,"Daha çok eğlence ve zevk düşkünlüğüyle üretmediği halde tüketen,yardım etmeyen,sadece kendine harcayan,parasal hedefleri kutsallaştıran,toplumsal yapıyı önemsemeyen bir anlayış yaygınlaşıyor. Bu hastalık sosyal bir kanser gibi hızla yayılıyor."uyarısında bulunuyor.

Şimdi bu açıklamanın sayın Merter ile ne alakası var diyenleriniz olacaktır elbet.
Lakin sayın Merter'in yaşanından kesitlere bakacak olursanız özellikle bir arayış içinde olduğu görülmüyor mu?
Başka ifade ile Kaliforniya Sendromu'nun 3 belirtisinden hangisine daha yakın olduğuna siz karar verin.

Ben konuyu başka yönden inceleyeceğim.

Zen Budizmi incelemelerinden hemen sonra,benötesi psikoloji adı ile sadece kendisinin bildiği,sadece kendisinin inandığı yeni bir bilim(!) dalının adeta bir kurucusu gibi çalışıyor.
Haklıdır/haksızdır.
Bu ayrı bir olgu.
Ancak bilim dünyasının tek başına karşısında olmak gibi bir olgu adeta.
"Dr.Ziya Özel içinde aynı şeyleri söylemişlerdi ancak Özel Zakkum ekstresinin patentini aldı ne oldu şimdi?"diyenler de olacaktır elbet.
Ancak bu daha farklı bir açıdan incelenmesi gereken bir kavramdır.

Sayın Merter,eşcinselliğin bir hastalık ve tedavi edilmesi gereken bir durum olduğunu söylüyor ve altında yatan gerekçeler için de dini yaklaşımlar temelini adeta öncül bir savunma olarak görüyor.
Tabii ki aile,çevre ve kişinin durumdan kurtulma isteğini de söylemekle birlikte özellikle islam dininin bu durumu yadırgadığını belirtmeyi birincil vazife ve zorunluluk olarak ön plana çıkartıyor.

Oysa ki ABD başta olmak üzere birçok bilim araştırma kuruluşları artık eşcinselliğin bir hastalık olduğunu artık kabul etmiyor ve hastalık kapsamından da çıkartılmış durumdadır.
Bütün bunlara rağmen hala bir rahatsızlık olarak görmeye çalışan Merter acaba ne yapmak istiyor?

Sayın Doksat ile yaptığı küçük fikir alışverişinde,bir rahatsızlıktır derken rahatsızlık sözünün aynı anda hastalık için kullanıldığını acaba bilmezden mi gelmeye çalışıyor?

Günümüzde bölünmenin birçok modeli artık hemen herkes tarafından bilinmektedir.
"Etnik bölünme,dinsel bölünme vs..derken şimdi de bilimsel bölünmenin ülkemizde aralamaya çlıştığı kapının acaba bir temsilcisimidir sayın Merter?"sorusunu ister istemez akılma getirmeden edemiyorum.

Her neyse.
Sayın Merter acaba bu soruya ne yanıt verir bilinmez.
Lakin benimki bir suçlamadan çok,akıllara gelen bu soruyu aydınlatmaya çalışmak olsun istedim.
Elbetki bilim farklı düşünceden,değişik yöntemlerden,çok yönlü bakış açısından doğar.
Ancak unutulmamalıdır ki;"Fikirlerinde sabit olanlar ölülerle ahmaklardır"sözü her daim geçerliliğini korumaktadır.
Yani birzamanlar eşcinselliğin bir hastalık olduğunu öngören bilimdünyası şimdilerde hastalık kapsamından çıkarmakta iken,özellikle sayın Merter'in yeniden bu kapsama sokmaya çalışmasını anlamaya gayret ediyorum.

Ben eşcinsel falan değilim.Bunu öncelikle belirteyim.
Ancak kendisini öyle hissedenleri adeta suçlu imiş ve mutlaka tedavi görmeli imiş gibi algılamak ya da algılatmak asıl suç olan düşünce olmalıdır diyorum.

Sayın Merter'in mutlaka bildiği ancak birçok insanın bilmediği bazı konuları da başlıklar halinde vermeyi yeterli buluyorum.
Bu konu çok uzun yazı gerektirse dahi burada kesmek istiyorum.
Çünkü,uzun yazıların okunmadığı düşüncesi buna zorunluluk doğuruyor.
Saygı ile...
Ahmet Dursun

İlgili bazı başlıklar.
OSMANLI'DA HEREMİN İÇ YÜZÜ.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/osmanli-osmanli-da-heremin-ic-yuzu_3905956.html
-----------
EŞCİNSELLİK VE ŞAMANİZM BAĞLANTISI VAR MI?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/samanizm-escinsellik-ve-samanizm-baglantisi-varmi_4681007.html
----------
ESKİ ARAP TOPLUMUNDA EŞCİNSELLİK
http://ahmetdursun374.blogcu.com/escinsellik-eski-arap-toplumunda-escinsellik-ve-islam_3527832.html

Ya da
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=302.0
---------------
PADİŞAHLAR CARİYELERİNİ NASIL SEÇERLERDİ?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/osmanli-padisahlar-cariyelerini-nasil-secerlerdi_918870.html
----------
HUMEYNİ-Risalesi,kadın kullanma elkitabı.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/humeyni-risalesi-kadin-kullanma-el-kitabi_28066001.html
**********
ÇALI DİBİ SEX,NAMUS BEKÇİLERİ,FİLLİ LİVATA VE SOĞAN
http://ahmetdursun374.blogcu.com/bizzat-cali-dibi-sex-namus-bekcileri-filli-livata-ve-sogan_3408968.html

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ŞEBNEM SCHAFFER HAKKINDA BÜYÜK İFŞAAT!
« Yanıtla #1 : Şubat 09, 2009, 08:33:46 ÖS »
ŞEBNEM SCHAFFER HAKKINDA BÜYÜK İFŞAAT!
Parla Şenol Basmacıgül benim tâ Büyük Ankara Oteli Ankara’nın tek güzel oteliyken ve yüzme havuzu da tek kaliteli havuzu iken beraber kulaç atıp muhabbet ettiğim çok eski bir arkadaşım. Seneler geçti, TRT, Tayyip Radyo Televizyonu değil de, gerçekten Türkiye Radyo Televizyonu iken iştirak ettiğim bir canlı yayında (Hülya Koçyiğit Hanımefendi de özel konuktu) ben uzman diye konuşacaktım.

Yâhu, bir hâtun kişi öyle usturuplu ve güzel sözlerle katkıda bulundu ki, bütün samimiyetimle (hasedimle değil) “bana gerek yok ki, hanımefendi söylenebilecek her güzel şeyi dile getirdi” deyip, tabii ki gene de birkaç lâf etmiştim. Yayının hitamında birbirimize doğru yürüdük, bir yerlerden gözüm ısırıyordu da…

Parla idi o! Sevgili çocukluk arkadaşım, gerçek san’atçı Parla Şenol! Merak edenler için web adresi www.parlasenol.com.

Psikoloji de tahsil etmişti, her zamanki cingöz ve sevimli ifâdesiyle bakıyordu. O günden sonra kaldığımız yerden devam ettik. Kocası Nazar da dünya şekeri bir adamdı, oğulları da öyle. Turizm rehberliği yaparken mercimeği fırına vermişler ve evlenmişlerdi. Nazar, Ermeni kökenli ve Galatasaray klanından, eh, oğullarının ismi de Aras tabii ki… Âilece ahbaplık kurduk ve aynen de devam ediyor.

Parla, Ortaköy Afife Jâle Sahnesi’nde yeni bir oyunla seyircinin karşısına geçecekti; bize tâ baştan haber verdi. İki perdelik komedinin ismi Eros Pansiyon idi! Belki de pek çok kişinin dikkatini çeken oyuncuların listesi idi: Parla’nın yanı sıra, Yalçın Menteş, Kaan Taşaner ile birlikte Şebnem Schaefer!

Nihâyet bugün oyuna gidebildik. Ulan (affedin), oyunun ismine de, Şebnem’e de bakınca “bakalım ne görüciiiz” olduk.

(Ufacık bir not: Parla’nın dostluk hakkını sûiistimâl etmemek için önceden Biletix’ten bilet aldık. Eğer biletini aldığınız faâliyetten 1 saat önce o bileti gişeden teslim almazsanız ve kasiyere de “vallahi de billâhi de sizin aldığınızı veya aldırttığınızı” ispat edemezseniz, biletler elinizde patlayabilir; biz sekreterimiz vâsıtasıyla satın almıştık, inanın anamız ağladı).

Oyunda Şebnem Schaefer, karısını seneler önce kaybetmiş emekli bir albayın, yâni Yalçın Menteş’in kızını oynuyor. Olağanüstü derecede başarılı ve çok hoş… Gerisini seyrettiğinizde görürsünüz. Hele finâl muhteşem!

Yâhu, bu genç, güzel ve hakikaten mâsumâne özellikleri yüzünden akan Şebnem Schaefer hakkında yazılıp çizilenleri internette gözden geçirdim.

Birilerinin bu güzel kıza yanlış yönlendirmede bulunduğuna kanaât getirdim.

Güzel kızım Şebnem Schaefer, sen bu yolda devam et; bâzılarıyla aynı kefede ve paparazzi haberlerinde yer alma. İnan ki önün çok açık. Yeterince olgunlaşınca belki siyasete de atılırsın ama henüz yirmi küsurlarındasın. Belki ileride çok zengin olmayabilirsin ama gerçek entellektüeller, aydınlar ve san’atseverler seni lâyık olduğun yerde konumlandırır, anarlar ve öyle de hatırlanırsın.

Tabii ki son sözlerim kadim dostum Parla Şenol Basmacıgil’e… Ne iyi ki varsın, arkadaşımızsın ve sevgi dolusun.

Ha, ey ahâli, bu güzel temsil sâdece Cumartesi ve Pazar günleri sergileniyor.

Aman kaçırmayın!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 08 Şubat 2009 Pazar
http://www.keremdoksat.com/2009/02/09/sebnem-schaffer-hakkinda-buyuk-ifsaat/
--------------------
SUÇ NEDİR, SUÇLU KİMDİR?
Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, hakkında suç oluşmadığı gerekçesiyle, 220 gün kodeste yatırıldıktan sonra serbest bırakıldı ama yurtdışına çıkması yasaklanarak!

Bu arada sıhhati uçtu gitti, ruhunun da ne zaman aynı âkıbete uğrayacağı meçhûl! Azıcık vicdanı olan bütün köşe yazarları bu rezaleti kınayan makaleler yazıyorlar.


Tamamı için bakınız...
http://www.keremdoksat.com/2009/02/09/suc-nedir-suclu-kimdir/

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Eşcinsellik doğuştan mı?
« Yanıtla #2 : Mayıs 16, 2009, 09:39:45 ÖS »
Eşcinsellik doğuştan mı?

Reha Muhtar
Herkes sadece Ali Bulaç’ın üzerinde tam tam çalmakta, oysa Çok Farklı programına katılan diğer konuklardan bazıları da “Eşcinsellik toplumda özendiriliyor... Sonradan olma homoseksüeller ortalığı kaplayacak...” mealinde konuşmalar yaptılar...

Bu konu Bülent Ersoy konusunun ötesinde de önemli...

Cemil İpekçi, Ali Bulaç’la konuşurken “sonradan olma homoseksüellik diye bir şeyin olmadığını” söyledi...

Ama programın o ateşli atmosferinde bu sözler kayboldu gitti...
***
Köln Üniversitesi Genetik Bölümü’nde görevli okuyucum Mehmet Saltür “gayet bilimsel” bir mail gönderdi bana dün...

Eşcinsellik doğuştan mı, yoksa kültürel şartlarla gençlerin sonradan özenmesiyle olabiliyor mu sorkusunu bilimsel verilerle yanıtlıyor...
***
“Eşcinsellikte su ana kadar kabul edilen teori Sigmund Freud’un tanımıydı” diyor, “Bu kurama göre eşcinsellik, erkeklerde koruyucu bir anne ve ona uzak duran bir babadan tetiklenen bir durumdu... Ancak bunun tamamen yanlış olduğu ortaya çıktı günümüzde” diye açıklıyor...

Peki nereden kaynaklanıyor eşcincellik:

İşte Köln Üniversitesi Genetik Bölümü’nun uzmanlarından Mehmet Saltürk’ün açıklaması...
***
“Eşscinselliğin, erkek çocukların doğum sırası ile ilgili oldugu artık neredeyse kesin gibidir.

Her erkek çocuğun doğumu, kendisinden sonra doğacak erkek cocugun eşcinsel olma ihtimalini yaklasik olarak % 3 - 4 oranında artırmaktadır.

Daha önce erkek çocuğa hamile kalmış, bir anne, doğuracağı yeni bir erkek çocuğun eşcinsel olma ihtimalinin kuramsal olarak ilk erkek çocuğa göre daha fazla olduğunu bilmelidir...
***
Erkek embriyo Y kromozonundaki üç adet Gen Anti-müller hormonu şifreler...

Anne de buna karşı Histocombatibliyt antikoru olusturur...

Annenin her erkek çocuğa hamileliğinde vücudundaki Histocombatibilyt Antikorunun konsantrasyonu artar...

Annenin oluşturduğu Antikor erkek çocuk embrosunun beyninin erkekleşmesini engeller.

Genital olarak erkektir ama beyinsel olarak erkekleşemez...

Bu onların diğer erkeklerden hoşlanmasını, kadınlara karsı ilgisiz kalmasını sağlar...”
***
Mehmet Saltürk’ün açıklaması ne söylüyor?..

Genetik olarak annenin koruyucu amaçla salgıladığı Antikor’un konsantrasyon oranının artması durumunda erkek çocuk embriyosunun erkekleşmesinin engellendiğini söylüyor...

Bu durumlarda kişi genital olarak erkek, beyinsel olarak “erkekleşmemiş” oluyor...

Bunu uzun uzadıya aktarmanın nedeni ise başka:

Türkiye’de muhafazakarlık ya da dincilik adı altında, “homoseksüellik palazlanıyor... Özendirilerek gençlerin gay olmasına yol açılıyor...” diye bir propaganda yapılmakta...

Propaganda sadece propaganda olarak kalsa iyi, oysa bunun üzerinden kısıtlamalara ve hedef göstermelere kadar varıyor işler...
***
Eşcinsellik, dünyadaki her toplumda, her sosyal grupta, her din, her kültürde aşağı yukarı aynı orandadır... “ diyor Mehmet Saltürk...

“Kimi toplumlarda çok, kimilerinde az görünür olması, aslında sadece toplumun eşcinselliğe toleransı ile ilgili bir durumdur.

Yani oran aynıdır...

Ama bazı toplumlar eşcinsellere cok büyük bir “mahalle baskısı” uyguladığından, eşcinselliğin o toplumlarda az görünen bir durummuş gibi algılanmasına neden olurlar... “şeklinde son veriyor mail yoluyla gönderdiği makalesine...

Makaleden çıkan sonuç şu ki, homoseksüellik öyle özendirmeyle, bezendirmeyle çıkmıyor ortaya...

Varolan şey toplumdaki duruma göre ortayşa çıkıyor veya gizli gizli devam ediyor...

Hayatta insanların yaşam biçimlerinin özgürlüğünü savunmak ” demokratlığın olmazsa olmaz “ koşulu...

Ben isterdim ki, her konuda bireyin yaşam hakkını, giyim hakkını, inanç hakkını savunan ” demokrat “ beyinler, bilimsel veriler ışığında herkesin cinsel ayrımına da aynı saygıyı gösterebilsin...

Darbecilik berbat da...

Irkçılık, faşizm, insanlara nefret aşılama, kadınlara, cinslere, etnisitelere göre ayrımcılık berbat değil mi yoksa?..
--------------
Eşcinsel Müslüman Olmak Zor.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3190.0
----------
FETHULLAH GÜLEN EŞCİNSEL Mİ?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=435.0
-----------
Eski ARAP toplumunda EŞCİNSELLİK
Kadın gibi giyinmiş ve makyajlı oğlanlar, Afganistan'da ondokuzuncu yüzyıla kadar zengin erkeklerin haremlerinin bir parçasıydılar. sir richard burton şöyle yazıyor: "Afganlar büyük ölçüde ticari gezginlerdir. Her bir kervanda neredeyse tümüyle kadın giysileri giymiş oğlanlar ve gençler vardır. Gözleri sürmeli, yanaklarına allık sürülmüş, uzun bukleli, kınalı parmakları, görkem içinde develerini süren bu oğlanlara gezgin karılar denir, kocaları yanlarında sabırla uzun yolculuğa katlanırlar."
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=302.0
------------
Eşcinsel-Kemalist Küçük İskender.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3513.0
----------
HUMEYNİ-Risalesi,kadın kullanma el kitabı.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1486.0
---------

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Dahiler ve Deliler 'Gen Kardeşi'
« Yanıtla #3 : Ekim 04, 2009, 12:40:04 ÖÖ »
Dahiler ve Deliler 'Gen Kardeşi'

Neuregulin 1 adlı genin belirli türevleri hem üstün yaratıcılık becerisi hem de psikopati oluşmasına neden olabiliyor.

Macar bilimciler üstün yaratıcı becerilere sahip insanlarla psikopati ve depresyondan mustarip hastalarda ortak genetik özellikler keşfetti.

Araştırmaya göre beyinsel gelişim üzerinde çok etkili olduğu belirtilen Neuregulin 1 adlı genin bir varyasyonu kişilerde deha ve yaratıcılığı arttırken aynı zamanda şizofreni ve kişilik bozukluğu gibi ruhsal hastalıkları da tetikleyebiliyor.

Telegraph gazetesinin haberine göre Macaristan’daki Semmelweis Üniversitesi’nden araştırmacılar, kendini çok yaratıcı ve başarılı olarak gören bir grup denekle çalıştı. Yaratıcılık düzeyini tespit için bir dizi tuhaf soru ve durum karşısında deneklerin tepkisi ölçülürken, bir taraftan da biyolojik testler gerçekleştirildi.

Sonuç raporuna göre Neuregulin 1 geninin belirli türevlerinin varlığı, kişinin yaratıcılık düzeyiyle doğrudan bağlantılı. Aynı gen varyasyonuna sahip deneklerin yaratıcılık düzeyleri, farklı türevlere sahip deneklerden belirgin ölçüde daha yüksek. Ancak benzeri varyasyonlar kişide şizofreni, kronik depresyon, bipolar düzensizlik gibi ruhsal hastalıkların doğmasını da kolaylaştırabiliyor.

Araştırma ekibinin lideri Dr Szabolcs Kéri, bazı ruhsal hastalıklara yol açan genlerin pek çok insanda bulunduğunu, bunların çoğunun hastalık geliştirmeyip oldukça başarılı ve yaratıcı bir yaşam sürdüğüünü söyledi.
Kéri’ye göre Sylvia Plath ve Vincent Van Gogh gibi “hem deli hem deha” olarak kabul edilen sanatçıların bu durumu, sözkonusu Neuregulin 1 varyasyonunu taşıyor olmalarından kaynaklanıyor.
Araştırma, Psychological Science bilim bülteninin son sayısında yayımlandı.
turkishny.com

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Afganistan'da oğlancılık geleneği
« Yanıtla #4 : Mart 27, 2010, 08:37:36 ÖS »
Kandahar'da 'aşna' fişne...
 
Kandahar'da erkeklerin buluşma mekânları, aynı zamanda 'oğlan seçme' işlevi görüyor.
 
Taliban'dan sonra Paştunlar, asırlık 'oğlancılık' geleneğini tekrar rahatça yaşıyor. Hem de vaktiyle Taliban'ın kalesi olan Kandahar'da...
 
KANDAHAR - Taliban'ın çöküşünün ardından Afganistan'da sadece kadın yüzleri, müzik aletleri, uydu antenleri değil, Paştunların yüzlerce yıllık 'oğlancılık' geleneği de tekrar gün ışığına çıktı. Üç ay önce Taliban'ın kalesi denilen Kandahar, sokaklarda gezinen erkek çiftleriyle hep anıldığı gibi, yeniden Güney Asya'nın
'eşcinsel başkenti' görünümüne büründü. Kandaharlılar, dağarcıklarındaki şu atasözünü de bugünlerde sıkça telaffuz ediyor: "Bizim göklerimizde kuşlar tek kanatlarıyla uçar. Diğer kanatlarıyla arkalarını korurlar..."
Paştun erkekler için 'aşna' denilen oğlanlarla ilişki kurmak, ayıp olması bir yana, bir prestij meselesi. Yoksul bir erkek bile, yanında parlak, güzel bir 'aşna' ile geziyorsa, muteber sayılıyor. Afganistan'daki mücahit komutanlar da oğlanlara düşkün. Kandaharlılar, Taliban 1994'te kenti ele geçirmeden önce, bir oğlanı paylaşamayan iki komutanın onlarca insanın öldüğü bir çatışmaya giriştiğini anlatıyor.
Taliban 'oğlancılığa' karşı sert yasaklar getirmiş. 'Aşna'larla ilişki kuranlar, üzerine duvar devrilerek idam ediliyormuş. Ama kapalı kapılar ardında oğlancılık hep sürmüş. 38 yaşındaki Kandaharlı Torjan, "Taliban'dan önce aşnalara her köşede rastlardınız. Bu hayatın bir parçasıydı. Şimdi Taliban gitti ve tekrar sokağa çıktılar" diye konuşuyor.
Sakallı, orta yaşlı bir adam ve 15 yaşlarında bir genç gördüklerinde, Afganlar bunun anlamını biliyor. Futbol sahası, sinema gibi yerler, 'oğlan beğenme' mekânları. Bir aileye ve ailesini geçindirecek gelire sahip erkek, beğendiği oğlanın yanına yaklaşıp konuşmaya başlıyor.
Ona hediye veriyor: Bir saat, bir motosiklet,
haşhaşın yanı sıra, en değerli hediye, fiyatı 400 dolar olan 'kavgacı güvercinler.' Yoksul oğlanlar, hediyeleri ve 'himayeyi' kabul ediyor. Böylece aileye yeni bir üye katılıyor. Oğlanlar, kadınlardan fazla ilgi görüyor. Arabaların ön koltuğuna oturuyor, 'cici baba' denilen hamileriyle futbol maçlarına, eğlence mekânlarına gitme ayrıcalığına sahipler. Aileleri ise sorulduğunda: "Bizim oğlan, bir adamın yanında yardımcılık yapıyor" diyor. (The Times)

Afganistan'da oğlancılık geleneği
http://ahmetdursun374.blogcu.com/afganistan-da-oglancilik-gelenegi/7313448