Gönderen Konu: EVREN'E ETEKLİK, BÜYÜKANIT'A TÜRBAN  (Okunma sayısı 474 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
EVREN'E ETEKLİK, BÜYÜKANIT'A TÜRBAN
« : Nisan 04, 2008, 07:40:40 ÖS »
Sayın Büyükanıt,

Size içimden gelenleri aktarmak istiyorum.Birkaç tarihi hafıza yenilemesi ile başlayayaım.

Tarih bizi nasıl hatırlayacak?

Orgeneral Ahmet Kenan Evren Dokuzuncu Kore Türk Tugayı'nda, önce Harekât ve Eğitim Şube Müdürlüğü; sonradan Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu.
1977 yılına gelindiğinde Kara Kuvvetleri Komutanı olabilecek üç aday vardı. Bunlar 1. Ordu Komutanı Orgeneral Adnan Ersoy, 2. Ordu Komutanı Orgeneral Şükrü Olcay ve 3. Ordu Komutanı Orgeneral Ali Fethi Esener'di.

Dönemin başbakanı Süleyman Demirel'ile, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk arasındaki anlaşmazlık ve çekişme, bu üç generalin de Temmuz sonuna kadar Kara Kuvvetleri Komutanı olarak belirlenmesini engellemiş ve Ağustos başında da emekli edilmelerine karar verilmiş idi.
Orgeneral Kenan Evren 4 Ağustos 1977'de Ankara'ya giderek, 5 Ağustos 1977 günü Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nı resmen teslim aldı. O sırada Orgeneral Semih Sancar Genelkurmay Başkanıydı. Ertesi yıl Sancar'ın görev süresi uzatılmadığı için, 6 mart 1978 tarihinde Orgeneral Kenan Evren Genelkurmay Başkanı oldu.

Bu olayların gelişimi çok şaşırtıcıdır. Evren Paşa, Ege Ordu Komutanlığı'ndan emekliliğini beklerken, orduda en yüksek makama gelmekteydi.Acaba bunun sırrı ne olabilirdi ki?
Orgeneral rütbesinde Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı, Genelkurmay 2.Başkanlığı ve Ege Ordu Komutanlığı yaptı. Emekliliği söz konusuyken, önce Kara Kuvvetleri Komutanı, sonra Genelkurmay Başkanı olmak. İlginç değilmidir?

Neyse 12 Eylül bilançosuna kısaca bakalım.

650 bin kişi gözaltına alınmış. 1 milyon 683 bin kişi fişlenmiş. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarılmış. 50 kişi idam edilmiş. Ve bunlardan biri de 17 günlük yargılamanın ardından  17 yaşında idam edilen Erdal Eren adında bir çocuk. Henüz 16 yaşında olması, avukatlarının sundukları deliller ve tanıkların ifadeleri kararın uygulanmasına engel olamamış idi.

Tempo dergisinden Berrin Karakaş'ın "12 Eylül yaklaşıyor. Ne hissediyorsunuz?" sorusuna Evren "Hiç hissetmiyorum. Hiç hissetmedim. Ben o gece de yattım, uyudum. 'Beni uyandırın' dedim. O gece uyudum" diye cevap vermiş.

Orgeneral Mehmet Yaşar Büyükanıt'a gelince,tereciye tere satmış durumuna düşmemek için sizi anlatmak yerine sizi anlatan bazı yazılardan örnekler sunmalıyım.

Sizin için yazılan yazıların birinde şöyle deniyordu:

"Medyanın ve tüm düzen kurumlarınının ardında saf tuttuğu Yaşar Büyükanıt kimdir? Onun en fazla bilinen yönlerinden biri, ABD'ye ve İsrail'e duyduğu büyük sevgidir. Bundan ötürü Filistin seçimlerini kazanan Hamas'ın liderlerinden biri olan Meşal'in Türkiye ziyaretine, ‘Hamas terörist bir örgüttür' diyerek tepki göstermişti. Aynı günlerde sermaye medyası ve kiralık kalemlerin birçoğu da benzer tepkiler göstermişlerdi."
( Kaynak: http://www.kizilbayrak.org/2006/sikb.06.10/sayfa_05.html )

Şahsi bloğumda ise yine sizi karalama kampanyalarından bir örnek oluşturacak yazıdan birkaç satır vereyim.

Van Başsavcılığı'nın, "derin devlet" tartışmalarına neden olan Şemdinli'deki patlamayla ilgili olarak hazırladığı iddianamede, sürpriz bir biçimde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyükanıt'ın da ismi yer alması.

Bazı yazıların İHANET ŞEBEKELERİ tarafından yazıldığını düşünmekteydik. Bu yazılardan birinde sizin aile soyağacınızdaki yazılı isimleri, dogum yerlerini kendilerine has ve saçma yöntemlerle sorgulayarak bu karalama kampanyalarını, sizin Gen.kur.Baskanı oldugunuz günde en gizli telefonlara bile SMS mesajları gondererek sürdürdüler.

Bu da yetmedi dedenizin mezarının Israil'de olduğunu yazdılar .

Bu karalama kampanyalarının nasıl gündeme geldiğini unutanlar için baksınlar derim;

http://ahmetdursun374.blogcu.com/908125/

Oysa ki biz bunların neden ve nasıl bir karalama içerdiğini elbette bilmekteydik. Hala da biliyor ve inanıyoruz. En azından şahsım olarak hala inanıyorum. Ancak söylemeliyim ki şahsım olarak;TSK'nın kurumsal niteliğine yapılabilecek hiç bir onursuz yaklaşımı asla kabullenemedim. Hiçbir zaman da kabullenmem ya da en küçük bir şüphe duymam söz konusu dahi olamaz.

Çünkü, TSK, milletimin içinden çıkmış, yaklaşık % 98 oranında güven duyulan en değerli kurumların en başında gelmektedir. Büyük bir oranla bu ebediyen de böyle olacaktır.

Bunun nedenleri hakkında daha önceleri de yazdığım yazılarda detaylı olarak anlatılmış idi.
ASKER TÜRK MİLLETİ KONUŞUYOR  başlığında bu yazıyı bulmanız mümkündür.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1152719/

Bu konudaki yorumlar için de bakınız.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2026920/

Şimdi yeniden başa dönelim.

Bu başlığı neden attım.

Yaptığım küçük hatırlatmalara bakacak olursak, Kenan Evren'in nasıl geldiği malum.
Böylece ABD'nin neden "bizim çocuklar" dediğini anlamamak imkansız oluyor.
Hatta konuyu net açıklayan bir yazı için de bakılması gereken çok önemli bir yazıyı dikkatlerinize sunmalıyım.

TÜRKİYE'DE GİZLİ SAVAŞ-1
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3836004/
-----------
TÜRKİYE'DE GİZLİ SAVAŞ-2
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3836019/
-------------
Sayın Levent Kırca'nın bir parodisinde Evren'e etek giydirme sahnesi var idi.

Acaba haksızmıydı diye sormak içimden geliyor. Daha sonraları Sayın Özkök'e de Kız hilmi yakıştırmaları densizce yapılmış idi.

Sanırım ki bu ve benzeri yazıları siz de hatırlamaktasınız.

Bu yakıştırmaların espiri yönünü bir kenara bırakacak olursak, acaba hiç haklılık payı yokmuydu diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Öyle ya da böyle tarih bir şekilde hemen herkesi yazacak, belki de tarihi süreçte vicdanlarda yargılamamıza neden olacaktır.

Sizin Gen.Kur.Başk.olduğunuz o töreni canlı olarak izemiş idim.

Siz de, Sayın Özkök de özellikle birbirinize hitab ederek sanki protokolde başkaları yokmuşçasına sergilemeye çalıştığınız davranışı okumaya çalışmış idim.

Orada benim için çok önemli bir sözünüz var idi.

Özkök'e hitaben,"Sizden çok şey öğrendik komutanım, hiç merak etmeyin, aynen bıraktığınız yerden devam edeceğiz" anlamına gelecek bir açıklama yapmış idiniz.

Ancak Nisan ayında yaptığınız o tarihi basın toplantısında da bir sözünüz daha dikkatimi çekmiş idi.
Diyordunuz ki, "Kuzey Irak'a (ben o söze Kürdistan diyorum) yapılacak bir harekat yarar sağlar mı? Evet sağlar"

İşte buradaki Kuzey Irak (Kürdistan) belirlemeniz daha sonra dönemin cumhurbaşkanı Sayın Sezer tarfaından düzeltilerek "Irak'ın Kuzeyi demek istedi "şeklinde düzeltilmiş idi.

Yoksa hafızam beni yanıltıyor mu?

Bu konuda da o dönemde iki yazı kaleme almış ve sizlere de sunmuş idim.

TSK BÖLÜNMENİN NERESİNDE?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4702342/

HAZRETİ BUSH'UN OVAL OFİSTE Kİ TOKADI
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4533708/

Bu yazıda Kuzey Irak ne anlama geliyor? neden önemlidir? Bunun anlatımını bulacaksınız.
Coğrafi determinizm savunucusu olarak karşımıza çıkan Huntington aslında bazı uygarlıkların gelişiminin özellikle 30 ve 60 gibi belirli paralleler arasında oluştuğunu varsayan indirgemeci sonuçlardan bahseder.Bu paralellerin de dikkatinizi çekeceğini sanıyorum demiş ve konuyu anlatmış idim.
------------
Sözlerimi daha fazla uzatmayacağım.

İnandığım birşey var ki o da TSK'nın dışarıdan kimseden emir, direktif vs. almadığı ve alamıyacağıdır.
TSK'nın emir alacağı tek yer,TBMM'dir ve öyle de olmuştur.

Bir vekilin son anda yaptığı bir açıklama var. Bir tez, bir iddia.
Doğru ya da yanlış olmasının bir önemi var mı yok mu? Bunu tartışmayacağım.

Önemli olan, milletin bir vekilinin bu iddiaları yapabilecek olmasıdır.
Ancak daha önemli olan ise, bu iddia sahiplerinin bir sonuç alana kadar iddiasının arkasında olmasıdır. Yani sonuç şudur, haber yanlıştır, haber doğrudur diyebilecek duruma gelmesi ve bunu millet ile paylaşmasıdır.

Sayın Büyükanıt,
TSK'ya kurum bazında duyduğumuz güven ve inanç, komuta kademesine de kayıtsız şartsız inanç anlamına gelmez.
İnanıyorum ki TSK kurum olarak üzerine düşeni herzaman kararlılık ile yapmış, gerektiğinde generallerinin haksız kazançlarının da yargılanmasını sağlamıştır. Bu nedenle güvenimizin boşa çıkmayacağını, çıkmadığını görmek ayrı bir gururdur.

Ancak son zamanlarda ortaya çıkan irticai olgularda TSK bir karar değişikliği mi sergilemektedir?

KKK brövesinden çıkartılmaya çalışılan Atatürk silüetinden bu yana ve hatta Nato üyeliğimizden bu yana acaba TSK'nın Atatürk ilkelerinin koruyuculuğundan vaz mı geçtiğini anlamaya çalışan birçok insan mevcuttur.

Anayasanın vazgeçilmezi, olmaz ise olmazlarından ve TSK’nın İç Hizmet Kanununun kendisine rejimi koruma ve kollama görevi verdiği, bu görevinden vaz mı geçilmiştir?

Biliyoruz ki Anayasayı koruma görevi hepimizindir.

Ayrıca Cumhurbaşkanına anayasanın 104. maddesi "Anayasanın uygulamasını koruma ve kollama görevi" de yüklemektedir.

Yine biliyoruz ki, Harbiye'nin ilk görevlerinin içinde laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni koruma ve kollama görevini üstlenmiş subaylar yetiştirmektir.

Değişmez, değiştirilemez zannedilen yasaların değiştirilme çabalarının bir sıradan vatandaş olarak ben farkındayım.

Tekrar ediyorum;

TSK için Anayasa'daki laiklik ilkesi ne kadar 'olmazsa olmaz' bir kavram ise, TSK'nın Anayasa'nın 6'ncı maddesine dayandırılan İç Hizmet Kanunu'nun 35'inci maddesiyle verilen 'koruma ve kollama görevinin' yerinde kalması da bir o kadar önemlidir.

Hükümetin yapmak istediği bir uygulamayı da hatırlatmak isterim.

Yapılacak bir yasal değişiklik ile Gen.Kur.Başkanının da Yüce Divan'da yargılanmasının önünün açılması çalışmaları size birşey ifade ediyor mu?

Son zamanlarda yapılmakta olan 301. Madde değişiklikleri çalışması ve vaadleri, Vakıflar yasısındaki dğişiklikler, Liselerde yapılmakta olan ve son örneğinin Van'da bir lisede sergilendiği, ayakkabıların çıkartılarak derse girildiği ve eğitimin minderler üzerinde yapıldığı MEB'e bağlı liselerden haberdar olan milletin endişelerini haksız mı buluyorsunuz?
Bakınız: http://ahmetdursun374.blogcu.com/9937241/
----------
Semtlerin isimlerinin teker teker değiştirildiği, ülke ekonomisinin bir bataklığa sürüklendiği şu günlerde her ne hikmet ise, milletimizi bir baş örtüsü ile oyalama taktiği yaşatılması ve bu örtünün üzeri açılmak üzere iken birden TSK'nın Irak'ın Kuzeyine operasyon yapması hala kafalarımızda soru işareti olarak kalmış iken, gözbeğimiz evlatlarımız, canlarımız operasyondan döndüğü gün, Sayın Erdoğan'ın tekrar ve inatla Başörtüsünü Rize'de yeniden eşelemesinin altında yatanlar acaba nedir?demekten artık kendimizi alamaz olduk.

Acaba Türbanın örtemediğini, TSK'ya mı örttürüyorlar diye düşünmek zorunda bırakılmışlığımızı neden anlamıyorlar?

Siz çok iyi yetişmiş bir insan olarak, Yugoslavya'nın parçalanmasından evvelki son başkanının, nakşi kökenli olduğunu bilmiyor musunuz?

Size soruyorum Sayın Büyükanıt, başkasına değil!

Diyeceksiniz ki; "Bizden, benden başka insan yokmu? kurum yokmu? Neden onlar üzerine düşeni yapmamaktadır da sürekli bizden bekleniyor?"

Elbette haklısınız. Başka kurumlar da var elbet; Ör:Yüce adalet, sacvcılarımız, hakimlerimiz.

Bunlar da hala milletimizin en güvendiği kurumlar arasında ilk sıradadır. Elbette öyle de olacaktır.

Ancak; konuştuğunuzda, vatanınız için ağzınızı açtığınızda kapınızda kimlerin olabileceğini acaba bir vatandaş olarak hiç düşündünüz mü?

Biz kime karşı konuşacağız? Yasaları değiştirme yetkisinin yasal olarak ellerinde tutanlara mı?
Eğitim sitemini bozup, pinokyonun dahi sünnet ettirildiği, dedesinin de hacca gönderildiğini anlatan eğitim kitaplarının var olmaya başladığı bir ülkede kime neyi şikayet edeceğiz? Bizi kim dinliyor ki?

Türk vatanına karşı iseniz her türlü desteğin alınabildiği; vatan sever iseniz her çeşit yargılamaya maruz kalabileceğiniz bir ülke olma yolunda hızla ilerleyen bir olgudan bahsediyorum. Yavaş ancak kararlı bir istiladan.

Gün gelir tarih herkesi bir şekilde anar.

Yazımın başında da belirttiğim gibi, sayın Evren "eteklikle", Sayın Özkök "kız Hilmi" lakabı ile anılmıştır.

Korkarım ki siz de Türban ile anılacaksınız.

Unutmadan son olarak şunu arz edeyim.

"Kıbrıs barış harekatının Gen.Kur.Başk.'nı kimdi?" diye sorulsa sanırım ki birkaç kişi hatırlayacaktır.

Ancak harekatın başbakanı kimdi dersek rahmetli Ecevit'i hatırlamayan birkaç kişi çıkacaktır.

Biz de sizi tarihte,Türban ile değil, bitirilmek istenen Atatürk ilkelerini yeniden tesis eden insan olarak hatırlamak istiyoruz.

Bu hatırlamayı da yasal yolların, demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin korunduğu ve kollandığı, Türk olmanın ikinci sınıf vatandaş olmadığı bir zeminde olmasını temenni ediyorum.

Demokrasiye inanmış kişiliğinize isnat ederk bu yazımı sizinle paylaşıyorum.

Saygı ile
Ahmet Dursun
-----------
AMERİKA KİMLERLE İSTİHBARAT PAYLAŞIYOR?
Şemdin Sakık yazmış

http://semdinsakikweb.com/advanced_news/ans.php?readmore=15

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
TSK,"Cumhuriyeti koruma ve kollama"görevini sitesinden çıkarttı.
« Yanıtla #1 : Aralık 09, 2009, 02:48:33 ÖS »
Koruma-kollama TSK'nın sitesinden çıktı. 

 
Kara Kuvvetleri Komutanlığı, kendisine 'Cumhuriyeti koruma ve kollama' görevini veren vazifeler metnini, resmi internet sitesinden kaldırdı.

Böylece her darbe tartışmasında gündeme gelen kritik cümle artık sitede yok.

Darbe girişimi iddiaları, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne 'Cumhuriyeti koruma ve kollama' yetkisi tanıyan İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesinin değiştirilmesine ilişkin tartışmaları alevlendirirken, ilginç bir gelişme yaşandı. Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın (KKK) resmi internet sitesinde, 'Genel Konular' başlığı altında yer alan ve 'Türkiye Cumhuriyeti'nin korunması ve kollanması' ile ilgili görev tanımını da kapsayan bölüm, siteden kaldırıldı.

HANGİ İFADE VARDI?
Akşam Gazetesi'nin haberine göre söz konusu bölümde, 'Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın vazifesi, TSK'nın bir unsuru olarak, Türk yurdunun ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'nin korunması ve kollanması ile ilgili kendisine verilen görevleri yerine getirmektir' ifadesi de bulunuyordu. Kara Kuvvetleri'nin sitesinde,
1 Aralık'ta yapılan son güncelleme sırasında, 'Genel Konular' başlığı altında yer alan 'Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın Görevi' alt başlıklı bölüm siteden çıkarıldı. Değişikliğin ardından 'Genel Konular' başlıklı sayfada sadece, 'Tarihçe' ve 'Barışı Destekleme Harekatı' ile 'Rütbe ve İşaretler' adlı bölümler kaldı.

İÇ HİZMET KANUNU NE DİYOR?
TSK'nIn 'Cumhuriyeti koruma ve kollama' yetkisi, Anayasa'nın 117'nci maddesi doğrultusunda hazırlanan TSK İç Hizmet Kanunu'da yer alıyor. Çok tartışılan söz konusu kanunun, 'Umumi Vazifeler' başlıklı 35'inci maddesi şöyle:
'Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.'

TSK İç Hizmet Kanunu doğrultusunda hazırlanan TSK İç Hizmet Yönetmeliği'nin 85'inci maddesinde de benzer bir hüküm yer alıyor. 85'inci madde şöyle: 'Vazifesi, Türk yurdu ve Cumhuriyetini içe ve dışa karşı lüzumunda silahla korumak olan, Silahlı Kuvvetlerde her asker kendine düşeni öğrenmeğe ve öğrendiğini öğretmeğe ve icabında son kuvvetini sarf ederek yapmaya mecburdur.'
haber.gazetevatan.com

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Koruma-kollama... Asker milletiz vesselam!
« Yanıtla #2 : Aralık 09, 2009, 02:54:08 ÖS »
Evet, `asker milletiz` vesselam...
Asker, nasıl ki, `koruma ve kollama` görevini yerine getirdiği gerekçesiyle, zaman zaman `ülke yönetimine el koyduğunu` ilan ediyorsa, `asker millet`in fertleri olan insanlar da, olaylara `el` koyarken, `koruma-kollama` içgüdüsüyle hareket ediyor!..

Kimi `yakınlarını` kolluyor, kimi `yandaşlarını`, kimi de `yoldaş`larını!.. `Yeğen`lerini koruyanlar, `verdimse ben verdim, size ne?` diyenler de `asker millet` olduğumuzun açık kanıtları!..
Bir üst düzey komutan, `akredite gazeteciler`in katıldığı bir toplantıda; aklımda kaldığı kadarıyla şöyle bir laf etmişti: `Sizler de, yaptığınız görev itibariyle sivil general sayılırsınız!`

`Akredite` meslektaşlarımız, bu `rütbe`yi bir `onur` saymışlar ve ondan sonra, `askere iliştirilmiş` anlamında kullanılan `embedded`liğe soyunup, `koruyucu-kollayıcı` yazılar döktürmeye başlamışlardı!..

Öyle ya, `general` demek, `korumak-kollamak` demekti!.. Üst düzey bir komutan tarafından `sivil generalliğe terfi` ettirildiklerine göre; `görev`leri de belliydi: `Korumak, kollamak!` İtiraf etmek gerekir ki, `görev`lerini hala başarıyla sürdürüyorlar!.. `Koruyorlar, kolluyorlar!`

 `ŞAPKA`LAR BİRBİRİNE KARIŞINCA! Yalnız, bazen `gazetecilik` ve `sivil generallik` şapkalarını karıştırıyorlar!.. İşte o zaman `kimlik çatışması` yaşıyorlar!.. Dolayısıyla, `koruyacakları-kollayacakları` kişi, kuruluş ve kavramlar da, bir anda `İstanbul trafiği`ne dönüveriyor!..

Mesela, `gazeteci` olarak, `Türkiye`nin AB üyeliği`ne sıcak bakıyorlar!.. Bu üyeliği zedeleyecek, engelleyecek her eylem ve söyleme karşı çıkıyorlar!.. Yani, `AB üyeliği`ni koruyorlar, kolluyorlar!.. Mesela, `8 Mart Dünya Kadınlar Günü`nü, gününden 2 gün evvel, yani `6 Mart`ta kutlayan, üstelik, `fırsat bu fırsat` diyerek, `PKK lehinde sloganlar` atıp, `Apo posterleri` açan gruba yönelik `polis müdahalesi`ne ateş püskürüp, `Bu kafayla AB zor!..

 Sabotaj gibi!..
Kadınlara dayağın hesabı sorulacak!` diyen `kartelci` gazetelerimiz; belki `görev` icabı, belki de farkına varmadan `PKK`ya koruma-kollama` yaptılar!..
Bunun lamı-cimi, aması-maması yok; 7 Mart günü attıkları o başlıklar, resmen ve alenen `PKK yandaşlarını korumak ve kollamak`tı!..

Ne var ki; `Zaman ve zemin` değişip de, `esen rüzgarlara göre konsept` belirlenen bu ülkede; gazetecilerimizin `görev, sıfat ve şapka`ları da, işte bu `zaman, zemin, konsept ve rüzgar`a göre `değişkenlik` arz ediyor!.. Bir de bakmışsınız; `Gazetecilik yelekleri`ni çıkarmışlar, `sivil generallik` şapkalarını geçirmişler kafalarına!..

Daha dün `PKK yandaşlarını koruma ve kollama` görevi üstlenenler, bugün `sivil general` şapkasıyla, başlamışlar esip-gürlemeye; `PKK yandaşları azıttı!.. Ortalığı savaş alanına çevirdiler!..
Provokatörlere dikkat!..
Bu oyuna gelmeyelim!..
Vatanın birliği ve dirliği için omuz omuza!..
Gün, bir ve beraber olma zamanıdır!` Hani neredeyse, MHP`lilere ve ülkücülere özenip, `Şehitler ölmez, vatan bölünmez!.. Türkiye Türk`tür, Türk kalacak!` diye manşetler atacaklar!.. Demek ki, `şapka` değişince, `görev` de değişiyor!..

Öyle olmasa; 7 Mart`ta `PKK yandaşlarını koruma-kollama` görevini üstlenirken, şu son günlerde `Türkiye`yi koruma-kollama`ya soyunmazlardı!..

Ve yine; o günlerde; `Apo`cu kadınlara niye müdahale ettiniz?` diye polisi suçlarken, bu defa da `Niye cami avlusundaki göstericilere müdahale etmediniz?` diyerek, yine polise çullanmazlardı!..

`Çift kişilik` taşımak, zor bir zenaat olsa gerek!..

Bir yanda `gazetecilik` mesleği ve `ideolojik yandaşlık`; bir yanda `sivil generallik` görevi!.. Üstelik, `zaman, zemin, konsept ve rüzgar` da sık sık değişiyor!.. `Ayak uydurmak` zor iş vesselam!.. Hele düşünün, bir de `asker millet`in fertleri olmasak var ya, `kartelciler`in işi, hepten zorlaşırdı!.. Doğrusu, yine de `iyi kıvırıyorlar` bu işi!.. Bazen `PKK`yı, bazen de `Türkiye`yi koruyucu-kollayıcı strateji takip etmek, kolay mı sanıyorsunuz?!? İyi kıvırıyorlar, iyi!.. Böylesine bir `kıvırma`yı Asena bile beceremez!..

FATİH ALTAYLI, ŞİMDİ TU-KAKA! Alın, son bir `koruma-kollama` örneği daha... Hele hatırlayın; Fatih Altaylı`nın Hürriyet`te yazarlık, Kanal D`de yöneticilik yaptığı günlerde, `ondan iyisi yok`tu ve Fatih Altaylı, `harbi delikanlı` idi!.. Ona-buna sövüp saysa da, el üstünde tutulur, `korunur-kollanır`dı!.. Onca `hakaret`lerine rağmen; ne Basın Konseyi kınardı onu, ne Gazeteciler Cemiyeti!..

Ne zaman ki; gitti, `sövdüğü Sabah`a transfer oldu, bir anda gözden düşüverdi!.. Her akşam, eve `eli dolu` gelen adamın, bir gün `eli boş` gelince; karısının, `Aaa herif, senin bir gözün de körmüş!` demesi gibi, Fatih Altaylı`nın da `iftira, hakaret, lekeleme ve dedikodu` türü yazılar yazdığı görülüverdi!..

Şu hale bakın; Daha düne kadar, tüm `kartel` tarafından `korunan-kollanan` ve `kahraman` muamelesi gören bir adama, bir anda `müfteri` damgası vuruldu!.. Vuran kim?.. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti!.. Sebep?..

Fatih Altaylı, 3 Ağustos tarihli yazısında Vatan gazetesinin başyazarı Güngör Mengi`nin karısı Ruhat Mengi için, `Ne zaman adam oluruz?.. Başyazarla yatarak, yazar olunmayacağını anladığımız zaman` diye yazmış da, ondan!.. Peki, bu bir `hakaret` ise; aynı Fatih Altaylı`nın `başörtülüler` için `iğrenç ifadeler` sarf ettiği günlerde neredeydi bu Konsey ve TGC?!?

Eee, o zaman; `konsept` başkaydı, `zemin` müsaitti ve `rüzgar`, Altaylı`dan yana esiyordu!.. Üstelik, `onların adamı`ydı!.. Dolayısıyla `korunuyor-kollanıyor`du!.. Şimdi ise; Altaylı Sabah`ta yazıyor!.. Yani, `rakip holding`te!.. O halde, vur abalıya!..

İşin ilginç yanı şu:
 Altaylı`yı kınayıp bu defa da Ruhat Mengi`yi koruyan-kollayan TGC Basın Senatosu`na başkanlık eden Necmi Tanyolaç, halen `Aydın Doğan Holding`te, iyi mi?!?.. Altaylı da `Turgay Ciner Holding`te olduğuna göre, `koruma-kollama`nın nasıl, ne zaman, kime ve ne şekilde yapıldığını, varın siz düşünün!..

AHH ŞU KURŞUN ASKERLİK OLMASA!..
Sözün özü; evet, `asker millet`iz!.. `Koruma-kollama` içgüdümüz de, `asker millet` olduğumuzun en büyük kanıtı!..
Hani, demem o ki; `Koruma-kollama` görevlerini zaman zaman karıştırdığımız gibi; `askerlik` ile `kurşun askerliği` de birbirine karıştırmasak!..

`Asker millet` olmaya eyvallah da; şu `kurşun askerlik` yok mu, işte o, biraz `omurgasızlık` gibi geliyor bana!..
`Kartel`in bu durumu, çok üzüyor beni çoookk!.. Utanması gerekenler kim? Devlet Bakanı Mehmet Aydın, `Sosyal adalet açısından İslam dünyasının durumu utanılacak haldedir` demiş...

Doğru, `Utanılacak` haldeyiz...
Ama, sayın bakan, `utanması gerekenler`in kimler olduğunu da söylemeliydi. İşte Polonya İslam Cemaati Lideri Tomasz Miskiewkz`nın sözleri: `İsrail Cumhurbaşkanı Polonya`ya gelince, `Benim Yahudi soydaşlarım nasıl?` oluyor. Papa geldiği zaman `Benim Katolik kardeşlerim nasıl?` diyor.

Müslümanların bir halifesi olmadığı için; bizim halimizi soran yok.` Demek ki, sadece `sosyal` değil, `siyasal` yönden de utanılacak haldeyiz... Bu insanları `sahipsiz` bıraktığımız için!..
http://www.tumgazeteler.com/?a=1006771

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Kemalizm Eskidi
« Yanıtla #3 : Aralık 09, 2009, 02:59:48 ÖS »
Kemalizm Eskidi



2003 dergisine konuşan Mahir Kaynak, Türkiye'nin kuruluş felsefesinin değişim sürecine girdiğini öne sürdü.Türkiye'nin jeopolitik ve stratejik konumunun, bölgesel güç olmaya zorladığı değerlendirmesini yaptı.

Türkiye'nin ulusal sınırları içinde kalarak da bölgesel güç olabileceğini öne süren Kaynak, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Amerika'nın bölgedeki çıkarları,Türkiye'nin güçlü olmasını gerektiriyor. Amerika'nın Türkiye'ye etkisini olumsuz olarak bir hava olarak algılamamak laszım.

Amerika Birkleşik devletleri, Çin'i, Rusya'yı kontrol altına almak istiyor. Bunun içinde Türkiye'nin güçlü olması, bölgesinde etkili bir ülke olması gerekiyor. Bu suretle de Çin'in batıya doğru etkisini arttırmasını özellikle de Afrika'ya girmesini engelleyecektir”

Mahir Kaynak, TSK'nın ortaya çıkan yeni koşulları algılamaktan uzak olduğunu iddi etti.

“Sovyetler Birliği komünizmi terk etmiştir.Ve üstelik orada Kızılordu vardı. Adını rejimden alan yeryüzündeki tek orduydu. Ve o buna, bu değişime mukavemet etmedi” diyen Mahir Kaynak,TSK'nın da değişime ayak uydurmak zorunda kalacağını ifade etti.

Kaynak, şöyle konuştu:
“Ordunun rolü daha da güçlenmelidir ve güçlenecektir. Orduyla olan ihtilaf yeni düzene ayak uyduramamalarıdır. Yani eski ideoloji, cumhuriyetin kuruluş felsefesine bağlı olmalarıdır. Bunu anladıkları zaman ve emperyal bir vizyonu savundukları zaman ordunun üzerindeki tüm operasyonlar durur."
avazturk.com

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Kenan Evren’in yatacak yeri yok.
« Yanıtla #4 : Ocak 01, 2010, 04:59:02 ÖS »
BUNLAR TAMAMEN ABD NIN ISI

Gönderen Levent Kalem
Yemekten dönüyoruz, arkadaşlar takılıyor:

“komutanım gördük, peçeteyi yuttunuz”

Bizi biliyor ve gülüyor. Çay ve sigara içmeye gidiyoruz.


Konu açılıyor.

Karşıdaki dört katlı binayı göstererek:

“Ben şu bina kadar hangarları bekledim.İçerisi silah dolu.Bakıyorum,silahlar AN…. envanterine kayıtlı.Bizde böyle bir birlik yok.Bu silahlar kimin?Bunu sorun.....”


“Bu silahlar ABD’nin silahları. Komünizm geldiğinde şu yapılacak bu yapılacak diye eğitim verdiler bize.”

Ben lafa katılıyorum.

—Kore’de ne işimiz vardı?

Aynı şey değil mi? Komünizmle mücadele.

Kozmik Oda’ya girdiler:

“Kozmik odada ne bulacaklar?2. dünya savaşından kalma belgeler var orada”

“Arınç’a suikast falan tamamen Cia’nın işi”

Araya başka sohbetler karışıyor. İnsanların apolitik, korkak ve içine kapanık oluşundan bahsediyoruz. Bunun istenilen bir süreç olduğunda birleşiyoruz.

Komutan soruyor ve cevaplıyor.

“12 Eylül 1980 olmalımıydı?

Evet olmalıydı.

Ama sonraki süreç…

Kenan Evren’in yatacak yeri yok”


Terörle mücadelede siviller zarar gördü diyorlar.

“Bakın bir gün operasyondan döndük. Köy korucuları helikopterle indirildi aşağıya. Biz kaldık. Bir hafta sonra hamile bir kadın helikopterle indirildi. Ben 15 gün bu köyü bekledim. Bu sözler insafsızlık. Şimdi düşünüyorum da; sadece kırgınım.”


Ve sohbet bu şekilde gidiyor.

Bu sözler yaklaşık 3 saat önce sohbet ettiğim emekliliğin eşiğinde bir Albay arkadaşımın sözleri.

Kısacası ABD komünizmle mücadele adı altında kurdurduğu yapıların, Doğan Güreş Paşa tarafından ulusallaştırılıp gerekirse ABD’ye karşı kullanılabilecek duruma gelmesini sindiremedi. Şimdi beslemesi AKP aracılığıyla intikamını almaya çalışıyor. Arınç’a suikast falan hikâye, tamamen CİA ajanlarının işi.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
anafor.org
-----------
Başbuğ,Sen Uyursan Millet ölür.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7770.0