Gönderen Konu: ÇOK GİZLİ TUTULAN "FETHULLAH GÜLEN-SİYONİZM" İLİŞKİSİ  (Okunma sayısı 35117 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.705
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ÇOK GİZLİ TUTULAN "FETHULLAH GÜLEN-SİYONİZM" İLİŞKİSİ

Yatılı bölümlerdeki Atatürk büstü "Yüzüne tükürülmek" için konmuştur. Atatürk"ün adı ise KÖR DECCAL"dir. Okullarındaki Türk bayrağının öteki adı ise "Defiu Haced bezidir" (Tuvalet kağıdı)
****************
HANS AİBERG"E; SIYONİZMİN TEPELERİNDEN GELEN EMİRLE KOMPLO UYGULANMASININ EN ÖNEMLİ NEDENİ:

HANS AİBERG "COK GİZLİ TUTULAN" FETHULLAH GÜLEN-SİYONİZM İLİŞKİSİ ve İŞBİRLİGİNİ ORTAYA ÇIKARMIŞTIR!!!

"FETHULLAH GÜLEN TALMUD ÜZERİNE YEMİN ETMİŞ BİR BİLDERBERG ÜYESİDİR"

Note: Her sene degisik ulkerede toplanti yapan "Bilderberg Group" gercek Bilderberg degildir. Bilderberg Group, "Gizli Siyonist orgut BİLDERBERG"İ" gizlemek icin maske olarak kurulan orguttur. 
Gercek Bilderberg gizli bir Siyonist Orgut olup, yahudi olmayanlarin cikabilecegi en ust basamaktir siyonist hiyararside. Bundan sonraki basamaklarda sadece yahudiler vardir. Yahudi olmayan hic kimse Bilderberg uyeliginden daha ust basamaga cikmamistir-cikamaz.

Ayrica gercek Bilderberg uyeleri ancak "Yahudilerin kutasl kitabi Talmud" uzerine yemin ederek Siyonizme baglilik yemini etmek zorundadirlar.
 

***
HANS AİBERG"İN E-MAİL YAZILARIYLA SİYONİZMİN SİNSİ PLANI ve FETHULLAH GÜLEN"İN GERÇEK YÜZÜ:
Herzl deklare etti ve protokol olarak yemin edildi:

Arzı Mev"ud 7 ülke üzerinde Nil-Fırat arasında, Toros yayı ve bunun kuzey doğusu olan "MURAT havzası=Aczmendi" ile güneyde Akabe ile Basra hattı boyunca ÇİZİLMİŞTİR.
Bundan dönmenin HİÇBİR MÜMKÜNÜ YOKTUR. Bu yemindir ve sonuna kadar  ilerletilecektir.

Aynı yeminli protokolde, Türklerin ve Arapların bu havzadan çıkarılmaları ve sadece "GOYİM" tabiatlı (Öküz de demektir)
Kürtlerin Yahudi ırkının ayak işlerini yapmaları için "Yudaik-Kürdo" müstemlekesi kurulmasına imza atıldı. Bu protokol
ayrıca "Zero-n" denen gelecekteki torunlarına da YEMİNLİ olarak iletildi.

Oynanan satrançta, Türk hakanlığının içinde bu unsur korundu.
Wilson"a göre bu unsur "Pontus+Ermenistan+Kürdistan" üçlüsü bir federe devlet olmalıydı.
İnönü zaten bu planın bir Masonik parçasıydı ve "ABD mandasını/mandate" HEMEN isteyiverdi. Yani Atatürk de aynı kafadan olsaydı, bugün Doğu Karadeniz ile Van gölünü tamamen içine alan,Ermenistan ile birleşik bir ERMENİ dominant, teba olarak da KÜRT halklarını içeren bir ülke oluşturulacaktı.

Herzl, Ermeni unsurunu istemediğini baştan belli ettiği için,Wilsan"un Ermeni devleti oluşmadı ve Sevres"de kurulmak
istenen "Kürdistan" da Kazım Karabekir ve Maraş, Urfa, Anteb milislerince engellendi.

Misakı Milli içinde yer alan "Musul-Kerkük-Erbil-Süleymaniye"dörtgeni için DAİMA SİYONİZMİN ABD ile yandaşı olan İngiltere
imparatorluğu, sözkonusu bölgeyi işgal etti.
Sinsice Kudüs yöresini "1948"de kurulacak olan" İsrail için örgütlemeye ve ilk Yahudi göçmenleri oraya toplamaya başladı.

Petrolün değeri o zaman da çok iyi biliniyordu. İşgal ettiği Osmanlı toprakları üzerinde "Arap aşiret şeyhlerine" göre SALTANATLAR kurdurdu. Haşimi(Hişam) oğullarına ÜRDÜN"ü, Emeviye soyu olan Suudilere (Toplam 12 Emevi kabilesinden en kalabalık olanı)Arabistan"ı ve diğer "PETROL" hassas bölgelerine de (Birleşik Arap Emirlikleri adıyla bilinen) sultanları atadı. Petrolü olmayan bölgeleri (Aden/Hadramut, Yemen, Umman vb.) de diğer sultanlıklara paylaştırdı.

Fransa"nın şiddetli itirazları üzerine ASIL IRAK"tan kopardığı Suriye eyaletini ve Lübnan denen Hristiyan ağırlıklı devleti de bu meyanda oluşturdu.

Cetveller kondu ve düzgün sınırlar çizildi. Arapların tamamı Osmanlı ordusunu arkadan vurdu ve şehitlerin sayısı milyona ulaştı.
Ürdün ve Irak ile Suriye-Lübnan dörtlüsü "MÜSTAKBEL ARZI MEVUT İÇİNDE yer almak üzere kurulmuş, geçici devletlerdi. ZATEN GEÇİCİLERDİR"¦

İngiliz müstemlekeciler sınırları oluştururken, uzanamadıkları bölgelere doğru bilhassa "GOYİM" denen halkın geri ve miskin
olmalarından yararlanarak, Türk Misakı Millisini Lasuanne"a götürmemek için "ŞEYH" isyanları tertiplediler.

Bu kuzeyli 17 kadar şeyhlerin tamamı KÜRT(Goyim) idi.
Bunların bir kısmını artık tanıyorsunuz (Yahudi Barzan"lar, Yahudi-kurdo Saddam vb.Saddam Kürt ve Türkmenlere yapılan tüm saldırılarında ASLA VE ASLA YAHUDİ MALLARINA DOKUNMAMIŞ ve onları BUGÜNE KADAR KORUMUŞ idi. Oysa onu Antisiyonist, İsrail düşmanı diye tanıyorsunuz ;))))

17 KÜRT (Goyim) Aşiret şeyhlikleri oluşturulurken, ana fikir tıpkı güneydeki gibi SALTANAT devletçikleri kurmaktı. Bunların kimi açık kimi de gizliydi (Tarafsız bölge devleti, İran"a bırakılon Şii Arap-Khuzistan devleti vb.)


Bu 17 şeyhliklerden Üçü de Atatürk önderliğindeki TBMM hükümeti topraklarındaydı.

1. Kürt milliyetçiliği-ki şoven aşiretlerin şeyhleri- (Bugün Hadep-Kadek, PKK vb. diye anlatılan devletçikler)

2. Kürt milliyetçiliği YANINDA SÜNNİ MEZHEB adı altında DİNSEL MİLLİYETÇİLİK dümeni yaratıldı. (Şeyh Saidi Kürdi) Burada
amaç "KAFİR (!) MUSTAFA KEMAL"E ALTERNATİF DEVLET" idi.

3. Türklerden yandaş bulunması için "Şeyh Saidi Kürdi-2 veya Saidi Nursi önderliğindeki SİNSİ ve UZUUUN HAREKET! Saidi Kürdi- Nursi"nin de diğerleri gibi ASIL AMACI, Kerkük ile aramızda "İSYAN"ları meşrulaştırarak, Türkiye"den koparma
tiynetsizliğiydi.

Böylece üç hareketten birincisi başarılı oldu: Zap suyundan Celal Talebani topraklarına kadar olan Misakı Milli toprakları "Irak"a bırakıldı ve Kürt isyanları "MEŞRU" sayıldı. Bu belgeyle Lausanne"a gidildi.

Buna rağmen Karabekir ve Çakmak ile yapılan kurmay toplantıda "Kerkük"den vazgeçilmeyeceği" karara bağlandı.

Saidi Kürdi"nin Kürdistan ayaklanması bastırıldığında,Türkiye"nin "Soykırımcı" olduğu da tescil edilmişti. Lausanne"da bu gizli gündem veya gizli müeyyide kapalı kapılar arkasında Türk heyetine dayatıldı.

Üstelik bundan sonraki KÜRT ŞEYHLERİNE iyi muamele yapılması ve Türkiye BMM"sinde kendilerine "Milletvekilliği" hakkı verilmesi şart koşuldu.

Atatürk mozayığımızı biliyordu. Kürt Said(Nursi)i meclise çağırdı.

Ama Kürt Said"in tavrı şuydu:
"Ben Kürdistan'ı TÜRK zındık cumhuriyeti içinde düşünmem bile"
İngilizler ile işbirliği saptandı. (Karabekir anıları)
Tutuklandı. Ve tutuklandığı hücrede kendisine bugün "Nur Külliyatı"diye bilinen ASLI KÜRT ŞEYHLERİNİN güdümündeki "Sözde alimlerin hazırladığı" risaletler (adları hiç değiştirilmeden Lem"a=Şualar gibi) gönderildi.

Hitler"in Mein Kampf yapıtı da HAPİSHANEDE yazılmıştı.
Atatürk"ün NUTUK yapıtı da "Dolmabahçe"de hiç dışarı çıkmayarak hazırladığı bir eserdir.

Aynısını Saidi Kürdi de yaptı.
Fakat bir iki özgün laf ve dipnot dışında tamamı BAŞKALARININ eseridir. Risalei Nur BİR KOPYADIR ve edebi ya da bilimsel olarak beş para etmez bir kopyadır.

Amacı KÜRT bilincindeki bir TARİKATTEN başka bir şey değildir.
Bu tarikat 8"e bölünmüştür ve bunların dördü günümüzde geçerlidir.

1. NEV ASYA (Yeni Asya, Yeni Anadolu) Tarikatı: Amacı İsrail suyu olarak öngörülen MURAT/GAP havzasını KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ altında tutmak. Günü gelince GOYİM olmak üzere Büyük Arzı Mev"ud"a teslim etmek. Bu tarikata son 25 yıl itibariyle Türk alınmıştır. Ama aslı astarı ŞEYH MEHMET KUTLULAR"IN komutasında olmak üzere oluşturulmuştur.
2. NEV ASYA"nın eyaletlerinden biri olan ve ASIL KÜRDİSTAN (ACZMENDİYE) ile birleşmek amacıyla kurulan ACZMENDİLİK denemesi de Saidi Kürdi"nin vasiyetindendir. Cübbesi, sarığı ve kalın sopasına kadar "KİTABINDA" sayılmıştır. Ancak beklenen patlamayı yapamamıştır.
3. 1950"lerde ortaya çıkarılan SAİDİ KÜRDİLİK (Şimdiki adıyla Süleymancılık) da bir TARİKATTIR ve Takıyyeyi doğru bulmadıkları için TARİKAT olarak ortaya çıkmışlardır. Tüm dış istihbaratlar bunları desteklemişlerdir. Ancak bu üçünün kitlelere yaygın olamayışı yüzünden "Fethullahçılığı" kayda değer bulmuşlardır. Çünkü Türklerin KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNİ desteklemedikleri ortaya çıkmıştır.

4. Fethulahçılık başlangıçta "Abdullah Öcalan" gibi "Saf ve bireysel gösterilmiştir. Fethullah Gülen de "Kürtçülükten rahatsız
olduğu" bahanesiyle diğer hempalarından ayrılmıştır.

Ancak Londra G Cemiyeti şu saptamalara yer vermiştir:
a- Türk ve Kürt etnikler geniş ölçüde birbirlerine karışmışlardır. Kimi de melezdir veya yansızdır. Yanlı olanlar
arasında Kürt-Türk sorunu oluşturulması ve karşı karşıya getirilmesi. (Apo"nun varlığının nedenidir)

b- Kürtlerin Türkiye"yi pasif asimile olarak ele geçirme planı:
Aa Türkiye"deki türk nüfusun "doğum kontrolüne özendirilmesine karşın" Kürt nüfusun sınırsız artırılması için çalışmaların TC hükümetlerine mas ettirilmesi.

Bb Gecekondu ve kaçak yapılar aracılığıyla Kürtlerin büyük kentlere kaydırılması. Pilot bölge olan Diyarbakır başarılınca, bu kez İstanbul"da yeni ve kalabalık ilçeler oluşturulması planına geçilmiştir. Bugün İstanbul Dünyanın en büyük Kürt Kentidir. İkinci olarak Diyarbakır ve Üçüncü olarak da Süleymaniye sıralarını almışlardır.

Türkiye"de "Kürtlük" böylece tescil ettirilmiştir.
Cc Apo"dan önceki dönemde, bizzat Siyonizm güdümlü süper devletler ve istihbaratlarınca büyük bir karapara akışıyla ve özellikle SAHİLLERDEKİ ya da Turistik ve eğlence dinlence alanlarındaki tüm ihalelere el altından para verilmiştir ve sahipleri kürt asıllı olarak TESCİL edilmiştir.

Üç yanı deniz olan Türkiye"de istediğiniz yere gidiniz ve bir bardak çay içiniz. Biraz muhabbeti deşiniz "Arkada Kürt patronları" göreceksiniz. İstanbul"un göbeğindeki çaybahçeleri bile İSTİSNASIZ kürt karaparacılarının elindedir. Hatta Ülkücü Mafyası da kendilerinin ORTAKLARIDIR. Çünkü burada yapılan "Birlikte ORTAK uyuşturucu kaçakçılığıdır, menfaatler birleşmiştir" artık (Tecrübe konuşuyor)

Dd-Türkiye"de KADROLARIN ele geçirilmesi taşaronu ise FETHULLAH GÜLEN"E verilmiştir. Tescilli Bilderberg üyesi yani İPEK CÜBBESİ ile Gülen, tüm idari kadroları (Vali, kaymakam, Emniyet Müdürlükleri, Hakimler vb.) ve stratejik zirveleri (Harb okulları, finans kuruluşları, basın-yayın vb.) eline geçirmek için "Masum Işık evlerinden başlayarak, dersaneciliğe, buradan da kolej ve Üniversitelere kadar büyük bir ağ oluşturmuştur. Amacı (Kendi ağzından naklediyorum: "Tedbir(Takıyye) ile 3 kuşak boyunca bu kadroları yerleştirip, GİZLİ ŞERİAT İHTİLALİ yapmaktır."
Fethullah Gülen "Bilderberg yemini" yaparken, kendisine sunulan TEK KİTAP olan TALMUD"dan başkasına yemin edemez. Sadece onların verdiği KAFTANI giyebilir.

Ve şimdi o BİLDERBERG yuvasındadır.

EN ALTTAN ÜSTE  SİYONİST YAPILANMA:

1. Altta LİONSLAR (Mahalle komiteleri vb. Genç Leo (Lioness) kızlar ve genç Leon erkekler)
2. Bunun üstünde Rotaryenler.
3. Bunun üstünde Carbonary ve Masonnry (Farmasonlar)
4. Bunun üzerinde yani alttakilere emir verme yetkisine sahip BİLDENBERG GROUP (Fethullah bunların içinde. Mason olacak kadar küçülmedi)
5. Siyonizm kuruluşları (Bunlar sadece Yahudilerdir. Diğer alt sınıflar ise "Yerli uşak"lardır. (Goyim)

Fethullah Gülen Siyonizmin bir alt kuruluşlarından olanBilderberg"in (Ecevit ve Yılmaz ile birlikte) üç YÜKSEK üyesinden biridir. ABD"ye ömürboyu transferi yapılmıştır.

Eğer Türkiye "Şii" devlet olsaydı, ÇOĞUNLUK gereği bu DİN TİCARETİNİ şia üzerine sergileyecekti. Çoğunluğa uyarak "Sünniliği" takıyye edinmiştir. Onun mezhepçiliği de sahtedir. Çünkü Şii ülkelerde "Şiilik ağırlıklı özel okullar" kurmuştur. Hatta orada "genelde Sünniliğin tekelinde olduğu için " o okullarda HADİS bile okutulmamaktadır.

Yatılı bölümlerdeki Atatürk büstü "Yüzüne tükürülmek" için konmuştur. Atatürk"ün adı ise KÖR DECCAL"dir. Okullarındaki Türk bayrağının öteki adı ise "Defiu Haced bezidir" (Tuvalet kağıdı)

Bunları BİLE BİLE tüm hükümetler "OY POTANSİYELİ HESABI" tüm zamanlarda ve her partiden (DSP"li Hüsamettin Özkan"ı anımsayınız,Baykal"ın kurmay listesindeki nurcuları ve DYP"nin Tantan gibi nurcularını anımsayınız)

Harbokulları için "Süpe minili degaje Nurcu sosyetik kızlar ve mankenler eğitilmiştir. Amaç onları "Harbokulu öğrenci veya mezunlarıyla evlendirmek"tir.

Matahariler bununla da kalmamıştır. Hiç evlenmemiş olduğunu iddia eden tüm nurcuların zinacı zevk malzemesi olmuşlardır. (Kurmayların imtiyazıdır bu, öğrencilere ise harem selamlık yaparlar)
***
Belçika Bilderberg ise kendine bağlı olan diğer Bilderberg"lere EMREDİYOR:

1. Fethullah Gülen"i HALİFE derecesinde ve türk seçimlerinde oy belirleyici güç yapmak için ardına kadar güç verilecektir. Fethullah Gülen"in BİLDERBERG"li olduğuna ilişkin ipekli Breech"ini (Hakim, savcı, Avukat, öğretim üyesi, öğrenci mezuniyet kıyafeti, eski Haham cübbesi olan) KAFTANINI giymesi davasına olan sadakatini ŞEKLEN gösterecektir. Bu muvacehe içinde adı anılan üyemiz, ABD yurttaşı olarak ihdas edilecektir." (Türkeş"in elindeki orijinallerden okuduklarımı naklediyorum. Bunlar şu anda Ya oğul Tuğrul ya da eşleri Seval"de olabilir. Türkeş "BUNLAR NE YAPMAK İSTİYORLAR?" diye sormuştu da ;-)

2. AYDIN DOĞAN"I ÖNEMLİ KILINIZ, arkasında KOÇ"un olduğu saklanmalıdır. (Türkeş IR zarfında üçüncü belge.)

3. YENİ ÜYEMİZ TURGUT&MESUT"u da...

4. (Dönemin) BAŞBAKAN(ı) Mr. Buelend Acevit"i (Böyle yazıyordu, ben yanlış yazmadım) Avrupa topluluğuna girmeye engel olması için ...............
(Bürokratik açmaz ve çıkmazlardanh oluşmuş 46 sayfa)
.......
(Türkiye İşbankası yönetim kurulu başkanı......
Murahhas üye Rachel (Roxanne, Rahşan)....

SONUÇ: Türkiye AB. girmedi ve şimdi de 20 yıl sonrda girmeyi düşünüyor.

Ecevit, ileride, AB"nin Kıbrıs dolayısıyla Yunan üslerinden Constantinopolis"e dek işgfal edileceğini de biliyordu.
Eğer AB"ye girseydi bu olmayacaktı. Ama girmemizi Ecevit engellemiştir ve Yunan ordusuna yani Batı Avrupa birliği kollektif ordusuna davetiye çıkarmıştır.

Siyasi boyutlar bir yana dursun, ekonomik boyutlar olarak da, KOÇ"un (Sabancı o dönem zayıftı) tek ekonomik güç olması Türkiye"de corporation biçiminde tekelleşmesi ve Dünya Ekonomi imparatorları soydaşlarınız ile Chartelleşmesini kamufle etmek için, adları pek duyulmayan, Gülen-Kutlular, Yılmaz Kardeşler ve adı hiç duyulmayan AYDIN DOĞAN diye birine GÜÇ verdiği artık deşifredir.

(Bunun altında minik burjuvalar olan İhlas, Al Baraqa=Faisal Finance vb. gibi sömürgecilere de destek vermiştir. SİNEKTEN YAĞ ÇIKARMAK bir türk değil, enternasyonal Yahudi özdeyişidir. Tevrat"taki adıyla Kralların memelerinden süt emmek!)

Yahudi elbette , uyuşturucu, porno, moda-marka, SİNEMA ve BASIN endüstrilerini tekelleştirmiş ve kendi egemenliği altına sokmuştur.
CNN gibi CNN Milliyet"e franchaise verdi, logo sattı!
DEMİREL gibi AYLDIN DOĞAN da sadece bir gün içinde birden meşhur oldular.

Milliyet, Hürriyet vb. satın alındı. CNN Türk (İsme bakın isme! Bu kadar da Cartel belli edilmez ki! Pes doğrusu!)
Doğan Grubu daha bir çok gazete çıkardı.

HANS AİBERG İSLAM TARİNDE BİLİNMİYEN KUR"AN MİSALLERİNİ AÇIKLIYOR
http://hanifislam.com/VIDEO/Flash_TV.htm

Yaşar Nuri Öztürk'ün konuğu: Hans von Aiberg
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=a2vitoC8N4o" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=a2vitoC8N4o</a>


Edip Yüksel (T) Çakma Hans Aiberg veya Bülent Ayberk (1997)
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=7M6OncL1mIU" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=7M6OncL1mIU</a>

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.705
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Türkiye jeopolitik açıdan İSRAİL ilgi alanındadır.
« Yanıtla #1 : Kasım 10, 2008, 10:30:13 ÖÖ »
Türkiye jeopolitik açıdan İSRAİL ilgi alanındadır.
Türkiye jeopolitik açıdan İSRAİL ilgi alanındadır. 

Yazmıştım:
Toros yayının Güneyi, büyük İsrail"in rezerv Arz-ı Mev"ut"udur. Oranın adını KÜRDİSTAN diye koymuşlar.


Türkiye Kürdistanı (Yeni Asya=Asya minor Anadolu demek) SU AÇISINDAN;Irak Kürdistanı MUSUL PETROLLERİ açısından İran Kürdistanı da  YAHUDİLERİN İLK ÇIKTIĞI, sonra göç ederek,sırayla Irak"a ve oradan da Mısır"a köle olarak gittikleri güzergahın kaynağı olan ANAYURT olma açısından (Hamedan ya da Isfahan) vazgeçilmez ve orta vadede ellerine geçirecekleri alanlar olacaklardır.

Büyük İsrail, Arap ve Türk istemiyor. İşçi olarak,devlet tecrübesi olmayan ve primitiv özellikli olan Kürtleri Goyim(İşhayvanı) olarak belirlemiştir. Sevres antlaşması bu ORTA VADELERE ertelenmiştir. Kürdistan, askeri israil devletinin DOMİNYONU olarakbelirlenmiştir.

Siyonizmin bu protokollerini değiştirmek mümkün değildir. Hedef bellidir ve taviz verilmiyor. Verilseydi, geçici
kurulan Filistin Devleti"ne izin verilirdi. Onlar ARAP istemiyor...

Sadece kürt köle istiyorlar bu orta-vadeli genişletileCEK İsrail topraklarında... Kürtlerin devlet olamayışı nedeniyle kurulacak devleti de yüzlerine gözlerine bulaştırıp, açlıktan neredeyse ölecek duruma getirecekler. Sonra onları İsrail DEVLETİ mandası altında sözde azbuçuk kalkındıracaklar.

Türkmenleri de orada istemiyorlar. Gelecekte TAKAS yaptırmaya kalkacaklar. Yani gizli protokollerinde (Jana"dan gizli protokol olmaz ya!) Türkmen Nüfus Diyarbakır"a; Amid ayrılıkçı kürtleri de Kerkük, Musul"a takas edilecektir.

Türkiye işte bu hendikaplar içinde yer almaktadır.

Türkiye bunun için SIKIŞTIRILMALIDIR:
Yahudi Bankerler ve onların şubeleri olan IMF, Dünya Bankası vb.bizim ekonomik rotamızı (Fakirleşmemizi) çizerken, enflasyon ve devalüasyonlarla borçlarımız döviz cinsinden katlandırılmakla başlayan kumpaslar, TÜM GELMİŞ GEÇMİŞ PARTİLER kendilerinden olduğu için onların elinden halkımızı sinsi planlarla zavallı hale getirmiştir.

Türkiye"nin iyileşme umudu yoktur. Özal bunu yaptığı anda ÖLDÜRÜLÜP yerine Bilderbergçimiz Yılmaz getirilmiş ve yeniden hiper enflasyon başlatılmıştır.

Avrupa birliği tek çare,fakat umutsuz çaba:
Çünkü siyaseten bizi bünyelerine alsalar bile, iktisaden BU AĞIR BORÇLARI üstlenecek halleri yok. "Kardeşim size 25 yıl süre verelim,borçlarınızı ödeyip gelin!" mazereti hazır!

Ondan önce de "Kıbrıs denen BİRLİK toprağımızı işgal ettiniz. Avrupa ordusu sizinle savaşacaktır!" diyecekler. Çünkü Avrupa birliğinin ASIL KURULUŞ AMACI da sinsi:

"Avrupa"nın zenginliklerini kucaklayın. (Arş yılanını sarın kodu)Tek tip devlet yapın, birleştirin ve beyinlerini yıkayın. Tek bayrak altına alın. Bir an önce "Transisrael"i de üye olarak alın."

Trans İsrael kodu,KIBRIS oluyor.
Avrupa Birliğine KIBRIS alınırsa, Diaspora olarak yaşayan Avrupa Yahudileri"nin nüfusu da İsrail"in on katından kalabalık olduğundan,sırada alınması gereken KIBRIS (Asya"ya aittir) var.

Sonra İsrail EFENDİ olarak tüm AB"nin başına geçmek üzere teşrif edeceklerdir.

Bu beyin yıkama işine daha katılımlar bekleyiniz.

Hırvatistan, Sırbistan, Ukrayna, Beyaz Rusya, Ermenistan, Gürcistan,Moldava en sonra da Rusya federasyonunun Hristiyan nüfusu/Uralbatısı ülkeler da alınacak.

Ama Bosna, Arnavutluk, Azerbaycan ASLA alınmayacak.

Türkiye süründüre süründüre alınacak birliğe...

Kürdistan"ın kurulmasına razı edilecek, Ermenistan ile aynı birlikte olduklarından Ermeni diasporasının "Wilson / Ani Ermenistan"ını TAPU ile kurduracaklar. Doğu topraklarımızda Kürdistan"dan sonra
Ermenistan da kuruldu mu? Sevres süreci hiç bitmemişti devam ediyor.

Türkiye"yi görülmemiş bir ekonomik çöküntüye çekiyorlar.
Kıbrıs"da yenildik ve artık işgalciyiz.

Türkiye Kürdistan"ının PRESİDENTİ yerine konan simge olan APO Öcalan"ı da haksız yargılamışız! (Apo"ya koca ada vermişiz, tüm dünyanın ve internasyonal hukuk gözetmen bürolarının eşliğinde yargılamışız. Ama bu yetmez. Apo"nun devamı olacak yine yahudi kanı taşıyan birisi.

Yeni Asya (Türkiye) Kürdistanının CUMHURBAŞKANI olmak zorunda. APO"yu asla ve kat"a GÖZDEN ÇIKARMADILAR. İran ve Irak"ta kürt nüfusunu toplam 4 milyon gösterirken, Türkiye Kürdistanı dedikleri yerdeki nüfus ABARTILARAK, (Alevilerle birlik sayılıp) 15,5 milyon gösterilmiştir.

Yani Türkiye"de her 5 kişiden biri Kürt"tür demeye getirdiler işi. Mesela grubumuz 300 kişi ise bunun 60 tanesi APOCU oluyor.

Gel de inan! (GAP bölgesini bu şişirme rakamlar ile ellerinde tutuyor İsrail sinsiliği... Texas Üniversitesine hazırlatılan KÜRDİSTAN haritası İsrail isteği doğrultusunda hazırlandı.

Kanserli bir Makedon doktor (Babası da doktor) eliyle tam 200 bin tane KAN ÖRNEĞİ gönderildi. Siz bu BABUNA dümenine inanıyor musunuz?

Sahi Oktay öldü mü?
Şimdi niçin Amerika"da yaşıyor? Ve iştigal alanı "Irkların GENLER ile belirlenmesi"Ve Teksas Üniversitesinin "Kürdistan haritası"Candaşım,İstatistik bilgilerin için teşekkür ederim.
Ben analist olduğum için, istatistiklerin varmak istedikleri noktayı "OKUDUM"

Üstelik Arjantin, Brezilya ve Meksika kadar ŞANSLI değiliz.
Çünkü biz ÖNASYA BATAĞINDA yaşıyoruz.

Sağımızda Kafkas batağı; solumuzda Balkan batağı, yukarıda AB batağı...
Devamı ve tamamı için bakınız...
http://hanifislam.com/H_Aiberg/Siyonist_Fethullah.htm

İstihbarat

  • Ziyaretçi
Ynt: ÇOK GİZLİ TUTULAN" FETHULLAH GÜLEN-SİYONİZM İLİŞKİSİ
« Yanıtla #2 : Kasım 14, 2008, 02:02:56 ÖÖ »
FETHULLAHÇILAR"IN KOMPLO  YÖNTEMLERİ-TEKNİKLERİ

Telefon dinleme, tehdit, sahte belge üretimi ve montaj, çarpıtılmış bilgiye yönelik kampanyalar, hırsızlık, kundakçılık, şantaj amaçlı kadın pazarlama ve görüntü kaydı, her türlü illegal kayıt kullanımı (böcek, gizli kamera vb.), rüşvet, gasp, darp, bilgisayar sahtekârlıkları, ev ve işyeri kurşunlama, emniyeti suistimal, "hâkim ve savcı kiralama" ve diğerleri

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.705
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Hans Von Aiberg ya da Erzincanlı Bülent Ayberk
« Yanıtla #3 : Nisan 05, 2010, 01:05:43 ÖS »
"Selam! Ben Dabbetül Arz Hans Von Airberg"in eşiyim. Sizi de protestan İslam tarikatında görmek isteriz. Bizim medyadaki kalemşorumuz olun. Size istediğiniz kadar para!"

İşte bu mesaj, bana öldürücü darbeyi vurdu: Bir yandan "Yahu bu kadar salak bir görüntü mü çiziyorum" diye hayıflandım, bir yandan da bu arsızlıkta sınır tanımayan "sıcak para" vaadinin şaşkınlığını yaşadım.
"Ben ne yaptım kader sana" şarkısını terennüm ederken birden mesajdaki isme dikkat kesiliverdim.
***
Hans Von Airberg! "Ben bu ismi bir yerlerden anımsıyorum" dedim ve tam 20 yıl öncesine gittim. 80"lerin başında "Abi, şu İslamcı gençler acayip okuyor" kanaatinin yaygın bir şekilde gündeme geldiği ve "Ben hem Kur"an"ı, hem de Kapital"i okurum" diye hava basan yeni yetme İslamcı gençlerin türediği bir dönem vardır, işte o günlere gittim.

Her zaman takıldığımız kitapçının vitrinini işte bu Hans Von Airberg"in kitapları süslerdi. "Arzdan Arşa" başlığını taşıyan Airberg kitaplarının gücü, yazarının kimliğinde gizliydi: Fizik, kimya, uzay bilimleri, matematik gibi tüm bilimleri sular seller gibi bilen, NASA"dan emekli Danimarkalı atom fizikçisi Airberg!

Profesör Airberg, bilimin ışığında Allah"ı bulmuş, İslam"ı seçmiş ve şimdi yazdığı kitaplarla tüm dünyayı etkilemeye çalışıyor!

Hakkında bildiğim bundan ibaretti. Benim gibi fizik, kimya, uzay bilimleri gibi alanlara zerre kadar ilgi duymayan ve "İslam"da huzuru bulanlar" haberlerine her zaman kuşkuyla yaklaşan biri için o kitapların bir albenisi yoktu yani.

Derken bir gün, yıllar sonra.. Bir özel televizyon kanalında bilumum korkutucu efektin eşliğinde "Kendisini NASA"dan emekli Danimarkalı atom fizikçisi Hans olarak tanıtan adamın maskesini düşürüyoruz! İlkokul mezunu Malatyalı Bülent Ayberk, nasıl Danimarkalı atom fizikçisi Hans Von Airberg oldu! Az sonra!" diye bir tanıtım görmeyeyim mi? Merakla izledim haberi. Meğer adamımız, Danimarka, Hans ve NASA gibi anahtar sözcüklerle bilimsel gücünü artırmaya çalışan, amatör ama buna mukabil uyanık Malatyalı bir bilim kurgu yazarı değil miymiş!


22 MART 1997 CUMARTESI
   
Kim bu Hans Ayberg?
Danimarkalı bir asilzade mi? Alman Üniversiteleri profesörü mü? NASA'da çalışan gizli Müslüman mıydı? Olağanüstü bilgilerini cinlerden ve ölmüş bilginlerin ruhlarından aldığını söylüyor, doğru mu? Bir büyük gazeteyi ve bir TV kanalını nasıl işletti? Gerçeği benden dinleyin!

Tevfik Yener

Müthiş adamsın Hans.

Televizyonda bir göründün ortalığı karıştırdın.

İlahiyatçı Profesör Sayın Yaşar Nuri Öztürk, bizim Hans'ı Flash TV'deki programına davet etmiş. Yayın canlı. Yaşar Bey'i tanırsınız. TV'deki din sohbetlerinden, dini yazılarından bilirsiniz. Gerçek din bilgini. Çağdaş, aydın insandır.

Yani demek istiyorum ki; Profesör Yaşar Nuri Öztürk güvenilir kişidir. İlahiyat Fakültesi Dekanı'dır.

Hans Ayberg de bir başka profesör. 10 adet kitap yazmış adam. Bunlar kolay yazılır kitaplar değil. Din, dünya, Tanrı, yaratılış gibi konuların ilimini, bilimini, felsefesini yapmış. "İnciğini, cinciğini çıkarmış."

13 Mart gecesi Flash TV: Saat: 21.00. Işığa Çağrı programı.

Programı yöneten Prof. Yaşar Nuri Öztürk ve Prof. Hans Von Ayberg de gecenin konuğu.

Vay sen misin davet eden? Hans öyle şeyler söylüyor ki herkes dilini yutuyor, nefesini tutuyor. Çenesiyle "Arz'dan Arş'a" çıkıyor. Anlaşılmayan "bilimsel" sözcüklerine hayranlık büyük:

"-Vay canına, bizde böyle adamlar yetişmiyor. Baksana Alman'mış." Hans, muhabbetin gazıyla uzayda geziniyor.

Bu TV programından sonra herkes Profesör Hans Von Ayberg'i konuşuyor.

Ertesi gün TV haberlerinde Hans'tan söz ediliyor, dergiler, gazeteler yazıyor. Hepsi aynı soruyu soruyorlar: Kimdir bu Profesör Doktor Hans Von Ayberg?

*Kendisinin söylediği gibi; Danimarkalı asil bir ailenin Alman pasaportlu aristokrat oğlu mu? Yoksa, kimliğini gizleyen bir Türk mü?

*Önce Hıristiyandı da, sonra mı Müslüman oldu? Yoksa Anadolu'nun bir yerinde Müslüman mı doğdu?

*Kopenhaglı mı, Denizlili mi, Sivaslı mı, Ispartalı mı? Yoksa Konyalı mı?

*Gerçekten profesör mü? Doktorası, profesörlüğü Heidelberg, Freiburg, Sorbon Üniversiteleri'nden mi, yoksa kaldırım üniversitesinden mi?

*Saçları gerçekten sarı mı? Yoksa aslında siyah saçlı da, sarıya mı boyuyor?

*Acaba saçları takma mı, kendi saçı mı. Firkete ile mi tutturuyor? Yoksa ekme saç mı?

*Şarlatan mı, bilgin mi?

Herkes işte bu soruları soruyor.

Bu arada, Hans'ı programına çıkarıp "günün adamı" yapan Prof. Yaşar Nuri Öztürk'ün bir sözü dikkatten kaçıyor "-Ortada adamın 10 kitabı var kardeşim."

Yani, TV programına çıkardığı Hans'ı kaldırımdan toplamadı Yaşar Bey. Ben, televiyon programı yapsaydım Hans her defasında alırdım, ratingi de tavana vurdururdum. Rakip tanımazdım. Hatta bir yıl önce hazırladığım bir TV programının planında Hans sürekli vardı. Çünkü Hans "çok ilginç" bir kişidir. TV programım gerçekleşseydi Hans'ı daha önce tanıyacaktı herkes. Ama her hazırladığım TV programı gibi o da buzdolabında kaldı.

Demek ki Hans'ı TV programında düşünmekte isabet etmişim. Konuk olduğunda bile ortalığı nasıl karıştırdı.

Şimdi yukarıdaki sorulara tek tek cevap vermeye çalışayım.

Hans'ı yakından tanırım. Çünkü onu "medyatik şahsiyet" yapan benim.

1983 yılında, Mazlum Göknel arkadaşımla birlikte Posta adında aile gazetesini yayına sokmuştuk.

Gazetemiz 700.000 gibi çok önemli satışa ulaşmıştı.

Bir hanım okurumuz telefon ederek "Yıldız Falı tatmin edici değil, daha genişletemez misiniz?" dedi.

Hemen bir astroloji uzmanı aratmaya başladık. Kim tavsiye etti hatırlamıyorum "Bu işi çok iyi bilen biri var" dediler. "-Getirin o zaman" dedik.

Ertesi gün odaya bir hippi girdi. Uzun boylu, zarif, temiz yüzlü bir genç. Elini kibarca uzattı:

"-Bendeniz Doçent Doktor Hans Von Ayberg."

Mükemmel bir Türkçe ile konuşuyordu. Alman veya Danimarkalı vurgusu yoktu dilinde. Kanarya sarısı saçları başına bir firkete ile tutturulmuştu.

Ben şaşırmıştım. Yıldız Falı uzmanı olarak beklediğimiz kişi Alman çıkmıştı. Oturmasını rica ettim ve sordum:

"-Siz Alman mısınız Herr Von Ayberg?"

"-Hayır Danimarkalı'yım, fakat Alman vatandaşıyım."

Enteresan.

Hans, ufak bir para karşılığı "fal" köşemizi yazıyordu. Onu merak ediyordum.

Yazısını getirdiği bir gün Almanca çevirmen arkadaş işten ayrılmıştı. Hans'a bu işi teklif ettim. Alman değil miydi, o zaman Almanca'dan çeviri yapabilirdi.

Hemen kabul etti. İşte onu, birlikte çalışınca tanımaya başladım.

Çevirilerindeki Türkçe'sinin güzelliği dikkat çekiciydi.

Bir süre sonra Hans'ın sadece Almanca'dan değil, İngilizce'den, Fransızca'dan, İtalyanca'dan, İspanyolca'dan çeviriler yaptığını gördüm. Hayret ki ne hayret.

Adam hiç ses etmeden, kafası önünde çalışıyor da çalışıyor.

Bu arada senli benli olmuştuk:

-Hans sen kaç dil biliyorsun?" diye sordum.

-Hemen hemen bütün dilleri..." cevabını verdi.

-Yani?

-Rusça, Arapça, Farsça ne bileyim biraz Hintçe filan bilirim işte...

Esrarengiz adamdı. Nezaket icabı özel yaşamıyla ilgili soru da soramıyordum. Hans'ın anlattıklarıyla yetiniyordum.

Almanya'da Heidelberg ve Freiburg, Fransa'da Sorbon Üniversitelerinde okumuştu. Doçentti. Ne doçenti? Soramadım, o da söylemedi.

Ancak; hangi dilden çeviri yapsa mükemmel yapıyordu. Bilimsel zor konuları bile uzmanlara parmak ısırtacak ustalıkta çeviriyordu.

Kadınlar Hans'ın peşinde

Hans'ın kimliği, geçmişi hakkında merakım iyice artmıştı. Bu sırada okurlardan gelen telefonlar ve mektuplar dikkatimi çekti. Hemen herkes Hans'tan "bir çare" bekliyordu. Yıldız Falı ve astroloji konusundaki yazıları okuru çarpmıştı.

Hans ile tanışmak, fallarına baktırmak istiyorlardı.

Bir süre sonra gazetenin kapısını Hans'ın okurları kuşatmaya başladı.

Kadınlar, görevlilerle kavga ediyor, Hans'ı görmeden gitmek istemiyorlardı.

Mazlum'la karar verdik Hans'ın astroloji köşesini hemen yarım sayfaya çıkardık. İlgi her gün arttı. Yetmedi tam sayfa yaptık. Mektuplar çuvallarla geliyordu. Yetmedi bir buçuk sayfa yaptık. O da yetmedi iki sayfaya yaydık Hans'ı. Şimdi o, tam iki gazete sayfasının yazarıydı.

"Yüzüğümü kim çaldı Sayın Ayberg?"

Hans'tan çare bekleyenler neler sormuyordu ki? Hatırlıyorum bir kadın yazmıştı:

"Sayın Hans Ayberg. Çok kıymetli tek taş yüzüğüm evde kayboldu. Yüzüğümü nerede bulacağımı söyler misiniz?"

Bizim Hans da gazeteye şöyle bir cevap yazmış:

"Yüzüğü görümcen çaldı. Sen üzülesin diye yaptı. Bir haftaya kadar yüzüğü getirip yatağının altına bırakacak. Bekle, sakın üstüne gitme yoksa kan çıkar."

Bunları okuyunca Hans'a dedim ki:

"-Gözünü seveyim böyle şeyler yazma. Kadın gidip görümcesinin boğazına sarılırsa?"

Hans kendinden emin cevap verdi:

"-Merak etmeyin efendim. Kan çıkmayacak. Kadın yüzüğüne kavuşacak."

Hans'ın davranışları zaten garipti. Fazla üstelemedim. Aradan 10 gün geçti. Yüzüğünü kaybeden kadın gazeteye gelerek Hans'ın ellerine sarılmaz mı? Yüzüğü yatağın altında bulmuştu. Hem de görümcenin misafir geldiği gece.

Acaba Hans bizi etkilemek için bir tanıdığına "yüzük oyununu" mu oynatmıştı? Bu kuşkum uzun sürmedi. Hans'a teşekkür için gelen kadın sayısı o kadar arttı ki, bu kadar oyuncu tanıdık bulamazdı. Bir çok isabetli kehanetlerde(?) bulununca Hans'ın şöhreti iyice arttı. Kadınlar ağızdan ağıza Hans'ın ününü yayıyordu.

Her sabah gazetenin kapısında gördüğümüz 10-12 kadar hanımın Hans'ın okuru olduğunu biliyorduk artık.

Yabancı Profesörlere karşı bizim Doçent Hans Ayberg

Bir gün ünlü bir bilim dergisinden çeviri yapıyordu. (New Scientist veya American Scientist olabilir.) Birden durdu. Bana geldi:

"-Bu dergide verilen formüller yanlış."

Öf, sıkılmıştım artık:

"-Hans çok işim var. Allahaşkına tiyatroyu bırak, zamanımı çalma. Yani, o derginin profesör yazarları yanlış biliyor öyle mi?"

-Evet. Yanlış yazmışlar.

-Doğrusunu sen biliyorsun ha?

-Evet efendim. Bu kimyasal formüllerin sonucu yanlışa götürüyor.

-Sen nereden biliyorsun peki?

Bu soruma yanıt vermedi. Kırılmıştı, gitti yerine oturdu. Söylenmeye başladı:

"-Formüller yanlış işte..."

Çok yorgundum, sinirliydim. Fırladım, elinden dergiyi kaptım ve bağırdım:

"-Yaz bakalım doğrusunu o zaman."

Hemen karalamaya başladı, Hans'ın yazdığı kağıdı ve dergiyi bir arkadaşımıza vererek:

"-Hıfzısıhha'ya veya Kimya Fakültesi'ne git. Nereye gidersen git, güvenilir bir kurumdan hangisi doğruymuş öğren. Doğruyu da, yanlışı da tasdik ettir." dedim. Yaptığı ukalalığa karşı Hans'a "mahçubiyet" cezası verecektim.

Amma velakin.

İşte bundan sonrası gerçekten ilginç.

Hans'ın yazdığı formül doğru çıktı. Yahu nasıl olur? Bayağı şaşırmıştım. Derken; bir ay sonra şaşkınlığım müthiş bir meraka döndü. Çünkü aynı dergi, bizim tartışmalı formülle ilgili, bir önceki sayısında yaptığı hatadan dolayı özür diliyor "düzeltme" yayınlıyordu. Düzeltme Hans'ın yazdığı ve bizim profesörlerin onayladığı gibiydi.

Böyle bir şey olamazdı. Hans başıma dikilmiş dergiyi gösteriyordu. Donuk bakışlarla yüzüme bakıyordu. Ben de ayağa kalktım:

"-Bana bak. Formülün doğrusunu nasıl bildin söyle bakalım" dedim.

"-Bakın. Ben kimyacı değilim. Ama her konuyu herkesten iyi bilirim. Çünkü benim temasta olduğum cinler, ruhlar var. Onlara danışıyorum. Dünyanın en zor problemlerini, fizik-kimya formüllerini saniyede çözerim. Çünkü ruhlar bana hemen doğrusunu iletiyor."

-Yaaaaa?

-Evet öyle Tevfik Bey. Size garip gelebilir ama doğrusu budur.

Ben şimdi ne diyeyim? Belki tesadüfen bildiği bir formül karşısına çıkmıştı. Ama biliyordu ya.

Hans ile çalışmaya devam ettik.

Onun Alman pasaportlu Danimarkalı olduğuna asla inanmamıştım. Doçent olduğuna da. Yıllarım geçti Avrupa'da. Bir Türk'ü Alman diye yutmam mümkün değildi.

Bence Heidelberg veya Freiburg Üniversiteleri'ni de bitirmemişti. Sorbon'u da.

Gelgelelim bu kadar bilgiyi nasıl edinmişti?

"Sen hangi okulda okudun? Gerçeği söyle arkadaş." diye sormak kabalık olmaz mıydı?

Bir hekim kadar tıp bilgisine, bir profesör kadar fen bilgisine sahip gözüküyordu. Dikkat: "Gözüküyordu" diyorum, "sahipti" demiyorum.

Çünkü biz gazeteciydik, hekim veya kimyager veya fizikçi değildik. Ama, uzmanlara her kontrol ettirdiğimde Hans'ın yazdıkları hatasız çıkmıştı. Az bilinen dillerden çevirilerini bir bilene sorduğumda "doğru tercüme" yanıtı almıştım.

Ne diyeyim? Demek ki çok bilgili çocuktu.

Bilgilerini cinlerden ve ölmüş bilim adamlarının "arkadaş olduğu" ruhlarından aldığını söylüyordu. İşte o kadarını bilemem.

"Sana cinlerimi gönderiyorum Ali!"

Bir gün gazeteci arkadaşımız Ali Galip Vural nedense Hans'a kızdı. Bir işi aksatmıştı herhalde. Çünkü Hans, bir gün atom karınca gibi çalışır, iki gün işi sallardı. Üç gün biyonik adam olur, iki gün kaybolurdu.

Ali Galip epey söylendi. Daima sakin tabiatlı olan Hans:

"-Ali Bey. Bana hakaret ettiniz. Size cinlerimi gönderiyorum. Onlar sizi cezalandıracak" dedi. Ali ve hepimiz güldük.

Üç gün sonra Ali Galip bana geldi, bakın ne dedi:

"-Abi şu Hans'a söyleyin cinlerini üstümden çeksin. Üç gündür her işim ters gidiyor. Arabayı çarptım, aileden ağır hastalanan oldu, maddi manevi hasar görüyorum."

-Ali, herhalde dalga geçmiyorsun?

-Abi lütfen. Böyle nezaketsizlik benden bekler misiniz

Ali Galip, aklı başında bir arkadaşımızdır. Doğaüstü olayları da iyi bilirdi, din konularını da. Ters giden işlerinden "öyle bunalmıştı ki, kurtulmak için Hans'ın cinlerini bile kabule razıydı" diye değerlendirmiştim. Belki de çok kişi Hans'ın "gücünü(?)" böyle durumlarda hissetti(!).

Adnan Kahveci sormuştu "Hans nedir?"

Hans, yazılarıyla artık şöhret olmuştu. Gazeteden uzaklaşmaya başladı. İşleri iyice aksatıyordu. Bir gün ciddi olmasını söyledim. Başını eğdi:

"- Dört çocuğum ve bir karım var. Çok kazanmam gerekiyor. Fal bakıyorum, iyi para veriyorlar."

Hans evliliğini de şöyle anlatmıştı:

"-Sokakta dört çocuklu bir gariban kadın gördüm. Kadın - Açım, çocukların babası beni sokağa attı- dedi. Ben de tuttum o kadınla evlendim."

Bir süre sonra tamamen kaybolan Hans'tan haber aldığımda Ankara'daymış. Rahmetli Adnan Kahveci bir gece evden aramıştı:

"-Yahu bu Hans Ayberg diye biri var. Olağanüstü yeteneklerinden söz ediliyor. Senin gazetede çalışmış. Nasıl biridir?" diye sormuştu.

Ben de Adnan Kahveci'ye "Fal mı baktıracaksın?" diye sordum. Gülmüş şunları söylemişti:

"-Ankara barlarında servet karşılığı fal baktığını söylediler. Bir de kitap yazmış. Boş adam da değil. Kafa karıştıran bir tip. Bunlar sonradan cemaat, tarikat kurmaya kalkarlar bela olurlar. Gerekirse takibat yaptıracağım."

O zaman bakan olan Kahveci'ye, Hans'ın "o bildiği tür" din taciri üçkağıtçılar kadar uyanık olmadığını, saf bir "uçuk" olduğunu söylemiştim. Yıldız Falı bakıyor, Tarot açıyor, kehanetlerde bulunuyordu. Anlattığı "bilimsel masallar" çevresini heyecanlandırıyor ve topladığı ilgiden mutlu oluyordu.

Eğer Ali Kalkancı'nın ticari zekası Hans'ta olsaydı şimdi trilyon yapmıştı.

Neyin nesi bu Hans Ayberg?

Kendisine "Hans Ayberg" diyor. Gerçek ismini asla öğrenemedim. "Bizim Hans"ın rüzgarına dikkat edilmeli. Yazdığı 10 kitap neden rekor sayıda okuyucu buluyor? İlahiyatçılar, fizikçiler, biyologlar ve diğer bilimciler ne sebepten Hans'a ilgi duyuyor?

10 kitap dolusu yazı yazmış. Bu kadar bilgiyi nasıl toplamış?

Cahil deli mi, bilgili deli mi? Dahi mi, anasının gözü tezgahtar mı?

Yazdıkları tamamen saçma mı? Peki, kim incelemiş?

Bu soruların cevabı yok. Yazdıklarını yalanlayan bir uzman da duymadık. Belki de "deli saçması" diye bilim adamları kitaplarını okumuyor. Bir okusunlar.

***

Peki Hans neden "profesörüm, quantum fizikçisiyim" diye yalan söylüyor?

Bunun adına "ruhsal ben" derler (psychological me). Yani: Ruhsal ben'ci, kendinde bütün bedensel ve ruhsal niteliklerin varolduğuna inanır. Bu kadar bilgi kimde bulunabilir? Ancak bir profesörde. O zaman "profesörüm" diyeceksin. Yutarlar mı?

Bazı bazı yutturdu işte. Tercüman Gazetesi 10 yıl kadar önce Hans'ı "Allahtanımazken Müslüman olan Alman Profesör" diye tanıtmıştı. Hans orada bir "Alman profesör olarak" gazetenin anonsuna göre: Allahtanımazlıktan kurtulmanın yolunu anlatacaktı.

Anonsu görür görmez Tercüman'a telefon ederek uyarmıştım. Sanırım ya rahmetli Kemal Ilıcak Bey'i ya da Nazlı Ilıcak Hanım'ı aramıştım. Çok yıl oldu unutmuşum.

Büyük rezalet olacaktı. Anonslar hemen durduruldu. Hans ortadan kayboldu.

Yalan söylemeseydi...

Hans boş değil. Bir kaç dili iyi biliyor. Din bilgisi güçlü. Fen bilimlerinden haberdar. Hayli kitap okumuş. Felsefe, sosyoloji de biliyor. Astrolojide uzman. Ancak; çok önemsediği psikoloji konusunda kendine hiç eğilmemiş.

Eğer "Alman, Danimarkalı, Hans, Prof." gibi gereksiz palavralara sapmasaydı saygın bir yer kazanabilirdi. Kendisine "şarlatan" dedirtmezdi.

Hans olayı, Türk toplumu için önemli bir uyarıdır.

Hans'ın bu kadar ilgi görmesinin sebebi; Yıldız Falı, kehanet tutkunları ve din tartışması meraklısı cahillerin ilgisi. Hans da zaten ortamını "cahil bilmişler" arasında buluyor.

Yıldız Falı'na umut bağlayanlar, kehanete inananlar Hans'ın profesörlüğünü mü araştırır. Fal baktıranlar ne söylerseniz inanmaya hazır tiplerdir. Onların kendisine verdiği önemden Hans sarhoş oldu, attı tuttu: Quantum fizikçisi profesör. Alman ve de Danimarkalı. Bir sürü üniversiteden diploma, doktora ve tezler, tezler.

Çok şey biliyordu ama hiçbirisi değildi.

O kendine bu ünvanları yakıştırıyor, profesörlüğün anasının ak sütü gibi hakkı olduğuna inanıyor ve yalan söylüyor. Yutturuyor da.

O tutulan kitaplarında nedir acaba Hans'ın yaptığı? Alman filozofu Prof. Reichenbach'ın "Setzung" diye adlandırdığı "ortaya atmak, koymak"tır. "Ortaya kumar parası gibi koyulan yargı veya bilgi. Doğru da olabilir, yanlış da. Kazanmak kadar, kaybetmek de var."

"Setzung- yargı koymak" ciddi tezler için söylenmiş. Hans bunu "yersen"e mi uygulamış acaba? Kitaplarını okumadım, fikrim yok.

Din tartışmalarında medyanın büyük hatası

Son yıllarda Türkiye'de "Din Deliliği" yaygınlaştı. Osmanlıca'da "Cinneti diniye" denilen delilik türüne yakın aşırılıkta "din tartışmaları" medyaya yerleşti. Hıristiyanlar'ın da "Folie religieuse" dediği "din deliliği" diyebileceğimiz tartışmalar Müslümanlığa hiç yakışmıyor.

Özellikle TV'lerde her gün din tartışması olunca, dini istismar edene de fırsat doğuyor. Bir takım hokkabazlar bilgin, şeyh diye takdim ediliyor.

Allah'ın buyrukları yorumlanıyor, büyük hata yapılıyor.

Yapılmaması gereken yorumlarla saf insanların kafası karıştırılıyor. Üç kağıtçı yorumcular bu yüzden vurgun ortamı buluyor. Cahil din dolandırıcıları, şeyh ve cemaat sahibi kisvesi altında öyle zengin oluyorlar, öyle semiriyorlar ki uçkurlarını tutamayıp kendilerine sığınan kızların ırzına geçiyorlar.

Şimdi; dini yorumlamak, Allah'ı açıklamak Hans'a, Ali Kalkancı'ya şuna buna mı kalmış?

Oysa:

"Allah'ın buyurdukları yorumlanamaz.

Yorum bir tahmindir. Allah'ın buyrukları üstünde tahminlere dayanarak fikir yürütmek doğru değildir. Çünkü tahminde yanılıp; bir ayeti, Allah'ın kasdına aykırı yorumlama da olabilir. Bu ise sapkınlık olur. ayetlerin dış anlamına inanmak (zahirine inanmak) ve iç anlamlarını (batınını) Allah'a bırakmak gerekir."

Yukarıdaki yorum Sahabe (Hz. Muhammet'in yakınındakiler) tarafından yapılmıştır.

Yaratılışı, evreni, Allah'ı kimse "tam ve doğru" yorumlayamaz. Çünkü evrenin yaratılışından beri, başlangıçtan bugüne akıp gelmek gerekir. Bu mümkün mü? Bir filmin karelerine tek tek bakarak filmi anlayamazsınız. Başından sonuna hareketli olarak izlemeniz gerekir.

Din konularını TV haberlerinde, tartışmalarda şova çevirenler iyi yapmıyorlar.

Cahiller kitap yazıyor, yoruma kalkışıyor çıkar için veya "aferin budalası" olduklarından günaha giriyorlar. Yapmayın.

***

Bizim Hans'a dönelim. Kültürlü, efendi, iyi bir çocuktur. Onun ihtiyacı "profesörlük ve Almanlık" iddiasından kurtulacağı esaslı bir tedavidir.

Hans ve benzerleri nasıl ortam buluyor?

Feodal-dinsel cahillik sürüyor. Tanrı hakkında bilgisizlik "din çıkarcılarının" işine yarıyor. Ölüm korkusu, ölümden sonrasının merakı, Tanrı nedir, yaratılış nasıl olmuştur gibi sorular bazı kimselerde ruhsal bozukluk yaratıyor. O zaman, cahillerin tarifeli akıl hocası yarı cahiller müşterisini buluyor. Yarı cahiller hiç bir konuda bilgi sahibi olmadığından din bilgini kisvesine bürünüyor. Birbirlerini de "alim" diye gösteriyorlar.

Din konusunda sorusu olanlar ve sadece doğruyu öğrenmek isteyenler Diyanet'in "Fetva Bürosu"nu arasın.

Sabah

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.705
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Arzdan arşa yalan kulesi
« Yanıtla #4 : Nisan 05, 2010, 01:08:13 ÖS »
25 yıldır kendini din âlimi, UFO ve fal uzmanı, Kültür Bakanı danışmanı, gazeteci ve NASA görevlisi olarak sunan Bülent Ayberk, Balıkesir’de tutuklandı.

"Danimarka dilinde adım Hansen Von Airberg’dir. Ama Faroyar diliyle Hansen Aiberg von Heiberg denir. Türk ve Müslüman olduktan sonra kitap yazınca daha kolay okunsun diye Hans Ayberg yaptık. Vaftiz ismim Peter, orta ismim de Edström. Bunları hiç kullanmadım. Son zamanlarda Hunnes Ayberk yapayım diyordum. Çok isim taktılar bana, Bülent filan dediler. Alman mıyım, Danimarkalı mı, yoksa Malatyalı mı ben de bilmiyorum artık"

8 Haziran 2006 tarihinde Balıkesir’de eşi Mesude ve 4 kişi ile birlikte gözaltına alınan Bülent Ayberk’i sorgulayan polis, yukarıdakine benzer bir isim listesiyle karşılaştı. Polis, bir zamanların meşhur Hans von Aiberg’inin ortalıkta görünmediği on yıl boyunca internette Hacı, Hacı Ali, Darwin, İznogoud ve daha bir dizi isimle faaliyet gösterdiğini gördü. 10 yıldır zaman gezgini Jana’nın maaşı ve Ayberk’in okuttuğu altı öğrencinin bursları için para gönderen onlarca ‘Hanif dini mensubu’nun nasıl aldatılmış olduğunu da.


İnternet vurguncusu sahte profesör Bülent Ayberk, mahkemede kendisini savunurken yalan üstüne yalan söyledi. İşte Hans von Aiberg’in çelişkilerinden küçük bir demet.

İslam dinini istismar ederek internette görülmemiş bir dolandırıcılık destanına imza atan sahte profesör Hans von Aiberg, geçtiğimiz günlerde ilk kez hâkim karşısına çıktı. Balıkesir’deki duruşmada dolandırıcılık suçlamalarını kabul etmedi; fakat yalanlar üzerine inşa ettiği hayatına yeni yalanlar ekledi. Doğru gibi görünen birçok ifadesi de esasen yalandı. Örneğin gazeteciliğe 1978’de başladığını söyledi hâkime; hâlbuki doğrusu 1983’tü. İnternette sadece 2001-2002 arasında ‘müritlerine’ bu konuda en az 3 farklı tarih vermiş olması da (1973, 1974 ve 1976) ne kadar kolay yalan söylediğini ortaya koyuyordu.

Hans von Aiberg ya da Bülent Ayberk, 60 yaşına kadar hiç hâkim karşısına çıkmadığını da söyledi. Bu ifadesi doğru olmasına doğruydu; ancak hakim karşısına çıkmaması dolandırıcılık yapmadığı anlamına gelmiyordu tabii ki. Mesela 1983-85 yılları arasında çalıştığı Posta gazetesinden Aiberg’in ayrılış sebebini Selahattin Duman 22 Mart 1997 tarihli Sabah gazetesindeki köşesinden şöyle açıklıyordu: “Taksitle mal aldığı mağazaların elemanları, borç taktıkları birer ikişer kapıya dizilmeye başladılar. Şikâyetler artınca Hans’a da yol göründü.” 1986’da çalıştığı Sabah Yıldızı gazetesinden de yine milleti dolandırarak ayrılmış: “Çalışma arkadaşlarına ve çeşitli dükkânlara taktığı borçlarla, bir de aybaşlarında bir-iki gün içinde yiyip bitirdiği maaşıyla ünlüydü. Harcamalarının tümünü kulüplerde gerçekleştiriyordu. Borçları kabardığı bir dönemde ortadan kayboldu.” (Nokta dergisi, 5 Nisan 1987).

Sahte Profesör Hans von Aiberg, gerçekte Elazığ doğumlu ve lise mezunu Bülent Ayberk olduğunu kabul etti duruşmada. Fakat mahkemede gerçek kimliğini “hiç gizlemediğini” öne sürerek bir yalana daha imza attı. Sahte kimliğin şu an hayatta olmayan Haldun Simavi gibi gazeteciler tarafından verildiğini de iddia etti üstelik. Ne var ki bu da yalandı. Mesela Posta gazetesinde işe girerken de Tevfik Yener’e kendisini “Bendeniz Doçent Doktor Hans von Aiberg” diye takdim etmiş. 1986 sonunda piyasaya çıkan kitaplarında ise kendi kendini profesörlüğe terfi ettirmişti!...

Savunmasında hâkime Edoferon adlı ilaçla kanseri büyük oranda tedavi ettiğini de öne sürüyordu Ayberk. Bu ilacı Prof. Edip Büyükoca ile birlikte keşfettiklerini söylüyor. Bu iddiayı da doğrulatma imkânı yok; çünkü Prof. Büyükkoca hayatta değil. Nedense Ayberk’in ikinci ‘şahidinin’ de mevta olması dikkatlerden kaçmadı. Fakat kanserden bu ilaç sayesinde şifa bulmuş 28 kişi gösterebilirse biraz inandırıcı olabilir. Çünkü 2002’de şöyle diyordu: “Sakın ve sakın beni o tarihî üçkâğıtçılarla, umut tüccarlarıyla ve akbaba hekimlerle karıştırmayın. Ben bir bilim adamıyım ve başarı oranımız 39 hastada 11 fire.” Ve tabii ilaç imalatı için topladığı paraların nereye gittiğini de açıklayamadı duruşmada.

Ayberk’in para toplamak için ortaya attığı bir başka yalan ise “Zaman gezmeni Jana” masalıydı. Duruşmada, önce Jana’nın 1985’ten beri var olduğunu savundu; lakin bir iki cümle sonra hayal mahsulü olduğunu söyledi. Bu kadar çelişkinin arasında Jana için her ay topladığı biner doları nereye gönderdiği de cevapsız kaldı. Mesude-Bülent Ayberk çiftinin ortak hesaplarının incelenmesi sonucu 500 bin YTL’lik bir hareket tespit edilmişti. Ayberk çifti savunmalarında bu paranın ‘ihtiyaç sahibi insanlara’ ulaştığını iddia etti. Ancak ortada sadece 4 şahit vardı. Tanıkların beyanlarından anlaşıldı ki toplam yardım miktarı 1000 YTL civarında ve açık ki bu, toplanan paranın yanında fazlasıyla komik kalıyor.

Daha önce mağdur olarak iddianameye giren 25 isimden sadece 12’si duruşmaya katıldı. Fakat nedense hepsi de dolandırılmadıklarını ve şikâyetçi olmadıklarını beyan etti. İddianamede isimleri yer alan Şûra Başkanı H.Ü. ve diğer üç Şûra üyesi Bülent Ayberk tarafından dolandırıldıklarını belirterek şikâyetlerinden vazgeçmediler. Mahkeme heyeti, diğer mağdurların da dinlenmesi ve gerekli delillerin toplanabilmesi için duruşmayı 26 Ocak 2007’ye erteledi.

Aksiyon

***

A'dan Z'ye Hans Von Aiberg masalı
15.06.2006
Tam 25 yıldır Alman profesör ve din alimi diye ortalıkta gezen bir sahtekar ile adım adım onun izini takip edip maskesini düşüren bir hayalet avcısı...

“Film eleştirmenliği” mesleğine getirdiği farklı bakış açısıyla, sayıları gitgide artan sadık bir okuyucu kitlesine sahip olan Yeni Şafak sinema editörü Ali Murat Güven’in, dikkatli takipçileri tarafından yakından bilinen bir diğer özelliği de yıllardan bu yana dinî içerikli yalan haberlere karşı ödünsüz bir mücadele yürütmekte oluşu…

Bugüne kadar pek çok medyatik hurafenin iç yüzünü sağlam kanıtlarla gün ışığına çıkartan Güven, geçtiğimiz hafta ülke gündemine damgasını vuran “Sahte Profesör Hans Von Aiberg” vak’asınında da  gerçekte bundan uzun yıllar önce ilk “uyanan” ve dindar kitleleri de elinden geldiğince “uyandırmaya çalışan” gazeteci  olmuştu.

İslâmî camiada “Prof. Dr. Hans Muhammed Von Aiberg” nâmıyla ünlenen bu şarlatanın gerçek adının “Bülent Ayberk” olduğunu 1990’ların başlarında ilk kez ortaya çıkartan ve durumu malûm kişiye ait resmî nüfus kayıtlarıyla da belgeleyen Ali Murat Güven, o tarihten beri sahte âlimin “kara liste”sinde bulunuyordu.

Ayberk’in hayatta en nefret ettiği insan olan Güven’e ulaşıp, önce “Arz’dan Arş’a Sonsuzluk Kulesi” adını taşıyan bir dizi sansasyonel kitapla, ardından da internette kurduğu propaganda siteleri aracılığıyla son yirmi yıldır onbinlerce insanı etkisi altına alan bu sahte bilgine karşı verdiği mücadelenin öyküsünü etraflıca anlatmasını istedik.

Yazarın bize aktardığı trajik-komik olaylar, gerçekte kendi kişisel öyküsü olmaktan çok, Türkiye Müslümanlarının (en azından bir bölümünün) eleştirel bir bakış açısından bütünüyle kopuk, önüne her konulana kolaylıkla inanan ve her an dolduruşa gelmeye müsait kişilik yapılarının da acıklı bir  yansımasıydı aslında…

Bu uzun ama dopdolu söyleşimizi, Türkiye Müslümanlarının yakın tarihine kayıt düşecek nitelikte ibretlerle dolu bir belge olarak ilgiyle okuyacağınıza inanıyoruz.

‘Ayberk vak’ası, İslâmî yayıncılık piyasasının en büyük utancıdır’

Yaşar İliksiz'in söyleşisi

(Bu söyleşinin her türlü yayın hakkı saklıdır. Yayıncı ve konuğunun ortak mütâbakatıyla, Haber 7’den başka hiç bir yayın organında kısmen ya da tamamen alıntılanarak kullanılamaz.)

- İnternette yıllar boyunca “insanlar tarafından çekilmiş ilk gerçek cin görüntüsü” diye dolaşan ve görenlere korku salan bir fotoğrafın, aslında İngiltere’deki turistik bir mağaraya dekor amaçlı olarak konulmuş plastik bir canavar maketi olduğunu ortaya çıkartmanız…

Londra-British Museum’da yer alan ve pek çokları tarafından “Kızıldeniz’de boğulmadan önce Allah’a secde eden firavun” olarak kabul edilen ünlü cesedin, aslında bambaşka bir çağda yaşamış Mısırlı bir köylüye ait alelâde bir mumya olduğunu çağdaş arkeolojinin verileri ışığında kanıtlamanız… Bunların dışında, “cehennemden gelen çığlıklar” olduğu ileri sürülen ve bir dönem dindar kesimde -bütün mantıksızlığına rağmen- epeyce rağbet gören o gizemli ses kaydının gerçekte Danimarkalı bir ses uzmanı tarafından yapılmış ürkütücü bir özel efekt hilesi olduğunu belgeleyen araştırmanız…

Kur’an okuyan annesine karşı saygısızca davrandığı için bir anda fareye dönüşen Ürdünlü genç kızın fotoğrafının, Avustralyalı bir heykeltraşın yaptığı silikondan bir heykele ait olduğunu açıklamanız… Ya da, önceki yıl İslâm âlemini birbirine katan “Hz. Âdem’in dev iskeleti” fotoğrafının Kanadalı bir grafik tasarımcının yaptığı photoshop numarasından ibaret olduğunu gözler önüne sermeniz…

Ve şu anda aklıma gelmeyen daha niceleri...

Bizler sizi sinema yazarlığınızdan da önce gizemli olaylara yönelik araştırmacı kişiliğinizle tanıdık ve bu yöndeki haberlerinizden pek çoğunu geçmişte sitemizde de yayımladık. Hattâ, bunlar yayımlandıklarında öylesine ilgi gördüler ki “2005 yılının en çok okunan on haberi” arasında sizin bu yöndeki üç araştırmanız da yer alıyor.

Gizemli olaylar ve kişiler üzerine hatırlayabildiğimiz en eski araştırma haberiniz ise geçtiğimiz haftanın gündemine damgasını vuran ilginç bir kişilik, “Prof. Dr. Hans Muhammed Von Aiberg” takma adlı Bülent Ayberk üzerineydi. İnternette bu şahıs hakkında arama yaptığımızda, pek çok yerde sizin adınız da onunkiyle birlikte ve Ayberk’in kadim bir muhalifi olarak geçiyor.

Prof. Dr. Hans Muhammed Von Aiberg efsanesiyle yolunuz ilk kez ne zaman ve nasıl kesişti?

- Sizden, sorularınıza cevap vermeye başlamadan önce çok özel bir ricam olacak… Lütfen ne siz ne de ben, bu kişinin adını, söyleşimize ait yazılı metnin hiç bir yerinde “Aiberg” biçiminde anmayalım. Çünkü yeryüzünde bu adı taşıyan Müslüman bir bilim adamı asla var olmadı. Burada sözünü ettiğimiz kişi, doğduğu günden beri öz be öz Türk olan Elazığlı Bülent Ayberk’tir. O nedenle, anılan şahsın adının geçtiği her yerde onu ya “Bülent Ayberk” ya da “Ayberk” olarak anmanızı rica ediyorum. Çünkü ben yıllardır hep böyle yapıyorum.

- Bu haklı rica üzerine, ben kullanmamaya dikkat ederim. 

- O halde başlayalım… Bu, geride bıraktığımız yirmi yıla yayılmış olan çok uzun ve karmaşık bir öykü. Ancak, ayrıntılarının bilinmesinde ciddi bir kamu yararı olduğuna inandığımdan dolayı, yine de olabildiğince derinlemesine aktarmaya çalışacağım.

“Prof. Dr. Hans Muhammed Von Aiberg” adını, ilk kez 1980’li yılların ortalarında, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğrenciyken duydum.

Bazı dindar üniversite arkadaşlarımın ellerinde bu adamın imzasını taşıyan cep kitapları peydahlanmıştı.

Merak edip kitaplardan bazılarını ben de edindim. Küçüklüğümden itibaren astronomiye meraklı biri olduğumdan, şahsın yazdıkları ilk anda ister istemez dikkatimi çekti. “Arz’dan Arş’a Sonsuzluk Kulesi” adını taşıyan ve sonradan bir seriye dönüşen bu kitaplarda, kendince yeni bir din ve bilim kavrayışı oluşturmaya çalışıyordu. İşin en ilginç yanı ise kitabın editörlerinin, yazarı önsözde takdim ederken kaleme aldıkları iddialı biyografiydi. Danimarkalı oluşu, yıllarca bir Hıristiyan olarak yaşayışı, NASA’da uzun süre astro-fizikçi olarak görev yapışı, iki önemli Avrupa üniversitesinden mezunu oluşu, vaktiyle bir sürü ödüllere aday gösterilişi, sonradan Türkiye’ye gelip Müslüman ve “Türk” olmaya karar verişi falan filan…

O günlerde gencecik ve alabildiğine saf bir Müslümandım; duygusal bir arayış içindeydim. Sistem içinde yaşadığımız izolasyon ve kültürel itilmişlik karşısında, yolundan gidebileceğim bir tür “model insan” arıyordum kendime. Doğal olarak, eserlerini yeni tanıdığım bu adamın ışıltılı kariyeri bende derin bir saygı uyandırdı ve okuduklarımı ilk anda hiç tereddütsüz kabullendim. O zamanlar pek çok dindar kişi gibi bende de İslâmî çizgide eserler basan yayınevlerinin asla yalan mâlûmat vermeyeceklerine dair bir ön kabul vardı. “Besmele” ile başlayan bir kitap dizisinde de yalan bulunma ihtimali -bana göre- “sıfır”dı.

Sonuç itibarıyla bu kitapları defalarca okudum, ardından da yüzlerce kişiye hararetle tavsiye ettim.  Yalnız, o toyluk günlerimde bile, “önüme konulan bilgiyi beynime kabul etmeden önce analiz etme” konusunda o kadar da boş biri sayılmazdım. İnternet yoktu, ama benim bir kütüphane dolusu kitabım vardı. Zaman geçtikçe, bu adamın adına yeryüzündeki hiç bir bilimsel kaynakta tek kelimeyle bile yer verilmediğini fark ettim. O zaman da ilk tepkim şu oldu: “Tabiî ki böyle birinin adına asla yer vermezler! Çünkü, o bir Müslüman bilgin ve dünyayı yöneten Masonlar onu bu yüzden cezalandırdılar!”

Ancak bu naif tepki, kitaplarında ardarda yakaladığım diğer saçmalıkları örtbas etmeye ise yetmedi. Bir kere adam, iki önemli üniversiteyi bitirmiş biri olarak, bilimsel bir disiplin altında yazma yeteneğinden tamamen yoksundu. Bir konuya ciddi ciddi başlıyor, sonra onu pat diye yarıda bırakıp kendisini eleştirenlere sayfalar boyunca kocakarı gibi laf yetiştiriyordu. Sonra tekrar konuya döndüğünde ise bu kez de başka bir telden çalıyordu. Hatta, bundan yıllar önce, şimdi mutfaklarımızda yaygın biçimde kullandığımız teflon tavaları bile kendisinin icat ettiğini, ama NASA yöneticilerinin bu icadını bazı bürokratik hilelerle elinden aldıklarını iddia ediyordu kahramanımız…

Kitapların bilimsel ciddiyet yoksunluğu bir yana, Türkçeleri de tam bir felaketti. İslâm ile pozitif bilimleri yakınlaştırma iddiasıyla yola çıkan ve ilk aşamada yıllarca örselenmiş Müslüman gururumu alabildiğine okşayan bu seri, giderek canımı acıtmaya başlamıştı.

Hele de kitaplar üniversitedeki Marksistlerin diline düşünce kendimi daha bir kötü hissettim. Solcu gençler ellerinde Ayberk’in kitapları bulunanlarla alay ediyor ve “Sizin aranızdan çıkartacağınız profesör de bu kadar olur, üçkâğıtçının birini hiç utanmadan bize örnek diye gösteriyorsunuz” şeklinde sataşmalarda bulunuyorlardı. Bu arada, söylentiler ayyuka çıkınca, dönemin önde gelen haber dergilerinden Nokta bu adamın geçmişini mercek altına yatıran bir araştırma yayımladı ve onun kariyerine 1980’lerin başlarında popüler bir magazin gazetesinde “yıldız falcısı” olarak başladığını belirledi. Daha öncesinde, yani 1970’lerde ise Yeşilköy Havalimanı’ndaki bir mühendislik bürosunda ozalit çekimi yapan bir ofis-boy olduğu ortaya çıkacaktı. Onu geçmişte tanımış olan herkes, son derece garip tavırlı ve hayâl aleminde yüzen biri olduğu konusunda hemfikirdi. Bu arada dergi, Ayberk’in mezun olduğunu ileri sürdüğü iki üniversiteye de yazılı başvuruda bulunmuş, ancak bu kurumlar geçmişte böyle bir mezun vermediklerini bildirmişlerdi.

Öte yandan, şahsın etnik kökenleri de son derece şaibeliydi. Yani, bırakın dünya çapında bir bilim insanı olmayı, hayatı boyunca yurt dışına bir kez olsun çıktığı bile son derece kuşkuluydu.

Buna karşılık, ilk kıvılcımı çakan Nokta dergisi, ardı ardına uzayıp giden soruların hepsinin birden cevaplarına ulaşamamış ve akademik kariyeriyle ilgili bazı yalanları ortaya koymakla birlikte, adamın gerçek kimliğini bir türlü açığa çıkartmamıştı. Çünkü bir insanın nüfus kayıtlarının izini sürebilmeniz için, öncelikle onun toplumsal etkinliklerle içiçe, “normal” bir hayat sürmesi gerekir. Yani en azından bir ehliyeti, pasaportu, sigorta kartı ya da bazı sivil toplum örgütlerinde üyeliği falan olmalı…

Bu kişi ise İstanbul’da yıllardır oradan oraya savrulan bir berduş olduğu için, tıpkı yönetmen Hal Ashby’nin “Being There” (Merhaba Dünya) filmindeki “Chancey Gardener” karakteri gibi âdeta bir anda yoktan varolmuştu. Hiç kimse ev adresine dahi ulaşamıyordu.

Kısa bir süre sonra, giriştiğim araştırmaların ardından Nokta’nın eksik bıraktıklarını ben tamamladım ve bulmacanın son boşluklarını da doldurdum. Oldukça kısa süren bir “körü körüne hayranlık” döneminin ardından, gerek anılan şahsın yazdığı tutarsız bilimsel iddialar, gerek kitapların içeriğiyle ilgili kuşkularımı izale etmek amacıyla ziyarete gittiğim yayınevinde yetkililerin sergilediği terbiyesizce tutum ve gerekse hakkında piyasada anlatılan onca karanlık olaydan sonra bu adama da söylediklerine de artık hiç bir inancım kalmamıştı.

1990 yılında, o dönemin popüler İslâmî dergilerinden Yörünge’de muhabirken, uzun süredir aradığım fırsat elime geçti ve bu kişinin evine rahatlıkla girip çıkabilen çok yakın dostlarından biriyle temas kurdum. O kişi, beslediğim bütün kuşkuların doğru olduğunu belirterek, bana, “camiaya hizmet” adına bu adamın gerçek nüfus kayıtlarını getirebileceğini belirtti. Bir kaç gün sonra da sahtekârın nüfus cüzdanının fotokopileri masamın üzerinde duruyordu. Tam da tahmin ettiğim gibi, annesinden doğduğu günden bu yana öz be öz Türk’tü.

Gerçek adı Bülent Ayberk’ti ve 29 Nisan 1947-Elazığ doğumluydu. Annesinin adı Müfide, babasının adı ise Mehmet Rifat’tı.

“Bu şizofrenik bir vakadır
Bu değerli belgeler sayesinde elde ettiğim istihbaratı sonraki günlerde daha da ileri bir noktaya taşıdım ve kendisinin -aslında Kopenhag Üniversitesi’nde fizik okuyor olması gereken yıllarda- Sivas Temeltepe Kışlası’nda er olarak askerlik hizmetini ifâ ettiğini öğrendim.

Ayrıca, Ayberk’in bütün kitaplarında “mezun olduğu saygın okullar” şeklinde adları geçen her iki Avrupa üniversitesiyle de yazılı temas kurdum ve kendisinin hiç bir biçimde oralarda okumadığını bir kez daha teyid ettim. Gerçekleri öğrendikçe öfkemle birlikte cesaretim de artıyordu.

Derken NASA’ya bir mektup yazdım, oradan da olumsuz cevap geldi. Oysa aynı NASA’da, Mısırlı Prof. Dr. Faruk El-Baz gibi, İslâm dünyasının yüz akı bir bilgin, adıyla sanıyla diniyle milliyetiyle yıllarca en üst görevlerde çalışmıştı. Şu anda bile daha bu tür kurumların tamamında Müslüman bilginlere rastlamak mümkündü. Çünkü, batının bilim ve eğitim kurumlarında, o ülkelere yararlı olup hizmet edebilecek üstün zekâlı kişilerin istihdamının salt ırkçı ya da dinsel bir önyargıyla reddedilmesi yirminci yüzyıl boyunca neredeyse hiç görülmüş bir durum değildi. Avrupalı ve Amerikalılar böylesine donanımlı bir insanın bırakın görev yaptıkları döneme ilişkin kayıtlarını silmeyi, onu ellerinden kaçırmamak için önünde taklalar atarlar.

Aslına bakarsanız, yabancılarla yaptığım onca yazışma, doğma büyüme Türkiyeli olduğunu yasal belgelerle çoktan ortaya çıkardığım, Temeltepe’de 24 ay er olarak askerlik yapmış biri için lüzumundan fazla ciddi bir tahkikattı.

Çünkü adam zaten Türkiye içinde bile herhangi bir akademik eğitim almamıştı ve o güne kadar da hiç pasaport başvurusu yapmamıştı. Ortaöğrenim mezunu olup  hayatı boyunca bir kez bile yurtdışına çıkmamış birinden NASA’da çalışmasını nasıl bekleyebilirsiniz ki?

Velhasıl, Ayberk olayı zaman içinde kafamda en küçük bir kuşku kırıntısı bile kalmamacasına çözüldü. 1980 sonrası Türkiye’sinin en egzantrik kişiliklerinden biriyle, hayatı muhteşem bir film senaryosuna kaynaklık edebilecek son derece sıradışı şizofrenik vaka ile karşı karşıyaydık.

Kendisine -düşünecek bol bol vakti olduğu gençlik yıllarında- sıfırdan bir geçmiş inşâ etmiş ve ona bütün kalbiyle inanmış çok tehlikeli bir akıl hastası, Türk toplumuna kendi sanal geçmişi üzerinden İslâm ve bilim arasındaki yitik ilişkileri anlatmaya başlamıştı. Hem de üzerinde bir sürü süslü sıfat bulunan cilt cilt kitaplar yazarak… Ron Howard’ın “A Beautiful Mind” (Akıl Oyunları) filmini izlemiş olan ve ünlü matematikçi John Nash’in öyküsünü de bilen okurlarımız, şizofreninin bu tür insanlarda nasıl güçlü bir gerçeklik algısı yarattığını hemen hatırlayacaklardır.

Sonraki zaman diliminde, gazetecilikte gitgide kıdem kazandıkça, bütün bunlardan çok daha vahim bilgiler gelmeye başladı önüme. Hadi diyelim, adamın akademik kariyeri çok da önemli değildi. Önemli olan yazıp çizdikleri ve insanlara saçtığı pozitif enerjiydi.

Biraz zorlama olan bu iyi niyetli yaklaşımım da Ayberk’i ve yaşama biçimini tanıdıkça çöktü. Çünkü, bu adamla bir biçimde yolları kesişmiş olan bütün insanlar, kendisinin nasıl da iflah olmaz bir üçkâğıtçı olduğunu, onun etkileyici konuşmalarına aldanıp kendisine defalarca nasıl borç para verdiklerini ancak asla geri alamadıklarını, bu arada gündelik hayatında namazla-niyazla uzaktan yakından ilişkisi bulunmayan, fırsatını buldukça da kafayı çeken tam bir keş olarak yaşadığını söylüyorlardı.

Öyle ki Cağaloğlu yayıncılık piyasasından, onunla ileri derecede yakınlaşmış bazı arkadaşları, yeterince para bulabildiğinde esrar da kullandığını anlattılar. Ayberk üzerine çalıştığım câmiada duyuldukça gelen istihbarat da çoğalıyordu.

Bu süreçte bana ulaşan bilgilerden bir diğeri de en az iki-üç kez evlenip boşandığı yönündeydi. Bu arada karşıma çıkan bazı bayanlar, onun üniversiteli gençliğin takıldığı kafeteryalarda bazen “yabancı akademisyen” bazen de “metafizik olaylar araştırmacısı” pozlarında dolaşıp pek çok kez kendilerine sarktığını, bazı kızların bu adamdaki inanılmaz çenebazlığın etkisine girip kendilerini ona teslim ettiklerini söylediler.

Yıllar içinde elimde toplanan belge ve bilgilerden sonra tek kelimeyle midem ağzıma gelmişti. Çünkü Ayberk, bilimsel kariyer açısından mutlak bir sıfır olduğu gibi, insanî hasletler açısından da bomboş biriydi.

Dediğim gibi, öykü çok uzun ve karmaşık… Ancak size şunu söyleyebilirim ki, elime ilk kez bir kitabını aldığım 1987 yılından bu yana, yani tam 19 yıldır ben bu adama ilişkin sorulması gereken ne kadar soru var ise kendi kendime sordum ve cevaplarına da ulaştım.

Bu bilgilerin ışığında, Türk yayıncılık tarihinde eşi ve benzeri görülmemiş bir vak’ayla karşı karşıya olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Hiç kuşkusuz ki bunun bütün vebâli de zamanında kendisinin önünü açıp piyasaya sürenlerindir.

Mesela, 1980’lerde onu genel yayın yönetmenliğini yaptığı “Bilinmeyen” adlı haftalık dergide çalıştıran ve cinler, UFO’lar, telepati, telekinezi, antik uygarlıklar gibi uçtu-kaçtı konularda iyice pişmesini sağlayan astrolog Ata Nirun ve ona oksijenle sarartılmış bir peruk ayarlayıp kendisini “Alman Profesörü” kılığına sokarak yönettiği magazinel gazetelerde fal köşeleri hazırlatan gazeteci Tevfik Yener (ki her ikisi de bu konudaki sorumluluklarını geçmişteki yazılarında itiraf etmişlerdir) bu vebâli taşıyan kişilerden yalnızca ikisidir.

Diğerlerini ise -ki bence “Müslüman kimlik” açısından en ağır vebal altında olanlar bunlardır- söz oraya geldiğinde anacağım.

“İki kez yüz yüze görüştük”

- Bu 19 yıllık mücadeleniz boyunca Bülent Ayberk ile kaç kez yüzyüze görüştünüz?

OLAY YARATAN DERGİ KAPAĞI:
Ali Murat Güven’in, 1996 yılında Bülent Ayberk ve cemaatini kapak konusu olarak işlediği Yörünge Dergisi… Kapağın spotu da bir hayli mânidar: “Astro-fizikçiler de yüksekten atar!”

- İki kez… Bunlardan ilkinde, onun kitaplarını basan İslâmî çizgideki yayınevine muhabir olarak gittim ve kendisini en kısa zamanda, çalışmakta olduğum Yörünge Dergisi’ne beklediğimizi, gelmediği takdirde o haftaki kapak konumuzun kendisi olacağını bildirdim. Nasıl olduysa, söylediklerimden azıcık da olsa işkillendiler (çünkü o gün orada tanıştığım kişiler, normalde böyle bir tehditten asla rahatsız olacak yapıda tipler değillerdi) ve beyefendiyi hemen aynı gün dergimizin Çemberlitaş’taki yönetim merkezine gönderdiler.

Henüz yayınevinden döneli bir kaç saat olmuştu ki baktım Hazret ansızın içeri girdi. Tarihi de üç aşağı beş yukarı hatırlıyorum, 1990 yılının Mayıs ayıydı. Ayberk Efendi o zamanlar henüz 43 yaşındaydı ve şimdilerde medyaya yansıyan görüntülerindeki gibi çökük bir hâlde değildi (Gerçi, çöküşü de pek normaldir; bu kadar içki ve sigara, ayrıca bilgisayar başında yıllardır geçirilen bu kadar uykusuz gece kimi olsa çökertir!).

“Beni Ali Murat diye biri arıyormuş, işte geldim!” diyerek lobide belirdi. Gitgide yükselen şöhretin de etkisiyle, son derece pervasız görünüyordu. Kendisini buyur ettik, çay kahve falan söyledik. O gün Ayberk ile yaptığımız bu konuşmaya dergideki yarım düzine kadar insan da tanık oldu. Onu yaklaşık iki saat boyunca her yönden sıkıştırmama karşın, masanın üzerine ne bir tek belge, ne de dişe kovuğa gelir bir tek bilgi koymadı. Hiç abartmadan söylüyorum; hayatım boyunca gördüğüm en demogog, en palavracı adamdı. Âdeta makineli tüfek gibi yalan söylüyor, beş dakika önce verdiği bir bilgi on dakika sonra söyledikleriyle temelinden çelişiyordu. Öyle ki bana sohbetimize başlarken ilk önce “Burada sizinle ancak yarım saat kalabileceğim, çünkü Sayın Turgut Özal’ın bilim danışmanıyım ve tahmin edemeyeceğiniz kadar da yoğunum. Kendileri beni birazdan özel bir araçla aldırıp, uçakla Ankara’ya gönderecekler” dedi.

Bu konuşmadan kısa bir süre sonra da ilk söylediğini unutarak, bizimle iki saat boyunca yaklaşık bir paket sigara tüketerek tartıştı. Kalkarken de Özal’ın göndereceği makam aracını falan unutarak, “En yakındaki taksi durağı nerede?” diye sordu. Nereden tutsanız elinizde kalan bir tanışmaydı bu. Sonlara doğru karşılıklı olarak epeyce gerildik, ama buna karşılık ortada hâlâ konuğumuzun gerçek adı sânı, bilimsel kimliği ve kariyerine ilişkin tek bir somut belge ya da kanıt yoktu.

Baktı ki bu tartışmada ne ben onu ne de o beni devirebilecek, âni bir kararla ayağa kalktı ve “Belki henüz senin beynini fethedemedim, ama şunu bil ki çocukların şimdiden benim ellerimde!” tarzında, son derece afili bir söz sarfetti. Yani, sizin anlayacağınız, söyledikleri o günün algı düzeyini öylesine aşan, öylesine hikmetli sözlerdi ki benim gibi cahil ve gafillerden ziyade bir sonraki kuşağa yatırım yapmayı yeğliyordu.

Asgarî bir nezaketi elden bırakmadan kendisiyle tokalaştım ve yolcu ettim. Bu olay, onu ilk görüşümdür. Bir diğer karşılaşmamız da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın İstanbul-Sultanahmet’te düzenlediği Dinî Yayınlar Fuarı’nda, kitaplarını basan yayınevinin standında oldu. Hatırladıkça acı acı güldüğüm inanılmaz bir gündü o.

Bir tarafta stand ve orada bıyıkları henüz yeni yeni terleyen genç hayranlarının kafalarını alabildiğine karıştıran Ayberk, en fazla yüz metre ötede de bir başka stand ve orada ise 1979 yılı Nobel Fizik Ödülü sahibi ünlü Pakistanlı bilgin Prof. Dr. Abdüssamed… Rahmetli Abdüssamed Hoca o günlerde Türkiye’ye bazı bilim kurumlarının davetlisi olarak gelmişti ve kendisinin eserlerini yayımlayan şirketin standında, çevresindeki öğrencilerle son derece düzeyli bir sohbet gerçekleştiriyordu. Onun bu olayla yegâne ilişkisi ise adının sık sık bizim adamın kitaplarında geçmesiydi. Ayberk, onunla can ciğer kuzu sarması iki eski dost olduklarını ve hattâ yıllar boyunca NASA’da “karadelikler” üzerine birlikte araştırmalar yaptıklarını ileri sürüyordu.

O gün Abdüssamed Hoca’ya durumu olduğu gibi anlattık, dahası kitaplarda adının geçtiği yerleri gösterdik ve “Hocam, geçmişteki bilimsel çalışmalarınız sırasında, hiç bu adı taşıyan bir mesai arkadaşınız oldu mu?” dedik. Rahmetlinin, dinlediği bu garip öykü karşısında şaşkınlıktan gözleri fal taşı gibi açıldı ve “Hayatım boyunca böyle bir kişiyi hiç tanımadım. Madem öyle, kendisini standımıza davet edin de bu vesileyle tanışalım bakalım, meselenin aslını öğrenelim” dedi.

Bunun üzerine bir kez daha diğer standa, “karadelikler”, “ak delikler”, “sur borusu”, “esir dinamiği” falan gibi süslü laflarla çevresindeki gençleri kafalamakla meşgûl olan Ayberk’e gittik ve “Eski dostunuz Prof. Dr. Abdüsselam yüz metre ötedeki standda ve mutlaka sizi görmek istiyor” dedik. Bu davetimiz üzerine tek kelimeyle çılgına döndü, “Sizler beni provoke etmek istiyorsunuz, ama ben buna asla izin vermeyeceğim” falan gibi bir şeyler zırvalayıp derhal standdan ayrıldı ve kalabalıklara karışarak ortamdan sıvıştı. Bu benim zaten en baştan beklediğim bir durumdu; ancak İslâm dünyasının en büyük fizik bilginlerinden biri olan Prof. Dr. Abdüsselam’ın, eline tutuşturduğumuz o cilt cilt kitaplarda gördüğü böylesine kuyruklu bir yalan karşısında yüzünün aldığı şekli o günden beri hiç unutmadım.

Velhasıl, daha sonraki yıllarda, önce Millî Gazete’de, ardından da Yörünge Dergisi’nde yazdığım iki ayrı yazıyla, Türk basınında ilk defa bu kişinin gerçek kimliğini deşifre etmiş oldum. Bu yayınlar üzerine Ayberk bir kez daha çılgına dönüp beni baş düşmanı ilan etti ve müritlerine benden her ne surette olursa olsun uzak durmalarını öğütledi. O gün bugündür de kendisinin kara listesinde bulunuyorum. Bir chat dökümünde “Bu herif ne pahasına olursa olsun durdurulmalı” şeklinde bir ifadesi vardır ki onu çok ciddi bir “saldırıya azmettirme” kanıtı olarak arşivimde saklamaktayım.

Dileyenler, Ayberk’in gerçek kimliğini kitlelere ilk kez deşifre eden ve zamanında epeyce gürültü kopartmış olan iki bölümlük yazımı şu linklerden okuyabilirler.


http://www.geocities.com/sahtekar_aiberg/belgeler.html






Söz konusu yazı, 1996 yılı Nisan ayında Millî Gazete’de iki bölüm olarak yayımlanmıştı. Sonradan bu araştırmanın çok daha geniş bir versiyonunu da Yörünge Dergisi’nde yayımladım. Ama sanılmasın ki bu yayınlar öyle zahmetsizce gerçekleşti. O dönemde İslâmî medyada böylesine “bozguncu” (!) yazılar yayımlamak hiç de kolay olmuyordu. Çünkü câmianın ağır ağabeylerinin ve kanaat önderlerinin yaydıkları temel davranış biçimi şuydu: “Kol kırılır, yen içinde kalır.”

O yüzdendir ki Millî Gazete ve Yörünge, bazı idare-i maslahatçı basın-yayın organlarının tam aksine, Türkiye Müslümanları olarak bu hasta ruhlu şarlatanı kamuoyu nezdindeki güvenilirliğimize zarar verecek habis bir ur, bir tür veba olarak görüp kesin bir dille reddetmeleri (en azından bana bunu gerçekleştirme fırsatı sunmaları) nedeniyle, bugün de fazlasıyla hak edilmiş bir onuru taşıyan iki önemli mevkutedir.

Onlar, daha yıllar öncesinde Ayberk vak’asında bu denli net bir tavır takındıkları içindir ki şimdilerde onun yakalanışından söz eden hiç bir basın-yayın organı olayı Türkiye’deki İslâmî cemaatlerin üzerine toptan boca edemedi.  İstisnasız bütün televizyonlar, dergiler, gazeteler ve internet siteleri Ayberk ve yandaşlarından, “Türkiye’deki geleneksel İslâmî düşünceden tamamen kopuk ve marjinalleşmiş, kendine özgü sapkın bir hareket” olarak söz ettiler.

Geçen pazartesi akşamı bu olaya yer veren Uğur Dündar’ın “Arena” programı bile, normalde böyle olayları genellemeye pek bir meraklı olmasına karşın, görüntülere eşlik eden haber metninde Ayberk’in öyküsünü başından sonuna dek “sıradışı bir dinî cemaatin sahtekârlığı” vurgusuyla sundu.Gerçi, Ayberk’in “dindarlığı” da her açıdan tartışmaya açık ya, neyse...

“Arena”nın yapım ekibinden bir meslektaş, bazı belge ve bilgilere ulaşmak için programdan bir kaç gün önce beni de aradı. Ona altını çize çize şunları söyledim: “Aman ha sevgili arkadaşım, bizler, yani Türkiye’deki muhafazakâr çevrelerin yüzde 99’u, bu adamı ve yaymaya çalıştığı sapkın fikirleri hiç bir zaman onaylamadık, desteklemedik. Eğer ki izleyicilerinize onun yolsuzluklarını ve ahlâksızlıklarını Türkiye’deki İslâmî cemaatlerin ortak bir zaafı olarak sunarsanız, hem ayıp, hem de yazık etmiş olursunuz. Uğur Dündar, böyle bir adam yüzünden mütedeyyin izleyicilerinin güvenini yitirmemeli.”

Muhatabım ise bu dostça uyarım üzerine bana aynen şunu söyledi: “Hiç üzülmeyin, olayı en ince ayrıntısına kadar biliyoruz. Bu adam asla Türkiye Müslümanlığını temsil etmiyor. Bizim haberimiz de sizin vurguladığınız doğrultuda olacak.”

Dedikleri gibi de temiz bir yayın yaptılar ve kendisini “hanif Müslüman” diye tanımlayan sapkın bir tarikat şeyhi yüzünden ülkemizdeki İslâmî düşüncenin topyekün yara alması belki de yıllardır ilk kez engellendi. Tekrar ediyorum ki bizler bugün bu adamın polisçe ortaya çıkartılan rezilliklerinden, evdeki o çocuk pornolarından, banka hesaplarındaki yüz binlerce dolardan, kaşarlanmış kocasıyla birlikte hiç utanmadan dolandırıcılık yapan devlet memuresi bayan Mesude Ayberk’in karıştırdığı haltlardan lekelenmediysek, bunun temelinde Ayberk’i daha yıllar önce çok kesin bir dille yadsıyıp deşifre etmiş olan bir kaç İslâmî basın organının vizyonu vardır.

Bu nedenle, eski yuvam Millî Gazete’yi buradan bir kez daha sevgiyle selamlıyorum. Onların bu cesur yaklaşımları olmasaydı, ben ne on yıl önce ne de şimdi, sözünü ettiğim yazılarımı hiç bir yerde yayımlayamazdım.

- Pekiyi, Aiberg’in şu sıralarda Balıkesir Adliyesi’nde açılan dâvâsına şikayetçi sıfatıyla müdahil olmayı düşünüyor musunuz?

- Elbette… Bu karmaşık ve örgütlü yapının yargılamasının salt bir “nitelikli dolandırıcılık” suçlamasıyla kalmasını doğrusu içime sindiremem. Şahsıma yönelik bütün o hakaretlerin de hesabını vermeliler. Ayrıca, bugün Türkiye’yi yöneten ne kadar politikacı var ise, bunların hepsi hakkında da yıllardır ağıza alınmayacak kadar çirkin hakaretler etmiş ve ettirmişlerdir sitelerinde. Bunların da hesabını verecekler. Yargılama sürdükçe, müdahil olanların sayısının da giderek artacağını sanıyorum. Yakın bir zamanda ben de bu iş için Balıkesir Adliyesi’ne başvuracağım.

Benimle ilgili olarak bugüne kadar internet ortamında pek çok kez “Amerikan casusu”, “Necip Hablemitoğlu’nun katili”, “Fethullah Gülen’in baş tetikçisi”, “Azeri Yahudisi”, “gizli kâfir”, “Danıştay saldırısının baş mimarı” ve şu anda aklıma gelmeyen daha düzinelerce suçlamada bulundu. Ki bu suçlamalarının her biri ayrı ayrı birer hakaret niteliğindedir ve cezai karşılıkları vardır.

Polisin kendilerine yönelik operasyonundan bir gün önce, 6 Haziran 2006 günü bile www.okunan.com adlı, insanlığa pislik saçan sitelerinde “Gavur Ali Murat Güven” başlıklı bir yazı duruyordu. Ki o yazı da Ayberk’in günümüzdeki sağ kolu, müritlerden toplanan paraların organizatörü olan Ergün Bektaş adlı kişi tarafından yazılmıştı. Bu şahıs da ruhsal sağlık itibarıyla şeyhinden farksızdır. Siteleri bugünlerde, tarikatın yasalardan yediği ağır şamardan dolayı kapalı. Ancak bende geçmişte siteye koydukları pek çok yazı mevcut. Bunların hepsini ilgili mahkemeye sunacağım.
http://www.haber7.com/yasam/haber/163852-adan-zye-hans-von-aiberg-masali


Fethullah'ın Talebeleri Örgütü'ne ne oldu?

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.705
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Profesör Hans von Aiberg'in porno arşivi
« Yanıtla #5 : Nisan 05, 2010, 01:10:06 ÖS »
Profesör Hans von Aiberg'in porno arşivi   
Türkiye"deki en ilginç dolandırıcılık skandallarından birine imza atan Bülent Ayberk, kurbanlarından topladığı paralarla porno arşivi kurduğu ortaya çıktı. 

 
Profesör Hans von Aiberg, ya da gerçek ismiyle Elazığlı lise mezunu Bülent Ayberk, din ile bilimi buluşturduğunu iddia ettiği "Arz"dan Arşa" kitaplarıyla üne kavuşmuştu bir zamanlar. Yıllar sonra gerçek yüzünü ortaya çıkaran polis operasyonuyla, haziran ayında eşiyle birlikte tutuklanarak hapse atıldı. İkisi tutuklu 7 kişilik Aiberg şebekesi, "Teşekkül oluşturmak suretiyle bilişim yolunu kullanarak, İslam dinini istismar edip nitelikli dolandırıcılık yapmakla" suçlanmıştı. Balıkesir Cumhuriyet Savcılığı, aylar süren inceleme ve araştırmalar sonrasında iddianameyi tamamlayarak geçtiğimiz hafta davayı açtı. Yani, yüzlerce kişiyi dolandıran sahte profesör ve şebekesi, yakında hâkim karşısına çıkacak.

59 yaşındaki Bülent Ayberk"in maskesini düşüren Zig-zag Operasyonu"nda 8"i dizüstü olmak üzere toplam 10 bilgisayara ele konmuş, sahte profesörün evinde 80 porno CD bulunduğu basına yansımıştı. Haziran ayında el konan bilgisayarların bir buçuk yıllık kayıtlarının incelenmesi sonucu ise şebekenin çok daha kapsamlı bir "arşivi" olduğu ortaya çıktı. İncelemelerde, içinde çocuk ve hayvan pornosunun da bulunduğu 1000"den fazla sapık görüntü ortaya çıkarıldı. Bunlar arasında eşcinsel porno görüntüleri ve iğrenç çizgi filmler de var. Ancak bu görüntüler "Aiberg İddianamesi"ne dâhil edilmedi; çünkü şebekenin bu görüntüleri internette yaydığı bir türlü kanıtlanamadı.
zaman.com.tr

Bülent Ayberk (d. 29 Nisan 1947 Elazığ) Türk yazar.
29 Nisan 1947 yılında Elazığ`da dünyaya gelen Bülent Ayberk Kilis ili nüfusuna kayıtlıdır, annesi Orta Asya göçmeni bir ailenin kızı Müfide (Atalay)Ayberk ve babası Halepli Hüseyin Şerif beyin oğlu Mehmet Rifat Ayberk`dir.
1955 yılında anne ve babası ayrılan Bülent Ayberk`in uzunca bir süre akrabalarının yanında yaşadığı sanılıyor (Bülent Ayberk`in babasının daha sonraki evliliklerinden olma kardeşleri halen Gaziantep te yaşamaktadır)

1969 yılında Sivas Temeltepe`de askerliğini yapan Bülent Ayberk`in askerliği ertesi İstanbul`a geldiği, hippi  ve okültist  topluluklarla irtibatta olduğu, buralarda Almanca  öğrendiği sanılmaktadır.

1974 yılında Yeşilköy havaalanında ( havalimanı]) özalitçi olarak çalıştığı söylense de kesin kanıt bulunamamıştır.
Birçok kadınla resmi/gayriresmi ilişkisi olan Bülent Ayberk`in bu evliliklerinden -şu an doktorluk yaptığı sanılan- Zeynep Pınar ve şimdiki eşi ve kurduğu tarikatın kadın kolu başkanı Mesude Ayberk den Fulya ve Açelya isimli kızları bulunmaktadır.
turkcebilgi.com

Aşağıdaki bilgileri HANS’ın kendi sitesinden aldım.

HANS’ın kendi sitesi (açmak için bağlantıyı tıklayın)

Resimleri görmek için burayı tıklayın

Çevrimdışı Aykut

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 1.001
  • Puan: +33/-1
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: ÇOK GİZLİ TUTULAN" FETHULLAH GÜLEN-SİYONİZM İLİŞKİSİ
« Yanıtla #6 : Nisan 07, 2011, 07:55:22 ÖS »
Fetullah Mason Mu?

Masonlukta Mertebe ; Çıraklık, kalfalık ve üstadlık olarak sıralanıyordu. Fetullah Gülen"de, kendi cemaatinde sınıflandırmayı yaparken masonik derecelendirmeyi esas alıyor, çıraklık, tilmizlik yani kalfalık ve nihayet üstatlık olarak taamamlıyordu.

Masonlar çalışmalarında aralarına kesinlikle bir kadını kabul etmiyorlar, kendi eşleri bile senede bir kere derneklerine girebiliyori oda masonik çalışmaların yapıldığı bölümden bağımsız bir yerde kahvaaltı şeklinde oluyordu.

Son zamanlarda Lıght masonluk şeklinde ortaya çıkan ancak Hür Masonların tanımadıkları özgür masonlar bünyelerine kısıtlı da olsa kadınları kabul ediyorlardı. Fetullah Gülen de hayatında kadınlarla muhatap olmama gibi bir prensibinin olduğunu defalarca ilan etmiş ama Nevval Sevindi ye dayanamamış röportaj yaparken ona helvalar pişirmiş beraberce sevindirik olmuşlardı.

Gülen"in "üstadım" dediği Said"in kendini peygamber olarak göstermeye çalıştığı ve bu saçma iddiasını kanıtlamak için " Kur"andaki ayetler benden baahsediyor, Hz Ali beni müjdeliyor diyerek ortaya attığı, cifir ya da ebced hesabı da bir yahudi inancı, yahudi uydurmasıydı. Harflerden anlamlar çıkarma işine Hurafilik deniyordu.

İbni Haldun "Tercüme-i İbni Haldun" adlı yapıtında Hurafilik"i şöyle açıklıyordu:

Hurafilik; büyücülük ve tılsımcılıktan doğmuştur. Kökü yahudi uydurmalarına kadar gider.

Prof. Fuat Köprülü de; "Hurafiliğin doğmasında, yahudiler tarafından ortaya atılan akımların en başta rol oynadığına " işaret ediyordu.

Nurcular ise kendilerine kutsallık payesi vermek amacıyla, sürekli olarak bu hesaplamalardan medet umuyorlardı. 5 Eylül 2000 tarihli Hürriyet Gazetesi"ndeki köşesinde Fatih Altaylı , "Neo İslamic Masonlar" başlıklı yazısında Gülen yapılanmasının masonlara benzediğini anlatıyor ve Fetullah Gülen"in masonlara bakışını şöyle aktarıyordu.

""¦ Birkaç yıl önce Fetullah Gülen cemaati peşimde.

Benim elimde Gülen"le ilgili bir kaset olduğunu düşünüyorlar ve bu kasetin içeriğini merak ediyorlar.

Hiç ummadık kanallardan bana ulaşmaya çalışıyorlar.

Sonunda ulaştılar.

Gülen"in bir yemek istediğini söylediler.

Olur dedik ve buluştuk.

Altunizade"de bir dershanenin üst katında, Gülen"in yaşadığı ve televizyon proğramları çektiği yerde buluştuk.

Benim yanımda Teke Tek ekibi, onun yanında başta İhsan Kalkavan ve kendi ekibi.

Güzel bir yemek yedik.

Onlar da kendi bakış açılarından yaptıkları işleri anlattılar. Okulları nasıl kurduklarını, neden kurduklarını, nasıl yürüttüklerini Gülen, özellikle Türki Cumhuriyetleri ve Balkanlardaki faaliyetlerini anlattı. Hepimizin bildiği şeyleri kendi açılarından görerek anlattılar.

Sohbetin sonunda Gülen"e izlenimimi aktardım. Gülen, Yurt içinde ve Yurt dışında aynen bir mason teşkilatı gibi örgütleniyordu. Masonların yüzlerce yıl önce yaptıklarını, şimdi adına "mason" demeden yapıyorlardı.

Gülen"e ," Bu yapılanma açısından masoniktir" dedim. Yüzüme uzun uzun baktı. Sonra kendi adamlarına döndü ve " Masonların kötü bir şey yaptığını kim söyleyebilir" dedi.

Sizin çevreler masonları pek sevmez dedim.

"Biz o Çevrelerden değiliz" dedi.

O zaman yazmaya değer bulmamıştım. Ve bu konuda hazırladığım kitaba saklamıştım. Ama yine Gülen konuşulmaya başlanınca aktarmak istedim"¦"

Altaylı"nın yazısında görüldüğü gibi masonlara söz söyletmeyen, her fırsatta onlara methiyeler düzen Gülen, sürekli olarak masonlarla işbirliği yapıyordu.

ERGÜN POYRAZ

AMERİKA"DAKİ İMAM

Sayfa 272-276
http://www.genckemalist.com/irtica/fetullah-mason-mu.html
Küçük hırsız el feneri ile, büyük hırsız Deniz Feneri ile soyar

Çevrimdışı gondolcu

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 184
  • Puan: +42/-1
  • Cinsiyet: Bay
    • TEBLİĞ NET
Ynt: ÇOK GİZLİ TUTULAN" FETHULLAH GÜLEN-SİYONİZM İLİŞKİSİ
« Yanıtla #7 : Nisan 08, 2011, 05:41:14 ÖS »
cemaatin ayak takımıda vatandaşa biz masonlarla mücadele ediyoruz, diyor


              ;D

 

Son İletiler/Konular

ABDULHAMİT SEVDASI (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Dün, 04:34:41 ÖÖ]


ABDULHAMİT SEVDASI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 24, 2016, 03:47:19 ÖS]


DEVLET-ULUS’LARIN HAK VE ÖDEVLERİ (VI): İKİ AYRAÇ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 22, 2016, 12:47:54 ÖS]


DEVLET-ULUS’LARIN HAK VE ÖDEVLERİ (V) Şizofrenik Araştırmacılar Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 21, 2016, 03:18:18 ÖÖ]


Takiye Konusu Ve Kur'an. Gönderen: halukgta
[Eylül 20, 2016, 05:02:17 ÖS]


BASKIN ORAN ve YETİŞTİRMELERİ DEVLET-ULUS’LARIN HAK VE ÖDEVLERİ (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 19, 2016, 10:38:21 ÖS]


DEVLET-ULUS’LARIN HAK VE ÖDEVLERİ (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 17, 2016, 11:21:08 ÖS]


DEVLET-ULUS’LARIN HAK VE ÖDEVLERİ (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 17, 2016, 03:34:24 ÖS]


DEVLET-ULUS’LARIN HAK VE ÖDEVLERİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 15, 2016, 05:58:57 ÖÖ]


LAİKLİK’İN L’Sİ (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 12, 2016, 08:08:19 ÖÖ]


LAİKLİK’İN L’Sİ (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 11, 2016, 07:22:42 ÖS]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Eylül 10, 2016, 09:21:39 ÖS]


LAİKLİK’İN L’Sİ (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 10, 2016, 01:57:30 ÖÖ]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 09, 2016, 12:43:29 ÖS]


‘LAİKLİK’İN L’Sİ (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 09, 2016, 12:29:59 ÖÖ]


‘LAİKLİK’İN L’Sİ (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 07, 2016, 11:35:39 ÖS]


‘LAİKLİK’İN L’Sİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 06, 2016, 06:30:04 ÖÖ]


Kurban Kesme Konusu Ve Kur'an ın Emri. Gönderen: halukgta
[Eylül 05, 2016, 06:31:29 ÖS]


KILIÇ VE KALKAN Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 04, 2016, 01:53:30 ÖS]


ÇATIRTI, PATIRTI ve GÜMBÜRTÜ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 03, 2016, 02:50:10 ÖÖ]


Ynt: Detaylı ve Güncel Bir Site Önerisi Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 01, 2016, 11:26:49 ÖS]


AMERİKA ve SAVAŞ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 01, 2016, 02:23:43 ÖS]


13’üncü Dalai Lama’yı ABD niçin himaye etmektedir? Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 01, 2016, 12:02:56 ÖS]


KAÇAK SARAY'DA ZİKİR PARTİLERİ BAŞLADI, ŞERİAT GELDİ. Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 31, 2016, 10:55:27 ÖS]


Detaylı ve Güncel Bir Site Önerisi Gönderen: oguzhann1986
[Ağustos 31, 2016, 11:36:20 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Ağustos 30, 2016, 06:12:18 ÖS]


Ynt: Meraklısına dosyalar... Gönderen: polkone1
[Ağustos 28, 2016, 03:36:47 ÖS]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Ağustos 27, 2016, 09:34:41 ÖS]


Ynt: Meraklısına dosyalar... Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 27, 2016, 01:20:55 ÖS]


ÖZDE Mİ SÖZDE Mİ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 26, 2016, 01:59:14 ÖS]


Ynt: Meraklısına dosyalar... Gönderen: polkone1
[Ağustos 25, 2016, 07:56:46 ÖS]


Söz Bakımından, Allah dan daha Doğru Kim Vardır? Gönderen: halukgta
[Ağustos 25, 2016, 03:33:03 ÖS]


GÜÇLÜ ORDU SAĞLAM DEVLET Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 24, 2016, 10:29:35 ÖS]


BÖYYÜK PROJELER (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 20, 2016, 01:08:43 ÖÖ]


BÖYYÜK PROJELER Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 19, 2016, 01:56:47 ÖÖ]


ALDATANLAR VE ALDATILANLAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 17, 2016, 01:08:51 ÖS]


Ynt: Turkish Studies Association Bulletin Vol. 17, No. 1 (APRIL 1993), pp. 161-165 Gönderen: PLMPLM
[Ağustos 17, 2016, 12:30:41 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Ağustos 16, 2016, 08:26:48 ÖS]


DARBECİ KEMALİST Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 14, 2016, 04:14:16 ÖS]


Ynt: AKAR, VAKAR ve ONUR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 14, 2016, 01:32:35 ÖÖ]


AKAR, VAKAR ve ONUR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 13, 2016, 02:05:06 ÖÖ]


ESKİ VE YENİ FRANSIZ DOSTLAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 12, 2016, 12:21:42 ÖÖ]


Ynt: Hayrullah Ismatullaev (1937-2008) -- Sultan Huseyin Baykara Fermani Gönderen: PLMPLM
[Ağustos 11, 2016, 12:03:48 ÖÖ]


YENİ BİR RAPALLO MU ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 10, 2016, 05:37:42 ÖÖ]


Hatalarımızdan Dersler Alabilmek Ümidiyle. Gönderen: halukgta
[Ağustos 09, 2016, 12:58:12 ÖS]


TÜRKİYE’NİN ÖNÜ AÇIK MI ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 09, 2016, 12:38:34 ÖS]


Hayrullah Ismatullaev (1937-2008) -- Sultan Huseyin Baykara Fermani Gönderen: PLMPLM
[Ağustos 09, 2016, 01:21:05 ÖÖ]


Eski Kocaeli Valisi Memduh Oğuz'un ismi FETÖ/PDY iddianamesinde yer aldı Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 08, 2016, 03:05:54 ÖS]


OBAMA’NIN KIZI Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 08, 2016, 02:11:04 ÖÖ]


Ynt: SESLİ KİTAP > George Orwell - Hayvan Çiftliği Gönderen: unicorn
[Ağustos 05, 2016, 03:30:07 ÖS]


TARİH’TEN ALINACAK DERS Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 04, 2016, 07:43:51 ÖS]


ARKADAŞIM NAZIM EKREN Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 03, 2016, 01:03:14 ÖS]


Araf Suresi 172-173. Ayetler.( Ben Sizin Rabbiniz Değil Miyim) Gönderen: halukgta
[Ağustos 03, 2016, 10:26:14 ÖÖ]


İMAMDAN AL HABERİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 02, 2016, 02:22:34 ÖS]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Temmuz 31, 2016, 04:36:56 ÖS]


DARBELER ve RENKLERİ (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 31, 2016, 01:52:10 ÖÖ]


BİLİNECEĞİ BİLMEK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 30, 2016, 12:58:29 ÖS]


DARBELER ve RENKLERİ (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 28, 2016, 09:26:50 ÖS]


İnancımızı Kullananların Artık Tuzağına Düşmeyelim. Gönderen: halukgta
[Temmuz 27, 2016, 11:02:04 ÖÖ]


HALKIN YOLU HAKKIN YOLU Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 26, 2016, 10:41:24 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Temmuz 26, 2016, 02:26:28 ÖÖ]


Ynt: Maneviyat Kütüphanesi Gönderen: agulle
[Temmuz 26, 2016, 12:13:38 ÖÖ]


İMAN VE AKIL Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 22, 2016, 04:54:59 ÖS]


ANIMSASAK DA OLUR ANIMSAMASAK DA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 21, 2016, 11:32:26 ÖÖ]


DARBELER ve RENKLERİ (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 20, 2016, 02:34:30 ÖÖ]


DARBELER ve RENKLERİ (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 19, 2016, 03:31:20 ÖÖ]


DARBELER ve RENKLERİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 18, 2016, 05:35:08 ÖS]


BREXİT’İN X’İ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 15, 2016, 02:37:17 ÖÖ]


‘VATANDAŞLIK’ ve BEŞ-TAŞ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 14, 2016, 02:22:52 ÖÖ]


N’OLACAK ŞU ‘AVRUPA’NIN HALİ ? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 11, 2016, 03:11:21 ÖS]


CİCİ GİBİ ÇATLAMAK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 10, 2016, 06:09:40 ÖS]


DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (XIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 08, 2016, 05:09:33 ÖÖ]


Turkish Studies Association Bulletin Vol. 17, No. 1 (APRIL 1993), pp. 161-165 Gönderen: PLMPLM
[Temmuz 05, 2016, 05:42:12 ÖS]


Ynt: ALPAMYSH destani (tum metin ilisik) Gönderen: PLMPLM
[Temmuz 05, 2016, 05:36:23 ÖS]


DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (XII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 05, 2016, 02:37:17 ÖS]


DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (XI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 04, 2016, 11:12:06 ÖS]


VATANDAŞLIK VE EŞŞEKLİK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 03, 2016, 09:14:14 ÖS]


İslam ı Yaşarken Yaptığımız Mantık Hatası. Gönderen: halukgta
[Temmuz 03, 2016, 10:12:02 ÖÖ]


« ERMENİ SOYKIRIMI YOKTUR » Demek YASAK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 02, 2016, 09:32:39 ÖS]


DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (X) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Temmuz 02, 2016, 12:28:04 ÖS]


DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (IX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 30, 2016, 12:51:31 ÖÖ]


DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (VIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 28, 2016, 10:51:17 ÖS]


Kur'an da Her Şey Yoktur Diyenlere. Gönderen: halukgta
[Haziran 28, 2016, 10:18:00 ÖÖ]


DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (VII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 28, 2016, 03:59:09 ÖÖ]


DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (VI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 27, 2016, 06:04:51 ÖS]


DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (V) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 26, 2016, 02:49:54 ÖS]


DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (IV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 25, 2016, 11:43:31 ÖÖ]


DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 24, 2016, 09:47:29 ÖS]


DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 24, 2016, 04:58:39 ÖÖ]


“Fransız Basınında Genç-Türk Devrimi’’ Üzerine Söyleşi.. Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 23, 2016, 01:32:46 ÖS]


DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 23, 2016, 03:53:41 ÖÖ]


BEN BU KADINDAN KORKARIM Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 20, 2016, 07:31:16 ÖS]


Yaptığımız Çok Büyük Yanlışların, Artık farkında Olalım. Gönderen: halukgta
[Haziran 20, 2016, 10:47:06 ÖÖ]


FRANSA’DA ‘DEVRİM’ ve ‘DEMOKRASİ’ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 19, 2016, 05:19:46 ÖÖ]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Haziran 18, 2016, 05:50:59 ÖÖ]


Müslüman Bir Aile, Kaç Çocuk Yapmalıdır? Gönderen: halukgta
[Haziran 13, 2016, 01:03:46 ÖS]


Ynt: Uzaysal Yönetim 2011 MD göktaşının dünya yakınından geçmesinin anımsattığı Gönderen: PLMPLM
[Haziran 11, 2016, 05:24:03 ÖÖ]


‘KATİL ESED’ VE EKONOMİK NATO Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 11, 2016, 03:15:55 ÖÖ]


Turk Dili (TDK) Temmuz 1985 "Alpamis ve Bamsi Beyrek: Iki ad, bir destan" Gönderen: PLMPLM
[Haziran 10, 2016, 12:41:16 ÖÖ]


MAŞALLAH EKONOMİSİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 09, 2016, 10:31:32 ÖS]


Ynt: Maneviyat Kütüphanesi Gönderen: agulle
[Haziran 07, 2016, 12:16:02 ÖÖ]


FRANSA’DA POLİTİK DÜŞÜNCENİN EVRİMİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Haziran 05, 2016, 04:15:00 ÖÖ]


İslam ı Yaşarken, Yaptığımız Çok Büyük Yanlış. Gönderen: halukgta
[Haziran 03, 2016, 07:37:07 ÖS]


ŞU BİZİM FRANSIZLAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mayıs 30, 2016, 03:23:35 ÖÖ]


ANADOLU’DA TÜRKLER (XXIV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mayıs 28, 2016, 01:54:51 ÖÖ]


Saç Ekimi Bilgilendirme Gönderen: fbacker
[Mayıs 27, 2016, 12:50:33 ÖS]


ANADOLU’DA TÜRKLER (XXIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mayıs 25, 2016, 01:43:02 ÖÖ]


ANADOLU’DA TÜRKLER (XXII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mayıs 22, 2016, 08:46:46 ÖS]


Uzun Görüş Gönderen: PLMPLM
[Mayıs 22, 2016, 12:30:06 ÖS]


ANADOLU’DA TÜRKLER (XXI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mayıs 22, 2016, 02:53:02 ÖÖ]


ANADOLU’DA TÜRKLER (XX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mayıs 21, 2016, 04:22:19 ÖÖ]


Düşüncelerin Kökenine İnmek Gönderen: PLMPLM
[Mayıs 20, 2016, 10:14:16 ÖS]


“Hiçbirşey Bilmemek Yönetimi” Gönderen: PLMPLM
[Mayıs 20, 2016, 09:53:46 ÖS]


ANADOLU’DA TÜRKLER (XIX) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mayıs 19, 2016, 11:45:10 ÖS]


ANADOLU’DA TÜRKLER (XVIII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mayıs 18, 2016, 08:19:49 ÖS]


Bir Erkek, Eşinin Yaptıklarından Sorumlumudur? Gönderen: halukgta
[Mayıs 18, 2016, 09:58:39 ÖÖ]


Ynt: Mustafa KemaL ATATÜRK, Kitap Arşivi. (indir) Gönderen: ahmetdursun
[Mayıs 17, 2016, 03:01:30 ÖS]


ANADOLU’DA TÜRKLER (XVII) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mayıs 17, 2016, 12:25:08 ÖÖ]


ANADOLU’DA TÜRKLER (XVI) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mayıs 16, 2016, 11:50:57 ÖÖ]


ANADOLU’DA TÜRKLER (XV) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mayıs 14, 2016, 04:16:22 ÖÖ]