Gönderen Konu: ATEİZM NEDİR?  (Okunma sayısı 894 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ATEİZM NEDİR?
« : Ekim 28, 2008, 01:19:14 ÖÖ »
ATEİZM NEDİR?

Her şeyden önce, tanrının varlığını veya yokluğunu tartışabilmek için, tanrı kavramının tanımını yapmak gerekmektedir. Şaşırtıcı nokta, herkesin bu kadar sözünü ettiği bir kavramın çok kesin, net, herkesin anlayıp üzerinde birleştiği, kabul edilir ve anlaşılır bir tanımının bulunmamasıdır. Pek çok ateist-teist tartışmasının asil noktalara gelinemeden, tanrının tanımı noktasında düğümlenip kaldığı, çünkü tanrının doğru dürüst bir tanımının yapılamadığına felsefi alanda çok tanık olunmuştur.

Bunun bir sebebi pek çok teistin tanrıdan ne kastettiği ve tanrıyı nasıl tanımladığı konusunda fazla kafa yormamış olması, bir diğer sebebi de ortada yaygın birden fazla tanrı tanımının bulunmasıdır.

Genellikle tanrıdan ne kastedildiği tam anlaşılmadan tanrının varlığı veya yokluğunun kanıtlarına geçilir.

Örneğin su diyaloga dikkat ediniz ve konuyla olan bağlantısını kurmaya gayret ediniz:

A: Masanın üzerinde küçük bir peri var.

B: Ama ben bir şey görmüyorum.

A: Elbette, çünkü bu görünmez bir peri.

B: Ama dokunamıyorum da.

A: Ebette, bu peri görünmez, dokunulmaz ve hakkında hiçbir somut veri edinilemez bir peri.

B: Peki o zaman var olduğunu nereden biliyorsun?

A: Çünkü bu perinin varlığının kanıtları var.

B: Nedir bu kanitlar?

A: Mesela yağmurun yağması bu perinin varlığının kanıtıdır. Bu peri yagmur perisi. Ne zaman yağmur yağsa bu perinin varolduğunu anlıyorum.

B: Peki yağmurun sebebinin bu peri olduğunu nereden biliyorsun?

A: Çünkü başka bir şey olamaz. Sen söyle o zaman yağmurun neden yağdığını?

B: Yağmurun neden yağdığını bilmiyorum. Ama yağmurun sebebinin elindeki peri olduğuna inanmam için başka deliller gerekli.

(Dikkat ediniz, artik bu noktada, B dahi perinin var olup olmadığını veya niteliklerini sorgulamaktan çıkıp, varlığının delillerini tartışmaya başlamıştır).

A: Bu perinin varlığını kanıtlamaya aslında gerek bile yok. Herkes beyninin derinliklerinde bu perinin varlığına inanır. Sadece kişinin gönül gözünü açması gerekir. Bu peri kendi kendinin kanıtıdır. Ayrıca kendi varlığına dair inancı hepimizin beynine koymuştur. Hem sonra, başka turlu yağmurun nasıl yağdığını açıklamanın yolu olmadığından, bu perinin varlığına inanmak zorundasın.

B: Peki bu perinin nitelikleri neler? Neye benzer? Nasıl bir şeydir?

(Dikkat edildiği gibi perinin nitelikleri, varlığının kanıtlarının tartışılmaya başlanmasından sonra gündeme gelmiştir).

A: Bu peri 15 cm boyunda, kanatlı, zayıf, ince bir varlıktır. Akillidir, konuşkandır ve neşelidir. Devamlı kanat çırpar. Ne zaman yağmurun yağmasını isterse bunu diler ve yağmur yağar.

B: Bilmiyorum, bana yine de inanması biraz zor geliyor.

A: Ama inanmazsan, bu peri kızar ve evini sel bastırır. İnanırsan ve dediklerini yaparsan ise bahçendeki bitkileri yeşertir, evine bolluk getirir.

(Dikkat ediniz, burada da insan motivasyonunun temel ilkeleri olan ödül ve ceza prensipleri kullanılmaktadır).

B: Ben yine de inanmıyorum.

A: İnanmıyorsan, olmadığını kanıtla o zaman?

B: ???

Dikkat ediniz, sonunda diyalog dönmüş ve B den perinin olmadığını kanıtlaması istenmeye başlanmıştır. Hele de bu diyalogun nesiller boyu sürdüğünü düşünün. A ve yandaşlarının bu perinin otoritesini kullanarak topluluklarına düzen getirdiğini, kurallar koyup bunların islemesini sağladıklarını ve bu yolla bir yasama ve yürütme otoritesi kurmayı başardıklarını düşünün.

İşe yarayan ve düzen sağlanmasına yardımcı olan bir toplumsal görüngü, toplumda zaman içinde kabul görür. Daha az sorgulanır. Hele de insanlara bunun anlayamayacakları bir şey olduğunu ve bu konuya ancak belli başlı bazı akilli ve bilge kişilerin vakıf olduğunu söyleyin, insanlar zaten meşgul olan günlük hayatlarından bu meseleyi çıkarır, bu konuda güvendikleri kişilerin fikirlerini ve öğütlerini dinlemeye başlarlar.

Sonunda konuyla ilgili kafa yoran kişilerden de birbiriyle uyusan ve uyuşmayan görüşler çıkmaya baslar. Zamanla periden bütün somut özelliklerini (boyunu, kanatlarını, büyüklüğünü, vb) de çıkarır, daha zor sorgulanabilsin ve daha zor anlaşılabilsin diye tamamen soyut nitelikler atfederler. (Rengi, sekli, büyüklüğü yoktur, yeri yurdu yoktur, öncesi sonrası yoktur, vb gibi). Çünkü insan yalnızca anlayamadığı şeye inanır. Anladığı her şeyi sorgular insan.

Tanrı için de İslami kaynaklara baktığınızda pek çok yerde hiç de soyut olmayan, neredeyse insana benzeyen bir varlık karşınıza çıkar. Örneğin tanrının "iki el"inden (Maide: 64; Sad: 75), "yüz”ünden (pek çok ayet içinde, örneğin Bakara:115) bahsedilir. Kuran in, hadislerin sözlerine bakan kimi yorumcular, tanrının cisimli, "Mucessine" olduğu görüşüne ulaşırlar. Ayrıca tanrı insan gibi görür, işitir, konuşur, yatışır, düşünür, acır, bağışlar, insan gibi "Efendi"dir (Rabb), "Kral”dır (Melik), "Ev"i vardır (Kâbe), "Tahtı, Sarayı" vardır (Arş). "Güçlüdür" (Aziz), "Zorba”dır (Cebbar), "Sevecen"dir (Vedud), dost, düşman kazanır vs. Ayrıca kurana göre tanrı göktedir. "GOKTE OLAN in sizi yerin dibine geçirmesinden güvende misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır. GOKTE OLAN in başınıza tas yağdırmasından güvende misiniz?" (Maide Suresi, 16-17). Ayrıca tanrının Arşı (Taht, Saray) da göklerin üstündedir. Bunlara bakan kimi din alimleri ve kuran yorumcuları "Tanrı gökteyse, Tanrının gökten daha küçük olması gerekir. Böyle bir şey düşünülebilir mi?" gibi, veya "Tanrı gokteyse varlığının ve varlığını sürdürebilmesinin bir başka şeye bağlı olduğunu da düşünmek gerekir, bu nasıl olabilir?" gibi sorular sormuşlardır.

Fakat ayni zamanda tanrının "benzeri" olmadığı da söylenir (Sura: 11). "Öncesiz", "Sonrasız", "Dogmamis", "Dogurulmamis" denir tanrı için. Özellikle günümüzde, artik tanridan bahsedildiğinde genellikle cisimsiz, mekansız, soyut bir kavram karşınıza çıkar. Tanrı nasıl bir şeydir? diye sorduğunuzda, elinizde kendisine atfedilen akil, zeka ve istediğini yapabilme dışında hiçbir nitelik kalmadığını görürsünüz.

aslında sorgulama devam ettiğinde tanrı kavramını bu niteliklerden bile soyutlama ihtiyacı hissederler.Çünkü bir Hıristiyan teologun dediği gibi:

Tanrı hakkında hiçbir şey söyleyemeyiz. Çünkü tanrı hakkında bir şey söylemek, tanrıyı sınırlamak demektir. Tanrı için A özelliğine sahiptir demek, tanrının non-A (A olmayan) özelliğine sahip olmadığını söylemek olur. Dolayısıyla her turlu sınırlamayı asan bir kavram olması gereken tanrı için hiçbir şey söyleyemeyiz.

Bir elma hayal edin. Ve sırayla elmadan bütün niteliklerini çıkarmaya başlayın. Rengini çıkarın, büyüklüğünü çıkarın, kütlesini çıkarın, seklini çıkarın. Geriye ne kalır? Konu elma olunca geriye bir şey kalmaz ama konu tanrı olunca belli ki geriye var olması ve de bir olması kalıyor.

Bu düşünce tarzı aşağıdaki diyaloga benzer:

Teist: Tanrıya inanıyorum.

Ateist: Tanrı nedir?

Teist: Bilmiyorum.

Ateist: Fakat inandığın şey ne o zaman?

Teist: Onu da bilmiyorum.

Ateist: Öyleyse inancını inançsızlıktan ayıran faktör ne?

Dolayısıyla bu dusunce tarzinin absurdlugu aciktir. Bu yuzden de tanriyi tum niteliklerinden soyutlamak da istemezler. Tanriyi insan olarak ancak kismen anlayabilecegimizi soylerler ornegin. Ve de mumkun oldugunca genel ve sorgulanamayacak nitelikler atfetmeye calisirlar. Fakat eger bu nitelikler herhangi bir felsefi analize tabi tutulmaya calisilirsa, o zaman yukaridaki agnostik anlayisa cekilirler. Bu agnostik anlayisin yukaridaki diyalogdaki gibi sacmaligi dile getirildiginde ise, yine bazi nitelikleri oldugunu soylemeye baslarlar.

Kisacasi tesitlerin kullandigi sekliyle tanri kavrami icinden cikilamaz bir celiskidir, bir paradokstur. Ne bir nitelik ithaf edebilirsiniz, ne de hicbir niteligi olmamasina izin verebilirsiniz.

Bu yuzden tanrı kavramı aslinda daha tanimi noktasinda terkedilmesi gereken bir kavramdir. Fakat yazinin devam edebilmesi icin ve tanrinin varligiyla ilgili kanitlarin analizi konusunda soz soyleyebilmek icin yine de bir tanimda anlasmak gerekiyor. Bu yuzden tanri kavraminin uc yaygin aciklamasini burada dile getiriyorum:

1) Cisimli, belli bir sekli ve boyutu, vs olan fakat bizim bilmedigimiz ve gormedigimiz biryerde varolan bir somut varlik.

2) Hiçbir fiziksel özelliği olmayan, doğaüstü, fakat yine de akilli olmak ve istedigini yapabilmek gibi bazı nitelikler taşıyan, ve ayni zamanda tüm nitelikleri tam anlaşılamayacak bir varlık.

3) Varolan fiziksel dunyanin tumu, butunu. (Panteist tanri anlayisi).

Bu yazi boyunca, her ne kadar tatminkar bir tanim olduguna inanmasak da 2 numarali tanimi kullanacagiz. Cunku toplumda en yaygin sekilde anlasilan tanri kavrami bu.

Tanrinin varligini kanitlamak icin one surulen deliller ve akil yurutmeler


Bu kisimda tanri kavramini kanitlama gayesiyle en cok kullanilan bazi akil yurutmeleri ve sunulan bazi delilleri ele alacagiz.

1) Ilk neden

Bu akil yurutmeye gore dunyada herseyin bir nedeni vardir ve nedenler zincirinde geriye dogru gittiginizde bir ilk nedene ulasirsiniz. Bu ilk neden ise tanridir. Bu akil yurutme cesitli konulara uygunalanabilir. (Ornegin ilk canli nasil olustu, evren nasil olustu, vs).

Bu akil yurutmenin felsefi acidan zayif noktasi ise kendi amaciyla celismesidir. Nedenler zincirini hem kesmek hem de devam ettirmek isteyen bir akil yurutmedir bu.

Yani sunu demek istiyoruz: Nedenler zincirinde geriye dogru gidip, ilk seyin nedenini bulmaya calisiyorsunuz, ve Evrene ilk ne sebep oldu? sorusuna kadar geldiniz diyelim. Eger burada Evrene de tanri sebep oldu deyip duracaksak, o zaman neden bu noktada durdugumuz ve neden Peki tanrinin sebebi neydi sorusunu sormadigimiz noktasi gundeme gelir. Yok eger Tanri hep vardi veya Tanri kendi kendisinin sebebidir diyebiliyorsak, o zaman bunu neden evrenin kendisi icin diyemiyoruz? Sorusu gundeme gelir. Yani, belki evren hep vardi, veya evren kendi kendisinin sebebiydi? Yok eger evrenin sebebini sorgulama ihtiyacini icimizde hissediyorsak, o zaman neden tanrinin sebebini sorgulama ihtiyacini hissetmiyoruz?

Kisacasi gorulecegi gibi burada yalnizca sebebi bilinmeyen birseyi acikliyor gibi gorunmek gayesi vardir. Yapilan aciklama ise gercek bir aciklama degildir. Teorik olarak zincire devam edebilir ve tanrinin sebebi de kutsal ruh, onun da sebebi baska birseydir diyebilirdik. Ama eger varligin bir aciklamasinin yapilabilmesi icin bir yerde durulmasi gerek diyorsaniz, o zaman nerede duracaginizi neye gore seciyorsunuz? Yani evrenin sebebinde durmuyorsunuz da niye tanrinin sebebinde duruyorsunuz?

Goruldugu gibi ortada cok acik bir dusunce yanlisi bulunmaktadir. Nitekim Ilk neden akil yurutmesi, yuzyillardir ciddi felsefi tartismalarda kullanilmaz. Fakat gunluk hayattaki tanri tartismalarinda hala israrla ateistlerin onune getirilmektedir.

2) Evrenin duzenli olmasi

Evrende bir duzen oldugu gozlemi bazen tanri kavraminin bir kaniti olarak kullanilir. Denir ki evren kaotik degildir, belli kurallara uyar. Ve dolayisiyla, bu duzenin altinda, bu duzene sebep olan bir zeka olmalidir.

Ya da baska bir sekliyle bu akil yurutme doga kanunlarinin kanun koyucusu fikri ile karsimiza cikar. Denir ki evrende doga kanunlari var, dolayisiyla bu kanunlarin bir kanun koyucusu gerekir, bu da tanridir.

Ya da evrende zeka ve bilincin olmasi (insanoglu), buna sebep olan daha ust bir zeka ya da bilincin varliginin bir kaniti olarak ifade edilir bazen. Tum bunlar ayni akil yurutmenin degisik versiyonlari oldugundan, bu yazida bir arada, ayni madde altinda inceliyoruz.

Birincisi, evrenin kaotik degil, belli kurallara uyan bir duzen oldugunu ilan etmek o kadar kolay degildir. Nitekim uzmanlar, gunumuzde kaotik olarak adlandirilan sistemler altinda dahi n boyutlu diferansiyel denklemlerle ifade edilebilecek duzenler bulmaktadir. Sonucta duzen kaos icindeki belli bir paterne uyan bir parcanin ozelligine verilebilecek bir isimse, herhangi bir kaos sayisiz miktarda duzenli alt parca icerebilir demektir. Dolayisiyla evrenin daha ust bir kaosun belli bir paterne uyan bir alt parcasi olmasi mumkundur.

Ayrica evreni duzenli ilan etsek de herhangi bir duzenin bir zeka gerektirdigini iddia etmek mumkun degildir. Zeka ile duzen arasinda nedensel bir bag yoktur. Bir duzenin ille de bir zekadan cikmasi gerektigi mantiksal olarak gosterilemez.

Zekanin zekadan cikmasi da ayni sey. Bir zekanin ya da bilincin daha ust bir zeka ya da bilincten kaynaklanmasi gerektigi mantiksal olarak gosterilemez.

3) Ahlaksal kanitlar ve adalet fikri

Denir ki tanri olmazsa iyi ile kotu arasindaki farki anlamanin ve ahlaksal prensipler getirmenin bir yolu kalmaz.

Ya da denir ki, bu dunya adaletsizliklerle doludur. Cogu kez kotuluk, kotuluk yapanin yanina kalir. Obur dunya, cennet ve cehennem, dolayisiyla tanri olmalidir ki adalet yerine gelebilsin.

Birinci konu, yani tanri olmazsa iyi ve kotu arasinda bir farkin kalmayacak olmasi konusu dogru bir gozlem olabilir de olmayabilir de. Ancak, dogru olsa dahi bu prensip tanri kavraminin bir kaniti olamaz. Belki gercekten de iyi ya da kotu diye birsey yoktur ve biz bosu bosuna iyilik diye birsey tanimlayip oyle davranmaya calisiyoruz. Ya da belki iyi ya da kotu dedigimiz seyler, insanoglu olarak, bir toplum icinde bir arada yasamanin gerekleri yuzunden, toplulugun tumunun refahi icin uymamiz gerekli olduguna inandigimiz kurallara verilen isimlerdir. Dolayisiyla, belki de iyi ve kotu insan yapisidir ve insanlarin, yani bizlerin tanimladigimiz seylerdir. Yani tanriyla bir ilgisi yoktur.

Ikinci konu ise, yani adaletin yerine gelmesi icin obur dunyanin olmasi gerektigi konusu, felsefi acidan bir delil degil, olsa olsa safca bir insani temennidir.

4) Sonsuzluk

Sonsuzlugu insanin kavrayamayacagi, boyle bir kavrami ancak tanri gibi mutlak bir varligin kavrayabilecegi, dolayisiyla tanrinin olmasi gerektigi fikri de felsefi alanda degil ama gunluk hayatta bazen karsilasilan bir akil yurutmedir. Fakat mantiksal ve felsefi acidan kanit olarak nitelendirilebilecek bir yonu yoktur. Cunku sonsuzluk kavramini insanin kavrayip kavrayamamasi konusu bir yana, kavrayamiyor desek de, insanin sonsuzlugu kavrayamamasiyla, sonsuzlugu kavradigi soylenen bir varligin var olmasinin gerekliligi arasinda nedensel bir iliski yoktur.

5) Imam Gazali nin kaniti

Bunun da bir onceki sonsuzluk orneginde oldugu gibi yaziya alinmasinin tek sebebi islami teist kesim arasinda populer olmasidir. Yoksa bu da herhangi bir mantiksal ya da felsefi deger tasimaz. Bu kanit, Gazali nin bir inancsizla tartisirken kullandigi Eger sen hakliysan benim kaybedecegim birsey yok, ama eger ben hakliysam senin kaybedecegin cok sey var. Yani inansan iyi edersin anlamina gelecek turdeki bir akil yurutmesidir.

Gorulecegi gibi felsefi acidan herhangi bir kanit kaygisi guden bir akil yurutme degildir bu. Cunku karsi tarafin kendi beyninde ikna olup olmamasiyla ilgilenilmiyor, yalnizca itaat etmesi bekleniyor. Dolayisiyla, politik yandas toplamada belki kullanilabilecek bir psikolojik manevra olabilir, ama felsefi degeri olan herhangi bir yonu yoktur.

Ayrica, diger acidan bile yeterince guclu olmadigini ifade etmekte fayda var. Nitekim, tanriya inanmak, tanriya inanan inanc sistemlerinden ozel olarak birini secmeye insani kolayca yonlendiremiyor. Ornegin, Hinduizm, Hristiyanlik ve Bahaizm dinlerini ornek alirsak, tumunde tanri kavrami olmasina ragmen, ornegin Hinduizmde islamla bagdasmayan reenkarnasyon inanci, Bahaizm de Islam la bagdasmayan Muhammed in son peygamber olmadigi inanci, Hristiyanlikta ise Muhammed in bir peygamber olmadigi inanci mevcuttur. Dolayisiyla, Gazali ye hak versek bile, alternatifler arasinda secim yapmakta yine de zorlanirdik gibi gozukuyor.

6) Hersey mumkun olanin en iyisidir iddiasi

Bu da malesef tanri konusunda sozu edilen yaygin kanitlama girisimlerinin mumkun oldugunca fazlasini bu yazida ele alma gayretimiz yuzunden, yazinin ciddiyetinden odun vermek istemememize ragmen, eklemek durumunda kaldigimiz bir akil yurutmedir.

Dunyaya tarafsiz bir sekilde bakinca, aslinda pek cok kisinin de gozlemledigi gibi, ortada yapilmis pek etkileyici bir is yoktur. Yani insan her seye kadir bir varliktan biraz daha iyi isleyen, aksakliklari, sacmaliklari ve kotulukleri daha az olan bir sistem beklerdi.

Fakat bu konu bir yana, biz yine de kullanilan akil yurutmeye donersek, buna gore dunyada hersey en mukemmel sekliyle yapilmistir. Buna ornek olarak da cogunlukla dogadaki ahenk, ve bulundugu ortama iyi uymus canlilar, vs verilir. Fakat ornegin canlilarin bulundugu ortama uymak zorunda olduklarini, cunku dogal secilim sebebiyle uyamayanlarin soyunun tukendigini, ancak uyabilenlerin hayatta kalip genlerini yeni nesillere aktarabildigini, vs ifade eden bilimsel bulgunun bilincinde olunmadan, ya da bu hesaba katilmadan yapilan bir beyandir bu.

Teistlerin bu konuda soyledigi hersey, insan burnunun gozluk takmak icin yaratilmis oldugunu soylemeye benzer. Yaptiklari sey meseleyi tersinden gormektir. Herseyin cevresiyle uyum halinde olmasinin, doganin sadece cevresine uyani barindirmasindan kaynaklandigini gormezler. Bu ahenge ve uyuma hayret etmek, doganin isleyisine dair bir kavrayis eksikligini ifade ettigi gibi, bu hayret dogal olsa bile, bunun ortada hayret edici bir durum olmasi disinda ifade ettigi bir gercek yoktur. Yani hayret ediyor olmak, hayret edici olayin sebebine dair birsey soylemez.

7) Mantiksal ve Ontolojik kanitlar

Teolojide cesitli orneklerine rastlanan bu tur kanitlar, saf mantiksal akil yurutmelerle tanrinin varligini kanitlama cabalaridir. Ornegin Descartes in tanri kaniti bunlarin bir ornegi kabul edilebilir. Bu akil yurutme su sekilde ozetlenebilir:

Tanri En Yetkin ve En Gercek varlik olduguna gore boyle bir kavrami benim zihnime kim sokmus olabilir? Ben En Yetkin ve En Gerçek ozelliklerine sahip bir varlik degilim, oyleyse bu dusunceye ben kendim ulasamam. Cevremde gordugum varliklarin da hicbiri bu ozelliklere sahip degil. Oyleyse bu fikri benim zihnime kendisi En Yetkin ve En Gerçek olan bir varlik, yani Tanri koymus olmalidir.

Bu tur dusunce tarzindaki birinci yanlis, tanimlanan bir seyin varolmasinin zorunlu zannedilmesidir. Ornegin ben efsanelerdeki kanatli ati veya noel babayi tanimlayabilirim, fakat bu onlarin gercek dunyada karsiliklari oldugu anlamina gelmez. Birseyin zihinlerimizde varolmasiyla gercekte de varolmasi ayni sey degildir.

Buradaki ikinci yanlis ise, bu akil yurutmenin mantikta dongusel akil yurutme (circular reasoning) denen turde bir dusunce tarzi olmasidir. Bu tur akil yurutmelerde ulasilmak istenen sonuc yola cikilan baslangic noktalarinda gizli olarak icerilir. Ornegin burada, yapilan tanri tanimi, sonucta ulasilmak istenen amaca (tanrinin var olmasi) hizmet edecek tarzda secilmistir. Bu tur akil yurutme, dusunce bicimi olarak yeni bir bilgi vermez. Ancak baslangictaki postulalardan birinde icerilen bir bilgiyi aciga cikarmaya yarar.

Bu tur tanri kanitlarina birbaska ornek olarak Leibnitz in bir argumanini verebiliriz. Buna gore:

Bu dunyada kendi varliklarinin nedenini iclerinde bulundurmayan varliklar vardir. Ornegin ben anneme, babama bagliyim, derken havaya, besine, vs. Ayrica bu dunya tek tek nesnelerin gercek vaya hayali bir butunu ya da toplulugudur, ki bunlarin hicbiri yalnizca kendi içlerinde varliklarinin nedenlerini bulundurmamaktadir. Bu bakimdan, nesneler ve olaylar varolduguna gore ve hicbir tecrube nesnenin kendi içinde kendi varliginin nedenini bulundurmadigina gore, bu sebebin, nesnelerin butununun kendi disinda bir nedeni olmasi gerekir. Bu nedenin bir varlik olmasi gerekir. Digerlerinin nedeni olan bu varlik, kendi kendinin nedeni olabilir de olmayabilir de. Eger kendi kendisinin sebebiyse, tamamdir, degilse daha ileri gitmemiz gerekir. Ama bu anlamda sonsuza kadar gidecek olursak, varligin bir aciklamasi yapilmis olmaz. Bu bakimdan varligi aciklamak icin, kendi icinde kendi varliginin nedenini bulundurmasi gereken, yani varolmadan yapamayacak bir varliga varmamiz gerekir. Bu da tanridir

Bu da dikkat edilirse tanriyi Kendi sebebini kendi icinde iceren ve varolmadan yapamayacak bir varlik olarak tanimlamis, dolayisiyla bir dongusel akil yurutmeye dusmustur. Yani yola cikis noktasindan daha fazla bir bilgi veren bir akil yurutme degildir bu da.

Felsefede yalnizca mantik ve zihinsel akil yurutmeler kullanarak tanrinin varligini kanitlama cabalari daima bosa cikmistir. Cunku bu tur bir kavram, kanitlanmak icin disaridan gelen verilere ihtiyac duyar. Yalnizca zihin icinde yapilan akil yurutmeler, dogaustu bir varligin varoldugunu gostermeye yetmez.

Tanrı kavramindaki mantiksal celiskiler

Tanrı kavramiyla ilgili ilk celiski, yazinin basinda dile getirdigimiz tanimi ile ilgili genel celiskidir. Yazinin bu kismindan bu genel celiskiden yola cikarak, tanri kavraminin icerdigi cesitli sorunlardan bahsedecegiz.

Ornegin, Herseye kadir bir varligin herhangi bir nitelige sahip olmasi mumkun olabilir mi? . Tanri her seye kadirse, tanri hakkinda hicbir sinirlama getiremiyorsak, o zaman ornegin Tanri birdir nasil diyebiliyoruz? Bu durumda Bir olma niteligi, bir den fazla olma sansini sinirlamis olmuyor mu tanrinin? Ornegin kendisi gibi ayni niteliklere sahip ikinci bir tanriyi yaratabilme gucunu? Ya da kendisini yok edebilme gucunu?

Benzer sekilde bir varligin olumsuz olmasi, olme sansini, var olmasi, var olmama sansini, veya herhangi bir A niteligi, non-A niteligine sahip olmasini sinirlamiyor mu tanrinin?

Ya da dogaotesi bir kavramin tanimindan cikan birbaska sorun olarak, filozoflar Tanrı mantik ilkelerinin de ustunde midir? Sorununu dile getirmişlerdir.

Mantik ilkelerini bilirsiniz. 1) A., A dir. 2) A, non-A degildir. 3) A, ayni zamanda hem A, hem de non-A olamaz. Bunlar Aristo tarafindan ilk olarak dile getirilmis ve felsefe tarihi boyunca karsi cikilmadan kullanilmis 3 temel mantik ilkesinin tanimidir.

Her seyin ustunde oldugu iddia edilen bir varlığın, mantık ilkelerinin de ustunde olup olmadigini sormak gecerli bir soru oluyor o zaman. Yani ornegin tanri Evli bir bekar , Daire seklinde bir kare , ya da Dogru olan bir yanlis onerme yaratabilir mi?

Kisacasi, ayrintili bir felsefi analize tabi tutuldugunda, tanri inanci absurd denebilecek duzeyde sacma ve saglikli dusunen bir bireyin normal kosullarda kabul edemeyecegi bir kavramdir.

Fakat o zaman nasil oluyor da dunya uzerindeki bu kadar insan boyle bir kavrama inanabiliyor? Bunun cevabi buyuk olcude uygarlik tarihinde, sosyal mekanizmalarin isleyisinde ve insan psikolojisinde yatmaktadir.

Insan sosyal bir varlik olmasaydi, tanri kavrami ve ondan cikan dinlerin uygarlik tarihinde yapici fonksiyonlari olmasaydi ve obur dunya inancinin psiklojik acidan pek cok insanin ihtiyac duydugu yapici bir yonu olmasaydi, tanri kavraminin cocuk masallarindan ote inanilir bir yonu olmazdi.

Peki o zaman tanri kavrami bir ihtiyac midir? Tanriya inanmamak psikolojik bozukluga yol acar mi?

Aslında bizim düşüncemize göre, tanrı inancından kaynaklanan psikolojik etkiler (ceza korkusu ve suçluluk duygusu), tanrıya inanmamaya göre daha zararlıdır. Ve bizce, ki bunu ateist kesim üzerinde yapılmış gözlemlere göre soyluyorum, yeterli bir entelektüel olgunlukla birleşmiş bir ateizm, kişide tanrı inancını bir ihtiyaç olmaktan çıkardığı gibi, psikolojik açıdan daha sağlıklı bir hayat sürdürebilmeyi de sağlamaktadır.

Nitekim günümüzde, dinin diğer fonksiyonları (kanun ve düzen koyuculuk), bilimsel yöntemlerle diğer alanlara (bilimsel politika, hukuk, sosyoloji, vs) aktarılmış olduğu için aslında insanlık olarak dine ve tanrı inancına bir ihtiyacımız kalmamıştır.

Fakat toplumdan kısa surede bu inancı terk etmesini beklemek pratik açıdan pek mümkün değildir. Dolayısıyla, su anda insanlık bu inancı uygarlık geçmişinin bir mirası olarak taşıyor ve öyle görünüyor ki yakin gelecekte de bu durum değişmeyecektir.



Ünlü ateistler:


Douglas Adams, Ayaan Hirsi Ali, Woody Allen, Lance Armstrong, Darren Aronofsky, Isaac Asimov, Peter William Atkins, David Attenborough, Iain M. Banks, Clive Barker, Dave Barry, Bill Bass, Ingmar Bergman, Björk, Lewis Black, Bill Blass, Jim Bohanan, Marlon Brando, Richard Branson, Berkeley Breathed, Bill Bryson, Peter Buck, Warren Buffett, George Carlin, John Carmack, Adam Carolla, John Carpenter, Asia Carrera, Fidel Castro, Dick Cavett, Noam Chomsky, Chumbawamba, Alexander Cockburn, Billy Connolly, Francis Crick, David Cronenberg, David Cross, Alan Cumming, Rodney Dangerfield, Richard Dawkins, Daniel Dennett, David Deutsch, Ani DiFranco, Micky Dolenz, Phil Donahue, Roger Ebert, Dean Edell, Greg Egan, Paul Ehrlich, Harlan Ellison, Brian Eno, Harvey Fierstein, Larry Flynt, Dave Foley, Jodie Foster, Kinky Friedman, Janeane Garofalo, Bill Gates, Bob Geldof, Ricky Gervais, Ira Glass, James Gleick, Seth Green, Harry Harrison, Robert Heinlein, Nat Hentoff, Katharine Hepburn, Christopher Hitchens, Douglas Hofstadter, Penn Jillette, Billy Joel, Angelina Jolie, Wendy Kaminer, Jonathan Katz, Diane Keaton, Margot Kidder, Neil Kinnock, Michael Kinsley, Ron Kuby, Milan Kundera, Richard Leakey, Bruce Lee, Tom Lehrer, Stanislaw Lem, Tom Leykis, James Lipton, H.P. Lovecraft, John Malkovich, Barry Manilow, Karl Marx, Todd McFarlane, Sir Ian McKellen, Arthur Miller, Frank Miller, Mike Mills, Marvin Minsky, Julianne Moore, Desmond Morris, Randy Newman, Mike Nichols, Jack Nicholson, Gary Numan, Bob Odenkirk, Patton Oswalt, Camille Paglia, Andy Partridge, Mark Pauline, Steven Pinker, Paula Poundstone, Terry Pratchett, James Randi, Ron Reagan Jr., Keanu Reeves, Rick Reynolds, Gene Roddenberry, Joe Rogan, Henry Rollins, Andy Rooney, Salman Rushdie, John Sayles, Captain Sensible, Robert Silverberg, Bob Simon, Steven Soderbergh, George Soros, Richard Stallman, Bruce Sterling, Howard Stern, J. Michael Straczynski, Julia Sweeney, Matthew Sweet, Annika Sörenstam, Teller, Studs Terkel, Tom Tomorrow, Linus Torvalds, Eddie Vedder, Paul Verhoeven, Gore Vidal, Kurt Vonnegut Jr., Sarah Vowell, James Watson, Steven Weinberg, Joss Whedon, Harland Williams, Ted Williams, Steve Wozniak.

Diğer ünlü ateistler için bakınız...
http://www.celebatheists.com/?title=Category:Atheist

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
DEİZM NEDİR?
« Yanıtla #1 : Ekim 28, 2008, 01:20:42 ÖÖ »
DEİZM NEDİR?

Deizm (Neden Tanrıcılık): Tanrı'yı sadece bir ilk neden olarak ileri süren ona başkaca hiç bir nitelik ve güç tanımayan akılcı din öğreticisidir.
17. ve 18.yüzyıllarda İngiltere,Fransa ve ABD'de belirginleşmiş bir felsefi akım olsa da,kurucusu J.Toland (16 yy.) olarak kabul görmüştür.

Deist kelimesi kaynaksal anlamda ilk olarak Pierre Viret(1564) ve Robert Burton(1621) tarafından  kullandığı kabul görmektedir.

Vahiy ölçüsünün yerine akıl ölçüsünü koyar. Bilime uygun bir doğal dini önerir. (Rousseau ve Voltaire de deizmi savunanlardandır.)

Tüm dinleri rededen ancak tanrının varlığına inanan inanç şeklidir. Dinler rededildiği için peygamberler, kutsal kitaplar, cennet ve cehennem, melek, şeytan gibi kavramların hiçbirinin deizm inancında yeri yoktur. Sadece evreni ve doğa kanunlarını koyan, bunun ardından evrene ve insanlığa hiç bir müdahalesi olmayan tanrıya inanılır. Bu tek inancın kaynağı, dolaysız yoldan algılarımızla doğaya ve insanın yapısına duyulan hayranlık ve bunları bir yaratan (tanrı) olması gerektiğine olan inançtır.

Deizmde ibadetlerin ve dinsel ritüellerin olmamasından dolayı ateistler ile deistler arasında günlük hayatta, pratik anlamda bir farklılık yoktur.

Deizm, evrim teorisine karşı değildir. Deizme göre insan, tanrının oluşturduğu kurallar çerçevesinde, daha ilkel canlıların evrimleşmesi sonucu oluşmuş olabilir. Bir tanrıya inanmak, o tanrının, insanı aşama geçirmeksizin bir anda yarattığı fikrine de inanmayı gerektirmez. Semavi dinlerde yani Musevilik, Hıristiyanlık, İslam gibi dinlerde insanın, önceden evrim geçirmeksizin yaratıldığına inanılır. Bu inanış deizmde yoktur.


Sorular ve Yanıtlar:

Deizm neye dayanır?

Akıla ve doğaya. Evrene bakınca bir düzen görürüz ve bu düzen bizi bir tanrı ya da tasarımcı inancına götürür.

Deizm ateizmin bir çeşiti midir?

Hayır. Ateizm tanrıyı reddeder. Deizme göre tanrı vardır. Deizm dinleri reddeder.

Eğer deism tanrı inancını kabul ediyorsa deizm ve yahudilik, islam, hıristiyanlık gibi diğer dinler arasında ne fark vardır?

Deizm yukarda da geçtiği gibi doğaya ve akla dayanır,vahye dayanmaz.
Diğer tüm dinler vahye ya da kutsal kitaplara dayalıdırlar. Deizmde bir rahibe papaza ya da imama gerek yoktur. Deismde ihtiyaç olan tek şey kendi sağduyumuz ve düşünme becerimizdir.

Deistler tanrının evreni yaratıp geri çekildiğine mi inanıyorlar?

Bazı deistler öyle düşünüyor, bazı deistler tanrının insan davranışlarına müdahale edebileceğini düşünüyor. Örneğin, George Washington Long Island'dan çekilme ya da teslim olma arasında daha riskli olan çekilmeyi seçmiştir ve kendisine niye daha riskli olanı seçtiği sorulduğunda, bunun yapabileceğinin en iyisi olduğunu ve gerisinin tanrının taktiri olduğunu söylemiştir.

Deistler dua ederler mi?

Sadece şükür ve teşekkür için dua edebilirler, tanrıya dikte etmezler. Dua için belli bir yer ve zaman, belirli bir vücut duruşları yoktur.

Deistler tanrıyı nasıl görürler?

Tanrıyı istediği kadar gücü olan ölümsüz bir varlık olarak görürüz. Albert Einstein' dan alıntı deizmin tanrı tanımı için iyi bir örnek olacaktır: " Benim dinim kendini zayıf aklımızla algılamamız zor olan sonsuz güç sahibi üstün ruha alçak gönüllü bir şekilde hayran olmaktan ibarettir. Bu üstün düşünen gücün duyguları derinden etkileyen ikna ediciliği, ki bu kendini anlamak mümkün olmayan evrende ifşa eder, benim tanrı anlayışımı oluşturur"

Deizm bir mezhep midir?

Deizmin bir mezhep olması mümkün değildir çünkü Deizm kendine dayanmayı öğretir ve insanları daima akıllarını kullanmaya teşvik eder.

Deizm bedeli ne olursa olsun otoriteyi sorgulamayı öğretir.
Deizm vahye dayalı dinler gibi muhakemesi olmayan iddialarda bulunmaz. Vahye dayalı dinler insanları tanrının söylediklerine teslimiyete ya da bu sözlere karşı düşünme gücünüzü ertelemeye çağırır. Bunu iman olarak adlandırırlar. Örneğin, Musa'nın denizi yardığına ya da İsanın suyun üstünde yürüdüğüne ya da Muhammedin Kuran'ı bir melekten aldığına inanmak ne kadar mantıklıdır?

Deizmin dünyadaki fenalıklara karşı cevabı nedir?

Dünyadaki fenalıkların büyük bir kısmı eğer tanrı vergisi aklımızı kucaklasaydık ortadan kalkabilirdi. Unutulmamalıdır ki, Doğanın bulduğumuz ve ilerlemekte kullandığımız bütün kanunları, bilgisayardan tıppa ve uzay yolculuğuna kadar önceden beri vardı. Ama biz bilgimizi ilerletmek ve öğrenmek yerine batıl itikadları ve korkuyu seçtik. Başarının gereği olan zor işleri becermektense kendi davranışlarımızdan sorumlu olmadığımızı düşünmek daha çok yatıştırıcıdır.
Deizm her soruya bir cevabının olduğunu iddia etmemektedir,deizm sadece bu sorulara giden doğru yolda olma iddiasındadır.
***************
DİN FELSEFESİ

M.Bülent GÜRKAN
Tanrı salt özdeşlik ve birliktir; o, ne budur, ne de buradadır. onda gösterilebilecek bir şey olmadığı için kendine bir ad takılamaz, gerçekte tüm yaratıklar tüm yapıtlarıyla Tanrı adını teneffüs ederler.”

Eckhart’ın Yeni Platonculuk’tan kaynaklanan gizemciliği Tanrıyla insan arasındaki ilişkide Kiliseyi gereksiz kılmıştı. Kilise yetkesinin önemli ölçüde sarsılmasına yol açan bu akım Luther’in öncülük ettiği Reform eyleminin de temelini oluşturmuştur.

Ad’cı (Nominalist) Roscellinus’un (XI. yy) izdaşı İngiliz Fransisken rahibi Ockham’lı William’ın (1295-1349) üzerinde durduğu sorunlar, tümeller, tikeller, bilgi, ahlâ k, istenç ve Tanrıdır.

Bu sorunlara çözüm ararken uyguladığı yöntem “eleştiri”ye dayanır. Önce soruna kuşkucu bir tutumla yaklaşır, onu en ince ayrımlarına değin inceler ve eleştirir. Böyle bir yöntemle vardığı sonuç, tümellerin “gerçek” değil, birer “boş kavram” olduklarıdır.

Ona göre tümeller, birbirine benzeyen nesnelerden, soyutlama yoluyla t üretilmiş kavramlardır.

İnsan yalnızca algıladığı tikel varlıkları bilebilir ve yalnızca bunlar gerçektirler. Bu da bilginin iç ve dış deneyden kaynaklandığı anlamını doğurur .

Bu durumda Kutsal Kitabın öne sürdüğü doğa üstü varlıkları bilme ve us ilkelerine göre açıklama olanağı yoktur. Onlar ancak inancın konusudurlar. William, " felsefe us ilkelerine dayalı bir bilgi alanı olduğundan inanca bağlanan Tanrıbilimle ilgisi yoktur ve onun denetimi altında değildir.

Felsefenin içerdiği sorunlar usa dayandığın dan, inançtan bağımsızdırlar.” diyerek Rönesans dönemi usçuluğuna öncülük etmiştir.

Özellikle Tanrıbilimden bağımsız, kilisenin denetiminden kurtulmuş, us ilkelerine ve deney verilerine dayalı bilimsel anlayışın ilerlemesine önemli katkı sağlamıştır.

Görü ldüğü gibi, Felsefi düzeyde bir düşünce etkinliği bir konuya el atınca -bu isterse dogma olsun- orada farklılaşmaya neden oluyor.

İşte bu farklılaşma özgürlüğün yolunu açıyor ve kesinlikçi ve saltık belirlenimlerin tutsaklığından kurtulmak kolaylaşıyor .

Bütün bu ve buna benzer görüşler, Ortaçağ Tanrıbiliminden gerçek anlamda felsefeye geçiş sürecinde yer alan “din içinde felsefe”nin, Tanrı-bilgisi üzerine (Theo-sophie) oluşturduğu düşüncelerdir. Bu düşünceler Hegel ve sonrasında “Din Felsefesi” adı altında bir disiplin (ilahiyat) biçimini almış, felsefenin bir dalı olarak inceleme konusu yapılmış ve temel Tanrı görüşüne bağlı olarak dinler ve inançlar sınıflandırılmışlardır.

Ayrıca bir de Tanrı-bilim eş deyişle (Theo-logie) vardır. Onun konusu ise daha çok hangi zamanda hangi yerde ve hangi toplumda ne tip Tanrı inancı vardır onu gözler önüne yansız bir biçimde sermektir.

Din Felsefesi ya da Theo-sophie’de Ontolojik, Kozmolojik, Teleolojik (ereksellik), Ahlâ ksallık ve Dinsel deneyimler (experience) gibi kanıtlar göz önüne alınarak bir “Tanrı”nın varolması gereği öne sürülmüş, bunun yanında Tanrı, evren, insan ilişkilerinin tasarımına bağlı olarak çeşitli “Tanrı Tasarım”ları oluşturulmuştur.

Bu tasarımlardan inanç olarak benimsenmiş ve yaygınlaşmış olanlarının başlıcaları, Teizm, Deizm, Panteizm, Pan-enteizm'dir.

XVI. yüzyılda Rönesans hareketi hızla Avrupa kıtasını etkisi altına almaya başlamıştı. Bu hareket giderek aydınlanma hareketine dönüştü ve kilise erki büyük ölçüde kırıldı. Kilisenin savunduğu Tanrı tasarımı vahye dayalı ve teistik bir tasarımdı, başka bir deyişle Kişi-Tanrı tasarımıydı. Kilise otoritesi kırılırken, doğrudan Tanrıyı yadsımak yerine, aydınlar Tanrı tasarımını değiştirmeyi uygun buldular.

Deizm (Yaratancılık ya da nedentanrıcılık) kavramı ve görüşü XVI. yüzyılda İngiltere’de ileri sürüldü. Lâ tince’de “Tanrı” anlamındaki "Deus" sözcüğünden türetilmiş ve özgür düşüncecilerin (kiliseye bağlı olmayan) Tanrı inancını betimlemek için ortaya konmuştu. Önceleri “Tanrıtanımazlık” (ateizm) karşısında “Tanrıcılık” ya da “Tanrının varlığına inanmak” anlamında kullanıldı. Daha sonra “Yaratıcı-Tanrı” anlamına gelen "Teizm" sözcüğü benimsenince "Deizm", varlığı akılla bilinebilen ve evrene karışmayan bir Tanrı anlayışı olarak kendine özgü felsefi bir nitelik kazandı.

Deizmi savunanlar kendi Tanrı tasarımlarını “kişileştirilmiş, yöneticiliği ve deneticiliği kabul edilmiş Tanrı” anlayışına karşı, “kişilik dışı, ve yalnızca ilk neden ya da ilk devindirici olmakla yetinen bir Tanrı” olarak ortaya ko yunca bu açıkça Hıristiyanlığın Tanrısı’na bir savaş açımı olmuştu.

Çünkü böyle bir Tanrının evren ve insan ilişkisi yalnızca bir ilk nedene bağlı tutulmuştu o kadar. (Aristo’nun Tanrısı gibi).

Buna karşın vahiy, ilham, elçi (peygamber), kutsal kitap, yazgı (kader), kilise, papaz, ruhun ölümsüzlüğü gibi kişi, kavram ve kurumların tümü yadsınmıştı.

Kilisenin, bilim adamlarının çalışmalarına “Tanrı” ve “Din” adına karışması karşısında bu görüş bilim adamlarına özgür bir ortam sağladı.

Devindirdikten sonra Tanrı bile evrene karışmıyorsa ne kişiler ne de kurumların (kilise) Tanrı adına yaptırımı olamazdı.

Ve yine Tanrı, evreni, dünyayı ve insanı yönetmiyorsa tarihte hiçbir şey kutsal olamazdı. Kilise Tanrının bedeni değil düpedüz insan eseriydi. Kimse onun arkasına sığınıp başkalarını suçlayamazdı.

Bunun yanında Batı’lı bilginler doğa ile ilgili yeni bilgiler elde ettikçe dinsel inançlara başvurmadan evreni açıklamanın olanaklı olduğunu anladılar. Ayrıca akıl, doğası gereği Tanrının varolduğunu bulur, iyiyi, kötüyü ayırabilirdi. Bu nedenle otonom ve mekanik evren görüşü yandaşları "vahyi" de bir karışma olarak gördüler ve yadsıdılar.

Deizm hiç kuşkusuz bir Tanrı inancıydı, ancak o Tanrının belli hiçbir dini yoktu. Ünlü bir deyişle Deistlerce “Tanrı” evrenin dışına sürülmüştü.

Bu Aşkın-Tanrı anlayışı, karışan, yöneten ve Kişi-Tanrı niteliklerine uygun olmadığından içkinlik, üçleme (teslis), İsa’nın kutsallığı gibi inanışlar da geçerli olamazdı.

İngiliz düşünür Edward Herbert, De veritate (Hakikat üzerine) ad lı yapıtıyla bu anlayışın kurucusu sayıldı. Herbert’e göre, bir “Tanrı” vardır ve bu “Tanrı” dünyayı yaratmıştır ve de bunlar doğal hakikatlerdir. Çeşitli dinler us dışı tasarımlar ileri sürerek bu doğal hakikatlere gölge düşürmüşlerdir.

Herbert’i John Toland izlemiştir. Toland’ın etkisi çok yaygın olmuştur. Toland, “Yaratan-Tanrı” yerine “Neden-Tanrı” görüşünü ileri sürmüş ve Doğal din anlayışını savunmuştur. “Toland ortaya çıktığından beri, kiliselerde İsa’nın adı geçmez oldu, bütün papazlar ondan söz ed iyor" deyimi ünlüdür.

Toland, “Letters to Serena” adlı yapıtında giderek nedentanrıcılığı bile yadsıyan, örneğin: özdeğin kendinden devimsel olduğu gibi düşünceler ileri sürmüştür.

XVIII. yy. İngiltere’sinde bir süre aynı anlamda kullanılan “özgür düşünce”,“doğal din" ve “neden tanrıcılık” akımları felsefesel temellerini John Locke’ nin görüşlerinden almışlardır.

Fransız özdekçileri de XVIII.yy’da başta Rousseau ve Voltaire olmak üzere, deizmi benimsediler. Voltaire, “Tanrı düşüncesinden başka her şey saçmadır. İsa adlı bir yahudiye ne gerek var” derken, Rousseau “Din, yüksek bir varlığın bizlere verdiği yüce bir duygudur ve onu din adamları gibi gereksiz aracılar bozmamalıdır” diyordu.

Deizm, dinsel konulara akılcı yöntemler uygulayan, Tarihi Hıristiyanlığa, gizemli bir din anlayışına, doğa-üstü inanışlara ve kilisenin otoritesine karşı çıkarak Hıristiyanlıkta baskının ve bağnazlığın kırılmasına yardımcı olan yarı dinsel yarı felsefi bir yaklaşımdır.

Bir başka anlatımla deizm, bir anlamda felsefenin din hi zmetinden ayrıldığı, insan aklının özgür düşünce doğrultusunda felsefeyi kendi başına bir disiplin olarak kullanmaya yöneldiği bir çabanın inancı olmuştur.

Aydınlanma çağında bu kadar devrimci ve ileri bir görüş sayılan deizm, çağımızda din kurumunun savunulmasında Tanrı düşüncesinin felsefesel alanda bile yadsınamadığı ve gerekli görüldüğüne kanıt olarak gösterilmektedir.

Oysa Deizm, bir bakıma utangaç bir Ateizmdir. Ünlü bir söyleyişle; "Panteistler Tanrıyı işten attı, Deistler Tanrıyı emekli etti, Ateis tlerde onu öldürdüler." denmiştir.
anadoluaydinlanma.org
***************
Akıl
Aklı olan hiç allah yok diyebilir mi?

Aklı olan hiç uydurulmuş şeylere din(allahın yolladığı)diyebilir mi?

Bu saçmalıklardan bıkanlar değil ancak akıl yürütebilenler sonunda gerçeği anlayınca atelikten döndüğünü,önce deist olduğunu sanıyor.

Zaten akıllı olsa idi ate olurmuydu?diyenler de mevcut.

Atelikten nereye dönerse dönsün bana göre inkarcıdır.İnanılır olamaz.

Belki,gerçeği görmüş olabilir mi?
Hiç sanmam.

Gerçek öyle şıp diye görülüyordu ise şimdiye kadar akılları nerede idi?

Ben kendimi bildim bileli deistim.
Hala da öyleyim.

Dinler masaldan ileri gidemez.

Bence ateistler de dindar olduğunu sananlar da aynı masala inanıyor.

Biri allah yolladı sanıyor,diğeri de yollamadı.

Yani özetle üzerinde tartıştıkları masal kitaplarını inkar ya da kabul ediyorlar.

Bu kabule görede birbirlerini ate ya da dindar olmakla suçluyor ya da övüyorlar.

Oysa ki deistler sadece ve sadece yaratıcıya inanıyorlar.

Çünkü biliyorlar ki yaratıcı;aklını dahi zor kullanan yarattığı varlıklar ile asla dalga geçmez.

O söyleyeceğini yarattığı varlıkların içinde zaten söylemiştir.
Bu sözün(tanrının sözü) insanlık tarihindeki (-ve yarattığı tür insan için geçerli olanın) adı ise AKIL dır.
Ahmet Dursun

************
İsmini vermek istemediğim bir arkadaşım bana bir çağrıda bulunmuş.
Ben de bir yanıt yazdım.
Paylaşayım istedim,hem konuya da uygun olduğu için....

Tanrının tanımını yapalım:
 
1) Bedeni: Tanrı Ruhtur, yani bedeni et ve kan değil Ruhtur.
2) Nitelik: 4 temel niteliği var: Adalet, Hikmet, Kudret ve SEVGİ'dir.
3) Kanıt: Yaratılış.
4) Onu görmemek: Mazereti yok. Gerçekten görmüyorsa aptaldır, görüyor da işine gelmiyorsa ikiyüzlüdür.
5) Ateizmin sonuçları: Hayvanlık, vahşet, psikolojik ve psikiyatrik hastalıklar, bedensel hastalıklar, boşanmalar, nefret, bölücülük, otoriteye itaatsizlik, cinsel sapkınlıklar, (homoseksüel ve sevicilik)
6) Yüzlerce şey söyleyebiliriz

Zaten Ateizmin saçmalığını görenler tampon bölge olarak Deizme kaçtılar sanırım, evet deist kaçak oynayan (akıllı diyebilirim, daha vicdanlı) bir ateist sayılır.
Ateist ise vicdansız ve saf biçimde ileri giden, yay gibi fırlar, sonra da yaşamının sonunda yallah geri fırlayan (yanılmışım Tanrı varmış) diyen gerçekten vicdanlı bir ateist olan Flew gibi biri olsa gene iyi. Ateistlere gerçekten acıyorum, şimdi mutlu olmadıkları gibi, sonları da iyi değil, karanlık gelecek onlar için de.

Bu sorunun tek çözümü SAHTE DİN kavramını kabul etmektir.
Bir YARATICI vardır ama DİNLER onu temsil etmiyor öyleyse SAHTE DİN VARDIR. (yani sahte bir tanrı vardır esasında, gerçek tanrıyı kötü, mantıksız, işkenceci, korkulası tanıtan, şeytan var).

Bunun başka açıklaması yok.
Bunu siz (deistler) hissediyorsunuz fakat gerçek tanrıdan gelen mukaddes kitap bilginiz yetersiz olduğu için adını koyamıyorsunuz,iki dere arasında kalıyorsunuz.

Açıkçası, tanrı var deyip din aramamak de,dine inanıp 'tanrı bu olamaz dememek de bir çıkar yol değil bence.Kendimi o kadar mutlu sayıyorum ki Ahmet bey. Ben derenin diğer kenarına geçmiş sizin gibi değerli birine 'bu tarafa geçin' diye yardım etmek isteyen biri konumundayım. Evet deist,ateist veya sahte dinci olmadığım,gerçek dine (kutsal kitaptaki din) kavuştuğum için mutluyuz. Sevgiler saygılar.......
---------------------

Sevgili dostum,
Derenin diğer kenarından sizin davet ettiğiniz kenara geçmek için yaklaşık ömrümün 45 yılını verdim.
Ancak siz nasıl ki derenin bana göre diğer yakasında mutlu iseniz,ben de bu yakasında aynı derecede mutluyum.
Çünkü,hala inanıyorum ve dahi eminim ki,tanrı bana verebileceği en değerli,en kutsal metini yaratırken vermiş.

Ben de onu sık sık açıp okuyor,kullanıyorum.
Eğer ki tanrı insanları sizlerin inandığı metinlerde ki gibi bilgi ile donatarak yaratmış olsa idi,neden hala keşfedilmemiş bir çok bilgi mevcuttur?

Eğer ki tanrı metinlerinizde ki gibi ise bu bir çelişkidir.
Yok değil ise o zaman ben haklıyım.

Bu elbet ki evrim kurallarının kesin var oluşuna,kabulüne işaret değildir.
Lakin tanrının izin verdiği kadar değişim geçireceğimizi işaret eder.

İşte bilimin kısa açıklaması da budur.
Yani değişim içinde olmak bilim demek anlamına gelecektir.

Tabii ki bilim ile gerçekleri araştırmak için de lazım olan şey,vahilere takılı kalmamaktan geçer.
Çünkü,vahi ile gelen şeyler var iken neden bilimle uğraşılsın ki?
Biz tanırdan,onun yolladığı metinlerden daha mı iyi bilecektik.
Neden araştıralım ki?
Bir vahi meleğine(olmuyor ise bir ruhbana)sorar o da bize aklının erdiğince,dilinin döndüğünce anlatır ve blim bu der kabul ederdik.
Başka ifade ile vahiye inanan biri için bilim inkar anlamına da gelebilecek demek o halde.

Özetle dostum,ya bilim ya vahi?

Allah vahiy ile hiç birşeyi yollamadı.
Öyle olsa idi eksik bilgi yollayan bir allahtan söz edecek idik.

Çünkü,hala metinlerde yok olan,açıklanamayan bir çok eksiklik mevcuttur.
Görülüyor ki allah eksik bilgi yollamış mı demeliydik?

Bana göre bilim,allahı iyi anlamak doğru kavramak için;yine yaratıcı tarafından verilmiş olan aklın araştırmaları ile kendini gösterecektir.
Bilimden uzak olmak ancak ve ancak vahiy (vahi/vahy) inancının bir gereği olabilir.
Madem ki tanrı vahyetmiştir,neden daha başka araştırmalara yöneleceksiniz?

Yoksa inandığınız tanrıdan şüphe mi ediyorsunuz da kendinize dahi itiraf etmekte güçlük çekiyorsunuz?
Bırakınız kendiizi yazılı metinlere,ne hastalık,ne insanlık ne de başka hiç bir şey için yenilik,çalışma yapmayınız.
Çünkü,tanrı her şeyi sizin için kitaplarında zaten yollamış.
Neyse uzatmayım fazlaca....

Tavsiyem odur ki siz derenin o kısmında kalınız.
Ne zaman ki tanrının size verdiğini tam olarak kullanmayı seçerseniz bizim tarafa geliniz.
Ben de ne zaman metinlerdekine yeterlidir,artık araştırmaya gerek kalmamıştır dersem derenin sizin tarafında olan bölümüne mutlaka gelirim.


Geleceğimden emin isem,...bilirimki...ancak ve ancak...işte bunu bilerektir.
Çünkü artık teslimiyetçi omuş,akıl süzgecim yıpranmış olacaktır.

Tanrıdan dileğim her daim şu olmuştur.
Aklımı alacağına canımı al.

Çünkü,aklımı aldığı anda ne tanrı kalır,ne de yaşam.
Zira aklın olmadığı yerde vahilerle bezenmiş dinsel tabular vardır.Bu da yaratıcı kavramını değil,yaratılan tanrı kavramını getirecektir.
Saygı ile....
Ahmet Dursun

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
AGNOSTİSİZM NEDİR?
« Yanıtla #2 : Ekim 28, 2008, 01:21:43 ÖÖ »
AGNOSTİSİZM NEDİR?

Tanrının varlığının "bilinemez" olduğunu ve konunun aklın sınırlarının dışında olduğunu savunan görüş.

Agnostisizm resmi olarak ilk defa 1800'lü yillarin sonunda ünlü biyolog T. H. Huxley tarafindan ortaya atilmistir. Bilinmezcilik olarak da tanımlanır. Agnostisizm, tanrının varlığının "bilinemez" olduğunu savunur. Dinlerin tanrıdan gelmediğini söyler ve dinlerin tanrısını da reddeder ancak başka bir tanrının, bir yaratıcının varolup olmadığının hiçbir zaman bilinemeyeceğini söyler. Bu bakımdan agnostisizm kendini, "kesinliklikle tanrı vardır" diyen teizmden de "kesinlikle tanrı yoktur" diyen ateizmden de ayrı tutar. Bir başka kategorilendirmeye göre ise agnostizm, ateizm kategorisi altında bir alt kategoridir. Geleneksel ateizm, pozitif ateizm adını alırken, agnostizm ise negatif ateizmdir.

Doğu felsefesinde de agnostizme rastlamaktayız. 11. yy. da yaşamış İranlı şair Ömer Hayyam'ın aşağıdaki dörtlüğü, uzun felsefi yazılardan çok daha etkili şekilde agnostizmi anlatmıyor mu?

Varlığın sırrı saklı senden, benden;
Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben.
Bizimki perde ardında dedikodu:
Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben


İnsanın, kendi deneyimleriyle elde ettiği olguların ötesinde hiçbir şeyin varlığını bilemeyeceği bir gerçektir. Bizlere göre bilgi duyuların sonucudur ve duyular dışında bilgi edinemez ve herkes için geçerli bilgi olamaz.

Agnostiklere göre tanrının varlığı meselesi insan aklının ötesinde bir konudur. O halde böyle bir varlık hakkında konuşmak ve hüküm vermek de imkansızdır Her ne kadar bazı agnostikler tavırları ve yaşamları onların ateist olduğu izlenimini vermekteysede bir kısmı kendilerinin felsefi açıdan ateist olmadığını ifade etmiştir. Mesela ateist olarak bilinen ünlü düşünürlerden Bertrand Russell (1872-1970) felsefi açıdan kendisini agnostik olarak tanımlamıştır. Çünkü ona göre herşeye rağmen tanrının yokluğunu kanıtlıyacak bir delil mevcut değildir.

Huxley agnostik sözcüğünü hem geleneksel Yahudi-Hıristiyan tanrıcılığını, hem de tanrıtanımazlık öğretisini reddederek Tanrinin varlığı sorununu ortada birakan düsünürler için kullandı. Terim daha sonra geriye götürülerek bütün bilinemezci ögretileri kapsamıştır. Agnostisizm, tarihsel olarak bilimin denetiminden yoksun insan düsüncesinin düştüğü büyük yanılgılara bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. İlk tepkiyi Yunan antikçağ bilgicilerinden duyumcu sofistler vermistir. Onlara göre bilgi duyularin sonucudur ve duyular disinda bilgi edinemez ve herkes için geçerli bilgi olamaz. İnsanın, kendi deneyimleriyle elde ettiği olguların ötesinde hiçbir şeyin varlığını bilemeyeceğini ileri sürer bu öğreti.

Ünlü agnostikler:

Ayaan Hirsi Ali, Margaret Atwood, Susie Bright, Vincent Bugliosi, Robert X. Cringely, Clarence Darrow, Charles Darwin, Alan Dershowitz, Richard Dreyfuss, Umberto Eco, Timothy Ferris, Carrie Fisher, Stephen Jay Gould, Matt Groening, Bob Guccione, Robert (Bob) James Lee Hawke, David Horowitz, Bob Hoskins, Robert Jastrow, Matt Johnson, Jack Kevorkian, Larry King, Tony Kushner, Dave Matthews, Larry Niven, Neil Peart, Sean Penn, Roman Polanski, Bertrand Russell, Carl Sagan, Dan Savage, James Taylor, Charles Templeton, Uma Thurman, Ted Turner, Robert Anton Wilson.

Diğer ünlü agnostikler için bakınız...
http://www.celebatheists.com/?title=Category:Agnostic

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
PANTEİZM NEDİR?
« Yanıtla #3 : Ekim 28, 2008, 01:22:33 ÖÖ »
PANTEİZM NEDİR?-1
Panteizm herşeyin tanrı olduğu (pan=herşey theos=tanrı) ya da evrenin ve doğanın ilahi olduğu bir felsefedir.

Panteizm, panenteismden farklıdır, panenteisme göre tanrı herşeyin içindedir, fakat aynı zamanda evrene üstün bir pozisyondadır.

Katı panteizm teizm değildir. Panteizm evrenin yaratıcısı ve insanların yargılayıcısı fizik ötesi ve bireysel bir tanrıya inanmaz.

Çoğu panteist tanrı kelimesini çok fazla anlam ve çağrışımla yüklü olduğu için kullanmazlar- gerçi bazen dindarlara (teist) açıklama yaparken ya da anlatımda kolaylığa gitmek amacıyla bu kelimeyi kullandıkları olur.

Panteizm sık sık ateizm yerine kullanılır, bu sadece bireysel bir yaratıcıyı reddettiği için değildir. Katı ya da doğacı panteism evrenin kendini ya hiçlikten (hiçbirşeyden) yarattığına ya da ezelden beri var olduğuna inanır. Modern bilimsel panteizm materyalistiktir, evrenin düzeninin evrimin ve kendi kendine organize olmanın prensipleriyle açıklanabileceğine inanır. Ayrı bir ruh anlayışına ya da ölümden sonra yaşama inanmaz. Panteistler kişisel ölümsüzlüğü gerçekçi yollarla ararlar-çocuk yapma-fiil-iş ve yaşamanın anıları.

Ateizm ile bu tür doğacı inanışları paylaşıtğı için, panteism de aynı tartışmalara konu olur. Panteizmin fizik ötesi dinlere ve doğaüstü inanışlara karşı ileri sürdüğü eleştiriler ateizminkilerle aynıdır. Laik bir inanıştır, duyuların gerçek dünyasına ve bilime sıkıca bağlıdır (köken alır).

Panteizmin bu biçimi bir çok dini ateizm denen hareketle özdeştir, müspet ateizm, monism, cosmism. Ayrıca taoizme de çok yakındır, bazı Çin ve Japon budizmine, ve yeni konfüçyusçuluğa.

Sıkı (katı) panteistler geleneksel ateizmden sadece materyal evrene duygusal ve etik tepkileriyle ayrılırlar. Panteizm sadece fizik ötesi inanış ve dinleri eleştirmez, fakat yaşamın ve doğanın positif yönlerini vurgular- insanların doğaya karşı duydukları derin estetik ve duygusal tepkileri.

Doğacı panteizm bu duygulardan etik çıkarımlarda bulunur. İnsanlar doğayla daha yakın bir uyum aramalıdırlar. Gezegenin bio çeşitliliğini ve narin ekolojik yapısını korumalıyız, sadece bir hayatta kalma meselesi olarak değil, aynı zamanda kendini gerçekleştirme meselesi olarak.

Panteizm bu duyguları ifade etmek için çeşitli yollar önermektedir; merasimleri, doğayla evrenle ve güneş sistemiyle bağımızın altını çizen zaman ve yerleri kutlamaları. Tüm bunlar deneysel tutuma dayalı bilimden bir adım bile geri adım atmadan, taviz vermeden mümkün olabilir.

Panteizmin diğer biçimleri vardır. Modern paganlar sık sık panteist olduklarını iddia ederler. Mantıksal tutarlılıkla ilgili olanlar tanrılarını gerçek olmaktan ziyade sembol olarak görürler. İlgili olmayanlar ise panteizm ile çok tanrıcılık, sihire inanış, reinkarnasyon ve doğa üstü olguları birleştirirler (sentezlerler).

Yeni nesildeki oldukça ortak olan bir alternatif de pan-psychic panteizmdir- Evrenin/ tanrının kollektif bir ruha, bilince, ya da isteğe sahip olduğu inancı. Bu versiyon en açık bir şekilde Hegel, ve yakın tarite A. N. Whitehead ve Teilhard de Chardin tarafından ifade edilmiştir. Diğer bir çeşit ise insanların bir şekilde evrenin aklının içinde olduklarıdır. Evrimimiz-hakikaten aktif yardımcımız- evrene tam potansiyelini almasında yardım ediyor olarak görülür.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Diyalektik Tanrıcılık
« Yanıtla #4 : Ekim 28, 2008, 01:24:36 ÖÖ »
PANENTEİZM NEDİR?-2

Diyalektik Tanrıcılık

Spinoza ağırlıklı Panteizm algılayışına göre, Tanrı her şeydir ve her şey Tanrı 'dır. Tanrı-Evren-İnsan ayırımı yoktur, böyle bir ayrım aklın yanılsamasıdır. tanrıbilimsel olarak Tanrı, Evren, İnsan bir ve aynıdır. Aşkın bir Tanrı var olmadığı gibi, her hangi bir yaratmadan da söz edilemez. Spinoza 'nın bu görüşü, ailesinin göç ederek ayrıldığı Endülüs İspanya 'sındaki ünlü mutasavvıf Muhiddin-i Arabî 'nin etkisiyle oluşmuştur. Bilindiği gibi Arabî 'nin görüşü "Vahdet-i Vücut" olarak ileri sürülmüştü. Ancak bir çoklarının sandığının aksine, Spinoza 'nın Panteizmi ile Arabî 'nin Vahdet-i Vücut anlayışı birbirinin aynı değildir. Spinoza 'da Tanrı evrendedir ve evren kadardır. Arabî 'de ise Evren Tanrı 'dadır ve bu durum Tanrı 'yı sınırlamamaktadır.

İngiliz düşünürü White Head 'e göre, Tanrı 'nın her türlü değişmenin ötesinde değişmez bir niteliği ve bunun yanında bir de değişen ve oluşan bir niteliği vardır. Tanrı değişmeyen yanıyla devinimi başlatmıştır ve Evrenin bilincindedir. Ancak Tanrı bu konumda kalmış olsaydı, ilk devindirici, özgür, öncesiz ve yetkin olarak kalacak ama varoluşa katılmamış olacaktı. Diğer niteliği ile ise Tanrı, değişme ve oluşma sürecinin içinde ve bilincindedir. Bu nedenle Tanrı 'nın evrende içkin (evrenin maddesine karışmış-içinde bulunan) olduğunu söylemek de doğrudur. Evrenin Tanrı 'da içkin olduğunu söylemek, Tanrı-Evren ilişkisinin karşılıklı olduğunun farkına varışın göstergesidir.

Süreç felsefesi olarak da ifade edilen ve White Head 'le başlayan bu akıma Pan-enteizm ya da Diyalektik teizm denir. Pan-enteizme göre Tanrı, hem değişmeyen (mutlak), hem de değişen (göreli) dir. Hem zamanın içinde, hem dışında, hem sonlu, hem de sonsuzdur. Aynı zamanda hem tikel hem tümel, hem neden hem sonuçtur.

Hartshorne Tanrı 'nın bir soyut bir de somut iki yüzü olduğunu söyler. Soyut niteliğiyle Tanrı, mutlak, etkilenmez, erişilmez ve değişmezdir. Somut yanıyla ise etkilenir ve değişir. Tanrı bu iki niteliğinde de yetkindir. Ancak bu yetkinlik klâsik Teizmdeki gibi değildir. Oradaki yetkinlik değişmeyen donmuş bir yetkinliktir. Buradaki yetkinlik değişir, ancak bu değişme tanrısal bir değişmedir. Yani yetkinliğe doğru değil, yetkinlik içinde bir değişmedir. Bu tanımla Pan-enteizm, hem Deizmden hem de Panteizmden ayrılır.

Özet olarak; Panteizm ile Pan-enteizm arasında önemli bir fark vardır. Panteizmde her şey tanrıdır. Pan-entezimde ise, her şey Tanrı 'dan sudur etmiştir (oluşmuştur). Ruhun tek amacı, oluştuğu Tanrı 'ya dönmektir. Bunun da yolu tek evrensel yasa olan evrim/tekamül den geçmektir.
http://www.turandursun.com/
***********
GNOSTİSİZM NEDİR?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2137.0

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Anthony Flew ve Ateist Okurun Süregiden Yanılgıları
« Yanıtla #5 : Ekim 28, 2008, 02:11:38 ÖÖ »
Ateist Forum sitesini adres gösteren, yani bu ideolojide hayli kıdemli ve iddialı gözüken — okurumuzla tartışmamız sürüyor. En son kendisi ateizmin bilim tarafından desteklenen bir düşünce olduğunu savunmuş, ben de, diğer bazı argümanlarla birlikte, "o zaman neden ateizmin en büyük beyinlerinden olan Flew, bu inancından döndü" diye sormuştum. "Ateist" okur şöyle cevap vermiş:

Antony Flew yeni çıkaracağı kitap öncesinde böyle bir dönüş yaparak kitap satışını heralde en azından 4-5 katına çıkarmıştır. Ayrıca yaşamının sonlarına yaklaşmışken böyle bir dönüş yapması da insanı düşündürüyor. Antony Flew ateizmden deizme dönmüşür. Bu doğru. Ama dünyada teizmden ateizme dönen milyonlarca kişi vardır. Bir ateistin teizme de değil deizme dönmesi sizi neden bu kadar sevindiriyor anlamıyorum. Dünyada hala milyonlarca ateist var. Antony Flew'un diğerlerine bir üstünlüğü olduğunu mu düşünüyorsunuz?... Bence hiç de önemli bir olay değil ateizmi bırakmış olması.
Burada "Ateist" okurun üç iddiası var; Flew'ün amacı kitap satışını artırmaktır, teist değil deist olmuştur ve zaten önemli bir adam da değildir, diyor. Böyle demekle de bize bir kez daha ateizmin ardında yatan dogmatizmi sergileme fırsatı veriyor.

Bunu görmek için önce "Ateist" rumuzlu okurun meseleyi nasıl çarpıttığını görelim.


Flew, Önemsiz Bir İnsan mı?

"Ateist" okurumuz "Dünyada hala milyonlarca ateist var. Antony Flew'un diğerlerine bir üstünlüğü olduğunu mu düşünüyorsunuz?... Bence hiç de önemli bir olay değil ateizmi bırakmış olması" diyor, ama aslında durum hiç de öyle değil. Çünkü Flew herhangi bir ateist değil. Peki nasıl bir ateist?

Biraz interneti karıştıran herkes bunu cevabını bulabilir: İngiltere'nin bu önde gelen felsefe profesörü, çok değil bir yıl öncesine dek çağımızın en önemli ateist düşünürlerinden biri sayılıyordu. "Presumption of Atheism" (Ateizm Varsayımı) adlı ünlü yaklaşımıyla, "varlığına dair ikna edici kanıtlar görmedikçe, bir Tanrı'nın varlığına inanmaya gerek yoktur" diyordu. Katıldığı ateizm-teizm tartışmalarında da bunu savunuyordu.

Ama sonra Flew "ikna edici" kanıtlar görmeye başladı. 90'lı yıllardaki bir yorumunda "Big Bang kozmolojisi karşısında ateizmin savunmanın çok zor olduğunu itiraf etmeliyim" dediğinde, pek çok kişiyi şaşırtmıştı. 2004 yılında ise şöyle deyiverdi :

"Ateizmi gönüllü bir şekilde bırakıyorum... Evrenin bir İlk Neden ve Akıl tarafından yaratılmış olması gerek. Bir süper-Akıl'ı kabul etmenin, yaşamın kökeninin ve doğanın kompleksliğinin en iyi açıklaması olduğunu düşünüyorum."
Flew daha sonra kendisiyle yapılan bir röportajda, Akıllı Tasarım teorisyenlerinin yaklaşımını büyük ölçüde benimsediğini söyledi. Dahası, Tevrat'ta (ve Kuran'da) yer alan "Altı Günde Yaratılış" kavramına, İsrailli fizikçi Gerald Schroeder tarafından zamanın izafiyetinden yola çıkılarak getirilen yorumu da "çok etkileyici" bulduğunu belirtti.

Kısacası Flew'un ateizmden dönmesi tek kelimeyle "büyük olay"dı. Zaten o nedenle tüm dünyada geniş yankı buldu.

İşin ilginç yanı ise, "Ateist" okurumuzun bunu küçümsemeye çalışması; "bir ateistin teizme de değil deizme dönmesi sizi neden bu kadar sevindiriyor, anlamıyorum" demesi. Oysa ben "sevinmiyor", ama önemli bir gelişmeyi "bakın bu önemlidir" diye belirtiyorum. "Ateist" okurumuzun önemli olduğu açık olan bu gelişmeyi sırf dünya görüşüne aykırı geldiği için önemsizleştirmeye çalışması ise, hiç de ileri sürdüğü gibi objektif olmadığı izlenimini veriyor.


Çok Satmak İçin mi?

"Ateist" okurumuzun objektiflikten hayli uzak olduğu, söze "Antony Flew yeni çıkaracağı kitap öncesinde böyle bir dönüş yaparak kitap satışını heralde en azından 4-5 katına çıkarmıştır" diye girmesinden belli zaten.

Böyle bir iddiaya karşı hemen sormak gerek: Nereden biliyorsunuz? Flew'un düşüncelerini mi okuyorsunuz uzaktan?

Durum ilginç: Flew "bilimsel kanıtlar beni ateizmin yanlış olduğuna ikna etti" diyor. Ama ateist okurumuz "hayır, bu 'dönüş'ü daha çok kitap satıp para kazanmak için yapmış olmalı" diye hüküm veriyor. Sonra da "zaten çok yaşlanmış, bunamış olmalı" anlamına gelen imalarda bulunuyor.

Acaba eğer Flew ünlü bir teist olsaydı da ateizme dönseydi, aynı yorumu mu yapacaktı? Yoksa "adam gerçekleri gördü" mü diyecekti?

Sergilediği bu önyargı, "Ateist" okurumuzun gerçekleri olduğu gibi değil, görmek istediği gibi gördüğünü gösteriyor bize, bir kez daha...


Teizm mi Deizm mi?

"Ateist" okurumuzun üçüncü yanılgısı ise, Flew'un "teizme de değil deizme döndüğü"nde ısrar etmesi.

Önce bu iki kavramı kısaca açıklayalım: Deizm, Tanrı'nın evreni ilk başta yarattığı, ancak daha sonra ona hiç bir müdahalede bulunmadığı görüşüdür. Teizm ise, Tanrı'nın evreni hem ilk başta yarattığı, hem de evrene müdahale ettiği, ona egemen olduğu görüşüdür. İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik, birer "teist" dindir.

"Ateist" okurumuz "Flew olayı"nın çapını küçültmek için "teizme değil deizme döndü" diye ısrar ediyor, ama durum pek öyle değil. Internette Flew'un pozisyonunu tanımlamak için her iki terimin de kullandığına rastlayabilirsiniz. Ancak Flew'un "yaşamın kökeninin ve doğanın kompleksliğinin" açıklaması olarak "tasarım" argümanını makul görmesi, sadece evrenin başlangıcında değil, çok sonraları ortaya çıkan yaşamda da Yaratıcı'nın etkisini kabul ettiğini gösteriyor.

Yani Flew'un pozisyonunu ifade etmek için teizm kavramı daha uygun. Zaten Philosophia Christi dergisinin editörü Gary R. Habermas'ın Flew ile yaptığı detaylı röportajın başlığı da şöyle: "My Pilgrimage from Atheism to Theism: An Exclusive Interview with Former British Atheist Professor Antony Flew".

Yani, "Ateizmden Teizme Yolculuğum: Eski Ateist Profesör Anthony Flew ile Özel Bir Röportaj".


Bir Davet...

Tüm bunların üzerine "Ateist" okurumuz, "ama Flew Müslüman veya Hıristiyan olmadı ki" diye itiraz edebilir. Etti de zaten. Ancak mesele bu değil. Mesele, hayatı boyunca "ben sadece bilimsel kanıtları izlerim" diyen çok ünlü ve saygın bir düşünürün, onca yıl ateizmi savunduktan sonra, "ateizm yanlıştır, bir Tanrı vardır" demesi.

Burada bir erdem görüyoruz: Hayatını ateizm üzerine kurmuş bir kişinin, yanlış olduğunu gördüğü anda, "ben yanılmışım" diyebilmesi...

Ben de "Ateist" okurumuzu ve onunla paralel şekilde düşünen herkesi bu erdemi göstermeye davet ediyorum. Bu davetin ise amacı onları "yenmek" değil, onlara yardımcı olmak.

Evet, inandıkları felsefe yenilgi üzerine yenilgi yaşıyor; ama kendilerini bundan sıyırıp objektif kılabilirlerse, yenilmiş değil aksine kazanmış olacaklar...
http://www.mustafaakyol.org/arsiv/2005/10/anthony_flew_ve_ateist_okurun_suregiden_yanilgilar.php

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Tanrı'nın varlığının kanıtı mı?
« Yanıtla #6 : Kasım 24, 2008, 07:27:07 ÖS »
Biri fare beyninin nöron yapısını ortaya koyan sadece birkaç mikrometre boyutlarındaki kare...

Diğeri ise evrenin milyarlarca ışık yılı büyüklüğündeki alanını gösteren kare...

Peki ya ortak yönleri?

İkisi de aynı!


Brandeis Üniversitesi doktora öğrencisi Mark Miller, beyindeki nöronların birbirleriyle nasıl iletişim kurduklarını araştırırken, farelerin beyinlerindeki iletişimi ortaya koydu.

Öte yandan uluslararası bir astrofizikçi grup da, bilgisayar simülasyonu yardımıyla kainatın büyüklüğünü ve evrimini inceliyordu.

Bu simalasyonun görüntüsüyle fare beyninin görüntüsü arasındaki benzerlik görenleri şaşırttı...
http://www.milliyet.com.tr

sangre

  • Ziyaretçi
Ynt: Anthony Flew ve Ateist Okurun Süregiden Yanılgıları
« Yanıtla #7 : Mart 24, 2009, 11:10:20 ÖÖ »

Teizm mi Deizm mi?


http://www.biola.edu/antonyflew/

"HABERMAS: Once you mentioned to me that your view might be called Deism. Do you think that would be a fair designation?

Flew: Yes, absolutely right. What Deists, such as the Mr. Jefferson who drafted the American Declaration of Independence, believed was that, while reason, mainly in the form of arguments to design, assures us that there is a God, there is no room either for any supernatural revelation of that God or for any transactions between that God and individual human beings."

Habermas, "Bana düşüncenizin deizm olarak tanımlanması gerektiğini söylediniz. Sizce bu adil bir tanımlama mı?" diye soruyor. Flew bu soruya, "Evet, kesinlikle doğru." diyor ve şu mealde bir şey söylüyor. Tanrı var ama ne doğaüstü olarak açığa vurma (ifşa etme) ne de Tanrı ile insanlar arasında karşılıklı iş var.''


Yukarıda deizmin tanımını da vermişsiniz.. Bu açıklmayı yukarıda bulmak hiç de zor değil.

Alıntı
Flew, Önemsiz Bir İnsan mı?


29 Aralık 2004'de Richard Carrier'a gönderdiği mektup;

http://www.secweb.org/asset.asp?AssetID=369

"I now realize that I have made a fool of myself by believing that there were no presentable theories of the development of inanimate matter up to the first living creature capable of reproduction."

Şöyle diyor Flew;  "Üreme yeteneğine sahip ilk canlı hücrenin cansız maddeler tarafından oluşturulmasını açıklayan düzgün bir teori olmadığına inanarak aptallık yaptığımı şimdi anlıyorum."

Yine aynı adreste görebileceğiniz gibi bu konuda, yani yaşamın başlangıcı konusunda Richard Dawkins'in zamanında kendine gerekli bilgileri vermediği için suçluyor.

Ayrıca yine aynı mektupta Gerald Schroeder'in kendisini yanlış bilgilendirdiğini söylüyor. Sebebini de Gerald Schroeder'in iyi donanımlı bir fizikçi olduğunu ve onun söylediklerini sorgulama gereği duymadığını ama daha sonradan asıl konunun fizik değil biyokimya ile ilgili olduğunu anladığını söylüyor.

Görüldüğü gibi flew, bir fizikçi olan Gerald Schroeder'in yaşamın başlangıcıyla ilgili sözlerini fazla ciddiye almış ve doğruluklarını sorgulama gereği bile duymamış. Ayrıca Richard Dawkins'i de bu konuda kendine gerekli bilgileri vermemekle suçluyor. Yani adam kendi bu konuları araştırmak yerine başkalarından kendini bilgilendirmelerini bekliyor. Pek hoş bir durum değil öyle değil mi? Konuyu her yönüyle bilmeden bir insana hem de o konunun uzmanı olmayan bir insanın söylediklerine güvenerek böyle bir açıklama yapıyor ve sonra aptallık yaptığını kabul ediyor. Sanırım ilerlemiş yaşının da bu olayda etkisi vardır (Kendisi 86 yaşındadır).

sangre

  • Ziyaretçi
Ynt: Tanrı'nın varlığının kanıtı mı?
« Yanıtla #8 : Mart 24, 2009, 11:13:03 ÖÖ »
Biri fare beyninin nöron yapısını ortaya koyan sadece birkaç mikrometre boyutlarındaki kare...

Bu iki karenin birbirine benzemesi, her hangi bir Tanrı'nın varlığına delil olamaz.. Konu ile ilgili her hangi bir bilimsel makale var mıdır?? Yoksa sallamak serbest midir??

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: ATEİZM NEDİR?
« Yanıtla #9 : Mart 24, 2009, 12:34:12 ÖS »
Eğer var ise bir tanrı inanınız,sizin inancınızın kaynağı nedir?

İsbatı var mıdır?

Eğer ki okumayı seven bir toplumun üyesi olsaydık(-ki çoğunluğumuz hala ve ısrarla değiliz)o zaman yazının temelini belki de çözecektik.

Yazının kaynağını demiyorum dikkat ediniz,mantığını,çıkış kaynağını diyorum.

Yazıyı şu ya da bu kaleme almış olsun ne önemi var?
Önemli olan anlatılanların aklınıza yatkınlığı olmalı idi.
İlla ki bir ulema sıfatlı birnden mi akıl almaya ihtiyacımız olacak.
İlla ki bir ünvan sahibi mi yol gösterici olacak?
Aklımızın yol göstericiliğini küçümseyelim mi?
Hangi akıl sizinkinden/bizimkinden daha üstün kabul edilecek?

Bunun kıstası ne olmalı?
Tarihi süreçlere göz atacak olursak herşey kendiliğinden ortaya çıkmıyor mu?
Özetle insanlar yine kendi yarattığı kaosun içindeki çöplükte yok olmuyor mu?

Önemli olan tanrının varlığı yokluğu değil,önemli olan nasıl bir tanrı yaratmaya çalışıldığıdır.
Bunları defaten yazdım,anlatmaya çalıştım.
Yinelemek dahi beni sıkmaya başladı.
Bilimsel makale demişsiniz de...
İnanç kaynaklı tanrı bilim kabul ediliyor ise(-ki ben ona yaratılan tanrı diyorum)o halde yaratılan dini metinler de tanrı bilminin kaynağıdır.

Öyle ise araştırınız derim.
Aksi halde salt inançlardan oluşan bir bilim siz tanıyorsanız ben de onun kaynağını size yollarım.
Öncelikle inançların bir bilim olduğunu isbat ediniz ki ben de size bilimsel makaleler yollayabileyim.

Sallamak serbets......
İlgi için arşivlerimize bakınız...
Saygı ile...
Ahmet Dursun

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Tanrı sanrısı
« Yanıtla #10 : Haziran 30, 2009, 05:56:05 ÖS »
Tanrı sanrısı:Vocabulary-Panenteizm
http://ekinklch.blogspot.com/2008/09/tanr-sanrs-vocabulary-panenteizm.html
-------------
Theos kelimesinin önüne -a olumsuz ekinin birleştirilmesiyle ortaya çıkan ateizm (atheism) kelimesi, theism, deism gibi kelimelerden çok önce kullanılmaya başlanmış, goddless: tanrısız anlamına geliyor.

"Atheoi" : "those who are without god" (tanrısız olanlar) kelimesi Yeni Ahit'deki İncil Kitaplarının birinde, Efeslilere hitaben yazılmış bir metinde geçiyor.

18.yy avrupasında, ateist kelimesi ilk kez monoteist semavi dinlere duyulan inançsızlığı adlandırmak için kullanılmış. Daha sonra ise, ateizm kelimesi herhangi bir tanrı veya tanrılara inancın olmaması halinde, genel çerçevede kullanılmış. Yani, ateizm ilahi bir varlığın varlığına inanmamayı öngören bütün yklaşımları içine alan genel bir tabirdir diyebiliriz. mutlak ateizm, teorik ateizm, pratik ateizm ve bunların altbaşlıkları olarak metafiziksel ateizm, epistemolojik ateizm vb gibi diğer görüşleri ile ateizm geniş kapsamlı bir yaklaşımdır.

http://ekinklch.blogspot.com/2008/09/tanr-sanrs-vocabulary-ateizm.html
*************
Ortacag'da oncelikle ingilterede ortaya çıkan deizm'in once aydinlar arasinda zamanla da halk arasinda yayilmasina karsi kilisenin ortaya attigi din felsefesidir.
Bu kelimenin kokeni deizm'e inat (deizm'in kelimesinin koku latince tanri anlamina gelen "deus" kelimesinden gelmektedir) grekche tanri anlamina gelen "theos" kelimesinden gelmektedir....

Yani teizm,deizm gibi kilisenin ve din adamlarinin saçma kurallariyla, calişmalari ve yaraticiliklari kisitlanan sanatci ve aydinlarin tanrinin evreni yarattigini kabul eden sonra ise evrenle ilgili işlerle ugraşmadiginiz, zaman kaybetmedigini savunan bir isyani degil, bu din felsefesini churutmek ichin yaratilmiş bir karşi felsefedir...
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=teizm