Gönderen Konu: HALK EVLERİ.  (Okunma sayısı 7462 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
HALK EVLERİ.
« : Ekim 15, 2008, 11:13:41 ÖS »
Halkevleri 1951 de kapandi.

1949 ve 1950 senelerinde Sultanahmet"teki Halkevine gider ve ticaret derslerini takip ederdim.
Menderes muhakkakki vatanini düsünen insandi. Maalesef dalkavuklarinin kurbani oldu.

Halkevlerini kapatmak belki onun fikri degildi. Fakat zamaninda büyük hatalar yapildi, türkce olan ezan arapcaya cevrildi. Ihtiyac mi duyuldu? Hayir. Zaten Türkiye"de ne zaman muhalefet partisi kurulmussa bütün dincilerin toplandigi yer oldu. Ferit Okyar"in Cumhuriyet Halk Firkasi.

Atatürk"ün serbestce cekinmeden konusan, halkin arasina giren, herkezle münakasa etmesini seven, konuskan kimse olmasina ragmen, Inönü ailesini düsünen konservatif insandi.

Atatürk ne kadar olsa bekardi. Reisicumhur olduktan sonra kendisini, galiba Atatürk"le bir seviyede tutmak icin olsa gerek, namina para, pul bastirdi. Hatta, simdi Taslik"ta bulunan, heykeli Taksim"de Inönü gezisinde merdivenlerin cikisina konacakti.

Abidenin yüksekligi Taksim"in ortasinda bulunan Istiklal heykelini gececeginden, halk isyan etti, fakat kaide uzun müddet orada kaldi. Türkiye harbe girmedi.

1946 seciminde parti propagandasi icin Anadolu"yu gezdiginde bir cocugun "bizi ac biraktin Pasam" dediginde "babani almadim ya" sözü cok meshurdur. Biz harbe girmedik ama Anadolu cok sikinti cekti, hatta acliktan ölenlerin bile bulundugunu Istanbul"da isitirdik. O zaman Türkiye 1.5 milyon insani silah altinda tuttu 4 sene müddetle. Atatürk"ün ölümünden sonra bile geri kalan tesirini Avrupa unutmadi. Türkiye"yi tecrübeli, itimatli, vatansever insanlarin ellerine birakti. Biz bu sayede harpten kurtulduk.

Lausanne muahedesine gidecek heyetin basinda Rauf Orbay cok gitmek istemis tecrübeli diplomat ve yabancilara karsi güzel lisan bilen kisi olarak. Fakat aksine Atatürk Inönü"yü secti. Bunun bazi sebepleri var. Inönü Atatürk"ün, bir defa dahi olsa, sözünden cikmamistir.

Gayet sogukkanli insandir, kat"iyen sinirlerini bozmaz ve kontrolu elinden kacirmaz. Bunu Mondros mütarekesinde gösterdi. Ustelik sagir olusu, cünkü isine geleni anlar, gelmeyeni anlamazdi. Yani herkezi cileden cikaracak tip.

Inönü milletini ne kadar seven insan oldugunu muhalefet zamaninda gösterdi. Ona yapilan hakaretleri ben bugün bile hatirlarim. "Hayatin palavra pasam" gibi cirkin sözler. Hatta bir yürüyüste basina tas atmislardi. 1963 te Kibris"ta Makarios Türklere saldirdigi zaman Iskenderun"da Tümgen. Muzaffer Heper"in kumandasindaki 39. tümen adaya cikmaya kazirlanirken US President Johnson Inönü"yü tehdit etti. Vaziyetin ciddiyetini kavrayan Inönü cikartmadan vazgecmek mecburiyetinde kaldi, fakat verdigi cevap cok enteresandir.

"Sayet adadaki Türk askerine tecavüz edilirse Ortadogu"da yeni bir vaziyet tesekkül eder ve Türkiye kendine düsen yeri alir".

60 ihtilalinde Inönü"nün parmagi oldugu söylenir.
Bilmiyorum, sade askerin ondan nasihat aldigini ve haberdar ettigine inanirim, cünkü orduda hala kendisine karsi hürmet vardi.

Ben Inönü"yle subat 1974 te bulusmak icin kendisine yazdim ve cevap aldim. Tailand"dan gelirken gazetede 25 aralik 1973 te ölüm haberini okudum.

Muhakkak Menderes"te milletini severdi. "Her mahallede milyoner yaratacagim" sözünü herkez hatirlar. Daragacina gittiginde dalkavuklarindan bir kisi bile "hep birlikte gidelim, Milli Birlik Komitesine yalvaralim yakaralim, onun sayesinde zengin olduk" cesaretini göstermedi, sadece "askerlerin kurbani oldu" deyip keyiflerine baktilar.

15-20 sene evveline kadar Mehmet Ali Birand tarafindan "Demir Kir At" diye dört adet band var. Bunlar TRT de gösterilmis. M. A. Birand birinci bandta Atatürk"ün zamanini, ikinci bandta Inönü zamanini, ücüncü bandta Menderes ve sonuncu bandta askerlerin zamanini anlatiyor. Elinize gecerse bir daha seyredin. Konusulanlardan, benim yakin dostum olan Menderes hükümetinde Ticaret ve daha baska bir kac vekillik eden Fethi Celikbas ve o zamanki Vatan gazetesinin sahibi Ahmet Emin Yalman"a suikast isleyen Hüseyin Olmez hayatta.
Digerlerin hepsi öldüler.

Gecen zaman gecti, kapandi.
Mazi hic bir zaman degistirilmez. Olan oldu, simdi olacaga bakmak gerek. 29 temmuzda Cumhuriyet"te, sahsen tanidigim ve makaleyi okuduktan sonra evvelki gün kendisine telefon ettigim, Kamran Inan"in cok entersan bir mülakati var: "Secimin Galibi Karsidevrim". Okumanizi tavsiye ederim. Düsünülmesi icap eden bir mülakat: "Gitmekte oldugumuz ne yazik ki büyük bir sarsinti ve ondan sonra Türk milletinin kisiligini ve kendine gelmesini saglayacak yöndür". Bu cümleden benim anladigim ikinci bir Istiklal Harbine dogru gidiyoruz. Fakat bu sefer silahla degil.


Selamlar
Prof.Dr.Azmi Güran

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
HALKEVLERİ KAMUYA YARARLI DERNEK DEĞİLMİŞ!
« Yanıtla #1 : Ekim 15, 2008, 11:16:26 ÖS »
HALKEVLERİ KAMUYA YARARLI DERNEK DEĞİLMİŞ!

19 Şubat 1932 Atatürk"ün talimatı ile kurulmuş Halkevleri.

Kısa zamanda da yayılmış Türkiye"nin dört bir yanına.
Halkevlerinin ilk amacı, halka yeni Türkiye"nin hedeflediği çağdaş medeniyet seviyesine ulaşma amacına uygun bir eğitim verilmesini sağlamaktı. Bu eğitim, içerisinde her türlü eğitimi barındırmaktaydı.
(Dil,Tarih ve Edebiyat, Güzel Sanatlar, Temsil Sanatları, Spor, Sosyal Yardım, Halk Dershaneleri ve Kursları, Kütüphane ve Yayın, Köycülük, Müze ve Segiler.)
Aynı zamanda çeşitli çevrelerden insanların katıldığı konferansları, tiyatro gösterileri, çok sesli müzik konserlerinin de düzenlendiği mekanlardı Halkevleri. Kısacası Halkevleri insanlara yardımda bilimi ve eğitimi baz alan kamuya yararlı bir dernek olarak kurulmuştur. Ancak 1951 yılında halkın daha fazla aydınlanmasını istemeyenler tarafından kapatılmışlardır. Halkevleri 1961 yılında Türk Kültür Ocakları adı altında yeniden açıldı. Daha sonra da HALKEVLERİ DERNEĞİ adıyla bugünkü dernek statüsüne kavuşturuldu. Günümüze kadar da bu şekliyle devam edegeldi.

Şimdi diyeceksiniz ki neden durduk yerde Halkevlerini anlatma gereği duydunuz diye? Anlatayım efendim: Çünkü AKP Hükümeti Halkevleri"nin "Kamuya Yararlı Dernek" statüsünün kaldırılması için harekete geçti. Bu konuda Bakanlar Kurulu"nun önüne bir rapor gönderildiği çıkmış ortaya.

Söz konusu raporu, Almanya"daki Deniz Feneri e.V. davasının ardından dikkatlerin odaklandığı Türkiye"deki Deniz Feneri Derneği ile ilişkileri açığa çıkan İçişleri Bakanlığı"nın görevlendirdiği müfettişlerinin son dönemde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan"a yönelik "yumurtalı" eylemlerin ardından netleştirdikleri anlaşılıyor.

19 Şubat 1932"de kurulan DP döneminde kapatılarak mal varlığına el konulan, Gazanfer Özcan"dan Muzaffer İzgü"ye, Nejat Uygur"dan Zihni Göktay"a kadar onlarca tiyatrocu, yazar ve akademisyenin yetişmesine öncülük eden Halkevleri"ne yönelik denetleme süreci, 2004"te bazı gazetelerde yer alan "Atatürk"ün kurduğu Halkevleri, örgüt yuvası olmakla suçlanıyor" haberlerinin ardından başladı.

Bu haberlerin hemen ardından İçişleri Bakanlığı"na haklarında bir soruşturma açılıp açılmadığını soran derneğe "bilgiler gizli" yanıtı verilmiş.
Soruşturmanın başladığı ise 2006"da AKP"ye karşı ülke genelinde eylem başlatıldıktan sonra açığa çıkmış. Erdoğan"ın, Trabzon ve Mersin"de yumurta atılarak protesto edilmesinden bir süre sonra Ankara Vergi Dairesi, Halkevleri"ne ait 2004 ve 2005 defterlerini incelemek üzere talep etmiş. İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı da 28 Nisan 2006"da denetleme yapılacağını bildirmiş ve bu denetlemelerin "olağan" olduğu öne sürülmüş. Şimdi hazır olan bu rapor da Bakan tarafından onaylanarak Bakanlar Kurulu"nun önüne götürülmüş.

"Deniz Feneri" gibi iktidar yanlısı dernek ve sivil kurumların hukuka aykırı eylemlerine, yolsuzluklarına göz yumulurken, Halkevleri"ne saldırılması amacın aslında çok farklı olduğunun göstergesidir. Ve aslında bu durum demokrasimiz ve hukuğumuz açısından da üzüntü verici olaylar demektir. Soruşturmanın tam da AKP aleyhine eylemlerin başladığı bir tarihte başlamış olması ise daha da ilginçtir. Halkevleri kendilerinden istenilen tüm belgeleri gerekli mercilere ulaştırmışlardır. Zira hesabını veremeyecekleri yolsuzlukları, kirli saklı ilişkileri bulunmamaktaymış. Tüm bunlara rağmen Bakanlık, Halkevleri"nin "Kamuya Yararlı Dernek" statüsünden çıkarılmasını öngören raporu onaylamıştır.

Oysa Halkevleri sadece 2006-2008 döneminde çok güzel çalışmalara imza atmıştır;
-Özellikle gençlerimizi, kültürel yozlaşmadan ve zararlı alışkanlıklardan uzaklaştırarak, onları kültür-sanat alanına yönlendirmek amacıyla yürütülen çalışmalarda; müzik, tiyatro ve halk oyunları dallarında gösteri yapabilecek duruma gelmiş 25 sanat grubu oluşturulmuş.

-Yalnızca Halkevleri tiyatro gruplarının ülke çapında ulaştığı seyirci sayısı 10.250 dir. Gösterimler, ekonomik-sosyal nedenlerle yaşamı boyunca bir kez bile tiyatro izlememiş olan yoksul halka ücretsiz sunulmuş.

-Bağlama, gitar, halk oyunları, drama, yazarlık, fotoğraf, film, tiyatro vb. alanlardaki ücretsiz eğitim programları na 2250"nin üzerinde katılım gerçekleşmiş.

-Gençlere yönelik çeşitli dallarda verilen sportif eğitimlerde, 125 gencimize yetenek kazandırılmış.

-Eğitime destek kapsamındaki etüd çalışmaları ndan (özellikle fizik, kimya, matematik derslerinde destek eğitimi) 1200 çocuğumuz ve gencimiz ücretsiz faydalanmış.Ücretsiz yabancı dil kurslarına 50"nin üzerinde katılım olmuş.

-Yetişkinlere yönelik ücretsiz okuma-yazma kursları ndan çoğu kadın olan 100"ün üzerinde yetişkin yararlanmış.

-Eğlence endüstrisinin sinema alanında yarattığı niteliksizleştirmeye karşı, ülke ve dünya sinemasının nitelikli ürünlerini yoksul halka ücretsiz ulaştırma ve halktan yana, emekten yana bir sinemanın gelişimini teşvik etmek amacıyla, başta "Uluslararası İşçi Filmleri Festivali" olmak üzere çeşitli sinema etkinlikleri düzenlemiş, bu kapsamda yaklaşık 30.000 kişi ücretsiz sinema gösterimleriyle buluşmuş.

-Şubeleri nde çeşitli konularda gelenekselleşen ve yoksul halkımıza ücretsiz sunulan kültür-sanat şenliklerine bu dönemde katılım sayısı 58.000"i aşmış.

-Halkımızın, gerek ülke gerekse dünya çapındaki ekonomik, sosyal ve siyasal konularda bilinçlenmesinin yanı sıra, haklarını savunma ve yurttaşlık bilincini de kazandırma amaçlı çeşitli konularda gerçekleştirilen söyleşi, panel, seminer gibi etkinlikleri ne ülke genelinde 17.000"nin üzerinde kişi katılmış.

Görüldüğü üzere Halkevleri, AKP hükümetine yakın olan dernek ve diğer sivil kurumların yürüttüğü bilinen yardım çalışmalarından farklı olarak, halk içinde bir dayanışma kültürünün geliştirilmesine, öte yandan yoksulluğun ve güvencesizliğin nedenlerinin de halka kavratılmasına öncelik vermiştir.

Halkevleri tarafından yoksul halka yönelik gerçekleştirilen sayısız yardım çalışması, bu kapsamda bir "imece" kültürüyle ve aydınlanma çalışmasıyla birlikte gelişmiştir. Halkevleri, yoksulların karnını doyurmaktan çok, onları yoksullaştıran politikaların ortaya çıkarılmasına, yoksulluğun nedenlerini kavratmaya ve yoksul halkı, en temel hakları için mücadele etmeleri gerektiğini anlatan kurumlardır. Sanırız ki AKP hükümetini asıl korkutan da budur. Zira ya halk tamamıyle bilinçlenir de harekete geçerse?

Yoksul halkımızın yarım paketlere muhtaç ve minnettar bırakılması değil, onları yoksullaştıran şartlarla savaşmak gerekmektedir aslında. İşte Halk evleri Atatürk tarafından ilk kurulduğu günden bu yana bu misyonu üstlenmeye çalışmış, büyük oranda da başarılı olmuştur. Başarılıdır diyoruz, çünkü başarılı olmasa bazıları bu kadar korkmazdı. Bir dönem DP hükümeti de Halkevlerini kapatmıştı. Şimdi ise AKP hükümeti aynı yolda ilerlemektedir. Ancak ne yapılırsa yapılsın halk için halkla beraber çalışan bu derneğin yeri halkın gönlünden sökülemez.

Asıl amaçları Atatürk"ün de istediği gibi "Yürekleri hak için çarpan, başları dik, özgür ve eşit insanların ülkesini kurmak" olan bu dernekleri kapatmaya çalışarak kimse birşey elde edememiştir bugüne kadar, kimse de edemeyecektir.ARZU KÖK

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Halkevleri, Köy Enstitüleri ve Masonik Öğretinin Kitlelere Empoze Edilmesi

Cumhuriyetin kurulmasının ardından masonlar CHP kadroları içinde örgütlenmeye başladılar. Atatürk 1935 yılında bu masonik örgütlenmenin farkına vararak locaları kapattı. Ancak yine de masonik felsefe yaşamaya ve dahası dönemin Halkevleri ve Köy Enstitüleri gibi kurumlarıyla kitleselleşmeye devam etti.

Halkevleri"nin kuruluşunda tüm yetki, birçok masum insanın asılmasından sorumlu olan Ankara İstiklal Mahkemesi"nin mason reisi Dr. Reşit Galip"e verilmişti. Dr. Galip, Halkevleri"nin açılışı ile ilgili TBMM"de yapmış olduğu konuşmada İslam dininin Türkiye için yol gösterici olamayacağını iddia etmişti. Halkevleri dergisinin sahibi Doç Dr. Anıl Çeçen, bu fikirleri şöyle aktarıyordu:

Dr. Reşid Galip... Türk ulusunun ulusal amacının artık değiştiğini, İslamcılık ve Osmanlıcılığın ulusal hedef olamayacağını ancak çağdaş uygarlık yolunda Türk ulusunun hakettiği yeri alabilmesinin yeni ulusal amaç olabileceğini, Orta Asya"nın kuraklık içine girmesinden sonra Türklerin dünyanın her köşesinde uygarlığı yakalamaya çalıştıklarını, Türklerin tarihinin belirli dönemlerinde bilim ve uygarlık açısından en üstün devletleri kurduklarını...(açıkladı)71

Halkevleri"nin açılmasında adı geçen bir diğer tanıdık isim, mason İçişleri Bakanı Şükrü Kaya"ydı. Behçet Kemal Çağlar,1935 Halkevleri adlı kitabının önsözünü Kaya"ya ayırmıştı. Şükrü Kaya, Halkevlerini şöyle anlatıyordu bu önsözde:

Halkevlerinin kültürel, sosyal ve ekonomik bakımlardan az zamanda yaptıkları tenvir, irşat hizmetlerini anlamak için kitaptaki yazılar ve rakamlar sağlamca şahittir. Halkevleri vatandaşların medeni, bedii irfan ve zevk ihtiyaçlarını tatmin edecek müesseselerdir. Her yurttaş orada bildiğini öğretir, bilmediğini öğrenir. Her Türk münevveri bilgisini istidadından ziyade bu milletin onu yetiştirmek için sarfettiği emeği borçludur. Hiçbir makam, hiçbir memuriyet, hiçbir eser bu borcu tam ödeyemez.72

1934 yılına gelindiğinde Halkevlerinin sayısı 103"e çıktı. İlk olarak 1941"de açılan ve Halkevlerinin köy şubesi konumundaki Halkodalarının toplam sayısı 4322"yi bulmuştu. Üye sayısı 55 bini bulan Halkevlerinde 2 milyondan fazla kişi "eğitim"den geçirilmişti bu süre zarfında.

1935 yılında Atatürk mason localarını yerinde bir kararla kapattığında ise, masonlar kendilerine ilginç bir teselli buldular. Ülkedeki en yüksek dereceli masonlardan biri olan İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, mason localarının kapatılması kararını basına açıklarken Halkevleri"nin mason localarının işlevini yerine getirdiğini ve bu yüzden mason localarının kapatılmasında bir sakınca görmediklerini söylüyordu. Üstad-ı Azam Kemalettin Apak Türkiye"de Masonluk Tarihi adlı kitabında Kaya"nın bu yaklaşımını şöyle anlatıyor:

Bu 33 dereceli kardeşin toplantısında Şükrü Kaya birader, masonluğun istihdaf eylediği sosyal ve kültürel faaliyetlerin bir müddetten beri Halk Evleri ve Halk Odaları tarafından yapılmakta bulunduğu gözönünde bulundurularak masonluğun artık faaliyetlerini tatil etmesi lazım geldiğine partice karar verilmiş olduğunu, Hükümetin de bu kararı tatbik mevkiine koymak zorunda olduğunu bildirdi.

Yani Şükrü Kaya"ya göre masonluk ile Halkevleri aynı felsefenin temsilcileriydi.

Halkevleri projesi ilerleyen yıllarda geliştirilmiş ve "Köy Enstitüleri" adıyla daha da geniş ve kapsamlı bir program başlatıldı. Mason Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel"in yönetiminde kurulan Köy Enstitüleri de aynı Halkevleri gibi, masonik felfeseyi topluma aktarma amacına yönelikti.

Bu felsefenin içeriği kısa sürede ortaya çıktı. 1945 yılında Ankara"daki Hasanoğlan Köy Enstitüsü bünyesinde kurulan Köy Enstitüleri Dergisi, İslam dinine ve islam dininin kutsal saydığı tüm değerlere gizli ve açık saldırmaya başladı. Marksist eğilimleri ile tanınan İsmail Hakkı Tonguç"un, adı geçen dergide yazmış olduğu bir makalede şu satırlar dikkat çekiyordu:

Ümid edelim ki, yarının dünyası imanını göklerden gelecek görünmez kuvvetlerle ve fizik ötesi fikirlerle beslenmesin. Eğer onun kuvvetli ve mesut bir temeli olsun istiyorsak biz insanlar yeni dünyaya şamil, ihtirassız, yalansız, insani, rasyonel ve reel taze bir din vermeliyiz. Köy Enstitüleri"nde yetiştirilen çocuklar, skolastiğe köle olmaktan kurtarılmaya çalışılmıştır..74

Bu alıntıdaki "insani, rasyonel, reel ve taze din" gibi içi boş kavramlar, da masonizmin temeli olan seküler hümanizmin terimleridir.

Köy Enstitüleri"nin yayınlarında: Nazım Hikmet"in materyalist felsefeyi savunan şiirleri, öğrencileri Allah"ın varlığını inkara sürüklemeye yönelik mısralar, dinle ve kutsal değerlerle alay eden hikayeler de yer alıyordu. Türkiye Gizli Komünist Partisi"nin ilk Merkez Komitesi Azası Ethem Nejat"ın ve Mustafa Suphi"nin fikirlerine dahi başvurulmuştu.

Dönemin güçlü kalemlerinden Peyami Safa, Köy Enstitülerindeki Marksist propagandayı bir makalesinde şu şekilde yorumlamaktadır:

Çocuklara Nazım Hikmet"in şiirlerini ezberleten, marksizm hakkında konferanslar verdiren, dergilerinde de marksizm hakkında makaleler neşreden Köy Enstitülerinin komünist yuvaları olduğunu bilmeyen bir tek şuurlu Türk aydını yoktur... Köy Enstitüsü mezunlarından yazı hayatına girenleri Moskova Radyosu öve öve bitiremez. Daha geçen gün bir lisede Komünist propaganda yaparken yakalanıp ağır ceza mahkemesine verilen bir öğretmen de, yazıldığı gibi filoloji mezunu değil, Köy Enstitüleri yetiştirmelerindendir. Köy Enstitülerinin kapanması Kara Kuvvet"in zaferi ise, 30 Ağustos zaferine benzetilen kuruluşları Kızıl Kuvvet"in zaferi midir? Kızıl olmayan mutlaka Kara mıdır? Hür milletler camiası, kara milletler camiası mıdır?... Bu ters mantık sistemine ve Moskova iddiasına göre Köy Enstitülerinin yerini alan öğretmen okullarımız da kara öğretim okullarıdır. Çünkü bu okullarda Marx"a kasideler okunmaz, Moskof hademesi Nazım Hikmet"in plakları çalınmaz, şiirleri okutulmaz, şehirli ile aynı hak ve imkanlara sahip köylü ayrı bir sınıf sayılmaz, milli birlik parçalanmaz, sınıf kategorilere ayrılmaz.75

Köy Enstitüleri"ndeki bu Marksist propagandanın ortaya çıkması üzerine TBMM üzerinde büyük bir kamuoyu baskısı oluştu. CHP saflarından da Köy Enstitüleri"ne karşı eleştiri okları fırlatılmaya başladı. mason Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel"in yerine Milli Eğitim Bakanlığı"na getirilen R. Şemsettin Sirer"in Bakanlık müfettişleri tarafından hazırlatmış olduğu Köy Enstitüleri raporu ise ahlaki açıdan utanç vericiydi. İşte bu rapordan bazı alıntılar:

1-12 Numaralı Belge: .... Enstitüsünün kuruluşundan 1947 senesine kadar muhtelif zamanlarda kız öğrencilerin büyük bir kısmı Enstitü öğretmenleri tarafından rahatsız edilmiştir. Küme öğretmenlerinin, disiplin kurulu üyelerinin, bakanlık müfettişi Ziya Karamuk"un imzalarını taşıyan bu belgede, kız öğrencilerin öğretmenleri tarafından bizzat öpülüp sıkılmak sureti ile çirkin muamelelere zorlandığı ve ahlaksızlığa zorlandığı tesbit edilmiştir. Bu ahlaksız ilişkiler sonucunda bazı öğretmenler, kız öğrencileri ile kanun zoru ile evlenmek durumunda kalmıştır.

2-13 Numaralı Belge: ..... Köy Enstitüsünde kız ve erkek öğrenciler enstitü civarındaki Kalaycı civarında ve enstitü yatakhanesinde uygunsuz vaziyette yakalanmıştır.

3-14 Numaralı Belge:.... Köy Enstitüsü mezunu bir köy öğretmeni, kendi okulu öğrencilerinden bir kızı iğfal etmiştir. Ahlaki durumları arzedilen öğretmenlerin yetiştirmiş olduğu öğrencilerin mezun olduktan sonra tayin edildikleri okullarda öğretmenlerinden gördükleri gibi hareket ettiklerinin delili olmak bakımından bu belge ayrıca bir önem taşımaktadır.

Köy Enstitüleri ile ilgili raporda anlatılanlar bu kadar değildir. Cinsel serbestliğin yanısıra öğretmen ve öğrencilerin modernlik adına sabahlara kadar süren içki alemleri raporda yeralan diğer örnekler arasındadır. Ayrıca 47 Numaralı belgede Enstitülerde gizli ve açık olarak ahlaksız yayınlar yapıldığından ve Köy Enstitüleri Dergisi"nde bu ahlaksız yayınlara çanak tutulduğundan, aile içi (ensest) ilişkilere kadar vardırılan cinsel sapkınlıklara yer verildiğinden bahsedilmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı Başmüfettişi Fethi İsfendiyaroğlu, Köy Enstitüleri"nde yapmış olduğu incelemeler sonucu elde ettiği izlenimlerini şu sözleri ile ifade ediyor:

Umumiyetle sureti mahsusada köyden, köy çocuğunun ailesi muhitinden çok uzaklarda, adeta dağ başlarında kurulup, gerek köylülerin ve gerek şehirlilerin çevresinden ayrı bulundurarak her türlü muzir telkinlere kolayca imkan ve fırsat bulacak ıssız yerlerde işler hale getirilen ve 40 binden fazla köylümüzü milli ruhtan mahrum, muzir ve solcu fikirlerin telkinine memur birtakım köy öğretmeni yetiştirmeye çalışmışlar ve bunların vatan sevgisi ile dolu olmayanlardan bir takımını maalesef tamamıyla zehirlemişlerdir. Bereket versin ki bir çoğu, temiz köylülerimizin tertemiz kanlı evlatları olduğundan bu menfi ve muzir propagandalar ve yıkıcı telkinler onların asil ruhlarında bir iz bırakmamışlardır. Hatta bir nevi reaksiyon husule getirmiştir...76

Halkevlerinde ve Köy Enstitüleri"nde yürütülen tüm bu ateist ve materyalist propaganda ile ahlaki dejenerasyon sürecinin, masonların Türkiye için öngördükleri stratejinin bir parçası olduğuna dikkat etmek gerekir. Bu nedenledir ki, Köy Enstitüleri"nin kapanmasından yıllar sonra bile mason yazarlar ve gazeteciler Köy Enstitüleri"ni savunmuş ve hatta bunların yeniden hayata döndürülmesi için çaba harcamışlardır. Masonların yayın organlarından Mason Dergisi"nde yer alan bir makalede, Köy Enstitüleri için "Türk eğitim tarihinin en görkemli projesi" ifadesinin kullanılması, yeterince açıklayıcıdır:

Orta eğitimin başlıca nitelikleri, evrensel, insancıl, laik, pozitivist bir anlayıştan kaynaklanan, ulusal bilinç veren eğitim program ve politikalarıydı. Din dersleri kaldırılmıştı. Kırsal Kesimin eğitimi T.C"nin karşılaştığı en önemli sorunlarından biriydi. Köyün her açıdan kalkınmasını sağlayacak, öğretim biçiminin geliştirilmesi ve bu ereğe ulaşmaya yönelik eğiticilerin yetiştirilmesi hızla gerçekleştirilmeliydi. Köy Enstitüleri bu amaçla kuruldu. Kanıma göre Türk eğitim tarihinin en görkemli projesidir Köy enstitüleri.77

Aynı makalede mason yazar, Halkevleri için de "misyoner bir anlayışın ürünü" ifadesini kullanmaktadır. Söz konusu misyonerlik, kökeni Tapınak Şövalyelerine uzanan, din düşmanlığını kendisine en büyük görev kabul etmiş bulunan masonik misyonerliktir.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/koy-enstituleri-bu-konuda-bir-yazi_3898533.html

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
27 Mayis 1960 Devrimi,Cumhuriyet Devrimlerinden sonra Turkiye`nin yuzaki- buyuk bir devrimdir.

Hic bir zaman unutulmamalidir,unutulmayacaktir:
Turkiye bugun hala ayakta durabiliyorsa, bu once Ataturk-Cumhuriyet Devrimleri sonra da 27 Mayis Devrimlerinin getirdigi ilkeler ve kurumlar sayesinde mumkun olabilmektedir.
Turkler`in en onemli Bayrami olarak her zaman kutlanmalidir Menderes ve Celal Bayar ser ikilisinin Demokrat Partisi, Ataturk Devrimlerine ihanet etmis ve Turkiye`nin sakli bir somurge durumuna getirilmesinin temellerini 1950`li yillarda atmistir.

Bu Parti`nin 10 yillik uygulamalari  demokrasi, aydinlanma, kultur ve sanat dusmanligi sergilemistir. Arap kultur ve emperyalizminin simgesi olan Arapca`yi ezan ve Anayasaya egemen kilarak  anilan dile yakin uydurma Osmanlica`ya cevirmisler, yani dilimizi igfal etmisler, dini siyasetle kirletmenin en belirgin orneklerini vermislerdir.

Hukumet olur olmaz , Izmir`in uygarlik simgeleri  tiyatrolari kapatmislar, o yillarda Sehrin -tek- cok sesli muzik bandosunu lagvetmisler, Halkevi kutuphanelerini dagitmislar, egitimde ozgun bir Turk uygarlik modeli olusturan ve kokten, halktan kalkinmamizi ongoren Koy Enstitulerini "komunist yuvalari" seklindeki yalan ve iftiralariyla ortadan kaldirtarak Turkiye`nin aydinlanma ve  uygarlasma surecinin onunu kesmisler ve bunlari, Turkiye`yi somurgelestirmek, yok etmek amacini hicbir zaman  unutmamis olan yabanci somurgenlerin, yani ozellikle bugunku AB ulkeleriyle ABD`nin gudumunde, on paralik yardimlar icin yapmislardir.

Turkiye`de egitim kalitesini , sozde demokratik yeniliklerden saydiklari Okul-Aile Birlikleri kanaliyla yerle bir etmisler, komunist olarak yaftaladiklari cok degerli ogretmenlerimizi  olmayacak yerlere atayarak okullarimizin niteligini dusurmusler, bircok vatansever- toplumcu,insanci  ogretmenimizi islerinden atarak onlari yoksulluk ve sefalet icinde olume terketmislerdir. Boylece egitimin temel kurumlari olan ortaokullarimizi ortaokul ; liselerimizi de  gercek lise duzeyinde olmaktan cikarmislardir.

Turkiyemizde yolsuzluk, kayirma, haksizlik, ozellikle yargi guvencesinin katli, Menderes-Bayar-Polatkan-Koprulu doneminde baslamistir. Yargi camiasi icinden Adil Gunesoglu gibi ilkesizleri bularak muhaliflerini bu gibi kislere yargilatip hapse mahkum ettirmislerdir.

Bunlar universite ozerkligine karsi savas da acmislar, "fikri-irfani-vicdani hur" genclerimizin yetismelerini onlemislerdir.
Universite Ozerkligi`ni savunan Istanbul Universitesi Rektoru Ataturk`cu Prof. Siddik Sami Onar`in karsisina silahli memurlar cikarmislar ve ozgur universitenin bu Cumhuriyetci bekcisi Siddik Sami`yi yerlerde surukletmislerdir.

Turk`luk onurunu satmislar, yerle bir etmislerdir. Muhalefet doneminde yaptiklari  yalan propaganda ve iftiralarla Hasan Ali Yucel, Ismail Hakki Tonguc gibi  dunyanin en devrimci ve uygarlikci, halkci aydinlanmacilarinin 1946-50 Iktidari`nca gozden cikarilmalarina neden olmus, bu yolla ulkemize en buyuk kotulugu yapmislardir. Kisacasi,bunlarin bilincsizligi  ve hangi nitelikte insan ve politikaci olduklari daha muhalefet donemlerinde belli olmustur.

Ulkemiz`i Meclis onayi olmaksizin Kore Harbi"ne  sokmuslar, bir Tugay askerimizin  ABD kuvvetleri yaninda, bilmedigi, tanimadigi  ulke kuvvetleriyle carpismalarina ve binlercesinin olumune neden olmuslardir.

Ataturk`un Selanik`teki evini bombalatarak tarihimizin yuzkarasi 6-7 Eylul 1955 olaylarinin Istanbul`da gerceklestirilmesinin yazarlari da iste bu Demokrat Parti hainleri ile o tarihlerde bunlarla ortaklik etmis olanlardir:
Ulusumuzun yuzunu tum dunyada karalamislardir. 1960`lardan bu yana bu olay dis dunyada  aleyhimizde bir propaganda araci olarak, Rumlar, Ermeniler ve Turkiye somoruculeri ve boluculeri tarafindan kullanilmis ve kullanilmaktadir; bu konuda savunmamiz da yoktur, olamaz.

Bu-DP`li- bilgisiz, deneyimsiz ve kotu insanlar, Amerika`daki MacCharty donemi`nin "komunizme karsi cadi kazani"ni Turkiye`ye sokup uygulamislar,  1958 yilinda  1 dolari 2,80 TL`den 9.00 TL`ye cikararak
 bozulma donemlerinin temellerini atmislardir.

Yoksulluk artmis ve ulkemiz insaninin temel  degerleri bozulmaya baslamistir, her turlu ahlaksizlik, yoksulluk  ve fuhus artmistir. O zamanlar somurge belledikleri( bir anlamda simdi de oyle) ulkemizdeki Amerikan askeri gorevlileri sapkalarini , paramizin degerinin dusurulmesiyle birlikte,havalara firlatip bayram etmisler ve yurdumuzda nerdeyse bedava yasamaya baslamislardir. Boylelikle Amerikan subaylari ulusumuzun fakir cebinden zengin edilmislerdir.Butun bunlara kosut olarak ulkemiz insaninin manevi degerleri bozulmaya baslamis, caresiz kalan halk  kurtulusu dinsel dogmalarda aramaya yonelmistir.

DP iktidarinin hesap-kitap bilmez Maliye Bakani ve emrindekiler Devletimiz`in 2. Dunya Savasi yillarinda, yokluk-kitlik icinde, buyuk ozverilerle biriktirdigi altin ve dovizi carcur ettirmis, hesapsiz kitapsiz harcamalar , yalan ve sadece gosteris icin yapilan yatirimlarla hazinemizin kokunu kurutturmustur;boylelikle ABD ve Avrupa kuyrugu olmuslar, ulkemizi; askeri yardim adi altinda, curuk-carik Amerikan malzemesiyle doldurtmuslar, yani Turkiye`yi  bir makina coplugu, hurdalik haline getirmislerdir.

Bu arada ulkemizi Amerika ve Avrupa`nin Sovyetler`e karsi bir on karakolu ve Sovyetler`in ilk hedefi haline getirmislerdir.  Bu tutumlarin sonucu olarak 1962 yilindaki Kuba Fuze Krizi`nde  ulkemiz Sovyetler`ce, Kuba karsiliginda,  nukleer silahlarla vurabilecek ilk ulke olarak rehin tutulmus, yani hedef olmustur. Butun bunlar Amerikan kitaplarinda yazildiktan, aciklandiktan , yani is isten gectikten sonradir ki  o gafil Hukumetìn ayaklari suya degmis, ancak, bir turlu mazlumluktan kurtulamayan halkimizin  butun bunlardan haberi olmamis,Sovyet nukleer fuzeleri  Turkiye`ye yonlendirilmisken Menderes Hukumetleri sayesinde insanlarimiz deliksiz uykuya daldirilmistir.

Askerlerimizi Kore`ye  Meclis Karari olmadan gondererek Mehmetciklerimizin yok yere telef olmalarina neden olmuslar, kendilerine muhalif olanlari ezmisler, hapislere tikmislar, Ismet Inonu`ye suikast duzenletmisler, yollarini kestirmisler, 70`ine basmis  bir buyuk Istiklal Harbi Kumandani, Ataturkùn en yakin silah arkadasi, Lozan Andlasmasi`nin Turk mimari ve 1950`ler sonrasinin buyuk devlet adami Ismet Inonu`nun bircok yerde yasamina kastetmisler; kurtarilabilmesi icin  o yastaki bir buyuk insanin yuksek duvarlardan atlatilmak zorunda kalmasina neden olmuslardir. Kapildiklari iktidar hirsiyla utanma  ve vatan sevgisi duygulari korelmis bu  grup, onlerine kattiklari o zamanki Millet Meclisi uyleleri ve Parti yoneticileriyle birlikte bir Milli Kahraman`a yaptirdiklari  bu alcakliklardan hicap duymamislardir.

Basina Abdulhamit devrindekine benzer sansur uygulamislar, gazetelerin cogunun  birinci sayfalarinin hergun beyaz cikmasina neden olmuslardir;hatta o donemde bazi yayin organlari mansetlerine, siyasi konularin sansurlenmesi nedeniyle, " patlicanin nasil yetistirilecegi" gibi mansetler atmislardir. Turk basini  Cumhuriyet tarihinde 1950 ile 1960 yillarinda yasadigi  ozgursuzlugu  baska hicbir hukumet doneminde yasamamistir.

Meclis`te olusturduklari bir "Tahkikat Komisyonu" na  yargi erki vererek, yani Anayasa`yi ihlal ederek  ulkede teror estirmislerdir.

Saidi Nursi gibi gerici ve boluculerin ellerini operek Fethullahlar`a yol acmislar ve Said-i Nursi taraftarlarinca, Turk Bayragi yerine  yesil bayraklarla karsilanmaktan zevk ve onur duymuslardir.

Akademisyenlere " kara cuppeliler" adini takmislar, " Silahli Kuvvetler"imizi  Yedek Subaylar`la idare edebileceklerini soylemisler, kendilerinden olanlar icin Vatan Cepheleri kurmuslar,yasamda olmayan vatandaslari bu Cephe`ye katilmis gibi gosterip isimlerini, okunmasi saatlerce suren-yalan- listeler halinde delet radyolarinda ilan ettirmisler; insanlarimizi bu Cephe`den olanlar- olmayanlar seklinde ayirarak ulusal birlik ve butunlugumuzu bozmuslar, boylelikle ulkemizdeki siyasal boluculugun ilk temellerini atmislardir, Ataturk Devrimlerini " tutan devrimler ve tutmayan devrimler" kategorilerine  ayirarak Ataturk ilkelerine ihanet etmisler, 1957 secimlerinde parayla oy toplamislar, o zamanin  yurekli muhalifi Osman Bolukbasi`yi, yargiya mudahale ederek, hapse mahkum ettirip,surundurmuslerdir.

Kisacasi, Turkiye`nin bugun icine dusuruldugu durumun temellerini Menderes-Bayar takimi ve isbirlikcileri 1950-60 yillari arasinda atmis ve kendilerinden sonra benzer yolda yurumus Demirel-Ozal- Erbakan-Turkes -Yilmaz-Ciller-Erdogan gibi siyasal egitim ve kulturleri olmayan capsiz kisilere, dini siyasete alet ederek,  ulkemiz politikasina egemen olmalarinin yollarini gostermislerdir. Insanlarimiz ve vatanimiz 1950-1960 donemi ile bunun  devaminin acilarini bugun hala cekmektedir ve cekecektir.

Bu konuda  yasanmis olanlarin ayrintilari  binlerce sahife tutar.

Butun bu DP- Menderes-Bayar kirliliklerinin uzerine, o yillarda 27 Mayis, bir gunes gibi aydinlatici, dogmustur.

Farkinda ve bilincinde olunamasa da, 27 Mayis, Turk Ulusu`nun buyuk Bayram gunu olarak tarihe gecmistir.
Ü.Recep Bassoy                                         
************
MUSTAFA KEMAL, İSMET İNÖNÜ VE  KÖY ENSTİTÜLERİ

  Yazan: Muzaffer DELİGÖZ(*)
Türkiye"de bir kısım kişiler; Atatürkçülüğün, İlericiliğin ve medeniyetin bir gereği olarak gördükleri Köy Enstitülerinin DP tarafından kaldırılmasını hazmedemiyorlar. Dünyanın bugünkü gelişmişliğine rağmen hâlâ Köy Enstitülerine Türkiye"nin ihtiyacı olduğunu savunuyorlar.

Meselenin aslı incelendiğinde konunun Köy Enstitüleri değil, Mustafa Kemal Atatürk"ten sonra İsmet İnönü"nün Devletin yönetiminde ortaya koyduğu ideoloji meselesi olduğu görülür. Daha sarih bir ifade ile; Mustafa Kemal Atatürk"ün fikir ve yönlendirmeleri ile kurulan ve yürütülen Türkiye Cumhuriyetinin, İnönü dönemi ile birlikte değişik bir ideoloji ile yönetilmek istenmesi meselesidir. 

İsmet İnönü ve ekibinin, M. Kemal"i sevmemeleri bir tarafa, M. Kemal"in fikir ve ideolojisini aynen tatbik etmeleri O"nların "YOK kabul edilmesi" olacaktı. O günkü halkın ve aydınların fikri yapıları; baştakini "EBEDİ ŞEF", "DEĞİŞMEZ BAŞKAN" veya "MİLLİ  ŞEF" olarak görme seviyesinde idi. Bu da ŞEF"in,  ekonomiden eğitime, sanattan siyasete kadar her konuda kendi damgasını vurmasını gerektiriyordu.

Mustafa Kemal bunu yapmıştı. Osmanlıdan kalanları temizlemiş; Medeniyet membaı olan Avrupa"nın alt yapı olarak kabul edildiği İnkılâpları tatbike koymuştu. Yani " YENİ TÜRK CUMHURİYETİ YARATILMIŞTI". Sembol olarak da, 10 Mayıs 1931 de yapılan 3. CHP Kurultayında "ALTI OK" seçildi. 

M. Kemal"in yerine gelen İsmet İnönü"nü ve ekibinin bu prensip ve tatbikatları devam ettirmesi Mustafa Kemal"in iktidarda kalması ve "EBEDİ ŞEF" liğinin devam etmesi demekti. Ya buna razı olunacak, mûti bir çömez olarak çalışılacaktı veya kendi sistem ve prensiplerini koyan yeni (ŞEF) olunacaktı. Bu da yeni bir şablonun tatbikini gerektiriyordu. 

  İsmet İnönü; son yıllarda arası açılmış olan ve kendisini Başbakanlıktan azletmiş (öldürülme emri vermiş de deniyor) bulunan Mustafa Kemal"in gölgesinde iktidar olmak istemedi. Cumhurbaşkanı seçilmesinin hemen akabinde 26.12.1938 de Üsnomal (olağanüstü) Büyük Kurultayda verdiği nutuk"ta bunu seslendirdi.. İnönü bu konuşmasında "Atatürk"e karsı hiç bir zaman solmayacak olan sevgi ve tazim hislerimizi ifade etmekle şeref duyarım" demesine rağmen; "Partimizin hüviyetini tarif eden altı prensibimiz, fena ellerde ve yanlış tatbikat ile eksik gösterilebilir." diyerek geçmişi eleştiriyordu. Kendilerinin yapmak istediğini de: "Sağlam bünyeli, yüksek istidatlı, asil bir milletin siyasi hayatına, istikamet vermek iddiasındayız" şeklinde ifade ediyordu.

  Bu kongrede İsmet İnönü, "Değişmez Genel Başkan" ve "Milli Şef" unvanını da alıyordu.. Böylece TC de yeni bir dönem ve bu dönemin "Şefi" ortaya çıkıyordu. Artık Atatürk"ün fikir ve tatbikatlarının da değişimi başlayacaktır..

  Önce, Pul ve paralardaki M. Kemal resimlerinin kaldırılması ile şeklen başlayan bu değişimin devam etmesine karşın, Mustafa Kemal"e sadık kalanlarla çatışmaya girmemek, onları da kullanmak için bazı görevlere getirildiler. Mesela,  Atatürk"ün Başbakanı Celal Bayar, yeni ekip güçleninceye kadar Başbakanlığa devam etti. 

  Mustafa Kemal Atatürk döneminde söylenmemiş bir ifade ile,  "Kemalizm"  sözcüğü tatbikata konuldu. Gerçi  "Kemalizm" tâbiri de İnönü tarafından 14 yıl sonra yapılan 10. Kurultay"da "Atatürk yolu" sözcüğüyle değiştirilecektir. (http://www.chp.org.tr/index.php?module=content&page_id=456

  Bu tarihten sonra yapılan tatbikatlara bakıldığında; seçilen şablonun, o günlerin yükselen ideolojisi olan "Enternasyonal Sosyalizm" olduğu görülüyordu.. Devletin yapısı bu ideolojiye göre revize edilmekte idi. 
  Mustafa Kemal"in koyduğu sistem ve prensipler, ismine dokunulmadan, içi "yeni ideoloji"ye göre doldurulmaya başlanmıştı. Yapılan tatbikatları incelediğimizde; Mustafa Kemal"in tahtından indirilmesine karar verildiği sarih olarak görülüyordu. Ancak, yapılanların sevabı İnönü"ye; günahları da ideolojinin kurucusu gösterilen M. Kemal"e gönderiliyordu.

  Bu sırada taraftarlarınca göklere çıkarılan tatbikatlardan biri Köy Enstitüleri, diğer Halkevleri idi. Aslında; birincinin görevi, Halkı yeni ideolojiye göre yönlendirecek gençleri yetiştirmek; ikincinin görevi memur ve şehirliyi yeni ideolojiye hazırlayacak mekân olması idi.

  O günlerden bugünlere kadar gelen THK ve Kızılay yeni ideolojinin finans ve taraftarları besleme kurumları olarak çalışıyorlardı.  Her İl ve İlçede kurulmuş olan bu kurumların üye ve yöneticileri devamlı aynı kişiler olur, yeni üye kabul edilmezdi. Hibeler, Kurban derileri, Milli Piyango bunların ana gelirleri arasında idi. Ancak, gelir ve sarfları devletin kontrolü dışında bulunurdu. 

  Ancak çok kısa sürede ortaya çıkan husus; İsmet İnönü"nün Mustafa Kemal gibi bir vizyona sahip olmadığı, her yönüyle bir ülkenin "Yeniden Yaratılması" gibi bir misyonu başaramayacağı idi. Ne "muasır medeniyet", ne "yönetim", ne de "hizmet"te Mustafa Kemal Atatürk"ün koyduklarının ötesinde ve üstünde hiçbir yenilik yapılamadı. Hatta denilebilir ki; Mustafa Kemal"in yeni devletteki Savaş kalıntılarına ve anlayış farklılığına rağmen kurabildiği ve çerçevelerini çizdiği Modern Müesseseler; üzerlerine basılarak tam ters anlamlarıyla kullanıldı. 

  Cumhuriyet kurulmuş ve hukuki çerçevesi çizilmişken, tatbikatlarla mana ve anlam kazandırılması gerekirken; Cumhuriyet adı kullanılarak Cumhur"a kan kusturuldu.

  Hâkimiyet; yüzyıllardır Halifeliği taşımış bir Millete,  "Hâkimiyet Bilâ Kayd-ü Şart Milletindir" denilerek kabul ettirilmişken; Demokrasi yerine "Şeflik" mantığı konularak, devlet bir zulüm makinesi haline getirildi.
  Mustafa Kemal"in milli değerleri yerine, solcuların Enternasyonal değerleri tatbike çalışıldı. 
  Atatürk"ün kapattığı Mason Dernekleri açıldı, Devlete hâkim oldular.
 
  Komünist Partiyi kapatan ve ileri gelenlerini Karadeniz"e döken Mustafa Kemal"e rağmen İnönü, Türkiye Komünistliğinin ideoglarına Devlet yönetimini teslim etti. 

  "ŞARK, Rusya"dan ibaret değildir. O havalide bizi birçok revabıt-ı muhtelifiye tahtında dinen, ırken, harsen alâkadar eden birçok milliyetler vardır... Rusya"ya karşı gösterdiğimiz temayülün belki de mühim bir sebebi, o milletlere ait olan alâka-yı kaviyedir... Onların saadetini, onların istiklalini temin etmektir... Bu maksadı ihtilafa meydan vermeksizin halledebilirsek, büyük bir muvaffakiyet olur." Diyen Mustafa Kemal"in rağmına, Rusya içindeki Türk Milletleri görmezlikten gelindi. 

  İnönü bir askerdi ve idarede de bir asker gibi davranıyordu. Aynen Lozan"da asker çizmeleriyle masaya oturduğu gibi.. Özalp"te 33 vatandaşı mahkemenin beraat kararına rağmen kurşuna dizdiren Muğlalı Paşa için "Anadolu"da Muğlalılar olmasa, biz Ankara"da rahat uyuyamayız" dediği rivayet edilir.

İnönü"nün 1946 da çok partili hayata geçme kararının sebebi kendi ideolojisinin gereği olmamıştır. Türkiye"nin Batı"ya yönelmesini hızlandıran asıl önemli gelişme 1945 yılındaki Sovyet tehdididir. O güne kadar iyi geçinilen ve hatta örnek alınan Stalin yönetimi 1925 antlaşmasını uzatmayacağını açıklamış, ayrıca Kars, Ardahan ve Artvin"i de isteyen ve Boğazların ortaklaşa savunulmasını öneren bir nota vermişti.. Bu tehdit İnönü"nün başta A.B.D olmak üzere, Batı dünyasıyla ilişkilerini geliştirmesini hızlandıran temel etken olmuştur.

KÖY ENSTİTÜLERİ:
İnönü idaresinde; tek tip elbise giydirilmek istenen ve "Modern yaşam" dedikleri Evrensel ideoloji anlayışı ile yetiştirmeğe çalışılan gençler yoluyla Türk Köylüsü rejime entegre edilmeye çalışılıyordu. Bu görevi de Köy Enstitüleri yüklenmişti.

Bu gayeyi ve Enstitülere karşı olanları; Okulların kurucusu olan Tonguç"un oğlu şöyle cevaplıyor:

  ""¦..Ve ideolojik inançları (sağ ya da sol ) nedeniyle Köy Enstitülerine karşı olmak gereksinimi duyanlar. Burada sağ kesimdekilerden nesnellik beklemek zaten usa aykırı olur. Sola gelince: Oradaki sorun bazı solcularca sol ideolojinin sindirilip özümsenmemiş olmasından kaynaklanıyor. Böyle olunca da Köy Enstitüleri olayını kafalardaki ideolojik şablonlara uydurmakta başarı sağlanamıyor.
Hele Marksizm"le ilk kez karşılaşan bazı kafaca yeni yetmeler var ki, onlar toplumsal ilişki ve olayları anlayıp yorumlamakta son yüzyılların bu en değerli kuramının kendilerinden önce kimse tarafından bilinmediği yanılgısıyla da yüreklenerek bilgilerini aşan yorumlama ve analizlere kalkışıyorlar. Bunlardan biri "1960"dan önce Türkiye"de Marksist yoktu" diye yazabiliyor!
Marksistin acemisi hekimin, şoförün, berberin acemisi kadar tehlikeli! Bedensel zararlar veremiyorlar ama, kafaları, özellikle gençlerinkini iyice karıştırabiliyorlar.. Sol eleştirilerden ciddiye alınıp yanıtlamaya değer olarak geriye olmuş, oturmuşluklarına inanmak istediğimiz Marksistlerinki kalıyor. Ama onların içinde de, değerlendirmelerinde solun genellikle uzun yıllardan beri önemli bir başarı gösterememiş olması sonucu, Köy Enstitüleri gibi başarılı bir uygulamaya karşı duydukları rahatsızlığın verdiği öznellikten kurtulamayanlar olabiliyor.

  Köy Enstitülerini kuranlar Kemalist miydi?
Eleştirilerde Kemalizm küçümsenerek bir olumsuzluk öğesi olarak kullanılıyor. Onların anladığı Kemalizm ile kurucularınki aynı şey değildir. Kurucuların inandığı Kemalizm"in çıkış noktası tam bağımsızlık, ulusal devlet ve Altıok ilkeleridir.  Son amacı da işin en yüce değer sayıldığı, varsıllığın hakça bölüşüldüğü,  uygar, mutlu, özgür bir çağdaş ulus, bir sosyal devlet yaratmaktır. Bu nedenle de Kemalizm dondurulmuş, kalıplaşmış bir ideoloji değildir, ucu (özellikle sola) açıktır. Ülke aydınlarının görevi Kemalizmi bu doğrultuda geliştirmek, yeni devrimci atılımlar oluşturmaktır. Evet, kurucular Kemalist"tirler, ama bu anlamda!"

KÖY ENSTİTÜLERİNDEKİ UYGULAMALAR
       Eleştiriler daha sonra Köy Enstitülerindeki uygulamalar üzerinde toplanıyor. Önce iş eğitimi:
     İş eğitimi "Marksist-komünist politeknik akımdan farklı olarak iş basit bir alıştırma ve küçük çaplı meta üretmeye indirgenerek basit bir öğretim aracı olarak kullanılmış". Anlaşılan bu konudaki genelgeleri, anıları, yazılıp çizilenleri hiç okumamışlar. Bunu yaparlarsa işin her boyutuyla bilincinin verilerek yaptırıldığını, savlarının tersine, "genel formasyon edinimi"nin önde tutulduğunu ve uygulamaların gerçek anlamda ekonomik değeri olan üretime yönelik olduğunu görürler. 
-----------
KÖY ENSTİTÜLELRİ 2000 -  ENGİN TONGUÇ                               
  Bizim söylemek istediklerimizi Sayın Tonguç dobra dobra açıklıyor.

BAŞKA SÖZE GEREK VAR MI ?
Bu okullardan mezun olan Mustafa Sungur anlatıyor:
"Bir nevi zehir merkezi gibi idi orası. Bir muallim vardı. Kuran"ı, -haşa- peygamberimizin kendisinin uydurduğunu söyler ve inkar eder sözler sarf ederdi. Kısmen kapıldık O"na ama, ruhumuz ve kalbimiz yani iman ve Kur"an ve Allah inancı hiç sarsılmadı." 

  Bu devrin tatbikatlarında Türk Milletinin; milli, dini, harsi özellikleri ayaklar altına alınıyor, eğitim, tarih, sanat ve edebiyatta yabancılaşma alabildiğine yaşanıyordu. Mustafa Kemal"in döneminde görülmemiş uygulamalar "Kemalizm" adı altında ve "Kemalizm" in gereği ve fikri gibi gösterilerek bu işlerin günahı da ortada olmayan Mustafa Kemal"e havale ediliyordu. Böylece İnönü, Mustafa Kemal"e olan hıncını almış oluyordu.

  İnönü"nün tatbikatları olduğu halde "Kemalizm"e yüklenen bazı uygulamalar:

1946 yılında demokrasiye geçiş döneminde serbest bırakılana kadar Hacca gitmek yasaktı. Başka Ülkelere giderek Hacca gitmek de mümkün değildi, Zira pasaportta S.Arabistan vizesinin bulunması ceza görmeniz için yeterli sebepti. Cumhuriyet"te yapabildiği ilk Hac 1947 de oldu. 1947 ve sonraki senelerde yapılan Haclarda, Türkiye"ye bakteri taşıyabileceği sebebiyle Zemzem getirilmesi yasaktı. Bir yolla Gümrüklere getirilen Zemzemlerin dökülme hikâyeleri devamlı duyulurdu.

Kur"an-ı Kerim öğreten hiçbir kurumu olmadığı gibi, özel olarak Kur"an öğrenmek de yasaktı.
Camiler kapatılıyor; silah deposu, tahıl ambarı yapılabiliyor veya kiraya veriliyordu.

Müezzinler Ezanı Türkçe okumak zorunda idiler. Arapça ezan okuyanlar cezalandırılıyordu. Bunun yaşanmış örneğini 
http://muzafferdeligoz.blogcu.com/1396507/  de okuyabilirsiniz. 

Mustafa Kemal"in ölümünden sonra Cumhurbaşkanlığı Alaturka Musiki Grubu lağvedilmiş, TRT Türk musikisi arşivi yok edilmişti!.. O dönemde sadece Muzaffer Sarısözen"in tek başına sürdürdüğü çalışmadan söz edilebilir. Bilmem inanacak mısınız ? Klasik Türk Musikisi Devlet okullarında eğitim ve öğretimden resmen çıkarılarak, öğretilmesi yasaklanmıştı. Aynı şekilde, Türk Musikisinin radyolarda çalınması da yasaktı. Radyolarda yalnızca Avrupa klasik müziği programları vardı. 1960"lardan sonra Türk musikisinin radyolarına %10 seviyesinde konma kararı da İlericilerden büyük tepkiler almıştı.

Okullardaki "resim" derslerinde TÜRK resminin temelini teşkil eden Minyatür, Ebru ve Hat sanatlarının1 hiç birinden bahsedilememekte idi.. 

Atatürk"ün Türk Dil ve Türk Tarih Kurumlarını, bizi Dünya Türkleri ile yakınlaştırmak ve bütünleştirmek için kurulduğu söylenir. Ama, Atatürk"ün ölümünden sonra bu kurumların çalışmaları ve tatbikatları Asya ve Avrupa Türkleri ile Dil Bağını tehlikeli biçimde kesmişti. Bugün görüyoruz ki, Avrupa ve Asya Türkleri bizim 50 yıl önce kullandığımız, ama şimdi unutmuş olduğumuz kelimelerle konuşmaktadırlar!..

TÜRK tarihine ait ders kitapları tedrisattan kaldırılmış, ilkokuldan liseye kadar Yunan ve Avrupa Tarihi ağırlıklı olarak okutuluyordu. Din Dersleri kaldırılmış, yerine Felsefe dersleri konulmuştu.. Böylece milletimizin Türkiye dışındaki Türklere ve maziye duyması gereken tabii ilgi, daha kaynağında söndürülmüştü. 
Geleneksel TÜRK tiyatrosu, Karagöz ölüme terkedilmiş, bale ve modern tiyatrolara önem verilmişti. ... Halbuki 1980"li yıllarda bile Yunanlılar televizyonlarında "KARAGOZİ" gösterileri yapılıyordu..

Parti - Devlet işbirliği uygulaması yapılmakta idi. Bu sebeple İçişler Bakanı aynı zamanda CHP Genel Sekreteri;  Valiler aynı zamanda Belediye Reisi ve CHP İl Başkanı idiler.
Polis ve asker halk için bir zulüm makinesi halini almıştı. Bir hadisede bir köy toptan bombalanarak imha ediliyor, diğer bir yerde 33 kişi mahkemenin beraat kararına rağmen askeri komutan tarafından kurşuna dizilebiliyordu.

Dini kitap okuyanlar mahkeme mahkeme sürülüyor, atılan dayaklardan karakollarda ölenler oluyordu. Hiçbir suçu olmasa da kişileri idari makamlarca başka illerde ikamete memur edebiliyor, köyler sefalet içinde yüzüyordu.

İnönü döneminin eğitim ve kültür alanındaki gelişmeleri ise, klasik Avrupa müzik eğitimine önem verilmesi, tiyatroları yaygınlaştırılması, doğu ve batı klasikleriyle donatılan  Halkevlerinde yeni kitaplık ve kütüphanelerin açılması idi.

Ticaret, Sanayi ve Teknoloji"de İnönü devrinde yapılmış büyük hamleler yoktur. Bunu göstermek için  1950 de CHP den devleti teslim alan DP nin yaptığı çalışmalar ile CHP nin yaptıklarını rakamlarla göstermek yeterli olacaktır:
1948 yılında 1.800 civarında olan traktör sayısı, 1957 yılına gelindiğinde 44.000"i aşmıştır.
1950 yılında yaklaşık 1.000 olan biçerdöver sayısı, 1957 yılında 6.000"e ulaşmıştır.
1950 yılında 1.640 km. olan asfalt yollar, 1969 yılına gelindiğinde 7.000 km.yi geçmiştir.

1950-1960 yılları içinde açılan bazı devlet işletmeleri şunlardır:

Makine Kimya Endüstri Kurumu(1950), Denizcilik Bankası(1951), Et ve Balık Kurumu(1952), Devlet malzeme Ofisi(1954), Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı(1954), Türkiye Selüloz ve Kağıt Fabrikaları(1955) ,Ereğli Demir Çelik Fabrikaları (1960). Orta Doğu Teknik Üniversitesi (1957),Erzurum Atatürk Üniversitesi (1958),
http://www.ait.hacettepe.edu.tr/egitim/ait203204/II11.pdf
(*) Gazeteci-Yazar (muzafferdeligoz@ena-ajans.com)
***
Birkaç haftadır Kemalizm ve bu çerçevedeki bazı yazılarınızı okuyorum. Görebildiğim kadarıyla, yazılanlar basit detaylar ve duyumlardan ibaret kısa cümleler halinde.

Bu konulara temas eden "Hatıralarım" içindeki "Köy Enstitüleri" kısımda yazdıklarımı sizlere duyurmak istedim. Zira, içinde bahsettiğiniz konuları anlatan kısımlar var. İncelemenizi diliyorum. Hiçbir kasıt olmadan hazırlanmış bu yazıda katılmadığınız kısımları nazara almayınız.. Bilgiye ve belgeye dayanan yazılarınızı da benim mail adresim olan (muzafferdeligoz@ena-ajans.com) a gönderirseniz yazılarıma katkıda bulunmuş olursunuz. 

İsmet İnönü"nün "Kemalizm"i ile, Atatürk"ün Devrimleri ve Altı prensibi arasındaki farklılığı ilişik yazımda görebilirsiniz.
Mustafa Kemal tarafından "Kemalizm" sözcüğünün sarf edildiği bir konuşma hatırlamıyorum. Resmi Devlet ideolojisinde de bu tâbir kullanılmıyordu.

İsmet İnönü zamanında kullanılmaya başlanılan bu sözcük; "Milli Şef"in tatbikatlarındaki yanlışlıkları ve günahları Mustafa Kemal"e yönlendirmekten ve ileriki tarihlerde milleti ikiye bölmekten başka bir işe yaramadı.
Bu konuda şu hususları nazara almak gerekir:
Mustafa Kemal, mason localarını kapattı; "Kemalist"  İsmet İnönü  açtı ve Devleti Onlara kullandırdı.
Mustafa Kemal, Komünistleri Karadeniz"e döktü; "Kemalist" İsmet İnönü  Komünist ideoğlara Devleti teslim etti.

Mustafa Kemal; "ŞARK, Rusya"dan ibaret değildir. O havalide bizi birçok revabıt-ı muhtelifiye tahtında dinen, ırken, harsen alâkadar eden birçok milliyetler vardır... Rusya"ya karşı gösterdiğimiz temayülün belki de mühim bir sebebi, o milletlere ait olan alâka-yı kaviyedir... Onların saadetini, onların istiklalini temin etmektir... Bu maksadı ihtilafa meydan vermeksizin halledebilirsek, büyük bir muvaffakiyet olur." Diyerek Rus boyunduruğundaki Türklerin kurutuluşunu istedi, "Kemalist"  İsmet İnönü  sınırdan Türkiye"ye iltica eden Türkleri Ruslara iade etti.

Mustafa Kemal; Cumhuriyet, Hakimiyet, Meclis, Kanun hakimiyeti gibi modern müesseseleri kurdu ve hukuki çerçevelerini çizdi; "Kemalist" İsmet İnönü  bunların içini doldurmak yerine, üzerlerine basarak ve hatalarını da Mustafa Kemal"e havale ederek bir zulüm ve istibdat idaresi kurdu. Bu o derece ilerledi ki, mahkemede beraat eden 33 vatandaşını kuşuna dizdiren kumandan için " Anadolu"da Muğlalı"lar olmasa biz Ankara"da rahat uyuyamayız" diyebiliyordu.

Mustafa Kemal"in kurdurduğu Cumhurbaşkanlığı Alaturka Musiki Grubu "Kemalist" İsmet İnönü"nün köşke çıkmasıyla lağvedildi. Bu yetmedi; okullarda ve Devlet Radyolarında Türk Musikisi yasaklandı. Halk, yıllarca Avrupa"nın Klasik Batı musikisi programlarını dinlemek zorunda kaldı.

Atatürk, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunu dış Türklerle yakınlaşmak ve bütünleşmek üzere kurdu, "Kemalist" İnönü bu kurumlar yoluyla Dilimizi ve tarihimizi tanınmayacak hale getirdi. Türk Tarihine ait ders kitapları kaldırıldı, Yunan ve Avrupa tarihi ağırlıklı tedrisat başlatıldı.
Bu tarzdaki birçok tatbikatın İsmet İnönü tarafından bu millete reva görüldüğünü bizim yaşımızdakiler bizzat yaşadılar. Şimdi biz bunları sizlere duyurmak zorundayız ki, tarihten gereken ders alınabilsin.
Allah bu millete bir daha böyle karanlık günleri göstermesin.Muzaffer Deligöz Gazeteci...
http://muzafferdeligoz.blogcu.com/Mustafa+Kemal+ve+Inonu/
*****
Materyalist  Dönem,
Yasım itibari ile ,bazı  zamanları hatırlıyorum.Bunlarda n bazıları sıralamak istiyorum.Degerlend irme halkımıza ait.

-1953 yıllarında  Kuran-ı Kerim kursları acılmıstı ailem de beni  gönderdi.Kurs Ankara Hacettepede idi ben Kurtulus tan geliyordum.Ögrenciler hep köylerden gelen genclerdi.Ankara dan gelen yoktu.Hocamız, Suriyede  egitim görmüs ,gösterisli birisi idi ,pek bizimle de ilgilenmiyordu. Radyoda da ,Kuran-ı Kerim okuyordu.

1960 da ihtilal olunca bütün kayıtlarını radyodan sildiler.
-Babam memurdu ve CHP zamanında Camiye gitmenin suc oldugunu söylemist.Aynı uygulama,Azerbeycan ve Türk devletlerinde de uygulanmıs.Kiliseler acıktı ama kesinlikle camiler kapalıydı demisti,ODTÜ  fizik prof. lugu yapan bir Azeri.

-Mahallerde, icki,bazen uyusturucu kullanılrdı,sokaktan sigara parcaları toplardı cocuklar.
Okullarda hata yaptıgınız zaman dayak yerdiniz.

-Balgatlı bir tanıdıgım,babası nın  gizli Kuran-ı Kerim okuttugu icin ,götürüldügünü ve bir daha
habe alamadıklarını söylemisti.Bunar dogrumu idi?

-Oratokuldayken okullara ,din dersi koymuslardı ve biz hocayı gırgıra almıstık.Yani bize bile garip gelmisti.Okul kitablarında, medeni insanın amacının ,tabiatı kontrolu altına almak
oldugu yazıyordu.

-Hatta ben liselerde ögretmenlk yaptıgım zamanlarda bile,Osmanlını n gerici oldugu ,toplantılarda söylenirdi.Ben İngilizce kitaplardan Osmanlı hakkında yazılar okuyunca,Osmanlı nı hic de bize ögretilen gibi olmadıgını ögrenmistim ve hayretler icinde kalmıstım.

-Kayserili bir tanıdıgım,okulda ögretmenin cocuklara ,seker dagıtıp,bunu kendisinin dagıttıgı ,gökten bir sey gelmedigini ,söyledigini anlatırdı.Simdi 80 yasında Kuran-Kerimögreniyor.Ya cokta güzel bir sey diyor.Kolaymı s diye ilave ediyor.

-Bazen ,Emekli ögretmenler dernegine gidiyorum,benden yaslı ögretmenlerinin cogunun,inancsı z,nihilist oldugunu görüyorum.Sasıyorum. Köy Enstitülerinden yetismis.

-Cok dürüst,Malatyalı Alevi kökenli bir ögretmen arkadasım var.Bana,CHP zamanında,kız ögrencileri,baskı ile ,köy Enstitülerine götürdüklerini, amaclarının ,inancsız bir nesil yetistirmek ve Türkiyede bir mezhep catısması yaratmak oldugunu söylemisti.

Ve buda uygulamaya kondu.
Fakat ben Türk milletinin,bu oyuna gelmiyecegine ve bunun bir emperyalist düzen olduguna ve  Lübnanda,Irakta bunun yasandıgı görüyoruz.Alevisi ile Sünni si ile bu ülke bizim ve beraber ileri ye dogru gidecegiz.G.Guvendag
*****
Allah size akıl fikir versin. Çok ihtiyacınız var, ama bunun farkında mısınız, bundan şüpheliyim! En azından, 1948"e kadar dünyanın çok büyük çalkantılar yaşadığını hatırlayın da, 1923 ile 1948 arasında neler yapılabildiği ile övünmeyi öğrenin. Gerçi, bundan da şüpheliyim. Çünkü, gözünü iktidar hırsı bürümüş yobaz intikamcıların ektiği kin ve nefret tohumlarından nasibinizi fazlasıyla almışsınız. O nedenle, Türk, Öğün, Çalış ve Güven size göre boş laflar. Size, ancak, padişahım çok yaşa, camiler miğfer, gomonisler moskovaya, kızılbaşın dölü vs. hitap edebilir.A.Rıza Özkan
****
Bugün Osmanlı ve Türkiye"nin Dünya eğitim hayatına iki katkısı vardır:
Enderun ve Köy Enstitüleri.
Köy Enstitileri, Atatürk"ün daveti üzerineTürkiye"ye iki kez gelen pragmatist filozof John Dewey"in raporlarıüzerine onun Laboratuvar Okulları adıyla Chücago"da uyguladığı birmodelin kopyasıdır. Yani, komünist olmak bir yana oldukçapragmatist ve kapitalisttir.
 Köy Enstitülerini kuranlar Mustafa Kemalciydiler; kapatanlarTürk-İslam sentezecisidirler...
John Dewe ve Ermeni Sorunu makalesi için bkz:
http://www.medyapolitenblog.blogspot.com/
prof.Dr.Veysel Batmaz
******
Özdemir İnce

KÖY Enstitüleri"nin kuruluş tarihi 17 Nisan ama ortalık iyice toz duman olmadan, günümüze ışık tutmak için, bugün anlatmak istiyorum bu öyküyü.

Ama önce, Köy Enstitüsü öğrencilerinin söylediği, Behçet Kemal Çağlar"ın yazıp Ahmet Adnan Saygun bestelediği Ziraat Marşı"nın ilk dörtlüğünü birlikte okuyalım:
"Sürer, eker, biçeriz, güvenip ötesine / Milletin her kazancı, milletin kesesine, / Toplandık has çiftçinin Atatürk"ün sesine, / Toprakla savaş için ziraat cephesine."
Karabekir Paşa gibi tutucuları cin-ifrit eden bir marştı Ziraat Marşı.

ÇİFTÇİ OCAKLARI
Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu toprak ağalarının ve büyük toprak sahiplerinin bütün çabalarına karşın 11 Haziran 1945 günü TBMM"de kabul edildi. Daha önce 17 Nisan 1940 tarihinde Köy Enstitüleri Kanunu kabul edilmişti. Enstitülerin amacı köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek idi. Yani 40 bin köy için 200 bin öğretmen, tarım uzmanı yetiştirmek. Bu uzmanlar, toprak reformu sayesinde toprak sahibi olacak köylüleri çağdaş ve donanımlı çiftçi haline getirmekle görevli olacaklardı.
Toprak Reformu sayesinde toprak sahibi olacak köylü-çiftçileri kolektif çalışmaya yönlendirmek için Çiftçi Ocakları kurmayı da düşünüyorlardı. Yani bir tür üretim kooperatifi kurulacak, bunun önderliğini de köy öğretmenleri yapacaktı. Ama kimileri Sovyetler Birliği"nden, kimileri de Nazi Almanyası"ndan alındığını ileri sürerek Çiftçi Ocakları"na karşı çıktılar ve Çiftçi Ocakları Toprak Reformu yasa tasarısından çıkartıldı.
Nasıl Toprak Reformu Atatürk"ün dileği idiyse ve çalışmalar onun zamanında başlamışsa, Köy Enstitüleri modeli de onun öngördüğü bir modeldi ve kurulması için çalışmalar onun sağlığında başlamıştı. (Bu konuda, Prof. Dr. Çetin Yetkin"in "Karşıdevrim, 1945-1950" adlı kitabını salık veririm.)

FEODALİTE YIKILACAKTI
Bu üç girişimin amacı Anadolu"nun kaderini tamamen değiştirmek ve köyleri modernleştirmek idi. Ama bu tasarı başarıya ulaşırsa, doğudaki feodal düzen yıkılacak, aynı şekilde bütün Türkiye"de toplumsal düzen tamamen değişecekti. Cumhuriyetin amacı bu idi.

Böylece Cumhuriyet"in özgür ve bağımsız vatandaşları ortaya çıkacak ve demokrasiye geçiş normal koşullarda sağlanmış olacaktı.

Ama Toprak Reformu uygulanmadı, Çiftçi Ocakları tasarıdan çıkartıldı ve 1940"ta kurulan Köy Enstitüleri"nin programı 1948"de öteki okulların programına benzetildi ve iş eğitimine son verildi. Ve 1954 yılında Demokrat Parti tarafından tamamen kapatıldılar. Demokrat Parti, Köy Enstitüleri"nin yerine imam hatip okullarını tercih etmişti.

EL ELE ENGELLEDİLER
Toprak ağaları, büyük toprak sahipleri, savaş zenginleri, karaborsacılar, kompradorlar el ele verip Cumhuriyet"in özellikle "sosyal hukuk devleti" hedeflerine varmasını engellediler. Bunu, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1924) ve Serbest Cumhuriyet Fırkası (1930) marifetiyle denediler. Olmayınca CHP içinde yaptılar bu işi. Sonunda da Demokrat Parti"yi (1946) kurdular. Amaçlarının demokrasi ile falan ilişkisi yoktu. Amaçları AKP gibi bir partiyi iktidar, R.T. Erdoğan gibi birini de cumhurbaşkanı yapmaktı.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/koy-enstituleri-hakkinda-yazi_2951667.html

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
KÖY ENSTİTÜLERİ,TARİHSEL ÖZET
« Yanıtla #4 : Ekim 15, 2008, 11:34:58 ÖS »
KÖY ENSTİTÜLERİ - TARİHSEL ÖZET
Köy Enstitüsü Hareketi ile ilgili gelişmeleri izleyebilmek için, önemli tarihleri satırbaşlarıyla anımsamak pratik yararlar sağlayabilir. Bunlar daha çok önemli düzenleme tarihleridir. Şöyle:

1935 yılında toplanan CHP Büyük Kurultayı, köye ağırlık verme politikasını benimsedi. Atatürk bu politikayı eğitim alanında yürütmek üzere, eski kurmayı Saffet Arıkan"ı Milli Eğitim Bakanı olarak görevlendirdi.

1935 yılında, İsmail Hakkı Tonguç, Bakan Arıkan tarafından MEB İlköğertim Genel Müdürlüğü"ne atandı. (Önce vekâleten, sonra asaleten)
(Saffet Arıkan, Atatürk"ün isteği ve geçerli bir köy eğitimi kurma direktifi ile Milli Eğitim Bakanlığı"na getirilmiş, çavuşlardan yararlanma ve "Eğitmen" sözcüğü de kendisi tarafından önerilmiştir. Yeni bakan, ilk iş olarak bu konuda yetkili ve güvenilir bir eğitken aramış, yakınlarınca önerilen bu işin gerçek adamını, İsmail Hakkı Tonguç"u bulmuştur.)


1936-37 öğretim yılında, Eskişehir Çifteler Devlet Çiftliğinde ilk Eğitmen Kursu açıldı. Bu kurs 6 ay kadar sürdü. (Kültür Bakanlığı Dergisi, Sayı 20-1, 1937)

Haziran 1937"de 3238 sayılı Köy Öğretmenleri Kanunu çıkarıldı; Eğitmen Kurslarının sayısı çoğaltıldı. 6 - 8 ay süreli bu kurslar, değişik illerde 1948 yılına kadar yinelendi.

1937-38 öğretim yılında Eskişehir / Çifteler ve İzmir / Kızılçullu"da iki Köy Öğretmen Okulu açıldı. Bunlara 1938-39 öğretim yılında Kırklareli / Kepirtepe, 1939-40 öğretim yılında DA Kastamonu / Gölköy Köy Öğretmen Okulları eklendi.

7 Temmuz 1939 günü 3704 sayılı yasa çıkarılarak, Eğitmen Kursları ile yeni kurulacak Köy Öğretmen Okulları (Köy Enstitüleri) için arazi sağlandı ve bu kurumlara döner sermaye verildi.

17 Nisan 1940 günü 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu Kabul edildi (17 Nisan günü, "Köy Enstitüleri Bayramı" olarak kutlanmaya başlandı). Köy Öğretmen Okulları, Köy Enstitülerine dönüştürüldü ve 1940-41 öğretim yılında 10 yeni Enstitü daha açıldı. Bu sayı 1945-46 öğretim yılına kadar 20"ye çıkarıldı; 1948-49 öğretim yılında bir tane daha açıldı.

19 Haziran 1942 gün ve 4274 sayılı Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Kanunu çıkarılarak, İlköğretim ve Köy Eğitimi Sistemi bütün ayrıntılarıyla düzenlendi. Bu yasa için, İlköğretim Genel Müdürlüğünce (Kuşkusuz Tonguç"un öncülüğünde) hazırlanıp 30.11.1943 günü ilgililere duyurulan Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Kanunu İzahnamesi ile Köy Enstitüsü sisteminin amacı, felsefesi, örgütlenişi, görevlerinin nitelikleri ve sorumlulukları ayrıntılarıyla belirlendi.

1942 yılında Ankara / Hasanoğlan Köy Enstitüsü"nde, Köy Enstitülerine öğretmen, yönetici, denetmen; ülkeye köy araştırmacısı yetiştirmek üzere, Köy Enstitülerinin en yetkin öğrencilerini alıp yetiştiren üç yıl süreli Yüksek Köy Enstitüsü açıldı.

Köy Enstitüleri Eğitim Programı 6 yıllık bir denemeden sonra, 1943 yılında yürürlüğe konuldu.

1945 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile 1954 yılına kadar sürecek bir plan yapılarak, 10 yıllık bir İlköğretim Seferberliği ilan edildi.

1946 yılında yapılan genel seçim sonucunda CHP"nin tutucu kanadı iktidara ağırlığını koydu; Hasan Âli Yücel bakanlık görevinden ayrıldı, Tonguç ve ekibi de görevden uzaklaştırıldı.

1947 yılında Köy Enstitüsü Öğretim Programı ve Yönetmeliği değiştirilerek, öğrencilerin yönetime katılması, iş eğitimi gibi temel ilkeler ve etkinlikler kaldırıldı; mezunlara arazi ve teçhizat verme uygulaması sona erdirildi.

1947 yılı sonlarında Yüksek Köy Enstitüsü kapatılarak öğrencileri başka okullara nakledildi. Yüksek Köy Enstitüsü mezunlarından bazıları "solcu" oldukları gerekçesiyle, yedek subay okulunda, "çavuş" çıkarıldı.

1948 yılında Eğitmen Kurslarına son verildi ve birçok eğitmen de görevden uzaklaştırıldı.

1950"den sonra Köy Enstitülerinin kız öğrencileri ayrılarak, Kızılçullu ve Beşikdüzü Köy Enstitülerinde toplandı. Sonra Kızılçullu kapatılıp öğrencileri Bolu Kız Öğretmen Okuluna aktarıldı. Aynı yıllarda 4 enstitüdeki Sağlık Kolu kapatıldı.

1951 yılında Köy Enstitülerinin öğretim süresi 5 yıldan 6 yıla çıkarıldı.

1953 yılında Köy Enstitüleri Programı ile İlköğretmen Okullarının programları birleştirildi.

1954 tarih ve 6234 sayılı yasa ile Köy Enstitüleri, İlköğretmen Okulu"na dönüştürüldü.
 
Deneme Evresi: 1937 - 1943
Burada, Köy Enstitülerinin 1946"ya kadar, yani özgün deneyimin sürdüğü dönemde yürürlükte bulunan ve "sadece öğretmen yetiştiren" programına değinilecektir.

Önce de değinildiği gibi, Köy Enstitüleri 1937 yılında "Köy Öğretmen Okulu" olarak kuruldu. 1940"a kadar, 1926-34 arasında yürürlükte kalan Köy Muallimi Mektebi Müfredat Programı (1927), İlköğretmen Okulları Programı ile ortaokul, lise ve orta meslek okulları programlarından yararlanıldı (Yücel, 1938, s.235). Bu konuda enstitü müdürlüklerine geniş yetkiler tanındığı DA anlaşılmaktadır. İlk program, Köy Enstitüleri Öğretim Programı adıyla 1943 yılında yürürlüğe girdiğine göre, enstitü müdürlüklerinin 6 yıl boyunca programlarını geliştirmede önemli bir yetkiye sahip oldukları anlaşılır. Özellikle iş ve tarım etkinlikleri, yöresel koşullar ve olanaklar dikkate alınarak enstitülerce programlaştırılmıştır. İlk kurulan (1937) Kızılçullu ve Çifteler Köy Enstitülerinde geliştirilen programlar, diğerlerine örnek oluşturacak ancak, her enstitü kendi özgül koşullarına göre program geliştirmede önemli yetkilere sahip olacaklardı. Kızılçullu Köy Enstitüsü müdürü Emin Soysal"ın, yönetsel ilkelerden sapması ve Bakanlıktan kopuk davranması, Kızılçullu"nun örnek olma şansını azaltmıştır. Örnek, daha çok Çifteler Köy Enstitüsü"dür. Diğer Enstitü müdürlerinin çoğu DA bu olumlu öğretmenlerin arasından seçilip atanmıştır. Asıl olan enstitülerin kendi yarattıkları deneyimlerdir.

1943 tarihli Köy Enstitüleri Öğretim Programı, önemli ölçüde ayrı ayrı derslerin programlarından oluşmuş, ilkokul programlarında olduğu gibi Köy Enstitüsü Programı"nın baş tarafında genel "amaç ve ilkeler" yer almıştır. 1940"ta, yasanın çıkışından sonra gönderilen bir genelge ileTonguç"un mektupları ve işbaşında yaptığı rehberlik, programın oturacağı temel anlayışı ve Ana çerçeveyi çizmiştir. Bakan Hasan Âli Yücel"in imzasıyla gönderilen ilk genelgede şu noktalar yer almaktadır:


Enstitüdeki etkinliklere öğrenci seyirci kalmayıp bizzat katılacak ve bunları öğretmenleriyle birlikte yapacaktır.

Genelgeye göre, "Köy Enstitüleri talebesine halkla doğrudan doğruya münasebete girişmeyi temin edici işler yaptırılacaktır. Her türlü iş sahibi halkla kolay (ve) normal bir şekilde konuşmaları, halk ruhuna âşina olmaları, halkın mühim ihtiyaçlarını giderici pratik tedbirleri bilmeleri, imkân altına alınacaktır."

Öğrenciye titiz bir temizlik alışkanlığı kazandırılacaktır. "Onların korkak, mütereddit, kararsız, iradesiz olmamaları" için çaba gösterilecektir.

"Çocukların müesseseye girdikleri zaman iyi hareketlerinin bozulmaması ve bunların inkişaf ettirilmesine çok itina edilecektir..."

"Enstitülerde planlı, süratli iş görmek ve işi başarmak talebe ve öğretmenler için esas prensiplerden... olacaktır."

Öğrencilere bisiklet, motosiklet, su motörü, otomobil gibi araçların kullanılmasının öğretilmesi;

Çevre özelliklerine göre; ata binme, dağcılık, sandal ve yelken kullanmanın öğretilmesi;

Çevredeki akarsu ve deniz canlılarının incelenmesi ve bunların nasıl değerlendirileceğinin öğretilmesi;

Enstitü ve çevre arazisinin işlenmesi, bayındırlaştırılması, ağaçlandırılıp çiçeklendirilmesi;

Hayvan yetiştirme ve hayvanların korunup ıslah edilmesinin öğretilmesi;

Mandolin, el ve ağız armoniği kullanma ve halk müziği parçalarını ustalıkla söyleme becerisinin kazandırılması, modern müzik parçalarını dinletme;

Köy ve çevre incelemeleri yapma ve bunu öğrencilere öğretme;

Meslekî kitap ve dergileri izleme ve onlara abone olma;

Müze kurma ve bunlardan yararlanma;

Yerel ve ulusal motiflere göre stilize edilmiş giysiler dikme ve eskiden yapılmış olanların müzede sergilenmesi;

Öğrencilere ve çevreye yönelik eğlenceler düzenleme; gibi etkinliklere yer verilecektir.

Öğretmen ve öğrenciler, Anayasada yazılı "cumhuriyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılapçılık prensiplerini, Türk Milletinin yükselmesi için Ana prensipler bilerek çalışacaklar, bu prensipleri hiçbir engel tanımadan hayata tatbik edebilen insanlar olacaklardır" (Tebliğler Dergisi, Sayı 77, 1940).

Ayrıca bu genelge enstitülerde "çocuğu merkeze Alan" bir eğitim anlayışı ile "yurtseverlik"I bir arada görmektedir. Gerçek bir kişilik ise, çocuğun etkin olduğu bir yöntemle geliştirilebilecektir. Önce belirtildiği gibi Genelge bir ilkeler çerçevesi sunmakta, içeriğin doldurulması enstitülere bırakılmaktadır.

Köy Enstitüleri Öğretim Programı: 1943 - 1946

Köy Enstitüleri Öğretim Programı"nın başında yer alması gereken amaçlar, ilkeler ve açıklamalar bölümü, program yürürlüğe girdikten yaklaşık 6 ay sonra yayımlanan bir resmî belge ile de dile getirilmiştir. Bu belge, 19.6.1942 tarih ve 4274 sayılı Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Kanunu"nu açıklayıp yorumlayan İzahnamedir. Daha önce bazı alıntılar yaptığımız bu İzahname (Yönerge), yasaya, programa ve bütünüyle Köy Enstitüsü sistemine gerçek anlamını vermektedir. Tonguç, büyük olasılıklaçoğunluğu Köy Enstitüsü Sistemini içlerine sindiremeyen Talim ve Terbiye Kurulu"ndan böyle bir onay görmeyeceğini bildiği için, İzahnameyi kendisi ekibiyle hazırlamıştır. İyi de etmiştir. 30 Kasım 1943 tarihinde Tonguç"un parafı, Bakan Yücel"in imzasıyla yayımlanan bu belge, Köy Enstitülerinin tarihi açısından DA büyük önem taşımaktadır (Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Kanunu ve İzahnamesi, 1943).

1943 tarihli Köy Enstitüleri Öğretim Programı"nda 5 yıl süre içerisinde okutulan derslerin çeşidi 29"dur. Bunların 17"si genel kültür ve meslek dersleri, 7"si tarım dersleri, 5"i de teknik (iş) derslerdir. Genel kültür ve meslek derslerinin haftalık toplam saati 22, tarım derslerinin 11, iş derslerinin de 11"dir. Yani zamanın yüzde 50"si "genel kültür ve meslek dersleri", yüzde 25"i "tarım", yüzde 25"i de "teknik" derslere ayrılmıştır. İlköğretmen okullarının haftalık ders saati toplamı 29 - 30 iken , Köy Enstitülerinin 44"tür. Bazı ara etkinlikler buna dahil değildir. Üstelik kuruluş süreci yaşayan Köy Enstitülerinin son derece yorucu bir çalışma temposu bulunmaktadır. Enstitüyü bitiren öğretmen adayının, birisi Tarım, öteki Teknik alanda olmak üzere iki "Ek Branş" ı olacaktır. Köy öğretmeni "diğer meslek erbabı" yetişinceye kadar, onların DA görevlerini üstlenmektedir. Ancak, tarım ve teknik eğitimin amacı, sadece bu meslekleri icra ettirmek değil, bunun yanında köy okullarında iş eğitimini de yürütmektir.

1943 tarihli Köy Enstitüleri Öğretim Programı, ders dağıtım çizelgeleri ile başlamakta ve ders programları (içerikleri) ile sürmektedir. Ders programları "amaçlar" ve "konular"la kimi dersler için "metot" ya DA "açıklamalar"Dan oluşmaktadır. Bu açıklamaların, öteki ortaöğretim programlarından oldukça yeni bir bakış açısıyla yapıldığı görülür. Örneğin, 1938 tarihli, İlköğretmen Okulları Programı"nda yer Alan Edebiyat; Köy Enstitüleri Öğretim Programı"nda "Türkçe" ; Pedagoji, Psikoloji, Terbiye Tarihi, Umumi Tedris Usulü, Hususi Tedris Usulü, Ders Tatbikatı, Sosyoloji dersleri, "Öğretmenlik Bilgisi" genel başlığı altında toplanmış ve bu dersler; Toplumbilim, Çocuk ve İş Ruhbilimi, Öğretim Metodu, Eğitim ve İş Eğitimi Tarihi adı altında düzenlenmiştir. Bu meslek derslerinin tümünün, "İş Eğitimi" anlayışı ile düzenlendiği görülmektedir (İlk Öğretmen Okulları Programı, 1938, S.9-34; Köy Enstitüleri Öğretim Programı, 1943, S.132-144).

Köy Enstitülerine, programın geliştirilmesinde olduğu gibi, uygulanmasında DA geniş esneklikler tanınmıştır. Ders ve etkinlikler, çalışma koşulları, öğrencilerin yetkinlikleri, öğretmen ve usta öğreticilerin yeterliliği, iklim koşulları, olağanüstü durumların çıkması ve mevsimin gerektirdiği ekim-dikim işleri gibi nedenlerle yoğunlaştırılarak DA uygulanabilecektir. Örneğin, kış gelemeden yatakhane, yol, köprü gibi yerler yapılacaktır. Öncelik yaşam hakkının korunması, can ve malın kurtarılmasındadır. Buna karşılık, kışın kurumsal kurumsal derslere daha çok zaman ayrılabilir. Ekin biçme zamanı kurumsal dersler ertelenebilir. Tüm bu nedenler, kimi derslerin yapılmamasını ya DA eksik yapılmasını haklı kılmaz. Öğrencilere, yılda birbuçuk ay nöbetleşe "tatil" verilecektir (Köy Enstitüleri Öğretim Programı, 1943, S.1-9).

KAYNAKCA :Niyazi Altunya, Köy Enstitüsü Sisteminin Düşünsel Temelleri,
2. Kuruluşunun 36. Yılında Köy Enstitüleri Özel Sayısı, Yeni Toplum, TÖB-DER Aylık Eğitim Bilim ve Sanat Dergisi, 1976.

DERLEYEN KAPTAN

****

Köy Enstitüleriyle özdeşleşmiş bir isim;
Yazar Mahmut MAKAL

Yarım asrı geçkin bir süredir, aydın Türkiye kavramı üzerine ışık tutmaya çalışan isimlerden birisi o.  Gerçek bir aydın. Daha önce "˜Gerçek Aydınlar Arasında" başlığıyla yazdığım yazı içerisinde, Sayın Mahmut Makal"dan kısaca söz etmiştim. Tanıdıkça, okudukça görüyorum ki, Sayın Makal"ı kısa paragraflarla, birkaç cümleyle anlatmak yeterli değil.

İlk tanıştığımızda beni Keşan Önder Gazetesindeki yazılarımdan ismen bildiğini söylemişti. Ben de çok mutlu olmuştum, yazarlar da benim yazılarımı okuyor diye"¦ Gerek yazılarımdan, gerekse o günkü fikir alışverişimizden "Doğru yoldasın, hep böyle devam et. Sizler gibi, bilinçli ve vatansever insanları gördükçe umut doluyorum, çünkü çok az var şimdi sizin gibiler " demişti. Bu sözler beni bir kez daha mutlu etmişti. 

Geçen hafta üç tane kitabını imzalayıp verdi bana Mahmut Hocam. Mahmut Hocam diyorum, çünkü tutum, davranış ve tavsiyeleriyle, Hababam Sınıfı filmlerindeki herkesin çok sevdiği öğretmen Mahmut Hoca karakterine benzetiyorum biraz kendisini.

1940"lı, 1950"lili yılların Köy Enstitülüsü Mahmut Makal.

O yılların Köy Enstitülü kuşağına, Türkiye"nin en aydın, en değerli, ülkenin karanlık köşelerine ışık saçmış, vatan-millet ülkülerine en sahip kuşak demek istiyorum. Onlar bir ekol. Onlar Aydınlık Türkiye"nin temel taşları. Onlar kalkınmakta olan bir cumhuriyetin idealist evlatları.

Keşan Önder Gazetesinin sahibi Sayın Feyzullah Aktan da Köy Enstitülü olduğu için Mahmut Makal ve diğer bazı Köy Enstitülü arkadaşları, Türkiye"nin neresinde olursa olsunlar, en azından Önder Gazetesinin abonesi olarak halen diyaloglarını sürdürüyorlar. Yani onlar hep okur-yazarlar. Onlar hep eğitmenler. Onlar her daim kitapla, basınla iç içeler. Okuyan, yazan bir Türkiye en büyük hayalleri ve arzuları. Ama biz toplum olarak okumayı, yazmayı, araştırmayı pek fazla sevmiyoruz.

Ortaokul müdürüm Sayın Mehmet Şahin de geçenlerde Köy Enstitülü olduğunu yazmıştı bana. İki yıl önce beni arayıp bulduğunda, bir yazımda anlatmıştım Şahin öğretmenimi. Yıllardır hiç karşılaşmadığım bir eski müdürüm beni arayıp bulunca ne kadar da mutlu-bahtiyar olmuştum. Sayın Mehmet Şahin"i Ortaokul yıllarımdan çok iyi bilirim. Ama Köy Enstitülü olduğunu yeni öğrendim. Onu tarif etmeme hiç gerek yok. Yukarıdan beri anlatmaya çalıştığım o idealist kuşağın tipik özelliklerine sahip değerli bir insan.

Keşke o kuşak bugün de olsaydı. Şahin Öğretmenlerin, Mahmut Makalların omuzlarında aydınlanan bu ülke bugün, o kuşağa daha çok gereksinim duyar bir noktaya gelmiş bulunuyor. Benim gerçek aydınlar diye tanımladığım bu insanlar, kendini aydın yerine koyup ülkenin bölünmesi yönünde mücadele veren birtakım çevrelerden, eminim ki çok rahatsızlar.

Elimdeki okumakta olduğum, güncel-siyasi konulu kitabı yarım bırakıp şimdi Mahmut Makal okumaya başladım. Malum, üç tane kitap tutuşturdu elime. Birisini okudum bile.

Bu arada biyografisine baktım bu değerli yazarın. 20 civarında kitabı var. Her kitabı en az birkaç veya 7"“8 kez basılmış. Bu kitaplar kendi deyimiyle 15 kadar yabancı dile çevrilmiş. Oldukça başarılı bir yazar.

Fakir Baykurt"u görüyorum yazıları arasındaki resimlerde. Köy Enstitülü devre arkadaşı imiş.

Genellikle köy yaşantısını, köy kültürünü işliyor Mahmut Makal. Ve tabi ki Köy Enstitülerini.

Bu nedenledir ki; Mahmut Makal ismi kitaplarının ötesinde Köy Enstitüleriyle özdeşleşmiş bulunuyor. Yaklaşık 60 yıl önce yazmış ilk kitabını. 1940"lı yıllardan itibaren ışık tutmaya çalışmış köylere. Kalkınmayı özendirmek ana tema olmuş kitaplarında. Gericilik, hurafe, batıl inançlar, sağlık ve eğitim zorlukları, köylünün yoksulluk kaderi gibi kavramlar hem yaşadığı hem işlediği konular olmuş.

Eskiden beri hep duyarız, biliriz Köy Enstitülerini. Ama şimdi Mahmut Makal"la birlikte daha geniş bilgi sahibi olduğumu söyleyebilirim.

Şu şekilde anlatıyor yazar Köy Enstitülerini:

"”İlk uygulama, Köy Öğretmen Okulları adı altında, 1926 yılında, Kayseri ve Denizli"de olmuştur. Köylerde eğitim kurumu eksikliğinden dolayı bu kurumlara ihtiyaç duyulmuştur. 4 yıllık ilkokul, sonra 3 yıl Köy Öğretmen okulu, sonra da bir yıl uygulama dönemi sonucu öğretmen yetiştiriliyor.

"”Bu arada Atatürk, askerler arasından bazı çavuşların eğitmen kurslarına çağrılarak öğretmen yapılmasını önerir.

"”Eğitmen kursları ve Köy Öğretmen okulları ortak çalışmaya başlarlar. 1940"ta çıkarılan bir yasayla bu kurumlar Köy Enstitüsü yapılır. İsmet İnönü Başbakan, Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanıdır.

"”O zaman Türkiye"de 63 il vardır. Her 3 ile bir Enstitü olmak üzere, toplam 23 Enstitü kurulmuştur. Her Enstitü üç ilin köylerinin çocuklarını alacak, köy öğretmenleri ve köye dönük diğer meslekleri yetiştirecektir. Sağlık memuru, ebe, teknisyen gibi"¦ Köyün eğiticisi ve rehberi konumunda olmuşturlar bu okullarda okuyup da mezun olanlar.

"”Bu okullar ziraata dönük arazi bulunan yerlerde kurulmuştur. Okuldaki her üretim öğrenci emeğidir. Et, süt, sebze, meyve, dikiş, nakış, marangozluk işleri (masa, sandalye, kapı çerçeve, vs).

"”Okuldan mezun olanlar, köylerdeki nüfusu hem eğitmek hem de onların ürettiklerini yaşamda kullanıma sunmak için işbaşına geçmiştirler.
**************************
İşte Köy Enstitülerinin üretime ve kalkınmaya dönük yüzleri.
İşte Köy Enstitüsü mezunlarının Mahmut Makallar, Şahin Öğretmenler gibi örnekleri.
Şimdi o zamankinden daha fazla ihtiyacımız var böyle üretime, böyle kalkınma hamlelerine, böyle idealist bir nesle"¦
12.12.2006,dsucuka...

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Köy Enstitüleri Yeniden Açılmalı! A.Taner KIŞLALI
« Yanıtla #5 : Ekim 15, 2008, 11:36:58 ÖS »
Köy Enstitüleri Yeniden Açılmalı!

Dizi Adı: A.Taner KIŞLALI
Yazar İletişim: Arşivlerden
 
            Annem ilkokul öğeretmeni.

           Ben de üniversitede öğretmenim.
           Ve yaptığım işler içinde en çok öğretmenliğimden kıvanç duyuyorum.
           Ama 24 Kasım geldi geçti... Bu konuda iki satır yazamadan...

           Şimdi bazı okurlarım " İyi güzel de Köy Enstitüleri"nin yeniden açılması da nereden çıktı ? " dediklerini duyar gibi oluyorum. Bazı "numaracı cumhuriyetçiler"in ise " Bu Kemalistler de iyice dinazorlaştı " diyerek keh keh güldüklerini...
            Yıl 1943. Yani yarım yüzyıl öncesi.

            Köy Enstitüleri"nin babası Tonguç, yavrularını görmeye gider. Yurt Bilgisi dersinin o günkü konusu. " Devletin yurttaşlara karşı görevleri "dir. ( " Yurttaşların devlete karşı görevleri " değil !..  ) Tonguç, öğrencilerinden Mahmut Makal"ı kaldırır ve anlatmasını ister. İleriki yıllarda "Bizim Köy" ile uluslararası bir boyut kazanacak olan bu küçük köylü çocuğunun dili tutulur. Onca büyüğünün önünde heyecandan konuşamaz.

           Ama onun yerine Tonguç öğretmene dönerek konuşur:

           " - Bunlar yüzyıllardır susturuldukları için konuşmaları kolay olmaz. Derslerinizde ve derslerin dışında üstünde duracağınız ilk şey, bunların dilinin çözülmesini, konuşmalarını sağlamak olmalıdır..."  Köy Enstitüleri"nde - her cumartesi öğleden sonra - toplantılar yapılır. Okulun, çevrenin ve ülkenin sorunları tartışılır. Müdürlerin, öğretmenlerin ve öğrencilerin katıldığı bu toplantıları kim yönetir biliyor musunuz ?

            Bir öğrenci.
            Müdür dahil, konuşmak isteyen herkes o öğrenciden söz ister...
            Ve Fakir Baykurt"tan Mahmut Makal"a, Emin Özdemir"den Adnan Binyazar"a, Talip Apaydın"dan Feyzullah Ertuğrul"a, binlerce pırıl pırıl, yaratıcı kafa topluma kazandırılır...
            Aradan tam 50 yıl geçti.

           Ankara"nın göbeğinde, bırakın ortaöğretimi, yüksek öğretimde öğrencilerin soru sormalarının bile yasak olduğu dönemler daha dün değil miydi ?  Bacak kadar çocukların - okul ödevlerinde dile getirdikleri - düşüncelerinden dolayı "ağır" biçimde cezalandırılmalarının üzerinden ne kadar geçti ?
 
           Üniversite öğrencilerine bile "ikinci sınıf insan" muamelesi yapan bir kişi, bugün YÖK"ün başında otur muyor mu ?
Ve daha geçen gün, Eskişehir"in ilçelerinden birinde görevli gencecik bir bayan öğretmenin bana ilettiği şu gerçeği, Türkiye"deki onbinlerce öğretmen yaşamıyor mu ?

          "- Okulda bırakın öğrencileri, ben bile düşündüklerimi söyleyemiyorum. "Kemalistim" demeye korkuyorum! Atatürk ve laiklik düşmanı bir yöneticimiz var çünkü..."  Bir yarım yüzyıl önceye bakın, bir de bugüne. Hadi bakalım "Atatürk"ü yıkmadan çağdaş olunmaz, sivil toplum kurulmaz" deyin !.. Eğer kişiliğinizi ve utanma duygunuzu tümden yitirmemişseniz elbette...
           Türkiye 1920"lerin Türkiyesi değil... Doğru !

           Kırsal kesimin yapısının ve toplam nüfustaki oranının çok değiştiği de doğru !

           Ama geri kalmışlık kısır döngüsünün kırılmasında neredeyse "mucize" bir çözüm oluşturduğu UNESCO tarafından da kabul edilen, Köy Enstitüleri"ne artık gereksinmemiz kalmadığı doğru değil !.  Doğu ve Güneydoğu"dan İç Anadolu"ya, ağın çok gerilerinde bir yaşam biçimini sürdüren binlerce köyün varlığını kim yadsıyabilir? O köylerde yaşayan onbinlerce çocuğun, yeteneklerini yeterince geliştiremeden yitip gitmeyeceklerini kim öne sürebilir ?

          Eğer Köy Enstitüleri olmasaydı, yazınımızdan eğitimimize bu topluma çok şey kazandıran bir Köy Enstitüler kuşağı yitip gitmeyecek miydi ? Köy Enstitüleri"ni kapatıp imam-hatip okullarını tüm yurda yayan "kafa"nın Türkiye"yi getirdiği nokta önümüzde...
Atatürk, "Ortaöğretimdeki eğitim ve öğretim yönteminin işe ve uygulamaya dayanması ilkesine uymak kesin olarak gereklidir." diyordu. "Düşüncesi özgür, anlayışı özgür, vicdanı özgür" kuşaklar yetiştirmek istiyordu.

          Gerisini Makal"dan dinleyelim:

          " Köy Enstitüleri"ndeki özgür düşünme ve tartışma ortamı, öğrencilerin toplum sorunları üstünde düşünmelerine ve kafalarında soruların yığılmasına yol açıyordu. Yeri geldiğinde, çekinmeden düşüncelerini açıklıyorlardı, yazıyorlardı... Köy Enstitüleri gitti, Atatürk devrimleri de neredeyse bitti... "

           Hayır bitmedi !.. Ve bitmeyecek !..

           Çünkü yaşadığımız tarih onu haklı çıkardı ve çıkarıyor; "gaflet, dalalet ve hatta hıyanet" içinde olanları değil !.. 
Kaynak : A.Taner KIŞLALI - Cumhuriyet, 1 Aralık 1993 ( Kemalizm Laiklik ve Demokrasi )
http://ahmetdursun374.blogcu.com/koy-enstituleri-koy-enstituleri-yeniden-acilmali_990955.html

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
KÖY ENSTİTÜLERİ'nin kurucusu Tonguç Baba.
« Yanıtla #6 : Ekim 15, 2008, 11:40:55 ÖS »
KÖY ENSTİTÜLERİ"nin kurucusu Tonguç Baba.

Pestalozzi`ye verilen değer, önem Tonguç Baba`ya da verilseydi...

Çağdaş eğitimin kurucularından olan Pestalozzi`ye gösterilen ilginin, değerin binde birini bizim de Pestalozzi`miz olan Tonguç Baba`ya gösterilmiş olunsaydı, Türkiye Cumhuriyeti bugün bambaşka bir yerde, Mustafa Kemal`in ön gördüğü yerde olacaktı.

Bundan 260 yıl önce Zürich`te dünyaya gelen Johann Heinrich Pestalozzi`nin sevgiyi ve öğrenciyi temel alan eğitim ilkeleri günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.

Ne yazık ki, yakın tarihimizde eğitim sahnesinde görünen, Köy Enstitüleri`nin kurucusu Tonguç Baba olarak gönüllerde yer almış olan İsmail Hakkın Tonguç unutuldu bile! Tonguç Baba`nın hiçbir yerde doğru dürüst bir heykeli yokken,  İsviçre`nin Zürich kentini Pestalozzi`nin heykelleri süslemektedir.
Onun adına kurulan vakıf kanalıyla eğitim kuruluşları ve kamu, eğitim politikası arasındaki diyalogu desteklemektedir.

Pestalozzi düşünceleri yalnız kendi ülkesinde değil, dış ülkelerde de etkili olmuştur.
Bu düşünüş, Mustafa Kemal`in kurduğu laik, demokratik Türkiye Cumhuriyetin`de de kabul görmüştür.

Köy Enstitüleri`nin baş mimarı olan Tonguç Baba, Pestalozzi`nin izinde giderek, yüzyıllarca eğitimden uzak kalmış Türk halkına şimdiye kadar tadamadığı eğitimi aşılamak istiyordu.
Muvaffak oldu da! Ancak eğitilen bir toplumla laik, modern Türkiye aydınlatılmış bir toplumla ayakta kalabilecek, uygar ülkelerin yanında yer alacaktı.
Mustafa Kemal `i bile Türk toplumuna çok gören,  bu büyük insanı unutan, bir kenara iten zihniyet, karşıdevrimciler, Tonguç Baba`yı mı unutmayacaklardı? O da nasibi aldı! Ne kendisi kaldı ne de kuruculuğunu üstlendiği Köy Enstitüleri kaldı. Kala kala sadece tarihin tozlu sayfaları kaldı. Bu sayfalarda, yılda bir kez açılmakta, tozu alındıktan sonra tekrar yerine konulmaktadır.

Heinrich Heine`nin "Birazcık eğitim bütün insanları süsler" sözünden korkanlar, Cumhuriyetin başlattığı eğitim izlerini silmek cüretini gösterdiler.

"Batı nasıl oluyor da kalkınıyor, ilerliyor? "diye de sıkılmadan kendimize soruyor ve Batılı gibi olmak için de uğraşıyoruz!  Elbette Batılı kalkınır, ilerler, çağa ayak uydurur.

Çünkü ne kadar da Batılıyı emperyalist gibi görsek de, ülkesinde yetişenlere değer vermekte, onları ellerinden geldiği kadar yüceltmektedir. Bununla da kalmayıp bu değerlerin düşüncelerini dış ülkelere ihrac etmektedirler. Verebileceğimiz en iyi örnek 1700/1800`lerde yaşamış olan eğitbilimci Pestalozzi. Aradan 200 yıl geçmesine rağmen, onun attığı eğitim tohumları her yerde yeşermektedir.
Bizde ise tam tersi; bütün ektiklerimizi daha yeşermeye başlamadan, köküyle birlikte çıkarıp atmak!
Bu yapılanlara bilinçsiz oldu diyemeyiz Çünkü böyle dersek safdillik olur! 80 yıl sonra laik, modern Türkiye Cumhuriyeti`nin geldiği nokta da bunu göstermektedir. Pestalozzi, bundan 200 yıl önce kimsesiz ve yoksul çocukların eğitime ihtiyacı olduğunu anlamışken ve uygar bir ülke olan İsviçre de hala onun düşüncelerine değer verilirken, bizler de sokak çocuklarının çoğalması için elimizden geleni yapmaktayız.

Yapmakla kalmıyoruz, üstelik 21`inci yüzyılda çağdaş eğitime acımasızca baltayı vuruyoruz. İsviçre çağımızda bile J.H. Pestalozzi`nin izinde gitmeye çalışırken, bizler Tonguç Baba`nın tüm izlerini silmeye uğraşıyoruz. Yalnız Tonguç Baba`nın mı izlerini sildik? Ne gezer!.. Büyük insan Mustafa Kemal`in ve arkadaşlarının izlerini de silmek için elbirliğiyle uğraşıyoruz.

Uzun laf etmeye ne gerek var. Söyleyeceğimiz, o büyük insan, İsviçreli eğitbilimci J.H. Pestalozzi önceden söylemiş bile: "Dünyada pek çok değerli insan vardır ama, onlardan yararlanmasını bilen azdır."

Dr. üksel Cavlak Almanya
Dr. Hüseyin Pekin İsviçre   

Değerli dostuma bu yazısını paylaşmaya izin verdiği için teşekkürlerimi sunuyorum.
A.Dursun
****
Ayrıca bakınız...
http://www.egitim.aku.edu.tr/ozgen.htm
*************
Kaynak:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/koy-enstituleri-nin-kurucusu-tonguc-baba_991079.html

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
KÖY ENSTİTÜLERİ HAKKINDA ATATÜRK NE DİYORDU?
« Yanıtla #7 : Ekim 15, 2008, 11:46:44 ÖS »
KÖY ENSTİTÜLERİ HAKKINDA ATATÜRK NE DİYORDU?

KÖY ENSTİTÜLERİ" 

Atatürk,Köy Enstitüleri"ne olan zorunlu ihtiyacın gerekçelerini şöyle açıklar :

"Efendiler!
Asırlardan beri milletimizi idare eden hükümetlerin tamamı eğitim isteğini ortaya koymuşlardır. Ancak bu arzularına erişmek için doğu ve batıyı taklitten kurtulamadıklarından, sonuç, milletin cehaletten kurtulamamasına sebep olmuştur. Bu acı gerçek karşısında, bizim takibe mecbur olduğumuz eğitim siyasetimizin esas çerçevesi şu olmalıdır; demiştim ki bu memleketin asıl sahibi ve toplumsal varlığımızın asıl nedeni köylüdür. İşte bu köylüdür ki bugüne kadar bilgi ışığından yoksun bırakılmıştır. Bu nedenle bizim takip edeceğimiz eğitim siyasetinin temeli, evvelâ mevcut cehaleti yok etmektir."

"Efendiler!
Bu hedefe ulaşmak, eğitim tarihimizde kutsal bir aşama oluşturacaktır. Bir taraftan cehaleti yok etmekle uğraşırken bir taraftan da memleket evladını toplumsal yaşama ve iktisatta fiilen etkili ve verimli kılabilmek için acil olan ilkel bilgiyi işe yarar bir tarzda vermek kuralı eğitimimizin esasını teşkil etmektedir.

Efendiler!
Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin sınırı ne olursa olsun,en evvel, her şeyden evvel TÜRKİYE"NİN BAĞIMSIZLIĞI İLE KENDİ BENLİĞİNE VE MİLLİ GELENEKLERİNE DÜŞMAN OLAN BÜTÜN UNSURLARLA MÜCADELE ETMEK LÜZUMU ÖĞRETİLMELİDİR."

Mustafa Kemal ATATÜRK 
(Not: Yazı tarafımdan sadeleştirilmiştir. M. Poslu)

"Başarıyla tamamlanan Kurtuluş Savaşımızın ardından Cumhuriyet ilan edilmiş, Kemalist önderlik ülkenin inşası için kolları sıvamıştır.

Hedef "˜Çağdaş medeniyetler seviyesine çıkmış" yeni bir toplum yaratmaktır. Köylünün özgürleştirilmesi, ağa-şeyh-tarikat üçgeninden kurtarılması, sanayi toplumu yaratmanın olmazsa olmaz koşuludur."
(Nadir Eyinnen. Konferans Notlarından)

Hasanoğlan"“Çadır Köy Enstitüsü
"Kurtuluş Savaşı"nın ağır yükünü çeken, henüz demokrasiyi yaşatacak ve Cumhuriyet yurttaşı niteliğine kavuşamamış olan köylüler, uygar toplumun tüm nimetlerinden yoksundurlar. Cumhuriyetle birlikte girişilen köye hizmet çabaları ya köylünün beklentilerine uymadığı ya da becerilemediği için yarım kalmıştır.

Başarı için köylünün dilinden anlayan yeni bir aydın tipine gereksinim vardır. Bu da köylünün kendi içinden çıkarılabilecektir. İşin bu püf noktasını ilk yakalayan ve kendisi de bir köylü çocuğu olan büyük eğitimcimiz İsmail Hakkı Tonguç"tur. Büyük güçlüklerle öğrenim olanağı bulan Tonguç, Köy Enstitüsü sisteminin hem kuramcısı, hem de kurucusudur." (Nadir Eyinnen. Konferans Notlarından)

Arifiye K.E.Tonguç ve Balkır Kendi Yaptıkları Bankta Oturuyorlar
"Köylüye bir şey öğretebilmek için, ondan bir çok şey öğrenmeli." diyen Tonguç, 1938"de sorunun çözümünü şöyle açıklar: "Kanımızı ve iliklerimizi isteyerek köyün içine akıtmadıkça, kırk bin köyün kenarına münevver (aydın) insanın mezar taşı dikilmedikçe, bu köyün sırlarını

anlayamayız. Köyü anlayabilmek, duyabilmek için onunla kucak kucağa, nefes nefese gelmek lazımdır. Onun içtiği suyu içmek, yediği bulguru yemek, yaktığı tezeğin ifade ettiği sırları sezebilmek ve yaptığı işleri yapabilmek gerekir. Bizim köyün ne olduğunu evvela büyük alimler,artistler değil kahramanlar anlayacaklar, sonra alimlere ve sanatkârlara anlatacaklardır.   

Türk köyü, daha belki yirmibeş yıl alim değil, kahraman isteyecektir. Bataklığı kurutmak, sıtmalıya kinin rejimi yaptırmak, trahomlunun gözüne ilaç damlatmak, okul binasını yapmak, yaralının yarasını sarmak, gebeye çocuğunu doğurtmak, pulluğun nasıl kullanılacağını veya tamir edileceğini öğretmek, bozuk köprüyü yapmak, ıslah edilmiş tohumu tarlaya saçmak, fidan dikerek onu büyütmek ve step köylüsünün "˜dal" diye adlandırdığı ağacı hakikaten ağaç haline getirmek; ulemanın (alimin) işi değil, kahraman teknisyenler ordusunun işidir.

O (köylü), bu kahramanları kendi içinden yetiştirmeğe mahkum. Bütün felaketlere katlanarak, ıstırabı zehir gibi yutarak çalışan ve başlarının üstünde şereflerle örülü birer taç taşıyan bu kahramanlar köyü dile getirecekler. O zaman yeni sesler duyacağız. Bu seslerden ürkmeden onları dinlemek lazımdır. Köyden yeni renk ve seda getirenleri saygı ile karşılamak gerekir." 

Çadır Köy Enstitüsü 
"Statükocu eğitimcilerin direnişlerine rağmen, Köy Enstitüsü düşü, ilk olarak askerliğini yapmış okur-yazar gençlerden oluşan ve okutman denilen bir grupla hayat bulmaya başlar. Bu grup 1936 yılında Eskişehir"in Çifteler Çiftliği"nde dört aylık "˜Eğitmen" kursundan geçirilip "˜geçici öğretmen" olarak Ankara köylerinde görevlendirilir bu 84 "˜okutman" başarılı olur.Eğitmen adayları, açılacak Köy Enstitülerinin ilk binalarını da yaparlar. Kendi köylerine giden eğitmenler, topladıkları çocukları üç yıl okutup mezun ederek yenilerini alıyorlardı. Köy Enstitüleri, köylerden toplanan başıkabak "“ yalınayak çocuklarla oluşturuluyordu. Bu çocuklar, Enstitünün yorucu işlerini yaparken, çağdaş yöntemler kullanarak kendi yetiştirdikleri ürünlerle daha iyi beslenebiliyor, sanat ve meslek öğreniyorlardı. Her biri için en az bir enstrüman çalmayı öğrenme zorunluluğu vardı."   (Nadir Eyinnen. Konferans Notlarından)

Gölköy K.E.Hasan Ali Yücel,öğrencilerle tarlada
"Osmanlı feodal toplumunun yerine çağdaş ve sanayi toplumu yaratmayı hedefleyen Cumhuriyet ideolojisi, kişiyi kul olmaktan çıkarıp, özgür yurttaşlar konumuna çıkarmayı hedefler.

Cumhuriyet ideolojisine göre toplum ise, ümmet değil özgür yurttaşlar birliğidir. Eğitimde ise hedef, "Fikri hür, irfanı (anlayış) hür, vicdanı hür" nesiller yetiştirmektir.

Bir devrimin sürdürülebilmesi özellikle iki alanda kazandığı başarılarına bağlıdır. Bunların biri hukuk diğeri ise eğitim alanıdır.

Bu nedenle Cumhuriyet Devrimini sürdürebilmek ve Türk toplumunu "Çağdaş medeniyetler seviyesinin üstüne" çıkarabilmek için, eskiyen Osmanlı feodal kurumlaşmasının parçalanıp dağıtılması ve yerine yeni kurumlaşmanın yaratılması zorunluydu. Feodalizmin tasfiyesi ancak yeni kurumlaşma ile mümkündü. Feodalizmin tasfiyesi demek ise köylünün özgürleştirilmesi anlamına geliyordu." 
(Nadir Eyinnen. Konferans Notlarından) 

"Köylüyü özgürleştirmekten ne anlıyoruz? Hem ekonomik, hem de düşünsel (ideolojik) düzlemde özgürleştirmeyi anlıyoruz. Burada belirleyici olan, -yani diğerini de etkileyecek olan olgu ekonomik özgürleşmedir. Ekonomik olarak bağımsızlığı olan bir kesimi düşünsel planda özgürleştirebilirsiniz. Köylüyü tarikat ideolojisinden kurtarabilmek için köylünün, ağanın marabası olmaktan çıkarılması ve toprağın sahibi olması gerekir. Bunun için gerekli olan tek şey Toprak Devrimidir.

"“Bazılarının ifade ettiği gibi toprak reformu değil!-
Ancak Toprak Devrimini başlatmak ve sürdürebilmek için köylü önderlerine ihtiyaç vardır. Çünkü her devrim kendi öncü kadroları vasıtasıyla yürütülür. Oysa o gün açısından bakıldığında Toprak Devrimi bu öncü kadrolarından yoksundur. Köylüyü örgütlemek için köye gönderilen kentli kadrolar ya köylüyü anlayamadıkları için köylüyle diyalog kuramamakta ya da köydeki sıkıntılara göğüs geremedikleri için köyü bırakıp geri dönmektedirler. Bu sorunun tek bir çözümü kalır.

İsmail Hakkı Tonguç"un dediği gibi; "˜O (köylü), bu kahramanları kendi içinden yetiştirmeğe mahkum"dur." 
(Nadir Eyinnen. Konferans Notlarından)

Düziçi Köy Enstitüsü Kız Öğrencileri 
"˜İşte Köy Enstitüleri böyle bir sürecin ve böyle bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkar. Hedefi Toprak Devrimine önderlik edecek "“yani köylüyü özgürleştirecek- kadrolar yetiştirmektir.Ve de öyle yapar. Zaten patlama noktasında olan toplumda öylesine çabuk filizlenir ki, toprak ağalarının yanı sıra, devrimden sonra palazlanmaya başlayan Cumhuriyet burjuvazisinin de yüreklerine korku ateşleri düşer. Daha CHP iktidarı döneminde 1946-47"de Köy Enstitüleri hedefinden saptırılarak öğretmen okullarına çevrilir. Böylece 1950"de iktidarı ele geçiren karşıdevrimcilerin Köy enstitülerini tamamen tasfiye etmeleri için zemin hazırlamış olurlar.


İşte bu yüzden, dünden bugüne süren Köy Enstitüleri tartışması, aslında Cumhuriyet Devrimi"ne karşı alınan tutumla aynıdır. Kim ki Atatürk Devrimine karşı çıkmış ve sulandırmıştır, o, Köy Enstitüleri"ne de karşı çıkmış ve sulandırmıştır. Köy Enstitüleri bir nostalji değildir.

Köy Enstitüleri Cumhuriyet Devrimi"nin dününün, bugünün ve yarınının gerçeğidir. Her kim ki Köy Enstitüleri"ni dünün bir nostaljisi olarak yad etmek istiyorsa bilin ki Köy Enstitüleri"ne ve Atatürk Devrimlerine ihanet içindedir."  (Nadir Eyinnen. Konferans Notlarından) 

KÖY ENSTİTÜSÜ İLK MEZUNLARI KENDİ YAPTIKLARI TAHTA VALİZLERLE GÖREVE HAZIRLAR
Valizlerin İçinde Bir Kat Elbise ve Kitap, Kitap, Kitap Var! Fotoğraflar http://koyenstituleri.de/uye/bin_pl/bbmain.pl
Fotoğraflara bakmak isteyenler için yukardaki İnternet adresinde Fotoğraf Bankası mevcuttur.   

"Son olarak şunu söyleyeyim:
Hasan Ali Yücel"in "˜Bu bizimdir, kimseden almadık; bizden alsınlar"¦" dediği Köy Enstitülerini bugün yeniden kurabilir miyiz? Hayır. Aynısını kuramayız ama daha iyisini kurarız. Çünkü bugün gerek bilgi açısından, gerek yetişkin insan açısından, gerekse teknoloji açısından 1940"lara göre çok daha ilerdeyiz. Peki, sorun ne? Sorun 1946"lardaki sorunla aynı. İktidar sorunu!

İktidarın, Cumhuriyet Devriminden vazgeçmiş, uzlaşmacı ve teslimiyetçi anlayışların ve karşı devrimcilerin elinden kurtarılması gerekir. Köy Enstitüsü projesinin devrimci bir iktidar tarafından

yürütüldüğünü dikkate alırsak, başka seçeneğimiz yoktur. Karşı devrimcilerden iktidarı geri almak, Cumhuriyet Devrimi"ni sürdürmek, Toprak Devrimi"ni tamamlayarak feodalizmi tasfiye etmek, günümüz devrimcilerinin omuzlarındaki vazgeçilemez bir görevdir." (Nadir Eyinnen. Konferans notlarından)
Sayın Eyinnen"e teşekkürlerimle.A.Dursun
http://ahmetdursun374.blogcu.com/koy-enstituleri-hakkinda-ataturk-ne-diyordu_2951807.html

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
KÖY ENSTİTÜLERİ NEDİR,NE DEĞİLDİR?
« Yanıtla #8 : Ekim 15, 2008, 11:49:46 ÖS »
KÖY ENSTİTÜLERİ NEDİR,NE DEĞİLDİR?
"Biz bu müesseselere köy öğretmen okulu demedik. Çünkü evvelce bu isimde müesseseler vardı. Bunları ona bağlamak istemedik. Bunlar yepyeni şeylerdir.

Bu bizimdir, kimseden almadık; Bizden alsınlar!"

Hasan Ali Yücel. TBMM Konuşmasından, 1940

 

Köy Enstitülerinin kapatılış tarihinin Kemalist Devrim"den vazgeçme tarihi ile eş zamanlı olması bir tesadüf müdür?

Hasan Ali Yücel"in 1940"da "Biz bu müesseselere köy öğretmen okulu demedik. Bunlar yepyeni şeylerdir" diye altını çizmesine rağmen 1947"de öğretmen okullarına çevrilmesindeki amaç neydi?

CHP Hükümeti tarafından 1947"de kapatılarak öğretmen okullarına çevrilmesinden bu yana geçen 61 yıllık süreçte hala gündemde olmasındaki, hele hele Kemalist Devrimin yeniden atağa geçtiği bir süreçte yakıcı bir şekilde gündeme oturmasındaki gücün sırrı nedir?

Köy Enstitüsü bir nostalji midir yoksa günümüzün gerçeği mi?

Bugüne kadar Köy Enstitüleri hakkında çok şey söylendi, yazıldı; söylenmeye ve yazılmaya devam ediyor. Bunların içinde doğru, sağlıklı ve gerçekçi değerlendirmelerin yanı sıra Köy Enstitülerinin amacını saptıran ya da sulandıran ile karşı çıkan anlayışlara ve saldırılara rastlamak hiç de şaşırtıcı değil.

Neden şaşırtıcı değil? Çünkü diyalektik bunu gerektirir. Madalyonun iki yüzü vardır demiş atalarımız. Köy Enstitüleri"ni öğretmen okulu olarak görmek büyük bir yanılsamadır ve Köy Enstitüleri bundan daha öte bir olgudur. Köy Enstitüleri Cumhuriyet ve Aydınlanma Devrimi gerçeğinin ta kendisidir, Cumhuriyet Devrimini devam ettirecek en önemli karargâhtır. İşte tam da bu nedenle Kemalist Devrimden vazgeçme ile Köy Enstitülerinin kapanış tarihi eş zamanlıdır.

Peki, Cumhuriyet Devriminden vazgeçtin diye, devrim bir ihtiyaç olmaktan çıkmış mıdır? Devrim yapmak veya devrimden vazgeçmek isteğe bağlı değildir. Nasıl ki devrim, birilerinin canı devrim istedi diye olmuyorsa devrimin ihtiyaç olmaktan çıkması da birileri istedi diye olmaz. Devrim toplumsal gelişmenin zorunluluğudur ve hayatın kendisidir. Toplumsal gelişmeyi durduramayacağınız için toplumsal gelişmenin araçlarını da gündemden düşürmeniz mümkün değildir. Cumhuriyet Devrimi kuvvetlerinin yeniden atağa geçtiği bir dönemde Köy Enstitüleri gerçeğinin yakıcı bir şekilde gündeme gelmesi ve tartışılmasının arkasındaki gücün sırrı, bu toplumsal gerçekliktir.

Bu toplumsal gerçekliğin iyi algılanabilmesi, Kemalist Devrimin hedefinin doğru kavranılması ile mümkündür. Kemalist Devrimin hedefi nedir sorusunun cevabını bizzat M. Kemal"den alalım: "Yeni Türkiye"nin eski Türkiye ile hiçbir alakası yoktur. Osmanlı hükümeti tarihe geçmiştir. Şimdi yeni bir Türkiye doğmuştur" (Nutuk, II, s. 437) Bir başka konuşmasında şöyle diyecektir: ""¦milletin düştüğü bu hazin halin, bu sefaletin sebeplerini arayacak olursak doğrudan doğruya devlet kavramında buluruz." Atatürk"ün bu sözlerinden de anlaşılacağı gibi Cumhuriyet Devrimi"nin hedefi "feodal devlet" yapılanmasıdır. Şunu çok net olarak söyleyebiliriz ki Cumhuriyet Devrimi süreci feodal yapı ile hesaplaşma sürecidir. Cumhuriyet Devriminin hedefi feodalizmi tasfiye etmek ve sanayi toplumunu yaratmaktır. Atatürk bunu çağdaş toplum olarak ifade eder.

Feodalizm, tarıma dayalı bir ekonomik sistemdir. İdeolojisi "kul" anlayışına dayanır. Osmanlı"da birey yoktur. Toplum, padişahın tebası hatta mülküdür. Osmanlı toprakları Memalik-i Osmani (Osmanlı"nın mülkü) olarak tanımlanır. Buna insanlarda dâhildir. Toplum mülktür, birey değil, özgürde değil. Bütün toprak ve üzerinde yaşayanlar Allah"ındır ve padişah Halife sıfatıyla bu toprak ve insanların sahibidir.

Cumhuriyet Devrimi ideolojisi ise "fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür"  bireyler yetiştirmeyi hedefler. Toplum "ümmet" değil, özgür yurttaşlar birliğidir.

Bütün bu süreci ve ayrışmayı "batılılaşmak" olarak sunmak Kemalist Devrimin hedefini en hafif deyimiyle saptırmak, sulandırmaktır. Meseleyi feodalizmin tasfiyesi olarak algılamak Köy Enstitülerinin önemini ve tarihsel rolünü kavramak açısından çok önemlidir. Kemalist Devrimin hedefini kavramadan Köy Enstitüleri gerçeği açıklanamaz. Köy Enstitüleri Cumhuriyet Devriminin feodalizmi tasfiye hedefinden kopuk olarak ele alınamaz ve yorumlanamaz.

Feodalizmin tasfiyesi feodal toplumun, yani köylülüğün özgürleşmesi ile mümkündür. Köylünün özgürleşmesi ise hem ekonomik olarak güçlenmesi hem de düşünsel (ideolojik) olarak gelişmesi ile mümkündür. Köylünün ekonomik olarak güçlenmesinin bir tek maddi temeli vardır. Toprak sahibi olmak! Bunun için de toprak ağalarının haksız bir biçimde gasp ettikleri toprakların, onların ellerinden alınarak köylüye verilmesi zorunluydu. Bu da Toprak Devrimi ile mümkündü.

İsmail Hakkı Tonguç 1939 yılında Köy Enstitülerinin zorunluluğunu ve köylü meselesini şu sözlerle açıklar: "Köy meselesi bazılarının zannettikleri gibi, mihaniki surette köy kalkınması değil, manalı ve şuurlu bir şekilde köyün içten canlandırılmasıdır. Köylü insanı öylesine canlandırılmalı ve şuurlandırılmalı ki, onu hiçbir kuvvet yalnız kendi hesabına ve insafsızca istismar etmesin. Ona esir ve uşak muamelesi yapamasın. Köylüler, şuursuz ve bedava çalışan birer iş hayvanı haline gelmesinler. Onlar da her vatandaş gibi her zaman haklarına kavuşabilsinler. Köy meselesi, köyde eğitim problemleri de olmak üzere bu demektir.

 Köylüyü, köyden başlayarak, ta Kamutaya (TBMM) varıncaya kadar, devletin bütün şubelerinin idaresine, onda bugünkü vasıflarından başka bir şart aramaksızın iştirak ettirmek, bu suretle devlet işlerini, realiteden kuvvet alan elemanlarla besleyerek memleketin hakiki bünyesine uygun bir şekle getirmek"¦

Köylü vatandaşlarda ("¦) cumhuriyet vatandaşlığı şuurunu, aksiyon haline gelebilecek şekilde uyandırmak lazımdır."

Köy Enstitüsü gerçeğinin özü budur. Köy meselesini, köyü "içten canlandırarak" çözmek ve köylüyü iktidara taşımak! Bunun için Hasan Ali Yücel, Köy Enstitülerini öğretmen okullarına benzetmeye çalışanlara "Bu yepyeni bir şeydir" derken bu gerçeği anlatmaya çalışıyordu.

Köy Enstitüleri öğretmen okulu değildir. Köy Enstitülerini öğretmen okulu gibi göstermek Kemalist Devrimden vazgeçen anlayışın yarattığı büyük bir yanılsamadır ve ne yazık ki birçok değerli yurttaş ve aydınımız bu yanılsamanın etkisi altındadır. Ve bu yanılsama karşıdevrimcilerin iktidarı ele geçirmesini kolaylaştırmıştır.

İkinci büyük yanılsama Köy Enstitülerinin sadece toprak ağalığına karşı olduğunu düşüncesidir. Köy Enstitüleri salt toprak ağalığına değil aynı zamanda emperyalizme de karşı olmak zorundaydı. Çünkü Cumhuriyeti yıkmak isteyen karşıdevrimci kuvvetler artık tarihe mal olmuş eski yapılanmadan değil yeni koşullardan güç alıyordu. O yeni koşullar ise emperyalizm çağının koşullarıdır. Kemalistler karşıdevrimcileri Osmanlı"nın takipçisi olarak görüyor, Osmanlı feodalizmini yeniden canlandıracağını düşünüyor ve tehdidin kaynağını orda arıyorlardı. Osmanlı"nın yeniden hayat bulması mümkün değildi. Tarihin tecellisinin buna izin vermeyeceği gibi karşıdevrimin de böyle bir gücü yoktu. Bunu iyi gören karşıdevrimciler yaslanabilecekleri tek güce yaslandılar. Emperyalizme! Bu nedenle Köy Enstitüleri emperyalizme karşı mücadele etmeden feodalizmi tasfiye edemez. Dün Köy Enstitülerinin karşısında yerli gericilik (karşıdevrimciler) vardı. Bugün onların yaslandığı emperyalizm de Köy Enstitülerinin karşısındadır. Hatta gücün asıl kaynağı olması nedeniyle karşıdevrimcilerden daha fazla karşısındadır.

Cumhuriyeti tehdit eden kuvvet, herkesin beklediği gibi geçmişin içinden değil kendi içinden çıkmıştı. Ne güzel söylemiş şair: "Ey kendi ölümünü kendi karnında büyüten düzen."

Bu tespit niye önemlidir?

Köy Enstitüleri dünün tatlı anısı değil, yarının devrimci gerçeğidir. Kemalist Devrim hedefine ulaştı mı? Hayır! Feodalizm tasfiye oldu mu? Hayır! Emperyalizm alt edildi, bağımsızlık kazanıldı mı? Hayır!

O halde, Köy Enstitülerini dünün tatlı bir anısı olarak yâd etmekte neyin nesi oluyor. Köy Enstitüleri ihtiyacı dünden daha yakıcı bir şekilde önümüzde durmaktadır. Yarının devrimci gerçeğidir. Ancak burada temel sorun, Köy Enstitülerine yön verecek Cumhuriyetin ilk yıllarındaki gibi milli bir hükümetin kurulması, bu sürecin olmazsa olmazıdır.

Hiç kimsenin kuşkusu olmasın, bir şafak vaktidir ve "Onlar, ağır ellerini toprağa dayayıp doğrulmaya" başladılar.

Milli Hükümeti kuracağız. Köy Enstitülerini yeniden hayata geçireceğiz!

Bütün dünya da bunu bizden öğrenecek!

Değerli Bülent Esinoğlu dostumun da söylediği gibi:

ONLAR DEĞİL BİZ KAZANACAĞIZ!

GAZANIZ MÜBAREK OLSUN!

Nadir Eyinnen         
ULUS GAZETESİ 14 Nisan 2008
*********
Değerli Ahmet Dostum.

Merhaba.
Sesinizi duymak ne güzel. Uzun süredir sesinizi duymuyordum.

Ya da gruplar üzerindeki ileti kirliliği arasında kayboluyordu.
Bir de zaman fukarası olduğum için yöneltilmiş linklerin hiçbirine giremiyorum. Sadece açık ve net gelen iletilere bakabiliyorum.

Her neyse. Sevindim.
Yazı ve diğer çalışmalarımla ilgili düşüncelerimi zaten biliyorsunuz.

Nezaket gereği sorduğunuz için teşekkür ederim.

Çalışmalarım tamamlandıktan sonra bana değil halkıma aittir.
Hiç bir izne ihtiyacınız yok.

Saygı ve selamlarımla.
Nadir EYİNNEN 
Sayın Eyinnen"e Paylaşımından ötürü teşekkürler.A.Dursun
http://ahmetdursun374.blogcu.com/koy-enstituleri-koy-enstituleri-nedir-ne-degildir_13694211.html

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
KÖY ENSTİTÜLERİ 68.YILINDA
« Yanıtla #9 : Ekim 15, 2008, 11:51:15 ÖS »
KÖY ENSTİTÜLERİ 68.YILINDA

BASINA VE KAMUOYUNA

KÖY ENSTİTÜLERİ 68. YILINDA DA YOLUMUZA IŞIK TUTMAYA DEVAM EDİYOR!

Kuruluşunun 68. yılını kutladığımız Köy Enstitülerine yönelik olarak son yıllarda büyük bir ilginin oluştuğunu görüyoruz. Köy Enstitülerine yönelik bu ilginin, ülkemizin ve eğitimimizin bugün içinde bulunduğu durumdan çıkış arama çabasından kaynaklandığını düşünüyoruz.

          Köy Enstitüleri, nüfusumuzun neredeyse yüzde 80"inin 40.000 köyde bulunduğu, köylülerimizin bırakın okuryazarlığı, en temel üretim ve sağlık bilgilerinden yoksun olarak yaşadığı bir zamanda, köyü dönüştürmek, köylümüzü içinde bulunduğu ilkel koşullardan kurtarmak ve Cumhuriyetin aydınlığını köylerimize taşımak için uygulamaya konulan büyük bir projeydi.

          Bu büyük köyü dönüştürme projesi, daha Kurtuluş Savaşı yıllarında Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk tarafından şu sözlerle ortaya konulmuştur:

          "Yüzyıllardan beri ulusumuzu yöneten hükümetler eğitimi yayma arzusu gösteregelmişlerdir. Ancak bu arzularına varmak için Doğu"yu ve Batı"yı taklitten kurtulamadıklarından, sonuç, ulusun cehaletten kurtulamaması olmuştur. Bu hazin gerçeklik karşısında, bizim izlemek zorunda olduğumuz eğitim siyasetimizin ana hatları şöyle olmalıdır: Demiştim ki, bu ülkenin gerçek sahibi ve toplumumuzun ana unsuru köylüdür. İşte bu köylüdür ki, bugüne kadar eğitim ışığından yoksun bırakılmıştır. Dolayısıyla; bizim izleyeceğimiz eğitim siyasetinin temeli, öncelikle var olan cehaleti gidermektir.

          Bir yandan cehaleti gidermeye çalışırken bir yandan da memleket evladını toplumsal ve ekonomik hayatta fiilen etkili ve verimli kılabilmek için gerekli olan ilk bilgileri uygulamalı olarak vermek, eğitim yöntemimizin esasını oluşturmalıdır.

Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri öğrenimin sınırı ne olursa olsun, en önce ve her şeyden önce, Türkiye"nin bağımsızlığına, kendi benliğine ve ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla savaşma gereği öğretilmelidir." (1 Mart 1922)

            Köy Enstitüsü Sistemi; eğitimbilim verileri, Cumhuriyet Devriminin değerleri ve ülke gerçekleri arasındaki düşünsel sentezden doğmuştur. Bu sentezi yapan ve bundan özgün bir model yaratan büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç"tur.

Köy Enstitülerinin aradan geçen uzun zamana rağmen hala gündemde olmasının en önemli nedeni, özgün ve başarılı bir eğitim modeli olmasıdır. Enstitüler, kısa süren faaliyetleri döneminde bağımsızlıkçı, cumhuriyetçi, halka hizmet ruhuyla dolu yaratıcı gençler yetiştirmişlerdir!

          İkinci Dünya Savaşı"ndan sonraki yıllarda emperyalizmin ülkemize sızması, köylünün uyanışını kurdukları sömürü düzeni bakımından zararlı gören feodal ağa, şeyh ve aşiret reisi gibi unsurların çabaları Köy Enstitülerinin tasfiyesi sonucunu doğurmuştur. Bu durum da, toplumun uyanışına ve toplumsal gelişmemize büyük zararlar vermiştir.

          Batı"dan ithal edilen eğitim modelleri, eğitim sistemimizi çığırından çıkartmıştır. Bugün eğitimimizin içinde bulunduğu tıkanmanın en başta gelen nedenlerinden biri de budur. Eğitimimize yön vermek durumunda olanlar, çözümü gene ithal ve dışarıdan dayatılan modellerde aramaktadırlar. Oysa bundan şiddetle kaçınmak gerekmektedir. Türkiye kendi sorunlarını çözebilecek birikime ve deneyime sahiptir. Köy Enstitüleri, bu özgüvenimizin en önemli kanıtıdır.

          Bugünkü sosyoekonomik yapı 1940"lı yıllardan hayli farklıdır, dolayısıyla Köy Enstitülerini yeniden oluşturmak olanaklı değildir. Fakat Köy Enstitüleri deneyimi ve mirasından hareketle yeni bir öğretmen yetiştirme ve eğitim modeli oluşturmamızın zamanı gelmiştir.         

17 Nisan 2008"de, ulusal eğitim tarihimizin önemli bir dönemine damgasını vuran Köy Enstitülerinin kuruluşunun 68. yıl dönümünü kutlarken, Köy Enstitülerinin mimarları olan Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel (1897"“1961) ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç"u da (1897"“1960) saygıyla anıyoruz.

Eğitim-İş, Köy Enstitülerinin ulusal, cumhuriyetçi, halkçı ve aydınlanmacı mirasının taşıyıcısı ve savunucusudur. Köy Enstitülerine gerçekten sahip çıkmanın tek yolu Atatürk"e ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti"ne sahip çıkmaktan geçer. 

          Saygılarımızla. 16.04.2008                                                   

Ahmet Tevfik Bal/ Başkan,Eğitimiş

EĞİTİM VE BİLİM İŞGÖRENLERİ SENDİKASI KASTAMONU İL TEMSİLCİLİĞİ

Tel: 0 535 323 97 65 e posta: egitim-is.kastamonu@hotmail.com

Belediye Cad. Özkendirci İş Merkezi

Kat 4 No:14 KASTAMONU

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
KÖY ENSTİTÜLERİ'NİN ÖNEMİ
« Yanıtla #10 : Ekim 15, 2008, 11:53:26 ÖS »
Köy Enstitülerinin Önemi ve Fen Okur Yazarı Olmak

Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ
Çukurova Üniversitesi, Adana.

Ülkemizin eğitim sistemi ve sonuç olarak yetiştirdiği insan potansiyeli tartışma konusu olmaya başlamıştır. Sorunu şematize edecek olursak; Ülkemiz eğitim sistemi bugün her yönü ile sorgulanabilir duruma gelmiştir.

Günümüz bilişim teknolojisinde artık okuryazar olmak yetmiyor. Biraz da bilim okuryazarı olması zorunluluğu ortaya çıkmış bulunuyor. Bu da doğal olarak fen-okuryazarlığını gündeme getirmektedir. Fen ve bilimin doğru öğretilmesi de bu konuda yetkin insanların yetiştirilmesi ve bu öğretiyi öğretmeleri gerekiyor.

Fen eğitiminin öğrencilere benimsetilebilmesi için ezbercilikten kurtarılarak deneysel çalışmaya, gözlem ve incelemeyi öğrenci merkezli olarak işlenmesi gerekmektedir. Bu anlamda temel bilimlerin amacı yaratıcılığın sınırlarının zorlanması, bunların kaleme dökerek insanların beyninde şimşekler çaktırabilecek şekilde yetiştirilmelidir.             

Köy Enstitülerinin En Önemli Katkılarından birisi de;

Köy Enstitüleri üretim ve kültür eksenli olduğu için öğrencilerin öz güvenini geliştirmiş olmasıdır.

Türkiye"de Bilimsel Düşünceyi Köylere Kadar Götürmüş olmasıdır.

Bugün bilimsel devrimlerin yarattığı etkiler ve bunların sebep ve sonuçları metodolojik olarak öğretilmemektedir.

Oysa bilimsel düşüncenin ne olduğu ne zaman ve hangi koşullarda doğduğu, insanlığın ve uygarlığın gelişmesinde ne tür etkiler yaptığı ve geleceği ne şekilde etkilediği öncelikle öğretilmelidir. Bütün bunlar ancak fen okuryazarlığı ile daha iyi sağlanabilir. Atatürk diyor ki;

""¦Hiçbir mantıki delile dayanmayan, bir takım geleneklerin, inançların muhafazasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur"¦" ve ""¦Milletimizin siyasal ve sosyal hayatında, milletimizin fikir terbiyesinde rehberimizin bilim ve fen olacaktır"¦"

Bu sözler, Mustafa Kemal"in ilerlemek için pozitivist eğitimi en temel araç saydığını göstermektedir.

Yaşamı Bütünsel Anlamak İçin Fen Okur Yazarı olmak Gerekir
Ülkemizin temel sorunu olan organize olamam, gerçeği bir bütün olarak görememe ve analitik düşünememesinin temelinde felsefe bilmemesi ve soyut düşünmemesinden kaynaklanıyor.

Bunun temelinde de ilk okuldan itibaren kişinin ciddi anlamda fen okur yazarı olmaması yatmaktadır. Doğanın işleyiş mekanizmasının her yönü ile Fizik, Kimya, Biyoloji gibi Fen derslerinde anlatılıp öğretilirken, matamtik gibi doğanın dilini anlatan sayısal yapılanmayı unutmayalım. Matematiğin insanı yoğun düşünmeye sevk eden; soyut düşünmeye alıştıran çok yönlü bir zihinsel eylem olduğunun örnekleri ile anlatılmalıdır.

Bunun gerçekleşmemesi durumunda bireyler pozitif düşünme yeteneğinden yoksun olacaklar, karşılaşılan her türlü sorunun çözümünde, bilimsel çözüm yerine bilimdışı arayışlara yönelecektir.

Fen eğitiminin öğrencilere benimsetilebilmesi için ezbercilikten kurtarılarak deneysel çalışmaya, gözlem ve incelemeye dayalı öğrenci merkezli olarak işlenmesi gerekmektedir.

Ezberci eğitim sistemiyle; yorum yapamayan, araştırmayan, düşünmek yerine ezberlemeye alıştırılmış, sormayan, "neden ve niçin"lerle ilgilenmeyen, ülke ve dünya sorunlarına karşı duyarsız, özgüveni yetersiz bir kuşak yetiştirilmektedir.

Yaşam bir bütün ve bütünsel bakmak için başta fen bilimlerinin anlaşılması ve buna bağlı olarak diyalektik bilincin gelişmesi gerekir. Böylece kişi içinde bulunduğu ortamı çok yönlü sorgulamaya başlar. Alman Filozofu Goethe, yaklaşık 200 yıl önce yaşayan alman filozofu Goethe"nin diyalektik bakış açısı ileride olacak felaketlerin önceden görülmesi için son derece önemlidir. Ne diyor Goethe "˜Doğada hiçbir şey tek başına ve yalnız değildir. Doğada her şey; önündeki, ardındaki, üstündeki, altındaki, sağındaki, solundaki şeylerle bağlantılıdır" diyor.

            Türkiye"nin bugün dünya ile aynı nitelikteki Fizik, kimya biyoloji ve matematik kitaplarını okutmasına rağmen bilgiyi teknolojiye dönüştürememesi sık sık sorulmaktadır. Ancak temel neden hiç birimiz öğrendiğimiz bilgiyi hayata dönüştüremedik. Hiç birimiz en küçük bir matematik denklemini yaşamda kullanamadık. Çünkü eğitim sitemiz buna uygun değildir. Ancak bunun koşulları vardır. Köy Enstitüleri gibi üretim ağırlıklı eğitim modeli sürdürülseydi, insanlar üretim için de bilime gereksinim duyacaklardı. Eli işe yatkın insanlar doğacak ve bunlar gereksinimler ötesinde bilimi kullanıyor olacaklardı. Köy Enstitülerinde pisagor bağlantısı 3 4 5 ilişkisi bina köşelerinin oturtulması olarak atölyede ve uygulamalı olarak öğretilerek bilginin ne olduğu ve yaşamdaki önemi yapılarak öğretiliyor. Ancak günümün test ağırlıklı ve üniversiteyi kazanma ve üniversite de de bir an önce okul bitirmeyi, akademisyenlikte de bir an önce prof olmayı hedefleyen pragmatist yaklaşım ülkemizi verimsiz yapmıştır.   

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının öngörüsü çağdaş bir toplum yaratmak için toplumu katılımcı demokrasi anlayışı ile eğitmek ve geliştirmekti. Bunun birinci basamağı ile laik eğitim sistemiydi.  Atatürk"ün  "Hayatta en hakiki mürşit ilimidir"  anlayışının temlinde inanca dayalı din bilimlerini değil, akla dayalı pozitif bilimlerin tek yol gösterici ve aydınlatıcı olduğunu vurgulamıştır. Bunun için ilk yatıkları işlemlerden biri dünya klasiklerinin Türkçeye çevrisini benimsemiştir. Kant batıdaki aydınlanmacının öncüsü filozofların akla dayalı anlayışını benimsemişlerdir. Bunun içindir ki Cumhurbaşkanı İsmet İnönü öğrencilerin çantalarında dünya klasiklerini görünce derinde etkilenir ve Türk toplumunun geleceğe ilişkin öngörüsüne ve sağduyusuna güvendiğini belirtir.

M.Kemal Atatürk,   "Ben, manevi miras olarak hiç bir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi, fakat asla ödün vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor; milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur. Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar."

Bir başka söylevinde Atatürk, gençliği yetiştiriniz diyor. Onlara ilim ve irfanın (kültürün) müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler tatbik (uygulama) mevkiine konduğu vakit Türk milleti yükselecektir.

Bütün bu söylemler akıl ve aydınlanma devrimini kavramış bir anlayışın ürünü olarak ancak sunula bilir. Kişilerin akıl yolunu benimsemeleri ve aydınlanmacı olabilmeleri için öncelikli olarak erken dönemlerde müspet bilimler ile tanışmaları ve eleştirel bakış açısına sahip olmaları gerekmektedir. Bu da fen okuryazarlığı ile sağlanabilir. 

Ne Yapmalıyız?
Ülkemizin son yıllarda yaşadığı bir çok sosyal ve toplumsal olgu ile fen okur yazarlığı arasında ciddi bir ilişki bulunmaktadır. Fen bilimleri eğitimi her yönü ile öğrencinin kafasından yaparak, görerek öğrenmeyi ve eleştirel bakmayı buda farkına varılabilirliği ortaya koymaktadır. Farkına varılabilirlik, olup biteni görmek ve yurttaş olma bilincini beraberinde getirmektedir.

Bilim ve teknolojiye geçiş ve çağdaş bir toplum yaratmak için mutlaka fen okur yazarlığını yaygınlaştırmamız gerekir. Fen okuryazarlığı insanın farkına varılabilirliğini geliştirecektir. Bu anlayış kişini birey ve daha da ilerisi yurttaş olma bilincini geliştirecektir. Yurttaş bilinci gelişmiş toplumlar yaşamın her alnında gelişmiş demokrasisi yerleşmiş üretici toplumlardır. Sanırım Köy Enstitüleri mantığı köylü toplumu eğiterek toptan kalkınmayı ve demokratik bir toplum olarak yaşama katkı sunmayı hedefliyordu.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/koy-enstituleri-koy-enstituleri-nin-onemi_13700181.html

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
KÖY ENSTİTÜLERİ'NDEN ZİKİR PARTİLERİNE.BEN ÜLKEMİ ÖZLEDİM
« Yanıtla #11 : Ekim 15, 2008, 11:54:57 ÖS »
KÖY ENSTİTÜLERİ"NDEN ZİKİR PARTİLERİNE.

Köy Enstitüsünden Zikir Partisine...

Ben Ülkemi Özledim...
Vicdan yapmak yok...
Sadece büyüklerimin hesabını veriyor ve sebep olanlardan acılarımızın hesabını soruyorum.

Geçen gün Barok Kitap ve Kültür Evi"nin sahibi olan Taşkın Bey"in biz ÇYDD gençliğini gördükten sonra nasıl umutlandığını ve yardım etmek için ne kadar istekli olduğunu gördüm. Bizlere Köy Enstitüleri ile ilgili 2 adet CD verdi hemen. Sevgili başkanımız Prof. Dr. Türkan Saylan"ın hep dediği gibi. "Teşekkür" değil "Tebrik" etmeliyiz. Ben de tüm içtenliğimle Taşkın Bey"i tebrik ediyorum bu ilgisinden ve desteğinden dolayı.

İşte bir Cumhuriyet Aydınının çırpınışı...
Prof. Dr. Ali Güler hocamız da bize büyük destek veren büyüklerimizden biri. Kendisi bu seneki "Denizyıldızı Projesi" öğrencilerine Köy Enstitüleri"ni anlatacak.

O gün arkadaşlarımız da Demokrat Parti"nin Türkiye"ye yaptığı ihanetin boyutunu görecek.
"17 BİN" gencin büyük bir aydınlanma projesi ile yurdun dört bir yanını çağdaşlaştırmak için canhıraş çabaları... Neredeyse her okuma-yazma bilenin öğretmen olduğu günler ve ardından Köy Enstitüleri ile inanılması zor bir eğitim seferberliği.
Ellerle yapılan okullar, masalar, sandalyeler...
Her yandan mandolin, keman sesleri...
Kitabı az ama okuyanı çok olan kütüphaneler...
Açlık ve yokluk içinde, karda kışta ince kabanlarla yapılan binalar, evler.
Doğu-Batı demeden göreve hazır vatan evlatları. Hepsi birer Kemalist, hepsi bilgi dolu köy çocukları, milletin efendileri.
Neredesiniz? Toprağın altı sallanıyor, kemikleriniz sızlıyor, mezarınıza sığamıyorsunuz, toprak sizi tutamıyor değil mi?


Bizi tuttu bile...
Zikir partileri yapan gencecik üniversite öğrencilerini,
İnancını kapattığı karılarının türbanlı kafasında gören bilinçsizler ordusunu,
Ağlayan tarım emekçilerini,milletin efendilerini "Ananı da al git" diye tersleyen iktidar sahiplerini,
Kirli masalarda inanç pazarlayan,içki parasıyla insan araklayanları,
Biz Kemalistleri,dinsizsin,darbecisin,hukuk tanımazsın,komünistsin diye "Akıllı Ol!" cinsinden tehdit edenleri,

Allah ile kul arasına trilyoner tarikat şeyhleri sokan ve sokturanları görüyorsunuz değil mi?
Bizimkiler görmüyor... Üç beş kişi değiliz hatta hala onlardan fazlayız belki ama bizden fazla olanlar var. Kim mi onlar?

Onlar seyirci kalanlar. Bırakın girsin, bırakın yapsın diyenler. Onlar sizinle ilgilenmeyen, sizi umursamayanlar. Onlar kapıldıkları rüyalarda, üstlerine giydikleri umarsızlık zırhlarıyla bize "ROMANTİK" diyenler.

Vicdanım yetmez olduğunda, bilinçler bilinçlendirmeye bile kapandığında, Necip Fazıl"lar önce "Bacaklar" şiirini yazıp sonra din derdine düştüğünde, .

Köy Enstitüleri"nde eğitim gören dedelerimizden geri kaldık farkında mısınız?
Baş örtüsü taksa bile aydınlık fikirleri dillerinden, kitapları ellerinden düşürmeyen nenelerimizden geri kaldık farkında mısınız?

Birkaç yüz dolarlık kişi başına düşen milli gelirimiz, 0 lira borcumuz varken, bugün birkaç bin dolarlık kişi başına düşen milli gelirimiz, birkaç yüz bin dolarlık kişi cebine düşen borcumuz var farkında mısınız?
1923"te Türklük aynı kaderi paylaşmayı istemek, birbiri ile yaşamaktan mutlu olmak, aynı savaşta yan yana savaşmak anlamında iken, bugün yoldaki Kürt kökenli vatandaşımıza terörist, Türk kökenli vatandaşımıza faşist der olduk.

Evet Köy Enstitüleri kurulmalıdır. Çünkü bilinç düzeyimiz 1923 gerisinde...
Kanıt mı? İşte size Köy Enstitüsünde ülkesini yaratan vatandaştan, zikir partisi yapan gençlere gelişin öyküsü...

BEN ÜLKEMİ ÖZLEDİM...
Çağlar Akay

İletenin notu:
1984 doğumlu genç arkadaşımız Çağlar"dan güzel bir yazı.Yaşıtları diskolarda dans ederken okuyan düşünen ve üretimlerini paylaşan genç dostumuzu kutluyorum.
Erdal 
http://ahmetdursun374.blogcu.com/koy-enstituleri-koy-enstituleri-nden-zikir-partilerine_14958091.html

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
KÖY ENSTİTÜLERİ - BELGESEL
« Yanıtla #12 : Ekim 16, 2009, 01:05:24 ÖS »
KÖY ENSTİTÜLERİ - BELGESEL
(
<a href="http://video.google.com/videoplay?docid=2136090163378392232&amp;ei=ThvWStfCFsfJ-Aak8pSWCg&amp;q=k%C3%B6y+enstit%C3%BCleri+video+google&amp;client=firefox-a" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://video.google.com/videoplay?docid=2136090163378392232&amp;ei=ThvWStfCFsfJ-Aak8pSWCg&amp;q=k%C3%B6y+enstit%C3%BCleri+video+google&amp;client=firefox-a</a>
)
------------
Türk Toplumunda Cehaletin Yükselişi
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4767.0
--------
KÖY ENSTİTÜLERİ"nden ZİKİR PARTİLERİNE
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=817.0
--------
KARŞI DEVRİM OLDU MU?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=643.0
--------
KÖY ENSTİTÜLERİ,TARİHSEL ÖZET
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3391.0
-------
"CUMHURİYET DEVRİMLERİNDE" LAİKLİK VE DİN EĞİTİMİ!
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2338.0
--------
Atatürk Döneminde Kadın Eğitimi/Sayı 23, Cilt: VIII
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7601.0
-----
Yedinci katı arayan adamlar.Prof.Dr.Ali Demirsoy
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=6368.0
--------
Ecevit"in Erdoğan"a vasiyeti neydi?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=5971.0
--------
Uğur MUMCU"nun Köy Enstitüleri Konuşması
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=7ynyRPB9jHE&amp;hl=tr" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=7ynyRPB9jHE&amp;hl=tr</a>

http://video.google.com/videosearch?q=U%C4%9EUR+MUMCU&emb=0&aq=f#

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
KÖY ENSTİTÜLERİ ÖĞRETİM PROGRAMLARI
« Yanıtla #13 : Temmuz 09, 2010, 03:52:40 ÖS »
KÖY ENSTİTÜLERİ ÖĞRETİM PROGRAMLARI
Dr. A. Ferhan OĞUZKAN
Köy Enstitüleri birçok yönden incelenmiştir. Ancak, bu eğitim kurumlarında uygulanan öğretim programlarının bugüne kadar amaç, direktif ve ders konuları bakımından ayrıntılı biçimde ele alındığı söylenemez. Biz bu yazımızda Enstitülerdeki öğretim çalışmalarının başlıca dayanağı olan programları genel nitelikleriyle tanıtmaya ve değerlendirmeye çalışacağız. Yalnız, bu programların açıklanmasına geçmeden önce "Köy Enstitüsü" düşüncesinin gelişmesine kısaca değinmenin yararlı olacağını sanıyoruz.
Köy Öğretmeni Yetiştirme Konusunda Model Arayışı

Tamamını ekten indirebilirsiniz.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
"Ne ekersen onu biçersin" ne demek?
« Yanıtla #14 : Temmuz 09, 2010, 05:55:58 ÖS »
"Ne ekersen onu biçersin" ne demek?



Bu söz bir şeyler ifade ediyor mu, etmeli mi?

Örneğin;
Atatürkçüler ne ekmiştir ki ne biçmeyi bekliyorlar?
Tarikatçılar, cemaatler ne ekmiş ki şimdi biçtikleri nedir?
Hiç düşünen oldu mu?
Hep söylüyorum.
Salon sosyeteleriyle (söz meclisten dışarı, genelleme amaçlıdır) nereye varılır?

Cumhuriyet, Atatürk düşmanları kaç yıldır harıl harıl tohum ekiyorlar acaba?

Peki, Atatürkçü (-geçinen çoğunluk) ve dahi CHP, yıllardır ne yapmıştır?

Dinci girişimlerin hangisine engel olma, toplumu bilimden uzaklaştırmamak için çaba sarf etmiştir?

Örnekler vermeğe gerek var mı?

TBMM’den çıkacak imam destekli yasalara, tahsis edilen kadrolara parmak kaldıran CHP değil miydi?

Peki, doğruları millete söylemeye çekinenler kimdi?

Ama öte yandan tarikatlara, cemaatlere artıklarına bakın.
Ne cüret, ne cesaret...
Parmak ısırtır derecede pervasızlıklar...

Mustafa Kemal’i kim tanıyor?
Mustafa Kemal kimdir?
Mustafa Kemal’in mirası, vasiyeti, yaptıkları vs... vs... vs... nedir kaç genç biliyor?

Ama Mustafa Kemal’e düşmanlık nedir, nasıl yapılmalıdır sor bakalım bir müride, sana anında yüzlerce sayfa dolduracak bilgiler sunsun.

Daha adı sanı bilinmeyen yeni hazretler türedi.
Televizyonlarda, saatlerce milleti oyalama-boyalama, allama-pullama çalışmaları yapılıyor ancak, ne ADD, ne CHP ne de diğer STK’lardan tık yok.

Karşı çalışma yok.
Say say bitmez, tükenmez fetbazlıklara göz yumuluyor.

Ne için?

Yüce menfaatler için...

Gelecek neslin yaratıcıları öğretmenler ne diyor?
Ben maaşımı bilirim, anlatıyorum, anlamadıysa gitsin dershanede öğrensin tavırları.
Neden?
Çünkü sadaka alır gibi ücretlendiriliyorlar.

Telif hakları diye bir masal uydurdular.
Neden telif hakkı diyorsun, yanıt gayet haklı bir gerekçeye sığındırılmış.
Emeğe saygı efendim emeğe saygı...

Peki efendim, bu emeğe saygıyı siz sadece kendinize mi yontuyorsunuz dediğim de "o da ne demek" diyor.

Ne demek olacak efendi...
İnsanların kitap okuma haklarını elinden alarak, adeti 25-30 TL’den kitap satarsan kim okuyacak, kim bilinçlenecek?

Gerçi bu görüşe bir hocam ilave yapmış demişti ki; "Çarşı pazara git bak, hanımlar ha bire örtü vs... alıyorlar ona para varsa kitaplara da verecekler" demişti.

Bir açıdan haklı ama ya o örtüyü-bezi dahi alamayanların da varlığı unutulmamalı ve insanların tamamının öğrenme hakkına saygı çerçevesinden bakılmalı.

Peki aynı telif hakları, cemaat, tarikat kültürünü, yobazlığı anlatan kitaplarda neden söz konusu değil?
Neden o kitaplar 2-3 TL den satılıyor?
Onlar emek değil mi? Onların emeği saygın değil mi?

Tuzak bu efendiler tuzak deyince de emeğe saygısız oluyoruz.
Adamda elbet ki 2-3 TL den satılan tarikat, yobazlık yayınlarını alıp okutuyor, hatta cebinden vererek birçok kimseye ulaşmasını sağlıyor.

Aydınlanmaya gelince, önüne telif hakkı denen acayip bir duvar örülüyor.

Başka tarafa bakalım.

Atatürkçü geçinenlere bakalım.
Etrafta bir değişik edayla dolaşır, kendinden başkasını görmez, aklı bir karış havda gezinirler.
Her şeyin en iyisini onlar bilir, her şeyin en güzeli onlara layıktır vs...

Bu zavallılar sonrada bakarsın ki, köylüyü beğenmez, taşradan geleni adam yerine koymaz ama kendileri aydın, hatta Atatürkçü, ilericidir.

Suya sabuna dokunmadan Atatürkçülük bu kadar olur.

Senin çarıklı diye beğenmediğin de ister istemez tarikatların kucağına cuk diye oturuyor.
Çünkü onlar telif hakları gibi saçmalıklara değil inanmak, karşıdırlar bile.

Doktora gidersin,
-Köy kokusu var uzak dur der.
Hastaneye gidersin,
-Muayene haneme gel der bakmaz bile yüzüne.
Devlet kapısına gidersin, ta köyden uzak yoldan gelmişsindir.
-Bugün git, yarın gel derler.
İşinin hayati olduğunu söylersin,
-Tanıdık birini ya da rüşveti gösterirler.

Zat, artık büyümüş adam olmuştur, köylü babasının okuttuğunu, köyden geldiğini bile unutmuştur, sosyete olmuştur.
Artık ondan daha büyük adam da yoktur.
Almıştır eline bir boktan diploma, adam sınıfına girmiştir.
Kendisi de aynı kendine yapılanları yapmaya başlamıştır.

Çünkü "Burası Türkiye”dir. Artık bu sözü öğrenmiştir.

Bu pislik yaşam döngüsü ne yazık ki her kesimin şikâyetçi olduğu bir tarz olmasına rağmen, kendini (gemiyi)kurtaranın kaptan olduğu bir oluşum içinde olduğundan artık onun da yapacak bir şeyi kalmamıştır.

Peki, yıllardır bu durumdan şikâyetçi olanlar iktidara geldiklerinde neden pis çarkları kıramamışlardır?

Bunun türlü nedenleri var.
Birincisi, artık belirli yerlere ulaşma imkânlarına erişmiştir.

Öyle ya, çok çalıştı çok çabaladı o çamurdan çıktı.(Aferin de diyelim)

Artık diğerlerini de Allaha havale etmesi gerektiğini öğrendi.

Bu düşünceler içindeki toplum, adalet düzeninin, sosyal dengelerin, ekonomideki refah paylaşımının ne kadar yanlış olduğunu kör olsa dahi görmeye başladı.

Bu başlangıç artık yeni dengelerin gelmesi için yıllardır yapılmış olan çalışmaların ürünüydü.
Çünkü toplumu birden dönüştürmek telafisi imkânsız sonuçlar doğururdu, bu biliniyordu.

Öyleyse uzun bir süreç içinde, tarikatlar, cemaatler oluşturmalı, lider kadroları emperyalizmin hizmetkârları ile işgal edilmeliydi.
Öyle de oldu, ama adına da bir şeyler denmeliydi.

Bunun için en doğru yolu aramaya da gerek yoktu.

Türk toplumu açısından hedef belliydi.

Türk tarihi iki ana unsur üzerine inşa edilmişti, bunu çok iyi bilmekteydiler.

1-Dini-etnik unsurlar.
2-Askeri unsurlar.

Bu bozulma sürecinde emperyalizmin uşaklığını, köpekliğini yapacak liboş takımı her zaman mevcut, adeta kimyasal element gibi üretime hazır cevherler, topraklarımızda bol miktarda bulunuyordu.

Bu cevherler sırayla ve iyi bir zamanlama ile kullanılırken,kendisine vatansever,Atatürkçü,aydın vs..gibi ulvi payeler verilenlerde boş durmamalı,bu kokuşmuş düzende yukarda saydığım bozgunun özelliklerini hızla topluma yaymalıydı.

Nitekim öyle de oldu.

İnsanlar, inançlı-inançsız, Türk-Kürt (bu başarılı olmazsa gelecekte Çerkeş, Laz vs... sürümleri de hazırda bekletilerek) ayrım yaygınlaştırılmaya başlandı.

Kendisine aydın payesi verilenlerin daha da gösterişli olması için, AB, ABD gibi ülkelerin özel fonları devreye sokularak bu yalaka aydın takımı için gerek TV’ler, gerek gazeteler, gerekse STK’lar kuruldu.

Bu fonlardan desteklendi.
Ülkeyi yönetenlere hesap sorma gibi bir sorun da olmadığı için, onların da varlıkları, milli servetten yaptıkları peşkeş kadar pay almaları şeklinde sağlandı.

Ancak halk ayaklanmasını olursa, bastırabilmek için ne polis, ne askeri gücün yetmeyeceğini bildikleri için,en ucuz ama en güvenli polis-asker gücü oluşturuldu.

Bu gücün adı din ile perdelendi ve adına bazen Fethullah, bazen İsmailağa, bazen de STK dendi.

Tabii ki ikinci unsurda ihmal edilmedi.
Kimi zaman hizmetçi aydınlar eliyle, kimi zaman da sakallı-takunyalı görünen emperyalist yalakalarıyla Türk Ordusu yıpratılmaya başlanmış ancak AB sopası ile de asker sus-pus edilmişti.

Özgürlük çanları bir kez çalmıştı.
Artık özgürlüğün önünde duracak kimse olamazdı.

Çünkü halk ezilmekten bıkmıştı.
Yeni bir arayış içine girmişti.

Uma uma, umacıya dönen halk, bu baş dönmesiyle kime, neye sarılacağını bilmezken, bir kurtarıcı çıktı geldi.

Hem ilk kez Müslüman olacaktı, ilk kez halkın içinden gelecekti, ilk kez kendilerini horlamayacak, olduğu gibi kabul edecekti.

Eli hamur, üstü çamur dahi olsa TBMM’ye girebileceğine, temsilcileriyle dertleşebileceğine inandırılmış, halk ta inanmıştı.

Tabii bunlar halkın beklentilerini bildikleri için böyle söylemişlerdi. Öyle ya Müslüman’dı, sözü senetti ve Allahın mührünü taşıyorlardı.

Halkı ikinci sınıf yerine koyanlar birer birer Ergenekon dalgasıyla içeri alınmaya başladı.
Halk desteğini gittikçe artırıyordu.
Çılgın partiler düzenleyerek, halkı çadırlarda bedava yemeğe, evlerini bedava ısıtmağa, tencerelerini bedava doldurmaya bu yağmadan nasiplenmeye çağırmışlardı, işte halkın beklediği de buydu.
Artık, Varsın Kürdistan kurulsun, varsın ülke bölünsün kim takardı?
Eğer ki bu ganimet hep böyle sürecekse ülke bütün olsa ne yazardı ki?

Ne güzeldi milli refahtan pay alabilmek.
Ne yazık ki benim gibi çok az bir grup insanın bu çadırdaki yemeklerin tadına bakma şansı da olmadı.
Çünkü benim gibi küçük bir azınlık, bunlardan hiç değilse fakir-fukara yararlanmalı diye düşünüyordu.

Oysaki halka sus payı verenler, milli ekonomiyi-serveti yabancılara adeta peşkeşliyorlardı.

Günlük 50 milyar dolar faiz ödediğini kim anlıyordu ki?
Zaten kim anlattı da halk anladı ki?

Artık TV’ler gözlerimizi ışıklarıyla aydınlatırken, zihinlerimizi karartıyor ancak körleştiğimiz için zaten göremiyorduk.

Yukarda değim gibi halkı durduracak bir polis gücü de doğal yollardan, ilahi kanallardan halkın vicdanlarına bir kere konulmuştu.

Öyle ya herkesin vicdanı kendi polisi olarak şunu söylüyordu.
"Adamlar yiyor ama sana da veriyor, haksızlık etme"...
İşte vicdan polisi halkı böylece durdurmuş oluyordu.

Ne yazık ki başta söylediğim aydın geçinen, Atatürkçü geçinen kesimin de artık ellerinde yiyecek bir şeyleri kalmamıştı. Stokları yavaş yavaş erimeye başlamıştı.

Tekrar yemeye başlamanın yolu, bu düzenin kurucularının dizlerinin dibinde çömelmekten geçiyordu.

Çünkü Hikmet Yar’ların dizinin diplerinde çömelenlerin ne korkunç servetler edindikleri, artık belirli kaymak tabakasınca görülüyordu.

Halkın bunu görmeyişinin bir önemi de zaten yoktu.

Derhal bu kesim yeni hamlelerine başlayarak, yeniden Atatürkçülüğü tesis etme çabalarına girişti.
Önce ABD’nin, sonrada AB’nin izniyle yeniden yeme düzenine geçilmeliydi.

Öyle de oldu.

Şimdilerde halkın kurtuluş umudu olduğunu iddia edenlerin kavgaları da bu mücadelenin yeni şekillenmeye başlamış halidir.

En yetişkin insanların çıktığını iddia ettiğimiz TSK’da artık nereden ne kadar pay bana düşer diyen komutanların elinde kalmış, hala kendi elitlerini korumaya çabalayan bir grup subayın çırpınışları da halka acı vermeye başlamıştı.

Bir zamanlar İran Şahı’ın ordusunda da böyle seçkin subayların yetiştiğini unutmayalım.

Dostlar, ey millet İyi biliniz ki;
-Dokunulmazlıklar kalkmadan (-ki dokunulamayacak tek şey yaratıcıdır, dokunulmazlık yaratıcıya şirk demektir)
-Devlet dinden elini çekmeden (-ki laiklik tam tesis edilmeden),
-Sağlık sistemi tamamen devlet güvencesinde olmadan,
-Adalet bakanlığı bağımsız yargı sisteminden elini çekmeden,
-Nüfus planlaması (-ki başlangıcı aile planlaması) yapılmadan,
-Siyasetin finansmanını direkt halk yapmadan,
-Seçtiklerinizi vekillerinizi, liderlerinin iki dudağı arasında hapseden sistem kalkmadan
-Benim 32 yıllığına (-ki sizlerin) yıllardır verdiğiniz vergilerin kimlere gittiğinin açıkça görüleceği sistem kurulmadan,
-Siyaset zenginleşme yaylası olmaktan çıkartılmadan
-Ağalık düzenini yıkacak Toprak reformu gerçekleşmeden,
-Emeklisini dünya emeklileriyle aynı seviyeye çıkartacak olan yasalar düzenlenmeden,
-Köylüye ekmek, iş, aş imkânını açacak, hayvancılığı yeniden canlandıracak önlemler alınmadan,
-Köy enstitüleri programı yeniden gelişmiş haliyle uygulanmadan,
-Hepsinden önemlisi de, bizleri yöneteceklere AKIL SAĞLIĞI RAPORU alması zorunluluğu getirilmeden,…

Mustafa Kemal mezarından çıksa, kurtuluş mümkün değildir.

Bu böyle biline.

Her neye inanıyorsanız inanın şu sözlere kulak verin.

Dünyada her millet icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır.
Mustafa Kemal ATATURK
-----------
Nasıl olursanız, öyle idare edilirsiniz.
Hz.Muhammed. (Ali el-Müttakî, Kenzu"l-Ummâl,6/89)

09 Temmuz 2010

Ahmet Dursun
***

YEHOVA ŞAHİTLERİ
<http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?action=dlattach;topic=18901.0;attach=3372>

Yehova Şahitleri'nin iddiaları, Kitap Anlayışları
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=17843.0

Vicdani retçi dokuzuncu kez hapis cezasına çarptırıldı.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=15178.0

Metodist, Kongregasyonalist kiliseler ve Mesih'in Şakirtleri
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=11232.0

Charles T. Russell Yalancı bir ''peygamber''.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2365.0

Bir dine davet aldım. Karar sizin Ahmet Dursun Bey diyor.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=18901.0

***
Timur Selçuk (Nereye Payidar)
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=VDuubzPYVIc" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=VDuubzPYVIc</a>

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ANMA, MÜSTESNA TONGUÇ
« Yanıtla #15 : Aralık 10, 2010, 12:35:25 ÖÖ »
ANMA
MÜSTESNA TONGUÇ
(1925-2010)


İzmir Tabip Odası üyesi Dr. Engin TONGUÇ"un eşi ve yine odamız üyesi Dr. Müstesna TONGUÇ"u yitirdik.

Cumhuriyet ile yaşıt bir değerimizi daha Soma"da (04.12.2010)  sonsuzluğa uğurladık.

Bizlerin kuşağının ana-babalarıyla yaşıt olan  meslektaşımızın hekim olduğu ve hekimlik yaptığı dönemde çevresine yaydığı ışığın anlam ve öneminden hiç kuşkumuz yok! "Işıklar içinde yatacaktır!" Beyaz atlarına binip de gidenler kervanına bu kez bir meslektaşımız katılmıştır.

TONGUÇ soyadı sizlere bir şeyler çağrıştırdı mı?

Sonsuzluğa uğurladığımız meslektaşımız Cumhuriyet"e kanat gerenlerin ve onu yüceltenlerin başında yer alanlardan efsane İlköğretim Genel Müdürü ve Köy Enstitüleri"nin mimarlarından İsmail Hakkı TONGUÇ"un gelinidir.

Bir hekim ve bir aydın olarak ülkesine kattıklarının yanı sıra çok onurlu ve önemli bir soyadını da taşımış olmalıdır yaşamı boyunca gururla!

"Yüceller"in, Tonguçlar"ın canla başla, özveriyle ortaya koyduğu olağanüstü çabayla sağlanan kazanımlarımıza ne oldu?" diye sormaz mısınız?

Bundan 70-80 yıl önce Ortaçağ karanlığındaki Anadolu toplumunu aydınlıkla buluşturan tasarımların yaratıcılarının ülkesinde kime ne oldu da, artık karşı cinsin elini sıkmayan, karşı cinsten diye enjeksiyon yaparken giysisini açtırmaktan kaçınan ve olmayacak türden olumsuzluklara yol açanlar ortama egemen oldular!

 "Müstesna" meslektaşımızı yitirmiş olmamız bizleri hiç olmazsa düşündürmeli!
Oğlunu değil de yetenekliyi önceleyen bu kuşak bizlere bir Dr. Gazi YAŞARGİL"i armağan etmedi mi? Belki de böylelikle bir Can YÜCEL kazanmış olmadık mı?

"İş için, iş içinde işle eğitim!" diyerek eve gidecek zaman bulamayan bir İsmail Hakkı TONGUÇ"un "Aydınlık Türkiye" idealini anımsayalım! Anımsamakla kalmayıp, o ideale dört elle sarılalım!

İkinci kuşak Tonguçlar"dan biri olan meslektaşımızı yitirdik! Ama, hem kendi yaptıkları hem de soyadının çağrıştırdıkları yolumuza ışık tutacak!
Bir "Tıbbiyeli"yi uğurladık! Başımız sağolsun!
Ceyhun BALCI

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 20.894
  • Puan: +98/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Hüseyin İnan Atatürk'e hakaret edeni nasıl dövmeye kalktı
« Yanıtla #16 : Nisan 20, 2013, 05:04:56 ÖS »
Hüseyin İnan Atatürk'e hakaret edeni nasıl dövmeye kalktı



HÜSEYİN İNAN ATATÜRK’E HAKARET EDEN GENCİ DÖVMEK İSTEDİ

Türkiye'de güçlü bir Kemalist gelenek vardır. Doğan Avcıoğlu, 22 Ağustos 1962 tarihli YÖN Dergisi'nde, "Sosyalizmi, halkçılık, devletçilik, devrimcilik, laiklik, cumhuriyetçilik ve milliyetçilik ilkelerine dayanan Atatürkçülük'ün en tabii sonucu ve devamı sayıyoruz. Sosyalizmin, Atatürk devrimlerini geliştirme ve ileri götürme yolu olduğuna inanıyoruz" der.

Tabii Senatör Muzaffer Karan da, 12.9.1962 tarihli, YÖN dergisinde yazdığı yazısında, "Kemalizmin altı oku, Türk sosyalizminin temel taşlarıdır." der.

Bu dönem, gençlerin yaptığı bileşim ise ilginçtir. Ahmet Börüban, "1969'da ODTÜ'de öğrenci iken, bilgisayarda Che Guevera'nın silueti üzerine Atatürk'ün Bursa Nutku'nu yazar, bunu bildiri haline sokar, dağıtırdık" demiştir.

Hüseyin İnan, ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü'nün bir toplantısında, Atatürk için, "Gök gözlü oportünist" diyen, birisinin üzerine, "Polis, provokatör" diye hışımla yürüyerek, dövmek istemiştir.

Geneli yansıtmasa da belli bazı merkezlerde yapılan anket ve seçim sonuçları konu hakkında bilgi verir.

Turhan Feyizoğlu

odatv

 

Son İletiler/Konular

1 MAYIS, NASIL 1 MAYIS OLUR? Gönderen: Mehmet Akkaya
[Dün, 06:09:57 ÖS]


Banka hesabı olanlara kritik uyarı. Gönderen: ahmetdursun
[Dün, 01:13:32 ÖÖ]


Bir Gayri Müslim Kâ’be ye intihar saldırısı gerçekleştirebilir mi? Gönderen: ahmetdursun
[Dün, 01:07:09 ÖÖ]


Terörist beslemek pahalı iştir. Gönderen: ahmetdursun
[Dün, 12:26:26 ÖÖ]


Devlet Bahçeli'den Hükümete Destek. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 15, 2014, 11:21:15 ÖS]


İngiliz yazardan çarpıcı iddialar: Erdoğan, CIA ve Suriye... Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 15, 2014, 11:14:45 ÖS]


Kdz. Ereğli’de ‘Kutlu Doğum Evi’nin açılışı yapıldı. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 15, 2014, 06:23:18 ÖS]


Putin, Ürdün Kralı Abdullah’la Suriye’de barışçıl çözüm için anlaştı. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 15, 2014, 05:28:51 ÖS]


Prof. Dr. Nevzat Tarhan Selfie’nin zararı da var. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 13, 2014, 03:01:01 ÖS]


İLK TÜRBANLI CENİNDEN SONRA İLK TÜRBANLI REKTÖR YARATILDI ! Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 13, 2014, 12:13:09 ÖS]


Türkiye’ye 3 ay süre verildi! Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 13, 2014, 11:56:53 ÖÖ]


TSK’nın kitabı yeniden yazıldı. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 13, 2014, 11:27:16 ÖÖ]


Hz. Muhammed'in Kamyonet Kaçırması Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 13, 2014, 02:14:17 ÖÖ]


Toprak olmayabiliriz, Pek çok ceset artık bozulmuyor... Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 12, 2014, 05:18:21 ÖS]


Ağaçlar ayakta ölür!!! 'Sırada çocuklar var' dedi, kadavra oldu. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 12, 2014, 04:14:28 ÖS]


Federasyona giriş. Cihatçıların roket rampası “Öztürk” mü? Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 12, 2014, 03:59:23 ÖS]


Rusya Vatandaşlarını İkaz Etti! Rusya’dan Nükleer Tehdit! Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 12, 2014, 03:53:49 ÖS]


Sârinle ılımlılaşanlar! Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 12, 2014, 11:06:29 ÖÖ]


'SOROS'UN VELEDLERİ HER YERDE AYNI! Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 10, 2014, 06:39:51 ÖS]


Türkiye'de Laiklik yok ama, LAİKLİK GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 10, 2014, 06:16:07 ÖS]


Tarih Mi, Yoksa Tarihcilik Mi Son'a Erdi? Gönderen: PLMPLM
[Nisan 10, 2014, 05:54:47 ÖS]


YOK EDİP ÖLDÜREN UYGARLIK Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 10, 2014, 05:31:30 ÖS]


Bakanlık Risale-i Nur basımını durdurmuş. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 10, 2014, 05:17:34 ÖS]


Seymour Hersh Suriye'deki kimyasal için Elimde belge var dedi. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 10, 2014, 03:05:31 ÖÖ]


Genel AF Öcalan'ı kapsamalıdır. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 10, 2014, 02:08:30 ÖÖ]


AKP hükümeti Kürdistan'ı MİT eliyle kuruyor. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 09, 2014, 11:22:15 ÖS]


ANAYASA MAHKEMESİ KARARI VE TÜRK-İŞ İLE TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ’NE ÖNERİ Gönderen: Mehmet Akkaya
[Nisan 09, 2014, 09:06:50 ÖS]


Ya Devlet başa, Ya Kuzgun Leşe. CUMHURBAŞKANI adayım Kanadoğlu. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 08, 2014, 08:25:46 ÖS]


Celal Şengör - Birbirini Yalanlayan İnançlarla Bilim Yapılabilir mi? Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 08, 2014, 03:46:40 ÖS]


Bu film inançlarımıza aykırı! Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 08, 2014, 12:08:59 ÖÖ]


FAȘİZMİN KİTLE PSİKOLOJİSİ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Nisan 07, 2014, 11:59:50 ÖS]


Aile reisi erkek midir kadın mı? Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 07, 2014, 01:38:47 ÖS]


Fethullah Gülen Türkiye'ye iade edilecek mi? 'Paralel yapı' operasyon sinyali. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 07, 2014, 01:35:37 ÖS]


MEMLEKET...! Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 07, 2014, 01:22:27 ÖS]


Mehmet Ali Şahin: Başkanlık sistemi (Kürdistan) eninde sonunda olacak... Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 07, 2014, 12:33:32 ÖS]


Haşim Kılıç paralel AYM'nin başkanı mı? Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 07, 2014, 12:29:07 ÖS]


Erdoğan erken seçime karşı çıktı, 'Bayburt formülü' gündeme geldi. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 07, 2014, 12:26:04 ÖS]


Artık Hakkâri’de TC ve TSK yok… Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 07, 2014, 12:06:38 ÖS]


YARGITAY'da inançlarının gereğini yapmıştır. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 07, 2014, 11:06:14 ÖÖ]


Çok dikkatli bir analiz, yerinde tespit ve sorular. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 07, 2014, 10:34:51 ÖÖ]


Yeni vergiler yolda, Kürdistan'ın kurulum parası bizden çıkacak. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 07, 2014, 01:58:21 ÖÖ]


PKK ve AKP neden kazanıyor? Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 07, 2014, 01:19:54 ÖÖ]


Başbakan'ın avukatı THY yönetiminde. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 07, 2014, 12:34:30 ÖÖ]


Gökhan Ahi, internet sitelerinin kapatılması için bir kanun bulunmadığını... Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 06, 2014, 11:37:45 ÖS]


Suriye'deki kimyasal saldırıyı MİT planladı... Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 06, 2014, 08:02:34 ÖS]


PC Performer... Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 06, 2014, 07:17:04 ÖS]


Hapisten çıkmak için Kürdistan pazarlığı yapıldı mı? Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 06, 2014, 04:27:52 ÖS]


Bozdağ: "Anayasa Mahkemesi çizilen sınırları aşmıştır" Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 05, 2014, 10:31:05 ÖS]


Yol kesen PKK'lıyı öldüren polise suç duyurusu Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 05, 2014, 10:10:32 ÖS]


Bu gün PKK, Diyarbakır-Bingöl karayolunu kesti Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 05, 2014, 09:59:23 ÖS]


Washington: Erdoğan 17 Aralık iddialarını yok edemez Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 05, 2014, 09:41:12 ÖS]


Abdüllatif Şener’den müthiş iddia... Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 05, 2014, 09:38:00 ÖS]


1946 seçimlerinde hile... Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 05, 2014, 09:32:54 ÖS]


Ynt: Paralel Kürdistan Kumpası. Türkiye Eyaletlere bölünecek. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 05, 2014, 09:30:17 ÖS]


The Times’ten Erdoğan’a, 'Sahte demokratlar kendi mezarlarını kazarlar...' Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 05, 2014, 09:26:23 ÖS]


Türkiye uluslararası arenada katliamcı, soykırımcı ilan edilmek isteniyor. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 05, 2014, 09:20:22 ÖS]


Ynt: Paralel Kürdistan Kumpası. Türkiye Eyaletlere bölünecek. Gönderen: Meltem yeli
[Nisan 05, 2014, 09:15:01 ÖS]


AYM'NİN TWİTTER KARARI GÜL VE ERDOĞAN'I TERS DÜŞÜRDÜ Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 05, 2014, 09:09:12 ÖS]


Kemal Derviş, "Öcalan'a vatan haini denilmemeli." Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 05, 2014, 09:06:26 ÖS]


YouTube davasında flaş gelişme Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 05, 2014, 08:54:26 ÖS]


Kemal Derviş'ten muhalefete tavsiyeler Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 05, 2014, 08:42:16 ÖS]


Paralel Kürdistan Kumpası. Türkiye Eyaletlere bölünecek. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 05, 2014, 08:31:44 ÖS]


4 Bin Yıllık Tohum Canlanıyor Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 05, 2014, 01:32:24 ÖS]


Kulakta Altın oran masalı, estetik... Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 05, 2014, 01:29:42 ÖÖ]


Çok Eşlilik ve Kur'an ın Tavsiyesi. Gönderen: halukgta
[Nisan 05, 2014, 12:13:45 ÖÖ]


Turfan Karızları (Yer Altı Su Kanalları) Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 04, 2014, 11:10:30 ÖS]


72 milyon yıllık dinozor kuyruğu fosili bulundu. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 04, 2014, 12:45:10 ÖS]


Suudi Arabistan'da ateistler terörist sayılacak Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 03, 2014, 07:16:27 ÖS]


KABAHATİN ÇOĞU SENİN CANIM KARDEŞİM Gönderen: Mehmet Akkaya
[Nisan 03, 2014, 07:06:04 ÖS]


ANAYASA MAHKEMESİ, İŞGAL ALTINDAKİ 59 KURUMUN KAMUYA DEVRİNİ EMRETTİ. Gönderen: Mehmet Akkaya
[Nisan 03, 2014, 07:05:23 ÖS]


Çalışan kadınları taciz edin twiti. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 03, 2014, 07:05:07 ÖS]


GİRİT YENİDEN KARIŞIYOR, GİRİT HALKI BAĞIMSIZLIK MEŞALESİNİN PEŞİNDE Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 03, 2014, 05:55:03 ÖS]


Mardin Adayı, Süryaniler Şaşkın ve Mutlu. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 03, 2014, 05:30:34 ÖS]


Nasturiler, Süryaniler, Asuriler Büyük Asur Devleti için harekete geçmişler. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 03, 2014, 05:25:57 ÖS]


Şimdi de köyleri çalıyorlar, Bir gecede 16 bin köy kente katıldı. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 03, 2014, 12:09:49 ÖÖ]


Alkol Piyasası. TAPDK ruhsat verme yetkisi Tarım Müdürlüğüne devredildi. Gönderen: ahmetdursun
[Nisan 02, 2014, 01:36:21 ÖÖ]


SANDIKTAN KEDİ ÇIKTI Gönderen: Meltem yeli
[Nisan 02, 2014, 12:02:24 ÖÖ]


Enam Suresi 116. Ayetin Uyarıları. Gönderen: halukgta
[Nisan 01, 2014, 12:20:02 ÖS]


Kapılarına kilit vurması gereken parti ya da liderler kendisini acaba bilir mi? Gönderen: ahmetdursun
[Mart 31, 2014, 05:26:02 ÖS]


YSK SEÇMEN SAYISINI 1,5 milyon EKSİK AÇIKLADI. Prof. Dr. Dursun Ali Ercan Gönderen: ahmetdursun
[Mart 31, 2014, 04:56:58 ÖS]


Üzülme, Y-CHP bunu hak etmiştir. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 31, 2014, 02:52:10 ÖÖ]


Sandıkların çoğunda hırsız var, yolsuzluk patlaması yaşanıyor. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 30, 2014, 08:13:28 ÖS]


Hırsız rezaleti devam etti. Ankara'da büyük skandal! Sandık başkanı oy yaktı! Gönderen: ahmetdursun
[Mart 30, 2014, 07:35:02 ÖS]


İŞTE SAPANCA GÖLÜ'NÜN İÇLER ACISI SON HALİ Gönderen: ahmetdursun
[Mart 30, 2014, 04:57:38 ÖS]


Halk otobüslerinden 65 yaş üstü yolcular ücretsiz yararlanacak. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 30, 2014, 03:31:00 ÖS]


Çıplak Kadınlar Seçim Sandığını Basıp Eylem Yaptı. Linç girişimi oldu. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 30, 2014, 02:57:36 ÖS]


Şafak Pavey'e laiklik ödülü. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 30, 2014, 02:03:09 ÖS]


İ. Melih Gökçek ağlayarak oy dilendi. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 30, 2014, 01:04:36 ÖS]


Yandaşlar türbe, cami bombalarsa iftihar ederim demek mi istiyor? Gönderen: ahmetdursun
[Mart 29, 2014, 04:22:10 ÖS]


Diyanet Faşizmi Fetva ile savundu. Diyanete göre Gül küffar mı? Gönderen: ahmetdursun
[Mart 29, 2014, 04:01:45 ÖS]


FAŞİZME KARŞI OMUZ OMUZA…! ÇOK BASİT… Gönderen: ahmetdursun
[Mart 29, 2014, 03:11:51 ÖS]


Faşizm az evvel başardı... Youtube bitti. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 29, 2014, 01:15:47 ÖS]


Prof. CANDAN, üniversitelerde “YAT ve YATIRIMCILIK” kürsüleri kuracakmısınız? Gönderen: ahmetdursun
[Mart 29, 2014, 12:43:55 ÖS]


Fethullah’a hapisane yolu açılıyor mu? Gülen'in yeşil pasaportu iptal edildi. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 29, 2014, 11:30:31 ÖÖ]


Tayyip Erdoğan, burası muz cumhuriyeti değil demişttiniz, bu nedir? Gönderen: ahmetdursun
[Mart 29, 2014, 04:56:11 ÖÖ]


AKP HAKKINDA ŞU ANA KADAR YAYINLANAN TÜM KAYITLAR Gönderen: ahmetdursun
[Mart 29, 2014, 04:15:58 ÖÖ]


Valilik PKK için duyarlılık istiyor. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 29, 2014, 03:59:29 ÖÖ]


'Erdoğan yoğun bakımda' iddiası yine gündemde...! Gönderen: ahmetdursun
[Mart 28, 2014, 04:07:31 ÖS]


Kumpas belgesindeki paralel imzaya çifte doğrulama geldi. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 28, 2014, 03:58:38 ÖS]


Genelkurmay 2.Başkanı hakkında kimsenin görmediği o ayrıntı. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 28, 2014, 03:23:54 ÖS]


"SAVAŞ İLANIDIR". GÜL, SES KAYDININ İNTERNETE DÜŞMESİNE ÇOK SİNİRLENDİ Gönderen: ahmetdursun
[Mart 28, 2014, 03:12:19 ÖS]


Mürit zekâsı böyle bir şey olmalı... Beyinsiz nedir sorusunun kesin yanıtı... Gönderen: ahmetdursun
[Mart 28, 2014, 03:08:08 ÖS]


YARGITAY C. BAŞSAVCILIĞI NE YAPAR? Gönderen: ahmetdursun
[Mart 28, 2014, 02:47:16 ÖS]


“Allah da biziz mafya da biziz“. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 28, 2014, 01:41:34 ÖS]


Erdoğan, kökünü kazıyacağız... Allah kazıyamıyor ki sen kimsin? Gönderen: ahmetdursun
[Mart 28, 2014, 01:11:03 ÖS]


Ruhsal Bozuklukların Türkiye’ye Getirdiği Yük. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 28, 2014, 04:01:37 ÖÖ]


Dışişleri Süleyman Şah bmbalama kasetini doğruladı: Alçakça bir saldırı !!! Gönderen: ahmetdursun
[Mart 28, 2014, 03:21:54 ÖÖ]


YASAKLARA KESİN ÇÖZÜM İSTİYOR MUSUNUZ? Gönderen: ahmetdursun
[Mart 28, 2014, 02:32:53 ÖÖ]


BİLİM ve İDEOLOJİ (3) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Mart 28, 2014, 01:14:39 ÖÖ]


AKP 'nin en büyük propaganda aracının " ERDOĞAN'IN MEHDİ " olduğunu... Gönderen: ahmetdursun
[Mart 27, 2014, 07:42:14 ÖS]


Küçük kıza tecavüz edip hacca giden AKP takımı ! Gönderen: ahmetdursun
[Mart 27, 2014, 07:38:41 ÖS]


DİKTATÖRLÜK, RNM Teknolojisine sahip olmak istiyor. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 27, 2014, 07:17:22 ÖS]


Bombaları elma armut gibi taşıdık! Gönderen: ahmetdursun
[Mart 27, 2014, 05:20:51 ÖS]


Seçimlerde oy verme sorunu bitmedi gitti. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 27, 2014, 03:09:59 ÖS]


Camileri bombalarız. Seçim Güdümlü Savaş Planı 1-2 Gönderen: ahmetdursun
[Mart 27, 2014, 02:37:54 ÖS]


"OY" Halk Sağlığından daha mı önemli? Gönderen: ahmetdursun
[Mart 27, 2014, 03:02:04 ÖÖ]


TARIM ARACINDAN DÜŞEN KADIN HAYATINI KAYBETTİ Gönderen: ahmetdursun
[Mart 27, 2014, 01:20:37 ÖÖ]


İstanbul'daki polis meslek yüksek okullarında TV yasağı, sadece TRT serbest. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 26, 2014, 11:18:16 ÖS]


Beşir Atalay'ın Öcalan sözlerine sert tepki! Gönderen: ahmetdursun
[Mart 26, 2014, 11:13:41 ÖS]


NASUHİ GÜNGÖR, BAŞBAKAN’IN YAHUDİ LOBİSİNE VERDİĞİ SÖZÜ AÇIKLIYOR. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 26, 2014, 11:03:00 ÖS]


'MISIR'DAKİ İDAM CEZALARININ BİR NEDENİ BAŞBAKAN' Gönderen: ahmetdursun
[Mart 26, 2014, 10:58:41 ÖS]


Öcalan, "Tayyip beni devlet içinde 3. adam yaptı" Gönderen: ahmetdursun
[Mart 26, 2014, 10:52:18 ÖS]


TSK, Suriye jetini düşürerek kime hizmet ediyor? 'VUR' EMRİ 3 GÜN ÖNCE VERİLMİŞ. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 26, 2014, 10:46:43 ÖS]


Sami Selçuk'tan '17 Aralık' yorumu Gönderen: ahmetdursun
[Mart 26, 2014, 10:18:35 ÖS]


Faiz olibisinin Allah'ı Goldman Sachs, Türkiye'ye geliyor. Hamd olsun...! Gönderen: ahmetdursun
[Mart 26, 2014, 09:36:26 ÖS]


Erdoğan Uluslararası Cinayet Mahkemelerinde Yargılanacak. Gönderen: ahmetdursun
[Mart 26, 2014, 08:34:16 ÖS]