DİN PERDESİNE BÜRÜNEN İŞBİRLİKÇİLER“
Bilirsiniz: Bizi yanlış yola sürükleyen kötüler, çoğu zaman, din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep “şeriat” sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz; görürsünüz ki ulusu gerileten, tutsaklaştıran, çürüten kötülükler hep din örtüsü altındaki geriliklerden, bayağılıklardan ve alçaklıklardan gelmiştir. Onlar her türlü davranışı dinle karşılaştırırlar."
M. K. Atatürk (1923)
Yunan işgali sırasında yurdun dört bir yanında Kuvayı Milliyecilere (Ulusal Güçlere) karşı çıkartılan ayaklanmalarda, din öğesi kışkırtıcı bir unsur olarak kullanılmıştır. Halkın dinsel duyguları, Bağımsızlık Savaşını düşkünlüğe uğratmak için emperyalizm ve işbirlikçileri tarafından sömürü aracı kılınmıştır.
Ulusal Güçler; “din düşmanı”, “dinsiz” denilerek suçlanmıştır. Bu suçlamalar bilgisiz halk üzerinde etkili olmuş, iç ayaklanmalar (isyanlar) yurt genelinde yaygınlaşarak, Mustafa Kemal’in deyişiyle “ayaklanma dalgaları Ankara’da Karargah duvarına kadar çarpmıştır.”
Anadolu’ya dağılan
İngiliz ve Padişah ajanlarının Mustafa Kemal ve arkadaşlarını“Din, ırz ve mülkiyet düşmanı Bolşevikler” biçiminde suçlamaları ve bu doğrultuda propagandaları, ayaklanmaları iç savaş boyutuna sıçratmıştır.
Batı Cephesinin gerisinde, Balıkesir’in kuzeyinde başlayan, Ahmet Anzavur adında bir subayın yönetiminde –İstanbul Hükümeti ve İngilizler tarafından desteklenen- çıkartılan ayaklanmalar, işgalci düşmanla savaşan Kuvayı Milliye’yi zor durumda bırakmıştır.
Ahmet Anzavur, Kuvayı Milliye’yi yok etmek için çevresine topladığı kişilerin oluşturduğu birliğe Kuvayı Muhammediye adını vermiştir. Anzavur güçleri işgal ettikleri bölgelerde, “Allahümme salli ala Seyidine Muhammet, hoş geldin Anzavur Ahmet “ haykırışlarıyla karşılanmıştır.
Anzavur alanda toplanan kalabalıklara: “
Elimde ferman, göğsümde Kuran, kalbimde iman…Beni size önce Allah, sonra Padişah efendimiz gönderdi” diye seslenmiştir.
İngilizler, Kuvayı Milliye’ye karşı gösterdiği geçici başarılar nedeniyle Anzavur çetesini 500 İngiliz altını ile ödüllendirmiştir.
21 Eylül 1919’da başlayan Anzavur Ayaklanması, 20 Mayıs 1920’de ayaklanmacıların yenilgisi ve Anzavur’un kaçmasıyla sonuçlanmıştır.
Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı sırasında ulusal varlığımıza düşman olan derneklerin arasında yer alan Teali İslam Cemiyeti (İslamı Yüceltme Derneği), 19 Şubat 1919’da Cemiyeti Müderrisin (Müderrisler Derneği ) adı altında kuruldu. Başkanlığına Mustafa Sabri getirildi. İttihad-ı Muhammediye Cemiyeti öncüsü Kürt Sait (Nursi) de yönetim kurulunda görev aldı.
Dernek; 26 Eylül 1919 günü, Kuvayı Milliye’ye (Ulusal Güçlere) karşı bir bildiri yayımlayarak, ulusal güçleri yok etmek için çıkartılan Bursa, Biga, Gönen ayaklanmalarını desteklediğini bildirdi.
2 Ağustos 1920 günlü bildiride de, halkı; “
Osmanlı Saltanatına bağlı tebaayı yalan ve dolanla kandırıp asker toplayan ve şeriata aykırı olarak vergi alan asilere karşı koymaya” çağırdı.
İşbirlikçi Osmanlı İlayı Vatan Cemiyeti (Vatanı Yüceltme Derneği), 15 Kasım 1919 günü İstanbul’da kuruldu. Bir ucu Mekke Şerifliğine kadar uzanan Yahya Adnan’ın başkanlığını, Şeyhülislam Hüsnü Efendi’nin oğlu İbrahim Rüştü’nün genel katipliğini üstlendiği bu dernek, “şeriata dayanarak Osmanlı Devletini kurtarma, yüceltme amacını” güdüyordu!
Dernek, Kuvayı Milliye’yi İslam milleti arasına Türklük fikrini sokmak ve Padişahı bir papa durumuna indirmekle suçluyordu. Bunlar Tariki Salah (Doğru Yol) adını verdikleri bir gizli örgüt oluşturmuşlardı. Kuvayı Milliye’ye karşı savaşırken, Rum Patrikhanesine işbirliği önermekten çekinmemişlerdi. Ancak Patrik, kendisine gelenlere İstanbul’daki Yunanistan Komiserliğine başvurmalarını öğütlemişti.
Şeyhülislam Dürrizade Abdullah ise, emperyalistlere karşı yurdu kurtarmak için savaşan Mustafa Kemal ve arkadaşları için çıkarttığı ölüm fetvasında; “ Asilerle (Ulusal Güçlerle) savaşta şehit düşenlere Cennet kapılarının açılacağını müjdelemiş, bu savaşın din adına da gerekli olduğunu” duyurmuştur.
Buna karşılık Mustafa Kemal’in yanında Milli Mücadeleye katılan Ankara Müftüsü Rifat Efendi ve 153 Müftü karşı fetva yayımlayarak, işgalci düşmana karşı savaşmak gerektiğini, bu savaşı dinen de uygun olduğunu bildirdi.
1920 yılının Nisan’ında Bolu-Düzce isyanında Abdülkadir adlı genç bir subayı bıçakla delik deşik eden ayaklanmacılar, boynuna ip geçirerek sokaklarda sürüklemişlerdir. Bunu yaparken de “Şeyhülislamın fetvasının hükmü yerine geldi!” diye zafer çığlıkları atmışlardır.
Hürriyet ve İtilaf Partisi de Kurtuluş Savaşında düşmanla işbirliği yapmıştır. Hürriyet ve İtilaf Partisi’nin manevi başkanı Vahdettin’dir. Parti Başkanı Albay Sadık, İngiltere’nin ücretli adamı durumundadır.
Damat Ferit, Partinin gerçek başkanıdır. Şeyhülislam Mustafa Sabri de kuruculardandır. “Kuvayı Milliyecilerin katli vaciptir” fetvasını o yazmıştır, Dürrizade Abdullah’da imzasını koymuştur. Kürdistan Derneği ile yapılan ve vatanın parçalanmasına yol açan anlaşmayı, Başkanlığını yaptığı Hürriyet ve İtilaf Partisi Genel Merkezi adına imzalamıştır. Parti üyeleri Konya, Yozgat isyanlarını örgütlemişlerdir.
Mustafa Kemal, iç ayaklanmaları bastırarak, önce yurtta dirlik ve düzeni sağlamış, daha sonra da destansı nitelikteki bağımsızlık ve özgürlük savaşımların ardından işgalci düşmanı yurttan kovmuştur.
***
Emperyalizm sömüreceği ülkelerde işbirlikçi yönetici sınıf ile sivil toplum örgütleri adı verilen dernekler aracılığıyla toplumda kendisine yandaş ve destekçiler yaratıyor. Toplumu ırk, din, mezhep temelinde ayrıştırarak birbirine düşürüyor. Bu yöntemleri, o gün olduğu gibi, bugün de sürdürüyor.
İngiltere Büyükelçilik baş tercümanı Ryan, 25 Aralık 1919 günlü raporunda emperyalistlerin amacını, hedefini çok açık bir biçimde dile getirir:
“
Biz gerçek ideali din imiş gibi davranacak, çıkarcı bir grubu yönetici olarak sunmaya çalışacağız. Bizim şimdiki hedefimiz, bölmek, arkadaş gibi davranıp kazanmak ve sonra hükmetmek olmalıdır.”
İngiliz diplomatlarından Stokes ise, o günlerde Irak’ta uygulayacakları yöntemi açıklarken, emperyalizmin böl- yönet taktiğinin bugün de değişmediğini gösterir:
Suniler ve Şiiler arasındaki karşıtlık büyüktür, biz bu karşıtlığı daha da geliştirebiliriz.” (
İngiliz Belgelerinde Türkiye, Erol Ulubelen)
Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşında emperyalistlerle birlikte, içteki işbirlikçi hainlerle de savaşılmıştır. Bu işbirlikçilerin günümüzdeki uzantıları, Türkiye Cumhuriyeti’ne saldırılara devam etmektedir. Ancak Türk Ulusu, içteki ve dıştaki düşmanlarına karşı savaşımı yılmadan sürdürecektir. Hainler er ya da geç hak ettikleri cezayı göreceklerdir. Hiçbir hainlik cezasız kalmaz…
Fethi Karaduman
www.Atatürk.devrimi.com
*************
Aslında Mücahit Arslan diye biri yok.O’nun gerçek adı Ali İhsan Arslan. Ama küçük Arslan kendisine Mücahit Arslan olarak tanıtıyor.
Ne fotoğraf çektiriyor, ne televizyona çıkıyor.
Başbakan’ın yanında bir hayalet gibi dolaşıyor. Ama Mücahit Arslan AKP’nin en önemli isimlerinden biri. Çünkü 37 yaşındaki bu genç adam Başbakan Recep Tayip Erdoğanın danışmanı.
Hem de öylesine önemli bir danışman ki Başbakan Erdoğan nereye gitse O’nu yanından ayırmıyor. Başbakan Erdoğan Amerika’da Bush ile görüşürken yanındaki birkaç isimden biri de mücahit Arslandı.
Erdoğan Arslan dostluğu ise cezaevine dayanıyor. Mücahit Arslan Erdoğan’ı cezaevinde korumak ve hizmetlerini görmek için elinden geleni yapmıştı
Kanaltürk’ün araştırdığı Türkiye’yi ayağa kaldıracak haber dosyasında ilişkileri incelenen isimler AKP Diyarbakır milletvekili İhsan Arslan ve oğlu Başbakan Erdoğanın danışmanı mücahit Arslan’dı.
Devamı:
http://akpartigercegi.wordpress.com/basbakanin-danismaninin-marifetleri/**********
Avukatı: Gülen, Dava Açılmadan 1,5 Yıl Önce ABD'ye Gitti Fethullah Gülen'in avukatı Orhan Erdemli, Tempo Dergisi'nin kapak konusu yaptığı Gülen hakkındaki haberde yer alan iddiaları yalanladı. Noter kanalıyla dergiye bir cevap ve düzeltme metni gönderen Erdemli, 'Efsane dönüyor mu?' başlıklı yazıda ortaya atılan iddiaların tamamen asılsız ve mesnetsiz olduğunu kaydetti.
İlgisini çekenler bakabilir.
http://tr.fgulen.com/content/view/15240/11/