Gönderen Konu: DİN PERDESİNE BÜRÜNEN İŞBİRLİKÇİLER  (Okunma sayısı 476 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
DİN PERDESİNE BÜRÜNEN İŞBİRLİKÇİLER
« : Mart 30, 2008, 11:55:19 ÖÖ »
DİN PERDESİNE BÜRÜNEN İŞBİRLİKÇİLER

Bilirsiniz: Bizi yanlış yola sürükleyen kötüler, çoğu zaman, din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep “şeriat” sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz; görürsünüz ki ulusu gerileten, tutsaklaştıran, çürüten kötülükler hep din örtüsü altındaki geriliklerden, bayağılıklardan ve alçaklıklardan gelmiştir. Onlar her türlü davranışı dinle karşılaştırırlar."
M. K. Atatürk (1923)

Yunan işgali sırasında yurdun dört bir yanında Kuvayı Milliyecilere (Ulusal Güçlere) karşı çıkartılan ayaklanmalarda, din öğesi kışkırtıcı bir unsur olarak kullanılmıştır.  Halkın dinsel duyguları, Bağımsızlık Savaşını düşkünlüğe uğratmak için emperyalizm ve işbirlikçileri tarafından sömürü aracı kılınmıştır.

Ulusal Güçler; “din düşmanı”, “dinsiz” denilerek suçlanmıştır.
Bu suçlamalar bilgisiz halk üzerinde etkili olmuş, iç ayaklanmalar (isyanlar) yurt genelinde yaygınlaşarak, Mustafa Kemal’in deyişiyle “ayaklanma dalgaları Ankara’da Karargah duvarına kadar çarpmıştır.”

Anadolu’ya dağılan İngiliz ve Padişah ajanlarının Mustafa Kemal ve arkadaşlarını“Din, ırz ve mülkiyet düşmanı Bolşevikler” biçiminde suçlamaları ve bu doğrultuda propagandaları, ayaklanmaları iç savaş boyutuna sıçratmıştır.

Batı Cephesinin gerisinde, Balıkesir’in kuzeyinde başlayan, Ahmet Anzavur adında bir subayın yönetiminde –İstanbul Hükümeti ve İngilizler tarafından desteklenen- çıkartılan ayaklanmalar, işgalci düşmanla savaşan Kuvayı Milliye’yi zor durumda bırakmıştır.

Ahmet Anzavur, Kuvayı Milliye’yi yok etmek için çevresine topladığı kişilerin oluşturduğu birliğe Kuvayı Muhammediye adını vermiştir. Anzavur güçleri işgal ettikleri bölgelerde, “Allahümme salli ala Seyidine Muhammet, hoş geldin Anzavur Ahmet “ haykırışlarıyla karşılanmıştır.

Anzavur alanda toplanan kalabalıklara: “Elimde ferman, göğsümde Kuran, kalbimde iman…Beni size önce Allah, sonra Padişah efendimiz gönderdi” diye seslenmiştir.

İngilizler, Kuvayı Milliye’ye karşı gösterdiği geçici başarılar nedeniyle Anzavur çetesini 500 İngiliz altını ile ödüllendirmiştir.

21 Eylül 1919’da başlayan Anzavur Ayaklanması, 20 Mayıs 1920’de ayaklanmacıların yenilgisi ve Anzavur’un kaçmasıyla sonuçlanmıştır.

Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı sırasında ulusal varlığımıza düşman olan derneklerin arasında yer alan Teali İslam Cemiyeti (İslamı Yüceltme Derneği), 19 Şubat 1919’da Cemiyeti Müderrisin (Müderrisler Derneği ) adı altında kuruldu. Başkanlığına Mustafa Sabri getirildi. İttihad-ı Muhammediye Cemiyeti öncüsü Kürt Sait (Nursi) de yönetim kurulunda görev aldı.

Dernek; 26 Eylül 1919 günü, Kuvayı Milliye’ye (Ulusal Güçlere) karşı bir bildiri yayımlayarak, ulusal güçleri yok etmek için çıkartılan Bursa, Biga, Gönen ayaklanmalarını desteklediğini bildirdi. 

2 Ağustos 1920 günlü bildiride de, halkı; “Osmanlı Saltanatına bağlı tebaayı yalan ve dolanla kandırıp asker toplayan ve şeriata aykırı olarak vergi alan asilere karşı koymaya” çağırdı.

İşbirlikçi Osmanlı İlayı Vatan Cemiyeti (Vatanı Yüceltme Derneği), 15 Kasım 1919 günü İstanbul’da kuruldu. Bir ucu Mekke Şerifliğine kadar uzanan Yahya Adnan’ın başkanlığını, Şeyhülislam Hüsnü Efendi’nin oğlu İbrahim Rüştü’nün genel katipliğini üstlendiği bu dernek, “şeriata dayanarak Osmanlı Devletini kurtarma, yüceltme amacını” güdüyordu!

Dernek, Kuvayı Milliye’yi İslam milleti arasına Türklük fikrini  sokmak ve Padişahı bir papa durumuna indirmekle suçluyordu. Bunlar Tariki Salah (Doğru Yol) adını verdikleri bir gizli örgüt oluşturmuşlardı. Kuvayı Milliye’ye karşı savaşırken, Rum Patrikhanesine işbirliği önermekten çekinmemişlerdi. Ancak Patrik, kendisine gelenlere İstanbul’daki Yunanistan Komiserliğine başvurmalarını öğütlemişti.

Şeyhülislam Dürrizade Abdullah ise, emperyalistlere karşı yurdu kurtarmak için savaşan Mustafa Kemal ve arkadaşları için çıkarttığı ölüm fetvasında; “  Asilerle (Ulusal Güçlerle) savaşta şehit düşenlere Cennet kapılarının açılacağını müjdelemiş, bu savaşın din adına da gerekli olduğunu” duyurmuştur.

Buna karşılık Mustafa Kemal’in yanında Milli Mücadeleye katılan Ankara Müftüsü Rifat Efendi ve 153 Müftü karşı fetva yayımlayarak, işgalci düşmana karşı savaşmak gerektiğini, bu savaşı dinen de uygun olduğunu bildirdi.

1920 yılının Nisan’ında Bolu-Düzce isyanında Abdülkadir adlı genç bir subayı bıçakla delik deşik eden ayaklanmacılar, boynuna ip geçirerek sokaklarda sürüklemişlerdir. Bunu yaparken de “Şeyhülislamın fetvasının hükmü yerine geldi!” diye zafer  çığlıkları atmışlardır.

Hürriyet ve İtilaf Partisi de Kurtuluş Savaşında düşmanla işbirliği yapmıştır. Hürriyet ve İtilaf Partisi’nin manevi başkanı Vahdettin’dir. Parti Başkanı Albay Sadık, İngiltere’nin ücretli adamı durumundadır.

 Damat Ferit, Partinin gerçek başkanıdır. Şeyhülislam Mustafa Sabri de kuruculardandır. “Kuvayı Milliyecilerin katli vaciptir” fetvasını o yazmıştır, Dürrizade Abdullah’da imzasını koymuştur. Kürdistan Derneği ile yapılan ve vatanın parçalanmasına yol açan anlaşmayı, Başkanlığını yaptığı Hürriyet ve İtilaf Partisi Genel Merkezi adına imzalamıştır. Parti üyeleri Konya, Yozgat isyanlarını örgütlemişlerdir.

Mustafa Kemal, iç ayaklanmaları bastırarak, önce yurtta dirlik ve düzeni sağlamış, daha sonra da destansı nitelikteki bağımsızlık ve özgürlük savaşımların ardından işgalci düşmanı yurttan kovmuştur.
***
Emperyalizm sömüreceği ülkelerde işbirlikçi yönetici sınıf ile sivil toplum örgütleri adı verilen dernekler aracılığıyla toplumda kendisine yandaş ve destekçiler yaratıyor. Toplumu ırk, din, mezhep temelinde ayrıştırarak birbirine düşürüyor. Bu yöntemleri, o gün olduğu gibi, bugün de sürdürüyor.

İngiltere Büyükelçilik baş tercümanı Ryan, 25 Aralık 1919 günlü raporunda emperyalistlerin amacını, hedefini çok açık bir biçimde dile getirir:

Biz gerçek ideali din imiş gibi davranacak, çıkarcı bir grubu yönetici olarak sunmaya çalışacağız. Bizim şimdiki hedefimiz, bölmek, arkadaş gibi davranıp kazanmak ve sonra hükmetmek olmalıdır.”

İngiliz diplomatlarından Stokes ise, o günlerde Irak’ta uygulayacakları yöntemi açıklarken, emperyalizmin böl- yönet taktiğinin bugün de değişmediğini gösterir:

Suniler ve Şiiler arasındaki karşıtlık büyüktür, biz bu karşıtlığı daha da geliştirebiliriz.” (İngiliz Belgelerinde Türkiye, Erol Ulubelen)

Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşında emperyalistlerle birlikte, içteki işbirlikçi hainlerle de savaşılmıştır. Bu işbirlikçilerin günümüzdeki uzantıları, Türkiye Cumhuriyeti’ne saldırılara devam etmektedir. Ancak Türk Ulusu, içteki ve dıştaki düşmanlarına karşı savaşımı yılmadan sürdürecektir. Hainler er ya da geç hak ettikleri cezayı göreceklerdir. Hiçbir hainlik cezasız kalmaz…
Fethi Karaduman
www.Atatürk.devrimi.com
*************
Aslında Mücahit Arslan diye biri yok.
O’nun gerçek adı Ali İhsan Arslan. Ama küçük Arslan kendisine Mücahit Arslan olarak tanıtıyor.

Ne fotoğraf çektiriyor, ne televizyona çıkıyor. Başbakan’ın yanında bir hayalet gibi dolaşıyor. Ama Mücahit Arslan AKP’nin en önemli isimlerinden biri. Çünkü 37 yaşındaki bu genç adam Başbakan Recep Tayip Erdoğanın danışmanı.

Hem de öylesine önemli bir danışman ki Başbakan Erdoğan nereye gitse O’nu yanından ayırmıyor. Başbakan Erdoğan Amerika’da Bush ile görüşürken yanındaki birkaç isimden biri de mücahit Arslandı.

Erdoğan Arslan dostluğu ise cezaevine dayanıyor. Mücahit Arslan Erdoğan’ı cezaevinde korumak ve hizmetlerini görmek için elinden geleni yapmıştı

Kanaltürk’ün araştırdığı Türkiye’yi ayağa kaldıracak haber dosyasında ilişkileri incelenen isimler AKP Diyarbakır milletvekili İhsan Arslan ve oğlu Başbakan Erdoğanın danışmanı mücahit Arslan’dı.
Devamı:
http://akpartigercegi.wordpress.com/basbakanin-danismaninin-marifetleri/
**********
Avukatı: Gülen, Dava Açılmadan 1,5 Yıl Önce ABD'ye Gitti
 
Fethullah Gülen'in avukatı Orhan Erdemli, Tempo Dergisi'nin kapak konusu yaptığı Gülen hakkındaki haberde yer alan iddiaları yalanladı. Noter kanalıyla dergiye bir cevap ve düzeltme metni gönderen Erdemli, 'Efsane dönüyor mu?' başlıklı yazıda ortaya atılan iddiaların tamamen asılsız ve mesnetsiz olduğunu kaydetti.
İlgisini çekenler bakabilir.
http://tr.fgulen.com/content/view/15240/11/

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
TARİHİN SONU TEZİ
« Yanıtla #1 : Mayıs 01, 2008, 11:51:31 ÖÖ »
Sevgili Mus...İsminizi direkt yazmakta bir sakınca varmı bilmiyorum.tabii ki bana belirttiğiniz isminizden bahsediyorum.
Bakınız Amerikan teokrasisi EVANGELİZM-SİYONİZM konusunda bazı tamamlayıcı bilgiler girelim o halde.
Bazı yazışmalarımda bir arkadaşım çok güzel bir yazı paylaşmış idi.
Ben de o yazıyı burada paylaşayım istedim.

TARİHİN SONU TEZİ

''ARMEGEDDON''(EVANGELİZM-SİYONİZM)´Amerikan teokrasisi´

Misyonerlik: Hıristiyan Misyonerler, Yöntemleri ve Türkiye´ye Yönelik Faaliyetleri ve Misyonerlik kitaplarından tanıdığımız İstanbul Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr.Şinasi GÜNDÜZ 14-15 Mayıs 2005 tarihlerinde Yozgatta düzenlenen VIII. Kuran Sempozyumuna Protestan Geleneğinde Yeni Hıristiyan Sağı Olarak Evangelizm konulu bir tebliğ sundu. Tebliğinde Evanjelizmi dini siyasallaştıran bir ideoloji olarak tanımlayan Gündüz, bu nevzuhur ideolojinin Amerikan teokrasisi olarak ortaya çıktığını belirtti.

Evanjelizmin Amerikancı bir milli din olduğuna işaret eden Gündüz,tebliğinde Evanjelizmin teorik ve pratik geniş bir tahlilini yaparak şunları söyledi:

Evanjelizm dini siyasallaştıran teokratik bir ideolojidir.
Lutherci Protestanlık ile başlayan; Püritenizmle olgunlaşan; Jimmy Carter, Ronald Reagan ve Baba Bushun başkanlıkları döneminde adım adım gelişen Evanjelizm, 11 Eylülden sonra Oğul Bush ile Küresel Emperyalizmi yönlendiren esas güç haline gelmiştir.

Yahudilik'teki Tanrı tarafından seçilmiş halk inancı, Evanjelizmle Amerikada seçilmiş devlet halini aldı. Bu inanca göre Tanrı, Amerikayı dünyadaki şer odaklarını dize getirmesi için seçmiştir. Buradaki şer odaklar ise Hıristiyanlık dışı dinler, özellikle Müslümanlardır. Hz. İsa, Yahudiler arasından çıktığından, Mesih yeryüzüne indiğinde, -onlara göre- Yahudiler Hıristiyan olacaklardır. Bu nedenle Yahudiler şer odağında yer almazlar.

Seçilmiş Devletin başındaki lider de hali ile Seçilmiş Başkan olacaktır. George W. Bushun söylemlerine ve demeçlerine bakıldığında bu kompleks açıkça görülmektedir. Bilindiği gibi Bush, 11 Eylül olaylarından hemen sonra yaptığı açıklamalarda teröristlere karşı yeni bir Haçlı Seferi (Crusade) başlatılacağını söylemiştir. Karşılarında olanları şer odakları (Deccalın Ordusu), kendilerini ise kutsal ittifak (Mesihin Ordusu) olarak nitelendiren Bush, başkanlığa kendisini sadece Amerikan halkının seçmediğini, asıl Tanrı tarafından bu göreve getirildiğine inanır.

´MİLLİ DİN´
Gerçekten Bushun arkasında ciddi bir Evanjelist destek vardır. Amerikada sayıları 100 milyonu bulan Evanjelistler, kendi şemsiyeleri altında tuttukları 200 alt kilise, 200 bini aşkın din adamı, yüzlerce radyo, ulusal ve uluslararası onlarca televizyon kanalı ile her gün milyonlarca Amerikalıya ulaşmaktadırlar. Bushun aldığı oyların yüzde 40ını Evanjelist oyların oluşturduğu bilinmektedir.

Evanjelizmde Amerikanın ulusal menfaatleri dindarlığın ölçüsünü belirler. En iyi dindar en iyi Amerikancıdır aynı zamanda. Amerikanın lehine olan her şey iyidir. Evanjelizmin günümüz dünyasında Küresel Emperyalizm ile doğru orantılı olarak büyümesini ve yayılmasını, bu zaviyeden baktığımızda daha iyi anlayabiliriz.

´İNCİL ÜLKESİ´
Evanjelistler, Hıristiyanlık karşısında en büyük tehlike olarak Müslümanlığı görürler. Onların inancına göre Hıristiyanlık, İslam ülkeleri dışında her yere girmiştir. Bu sebeple Türkiyenin merkezinde bulunduğu İslam ülkelerine bütün gücümüzle yoğunlaşmalıyız demektedirler. Görüldüğü gibi bunlar arasında Bible Land (İncil Ülkesi) olarak adlandırdıkları Türkiye, Evanjelistlerin yoğun atış menzilindedir.

735 yıl önce sona eren 8 ayrı Haçlı Seferi silahsız olarak Misyonerlik hareketleri ile sürdürülmüş; 11 Eylülden sonra ise Afganistan ve Irakta IX. Haçlı Seferi ile tekrar buluşmuştur. Bugün askeri ve sivil Haçlı Seferleri kol-kola İslam ülkelerini tek tek işgal ediyorlar. Küresel Emperyalizm, askeri gücü ile İslam ülkelerini fiilen işgal ederken; Evanjelizm şemsiyesi altında yürüttüğü Misyonerlik hareketleriyle de Müslüman zihinleri iğfal etmekte ve en büyük düşman olarak gördükleri Müslümanların değerlerine fütursuzca saldırmaktadırlar.

Bu saldırılar arasında; Muhammed'de Saddam gibi bir diktatördü; Kuran şiddet ve terörü teşvik eden bir kitaptır gibi terbiyesiz değerlendirmeler de bulunmaktadır.

Gerçek Furkan, Ilımlı İslam, Seküler İslam, Protestan İslam vb. dine karşı din projeleri de bu cümledendir. Bütün bunlarla karşılarında insanı inşa eden bir İslamı değil, her buyruklarını evetleyen teslimiyetçi bir İslamı arzulamaktadırlar.

Evangelistler kehanetlerin peşinde
Sayıları sadece Amerika'da 70 milyona ulaşan, Başkan George W. Bush'un da en büyük takipçisi olduğu Evangelistler, İncil'de yer alan kehanetleri gerçekleştirmek için çalışıyor. Bu koyu Hıristiyanlar'a göre kıyamet 2000'li yıllarda Ortadoğu'da kopacak ve onlar da İsa Mesih sayesinde dünyaya hakim olacak.

Sayıları sadece Amerika'da 70 milyona ulaşan, Başkan George W. Bush'un da en büyük takipçisi olduğu Evangelistler, İncil'de yer alan kehanetleri gerçekleştirmek için çalışıyor. Bu koyu Hıristiyanlar'a göre kıyamet 2000'li yıllarda Ortadoğu'da kopacak ve onlar da İsa Mesih sayesinde dünyaya hakim olacak. Evangelistlerin hayallerinde kıyamet var Dünyadaki pek çok insan Amerikan politikalarını artık İncil'deki kehanetlerin şekillendirdiğine inanıyor. Bush'a seçimi kazandıran Evangelistler ise Ortadoğu'da kıyameti hızlandırmak için çalışıyor. Tanrı ve Başkan bize İsa'yı Ortadoğu'ya getirme şansı doğurdu. Bu bana verilen bir emir!"...

Bu sözlerin sahibi kan ve ateş altındaki Irak'ta Evangelistler için çalışan misyoner Tom Craig. Evangelistlerin Bağdat'ta şimdiden 9 kilisesi ve yüzlerce müridi var. Amaç Irak'ı Ortadoğu'da Evangelizm'in merkezi yapmak ve tıpkı İncil'de sözü edildiği gibi dünyanın bütün kavimlerini bu Kilisede toplamak. Evangelistlerin "Kilisesi" var ama aslında Protestanlığa ait küçük inanç farklarıyla bir araya gelen büyük bir ittifaktan söz etmek daha doğru. Genel olarak liberal Protestanların ve Baptistlerin dışında kalan tüm Protestanlar Evangelist adını alıyor. Kökleri Yunanca'da "Müjde" anlamına gelen "Evangelion"dan gelen bu isim İncilci tanımına denk düşüyor. Ancak kast edilen elbetteki "Eski Ahit" ve Mesih inancı. Protestanlığın bu yorumunda pek çok şey gizleniyor. Amerikan İsrail ilişkilerinden Büyük Ortadoğu Projesi'ne kadar kimi zaman "komplo" teorilerine boyanan kavramların altında 70'li yıllarda yeniden dirilen "Evangelizm" yatıyor. Evangelistleri bu aralar önemli hale getiren iyi ve kötü arasında kaçınılmaz olarak gerçekleşecek o yıkıcı savaşa, yani Armageddon'a olan inançları ya da insan eliyle yaratılacak kıyamet fikrini destekliyor olmaları ve dünyayı ele geçirmek istemeleri değil. 70 milyonluk nüfuslarıyla ABD seçimlerini etkilemeleri ve bu fikre inanan güçlü politikacılarının Beyaz Saray'da etkili olması. Durum böyle olunca ABD'nin Ortadoğu'daki etkinliği, İsrail sorunu ya da Büyük Ortadoğu Projesi gibi kavramların izi politikanın dinamiklerinde değil, kutsal kitapların satır aralarında sürülüyor. Ve dünya başkentlerinde Amerikan politikalarının, özellikle de Irak'ın işgalinin kaynağını "Eski Ahit"den aldığı şüphesi hızla yayılıyor.

Ezici bir üstünlükle yeniden seçilen Bush 1985 yılından beri sık sık diz çöküp dua eden ve "Yaradan" sözcüğünü ağzından düşürmeyen bir Evangelist. Evangelistler, Sabah Başyazarı Erdal Şafak'ın "Yeni Dünyanın Efendileri" başlığı altında anlattığı ve adım adım iktidara yürüyen 71 kişilik Neo-Con ekibinden farklı olarak Bush'un adeta diğer yarısını oluşturuyor. Seçimlerde pek çok Amerikalı politik kaygılardan çok, Bush'un yeniden seçilip "İncil'deki kehaneti gerçekleştirmesi" için oy verdi. Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra sık sık "Haçlı Seferi" ya da "İyi-Kötü" gibi kavramları kullanan Bush'un bir politikacıdan çok dünyanın dört bir yanına yayılmış olan Evangelist vaizlerden biri gibi konuşması bu şüpheyi daha da belirginleştiriyor. Önceki Amerikan başkanları Carter ve Reagan da benzer cümleler kullanıyor, İsrail devletinin kutsallığından ve kıyametten söz ediyordu. Ancak Bush açık bir biçimde "Mesihçi" ve "kıyametçi" bir başkan olarak hepsini geride bırakıyor.

11 Eylül saldırısı da Evangelistlerin yükselişinde etkili oldu. ABD'de saldırıdan hemen sonra yapılan kamuoyu araştırmalarına göre kendisini "Evangelist" olarak tanımlayanların oranı yüzde 46'ya yükseldi. Irak'ın işgalinden sonra ise yüzde 50'nin altına düşmedi. Irak'taki Amerikan tanklarının üzerlerine asılan haçlar, çarpışmadan önce vaftiz olan askerler ve birbiri ardına açılan Evangelist Kiliseler işte bu gelişmelerin bir sonucu. Peki nedir Evangelizm? Bu Hıristiyanlık yolunun kökenleri Martin Luther'e ve Protestanlığın kuruluşuna kadar gidiyor. Luther kendi kurduğu kiliseye "Evanjegelik Kilise Hareketi" diyordu.

Protestanlık faizi reddeden Katoliklere karşı faizi serbest bırakıyor, "ahiretten" çok bu dünya ile ilgili düzenlemelere vurgu yapıyor, çalışmayı, ticareti ve üretimi kutsuyordu. Protestanlığın bu görece modern girişimleri bir reform hareketi olarak değerlendirildi. Ancak Protestanların en önemli farkı ilk beş kitabını Tevrat'ın oluşturduğu 39 kitaptan oluşan Eski Ahit'e inanmalarıydı. Eski Ahit, özellikle ABD'nin kuruluşunda farklı yorumlara ve anlayışlara yol açtı. Bu, bakış açılarında "kıyamete" ve "Mesihçiliğe" ayrı bir değer vermelerini sağlıyordu. Özgür iradenin "Tanrı" tarafından çizilen kaderin dışına çıkamayacağını öngören Evangelistler, bu kaderi hızlandırmak için Hıristiyanların ellerinden geleni yapması gerektiğini savunuyor.

Ve Armageddon'la, yani "iyi" ile "kötü" arasındaki o büyük savaşla gelecek olan kıyameti ve Mesih'i hızlandırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Seçilmiş insanlar olduklarına inandıkları Yahudilerin, bir kıyamet koşulu olarak desteklenmesi gerektiğini düşünüyorlar. 70'li yıllardan itibaren yeniden dirilen ve muhafazakarlaşan Evangelizm aradan geçen otuz yıl içinde Hıristiyanlığın en hızlı büyüyen "Kilisesi" oldu. Ve Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler pek de yabana atılmamaları gerektiğini gösteriyor.

ARZ-I MEV'UD
Va'dedilmiş yer. Hz. İbrahim ve onun soyundan gelenlere verileceği va'dedilen arazi. Bu tabir Kur'an-ı Kerim'de "Bereketli arz" olarak kaydedilmektedir. (el-Enbiyâ, 21/71) Hz. Yusuf (a.s.)'ın Mısır'a götürdüğü İsrailoğulları zamanla Firavunların yönetimi altında zulme uğramış, mustaz'af* bir kitle haline gelmişti.

Kur'an'da Hz. Musa (a.s.)'ın onlara şöyle dediğini biliyoruz. "Ey Kavmim, Allah'ın size takdir ettiği Arz-ı Mukaddes'e girin arkanıza dönmeyin. Yoksa hepiniz nice zararlara uğrayanlardan olursunuz. " (el-Mâide, 5/12). Hz. Musa'nın sözleriyle Allah'ın İsrailoğullarına mukaddes kıldığı belde bildirilmiş ise de bunun neresi olduğu kesin olarak bilinmemektedir.

Ken'an ili olarak bilinen yer Filistin, Şam, Ürdün'deki Ken'an bölgesi yahut Kudüs şehri midir, bu hususta kesin bir bilgiye sahip değiliz. Ancak o dönemlerde bu bölgede büyük bir devlet hüküm sürdüğünden, israiloğulları buraya gelmek istememişler, bunun için de Hz. Musa'ya: "Git sen ve Rabbin, savaşınız; biz buracıkta oturacağız" demişlerdi. (el-Mâide, 5/24)

Bundan sonra İsrailoğulları'nın buraya gidemeyeceği, ancak bu bölgeye salih kulların mirasçı olacakları Hz. Dâvud'a vahyedilen Zebur'da belirtilmiştir: "Andolsun ki biz zikir (Tevrat)'dan sonra (Davud'a indirilen) Zebûr'da yazdık ki. "Arz'a (arz-ı Mev'ud 'a) benim salih kullarım varis olur."(el-Enbiyâ, 21/105). Arz-ı Mev'ud'un değerini takdir edemeyen İsrailoğulları yeryüzünün salihleri olamamış fakat daima bunun özlemini duymuş ve bu toprakları ele geçirmek için her türlü hileye başvurarak her şeyi mübah görmüşlerdir.

Arz-ı Mev'ud Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahûdiler tarafından kutsal kabul edildiği için her üç ümmet de buraları ele geçirme gayreti içine girmiş ve bu bölgede tarih boyunca mücadeleler sürmüştür. Yahudiler Allah'ın Peygamberlerini öldürüp onun dinine ve emirlerine sırt çevirdiklerinden Allah onların bu kutsal yerlere mirasçı olamayacaklarım belirtmiştir.

Yukarıda ifade edildiği gibi yeryüzüne Allah'ın salih kulları varis olacaktır. Bu ilâhi hüküm bütün kutsal kitaplarda mevcuttur. (bk. el-Enbiyâ, 21/105; Mezmurlar, 37/29, 69/32-36). İslâm'dan önceki dinler ve Hz. Peygamber'den önceki kutsal kitap ve şeriatler, Kur'an ile neshedildiği için, bütün insanların İslâm'a ve Kur'an'a tabi olması halinde Allah'ın salih kulları olmaları mümkündür. Arz-ı Mev'ud'a ancak Allah'ın son şeriatı olan İslâm'a iman etmekle vâris olunabilir.
----------
General Joseph Ralston ile başlayalım.
Hani şu Başkan Bush'un Terörle Mücadele Koordinatörü olarak atadığı kişi.

Bu köşeyi okuyanlar, bu işin bir fiyasko ile sonuçlanacağını daha ilk günden söylediğimi hatırlar. Nitekim geçen hafta işin gerçeği de ortaya çıktı.
Amerikan gazete ve internet sitelerinde 'PKK Koordinatörü' olarak adlandırılan Bay Ralston meğer silah komisyoncusu.

Nasıl olsa koordinatör ile komisyoncu arasında fazla da bir fark yok!
Uçak şirketi Loockheed Martin ve Cohen Lobi şirketlerinin yönetim kurulu üyesi olan adamcağızın meğer gerçek işi Türkiye'ye F-16'ları satmak, Türkiye'de medya sektöründe ve daha başka alanlarda iş bitirmek.

Bunu da ben değil Amerikan gazeteleri söylüyor.
Oysa Türkiye'de bazı bildik gazeteler ve çevreler Bay Ralston'u 'Türkiye dostu' olarak takdim etmişti.

Sanıyorum Bay Ralston'un yüzü tutmayacak ve bundan böyle Ankara'ya gelemeyecek.

Üstelik gelirse beraberinde bu kez Irak Kürdistan Federe Bölgesi hükümetinin atadığı ''PKK Koordinatörü'' Kerim Sincari'yi de beraberinde getirmek zorunda kalacak ya da onunla ve PKK'lılara Erbil'de konuştuktan sonra Ankara'ya gelecek!

Gelelim ikinci isme.
Ted Haggard.
Bu adam Başkan Bush'un bağlı olduğu ve yaklaşık 30 milyon üyeli Evangalist ya da Evanjelist Kilisesi'nin başkanı.
Evangalist kilise ise Amerikan iç ve dış politikasında en tutucu, bağnaz, sert ve saldırgan politikaların alınmasında ideolojik ve psikolojik rol oynamış, oynamaktadır.

Ama gelin görün ki; böyle bir kilisenin başında bulunan ve ahlak abidesi olarak Amerikalılara yutturulan başkanıTed Haggar, bir erkekle para karşılığı yatıyormuş.
Ne dersiniz; belki de birçok Oscar ödülü alan ve iki kovboy arasındaki homoseksüel ilişkiyi yücelten Brokeback Mountain filminden etkilenmiştir.
Adamlar boşuna bu filme Oscar vermediler!

Üçüncü isim çok daha ilginç.
Richard Perle,namı-ı değer Karanlıklar Prensi.
Çünkü adamın tüm işleri karanlık.
Bu adam yukarda sözü edilen Kilise'nin en katı üyelerinden ve aynı zamanda bu Kilise'nin idolojik söylemleri ile beslenen Neo-Con yani Yeni Muhafazakar hareketinin kurucularından.

Peki ne yaptı bu adam?
Patronu Bush'a kazık attı.
Seçimlere birkaç gün kala Başkan'ın Irak politikalarını yerden yere vurdu.
Anlaşılan Perle bizdeki döneklerden esinlenmiş!
Çünkü bu adam Irak savaşının planlayıcı ve en baş uygulayıcılarından biridir.
Yani adam Şahinler'in şahinidir.
Şaron'dan bile daha İsrailci'dir.
Savaş demek Perle demek.
Türkiye'de birçok arkadaşı olan bu adam dostu Paul Wolfowitz ile birlikte 1 Mart Tezkeresi'nden dolayı Türkiye'yi tehdit edecek kadar ileri gitmişti.

Perle bakın ne diyor:
''Zamanında kahin olabilseydim, belki de Saddam'a karşı farklı stratejiler uygulardım ve Irak'a müdahale etmezdim. Irak'ta gördüğümüz şiddetin boyutu korku verici, kötülüğün bu boyuta ulaşacağını tahmin edemedim''.

Çok ilginç;bir ülkeyi yerle bir edeceksiniz, 650 bin insanın ölümüne neden olacaksınız, bu ülkede iç savaş çıkartacaksınız, tüm bölgeyi sonu gelemeyecek bir etnik ve mezhepsel bir savaş sürecinin içine sürükleyeceksiniz sonra da çıkıp 'kusura bakmayın böyle olacağını bilemedim' diyeceksiniz.

Amerika ve Amerikalıların Türkiye ve coğrafyamıza yönelik politikaları ile ilgili çok şey söylendi ve söyleniyor.
Yukarıda adı geçen üç kişinin durumu kendi başlarına Amerikan politikalarının iç yüzünü yeterince yansıtıyor.

Tabii görmek ve anlamak isteyenlere!
Umarım her akşam ABD diplomatları ile Ankara ve İstanbul'da yemek yiyip viskilerini yudumlayan Amerikan ve lobi sevdalıları bu yemeklerini kolay sindiriyorlardır!

Yoksa midelerini rahatlatacak maden suyunu Perle, Ralston ve hatta Haggard'dan istemek zorunda kalacaklar!