Bu yazıda öncelikle Sayın Önkibar'ın bir yazısını daha sonra da Yugoslavya modeli üzerindeki derleme çalışmamı bulacaksınız...Ahmet Dursun
----------------
Sebahattin ÖNKİBAR
Türkiye Yugoslavya olmasın diyorsanız, ampulü söndürün!Yarın yapılacak olan seçim 1946 misali ahlaksız bir seçim olacaktır.
Evet Türkiye 46'dan beri ilk kez bu biçimde sansür ve karartma ile seçime gidiyor.
Baskıların, yönlendirme ve manipülasyonların havada uçuştuğu bu seçim kampanyası demokrasi tarihimizin kara bir örneği olarak yerini alacaktır.
Açıkçası biz böyle bir seçimi usul açısından değil ama öz bakımından meşru bulmuyoruz.
Seçimden iki gün öncesi yapılanlara bakın:
Deniz Baykal düşmanlığı ile şöhretli, CHP eski genel sekreteri Tarhan Erdem'in araştırma şirketinin uçurduğu anket balonu tam bir kara mizah örneğidir.
O Tarhan Erdem ki çok değil, 3 yıl önce yapılan mahali genel seçimlerde bile 10 puana yakın bir yanılgının içindeydi. İşte böyle bir adam yine muteber araştırmacı addedilerek kaleme döktüğü
sonuçlarla kamuoyu etkilenmek isteniyor.
Peki nasıl bir etkileşim mi?
Ne yaparsanız yapın, AKP her şartta kazanıyor, onun için tatilde olanlar tatilinize devam edin, oyunuzu kullanmayın mesajının bilinç altına pompalanmasıdır.
Doğruyu söylersek, her ne kadar etkileşim olmuyor desek de eğitimsizlerin bir kısmı maalesef böylesi propagandalara boyun eğebiliyor.
Sadece Tahran Erdem'in uyduruk anketi değil, bunun gibi onlarca antidemokratik tavır ve tutum bu seçimi gölgelemiştir.
Bir Başbakan düşününüz ki bir buçuk aylık kampanya sürecinde K.Irak'a müdahale gibi seçim dışı milli bir mes'elede bile ardı ardına zikzaklar çizebilmiş(En son örneği de dün)kendini defalarca tekzip edebilmiştir.
Maalesef RTE seçimi almak adına, pek ama pek çok şeyi ayaklar altına almıştır.
Peki sonuç alabilecekler mi?
Bütün bu baskı, karartma, saptırma ve yönlendirmelere rağmen ben vicdanlara konan ipoteğin topyekün değil ama bir ölçüde kaldırılabileceği ümidindeyim.
Beklentim AKP'nin birinciliğine rağmen tek başına iktidar olamayacağıdır.
AKP'ye neden hayır denmesi gerektiğini haftalardır yazıyorum.
Bugün bu yazdıklarımın mini bir özetini sunup sizi vicdanlarınızla baş başa bırakacağım.
-
AKP'ye oy vermek emperyalizme boyun eğmektir. AKP'ye oy vermek Siyonizme, Pax Americana'ya, AB'ye, küresel tefeci baronlara, Barzani ve Talabani'ye oy vermektir.
-AKP'ye oy vermek 2002'de 208 milyar dolar olan borçları 420 milyar dolara çıkarmasının ödüllendirilmesi demektir. AKP'ye oy vermek işsizliği, yoksulluğu onaylamak ve gelecekte de buna razı olmak demektir.
-AKP'ye oy vermek Bağımsız Kürdistan'a rıza göstermek, Kıbrıs'ı kaybetmek demektir. AKP'ye oy vermek AKP ile DTP'(PKK)nin koalisyon kurmasına onay vermek demektir.
-AKP'ye oy vermek yolsuzluklara razı olmak ve de Başbakan'ın oğluna aldığı gemicikleri(!) alkışlamak demektir.
-AKP'ye oy vermek gaspa, kapkaça, aynı evlerin bile birçok kez soyulmasına rıza göstermek demektir.
-AKP'ye oy vermek zenginin daha zengin olmasına onay vermektir. AKP'ye oy vermek milletimizin onlarca yıllık birikimlerinin özelleştirme adıyla yabancılara peşkeş çekilmesi demektir. AKP'ye oy vermek dolar milyarderi sayısının 50'ye çıkmasına, çöplükten beslenen sayının da milyonları aşmasına onay vermek demektir.
Kısacası AKP'ye oy vermek kafayı yemektir.
Türkiye sömürülmesin, bölünmesin Yugoslavya gibi olmasın, çocuklarımız iş bulsun, tarım baş tacı olsun, üretim şahlansın, ülke satılmasın diyorsanız yarın
ampulü söndürün ve Tayyip'i uğurlayın...
**********
Peki bu Yugoslavya modeli nedir diyorsanız öncelikle konu hakkında bazı derlemeler yaptım.Bakınız.......Artık çatışmalar başlamıştır,fakat çatışmalarda Makedonya silahlı güçlerine karşı koyanlar Makedonya UÇK'sı olarak bilinen Makedonya Halk Kurtuluş Ordusu'ydu. Bu bölgedeki UÇK gerillalarına liderlik eden kişi ise bölgede İmam-Hatip dengi bir dini okuldan mezun bir gençti. Makedonya yönetimi onun bu özelliğini Müslümanlar aleyhine propaganda faaliyeti yürütmek ve onları rahatsız etmek için kullanmaya çalıştı.Bu gencin
kökeni ise Nakşibendi dir.
-----------
Avrupa Birliği ve ABD tarafından finanse edilen paramiliter örgüt UÇK, 1998-1999 yıllarında Yugoslavya ordusuna karşı savaşmıştı. NATO birlikleri, çatışmaları ve Kosova'da Arnavutların yerlerinden edilmelerini bahane ederek Belgrad'ı tam 11 hafta boyunca bombalamıştı.
Yugoslavya Savaşını bitiren Dayton Anlaşmaları, Kosovalılar için esaslı bir darbe idi. Zira anlaşmalarda Kosova’nın adı dahi geçmiyordu. Rugova’ya, siyasi gündemin bir sonraki
konusunun Kosova olacağı sözünü veren Amerikalılar bu sözlerinde durmadılar.
The Kosovo Liberation Army logo Haşim Thaci’nin liderliğindeki Kosova Kurtuluş Ordusunun
(Ushtria Clirimtare E Kosoves - UCK) ilk çıkışının da 1996 yılına denk gelmesi bir tesadüf değildir. Nitekim 1996 yılı, Kosovalıların Rugova’nın pasif direnişine karşı duydukları hayal kırıklığının doruk noktasıydı.
UCK, Sırplara karşı sistematik saldırılar başlattı.
Slogan, “Savaş Kosova’da başladı, Kosova’da bitecek” idi.UCK’nın kuruluş tarihi, Şubat 1982’ye dek uzanır. UCK, Türkiye’de, Maocu militanlar ve Enver Hoca partizanları tarafından
“Yugoslavya Arnavut Cumhuriyeti Hareketi” adı ile kurulmuştur.
Birkaç isim değişikliğinden sonra, hareket ilk defa Şubat 1996’da Bosna’da bir Sırp sığınmacı kampına düzenlediği saldırı ile adını duyurdu. UCK militanları,
Iran ve Pakistan’da eğitiliyor, Arnavutluk’taki sosyalistlerden maddi yardım alıyorlardı. 1996’dan itibaren Batının, Rugova’ya olan desteğini çektiği ileri sürülebilir. Aksi takdirde Amerikalı arabulucu Richard Holbrook ile Alman Dışişleri mensubu Wolfgang Ischinger’ın neden asi UCK ile temasa geçtikleri açıklanamaz. 1997’de Arnavutluk’ta, sosyalistler, Rugova’nın yakın partneri Sali Belisha iktidarını devirdi.
Yeni Başbakan ve Sosyalist Parti lideri Fatos Nano ise UCK’yı destekliyordu.
------------
İsrail yanlılarının Türkiye'de iktidarda ve temel kurumlarda önemli ve etkin kadroları vardır. 1650'li yıllarda
Türkiye'deki Yahudiler din değiştirerek islamiyeti kabul ediyor. Bunlar da Sebataycılık hakimdir. 1750 yıllarına kadar Barzan ailesinin de Yahudi olduğu söyleniliyor.
Daha sonra din değiştirerek islamiyeti kabul ediyorlar.
Nakşi tarikatını bu süreçte benimsiyorlar.
Hükümette de Nakşibendi tarikatı etkindir. Şimdi bu Nakşiler, Irak'taki Suni-Arap grubunu İstanbul'da toplayarak onların hamiliğine soyundu.'---------------
SARI SALTUK: Pir Hacı Bektaş Veli müritlerindendir. Onun tarafından Balkan ları İslamlaştırılması için gönderilmiştir.Romanya Dobruca’dadır.
Ayrıca Tunceli Hozat ,Mazgirt Ovacık,Pertek,Arnavutluk ,Yugoslavya ,Yunanistan,Moskova,Polonya,Trakya,İstanbul,İznik
Diyarbakır,Niğde Bor’dada mezarları vardır.
SESEM ALİ BABA TEKKESİ /HARABATİ BABA TEKKESİ: Yugoslavya Mekadonya
Tetova’dadır.Harabati Baba’da buradadır.Ali adı “Elyas/İlyas adıyla özdeştirildiği için
Hırıstiyanlarca da ziyaret saygı duyulan bir merkez olmuştur .Hacı Bektaş soyundan Kalender Çelebi’nin ayaklanmasından sonra Hacı Bektaş Dergahı’nın Anadolu halkı üzerindeki etkisini zayıflatmak amacıyla Padişah Kanuni sultan Süleyman tarafından 1551 tarihinde Hacı Bektaş Dergahına Baba olarak atanır. Dergahta Babagan (Mücerret Baba )kolunun ortaya çıkması Sersem Ali Babayla başlar.
HÜSEYİN BABA TEKKESİ:Yugoslavya Manastır’dadır
HIDIR BABA TEKKESİ:Yugoslavya Kırşova’dadır
KANATLAR TEKKESİ:Yugoslavya Manastır Pirlepe Köyü
MUSTAFA BABA TEKKESİ:Yugoslavya Üsküp
SÜLEYMAN BABA TEKKESİ:Yugoslavya Üsküp
SARI SALTIK TEKKESİ:Yugoslavya Ohri Gölü kıyısında Hırıstıyanlarca Aya Naum olarak bilinir.
KARAC AHMET TEKKESİ:Yugoslavya Üsküp Komonova
İSMAİL BABA TEKKESİ:Yugoslavya Usturumca
ŞEYH HAFIZ BABA TEKKESİ:Yugoslavya Yakova
PRİZREND TEKKESİ:Yugoslavya Yakova
SARAY BOSNA TEKKESİ:Saraybosna’dadır
MOSTAR TEKKESİ:Yugoslavya Mostar Bologay
TUZLA TEKKESİ:Yugoslavya Tuzla
İZVORNİK TEKKESİ:Yugoslavya İzvornik
GRADİŞTA TEKKESİ :Yugoslavya Gradişta
KONYİÇ TEKKESİ:Yugoslavya Konyiç
HAMZA BABA TEKKESİ:Yugoslavya İştip
HACE BABA TEKKESİ:Yugoslavya Köprülü
KIRCOVA TEKKESİ: Yugoslvya Kırcova
ALİ BABA TEKKESİ:Yugoslavya Debre
HACI ADEM VECHİ BABA TEKKESİ:Yugoslavya Prizen
YAKOVA TEKKESİ / ŞEMSEDDİN BABA TEKKESİ:Yugoslavya Yakova
YARAR BABA TEKKESİ:Yugoslavya Kalkandelen
KOYUN BABA TEKKESİ:Yugoslavya Kalkandelen Şipkovitsa
-------
KARACA AHMET SULTAN DERGAHI:Hacı Bektaş Veli’nin müritlerindendir Tarikatın gözcüsüdür.İstanbul Üsküdar’da dır.
Aydın,Manisa,Sivrihisar,Akhiar,afyon’dada makamları vardır.Yaşadığı dönemin Psikiyatristi,,ve Ruh doktorudur. 1826 da 2.Mahmut tarafından kapatılmıştır.
Nakşi şeyhleri atansada pek etkili olamamışlardır. Günümüzde halen faaliyetlerini sürdürmektedir.
İSMAİL BABA TEKKESİ:Yugoslavya usturumca
-------------
Tarihten de bir satır koyalım.
2. Mahmut’un yeniçeri ve Bektaşi ,Dergahlarına karşı yürüttüğü yıkım ve kıyım dan Pirevide nasibini alır.Dergah post nişini Hamdullah çelebi Amasya’ya sürgün edilerek yerine Nakşi Şeyhi Mehmet Sait Efendi atanır,
görevi oradakileri Nakşiliğe çevirmektir.
----------
PKK sitesinden bakınız ne yazmışlar.Adresi önemli değil...Sorulması gereken temel soru, ulus devletle halkın demokrasisi bir arada olabilir mi sorusudur.
Birçok Avrupa ülkesinde ve ABD'nin federatif yapısında olabileceğine dair birçok örneğe rastlamaktayız.
Her ne kadar burjuva ulusçu devlet, demokratik sınırları aşırı daraltsa da, yine de halka önemli bir demokratik alan kalmaktadır.
Türkiye başta olmak üzere, Kürdistan'da hükümran devletler aşırı üniter yapıları nedeniyle demokratik halk iradesine fazla yasal şans tanımamaktadır. Dışlama temel iç politikadır. Bu durum sürekli isyan ve bastırmaları beraberinde getirmektedir. Oluşan kördüğümü çözmenin amacı, Halk Kongresi'nin otoritesini, karar gücünü geliştirmektir. Hükümran devletler demokratik uzlaşıya gelene kadar halkın devlet dışı demokratik kurumlarını sürekli geliştirmek kaçınılmazdır.
Milliyetçiliğe, rakip bir devlet oluşumuna gitmemek, mevcut statükoya olduğu gibi boyun eğmeyi gerektirmez. Tersine, karşılıklı milliyetçi boğazlaşmaları önlemek için sürekli sivil toplum ve demokratik araçları geliştirmeyi gerektirir. Toplumların büyüyen sorunlarını sadece ya eski kurulmuş ya da yeni kurulacak devlete bırakmak daha da büyümelerine yol açacaktır. Kolay kolay yeni devlet kurulamayacağına, kurulsa da sorunlarını çözemeyeceğine (22 Arap devleti kuruldu; sorunları daha da ağırlaştı. Afrika'nın elliye yakın devleti oldu; sorunları eskisinde de ağır hale geldi. Avrupa'nın ulus devletlerinin yarattığı sorunlar ancak AB aracılığıyla çözüm yoluna koyulmaktadır. ABD 52 eyalet devletinin birliğini ifade eder. Yani devlet çokluğu (çözümden çok sorun artırıcı rol oynuyor) yine eski devletin çözüm yeteneği de kalmadığına göre,
başvurulacak temel çözüm aracı devlet olmayan demokrasi olarak halk kongresidir. Bu modeli gelişmiş ülkeler uzun savaşım deneylerinden sonra geliştirmişlerdir. Diğer ülkeler henüz bu çözüm tarzını kavramaktan uzaktır.
Bu tarzı hep üniter devletten taviz saymaktadır. Çürüyünceye kadar ulusal üniter devlet demek, vatanseverlik ve devletlerine kutsal bağlılık demektir.
Yugoslavya'da, Irak'ta ve hatta küçük Kıbrıs adasında görülen bu tip anlayışlar sonunda en beklenmedik sonuçlarla karşılaşmışlardır.
Türkiye Cumhuriyeti henüz demokrasilerin işlevini anlamaktan uzaktır. Hep kendisine rakip olarak görmektedir.
Kuruluşunda Kürtler asli öğe olmalarına karşın, inkar etme ile sorunun altından kurtulacağına inanmaktadır. Tarihte ve günümüzde Kürtlerin stratejik rolünü anlamak istememekte ve tanımaya yanaşmamaktadır. Israrla ikinci bir Yugoslavya ve Irak modeli dayatmaktadır. Bunda da askeri
gücüne ve ülke büyüklüğüne güvenmektedir. Halbuki küçük bir İrlanda parçasının İngiltere'ye, Çeçenistan'ın Rusya'ya ne yaptığıyla kıyaslasa, Kürtlerin rolünü daha iyi anlayabilir.
Sorunların askeri çözümlerinin kalıcı olmamak kadar muazzam pahalılığını göz önüne getirdiğinde, çözüm geliştirmenin ne kadar önemli olduğunu anlayabilecektir.
Kıbrıs kırk yıl çözümsüzlük içinde bırakıldı da ne kazanıldı? Kaybettirdikleri sayılmayacak kadar çoktur. İmralı sürecinde bu anlamsız dayatmayı aşmak için çaba harcadık. Bu ne kadar anlaşıldı, bilinemiyor. Yeni AKP hükümeti hiçbir hükümetin yapmadığı kadar sorunu sessizce geçirmektedir. Bol bol ..........nakşi.......... tarikat gücünü devlete yerleştirmekle Kürt sorununu barajlayabileceğini sanmaktadır. Seçimlerde bu güçlere her tür devlet yardımı yapılarak seçilmelerine çalışılmıştır.
Stratejik bir hata yapılmaktadır ve sonuçları yakında ortaya çıktığında sorumlular hesap veremeyecek durumda kalacaktır.
----------
AKP hükümetinden bazı beklentilerimiz olduğu biliniyor. Mektup da yazılmıştı. Fakat bugün daha iyi açığa çıktı ki,
Güney Kürdistan'da milliyetçi ve aşiretçi güçlerle oynadıkları rolü, değişik biçimde AKP vasıtasıyla oynamak istemektedirler.
Kürdistan'daki geleneksel işbirlikçi azınlık önde gelenleri ve Kürtler, CHP, MHP, DYP ve SP'den hızla devlet yönlendirmesi altında AKP'de toplandılar.
DEHAP'ı silmek için büyük paralar döndü. 1990 ve 2000 arası çete ve Hizbullah'ın yeni adresi AKP oldu. ....
Nakşi.... etiketli bir tarikat örtüsü altında devletin yeni korucu sınıfı oluşturuluyor. Bu çok tehlikeli bir gelişmedir.
Hem Türkiye, hem Kürdistan halkı için demokratik çözümün içini boşaltacak bir gelişmedir. Kürdistan'da tarikatçılıkla koruculuğun bu biçimde devlet eliyle halkın üzerinde etkin kılınması yeni bir
özel savaş ilanıdır. Aslında zımni bir ikinci Irak yaratılmaktadır. Kürt işbirlikçiler 1950'ler sonrası devlet içine alınırken, ekonomik olarak güçlendirilip halkla araları açıldı. Daha doğrusu ekonomik ulufeyle bu kesimi halkın başında bekçi kıldılar.
Kısmen ANAP, ama yoğun bir biçimde AKP'de toplanma Kürt ilkel milliyetçi ve....nakşi.... tarikatçı temelindedir.-----------
AN NAHAR: "KÜRTLER, BAYRAMLARINI KUTLAMAYACAKLAR" BEYRUT, 15/03(BYE)--- Tirajı günde 35 bin olan An Nahar gazetesinin 12 Mart 2005 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında yer alan haberin çevirisi şöyledir:
Lübnan-Kürt Sosyal Yardımlaşma Cemiyeti bu hafta sonu bir bildiri yayımladı. Bildiride şu satırlar yer aldı: "Eski Başbakan Refik Hariri'nin şehit edilmesiyle Lübnan'da ortaya çıkan yeni durum (koşullar) ve Kürt-Lübnan halkının dostu, büyük kayıp Hariri'nin ölümünden duyulan üzüntü nedeniyle 21 Mart gününe denk gelen Kürt halkının milli bayramında (nevruz) hiçbir sevinç gösterisinde bulunmayacağımızı ilan ediyoruz. Şehit Hariri'ye bağlılığımızı ve onun yolundan gideceğimizi ilan ediyor ve de gerçeği (suikastin aydınlatılması) talep ediyoruz".
----------
ASIA TIMES ONLINE: "IRAK DEVLETİ(LERİ)" ANKARA, 11/03(BYE)--- İnternet üzerinden yayımlanan Hong Kong merkezli Asia Times Online'ın 10 Mart 2005 tarihli sayfasında, "Speaking Freely" adlı bölümde, Tom
R. Burns ve Mesud Kamali imzalarıyla ve yukarıdaki başlık altında bir makale yer almıştır. İnternetten sağlanan makalenin çevirisi şöyledir:
--
Genel Açıklama-- ABD ve Avrupa Birliği şubat ayında yaptıkları bir açıklamada, "federal, demokratik, çoğulcu ve birleşmiş bir Irak" kurulmasına bağlı kaldıklarını belirttiler. Ancak verilen bu söz, Irak'ta hüküm sürmekte olan tarihi ve sosyal şartları göz önüne almaktan uzaktır ve muhtemelen de ülkeyi sonu faciayla bitecek şiddet olaylarına doğru götürecektir.
Öte yandan başka senaryolar ortaya çıkması da muhtemeldir.
Biz, Iraklı ana gruplar arasında çok taraflı müzakerelerin yer alacağı, Avrupa Birliği'nin (ve muhtemelen Birleşmiş Milletler'in) arabulucu ve barışı muhafaza edici roller üstleneceği, ayrıca Türkiye ve İran gibi bölgesel güçlerin devreye girecekleri organize edilmiş bir geçiş süreci öneriyoruz.
Böyle bir ortam, Irak'taki durumun daha da kötüye giderek, Yugoslavya'daki gibi bir atmosfere girilmesi riskini de azaltacaktır. Bu makale, gelecekteki Irak devletinin kurumları için alternatif planlar düşünmenin, ayrıca azınlık hakları ve petrol gelirlerinin ve diğer önemli kaynaklardan elde edilen gelirlerin eşit bir şekilde dağıtılması gibi konuları etkin bir biçimde ele almanın önemini vurgulamaktadır.
--
Düzgün Olmayan Bir Tarihçe-- Irak, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöktüğü dönemde suni biçimde oluşmasından bu yana, derin çatlaklarla dolu bölünmüş bir toplumdu. Bunu imparatorluğun birbirinden çok farklı üç bölgesi oluşturuyordu. Böyle bir yapı ancak baskıyla idare edilebilirdi. İngilizler "Irak Devleti" üzerinde hakimiyet kurabilmek için, sistemik olarak güç kullanıyordu. Bunun sebebi, jeopolitik bir konuma ve elbette petrole sahip olmaktı.
Devamlı olarak, hükümetle ilgili sorunlar ya da tehditler ve siyasi çekişmeler askeri güç kullanılarak çözüme kavuşturuldu. Benzer şekilde ve çok daha sistematik ve vahşi bir üslupla, 1970'lerin başlarında Baas Partisi totaliter nitelikte bir yönetim oluşturdu. Özellikle Saddam Hüseyin yönetimi altında Baas Rejimi, dini ve mezhepsel çatışmaları havuç ve sopa tekniğiyle bir nebze dengeleyebilmeyi başarabildi:
Kürtler Araplar (ya da Bağdat merkezi yönetimi) karşısında, Sünniler ise Şiiler ve diğer unsurlar karşısında.
Baas hükümeti -şurası açık ki en gaddar olanı daha önceleri merkezi hükümete karşı çıkan ya da bu potansiyele sahip pek çok Iraklıyı partiye bağlamayı başardı.
Böylelikle ülkedeki birbirinden farklı sosyal dinamikleri birbirlerine entegre etmeyi bir ölçüde başardı.
2003 yılında Amerikalı işgalciler (ABD Harp Okulu'nun ve ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Yakın Doğu işlerini yürüten bölümünde hazırlanılan Irak Projesinin Geleceği adlı çalışmada yer alan çok sayıda uyarıya rağmen) Irak'ta asayişin sağlanmasına yardımcı olabilecek iki resmi kurumun -Baas Partisi ve ordu- tasfiyesine karar verdiler. Beklendiği üzere Irak'ın daha çok Arapça konuşulan bölümlerinde (televizyonlarda görüldüğü üzere) önemli ölçüde kamu düzeni bozuldu.
Mevcut zayıf devlet yapısı (güç bela devletin iskeletini oluşturuyor) özellikle kamu düzeninin sürdürülmesi karşısında ciddi bir problem ki bu, hükümet çöktüğünde her ülkenin karşı karşıya kaldığı ancak Irak gibi kriz sonrası Yugoslavya tipi krize dönüşebilme riski taşıyan derinden bölünmüş bir toplumda çok daha problematik nitelik taşıyor.
Tabii ki bu durumda yeni güç odakları ortaya çıkıyor:
Örneğin, kuzeyde Kürtlerin devlet benzeri yönetimi, özellikle de Sünni bölgelerdeki silahlı asi gruplar ve genel olarak Irak'ta İkinci Dünya Savaşı döneminde rastlanmayan türden Şii
dini gücün öne sürdüğü dini siyaset.
Mevcut işgal hükümetinin İslam dışı güçlerle işbirliği içinde olması ve çoğunlukla yabancı güç olarak algılanması nedeniyle (bir tek Kürtler açısından böyle değil), Irak'ta meşruiyeti yok denecek kadar az. Bu nedenden dolayı sivil toplumu kullanabilecek ya da harekete geçirebilecek kapasitesi çok az. Şurası açık ki, ABD (vekilleriyle beraber) Irak'ı yönetmeye ya da istikrarlı bir
düzen sağlamaya muktedir değil.
http://www.byegm.gov.tr/default.htm*************
Ayrıca konu ile ilgili diğer yazılar:
Erdoğan, Kıbrıs için Simitis'e Sırbistan-Karadağ modeli önerdi http://www.abgs.gov.tr/index.php?p=29179&l=1Baykal: İslam ortak payda ise Irak nedir? Baykal, Radikal'e Başbakan Erdoğan'ın Yeni Zelanda'da, "Türkiye'de Türk Kürt, Çerkes, Laz gibi çok kimlik var. Bunları birbirine bağlayan unsur dindir. Türkiye Yugoslavya'dan çok farklı" sözlerini değerlendirdi.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=172203-------------------
Milliyetçiliğin encamını, bazı makaleler dışında, daha önce iki kitapta ele aldım (Azgelişmiş Ülke Milliyetçiliği, Kara Afrika Modeli, Ankara SBF Y., 1977;
Soru: Bitirmeden önce, şu “ulusal pazar” konusunu açıklığa kavuşturmak uygun olacak. Milliyetçiliğin ortaya çıkıp çıkmamasında tek ölçüt olarak Ulusal Ekonomik Pazar’ın oluşması ölçütünü alırsak her şeyi izah edebilir miyiz?
Tabii ki hayır. Ekonomik pazar ölçütü ana ölçüt. Bunun yanı sıra başka ölçütlere de dikkat etmek gerek. İnsanın aklına şunlar geliyor:
1) Tarihsel nedenler, daha doğrusu tarihin bıraktığı çökeller. Örneğin, Büyük Britanya’da esaslı bir pazar oluştuğuna kuşku yok ama, İrlanda milliyetçiliği diye bir şey var bugün.
2) Bölgelerarası göreli gelişmişlik, göreli geri kalmışlık. Burjuva milliyetçiliğini anımsatan birincisine örnek olarak Yugoslavya parçalanmadan önceki Hırvat ve Sloven milliyetçiliğini, azgelişmiş ülke milliyetçiliğini anımsatan ikincisine de Belçika’da Flamanların durumunu verebiliriz.
3) Ülkenin gönenç düzeyi. Acaba, Amerika Birleşik Devletleri bu kadar gönençli olmasaydı, bu kadar farklı grupları birarada tutabilir miydi? Veya, SSCB Amerika’nın düzeyinde olsaydı parçalanır mıydı? Sovyetler Birliği, belli cumhuriyetlere belli ekonomik görevler vererek bir ulusal pazar yaratmıştı ama, Batı’ya oranla fakir olduğu da bir gerçekti.
4) Yerli (otokton) halk, göç etmiş halk farkı. ABD belki biraz da bu sayede rahat. Orada herkes göçmen. Türkiye’de Çeçen, Çerkez, Boşnak, Azeri vb. milliyetçiliği yok ama, Kürt milliyetçiliği var. Tabii, Kürt milliyetçiliğinde ulusal pazara dahil olmama en büyük unsur ama, acaba göçmen olsalardı durum değişir miydi, diye düşünmek gerek.
5) Dış etki. Bugün her zamankinden de önemli. Avrupa’da bir çeşit ABD kurulması iki çeşit etki yapıyor. Birincisi, yukarıda söylediğim dolaylı etki, yani azınlıklara vurgu yaparak ulus-devleti zayıflatması. Doğrudan etkisi ise, Yugoslavya örneğinden söz ederken gene yukarıda değindim: ülkeleri parçalaması. Yugoslavya’nın parçalanması süreci, şu sözlerimle konuya ek yapmış oluyorum, coğrafi bakımdan yakın olan çok başarılı bir uluslarüstü çekim alanının direkt etkisi sonucu başladı. 1970’lerde, Yugoslavya’nın azgelişmiş yörelerine kendilerinden kaynak aktarılıyor diye ayrılıkçı şarkılar söyleyen Hırvatların ve Slovenlerin 1990’lardaki bağımsızlık isteği, belki tarihte ilk defa, milliyetçilik amacıyla değil, uluslarüstü bir birime katılmak amacıyla ortaya çıktı. Milliyetçiliğin tam tersi olduğunda hiç kuşku bulunmayan bir durum bu. Nasıl feodalizm bitip de millet dönemi başladıysa, tarihsel bir dönem olarak bu sefer de milliyetçiliğin ötesine geçen yeni bir tutunum olgusu dönemi başlıyor. AT türünden uluslarüstü bir birimin, yüce sadakat noktası’na yerleşmeye başlayacağı yepyeni bir dönem.DEVAMI....
http://www.birikimdergisi.com/birikim/dergiyazi.aspx?did=1&dsid=44&dyid=1413**********
Kaynak:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3687307/