Gönderen Konu: TSK bölünmenin neresinde?  (Okunma sayısı 1091 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
TSK bölünmenin neresinde?
« : Mart 30, 2008, 09:18:46 ÖÖ »
TSK bömlünmenin nersinde?
Türk olmak ve Türk coğrafyalarında yaşamak ne denli zordur bunu en iyi bilen Türk Silahlı Kuvvetleri,aziz Ordumuzdur.
Ancak tüm bunlara rağmen,TSK'ya olan sonsuz güvenimize rağmen son zamanlarda yapılan yanlı,bilinçli,bir o kadar da toplum mühendisliği yüklü projelerin ulusumuzda yarattığı zihinsel çelişkiler de ne yazık ki gittikçe artmakta olup buna seyirci kalamayacak olan vatanseverlerin de bilmesi,anlamsı elzem olan sorular oluşmakta,gittikçe de bu sorular çoğalmaktadır.

Türk tarihine baktığımız zaman kendimize en çok güvendiğimiz anlarda en büyük zafiyetlere düştüğümüz görülmektedir.
Kapitülasyonlarla (adli, idari vb. hak ve ayrıcalıklar)başlayan bu serüven Osamanlının son bulması ile de bitmemiş hala devam etmektedir.
Özellikle 1850'lerde hat safhaya ulaşan dokunulmazlıklar osmanlının sonunu hızlandırmakla kalmamış,altın vuruş tabir edbileceğimiz ihanet çemberi ile de nihayetine gelmiştir.
Tarihin bize öğrettiği birçok gerçekten biri de aziz Atatürk'ün de Nutuk'ta belirttiği gibi gaflet,hıyanet vs..olguların ne yazık ki bizleri bitirme noktasındaki en büyük gerçek olduğudur.

Ülke şimdilerde bölünmenin eşiğindedir.

Hatta hangi tarz bölünmenin bize en uygun olduğu tartışılmaktadır.

Eyaletlerin faziletleri,ABD'nin müttefikliğinin bizler için ne denli vazgeçilmezliği,AB'nin nasıl bir kurtarıcı olduğu,insan haklarının neden son derece önemli olduğu,milletin devlet için varlığı değil,devletin millet için varlığı günden tutmakta olup,bunların faziletleri saymakla bitirilemez günler yaşamakta,bunlara karşı olmanın ise ihanet içinde olduğu zannı milletin sinsice içine sokulmuş,gittikçe de artan bir hız ile tüm emperyal unsurlarca acımasızca kullanılmaktadır.
Daha bir evvelki genel Kurmay başkanımız sayın Özkök'ün devir teslim törenini hatırlatmak isterim.
Törende sayın Büyükanıt bir konuşma yapmaktadır.
Konuşmasında sık sık sayın cumhurbaşkanım,sayın komutanım gibi sözcükler sıklıkla kullanılırken sayın başbakan orada yokmuş gibi davranmakta idi.
Tabii ki bunun evveliyatını da inceler isek altında sayın Büyükanıt'a yapılan yahudi benzetmesi,dedesinin İsrail topraklarında gizli mezarının bulunması hikayelerini de hangi cenahların ısıttğını bilmekte zorlanmayız.
Sayın Özkök zamanında KKK brövesinden çıkaryılan bir Atatürk silüeti vardı.
Sonradan anlaşıldı ki bu bir yanlışlık sonucu oradan çıkartılmaya çalışılmış.
Tabii ki ne denli inandırıcı oldu ayrı bir yorum gerektirir.

Gelelim sayın Büyükanıt'ın konuşmasına.
Nisan ayında yaptığı konuşmasını hepimiz unutmadık.
Kuzey Irak'a(KÜRDİSTAN) bir müdahale yapılmalı demişti.Yararı da olur demişti.
Şimdi Kuzey Irak(KÜRDİSTAN) neresidir sayın Büyükanıt'a sormak isterim.
Hemen akabinde sayın A.N.Sezer bu konuşmadaki Kuzey Irak üslubunu düzeltircesine sayın Büyükanıt,"Irak'ın Kuzeyi demek istedi"dercesinden bir açıklama yapmış idi.

TSK dünyanın en seçkin dört ordusundan biridir.
Her konuda.

Ayrıca sayın Büyükanıt'a bir hatırlatma daha yapmalıyım.
Devir teslim töreninde sayın İlker Başbuğ paşanın bir açıklaması vardır.
Bunu lütfen kimse kaçırmasın.
Sayın Başbuğ diyor ki:
"Hiç kimse TSK'yı başka ordular ile karıştırma gafletine düşmesin.Çünki dünyada başka hiç bir ordu yoktur ki,milletinin,askerlerinin kanları ile sınırlarını çizmiş olsun"
Bu söz;altını kalın,hem de çok kalın çizgilerle belirlenmesi ve her daim hatırlanması gereken bir sözdür.
Biliyoruz ki TSK dünyanın birçok ordularına eğitim vermekte,aynı zamanda milletine gereken her türlü desteği her zaman vermeyi de en birinci görev adletmektedir.
Unutulmamalıdır ki emperyalismin hedefi Ulus devletlerdir.
Düşününüz ki bir Suriye,İran,Irak,Cezayir vs...ulus devlet oluşumu içinde olabilseler di acaba bugün İsrail denen bir devlet,ABD güdümlü BOP projeleri,Ilımlı islam projeleri olabilirmiydi?

Tarihe bakınız ki emperyalizmin ayağına taşı koyan herzaman Türk devletleri olmuştur.

Bu son Türk devleti de Ulus kimliğinden uzaklaştırılmak istenen Türkiye Cumhuriyeti devletidir.
Yani emperyalizmin önünde tek engel ulus devletlerdir.
O ulusal özelliği gösteren de son olarak bu coğrafya da yine bir Türk devleti ve Türkiye Cumhuriyetidir.

İşte neden hedef Türkiye,Neden hedef Atatük ilkeleridir daha iyi anlaşılmış olmalıdır.

Tabii ki özgülükler bağlamında milletine saygılı,imkanlarını milleti ile paylaşan,yoklukta da varlıkta da milletçe paylaşılan bir Türkiye Cumhuriyeti hepimizin arzusudur.

Lakin iş henüz o aşamaya dahi gelememiştir.
Çok yakında bu coğrafyada varlığını sürdürmekte olan son ve tek ulus devletin işi bitirilmek üzeredir.

Ulus devlet varlığını,egemenliğini uluslar üstü güçlere devretmenin savaşını vermekte ve bunu kaybetmek üzeredir.

Bu savaşın ne yazık ki birçok ayağı mevcuttur.
Özelleştirme,özellikle de özgürleştirme,halkların etnik kimliklerini kabullendirme,batılılaşmanın mutlaka AB'ye entegrasyon ile gerçekleşeceği gibi birçok unsur sayabiliriz.

Uzatmadan dönelim TSK'ya.

TSK'nın komuta kademesinin yanıt vermesi gereken sorular vardır.
Bunları tek tek sıralamak yerine biraz açalım.
Acaba TSK,Atatürk ilke ve devrimlerinden vaz mı geçmiştir?

Dünyanın caydırıcı gücü en yüksek dört ordusundan biri olan gözbebeğimiz Türk ordusu acaba iki aşiret reisi ile baş etmekten acze mi düşmüştür?

Türk olmak ve Türk coğrafyalarında yaşamak ne denli zordur bunu en iyi bilen Türk Silahlı Kuvvetleri,aziz Ordumuzdur demiştim.
Peki o halde soruyorum:
TSK tabii ki siyasetten uzak durmalı ancak nereye kadar?

Bu şartlarda nedenli uzak durmalıdır?

Bir tarikatten bir üyesini,bir şeyhin mürüdini alınız bakalım, ve sorunuz dergahınızın daha ileri düzeyde istila edebilmesi için ne yapmalısınız deyiniz.

Eminim ki size çok çeşitli alternaitfler sunabilecektir.
Ben bu işlerden anlamam demiyecek mutlaka birşeyler söyleyecektir.
Peki tüm bu ihanet çemberi içerisinde acaba STK(Sivil Örümcek Ağları)ne yapmıştır?
STK'lar,siyasi partiler,devletin yasalarını uygulayıcılar,Sendikalar,Diyanet işleri,Vakıflar,ADD,Cemaatler vs.. say say bitmez kurum ve kuruluşlar kimler tarfından finanse edilmektedirler?

Bu kurum ve kuruluşların bilerek ya da bilmeden Cumhuriyete zarar verdiklerini,bu zararın ortadan kalkması için ise hiç bir çaba sarfetmez görüntüsünden uzaklaşmayan bir TSK neden suskunluğunu korumaktadır?
Peki tüm bunlar görevlerini yerine getirmekten acz içine düşmüş iken,tüm bu oluşumları,organizasyonları görme kabiliyetini en iyi taşıyan TSK acaba neden bir adım daha ileri giderek,Atatürk ilkelerini,vatan üzerinde dış güçlerin emellerini ulusa anlatma için bir çaba sarfetmemişlerdir?
Yani,acaba TSK il,ilçe,köylerdeki organizasyonlarında neden halka her akşam ya da haftada bir olsa dahi eğitim amaçlı bilgilendirme yapmamaktadır?
Hadi saydıklarım gafler içindeler diyelim.

TSK nasıl bir gafletin içindedir ki bu sivil insiyatifin yaptıklarını görmezden gelir tavırlar içinde olabilmektedirler.

TSK'nın üst komuta kademesi acaba neyi beklemektelerdir?

Milletin anayasal garanti altında olan eğitim hakkı ne yazık ki açıkça gasp edilmekte,son zamannlarda da milli eğitimsizleştirme politikaları ne yazık ki son hızla ilerlemektedirler.

Yakında Pinokyo dahi Sünnet edilebilecek bir eğitim düzeyine gelmektedir.

En çok merak ettiğim şey budur?
Acaba TSK neden milleti eğitme çabasını hiç aklına getirmemiştir?

Bu benim için hayati öneme sahip bir sorudur.
Hemen her konuda,kimsenin algılayamayacağı güvenlik zaafiyetlerini en iyi algılayan,eğitim zaafiyetlerini en iyi bilen ve bu nedenle dünyanın en değerli subaylarını,en gözde ordusunda yetiştiren TSK'nın üst komuta kademesi acaba bu egitim eksikliğini tamamlamak için,millete emperyalizmin amaçladığı sömürünün nereden ve nasıl geldiğini neden anlatmıyor?

Bunları artık sivil insiyatiften baklemek safdillilikten de öte değilmidir?
İhaneti topyekün görmezden gelemeyiz.Sivilleşme adına yapılan çabaların neler olduğunu körler dahi gördü,sağırlar dahi duydu.

TSK mutlaka ve acilen,eğitim deki perdelenmeyi ortadan kaldırmalıdır.
Çocuklarımızın zihinlerindeki zehirleri artık tüketmeliyiz.
Biz vatandaş olarak bu tür hareketlere giriştiğimizde önümüzdeki engeller ne yazık ki yasaları uygulama görevlileri tarafından ve siyasiler tarafından direktiflerle engellenmekte,bindirilmiş kıtalar benzetilmesi ile suçlanılmaktadır.

Artık öyle bir duruma geldik ki,Atatürk'e,Türklüğe,Türkiye'ye,Cumhuriyete,laiklik ilkesine,hele hele de Tam bağımsızlığa kötü söz söylemeyen iş dahi bulamaz durumdadır.

Başını örtmeyenler işsizler kervanında yolculuk etmekte,gerekirse işlerinden olmaktadır.
Cuma günleri işyerlerini kapatmayanlar açıkça baskı görmeye başlamışlardır bile.


İslam elden gitmiş,ulus devlet çökertilmek üzere ve tüm bunlardan acısı da aydın diye geçinenler işbirlikçi olmuşlardır.

AB fonlarından destek almanın ön koşulu,örtülü ya da açıkça vatana ihanet şebekelerinin içinde olmayı zorunlu hale getirmektedirler.

Untulmalaıdır ki,"Bir güle sürekli bakarsanız o gülün açtığını göremezsiniz"
İhanet gülü artık tomurcuk patlaması yapmıştır.

Çok yakında "Doğu Türkiye,Batı Türkiye"ayrımında yerimizin nerede olacağını tartışıyor olacağız.

Doğu Türkiye'nin adı şimdilerde Kuzey Irak(KÜRDİSTAN)dır"

Batı Türkiye'nin adının ne olacağı da paylaşımcıların insiyatif ve direktifleri doğrultusunda belirlenecektir.
İhaneti izlemek kime ne kazandırır bilinmez ancak Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk'e ihanet bu millet tarfından asla kabullenemez.
Tarihe Ali Kemal'ler,Damat Ferit'ler bir şekilde geçmiştir.
Lakin bu yıkıma dur diyemeyenler,onlarla işbirliği içinde olacak olanlar tarihteki yerini bu şekilde dahi alabileceklerini sanıyorlarsa büyük yanılgı içindedirler.

Son söz;
Ahmet Dursun olarak diyorum ki:
Haydi Türkiye,
Uyanma vaktidir.Milletimize gerçekleri anlatma vaktidir.Elinizden geldiğince,diliniz döndüğünce bunları heryerde anlatınız.
Bir sakırt,bir mürit sizden daha bilgisiz ancak daha cesur ise bu sizlerin azmini artırmalıdır.
Tüm bunların ışığında soruyorum.
Türk Silahlı Kuvvetleri bu bölünmenin neresindedir?
Kürdistan(Kuzey Irak)tarafında mı kalacak,diğer tarafta mı?
Saygı ile...
Ahmet Dursun
----------
YAŞASIN KÜRDİSTAN YAŞASIN ŞERİAT
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4695234/
-----------
UÇKUR TANRISI,TÜRBAN,KUR'AN DAKİ AYRAÇ ŞERİAT
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4261500/
---------------
AB TÜRK HALKININ GÜNDEMİNDEN NEDEN DÜŞTÜ
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4611652/
------------
HAZRETİ BUSH'UN OVAL OFİSTEKİ TOKADI
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4533708/
---------------------
ŞEHİTLERE TÜRBAN ÖRTELİM
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4347099/
 ---------------------
Kaynak:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4702342/

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
TSK bölünmenin neresinde?Gelen yorumlar
« Yanıtla #1 : Mart 30, 2008, 09:23:48 ÖÖ »
AKP Iktidari Türkiye icin Cumhuriyet rejiminde en büyük talihsizlik olmustur, sonun baslangici olmustur.

Yüksek faiz ve ucuz döviz politikasi ile ülkemizin uzun vadeli menfaatleri, hürriyet ve bagimsizligi  ipotek altina alinmaktadir. Mal Üretip satmak, ihracat kabiliyeti yok olmaktadir. Ortadogu Cografyasinda Kürdistan diye yeni bir yapay devlet kurularak yeralti ve yerüstü zenginliklerimize el konulmakta, ülkemiz de facto  bölünmektedir.

AKP iktidar olmasini TSK nin bildirilerine, 1960 ihtilaline, TSK nin ABD nin direktifiyle bugüne kadar ki demokrasiye müdahalelerine, Menderes in asilmasina, CHP ve MHP liderlerinin basiretsiz tutumlariyla proje üretememelerine tabana yaklasamamalarina ve asagida kisaca aciklamaya calistigim diger sair sebeplere, acik ve gizlice yürütülen  Emperyalizm ve Siyonizm isbirlikciligine  borcludur.

TSK icini bosalttigi zoraki Atatürkcülük dayatmasiyla halktan uzaklasmakta, halkinin güvenini, inandiriciligini gün gectikce  kaybetmektedir.  TSK zorlamasaydi, zorla dayatip benim gibi gercek Atatürkcüleri, dogruyu yanlistan ayirdedebilen gercek Atatürk Milliyetcilerini  sirf namaz kildigi icin dislayip hapsetmeseydi Türk Milleti ve Türk Gencligi Atatürk ü daha cok severdi.

TSK simdi bildiri dagitmak yerine duruma hakim olmak ve ülkemizin bölünmesini son erine kalincaya kadar kudretini göstererek, gerekirse silah kullanarak önlemek zorundadir, kukla siyasetcileri de AKP yi de iktidardan uzaklastirmak zorundadir. Ama bu kez sirf ülke menfaatleri icin, ABD direktifiyle degil!

Yoksa vatanim icin serefimle övünerek TSK ya güvenerek yaptigim askerlik hizmetimi de helal etmiyorum.
Prof.Dr.M.Erdas
* * * * *
Yorumların devamı için....
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4732258/

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Asker neden sessiz?
« Yanıtla #2 : Ocak 09, 2009, 08:10:25 ÖS »
Emin Çölaşan:"Genelkurmay Teslim Bayrağı mı çekti?"

Gazeteci yazar Emin Çölaşan, Sözcü'de yayınlanan bugünkü yazısında "Genelkurmay Teslim Bayrağı mı çekti?" diye sordu?

"Askerin neden bu kadar suskun olduğunu anlamak mümkün değil" diyen Emin Çölaşan, "En ufak tepki yok. Genelkurmay teslim bayrağı mı çekti? Orada bir savcı Genelkurmay'ın onuruyla oynuyor, herkes askerden ses bekliyor" dedi.

İşte Emin Çölaşan'ın bugünkü Sözcü Gazetesi'nde yayınlanan yazısı:

Ergenekon'daki gözaltıların zamanlaması ilginç. 29 Mart yerel seçimlerine yaklaşılırken yeni bir korku dalgası topluma salınmak isteniyor.

Gözaltına alınan isimlere bakıldığında şu an itibariyle iki emekli orgeneral, bir tüm general -ki hukukçu bir tümgeneral- Erdal Şenel Paşa, Kemal Gürüz, Bedrettin Dalan. Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun evinde de arama yapıldı.

Bu isimlere tek tek bakalım.

Kemal Gürüz eski YÖK Başkanı ve AKP milletvekili Mehmet Sağlam'dan sonra YÖK başkanlığı yaptı. Sağlam, şeriatçı üniversitelerde okuyanların diplomasına Türkiye'de denklik sağlamıştı. Onlarda üniversite mezunu sayılıyordu.

Bu kişiler, hem üniversitelerde hocalık yapabiliyorlardı hem de ilkokullarda, liselerde öğretmen olma hakkını kazanmışlardı. Kemal Gürüz ise göreve gelir gelmez hemen bu uygulamayı kaldırdı. Bu kararı da Danıştay tarafından onaylandı. Bu çok önemlidir. Yani dinci kadroları Türk eğitim sisteminin dışına taşıdı.

Prof. Dr. Yalçın Küçük'e bakalım Tayyip'i en rahatsız eden araştırmacılardan ve yazarlardan biridir. Son kitabı "Caligula'da Tayyip'in sara hastası olduğunu söylüyor ve onunla ilgili bir takım gerçekleri açıklıyor.
Ergun Poyraz tutuklu. Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Tayyip hakkında çok önemli kitaplar yazdı. Hemen ardında da gözaltına alınarak tutuklandı.

Hurşit Tolon Paşa, AKP iktidarına karşı, tamamen demokratik yollarla bir sivil toplum örgütlenmesi yapıyordu. Şener Eruygur Paşa da aynı şekilde, Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı olarak görev yapıyordu.

Bütün bu insanları tek tek saymaya gerek yok.
Şimdi bakıldığında bütün bu kişilere hepsi AKP'ye karşı olan insanlar. Bu kişiler, tek tek belli aralıklarla evlerinden toplanıyor ve korku iklimi yaratılıyor. O klasik değimle korku imparatorluğu kuruldu ve bu sürdürülüyor. Bütün bunlar ne anlama geliyor.

Her insanda artık telefonunun dinlendiği kuşkusu taşıyor. Hiçbirimiz telefonda rahat rahat konuşamıyoruz. Özel bir konu olsa bile rahat rahat konuşamıyoruz. Bu çok acı bir olaydır ülke için ve AKP iktidarına karşı olan herkes 'Acaba beni de götürürler mi?' sorusunu kafasında taşıyor. Bütün hikaye bu korku iklimini sürdürüp sonra da Tayyip ve iktidarı için dikensiz gül bahçesi yaratmak.

Ergenekon'a bakan mahkemenin de bu davanın altından nasıl kalkacağını ben çok merak ediyorum. Çünkü ortada çok somut bir şey yok. Ne bir darbe örgütü çıktı, ne bir terör örgütü çıktı. Hiçbir şey yok. Bugüne kadar bütün duruşmaları basından izledik. Hiçbir şey çıkmadı ortaya. Telefonda yapılan geyik muhabbetlerinden başka bir şey yok. Olsaydı bugüne kadar bin kere çıkması gerekirdi.

Terör örgütüyse bu kişiler, kimi öldürmüşler ya da hangi terör eylemini yapmışlar? Bir yeri
bombalamışlar mı? Davanın çıkış noktası darbe ve terör örgütüydü. Hani nerede darbe?..

Bir şeye daha dikkat edilmeli tabii… Askerlerin niye bu kadar pasif ve suskun olduğunu anlamak mümkün değil. Kaç tane emekli orgeneral gözaltına alındı. Bu kişilerin hepsi ordu komutanlığı yapmış, kuvvet komutanlığı yapmış isimler ya da daha alt düzeydeki görevliler. Erdal Şenel Paşa gibi mesela. Genelkurmay nasıl sessiz kalıyor bu olaya. Askeri lojmanlar basılıyor şakır şakır, devletin emekli generalleri gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor.

Genelkurmaydan bu konuda hiçbir tepki yok. En ufak bir tepki yok. Bu nasıl bir iştir? Genelkurmay teslim bayrağını çekti mi? Neden ses vermiyor, tepki vermiyor? Bunu anlamak hiçbir şekilde mümkün değil.

Ben Genelkurmay'dan da biraz ses bekliyorum doğrusu. Herkes bunu bekliyor. Ama iş nereye gidiyor. Ayıptır. Bir kurumun haysiyeti ile oynamaktır bu. Orada bir savcı Genelkurmay'ın onuruyla ve haysiyetiyle oynuyor. Halkın askere olan güveni sarsılıyor. "Bak asker de korktu. Asker de kendi kabuğuna çekildi' dedirtiliyor. Türkiye'de asker önemli bir kavramdır. Burası Belçika, Norveç, Lüksemburg değil. Oralarda Genelkurmay başkanının adını hiç kimse bilmez, umursamaz. Ama sen Türkiye'de yaşıyorsun. Bu nedenle askerlerin biraz daha tutarlı ve ciddi davranması lazım. Bu da ne demektir, biraz ses vermesi lazım.

En azından bu tutuklamaların haklı olduğunu düşünüyorlarsa, "Tamam biz hiç karışmayız oradaki bir iki savcı görevini yapıyor, hiç umurumuzda bile değil' ya da demeli ki "Biz bu olayı kınıyoruz, bizim mensuplarımızdır, böyle olaylara bulaştırılmalarını esefle karşılıyoruz.'
*************
Bir yorum:
Emin Çölaşan'ın sorduğu sorunun yanıtını bildiğini ama söylemediğini sanıyorum. Bilmiyor olması imkansız. Kısaca:

Genelkurmayla hükümet büyük bir uyum içinde çalışmaktadır. Bu uyumun temelleri de Dolmabahçe'de atılmıştır. Biz buna "Dolmabahçe Mutabakatı" diyoruz. Bu mutabakat öncesinde başbakan, o dönemin Genelkurmay başkanına elden bir MAKYAL dosyası vermiştir. (Bu dosyanın içeriğini açıklayan bazı insanlar şu anda Ergenekon kapsamında tutukludur.) Bu dosyayı ve içeriğini gören ve anlayan Büyükanıt mutabakat defterini imzalamıştır. Durum budur.
O.İlbay
***********
Bir kaç MAKYAL notu.
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın dayısı, inşaat sektörünün köklü firmalarından Makyal Şirketler Grubu'nun kurucusu Faruk Yalçın vefat etti.
http://yenisafak.com.tr/Gundem/?i=153992
------------
Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'a, eşi Filiz Büyükanıt'ın yolsuzluklarının yer aldığı dosya ile şantaj yapıldığını iddia eden eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar, Büyükanıtlara 'kişilik haklarına saldırdığı' gerekçesiyle 17 bin YTL tazminat ödemeye mahkum edildi.
-----------------
ENSONHABER.com / ÖZEL Ergenekon operasyonuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçınan Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, çirkin bir saldırıya hedef oldu.

ULUSALCILAR BÜYÜKANIT'A SALDIRIYOR
Ergenekon'la ilgili ilk kez internete video atan ve kendisini 'Perinçek ulusalcıysa ben ulusalcı değilim. Türk milliyetçisiyim" diye tanımlayan ve bir internet sitesinde benzer yayınlar yapan Mehmet Dalmaz, Büyükanıt Paşa'yı yıpratmaya kampanyası içine girdi. Büyükanıt, Ergenekon operasyonu konusunda "Her kime dokunuyorsa üzerine gidilsin, benim ismim geçiyorsa da gereken işlem yapılsın" demişti. Büyükanıt'ın bu tavrı bu kesimi o kadar kızdırmış ki Büyükanıt hakkında çirkin iddialar ortaya atıldı. Büyükanıt'ın suskunluğunu hazmedemediğini söyleyen Dalmaz, Paşa'yı hainlikle suçluyor.

AZİZ YILDIRIM DA HEDEFTE
Dalmaz, villaların Fenerbahçe Başkanı ve işadamı Aziz Yıldırım'a ait olan ve NATO ihalelerine katılan şirketten alındığını iddia etti.
Yıldırım'ın şirketi olan MAKYAL'dan mafya kırıntısı Aziz Yıldırım'ın firması olarak bahsediliyor.
http://www.ensonhaber.com/Gundem/139921/Ulusalcilar-BUYUKANITA-SALDIRIYOR.html

ULUSALCILAR BÜYÜKANIT'A SALDIRIYOR... BÜYÜKANIT SUSKUN ÇÜNKÜ YALI ALMIŞ!
Ergenekon operasyonuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçınan Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, ulusalcıların saldırısına uğradı.

ULUSALCILAR BÜYÜKANIT'A SALDIRIYOR
Ergenekon'la ilgili ilk kez internete video atan ulusalcılar, Büyükanıt Paşa'yı yıpratma kampanyası içine girdi. Büyükanıt, Ergenekon operasyonu konusunda "Her kime dokunuyorsa üzerine gidilsin, benim ismim geçiyorsa da gereken işlem yapılsın" demişti. Büyükanıt'ın bu tavrı ulusulcaları o kadar kızdırmış ki Büyükanıt hakkında çirkin iddialar ortaya atıldı. Büyükanıt'ın suskunluğunu hazmedemediklerini söyleyen ulusalcılar, Paşa'yı hainlikle suçluyor.

AZİZ YILDIRIM DA HEDEFTE
Ulusalcılar, villaların Fenerbahçe Başkanı ve işadamı Aziz Yıldırım'a ait olan ve NATO ihalelerine katılan şirketten alındığını iddia ettiler.

Yıldırım'ın şirketi olan MAKYAL'dan mafya kırıntısı Aziz Yıldırım'ın firması olarak bahsediyorlar.
http://www.gasteci.com

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
MAKYAL notları.
« Yanıtla #3 : Ocak 09, 2009, 08:30:18 ÖS »
Yıldırım'ın dayıları olan Makyal İnşaat'ın sahipleri Faruk ve Cengiz Yalçın kardeşler, 2-3 milyar dolarlık gelir aralığıyla listenin 18. sırasında yer aldılar. Yalçın Ailesi, kamuoyunda Aziz Yıldırım'ın "arkasındaki güç" olarak lanse ediliyor. Aile fertlerinden Osman Yalçın ise bu iddiaları "gülünç" bulduğunu kaydetmişti. Yalçın Ailesi'nin bir diğer ferdi Faruk Neşet Yalçın bugünkü Fenerbahçe yönetiminde asbaşkan ve dış ilişkiler sorumlusu olarak yer alıyor. 1963'te kurulan Makyal, özellikle NATO için yaptığı tesis ve üslerle tanındı. Aziz Yıldırım'ın sahibi olduğu Maktaş da NATO ihalelerine giren bir şirket. 1992-1994 dönemindeki ilk başkanlık görevinde Trabzonspor'a harcadığı parayı hibe eden Sadri Şener, bir süre sonra işleri bozulmuş ve iflas etmişti. Sadri Şener borç ödüyor TMSF'ye devredilen bankalara 134 milyon YTL ile en büyük borcun Sadri Şener'e ait olduğu basına yansımıştı.
Kaynak:
http://www.8sutun.com/node/58184
------------------
Türkiye’nin en büyük NATO müteahhitlerinden biri, dört ayrı alanda çalışan ve dev projelere imza atan Makyal’ın kurucusu. Faruk Yalçın , 10 yıl önce kendini emekli etti. Doğa ve hayvan tutkusunu toplumla paylaşmak amacıyla Darıca’da Türkiye’nin en büyük özel hayvanat bahçesini kurdu. Bitki ve hayvan bakımı üzerine 21 kitap yazdı.
Yeğeni Aziz Yıldırım ve sarı-lacivert aşkına Fenerbahçe Stadyumu’ndan her yıl 100 bin dolara loca kiralayıp, maçları evdeki TV’den seyrediyor.
Yalçın kurucusu olduğu, inşaat alanında faaliyet gösteren Makyal Şirketler Grubu’nun hálá Yönetim Kurulu Başkanı.
Asker babasının görevi nedeniyle Türkiye’nin dört bir yanını dolaşmış.
---------------
Türkiye'nin en büyük NATO müteahhitlerinden biri, dört ayrı alanda çalışan ve dev projelere imza atan Makyal'ın kurucusu. Faruk Yalçın (81), 10 yıl önce kendini emekli etti. Doğa ve hayvan tutkusunu toplumla paylaşmak amacıyla Darıca'da Türkiye'nin en büyük özel hayvanat bahçesini kurdu. Bitki ve hayvan bakımı üzerine 21 kitap yazdı.......
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?viewid=451200
----------------
T.C. BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞI
Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü
ANKARA

Karar Tarihi : 20/02/2003
Karar No : 4

DAHA ÖNCE SERİ NOSU ALMIŞ OLAN ŞİRKETLER
13.sıra.. 200302333  17.02.2003    116     MAKYAL İNŞ.TİC.A.Ş.     A      HERMİKTAR
http://www.bayindirlik.gov.tr/turkce/karnekarar.php?ID=44

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
TSK KOMUTA HEYETİ VE NATO
« Yanıtla #4 : Mart 02, 2009, 08:13:48 ÖS »
TSK KOMUTA HEYETİ VE NATO…

Serdar Ant

“Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ordusu, istilâlar yapmak veya saltanatlar kurmak için şunun, bunun elinde ihtiras aleti olmaktan münezzehtir. İnsanca ve müstakil yaşamaktan başka gayesi olmayan milletin aynı ideale bağlı ve yalnız onun emrine tabi ve sadık öz evlâtlarından mürekkep muhterem ve kuvvetli bir heyettir.”   
Gazi Mustafa Kemal (1930)

Türk ordusunun, devletin iç ve dış siyasetindeki yeri inkâr edilemez bir gerçektir. Ordunun 25 yıldır bölücü terörle mücadele etmesi ve ayrılıkçı terörist örgüt PKK’nın da ABD ve AB gibi emperyalist odaklar tarafından destekleniyor olması, ordu-siyaset ilişkilerine ayrı bir önem kazandırıyor. Ordusuz iktidar olmaz. Siyasetin bu evrensel kuralının ötesinde, Türkiye’deki siyasi iktidarlar da –ne yazık ki- ABD’nin onayı olmadan şekillenemeyip onun desteğinden yoksun bir şekilde yaşayamamaktadır. Bu nedenlerle ordu-iktidar ilişkilerin ortak paydalarından birini ABD’ye karşı tutum oluşturuyor. Ordu ile siyasi iktidarın uyumu, bir anlamda bu iki kurumun ABD ile uyum içinde olmasıyla da doğrudan ilişkilidir. Türk ordusunun, aslında ABD demek olan NATO ittifakı üyeliği, bu bağlamda belirleyici bir öneme sahip oluyor.   

Bu genel çerçevede, Türkiye’de son 20 yıl içinde görev yapmış olan Genelkurmay Başkanlarının askeri kariyerlerinde NATO birimlerindeki görevleri dikkat çekici mahiyettedir. PKK terörü 1984’de başlamış ve 1990-91’deki Birinci Körfez Savaşı ile ivme kazanmıştır. Bu nedenle incelememiz, 1987 yılında Genelkurmay Başkanı olan Org. Necip Torumtay ile başlayacaktır. Daha sonra sırasıyla Org. Doğan Güreş, Org. İsmail Hakkı Karadayı, Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, Org. Hilmi Özkök, Org. Yaşar Büyükanıt ve Org. İlker Başbuğ’un askeri kariyerlerinde NATO’nun yerine göz atacağız. Bu Genelkurmay Başkanları’nın kuşkusuz Türk ordusunun çeşitli birliklerinde ifa ettikleri birçok başka görevler de vardır. Bu çalışmada sadece NATO çerçevesinde hangi birimlerde görev aldıkları özetlenecektir.
Yazının tamamını ekten okuyabilirsiniz.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Heidi'nin dedesi Türk oldu,Victor Hugo hidayete erdi.
« Yanıtla #5 : Nisan 22, 2009, 06:07:45 ÖS »
Heidi'nin dedesi Türk oldu,Victor Hugo hidayete erdi.

"Hamdolsun Pinokyo"
Milli Eğitim Bakanlığı ve bakanlıkça seçilmiş yayınevleri çevirileri de dinci söylem ve hurafeyle doldurdular.

Başbakan Tayyip Erdoğan 'ın her konuşmasında tekrarladığı ''Hamdolsun, Allah razı olsun, Allah yâr ve yardımcınız olsun'' biçimindeki dini söylemi, eğitime de yansıdı. Bazı yayınevleri, bu yansımayı o kadar abarttı ki, yabancı klasikler bile bu söyleme göre yeniden biçimlendirildi.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın ilköğretim okullarına tavsiye ettiği ''100 Temel Eser'' de yer alan kitaplar, bunun örnekleriyle dolu. Anton Çehov 'un eserlerinin bulunduğu kitapta, ''Kaval'' adlı öykünün kahramanları, bakın nasıl konuşur oldu:

''Çünkü çok günah işlemeye başladı. Allah'ı büsbütün unuttuk, onun için... Böyle giderse elbette kötü son gelir. Kendimizi bilmenin, aklımızı başımıza toparlamanın zamanı şimdi.''

''Acı'' adlı öyküde ise Grigoriy, eşine ''Sabret güzelim. Allah'ın yardımıyla hastaneye varır varmaz, bu sancılardan kurtulacaksın'' diye seslenirken ''Allahım bu ne tipi. Sen ne dersen olur Allahım, ama ne olur bana yolumu kaybettirme'' diye konuşmaya başladı.

'Hayırlı sabahlar Hans'
Oscar Wilde 'ın ''Mutlu Prens'' adlı kitabındaki karakterler, nasıl olduysa ''Hayırlı sabahlar'' diye selamlaşmaya başladı. Pinokyo ise ''Allah rızası için'' ve ''Allah sizden razı olsun'' ifadelerini dilinden hiç düşürmez oldu. Pinokyo'nun marangoz babası Gephetto'nun adı da Galip Dede oluverdi.

'Kukla asla canlanmaz'
Bir yayınevinin Pinokyo kitabının önsözünde, bakın ne anlatılıyor:

''Cansız tahtadan yapılmış kukla, gerçek hayatta asla canlanmaz. Kitapta anlatılanlar, inanç ve geleneklerimizin dışındadır. Ruh, ancak Allah tarafından üflenir, başka insanların veya varlıkların cansız bir nesneyi canlandırması mümkün değildir.''

Başka bir yayınevinin Pinokyo kitabında ise şu diyaloglar geçiyor:

Pinokyo: Allah sizden razı olsun efendim

Ateşyiyen: Eksik olma, nasıl anan baban hala sağdırlar inşallah.

Pinokyo : Ah babacığım, babacığım şimdi burada olsaydı, ben açlıktan ölür müydüm hiç? Aman yarabbim, ne berbat bir hastalıkmış.

Heidi'nin dedesi Türk oldu
Heidi de yeni yorumlardan nasibini aldı. Heidi'nin dedesi Alm da Türk olmaya karar verip Alp adını aldı.

''Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde..'' diye başlayan masal girişleri, Andersen masallarında ''Bir varmış bir yokmuş, Allah'ın kulu çokmuş..'' a dönüştü. Polyanna da değişim geçiren öykü karakterlerinden. Teyzesi, Polyanna'ya ''Benimle böyle konuşman hayret verici. Soruna gelince, Allah'ın bana bahşettiklerinin değerini bilirim'' demeye başladı.

Victor Hugo'yu da hidayete erdi
Sefiller romanının önsözünde Victor Hugo 'nun yaşamöyküsü anlatılırken Hugo'nun Müslüman olduğuna ilişkin mesajlar veriliyor:

''O da çoğu Fransız gençleri gibi, dinsiz yetişti... Victor Hugo, 1885 yılında ölüm döşeğinde iken, papaz istemedi: Allah'a inanıyorum, ahirete inanıyorum; fakat hiçbir kilise papazını başımda istemiyorum.''

Romanda ise bazı diyaloglar şöyle çevrildi: Gördünüz mü kardeş? Allah yamalı hırkaya razı olan kuluna böyle gümüş sırmalı elbiseler giydirir!.. Bu altınlar da sizin kısmetinizdir... Kiliseni tamir ettir; artanı ile de fakirleri giyindir...

Papaz tereddüt içinde: Helal midir, efendim?

Piskopos onun sırtını okşayarak:
. Bak kardeş! dedi, insanlar zulmeder; Allah adalet eder!... Cenab-ı Hak cimrilik yapan servet sahiplerinin başına Kravat gibilerini musallat ederek insanları uyarır... Bu para, zenginlerin fakirlerden esirgediği sadakadır. Kravat'ın eliyle bize ulaşmıştır. Eğer ''Kravat bundan sevap alır mı'' derse; bunun cevabını ben veremem... O Allah'a kalmış bir iştir.

Kitaplarda argo ve küfür
''100 Temel Eser'' kapsamındaki bazı kitaplardaki mâni, bilmece ve atasözlerinde ''Aklı b.una karışmak, anasını bellemek, b.k atmak, b.kunu çıkarmak'' gibi küfür ve argo deyimler yer aldı.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik , tüm bu gelişmelerin ardından yayınevlerini suçlarken ''Şahsıma, bakanlığıma ve bu camiaya karşı linç kampanyası başlatılmasını haksızlık olarak görüyorum. Ayrıca bunlarla ilgili gerekli takibatı yapacağız'' demekle yetindi.

Hurafe dolu kitaplar
AKP iktidarıyla birlikte ders kitapları, hurafelerle dolduruldu. 11. sınıflar için hazırlanan din kültürü ve ahlak bilgisi kitabının ikinci ünitesindeki ''İslamda ibadetin faydaları'' bölümü bunun ilk örneğiydi. ''Bunları biliyor musunuz'' başlığı altında verilen tümceler, tartışma yarattı:

''Aptes almanın insan sağlığına birçok katkısı vardır. Aptes alırken kullanılan su sayesinde kan dolaşımı hızlanır, alyuvar sayısı çoğalır. Solunum hareketlenir. Alınan oksijen miktarı artar. Sinirler sakinleşir, ferahlar, kalbin yükü hafifler, tansiyon normalleşir. Dışarı atılan karbondioksit oranı fazlalaşır.''

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik , aptes suyuyla ilgili hurafeyi savunurken söz konusu ifadelerin Alman bilim adamı Elbert Schalle' ye ait olduğunu söyledi. Başbakan Tayyip Erdoğan da Çelik'in sözlerini teyit ederken kitabın orijinalini getirterek kendisinin de baktığını söyledi. Erdoğan, ''Bir sakatlık varsa onu bağlar'' derken ''Kitapta bu cümleler aynen var mı'' sorusuna da ''Evet aynen var'' yanıtını verirken kendinden emindi.

Ancak Çelik ve Erdoğan'ın kamuoyunu yanılttığı kısa bir süre sonra anlaşıldı. Çelik'in ön adını ''Elbert'' dediği Alman bilim adamı Albert Schalle'nin kitabında, ''aptes'' sözcüğünün hiç geçmediği ortaya çıktı.

Schalle, kitabında şöyle diyordu:
''Suyun hemoglobin içeriğinin, alyuvarlar sayısının soğuk su kürü etkisi altında arttığı kanıtlanmıştır.''

Gerçeğin ortaya çıkması üzerine Çelik, ''Bu ifadeler kitapta aynen var'' diyen Erdoğan'ı, kendisinin yanılttığını söylemek zorunda kaldı. Çelik, Schalle'nin orijinal kitabında tahrifat yapıldığını kabul ederken sorumlular hakkında gerekli işlemleri yapacağını açıkladı. Ancak bu açıklama, AKP iktidarının eğitim politikasıyla ilgili soru işaretlerini gidermedi.

Tarikatlara övgü
Yine bakanlığın ilköğretim 8. sınıflar için hazırladığı din kültürü ve ahlak bilgisi kitabında, bu kez tarikatlara övgüler yağdırıldığı ortaya çıktı. Aynı kitabın 2002 yılı baskısında ''Tarikatın sözlük anlamı, izlenecek yol demektir. Tarikatlar toplumda kutuplaşmalara ve ayrımcılıklara yol açmıştır. Bu da insanlar arasında sevgi, saygı ve hoşgörü ortamına zarar vermektedir. Ayrıca tarikata bağlı olmak bireyin özgürlüğünü de kısıtlamaktadır. Çünkü bir tarikata üye olan o tarikat liderinin görüş ve düşünceleri doğrultusunda hareket etmektedir. Bu durum da o kimsenin özgür düşünmesini, kendisini geliştirmesini engellemekte ve toplumda gruplaşmalara neden olmaktadır'' denirken nasıl olduysa 2006 yılı baskısında bakanlığın tarikatlara bakışı değişivermişti: ''Nefsi arıtıp ahlakı güzelleştirerek dini yaşama ve Allah'a yaklaşıma tasavvuf denir. Tasavvufun kurumlaşmış haline tarikat adı verilir. Tarikatlar, tarihimizde önemli görevler üstlenmişlerdir.''
Alıntıdır.

Çevrimdışı *POYRAZ

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 677
  • Puan: +37/-0
  • Cinsiyet: Bayan
Ynt: Heidi'nin dedesi Türk oldu,Victor Hugo hidayete erdi.
« Yanıtla #6 : Nisan 22, 2009, 09:22:32 ÖS »
Heidi'nin dedesi Türk oldu,Victor Hugo hidayete erdi.

"Hamdolsun Pinokyo"
Milli Eğitim Bakanlığı ve bakanlıkça seçilmiş yayınevleri çevirileri de dinci söylem ve hurafeyle doldurdular.

Başbakan Tayyip Erdoğan 'ın her konuşmasında tekrarladığı ''Hamdolsun, Allah razı olsun, Allah yâr ve yardımcınız olsun'' biçimindeki dini söylemi, eğitime de yansıdı. Bazı yayınevleri, bu yansımayı o kadar abarttı ki, yabancı klasikler bile bu söyleme göre yeniden biçimlendirildi.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın ilköğretim okullarına tavsiye ettiği ''100 Temel Eser'' de yer alan kitaplar, bunun örnekleriyle dolu. Anton Çehov 'un eserlerinin bulunduğu kitapta, ''Kaval'' adlı öykünün kahramanları, bakın nasıl konuşur oldu:

''Çünkü çok günah işlemeye başladı. Allah'ı büsbütün unuttuk, onun için... Böyle giderse elbette kötü son gelir. Kendimizi bilmenin, aklımızı başımıza toparlamanın zamanı şimdi.''

''Acı'' adlı öyküde ise Grigoriy, eşine ''Sabret güzelim. Allah'ın yardımıyla hastaneye varır varmaz, bu sancılardan kurtulacaksın'' diye seslenirken ''Allahım bu ne tipi. Sen ne dersen olur Allahım, ama ne olur bana yolumu kaybettirme'' diye konuşmaya başladı.

'Hayırlı sabahlar Hans'
Oscar Wilde 'ın ''Mutlu Prens'' adlı kitabındaki karakterler, nasıl olduysa ''Hayırlı sabahlar'' diye selamlaşmaya başladı. Pinokyo ise ''Allah rızası için'' ve ''Allah sizden razı olsun'' ifadelerini dilinden hiç düşürmez oldu. Pinokyo'nun marangoz babası Gephetto'nun adı da Galip Dede oluverdi.

'Kukla asla canlanmaz'
Bir yayınevinin Pinokyo kitabının önsözünde, bakın ne anlatılıyor:

''Cansız tahtadan yapılmış kukla, gerçek hayatta asla canlanmaz. Kitapta anlatılanlar, inanç ve geleneklerimizin dışındadır. Ruh, ancak Allah tarafından üflenir, başka insanların veya varlıkların cansız bir nesneyi canlandırması mümkün değildir.''

Başka bir yayınevinin Pinokyo kitabında ise şu diyaloglar geçiyor:

Pinokyo: Allah sizden razı olsun efendim

Ateşyiyen: Eksik olma, nasıl anan baban hala sağdırlar inşallah.

Pinokyo : Ah babacığım, babacığım şimdi burada olsaydı, ben açlıktan ölür müydüm hiç? Aman yarabbim, ne berbat bir hastalıkmış.

Heidi'nin dedesi Türk oldu
Heidi de yeni yorumlardan nasibini aldı. Heidi'nin dedesi Alm da Türk olmaya karar verip Alp adını aldı.

''Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde..'' diye başlayan masal girişleri, Andersen masallarında ''Bir varmış bir yokmuş, Allah'ın kulu çokmuş..'' a dönüştü. Polyanna da değişim geçiren öykü karakterlerinden. Teyzesi, Polyanna'ya ''Benimle böyle konuşman hayret verici. Soruna gelince, Allah'ın bana bahşettiklerinin değerini bilirim'' demeye başladı.

Victor Hugo'yu da hidayete erdi
Sefiller romanının önsözünde Victor Hugo 'nun yaşamöyküsü anlatılırken Hugo'nun Müslüman olduğuna ilişkin mesajlar veriliyor:

''O da çoğu Fransız gençleri gibi, dinsiz yetişti... Victor Hugo, 1885 yılında ölüm döşeğinde iken, papaz istemedi: Allah'a inanıyorum, ahirete inanıyorum; fakat hiçbir kilise papazını başımda istemiyorum.''

Romanda ise bazı diyaloglar şöyle çevrildi: Gördünüz mü kardeş? Allah yamalı hırkaya razı olan kuluna böyle gümüş sırmalı elbiseler giydirir!.. Bu altınlar da sizin kısmetinizdir... Kiliseni tamir ettir; artanı ile de fakirleri giyindir...

Papaz tereddüt içinde: Helal midir, efendim?

Piskopos onun sırtını okşayarak:
. Bak kardeş! dedi, insanlar zulmeder; Allah adalet eder!... Cenab-ı Hak cimrilik yapan servet sahiplerinin başına Kravat gibilerini musallat ederek insanları uyarır... Bu para, zenginlerin fakirlerden esirgediği sadakadır. Kravat'ın eliyle bize ulaşmıştır. Eğer ''Kravat bundan sevap alır mı'' derse; bunun cevabını ben veremem... O Allah'a kalmış bir iştir.

Kitaplarda argo ve küfür
''100 Temel Eser'' kapsamındaki bazı kitaplardaki mâni, bilmece ve atasözlerinde ''Aklı b.una karışmak, anasını bellemek, b.k atmak, b.kunu çıkarmak'' gibi küfür ve argo deyimler yer aldı.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik , tüm bu gelişmelerin ardından yayınevlerini suçlarken ''Şahsıma, bakanlığıma ve bu camiaya karşı linç kampanyası başlatılmasını haksızlık olarak görüyorum. Ayrıca bunlarla ilgili gerekli takibatı yapacağız'' demekle yetindi.

Hurafe dolu kitaplar
AKP iktidarıyla birlikte ders kitapları, hurafelerle dolduruldu. 11. sınıflar için hazırlanan din kültürü ve ahlak bilgisi kitabının ikinci ünitesindeki ''İslamda ibadetin faydaları'' bölümü bunun ilk örneğiydi. ''Bunları biliyor musunuz'' başlığı altında verilen tümceler, tartışma yarattı:

''Aptes almanın insan sağlığına birçok katkısı vardır. Aptes alırken kullanılan su sayesinde kan dolaşımı hızlanır, alyuvar sayısı çoğalır. Solunum hareketlenir. Alınan oksijen miktarı artar. Sinirler sakinleşir, ferahlar, kalbin yükü hafifler, tansiyon normalleşir. Dışarı atılan karbondioksit oranı fazlalaşır.''

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik , aptes suyuyla ilgili hurafeyi savunurken söz konusu ifadelerin Alman bilim adamı Elbert Schalle' ye ait olduğunu söyledi. Başbakan Tayyip Erdoğan da Çelik'in sözlerini teyit ederken kitabın orijinalini getirterek kendisinin de baktığını söyledi. Erdoğan, ''Bir sakatlık varsa onu bağlar'' derken ''Kitapta bu cümleler aynen var mı'' sorusuna da ''Evet aynen var'' yanıtını verirken kendinden emindi.

Ancak Çelik ve Erdoğan'ın kamuoyunu yanılttığı kısa bir süre sonra anlaşıldı. Çelik'in ön adını ''Elbert'' dediği Alman bilim adamı Albert Schalle'nin kitabında, ''aptes'' sözcüğünün hiç geçmediği ortaya çıktı.

Schalle, kitabında şöyle diyordu:
''Suyun hemoglobin içeriğinin, alyuvarlar sayısının soğuk su kürü etkisi altında arttığı kanıtlanmıştır.''

Gerçeğin ortaya çıkması üzerine Çelik, ''Bu ifadeler kitapta aynen var'' diyen Erdoğan'ı, kendisinin yanılttığını söylemek zorunda kaldı. Çelik, Schalle'nin orijinal kitabında tahrifat yapıldığını kabul ederken sorumlular hakkında gerekli işlemleri yapacağını açıkladı. Ancak bu açıklama, AKP iktidarının eğitim politikasıyla ilgili soru işaretlerini gidermedi.

Tarikatlara övgü
Yine bakanlığın ilköğretim 8. sınıflar için hazırladığı din kültürü ve ahlak bilgisi kitabında, bu kez tarikatlara övgüler yağdırıldığı ortaya çıktı. Aynı kitabın 2002 yılı baskısında ''Tarikatın sözlük anlamı, izlenecek yol demektir. Tarikatlar toplumda kutuplaşmalara ve ayrımcılıklara yol açmıştır. Bu da insanlar arasında sevgi, saygı ve hoşgörü ortamına zarar vermektedir. Ayrıca tarikata bağlı olmak bireyin özgürlüğünü de kısıtlamaktadır. Çünkü bir tarikata üye olan o tarikat liderinin görüş ve düşünceleri doğrultusunda hareket etmektedir. Bu durum da o kimsenin özgür düşünmesini, kendisini geliştirmesini engellemekte ve toplumda gruplaşmalara neden olmaktadır'' denirken nasıl olduysa 2006 yılı baskısında bakanlığın tarikatlara bakışı değişivermişti: ''Nefsi arıtıp ahlakı güzelleştirerek dini yaşama ve Allah'a yaklaşıma tasavvuf denir. Tasavvufun kurumlaşmış haline tarikat adı verilir. Tarikatlar, tarihimizde önemli görevler üstlenmişlerdir.''
Alıntıdır.


Medeniyetler ittifaki,
dinlerarasi diyalog derken  en sonunda müslüman ama ruhsuz  bir Pinokyo da dogurdularya
artik bizim ibrikci takiminin degme keyfine!

Alm'den Alp,Hugodan müslüman,
Papazdan hoca olunca ortaligi Fettosun düsledigi "evrensel islamiyet" salyalari sariverdi  iste.

Bizim Fettoscular Papazlara birde hoca nikahli eslerini bosadiklarinda,
karsilikli hülle yaptirdilarmi bitti bu is...iyice percinlendi yani.
Olur mu olur...
Yeni dinin de Fettosun da hikmetinden sual olmaz,elhamdülillah.

Anladik ki,
bir adin boz atli Hizir
Bir adin Mustafa Kemal
Gayri alnimiza,
daga tasa yazilir

Ya Ölum Ya Istiklal.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: TSK bölünmenin neresinde?
« Yanıtla #7 : Nisan 24, 2009, 11:44:28 ÖÖ »
Medeniyetler ittifakı,Dinler arası diyalog hepsi aynı söylemdir.
Bunun ilk hali ise 3'lü dini merkez dir.
Şu Meşhur Dinler arası DİYALOG konusunu açıklamalı olarak bulacaksınız....
Hani şu son zamanlarda ılımlı islam modeli ve BOP diye bildiğimiz yutturmaca yok mu?İşte bu da diğer alaveraların devamı olarak sahnelendi.

"DİNLER ARASI DİYALOG"masalını artık kimse yutmuyor.Peki ne olacak ?Gayet basit.Tabii ki her daim bir "B" Planı olmalıdır.

İşte burada ki "B" planı da 1957 Menderes döneminde ortaya atılmış olan bir hikayeyei ısıtmaktan geçmektedir.
O dönemler de buun adına" 3'LÜ DİNİ MERKEZ"denmekte idi.

Bakınız...
Laiklik,obur peygamber,Türban
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=322.0

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Hurafeler de kitaba girdi
« Yanıtla #8 : Eylül 30, 2009, 01:03:17 ÖS »
Hurafeler de kitaba girdi

MEB’in dağıttığı Türkçe kitabında aptes alan Müslümanlar arasında salgın hastalıkların Batı’daki kadar sık görülmediği ifade edilirken Türklerin temiz olması Müslümanlığa bağlandı.
 
MAHMUT LICALI
 
ANKARA - Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), yeni eğitim-öğretim yılında ücretsiz olarak dağıttığı Türkçe 5. sınıf ders kitabında aptes almanın salgın hastalıkları engellediği ifade edildi. Kitapta, 1500’lü yıllarda alan Müslümanlar arasında salgın hastalıkların Batı’daki kadar sık görülmediği belirtildi.
 
Anadolu’ya gelen gezginlerin Türklerin temizliğine hayran kaldığı savunulan kitapta, “Bunun nedenlerinden biri olarak Türklerin Müslüman olması sayılabilir” ifadesi yer aldı. MEB’in 2009-2010 eğitim-öğretim yılında taşradaki ilköğretim okullarına ücretsiz olarak dağıttığı Türkçe ders kitabında bir okuma metni içerisinde 16. yüzyılda aptes alan Müslümanlar arasında Batı’ya göre daha az salgın hastalık görüldügü ileri sürüldü.
 
Erdem Yayınları tarafından hazırlanan ve MEB Talim ve Terbiye Kurulu’nun onayını alan ders kitabındaki “Sağlık ve Çevre” konusunda yer alan “Haydi Banyoya” başlıklı okuma parçasında, Türklerin Müslüman oldukları için temiz olduğu belirtildi. Okuma parçasında, günde beş kez aptes alan Müslümanlar arasında salgın hastalıkların Batı’daki kadar sık görülmediği iddia edildi.
 
Gökhan Tok tarafından yazılan ve düzenlenerek kitaba alınan okuma parçasında, aptesle ilgili olarak şunlar kaydedildi:
 
“Türklerin de Orta Asya’da bulundukları dönemde yıkanmaya gereken önemi verdiği söylenemez. Orta Asya’nın göz alabildiğine uzanan bozkırlarında ve çöllerinde en değerli şeylerden biri suydu kuşkusuz. Bu da suyun bir tür kutsallık kazanmasına neden olmuştu. Kutsal sayılan su kirletilmemeliydi. Cengiz Han’ın yasasına göre elbiseler yıkanmadan eskiyene kadar giyilmeli ve iyice yıpranınca atılmalıydı.
Öte yandan 1500’lü yıllarda Anadolu’ya gelen gezginler Türklerin temizliğini görüp hayran kalırdı. Bunun nedenlerinden biri olarak Türklerin Müslüman olması sayılabilir. Yıkanan, günde beş kez aptes alan Müslümanlar arasında salgın hastalıklar Batı’daki kadar sık görülmüyordu.”
 
Okuma parçasının son paragrafında yıkanmanın kültürel bir yanı da olduğu belirtildi.
 
Okuma parçasında Müslümanların ibadete başlamadan önce aptes aldıkları, Hinduların ruhlarının arınmasını sağlamak için kutsal saydıkları Ganj Nehri’nde yıkandıkları, Hıristiyanların ise yeni doğan çocukları vaftiz ayininde yıkadıklarına işaret edildi.
 
‘DERS KİTABI BİLİMSEL İÇERİKTEN YOKSUN’
 
Çanakkale Eğitim-Sen Şube Başkanı Güngör Güler, ders kitabının söz konusu bölümünün bilimsel içerikten yoksun olduğunu kaydetti. Metnin hurafelere dayalı olduğunu belirten Güler, okuma parçasında “1500’lü yıllarda Anadolu’ya gelen gezginler” gibi muğlak, ne olduğu belli olmayan ifadelerin yer aldığını dile getirdi.
 
Suyun önemi anlatılırken konuyu Müslümanlığa bağlamanın hiçbir anlamı olmadığını belirten Güngör, şunları kaydetti:
 
“AKP iktidarından bu yana ders kitaplarında bu tür şeyler hep yapılıyor. Herhangi bir dayanağı olmayan sözde bilgilerle çocukların beynini yıkamaya çalışıyorlar. Biz çocuklarımıza bilimsel, laik, demokratik eğitim vermeye çalışırken bilimsellikten uzak hurafelerle çocuklarımızın kafalarını dolduruyorlar. Konuyla alakası olmamasına karşın dinsel bilgiler araya sokulmuş. Bunun bilimsel bir yanı yok ki ‘Müslümanlar aptes almışlar da salgın hastalıklara yakalanmamışlar.’ Böyle bir bilgi olabilir mi? Bütün dünyada salgın hastalıklar varken, bunun bizim ülkemizde olmamasının aptes almakla açıklanması, hangi bilimsel çerçeveye dayanıyor. Böyle bir saçmalığın ders kitaplarında yer alması doğru mu?”
**********
Bilindiği gibi Harun Yahya adıyla yayınlar yapan Adnan Hoca, bilimin bulgularını, bilimsel gerçekleri dinsel bilgi ile açıklayan yayınlar yapıyor. Bu yayınlar Türkiye’de sınırlı bir taraftar bulmasına karşın dünyada ciddiye alınmıyor. Örneğin, Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hoşgörüyle karşılanan Yaratılış Atlası’nın Avrupa ülkelerinde dağıtılmasına izin verilmedi.
’Harun Yahya safsatası ve evrim gerçeği’
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=359.0
**********
Pinokyo efendi”nin bütün çabalarının sebebi iktidarın başı gözden düştüğünde iktidarın başına geçmektir; bu olmadığı taktirde olası BAŞKANLIK seçimlerinde gerekirse şimdiki iktidarın başının karşısında aday olup yarışı kazanmaktır. Çünkü, iktidarın başı “pinokyo efendiyi” saf dışı etmek için fırsat kollamaktadır. Pinokyo efendinin mevcut yerinin veliahdı ise, “ilin tüm yeşilliklerinden sorumlu” bir başka beslemesidir.
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=5549
**********
KÖY ENSTİTÜLERİ - TARİHSEL ÖZET
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3391.0

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Askerlik töresi mi kaldı a yavrum?
« Yanıtla #9 : Ekim 09, 2009, 02:32:55 ÖS »
İstanbul,Harbiye Nezaretinde geçen bir konuşmayı izleyeceksiniz.
iZMİR'Lİ YÜZBAŞI FARUK'UN İNGİLİZLERE VE KOMUTANINA verdiği CEVAP bu güne ne kadar benziyor değil mi?

İşte İzmir bu nedenle GAVUR İZMİR olmuştur.
Bu günki İzmir'de o günki İzmir olarak varlığını sürdürüyor.

Şimdilerde Şahitlerinin hakkını korumak bazılarına göre kelle ile ifade ediliyor olsa dahi,millet hala şehitlerinin hakkını namus borcu olarak görmektedir.

YÜZBAŞI FARUK İZMİR İNGİLİZLERE VE KOMUTANINA CEVAP

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Mustafa Kemal Atatürkiyeli...
« Yanıtla #10 : Ekim 09, 2009, 09:10:27 ÖS »
Mustafa Kemal Atatürkiyeli...


“Bi Alman, bi Fransız, bi İngiliz, bi Türk, bi adaya düşmüşler, Türk olanı ‘Bundan sonra fıkralarınızda bana Türk demeyin, Türkiyeli deyin' demiş...”
*
Gel de gülme birader.
*
“Ne mutlu Türk'üm diyene” deyince, ırkçılık, faşistlik filan oluyormuş, “Türkiyeli” diyecekmişiz...
*
Alman de.
Fransız de.
İngiliz de.
Aman diim, Türk deme.
*
Türkiyeli bayrağı de, mesela.
Türkiyeli silahlı kuvvetleri.
Türkiyeli havayolları.
Türkiyeli milli takımı.
Türkiyeli lirası.
*
CNNTürkiyeli.
*
Tarihi de baştan yazmak zorunda kalacağız anlaşılan, Jöntürkiyeliler falan... Veya, Kuzey Kıbrıs Türkiyeli Cumhuriyeti... Türkiyelimenistan.
*
Türkiyeli hamamı.
Türkiyeli lokumu.
Hidayet Türkiyelioğlu.
Beyazıt Öztürkiyeli.
Fenerli Semih Şentürkiyeli.
Türkiyelian Şoray.
Türkeş mevzuuna, hiç girmeyeyim!
*
Alt kültür, üst kültür diye paldır küldür dalarsan meseleye, altını üstüne getirirsin memleketin işte böyle... Ve, “Tabii canım, doğrusu ne mutlu Türkiyeliyim” diyene sorarım; etnik kökeni ne olursa olsun, var mı artık “mutlu” olan hiç kimse, bu zihniyetin yönettiği ülkede?