Gönderen Konu: UÇKUR TANRILARI,KUR'AN DAKİ AYRAÇ ŞERİAT.  (Okunma sayısı 1654 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
UÇKUR TANRILARI,KUR'AN DAKİ AYRAÇ ŞERİAT.
« : Mart 28, 2008, 12:34:36 ÖS »
Bakınız...
NUR-31
http://ahmetdursun374.blogcu.com/nur-31_50762971.html
************
UÇKUR TANRILARI,KUR'AN DAKİ AYRAÇ ŞERİAT.
Her ülkenin kendi anayasası olduğu gibi her dinin de kendi ana yasası vardır.Bir bakıma bu inançsal anayasaya ŞERİAT demek mümkündür.

Birçok tarifi yapılmasına rağmen en uygun açıklamanın bu şekilde olduğunu şahsen düşünmekteyim.
Yani beşeri anayasadaki gibi değiştirilebilir olmasa da islam anayasası değiştirilemez olduğu söylenmektedir.
Ancak son birkaç yüzyıldır bu anayasa değiştirlmeye çalışılmış,bu konuda birçok çaba sarfedilmiştir.
Biz bu çabalara şimdilerde ılımlı islam adı altında tanıklık etmekteyiz.
Oysa bazı kaynaklarda ya da söylemlerde ise şöyle denilmektedir.

"Kuran herşeyden önce 3 temel kavramdan meydana gelmiş bir bütündür ve bu bütün bozulamaz, değiştirilemez.. Bu kavramlardan biri ve en önemlisi şeriat’dır..
Kuran’ı yeni baştan yazmak mümkün değildir.. Bu mümkün olamıyacağına göre İslam üzerine herhangi bir reform yapılması da mümkün değildir. Ayrıca, Kur'an içinde reform yapmaya müsait herhangi bir olgu da yoktur. Her nekadar bazı İslam inanırları, Kuran'da zaman sana uymuyorsa sen zamana uy ifadelerinin bulunduğu ayetlerin (tutmaz ise de hadislerinin)var olduğunu söylüyorlarsa da, hiçbir ayet bu tür bir ifade içermez.
Kur'an Ahzab 36, Maide 44, 45, 47, 48, 49 Araf 3, ayetlerdeki anlatımları ile içindeki hükümlerin uygulanmasının şart olduğunu açık olarak belirtir" denmesine rağmen ne yazık ki Kur'andaki islam yinede bazı şekillerde değişikliğe maruz bırakma hareketlerinden kendini kurtaramamaktadır.
Bu nedenle de uzun yıllar boyu,Kur'an değiştimi değişmedimi tartışması yaşanmıştır.
Bana sorarsanız değiştirildiğini düşünmüyorum.Ancak değiştirilme çabaları had safhadadır.

Yorumlanırken değişikliğe uğradığını ya da uğratıldığını düşünüyorum.
Ayrıca Arapça'dan çevirenlerin kendi fikirlerini,anladıklarını ekleme yolu ile de ilave ettiğini düşünüyorum.

Bu arada ilginç bir bilgiyi de vermekten kaçınmak istemiyorum.
Gallup, "şeriat" araştırması yapmış.
Türkler’in yüzde 86’sı, “Din, günlük hayatımda önemli bir yere sahip” diyormuş.. İyi de %86 böyle diyor lakin  %57si ise Şeriata karşı imiş. Bundan nasıl bir sonuç çıkar?
 Bu insanlar ne dediklerini bilmiyorlarmı dersiniz?
İşte burada gündeme gelmesi gereken konu Kur'andaki ayraçlardır.
AYRAÇ parantez demektir.
Arap dili esnektir iddiasından dolayı Kur'an ayetlerinin arasına AYRAÇlar konmak sureti ile anlatılmak istenen şeyi okuyanlara anlatma çabası ya da çalışmaları görülmektedir.
Oysaki bunlar şahsi görüşler,fikir,doktrin ya da diğer anlatımı ile MEZHEPLER dir.
Kısaca Kur'an hükmü dışındaki olgulardır.Kur'an-ı Kerim'i bağlamaz.
Tüm bunlara rağmen şunu diyebiliriz.
Kur'an son kitaptır.Mucizeler içermektedir.Çünkü,en azından devrine gerçekten ışık tutmuş ancak dediğimiz nedenlerden dolayı da değiştirilme çabalarına şimdilikte olsa kısmi bir şekilde  direnmiştir.
 Mucize olmasının bir göstergeside kıyamete kadar olan devirlerde yaşayan tüm insanlara ışık tutacak olmasıdır.. Bu ışık, yaşanan devirin ihtiyaçlarına göre yorumlanabilmesi (tevil edilmesi) dir. Değişme asla yoktur olamazda. Ancak tevilcilerin de Kur'ana sözde değil özde bağlı olması şarttır.
Şimdi sözde Tevilcilerin Kur'an ın özüne yaptıkları ihanetleri,tahribatları özünde ise AYRAÇLARI inceleyelim.

Bu ayraççılara,Mezhepçilere(Yorum,Düşünce,Görüş,Fikir,Doktrin) veyahut tevilcilere UÇKUR TANRILARI diyorum.
Neden diyorum:
KUR'ANDAKİ AYRAÇ(PARANTEZ)İMANCILARI
Kur'an da sık sık ayraçlarla anlatılmaya çalışılan bir anlatım bütünlüğümü var yoksa bizlere TANRI ROLÜ oynamaya çalışan parantez içi imancıları bazı işgüzarlar mı var?

Bu ayraççılar birçok konuda acımasızca Kur'anın özünü değiştirmek pahasına diledikleri yerlerde ayraç kullanmış ve bunu da sanki Kur'anı bağlarmış gibi inananlara yutturma çabalarına girmişlerdir.
Bu daha evvelki yazdığım OBUR PEYGAMBER VE TÜRBAN  yazısında da anllatığım gibi Kur'anı Hristiyanlaştırma çabalarından başka birşey değildir.
Tıpkı Protestanlığın oluşumundaki Martin Luther'in İncili araştırıp Katolik rahiplerin neden 95 maddeyi değiştirdiğini ve kasıtlarını keşfettiği durum gibi bir olguyu gündeme getirmektedir.Dileyen o yazıya bakabilir.
Biz yine dönelim Kur'andaki oynanan oyunlara.

Burada bir noktaya da temas etmeliyim.

Şu ABD'li çiftlik sahiplerinin kendi ağıllarındaki mallarına damga vurmasını hatırlayanlar,bazı filmlerde de olsa izleyenler illaki vardır.

İşte bu çiftlik sahibi hem kaç adet hayvanının olduğunu hem de kaybolması durumunda başka bir yerde bulunduğunda kendisine ait olup olmadığını belirlemek için kısaca kendi malı olduğunu isbatlamak için sahibi olduğu hayvanlara(mallara)damga vururlar.Bu kurban bayramlarında hayvan pazarlarında da sıkça rastlanmaktadır.

İşte bu damgalama çabasını tıpkı ABD'nin gizli bayrağı olan TÜRBAN'ı içimize nekadar sokabildiklerinin damgası olarak kadınlarımızın başlarına geçirten çiftlik ağalarından bahsediyorum.

Ayette Baş kelimesi de parantezden nasibini almıştır.Çünki Baş kelimesinin o ayete parantez içinde girmesinin başkaca bir izahı mümkün değildir.

Hem Allah(cc)nün kitabı,sözü olduğuna inancaksınız,hem de Allah(cc)nün yanlış,eksik vs..gibi hatalar yaptığını ima edercesine Kur'an da olmayan,orjinalinde bulunmayan BAŞ kelimesini getirip ayetin içinde montajlayacaksınız.

Bakınız şimdi sizlere aynı Allah(cc)nün olduğu iddia edilen farklı parantez taşıyan bir ayeti örnekliyorum.

Ahzâb Sûresi, 59

Ali Bulaç 59- Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.  
Diyanet Vakfı 59. Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.  
Edip Yüksel 59. Ey peygamber, hanımlarına, kızlarına ve inananların kadınlarına örtülerini üzerlerine salmalarını söyle. Bu, onların (erdemli kadınlar olarak) tanınıp hakarete uğramamaları için daha elverişlidir. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.  
Elmalılı Hamdi Yazır 59-Ey peygamber, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış elbiselerinden (cilbablarından) üzerlerini sıkıca örtsünler! Bu, onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah, çok bağışlayıcıdır, merhamet edicidir.  
Süleyman Ateş 59. Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına söyle: (Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) örtülerini üstlerine salsınlar; onların tanınıp incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.  
Yaşar Nuri Öztürk 59 Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınmaları ve incitilmemeleri için çok daha uygun bir yoldur. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.  

Eh peki şimdi sormazmıyım ki Allah(cc)bu parantez içinde anlatılanları ifade etmeyi bilmiyormuydu acaba?

Hatta öyle ki bazılarında paranteze dahi gerek duymayacak kadar pervasız olunabilmiştir.

ALLAH İLE ALDATANLARA DARBE  zamanı geçmemişmidir?

Tabii ki burada geçen DARBE sözünden ne anlamak gerektiğini yine yazıya bakarak çıkartınız...

Peki bu falliyetlerin temeli nedir?

Neden bu uygulamalar yapılmaktadır,kimdir bu uygulamanın sahipleri?

İşte İrtica denen şey bu değilmidir?

KUR'AN,İRTİCA İÇİN NE DİYOR? başlıklı bir yazı paylaşmış idim.Bu yazıda Kur'anın irticaya bakış açısı yine kur'andaki anlatımı ile sunulmuş idi.Bakmanızı öneririm.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=286.msg402#msg402

İşte tüm bu yenileme(tevil edilmesi) çabaları ne yazık ki inançların özüne uygun olmamakta tam aksine menfaat,çıkar duygularının egemenliği altında yapılmaktadır.

Oysa ki Kur'an geçmişten geleceğe yani zaman üstü olma özelliğini de bu tevilciler sayesinde kaybetmek üzeredir.

Tıpkı Hristiyanlaştırılmış Kur'an,Hristiyanlık ihtiva eden Ilımlaştırılmış bir islam yaratma çabaları ve  ABD'nin çifliğindeki sürüleştirilmiş ,gerileştirilmiş,damgalanmış toplum yaratma çabalarının bir ürünüdür tüm bu faaliyet ve çalışmalar.

Şimdi size Kadın ve Kur'an tartışması yapılmış biryerden   birkaç adet alıntı yazı sunacağım...İlgiyle okuyacağınızı umuyorum.Daha sonra sonuç kısmına geleceğiz.
***************
Yabancı kadın hür değil de cariye ise bazı alimler "Onun avreti göbekle diz arasıdır" demiştir.

Bazıları da "Cariyenin avreti yaptığı iş sırasında açılmasına ihtiyaç olmayan kısımlardır" demiştir. Buna göre, câriyenin başı, kolları, bacakları, boynu, göğsü avret sayılmaz. Sırtı, karnı, kollarının yukarısı avret mi değil mi münâkaşa edilmiştir.

Ne erkeğin kadına, ne de kadının erkeğe  dokunması hiçbir surette caiz değildir. Hacâmat, sürme veya bir başka sebep dokunmayı caiz kılmaz.
----------
Ahmet Dursun'un notu:HACAMAT (HİCAMAT)İki omuz arasından, sırttan, başın arka tarafından yahut vücudun herhangi bir yerinden tedavi maksadıyla bardak, şişe veya boynuzla kan aldırma. Peygamberimiz (s.a.s)'in sağlıkla ilgili tavsiyelerinden ve bizzat tatbik ettiği sünnetlerinden olduğu söylenmektedir.
------------
Zira dokunmak, şeriat nazarında bakmaktan daha beterdir. Zira, dokunmak  suretiyle inzâl vaki olursa orucu bozduğu halde bakmak suretiyle vâki olan inzâl orucu bozmaz. Ebu Hanife,"Erkeğe, cariyenin bakılması helâl olan yerlerine dokunması da câizdir" demiştir.

Yine Ebu Hanife,"Kadın, erkeğin nesb, raza (emme) veya sıhriyyet sebebiyle mahremi olduğu takdirde, ona karşı kadının avreti göbekle diz arasıdır, tıpkı erkeğin erkeğe avreti gibi" demiştir.

Diğerleri ise: "İş sırasında açılmayan yerleridir" demiştir.MÜSTEMTİA denen (zevce, cariye gibi istifraşı helâl olan kadının) avretine gelince, erkeğin, bütün uzuvlarına bakması caizdir. Hatta fercine bile bakabilir, ancak ferce bakmak mekruhtur. Kişinin kendi fercine bakması da mekruhtur. Zira, ferce bakmanın bir nevi körlüğe sebep olacağı rivayetlerde gelmiştir. Kadının fercine bakmanın caiz olmadığı da söylenmiştir. Kadının kendine ayırdığı cariye veya müdebbere (ölümünden sonra hür olacak câriye) veya ümmü veled (efendisine çocuk doğurarak yarı hür hâle gelen, satılamayan cariye) veya merhune (rehinelenmiş câriye) olması farketmez.

Cariye Mecusi veya mürted veya puta tapan, veya kendisiyle bir başkası arasında müşterek veya evli veya mukatebe anlaşması yapmış ise, bu  durumda câriye yabancı kadın gibidir. Amr İbnu

Şuayb babası,  dedesi tarikiyle Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den şu hadisi rivayet eder: "Sizden biri cariyesini kölesiyle veya işçisiyle evlendirirse, artık göbekten aşağı ve dizden yukarısına bakmasın."
İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 4/139-140.
----------
Tabii ki bu yazıya bir de yorum gerekecek.Merak etmeyin o yorumu da alıntı sureti ile paylaşayım.Kim yazdığı bende saklı kalsın..
--------------
Minareyi çalan kılıfını hazırlarmış.
Burada Müridlik sisteminin ve ona dahil olanların  hatunlarin bazi yerlerine bakma hatta kadınları 2. sınıf yapma yetkilerini nereden ve nasıl aldıkları sanırım ki anlaşılmış olmalı. Sonuçta bunu  Ebu Hanife onaylamış değilmidir?Kur'ana iman etmiyorum ancak  EBU HANIFE ve Kutubu Sitte Dinine imanda hiç şüphem yok derseniz zaten sisin için bir sorunda yoktur.
Şimdi kadınların başının açıklığı yani örtü konusuna da değineleim.
Normalde başörütüsü ile ilgili olduğu belirtilen ayetlerde
Nur Suresi 30,31, 33. Ahzab Suresinin 59'uncu ayetlerinde, sadece bir tanesinin başötüsü ile ilgili olduğu iddia ediliyor.
Daha önce Arap kadınlarının göğüsleri ve pek çok bölgeleri açıktı.

Hatta Kabe'yi bile çıplak tavaf ederlerdi. Çıplak tavaf etmenin bir fazilet olduğunu düşünürlerdi. Örtünme ayetleri, gerek kadının, gerekse erkeğin her ikisine birden geçerlidir.

Temel, kaba avret yerlerinin açık olmasından dolayı toplum içinde hoş karşılanmayan kaba avret yerlerinin (ön ve arkalarını) ve kadınların göğüslerinin örtülmesine yönelik emirlerdir.

Bu konuda AÇIK bir hüküm olsaydı müminler ikiye bölünmezdi. İhtilafın olması o konuda en az bir tarafın yanlı yorumla meseleyi çarpıttığını gösterir.
-------------
İlgili ayette (göğüs) bölgesinin örtülmesinin şart koşulduğu görülmektedir. Ayette ne baş, ne omuz, ne "kadar" ne de "uzatın" vb. kelimeleri var. Bu, mealcinin önkabulleri ve hayalgücünün bir uzantısıdeğilmidir?

O halde başın örtülmesi hükmü nasıl çıkarılıyor bu ayetten?

 Allah "başınızı örtün" diyememiş mi haşa?  Ama dememiş. O halde nasıl olmuş da başörtüsü farz olmuş? Böyle bir genel kabul var. Gelenekçi anlayış ayeti bastırmış. Ve böylece ayete parantezler eklenerek olmayan birşey farz oldurulmuş.

İşin en acı olan tarafı da olmayan bir farz(!) için insanların mağdur oluşu. Bu mağduriyeti körükleyen ve mağdurları sözde destekleyen kesim de "tuzu kuru" müslüman erkek kesim.
Bu tatlısu mücahidleri, bu fiyakalı cengaverler kendilerinin kıyafetine bakmaz mı hiç? Müslüman erkeğin sakalını kesmesi Hanefi mezhebine göre harama yakın mekruhken bu delikanlılar nasıl oluyor da sinekkaydı traşlı bir şekilde başörtüsüne özgürlük eylemlerinde en önde olabiliyorlar?
 Hele bu tipler nasıl oluyor da başörtüsünü Allah'ın en öncelikli farzıymış gibi dayatıyorlar kadınlara?

Neden birileri kadınların örtüsü üzerinden tağuti(!) rejimle hesaplaşma gayretinde? Aktörler kim? Ezilenler kim?
----------

Alıntımız burada bitmiyor devam ediyoruz...

Tabii ki bu alıntılar sonuçta bu toplumda yaşayan insanlarımızın görüş ve fikirleri(Mezhepleri)dir.
http://www.mihr.com/
MİHR Vakfına ait yayınları okuduğunuz zaman göze ilk çarpan ayetlerdeki parantezler.

Bitmeyen , tükenmeyen parantezler.
 
Çünkü çıkar parantezleri tüm terminolojileri çöker.

Aslında iddiası olmayan sıradan bir meale veya tercümeye baktığın zaman bu kadar çok parantez görmezsin, göremezsin.  
Ama burada parantez aşırı .... Neden .... ?
 
Aslında olay şu anladığım kadarıyla : MİHR'ciler Kur'an'a iman ediyorlar. Ama KUR'AN'I anlamak için değil;söylediklerine,tezlerine kendi iddialarına delil olsun diye bakıyorlar.
 
Yoksa bir yerde geçen bir kelimeyi hidayet diye çevirip aynı kelimeyi kuran hakkında görünce yanına parantez içinde hidayet rehberi yazmazlardı.
 
Zannediyorum çoğu klasik bir dini bilgiden geçmeden cemaate katılmış insanlar. Yaptıkları işleri en radikal mutasavvıflarda bile göremezsin.
 
Geçen gün bir kadiri dervişi ile konuşuyordum. Dedim ki : " Bak. İskenderciler Abdulkadir Geylaninin kitabını Allah'dan vahiy almaya delil getiriyorlar " . Ne dedi biliyor musunuz :
 
- " Hadi oradan. Gavsın kitabı benim de dikkatimi çekmişti. Açtım baktım. O sözlerin tamamı öyle veya böyle hadis kitablarında geçiyor."
 
Ne Adıyamancılar ne İsmail Ağacılar ne Haydar Başcılar ne de diğer cemaatlerin müridleri seyr-i sülukun sonunda Allah'ın görülebileceğini kabul etmiyorlar. Daha yeni konuştum adıyaman cemaatinin vekili ile.
 
İşin ilginç tarafı bu arkadaşların akletmedikleri bir yer daha var :

İskender Bey tecvid bilmiyor dediğiniz zaman tecvid ile Arapçanın ne alakası var ?
 
Halbuki biraz araştırsalar Araplarda tecvid diye bir şey yok.

ÇÜNKÜ TECVİD ARAPÇANIN KENDİSİ....
Yani Arapçayı eğer Allah'tan aldık diyorlarsa o zaman tecvidi de otomatikman öğrenmeleri gerekirdi. Ama maalesef bunu dahi akledemiyorlar.
 
Dostum uzun lafın kısası : söylediklerine katılıyorum..
-----------------
İskendercilere göre;
Ayetlere yapılan paranteziçi yorumlar da vahiy/ilham. İki vahiy birbirini tamamlıyor.

Ortaya çykan bu anonim kitap da İskendercilerin kitabı.
Kur’an ve parantezler…

Parantezsiz bir Kur’an İskendercilere göre anlaşılmaz ve eksiktir.

Bu haliyle o kitaba iman edilemez. İman edilse de idrak edilemez.
Kur’an parantezler olmadan anlaşılamaz ve yaşanamaz bu arkadaşlara göre.


Eskiden iskender mi vardı?

İskendersiz geçen günlerde insanlar hep anlayamadan mı iman ettiler bu kitaba?

İŞ bu kadarla da kalmıyor. Durum çok daha vahim.
Örneğin; Kur’anda Allah “beni gözle yada gönülle görebileceksiniz diyor mu?” HAYIR.

İskenderin paranteziçi yorumlarynda Allah “kendisinin görülebileceğini söylüyor mu?”


 EVET.
Sonuçta kimin sözü muteber sayılıyor? İskenderin. Demek ki İskendercilerin kitaby Allah+iskenderin değil; İskender+Allah’ın sözlerinden oluşuyor.

İskendercilere göre efendilerinin yapmış olduğu  paranteziçi açıklamalar %100…00 doğrudur. Parantezlere iman etmek onların üzerine farzdır. İşte durum bu kadar vahim.
Bu yazılar ALINTI dır.Alıntı adresi ve yazarı bende saklıdır.Alıntılara burada son veriyorum.
*****************
Görüldüğü üzere tartışmalar çokmiktarda ancak dikkat çekecek konulardadır.
Belkide bu uçkur tanrıları için şöylede diyebilirmiyiz?
Birileri bizleri kandırıyor,amaç ise dinlerin ayakta kalmasımı yoksa dinlerin başka deyişle uçkur tanrılarının üretime sokmaya çalıştığı dinlerinin, onların ayakta kalması için,geçinebilmeleri için tek kapı ve en kolay kapı olmasından kaynaklanıyor olamasın?
Öyle ya,neden olmasın ki?
Bir başka yazımda ise HAC suresi 27.ayet ile alakalı olarak şöyle yazmış idim.
Ülkemizde ÜLKEMİZDE MÜSLÜMAN ORANI % 1,9 DUR.

İlgileneneler detayları için bakabilirler.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=328.msg444#msg444

Yani;Düzemece uydurmaca yeni parantezlere yeni bilimsel kelimeler(!) sokularak sanki gerçekten orada o kelime geçiyormuş gibi aktarılmak sureti ile birisi inananları fena halde aptal,eneyi yerine koyuyor ve inanç sahibi insanlar da bu edepsiz uçkur tanrılarının dinlerini yüce Allah(cc)nün diniymişçesine yaşamaya gayret ediyorlar.
Peki neden?
Küçücük ama ulvi çıkarları için.
Peki din adamları,alimler neden uyarmıyor?Uyaranda var ancak onların büyük çoğunluğu da işlerine böyle geldiği için sessiz kalıyor.Ayıptır ya ayıp;bari bildiğimiz arapça kelimeleri doğru çevirseler.Hadi kuldan utanmıyorlar da Allahtandamı korkmuyorlar?
Boşunamı demiş  Hacıbektaş Veli okunacak in iyi kur'an insandır diye.

Konuyu bitirmeden,birtakım açıklamalara daha gereksinim vardır.

Kur'an'da başörtüsü konusunu anlamak için bazı açıklamalara da ihtiyaç vardır.
Bunlardan öncelikli olanı ise bahsedilen hangi ayet olursa olsun çıkartılmak istenen anlamın Vücup(kesin emir)ifade ettiğinin anlaşılmış olmasıdır.Tıpkı Nur suresi 31.ayette ki hımar(hamr)sözcüğünün neyi kastettiğinin anlaşılması gibi.Burada hımar derken her nekadar örtü anlaşılsa da bazı kaynaklar bunun başörtüsü olabileceğini de ifade etmektedirler.
Örnek olarak bakılması gereken bazı eserler vardır.
Özellikle Ebû'l-Âla Mevdûdî,Kur'ân'a göre Dört Terim,İst.1981,(4.bsm.);ayrıca,Burada İbn-i Faris'in Makayisu'l Lugat; İbn-i Side'nin el-Muhassıs ve İbn-i Manzur'un Lisanu'I-Ardh isimli eserlerinden oluşan yazılara bakabilirsiniz.
Tabii ki anlatım ağır gelecek derseniz o vakit biraz açalım.
Büyük müfessirlerden kabul edilen Fahreddin-i Razî Vücup konusunda yaklaşık olarak şöyle izahta bulunmaktadır.Emir kipi(Vücup)kullanılsa dahi kesin hüküm çıkartabilmek için 13 şart içermesi gerekiyor demektedir.Bu arada şunu da belirtelim,Molla-yı Cünûn (Cinnet, delilik mollası)Fahrettin-i Razi’ye bin kusur bulduğu rivayet edilir ve gerçi onun,İbn-i Melek’i yerin dibine geçirdiği de rivayet edilirya neyse bilgi olarak verelim istedim.Bakarsınız bu tarz bir eleştiri gelebilir ihtimali ile.

Hülasası olarak görülüyor ki,İbn-i Manzur-Lisanû'l Arab,Lisanu´l arab-ibni manzur veya el-müfredat-ragıp el-isfehani gibi;Kuran´da geçen Arapça bir kelimenin o dilde hangi anlamlarda kullanıldığını açıklayan kaynaklara bakmadan açıklamak eksik anlamlar çıkartmaya neden olacaktır.
Özetleyecek olursak bahsedilen kelimenin iştikak yolculuğunu iyi bilmek durumundayız.
İştikak:Etimoloji,bir kelimenin geçirdiği tarihi macerası,yarılmış bir şeyin bir bölümünü alma,aynı kökten çıkma,türeme,aynı kökten gelen sözcükleri bir arada kullanma sanatı diyebiliriz.Örfi manasını(iştikak-i manasını) iyi araştırmadan yapılan yorumlar ya eksik ya da yanlı yorumlar olacaktır.
Başka deyişle bu konu aslen İcap ve Kabul meselesi olmaktadır.Geleneksel icap ile,şer-i icap arasındaki farkı da iyi anlamak gerekir.
Konu hakkında detaylı bir anlatımı şu adreste bulacaksınız.
http://kitap.ihya.org/genel/samil.php?an=833&g=16WQ&s=17&t2=oku&t3=icap.ve.kabul&t4=

Benim için son söylenecek olan herzaman dediğim gibi Allah(cc),bir yerde söylediğini başka bir yerde yalanlamaz.
Öyle ise bir çoğunun yaptığı ve neredeyse ayetlere,bazende hadislere dayanak teşkil ettirilmeye çalışılan,rivayetlerle uydurulan söylem hiç yakışık alır mı?
Yani,Kur'an hiç,hür kadın başını örtsün,cariyeler başını açsın der mi?Diyebilir mi?Mümkün ve muhtemel değildir.
Yani Allah(cc)nün katında en makbul olanınız kim diye sorsalar verecek yanıtı benim vermeme gerek dahi yoktur.O yanıt yine Kur'an'da verilmiştir.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla:

Şüphesiz, Allah'ın Resûlü'nün yanında seslerini alçak tutanlar; işte onlar, Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir. Onlar için bir mağfiret ve büyük bir ecir vardır. (HUCURAT SURESİ / 3)

Demek ki takva sahibi olmak ahkam kesmek demek değilmiş.Takva görüldüğü üzere allah(cc)ile insan arasında imiş.Yani takva insan ile insan arasında olmuyor,olamıyormuş.
Önüne gelenin yorumlaması,tevilcilerin hortlaması Kur'an'ın bu günki hallere gelmesinin en büyük mesullerindendir.
Adam farklı anlıyor farklı yorumluyor.
Ör:
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.   (NİSA SURESİ / 43)
İşte (şu) namaz kılanların vay haline, (MA'UN SURESİ / 4)

Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, (MA'UN SURESİ / 5)

Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız,bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.   (MAİDE SURESİ / 6 )
 Şimdi nisa/43'e göre işine gelen "Namaza yaklaşmayın diyor,gerisi benim için önemsiz"diyebilir mi?
Zira başka bir yerde (MA'UN SURESİ / 4) vay haline derken hemen altında devamını (MA'UN SURESİ / 5)görmezden gelinebilir mi?
Ya da maide/6,bakara/196 ve daha en az 38 ayette baş diyebilen bir allah,neden nur/31'de baş demeyi ihmal etsin ki?
Başka bir örnek:
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık,Allah'tan, 'tekrarı önleyen kesin bir ceza' olmak üzere ellerini kesin.
Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (MAİDE SURESİ / 38)
Buradaki ellerini kesin ifadesinden ne anlamalıyız?
Burada manaya delalet varmıdır,yokmudur?
Bazı yorumculara göre vardır.Lakin el manası ile anlatılmak istenen şey,işten el çektirilmek için imakn verin,iş verin anlamıdır.
Bazılarına göre ise el anlamı,tıpkı çizme anlamındaki gibi karıştırılmaktadır.
Çizme kan dolana kadarmı anlaşılmalıdır yoksa çizme denen çizik ifadesimidir?
Görülüyor ki önüne gelenin ahkam keseceği konular değildir.
Bir derinlik,bir bilgi işidir tevil etmek.
Hele hele de parantez açarak tevil alenen şirktir.
Eğer ki şu anlamı da var diyecek iseniz oraya bir kesme işareti koyarak anlatmalısınız.Aksi halde aslında allah(cc)bunu anlatmıştır ancak eksik bırakmıştır.Bu nedenle de ben parantez açarak bunu düzeltiyorum anlamı çıkar.Şimdilerde artık paranteze dahi gerek duyulmamakta ve açıkça allah(cc)ye şirk içinde teviller yayınlanmaktadır.

Buraya kadar yazdıklarımı özetleyecek olursak;

Başörtüsü emrinin, vücûb mu nedb mi ifade ettiği tartışılmış kesin bir vücup içermediği söylenmiştir.

Kur’ân’da yer alan nasların tahsis edilerek keyfiyetini, çoğu ahad olan hadisler açıklamaktadır. Yani onun izahı olmadan o ayetlerin anlaşılması mümkün olamaz. Vücub, nedb, irşad şeklindeki emir çeşitleri, nehy nevileri, hak ve hadleri, mahlukatın yekdiğerlerine karşı lazım gelen hükümleri ve emsali âyetlerin ahkamı bu cümledendir. Allah’ın Resûlünden bir nass olmadıkça yahut ümmetini onun tefsirine irşad edecek bir delâlet vârid olmadıkça, bu hususlarda hiç kimsenin söz söylemesi caiz olamaz."

Yani başınızı örterseniz bir tercih meselesi olduğunu iddia edebilirsiniz,ancak kesin bir emir olduğu için örtüyorum demek caiz olmaz diyebiliriz.Örtmeyenlere de müslüman olamazsınız diyemezsiniz.

Zaten müslümanım diyen birine hayır değilsin diyemezsiniz.Bunu Kur'an engellemiştir.Şöyle ki:Birkere ben müslümanım diyene asla şüphe ile bakamazsınız.Bunu ben demiyorum.Yüce allah diyor.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
Ey iman edenler, Allah yolunda adım attığınız (savaşa çıktığınız) zaman gerekli araştırmayı yapın ve size (İslam geleneğine göre) selam verene, dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak: " Sen mü'min değilsin" demeyin. Asıl çok ganimet, Allah katındadır, bundan önce siz de böyle idiniz; Allah size lütufta bulundu. Öyleyse iyice açıklık kazandırın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (NİSA SURESİ / 94)
Şimdi buradan kinaye niyeti ile de olsa bana ya da başkalarına şüphe duyduğunuzu dahi söylemenin hata olduğunu sanırım ki anladınız.
Devam edelim.
Herkesin aklı var mı?
Öyle ise herkes değişik şekilde yorum çıkartabilir mi?Peki o halde şu ayetlere bakalım.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
Nikah (imkanı) bulamayanlar, Allah onları kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Sağ ellerinizin malik olduğu (köle ve cariyelerden) mükatebe isteyenlere -eğer onlarda bir hayır görüyorsanız- mükatebe yapın. Ve Allah'ın size verdiği malından onlara verin. Dünya hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından sonra Allah (onları) bağışlayandır, esirgeyendir. (NUR SURESİ / 33)
Yani salat yorum yapacağım diye fuhuşa zorlama anlamını çıkartıyorum diyerekten,öyle ise isteyerek fuhuş yapabilir diyebilirmisiniz?
Tabii ki hayır.

Allah'ın o (fethedilen) şehir halkından Resûlü'ne verdiği fey, Allah'a, Resûl'e, (ve Resûl'e) yakın akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet olmasın. Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır. (HAŞR SURESİ / 7)

Bu iktidar dahil olarak tüm gelmiş geçmiş iktidarların yaptığı bu ayete karşı yapılmış değilmidir?

Yani devlet imkanları,zengin olanlar arasında dönüp dolaşmıyor mu?

Demek ki devletin din ile yönetilmesi/dindarlarca yönetilmsei hiçbirşeyi değiştirmiyor.O halde Laik sistem zaten islamın da emri değilmidir.
Şimdi başak iki ayete bakalım.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

Resulleri onlara dediler ki: "Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değil. Mü'minler, ancak Allah'a tevekkül etmelidirler." (İBRAHİM SURESİ / 11)

Burada dilediğine Lütufta bulunur demekle zenginliği siz allahtan daha mı iyi bileceksiniz?İstediğini zengin yapar anlamı çıkartabilirmisiniz?

Ancak bazı onursuzlar bu anlamı çıkartabilmektedirler.Neden?

Çünkü bilmezler ki allah(cc)bir yerde söylediğini başka bir yerde yalanlamaz.Yani..

Allah,kullarına karşı lütuf sahibidir;dilediğini rızıklandırır.O,kuvvetlidir,azizdir.(ŞURA SURESİ /19)

Bu ayette de üstteki söylediğini yalanlamamış aksine doğrulamış,pekiştirmiştir.

Yani Rızık demekle konuya açıklık getirmektedir.

Özetle yiyecek içecek başka değişle nasibinin nezaman kesleceğini o bilir anlamı çıkmakta iken,bakınız nerelere ve ne yorumlara sebep olmaktadır.

Son olarak ta şu ayetlere bakalım.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz,doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır.Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa,o,sapasağlam bir kulpa yapışmıştır;bunun kopması yoktur.Allah, işitendir,bilendir.(BAKARA SURESİ / 256)

Yani doğruluk içinde olarak ve dosdoğruca allah(cc)nün ne anlattığını herekse ilan edeceksiniz.

Zaten bu ilan etme görevi de Peygamberimize verilmiştir.

Ölümünden sonra mezhepler(fikir,görüş,doktrin)ayrışmaya başlamıştır.

Andolsun ki Allah, mü'minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. (AL-İ İMRAN SURESİ / 164).

Demek ki ayetlerle belirtilmiş olan açıklama yetkisi Peygamberimize verilmiştir.

Peki ölümünden sonra;üstelikte parantez imancılığına soyunanlara neden sormuyorsunuz?

Bu parantez orjinal kur'an da yokken nereden uydurdunuz da utanmadan parantez ile inananları yanıltıyorsunuz demiyorsunuz?

Allah(cc)nün hatalarını düzelten bir kurum mu var?

Bu kurum fetva makamı mı olacak?

Kim ne yapmak istiyor diye öncelikle sorunuz.

Sonra da orjinal hali ile okuyunuz.belki ne demek istediğim o vakit anlaşılacaktır.

İşte konunun özüne geldik.

Kadınlarımızın Başlarını tıpkı damgalanmış çiftlik hayvanları gibi görmek isteyenler ne yazık ki tevil edeceği zannı ile yapılagelmiş yanlışların temelini oluşturanlardır diyebiliriz.

Çünkü,Allah(cc)bir yerde söylediğini başka bir yerde yalanlamaz.Eğer ki yalanlıyor ise bu Allah(cc)kelamı olamaz.

 Nitekim abdest alinmasiyla ilgili ayette basin sivazlanmasi soylenirken, baş kelimesi Arapca karsiligi ‘res’ ile vurgulanir.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.

(MAİDE SURESİ / 6)(Hemen üstte de vermiş idim)

Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurbanı(kesmek gerekir). Bulamayana da, hacc'da üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır. ( BAKARA SURESİ / 196)
Görüldüğü gibi burada baş kelimesi parantezlerle sokuşturma yapılmamıştır.
Aksi halde akla gelen şu olacak idi.
Allah(cc) baş demeyi bu iki surede bilmiş lakin her ne hikmet ise Nur 31 ya da 30 fark etmez burada şaşırmış öyle mi demek istiyorsunuz sorusu gündeme gelecektir.
Zira 5000 yıl evveline dayanan Kadın-Erkek çatışması ne yazık ki bunun temelini oluşturmaktadır.

Bu yazıda konu aydınlatılmıştır.

İşte Erkek egemen topluma geçiş ne yazık ki kadınlarımızın bir malgibi görülmesine yol açmış üzülerek belirtmeliyim ki bu kölelik düzenine de en çok kadınlarımız destek olmuşlardır.

Hangi baba,hangi anne kendi kızını hiçbir vasfı olmayan ancak sadece mal zenginliği var diyerekten yaşlı bir adama üstelikte 4.kadını olarak elleri ile sunabilir ki?

Hangi anne-baba salt Parantezlerde öyle diyor diyerekten kızlarının başlarına Allah(cc)nün emriimişçesine sıkılmış başörtüleri ile gezmelerini onaylayabilir ki?

Hangileri olduğunu ben söyleyim.

Kur'andaki islamdan habersiz,efendilerinin çiftliğinde köleleşmeye razı,dolayısı ile de kendine küçük çiftlik kurma hevesindeki cahil ya da kendine uleme diyen,bazende kendi kendine AYDIN diyen zavallı bir güruh.Başka kim olabilir ki?

Oysa Kur'an ve islam,köleliği yasaklamasına rağmen,kadınlarımızı kölelerimiz gibi görmeye devam eden uçkurlarının keyfi pahasına onları köeleştirmenin yollarını arayan güuh sanırım ki bunda başarılı da olmaktadır.

Hamile olan karısının kızmı erkek mi doğuracağını düşünen,hatta içinden erkek olsun diye dua edenlerimiz kaç kişiyiz acaba?

Tabii ki herkesin aklından bu geçer.Geçmez diyen ya yalan söyler ya da kendini kandırır.

Benim bu soruyu sormamdaki amaç aklından geçenden çok aklından nasıl geçtiğidir.

Eğer ki erkek evladım olsun diye aklınızdan geçiriyorsanız siz PUTPERESLİĞİN SÜNNETİ ' ni yapıyorsunuz demişti bir panelde konuşmacı.Bakınız o yazıya derim.

Şimdi UÇKUR TANRISI'nın kim olduğu anlaşıldımı acaba?

İşte bu tanrıya hizmetin karşılığıa da birçok şekilde olmakla beraber en önemlisi kendini TÜRBAN ile göstermektedir.Çünkü dünyanın başka hiçbir ülkesinde bu tür uzaylı modeli ile aş bağlama asla yoktur.Değişik tiplemeleri vardır onlarda bu tanrının hizmetindedirler.

İşte bu tür parantez(ayreç)içinde Kur'an a yapılan müdahale ve değiştirme çabalarına da yeni Anayasa çalışmaları denmektedir.

Bu Anayasa çalışmalarına yazık ki Kur'an anayasası değil,Uçkur tanrısının uyduruk anayasa çalışması olup adına da ŞERİAT denmiştir.

İşte UÇKUR TANRISININ ÖRTÜSÜ TÜRBAN,buradan kaynaklıdır.

Adına din kuralları denen ancak uymayınca dinden çıkacağınızı söyledikleri kurallara da ŞERİAT denir.

Tüm bunların sorumlusu ise ne yazık ki uçkur düşkünü içimizdeki bazı erkekler ya da erkek müsvetteleridir.

Siz siz olun bu tanırının dinine değil,Allah(cc)ipine sarılın.

Şüphesiz ki kurtuluş yanlız ondadır.

Zira allahın ayetlerinde akıl ile ilgili Ahmet Dursun olarak kaçtane tesbit ettin derseniz onun içinde bakınız derim.

AKIL KELİMESİNİN GEÇTİĞİ AYETLER

Kur'an Okumayı efendilerinize bırakmayınız.Her okuyuşta yeni bir dünya öğreneceksiniz....

KUR'AN'DA BAŞ KELİMESİNİN GEÇTİĞİ AYETLER:

http://ahmetdursun374.blogcu.com/1108517/

Saygı ile..
Ahmet Dursun 26/9/2007
-------------------
 11 Kasım 2007
Kur'an-ı yanlış tercüme etti, asın!
Afganistan'da, Kur'an-ı Kerim'i yanlış tercüme etmekle suçlanan mütercimin idam edilmesi talebiyle gösteri yapıldı.

Celalabad kentinde toplanan bin kadar öfkeli gösterici, meali kaleme alan mütercimin İslamiyete hakaret ettiğini öne sürerek, "Muhammet Havs Zalmay'a ölüm" ve "Zalmay asılsın" diye slogan attı.

Eski gazeteci ve başsavcılık sözcüsü Zalmay, 6 bin adet basılan mealde bazı din adamlarınca "Kur'an-ı azimüşşanı yanlış tercüme etmek" ile suçlanınca geçen hafta tutuklanmıştı. Savcılık, Zalmay'ın mealine cevaz veren mollayı da arıyor.

Din adamları ve milletvekillerinden kurulu bir heyet, Zalmay'ın mealini inceliyor. Zalmay, özellikle eşcinsellik ve zina konularında ayetleri çarpıtmakla suçlanıyor.
************
Adam bize gelseydi ödül bile alırdı...
A.Dursun

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
BAŞÖRTÜSÜ GERÇEKTEN ALLAH EMRİMİ?GELİN BİRLİKTE DÜŞÜNELİM
« Yanıtla #1 : Kasım 24, 2008, 01:43:17 ÖS »
Bugünlerde televizyonlarda, dini konularda sorulan en çok soru başörtüsü Allah emri olarak kuranda var mıdır?
Kimi konuşmacılar hayır yoktur diyor genelde daha çoğunluğu ise evet Allah Nur suresi 31. ayetinde kesinlikle başın örtülmesini emrediyor şeklinde açıklama yapıyorlar.
Biz okuma alışkanlığı olmayan toplum olarak da normal olarak, eğer isminin önünde birde kocaman bir unvan varsa, birde çoğunluk söylüyorsa hiç kuşkusuz o zaman demek ki Allah emriymiş diyor ve öyle kabul ediyoruz. Peki, bu yol doğru bir yol mu?
Çoğunluğun sözlerine inanmak bizleri Allah a ulaştırır ve Rabbin katında mahcup etmez mi dersiniz? Ben doğrusu kimlerin doğru söylüyor olacağını inanın çok düşündüm ve tek hâkim ve yargılayıcının gönderdiği, bizlerin anayasası olan kitaba yani kurana danışmanın en doğru yol olduğuna karar verdim. Kuranı ilk kez okuduğumda, kuranı doğru anlamamda faydası olacak, hatta hiç unutmamam gereken bazı ayetler dikkatimi çekti. Bunları sizlerle paylaşmak isterim.

Enam sur. 116: Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Sadece sanıya uyarlar onlar ve sadece saçmalarlar.

Ankebut Sur.51: Karşılarında okunup duran bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır.

Zühruf Suresi 44: Gerçek şu, bu Kuran sana ve toplumuna elbette ki bir hatırlatıcı/bir düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür. Bu kitaptan sorumlu tutulacaksınız.

    Yukarıda ki üç ayet üzerinde kısaca düşünelim isterseniz. Birincisi karşımıza çoğunluk diye çıkanlar her zaman haklı anlamına gelmediği gibi, onlara uyduğunuzda bizleri Allah yolundan saptırma tehlikesi ile kar karşıya gelebileceğimiz uyarısını Allah çok açık yapıyor.

Ankebut suresinde ise, Rabbim indirdiği kitabı yeterli görmeyenlere tepkisini göstererek, sizlere indirdiğim kitap yetmiyor mu diyerek bu kitabın yeterli olduğunu, sitemli bir şekilde açıklıyor. İşin en güzeli ve can alıcı ayeti ise bence şu ayet, ama her ne hikmetse bu ayeti görmezden gelmek için, bahsini bile açılmıyoruz. Yüceler yücesi Rabbim sizleri bu kitaptan hesaba çekeceğim, bu kitaptan sorumlusunuz diyor, ama hala isimlerinin önünde kocaman kocaman unvanlar olan insanlar, kalkıp ne diyorlar bizlere? Bu kitapta her şey yoktur, bu kitap özet bilgidir.
İslamı anlayabilmek ve yaşayabilmek için hadis kitaplarına ve fıkıh kitaplarına ihtiyaç vardır. Kuranı sizler okuduğunuzda anlayamazsınız, onu veli kişiler anlar. Peki, bu sözler yalnız yukarıda yazdığım üç ayete bile uyuyor mu sizce? Bu zihniyete göre Rabbim bizleri kurandan sorumlusunuz demesine rağmen, anlayacağımız kitap değil, herkesin okuduğunda anlayamayacağı kitap göndermiş oluyor. Peki, nasıl sorumlu olacağız anlayamıyorsak diye soranlara da, bozgunculuk yapma dine nifak mı sokmaya çalışıyorsun diye yıllarca susturmuşlardır.

  Gelelim konumuza, yine kuranı birçok kez anladığım dilden okuduğumda ise, Rabbim in bizlere indirdiği kuran hakkında bakın nasıl bir kitap olduğunu hangi ayetlerle anlatıyor, birkaç örnek verelim.( Nisa Suresi 82. ayet; Kuran'ı, iyice okuyup düşünmüyorlar mı?
Eğer o, Allah'tan başka birinin katından gelseydi, elbette ki onun içinde birçok ihtilaf bulacaklardı.) Bu ayete baktığımızda demek ki Rabbim bizleri bu kitabı okuyup daha sonra düşünmemizi akıl etmemizi emrediyor. Ama hangimiz okuduk anlayarak lütfen kendimize bir soralım önce? Diğer birçok ayetinde buna benzer ayetlerin sonunda bakın neler söylüyor Allah? (Eğer aklınızı işletirseniz Allah size ayetlerini açık-seçik göstermiştir. Ali İmran 118)
(İşte Allah, ayetleri size böyle açıklıyor ki düşünüp anlayasınız. Nur sur.61) (Hâlâ aklınızı çalıştırmayacak mısınız? Enbiya sur. 10) (Sadece aklı ve gönlü işleyenler düşünüp ibret alır. Rad sur.19) (Hâlâ düşünmüyor musunuz?" Enam sur.50)
(Hala aklınızı işletmeyecek misiniz? Araf sur. 169) Şimdide kuranın nasıl bir kitap olduğunu bakın ayetlerinde nasıl açıklıyor.
 
Nahl sur.89:….. Sana bu Kitap'ı indirdik ki her şey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir rahmet, Müslümanlara da bir müjde olsun.
 
İsra suresi 89. ayet; Yemin olsun, biz bu Kuran'da, insanlar için her benzetmeden nice örnekler sıraladık. Ama insanların çoğu inkâr ve nankörlükten başka bir şeyde diretmediler.

Kehf Sur54. ayet; Yemin olsun, biz, bu Kuran'da, insanlar için her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduk. İnsan ise varlığın, tartışmaya en çok tutkun olanıdır.

Nisa Suresi 174. ayet; Ey insanlar! Size Rabbinizden apaçık, çok parlak ve güçlü bir kanıt gelmiştir. Biz size, her şeyi açık seçik gösteren bir ışık gönderdik. 175. ayet; Allah'a inanıp O'na sarılanları O, kendisinden bir rahmetin ve lütfun içine sokacak ve onları kendisine ulaşan dosdoğru bir yola kılavuzlayacaktır.

Aliimran sur.105;  Kendilerine açık-seçik kanıtlar geldikten sonra, çekişmeye girip fırkalar halinde parçalananlar gibi olmayın. Böyle olanlar için çok büyük bir azap vardır.

  Sizlere yukarıdaki ayetlere benzer yüzlerce ayet sayabilirim, dikkat edin hepsinde ne diyor Allah? Ayrıntılı açıklayıcı, kılavuz, müjde, her benzetmeden nice örnekler, her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduk, apaçık çok parlak güçlü bir kanıt, her şeyi açık seçik gösteren bir ışık. Bu sözleri Allah kuran için söylüyor ve bakın ne diyor nereye sarılın diyor?
(Allah'a inanıp O'na sarılanları O, kendisinden bir rahmetin ve lütfun içine sokacak ve onları kendisine ulaşan dosdoğru bir yola kılavuzlayacaktır.)
Peki, hani kuranda her şey yoktu, kuran özet bilgiydi, yalnız kuranla olmazdı. Ama Rabbim kurana sarılanları o kitap dosdoğru yola kılavuzlayacaktır diyor. Bizlere ise doğruya kılavuzlayacak kitap olarak özellikle söylenen beşerin yazdığı kitaplar gösterilmiyor muydu?
Rabbim bu kitabı ben koruyorum diyor, acaba bizlerin okumasını istedikleri kitapları kimler koruyor dersiniz?

   Şimdide bu kadar geniş bir açıklamadan, kuranın anlatış biçimini izah ettikten sonra anlatmak istediğim konuya bakalım.
Ne demiştik başörtüsü Allah emrimidir?
Allah emridir diyerek bakın bu ayette Allah başörtüsünü farz kılmıştır dedikleri Nur suresi 31. ayete şimdide birlikte bakalım ve delil gösterdikleri cümleyi yazalım, daha sonrada benim vereceğim örneklerle karşılaştıralım.

Ama kararı siz vereceksiniz ben değil.
Çünkü insanın bizzat kendisinin düşünmesini ve karar vermesini Allah emrediyor. Nur suresi 31. ayette geçen cümleyi ve orada verilen emri yazalım.
(Örtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar.)
Ama başörtüsünü emrini savunan kişiler burada geçen kelimenin başörtüsü olduğunu ısrarla söyledikleri için şimdide onların istedikleri şekilde yazalım.
(Başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar.)
Şuanda her şeyi unutalım ve önce yukarıda yazdığım ayetleri düşünelim önce. Burada emredilen konu nedir? Yani bu cümleyi dilbilgisi kurallarına göre incelediğimizde cümlenin yüklemi nedir? Yani konunun özü ve anlatılmak istenen ne? Başın örtülmesi mi? Yoksa göğsün örtülmesi mi?
Burada hem başın örtülmesi hem de göğsün örtülmesi diyenler var ki buradan başörtüsü Allah emridir diye çıkarmak istiyorlar. Diyelim bir an yine her şeyi unutup burada iki emir veriliyor diye bizde kabul edelim bir an. Kabul ettiğimizde açık olarak göğsün örtülmesi, gizli bir anlamla da aslında başın örtülmesi emrini çıkarabiliriz diyelim. Peki, Allah gizli anlamlarla, dolaylı olarak bir emir verebileceğini söylüyor muydu ayetlerin de?

Yukarıda size sadece altı tane ayet örneği verdim ki bunlara yüzlercesini daha verebilirdim, hiç birisinde bu şekilde bir emir ve yasak vermeyeceğini, tam tersine açık ve anlaşılır bir şekilde verileceğini söylediği gibi ne diyordu?
(Yemin olsun, biz bu Kuran'da, insanlar için her benzetmeden nice örnekler sıraladık.)
 (insanlar için her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduk)

Dostlarım, kardeşlerim bu sözlere bu şekilde dolaylı bir emir verileceği hiç anlaşılmadığı gibi, tam tersini söylüyor Allah.
Diyelim orada dolaylı bir şekilde anlattı, madem her benzetmeden nice örnekler verdim, her örneği değişik ifadelerle anlattım diyor da, acaba daha sonra kuranın hiçbir yerinde nedendir dersiniz, kadın saçını örtmelidir namahremdir asla demiyor? Bu sizin dikkatinizi çekip sorma gereği duymadınız mı? Şimdide bundan başka birkaç örnek daha vermek istiyorum konu daha iyi anlaşılması için. Diyelim ki Allah kuranda şöyle ayetler göndermiş olsaydı bizler bundan ne anlamalıydık?
( Kadınlar gömleklerini giydiklerinde, gömleklerinin boyunu göbeklerinin altına kadar uzatsınlar ki göbekleri görünmesin.)
Şimdi soruyorum size bu ayetten neyin emredildiğini anladınız?
Eğer hem gömlek giymek, hem de göbeğin örtülmesi farzdır diyorsanız o zaman Nur suresi 31. ayette başörtüsü de farzdır demekte haklısınız derim. Yok, bu ayette Allah göbeğin örtülmesini emrediyor diyorsanız o zaman Nur suresi 31. ayeti daha dikkatle okuyun ve karar verin derim. Bu örnekleri çoğalta biliriz. Daha öncede verdiğim örneği tekrarlamak istiyorum. Yine Allah kuranda şöyle bir ayet indirseydi acaba bunu nasıl anlamalıydık dersiniz?
( Ey inananlar, namaza durmaya başladığınızda elinizde veya ayağınızda bir kanama başlarsa çoraplarınızla kanayan yeri sarın ve kan durmuş ise namazınıza devam edin.) dese Allah, buradan hangi farz emri anlamalıyız?
Yine eğer iki emir var, birisi çorabın giyilmesinin farz olduğu, diğeri ise kanama durduktan sonra namaza başlamalıyız emrinden bahsediliyor diyorsanız, evet Nur suresi 31. ayette geçen başörtüsü de farzdır diyebiliriz.
Yok, hayır burada çorabın farzlığından bahsetmiyor, yalnız namaza durmadan önce kanın durdurulması isteniyor diyorsanız, lütfen Nur suresi 31. ayet üzerinde biraz daha düşünün derim.

Tam burada size bir tartışmamız esnasında bana cevaben yazdığı Sayın Sami Hoca oğlunun yazısından bir alıntı yapmak istiyorum.
Aslında bana cevap verirken bile kendi düşüncesinin yanlışlığını kendisi söylüyordu farkında olmadan. Bakın bana nasıl bir örnek vermişti.
( (Nur 31. ayetin başörtüsünü emreden cümlesi aslında neyi emretmektedir? Açık ve net olarak şunu: Cahiliye döneminde bir aksesuar olarak başın üzerinden sırta atılan örtüyü bütün bir boynu ve gerdanı da kapatacak şekilde mazbutça örtmeyi.)
Bu sözlere baktığımızda doğru bir gerçeği önce söylediğini görüyoruz, oda Arapların başın örtülmesi erkekte de kadında da hem aksesuar yani geleneklerinde geçen bir giyim, hem de iklim şartlarının bir gerekliliği. Demek ki zaten Araplarda başın örtülmesi gelenekmiş.

Peki, eğer başın örtülmesi daha önce gelenekse, Allah başın örtülme emrini verirken, başınızı o gelenekten örttüğünüz örtünüzle birazda göğüslerinizi kapatın diye mi verir başörtüsü emrini, yoksa daha önce doğru dürüst takmadığınız o aksesuarı, bundan sonra benim emrim olarak bu şekilde takacaksınız ve kadın asla saçını göstermeyecek mi diye emreder?
Karar sizlerin hesabı kimse kimsenin yerine vermeyecek. Bakın Diyanet e sorduğum bu konu ile ilgili soruma nasıl bir cevap vermişti bir alıntıyla onu da aktarayım. (İslâm dini tesettüre böyle önem vermekle birlikte, örtünmenin şekli konusunda ayrıntıya girmemiş, bunu örf ve âdete bırakmıştır. Böylece her çağda ve her bölgede bu emrin yerine getirilmesine imkân verilmiştir. Sonuç olarak tesettür evrensel, sürekli bir hüküm; örtünmenin şekli ise yereldir.

 İslam'ın bütün emir ve yasaklarına uyulması, her Müslüman dan beklenir. Ancak inkâr edilmeksizin bunlardan bir veya birkaçına riayet edilmemesi kişiyi dinden çıkarmadığı gibi, diğer dinî görevlerini yerine getirmesine engel teşkil etmez. Örtünme emri de bu çerçevede değerlendirilmelidir.) Buda Diyanetin sözleri, ama her ne hikmetse kuranın ayrıntıya girmediğini söyleyip örf ve adeta bıraktığı doğru açıklamalarından sonra, yinede başın örtülme emrinin kurandan çıktığını söyleyebilmektedirler. Bunu da düşünün doğruyu bulabilmeniz için sizlere KURAN YETER bunu söyleyen Yüceler yücesi Rabbim. Bunun tersini düşünen kurana ve Allah a karşı çıktığını bilmeli ve ona göre hareket etmelidir. Rabbim in doğru yoluna ulaşmak isteyen onun kitabına sarıldığında doğruyu bulacağını söylüyor, bunu da unutmayalım. Lütfen size söylenenlere değil Kuranın ayetlerine bakınız. SAYGILARIMLA
Haluk GÜMÜŞTABAK

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
“Allah’ı gördüm, onunla konuştum"
« Yanıtla #2 : Haziran 14, 2009, 04:47:33 ÖS »
Not:Fethullah'ın bir çok müridi de onun Peygamberle konuştuğunu söyler ve inanırlar.
Detaylar için bakınız...

Fethullah Gülen bir anım.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=280.0
A.Dursun

----------------

“Allah’ı gördüm, onunla konuştum"

2008 yılında Chronicle Dergisi'nin 11. sayısında yer alan bir haber.

Mehdi Evrenesoğlu'nun ilginç yaşam öyküsü.
Nevi şahsına münhasır bir kişilik olan İskender Evranosoğlu'nu geniş kitlelerin tanıması 1986 yılına rastlıyor. Devlet Planlama Teşkilatı'nda çalışırken yazdığı Risalet Nurları adlı kitabı yayınlanıp, irticai faaliyette bulunduğu gerekçesiyle tutuklanınca hakkında çok konuşuldu. Serbest kalınca çalışmalarına kaldığı yerden devam eden Evranosoğlu şimdi ABD'de yaşıyor. Ama burada kurduğu Mihr Vakfı aracılığıyla kendi İslam görüşünü yaymaya ve tüm Müslümanları kurtarma çalışmalarına devam ediyor.

İskender Evronosoğlu'nu kamuoyu kendisini mehdi ilan etmesi ve bunun devamında gelişen tartışmalar çerçevesinde tanıyor. Hatırlatma olarak Evranosoğlu'nun mehdi olduğuna dair kanıt olarak gösterdiği fotoğraflardan da bahsetmek gerek. Bu fotoğraflarda İskender Bey'in başının üzerinde bir ışık çemberi bulunuyor. Evranosoğlu söz konusu fotoğraflara herhangi bir müdahale yapılmadığını, başının üzerinde görünen ışığımsı görüntünün, gerçeği yansıttığını ve bunun Allah tarafından bahşedilen bir 'nur' halkası olduğunu iddia ediyor. Yazının ilerleyen bölümlerinde Evranosoğlu'nun bu konudaki açıklamalarını da okuyacaksınız.

Bir de söz konusu kişinin adıyla ilgili bir sıkıntımız var. Adı İskender Evranosoğlu, fakat bazı kaynaklarda İskender Erol Evranosoğlu diye geçiyor. Her ne kadar çevresi ona 'İmam İskender Ali Mihr' diyorsa da bu yazıda kendisinden İskender Evranosoğlu diye bahsedeceğiz. 1933 yılında İznik'te dünyaya gelen Evranosoğlu, soyunun Bozoklu Han'da başladığını ve Gazi Evrenos Bey ile devam ettiğini belirtiyor. İlk, orta ve lise eğitimini Bursa'da tamamlayıp, 1956 yılında ise İstanbul Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu'nda banka ve muhasebe bölümünden mezun olan İskender Bey, ODTÜ'de de ekonomi mastırı yapar.

TİP'den mehdiliğe
Askerlik görevini 1958 yılında Kore'de tamamlayan Evranosoğlu Kamu İktisadi Teşebbüsleri, Vakıflar Bankası, DTP (Devlet Planlama Teşkilatı) gibi bir çok kamu kuruluşunda çeşitli mevkilerde görev yaptı. Kamuoyunın Evranosoğlu ile tanışması DTP'de görev yaptığı döneme rastlıyor. Gençlik yıllarında TİP'de (Türkiye İşçi Partisi) için çalışan Evranosoğlu, ne olduysa hayata ilişkin yolunu değiştirir ve kendisini dine verir. Evranosoğlu'ndaki bu soldan sağa geçiş çok keskin olur. Kendi içinde yaşamaz İslam'ı. Yani hayat yolunu değiştirmek yetmez, bununla kalmaz. İslam dinini kendince yorumlayıp, bunu çevresindekilerle paylaşıp, düşüncelerini fiiliyata dökmeye başlayınca irticai faaliyetlerde bulunduğu gerekçesi ile tutuklanır. Serbest kaldıktan sonra, çalışmalarını daha rahat yürütebilmek için 1989 yılında 'Medeniyet, İrfan, Hayır, Ref Vakfı' nı kurdu. Vakfın adını ise vakfın tam adının baş harflerinden oluşan 'MİHR' koydu. Mihr grubu, vakfın kuruluş nedenini ve faaliyetlerini şöyle özetliyor: "...İslam, modern teknoloji, nükleer fizik, kimya, enerji, ekonomi, finans, iş etüdleri alanında çalışmalar yapmak, yurt içinde ve dışında bu ilimlerin gelişmesi istikametinde konferans ve seminerler düzenlemek..."

Evranosoğlu Mihr'e neden gerek olduğunu şöyle açıklıyor: "Bir elin nesi var, iki elin sesi var. Biz çok elli, çok sesli bir dizaynın sahibiyiz. Mihr Vakfı, Türkiye'nin ve İslam'ın geleceğe açılan bir kapısıdır. Gelecek; dünya üzerinde yeni olayların vücuda geleceği ve dinlerin tek bir din olarak biraraya getirileceği, bütün dinlerin aynı çatının altında birleştirileceği bir vasıf taşımaktadır..."
Bu arada Evranosoğlu'nun etrafında tabir uygunsa müridleri toplanmaya başladı. 1992 yılında baş yazarlığını yaptığı, Mihr adlı bir de dergi çıkarmaya başladı. Yayıncılık faaliyetleri dergi ile sınırlı kalmadı; Denizli'de yayın yapan Mihr TV'de işin içine girdi. Fakat bu televizyon kanalı RTÜK tarafından 1995 yılında kapatıldı.
 
Kitabı bana Tanrı yazdırdı
Asıl patırtı İskender Evranosoğlu'nun tanrının ona yazdırdığını iddia ettiği 'Risalet Nurları' adlı kitabını yayınladığı döneme rastlıyor. Kendisi için Resul diyen Evranosoğlu bu kitabı Tanrı'nın ona vahiy yoluyla yazdırdığını iddia edince hem dikkatleri, hem de yoğun eleştirileri üzerine çekti. DPT'da çalışırken tutuklanmasına ve DGM'de yargılanmasına bu kitap neden oldu. 90'lı yıllarda adı bir de peygambere çıkınca artık Diyanet İşleri Başkanlığı da devreye girdi ve Evranosoğlu'nun ciddiye alınmaması gerektiği ve yayınlanan kitabının hiçbir şekilde bilimsel bir yanı olmadığı konulu bir açıklama yaptı. Bu olay ile birlikte İskender Evranosoğlu bir karar verdi ve Türkiye'den ayrılarak ABD'de yaşamaya başladı. Buradan Evranosoğlu'nun ideallerinden vazgeçtiği anlaşılmasın.
O ABD'de, kurduğu Mihr Vakfı burada çalışmalarına devam etti. Evranosoğlu teknolojinin tüm nimetlerini kullanarak kendi İslam algısını yaymaya ve yaşatmaya devam ediyor. Yurt içindeki konferanslarının yanı sıra Almanya, Azerbaycan, Belçika gibi ülkelerde de konferanslar verdi. Gerektiğinde uydu üzerinden Türkiye'nin muhtelif yerlerine ulaştı ve takip edenlerine fikirlerini anlatmaya devam etti. Evranosoğlu'nun dikkat çeken bir diğer çalışması da 'Univercity of Allah' yani 'Allah'ın Üniversitesi'. 1 Nisan 2000 yılında kurulan bu 'Üniversite' internet üzerinden eğitim veriyor. Tüm eğitim ve iletişim internet üzerinden yapılıyor. Kendilerine göre bir müfredatları, sınav sistemleri mevcut. Üniversitenin önemini internet üzerinden öğreniyoruz: 'Kainattaki ilk ve tek Allah üniversitesi.' Univercity of Allah'ın amacı tüm dinleri tek bir çatı altında birleştirmek.

Üniversitenin rektörü elbette İskender Evranosoğlu!
Solculuktan dönen, kendini dine veren Evranosoğlu neden bu kadar dikkat ya da tepki çekti? Evranosoğlu'nun kendi kaleminden durumun izahı şöyle: "...Şimdi elimizi vicdanımıza koyalım ve insafla düşünelim. Eğer Allah'ın insanları dünya ve cennet saadetine götürecek olan bütün bu temel farzları ondört asırda yok edildiyse, din öğretenlerin artık bu farzlardan haberleri yoksa, insanlara bu farzları öğretmiyorlarsa bütün İslam alemi cehenneme ve mutsuzluğa mahkum edilmişse Allah u Teala ne yapacaktı? Yapacağı bir tek şey vardı. İnsanların artık bu farzları tamamen unuttuğu kesin olduğuna göre hiç kimse bu farzlardan artık haberdar olmadığına göre İslam alemini kurtarmak isteyen bütün dünyaya İslam'ın yeniden yayılmasını isteyen Allah u Teala ne yapabilirdi? Bir vazifeli kılabilirdi. Bu unutulan farzları yeniden ihya edecek olan, bütün insanlığa yeniden öğretecek olan bir kişiyi vazifelendirmesi gerekiyordu. Allah u Teala işte bunu yaptı. Biz o vazifeliyiz..."

Evranosoğlu kendisini İslam alemini kurtarmakla vazifelendirilmiş sayıyor. Ama onun gibi düşünmeyenler çok. Karşı görüştekilere verdiği yanıt ise şöyle: "Durum Türkiye'deki din adamları açısından gerçekten utanç vericidir. Bu insanlar dinlerini bilmiyorlar. Bir din öğretimi düşünün ki ne din öğretenleri ne de din öğrenenleri kurtaramaz. Ve şu anda bu ülkedeki bütün din adamları, bu ülkenin masum insanlarını, samimiyetle dinlerinin gereğini yerine getirmek isteyen insanları sadece cehenneme götürmekle vazifeli bir durumdadırlar. Buna angaje olmuşlardır ve zaten cehenneme doğru gidiyorlar. Ve bütün ikazlarımıza rağmen din adamları bu söylediğimiz ayetleri inceleyerek öğrenip Allah'ın Kur'an 'nun iddiaları devam ediyor. Kendisi ve bazı arkadaşlarının Tanrı ile görüştüğünü söylüyor. Hatta büyük tartışmalar yaratan kitabı Risalet Nurları'nın, Tanrı'nın kendisine vahiy yoluyla yazdırdığını iddia ederek, insanları büyük şaşkınlığa uğratıyor.

Peygamberlik ve vahiy yoluyla yazdığını söylediği kitaba ilişkin açıklaması ise şöyle: "...Biz peygamber değiliz. Hiç bir zaman peygamberlik iddiasında bulunmadık. Allah u Teala'nın bize yazdırdığı Risalet Nurları isimli kitabın beşinci sayfasında Allah bizim nebi olmadığımızı yani peygamber olmadığımızı söylüyor.
37. sayfasında ise dünya üzerinde peygamberlerin dışında birisine ilk defa Cebrail A.S.'ın göründüğünü söylüyor. Peygamberlerin dışında birisi. İşte bu biziz..."
 
Ne Arapça bilen, ne de Kur'an'ı tecvidle okuyabilen İskender Evranosoğlu'nun bu konuya ilişkin bir de açıklaması var: "Biz Kur'an'ı Allah'tan öğrendik. Hiç kimse şu dünya üzerinde bize Kur'an öğretmedi. Biz Kur'an'ı Allah'tan öğrendik, zaten bunun ispatı kesin olarak ortadadır. Eğer bugün bizim söylediğimiz hakikatleri yani insanları cennet ve dünya saadetine ulaştıracak olan bütün farzların ortadan kaybolduğunu hiç kimse bilmiyorsa, kitaplar yazmıyorsa ve bunları sadece biz söylüyorsak ve Kur'an-ı Kerim' şu anda dünya üzerinde en iyi bilen kişiysek o zaman biz Kur'an-ı Kerim'i Allah'tan öğrendik. Lütfen dikkat buyurun. Biz herhangi bir tarikat değiliz. Biz MİHR Vakfı'nın genel başkanıyız.
MİHR Vakfı, 1989 yılında mahkeme kararıyla kurulan ve görevi İslam'ı, Kur'an'ı, tasavvufu insanlara anlatmak olan bir vakıftır. Bu vakfın genel başkanı olarak biz hayatımız boyunca hep insanlara Kur'an-ı Kerim'i, hep insanlara Allah'ın dininin bütün güzelliklerini anlatmakla vazifeliyiz. Ve bu vazifeyi biz Allah'tan aldık ve hep hayatımız boyunca buna kendimizi hasredeceğiz. Şunu kesin olarak söylüyoruz ki Arapça'yı doğru dürüst telaffuz edemeyen Kur'an-ı Kerim'i tecvidle okuyamayan bu kişi, yani biz bütün din adamlarına Kur'an'ı öğretmekle vazifeli olan kişiyiz ve hepsi Kur'an-ı Kerim'i, bu Kur'an-ı Kerim'i tecvidle bile okuyamayan kişiden öğrenmek mecburiyetindeler." Evranosoğlu bu kadar iddialı...

"Her an Allah'la görüşebilirim"
İnananları kızdıran; 'Allah'ı gördüm, onunla konuşuyorum' iddiasını ve fotoğraflarda başının üzerinde görünen, kendi tabiriyle 'nur'u şu şekilde açıklıyor: "Evet Allah'ı gördüm. Yüzlerce defa, binlerce defa gördüm. Her an Allah u Teala'yı görebilirim." "Allah u Teala baş gözüyle görülmez. Hz. Musa, Allah u Teala'yı baş gözüyle görmeye çalıştı ve onu istedi Allah u Teala'dan. Allah u Teala'da, buna bir insan vücudunun dayanmasının mümkün olmadığını, karşıdakı dağa tecelli ederek gösterdi. Ve Hz. Musa, Allah'ın dağa tecelli etmesiyle bayıldı. Tabiatıyla, baş gözleriyle Allah u Teala'yı görmek mümkün değildir; madde 1. Madde 2: Kimse rüyada Allah'ı göremez. Çünkü nefs, yani rüyayı yaşadığımız vücudumuz hiçbir zaman zemin kattan yukarıya çıkamaz. Allah u Teala'nın görülebilmesi için, Allah u Teala'nın evliyasının, evvela daim zikrin sahibi olması lazım ki, böylece evvela zemin katı görsün.
Sonra ihlasa ulaşacak, nefsindeki bütün afetler yok olduktan sonra yedi tane gök katını birer birer görecek, yedi katın yedi tane alemini görecek, Huzur namazını görecek ve en son Sidret-ül Münteha'yı görecek. Varlıklar aleminin en üst noktasını. Ve Allah u Teala tarafından tövbe-i nasuha davet edilecek, başının üzerinde o bizim fotoğraflarda görülen nur oluşacak."

"O nur konusunda şunu söylemek istiyorum. Bugüne kadar pek çok fotoğrafta bizim nurumuz çıktı. Ve şunu kesin olarak bilmenizi istiyoruz, o fotoğraflardan hiçbirini biz çektirmedik. Hep başka başka mekanlarda, başka başka kardeşlerimiz çektiler. Ve belki binlerce fotoğraftan sadece, kimbilir kaç bir tane fotoğraftan sadece o kadarında nur oluştu. Allah u Teala dilerse nuru gösterir, dilemezse göstermez. Hangi filmin içine Allah u Teala, o nuru nasıl sokar, o bizim işimiz değil. Onunla hiç meşgul bile olmayız. Allah bildiğini yapmakta devam edecektir. Ama eğer insanlar, Allah u Teala'nın bu nuruna inanmıyorlarsa, o zaman o filmlerin içine o nurun nasıl girdiğini izah etmek mecburiyetindeler. Ha bugüne kadar bu konuda çok çalışmalar yapıldı. Fotoğraf makinesinin üzerinden ip sarkıtanlar, fotoğraf makinelerinin kordonlarını objektifinin önünden film alınırken geçirenler, hep bir şeyler yapmaya çalıştılar. Ama hiç birisi, bizim o nurlara benzemiyordu.!"

Kutluk Ailesi İle İçli Dışlı
Uzun yıllardır ABD'de yaşayan İskender Evranosoğlu'nun Türkiye'deki en yakın adamı Günvar Çulhaoğlu'dur. Çulhaoğlu, 1992 yılında Hafize Zümrüt Kutluk ile evlenmiştir. Bu evlilik Hafize Kutluk'un ikinci evliliğidir. Kutluk, 1990'lı yıllardan beri İskender Evrenosoğlu'nun mürididir. Evranoğlu'nun yönlendirmesi ile kurulan MİHR Havacılık Kulübü Derneği'ne üyedir. Düzenli olarak bu grubun sohbet toplantılarına katılmaktadır.
Ankara'da avukatlık yapmakta olan Günvar Çulhaoğlu, İskender Erol Evrenosoğlu'nun kurucusu olduğu MİHR vakfının kurucu üyesidir. Aynı zamanda İskender Evrenosoğlu'nun ve vakfın avukatıdır. Günvar Çulhaoğlu, halen ABD'de İskender Evrenosoğlu'nun hizmetini gören müritlerin buradaki avukatlık işlerini de takip etmektedir. Bununla beraber bu gruba ait MPL TV'de yayınlanan "Kuran'ın Nurundan" adlı programda müritlere bazı dini konuları sohbet tarzında anlatmaktadır. Hafize Zümrüt Çulhaoğlu'nun eşi ve kendisi dışında ilk eşinden olan oğlu Tarık Gürel de, Evrenosoğlu'nun yakın çevresindedir. ABD'nin Norfolk şehrinde yaşayan Gürel, buraya eğitime gelen Hava Kuvvetleri Komutanlığı mensubu personeli, Evrenosoğlu ile tanıştırmıştır.

Kendisi de pilot olan 1975 doğumlu Tarık Gürel, uzun yıllardır ABD'de yaşamaktadır. 11 Eylül 2001'de New York'da Dünya Ticaret Merkezi'ne gerçekleştirilen terörist saldırıların ardından işten atılmıştır. Tarık Gürel, o tarihten itibaren İskender Evrenosoğlu'nun özel uçağının pilotluğunu yapmaktadır. Tarık Gürel hayatını Evrenosoğlu'nun ABD'li müritlerinden birisiyle ile birleştirmiş ve bu evlilikten geçtiğimiz yıl bir de çocuğu olmuştur. Mahmut Hakan adını alan bu çocuğu, zaman zaman İskender Evrenosoğlu, Tarık Gürel'in evine giderek sevmektedir. Tarık Gürel, ABD'den sık sık akrabalarına mailler atmaktadır. Bu maillerde bazen "Efendileri"nden gelen mesajlar bazen de kendi yazdığı yazılar bulunmaktadır. Tarık Gürel, ABD'deki çevresine şehit torunu olduğunu, askerdeki lakabının "Adalet Çavuş", ABD'dekinin "Crazy Türk" olduğu, eşinin anne ve babasının Ekvator'da Hıristiyan misyoner olarak görev yaptıklarını anlatmıştı.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Uçkurcular/Deniz Som
« Yanıtla #3 : Temmuz 08, 2010, 04:33:19 ÖS »
Uçkurcular

Deniz Som
7 Temmuz 2010
TÜRKİYE terörün yarattığı olumsuzluklarla cebelleşirken bazı aklıevvel muhteremlerin ortaya attığı dahiyane(!) çözüm önerilerini kamuoyunun tartışmak durumunda kaldığını söylüyor emekli tümgeneral Naci Beştepe:

“Örneğin Rize’nin AKP’li Belediye Başkanı, çözümü uçkurda arıyor. Her batılı erkek doğudan bir kadını kuma olarak getirirse, hısımlığımız artacak, husumet azalacak ve 30 yıl sonra terör bitecek. Dünyaya uçkurunun ucundan bakanlardan ne beklenir? Her şeyi, her olayı; erkeğin kadına egemenliğine, kadının mal olarak kullanılmasına yontan gerici-feodal düşünce yapısının üreteceği çözüm başka ne olabilir ki?

Meclis’in eski AKP’li başkanı ‘Bizimkiler kadına ve paraya düşkündür’ demişti. Kim onlarınkiler? Din eksenli siyasetin mimarları ve işçileri. Başka neye düşkün olacaklar ki? Geriye ne kalıyor? Erkeğe düşkün sapkınlar da var içlerinde ama dillendiremezler.

Başbakan da ikide bir ‘en az üç çocuk yapın’ demiyor mu? Geleceğimizin güvencesinin çok çocuk yapmaktan geçtiğini vurgulamıyor mu, ikide bir?

Balık baştan kokar ya. Milli Savunma Bakanı da nikâh şahitliği yaptığı bir düğünde ‘nice nice çocuklar yetiştirin’ diyerek aynı kervanın yolcusu olduğunu gösterdi. Neyse ki bakan ‘yetiştirmek’ fiilini kullanarak diğerlerinden bir adım ilerde olduğunu hissettirdi!

Çocuk yetiştirmek sorun değil çünkü, çocuğu da rızkını da Allah verir! Sen çocuğu yap, gerisi kolay. Remzi Amcası olur yurtdışında bile okutur. Harçlığa sıkıştı mı bir telefon yeter. Tatile gitti mi Rixsos’larda kalır. Belediyeden, partiden amcaları ile ortak şirketler kurar. Gerekirse özel yasalarla teşvikler alır.

Yeter ki sen doğuda tesettür içinde boğulan kadını al batının zampara erkeğine kuma yap! Nerde ‘türban özgürlüktür’ diye yırtınan, üniversite önlerinde kamp kuranlar? Kadın hakları ve özgürlükten yana olanlar ikinci sınıf olmaya, alınıp-satılan mal olmaya neden tepki göstermezler? Yoksa kadınlarımız da her çözümün uçkurdan geçtiğine mi inanıyor? Aydın Türk kadını bu zihniyeti köreltecektir. Aydın Türk anasının yetiştirdiği nesiller, Türkiye’yi karanlık düşüncelerden arındıracaktır. Her insan sadece insan olduğunu, önce insan olduğunu duyumsayarak yaşayacaktır. Atatürk’ün ülkesinde Türk kadını da Türk erkeği de onurlu insanlar olarak yaşamaya layıktır!
Sapı kendisinden baltalar!

TÜRKİYE Cumhuriyeti çınarı, sapı kendisinden olan baltaların ihanet darbeleriyle devrilmeye çalışılıyor. Reşit Çağın emperyalistlerin uyguladıkları son planı böyle açıklıyor:
“Kurtuluş Savaşı’ndan yeterli dersi alamayan sülükler, kaleyi içeriden fethetmek için 2002’den itibaren, içimizdeki işbirlikçileri eğitmek zahmetine katlanmaktansa, dini, siyasi, askeri liderlerin uygun kişilerden seçilip onlarla muhatap olunarak konunun halledilmesini yeğlemişlerdir. Atatürk düşmanlığı aşkıyla yanıp tutuşan siyasiler tek seçici durumuna getirilmiş, besleme bir tarikat şeyhinin müritlerince devletin ele geçirilmesi sağlanmış, demokrasiye ve hukuka bağlılık adı altında Washington ve Brüksel penceresinden bakarak yıkıma sessiz ve seyirci kalanlara devleti koruma ve kollama görevi verilmiştir. Şimdi; her şeyin dışardan planlı, güdümlü ve destekli olduğu bilinerek çürüme sürdürülmektedir. Devletin polisi, devletin savcısı ve hâkimi, bu ülkeyi savunmakla yükümlü olup görevini en iyi şekilde yapan devletin yurtsever askerlerini ve toplumu bilinçlendiren gazeteci, yazar, bilim adamı, siyasetçiyi ‘terör örgütü üyesi’ gibi kabul edilemez suçlamalarla tutuklamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti çınarı, sapı kendisinden olan baltaların ihanet darbeleriyle devrilmeye çalışılmaktadır.”

İlaç
Gülfatma Carlık: “Meclis’te her gün böcek araması yapacaklarına Meclis’i baştan aşağı ilaçlasınlar!”
Yağmur Deniz
AKP’de muhalifler gözaltındaymış…
Daha dur,
daha dur!
Boy
Necati Cebe: “Boyu ile övünenlere, ‘Devede de boy var ama dokuzunu bir eşek çeker’ derler!”
Cahil
Halit Ovalı: “Harf devrimi ile halkın tümünün cahil kaldığını söyleyen Nurcu alim(!) Mehmet Kutlulara soralım: Harf devriminden önce halkın yüzde kaçı okuma yazma biliyordu?”
Nazi Almanyası’nda papaz Martin Niemöller’in günlüğünden: “Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”
http://www.ilk-kursun.com/2010/07/uckurcular/

Çevrimdışı MÜSLÜMAN

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 11
  • Puan: +0/-1
  • Doğru ve seçilmiş bilginin paylaşım yeri TOGEÇ'e kayıtlı üye olunuz.
Ynt: UÇKUR TANRILARI,KUR'AN DAKİ AYRAÇ ŞERİAT.
« Yanıtla #4 : Temmuz 13, 2010, 06:51:38 ÖS »
ahmet bey o kadar uzun yazmışsınız ki... özetleyecek olursanız uçkur tanrısından kastettiğiniz nedir acaba? parantez yorumcularına mı diyorsunuz? biraz okumaya çalıştım ama bitecek gibi değil...

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: UÇKUR TANRILARI,KUR'AN DAKİ AYRAÇ ŞERİAT.
« Yanıtla #5 : Temmuz 13, 2010, 08:02:07 ÖS »
Tam isabet.
Doğrudur lakin tam okumaz iseniz yanlış yorumlayabilirsiniz.
Saygılar.