GENEL BİLGİ PAYLAŞIMI > Ahmet Dursun

Eski ARAP toplumunda EŞCİNSELLİK

(1/3) > >>

ahmetdursun:
Kadın gibi giyinmiş ve makyajlı oğlanlar, Afganistan"da ondokuzuncu yüzyıla kadar zengin erkeklerin haremlerinin bir parçasıydılar.
Sir Richard Burton şöyle yazıyor:
"Afganlar büyük ölçüde ticari gezginlerdir. Her bir kervanda neredeyse tümüyle kadın giysileri giymiş oğlanlar ve gençler vardır. Gözleri sürmeli, yanaklarına allık sürülmüş, uzun bukleli, kınalı parmakları, görkem içinde develerini süren bu oğlanlara gezgin karılar denir, kocaları yanlarında sabırla uzun yolculuğa katlanırlar."
http://www.geocities.com/kaosgl/1998/Sayi4748/47810.html

ESKİ ARAP TOPLUMUNDA EŞCİNSELLİK VE İSLAM

Erkek merkezli, çok eşli ve kadınların aşağılandığı Arap toplumu, İslam dininden sonra da özünde aynı kaldı. Arap toplumu İslam"ı coşkuyla kabul ettikten sonra insanların davranışları ahlaki kesinlemelerle kuşatıldı; gerçekte pek fazla değişim olmasa da seks hakkında yazılanlar ve söylenenler değişti.

Muhammet M.S. 570"de Mekke"de doğdu ve 632"de yine orada öldü. Kuran"da Allah"ın insanı topraktan yarattığı yazılıdır, fakat bunun yanında yine Kur"an"da insanın döl damlalarından ve kan pıhtısından yaratıldığı da yazılıdır. İbranilerin Yahova"sının aksine, Allah cinsel bir varlıktır ve İslam sekse büyük değer verir. Üstelik ilk Hıristiyanların çileciliğinin tersine Muhammet bekarlığa karşıydı ve evliliğin tüm erkeklerin yükümlülüğü olduğunu ve Tanrı"nın en önemli emri olduğunu öğütlemişti. Tek eşle yaşayamayan erkekler için çok eşlilik makbuldü. Ancak bir erkek kaç karısı olursa olsun hepsine nezaketle muamele etmeliydi. (Nezaketin nasıl tanımlandığı ise bir başka sorundu.)
Muhammet kadınları etkileyen bazı eski Arap geleneklerinde bir takım cüzi iyileştirmeler yaptı. Kadınlar baba ocağından çeyiz götürme haklarını muhafaza ettiler. Anal ilişki ve oral genital temas için kadınların rızası şarttı. (Ancak kızlar oniki ya da onüç yaşındayken evlendiriliyordu.) Zina ile suçlanan kadının cezası ölümse de, suçlamayı kanıtlamak için dört tanık göstermek gerekiyordu. Kadınlar her zaman erkekler için zararlı olabilecek fazlasıyla erotik varlıklar olarak görülüyordu. Gerek erkekte gerek kadında çıplaklık müstehcendi, ancak bir kadının vücudunun herhangi bir bölümü kocası dışında birisi tarafından görülmemeliydi. Bu yüzden, kadınlar dışarıda tümüyle örtülü halde gezerlerdi. Erkek konuklar eve geldiğinde tüm kadınlar köşeye çekilip, bir perdenin ardında durmak zorundaydılar.

Muhammet"in ölümünden sonra, Arap İmparatorluğu genişledikçe İslam alimleri hadis"lerden hareketle ayrıntılı bir davranış sistemi geliştirdiler. Bu sistemde 600.000 civarında madde vardı ve bunlar doğal olarak sık sık birbirleriyle çelişiyorlardı. Hadis, İslam"da Talmud"un Yahudi toplumunda tuttuğu yeri tutar. Ancak sanılabileceği gibi eşcinselliğin İslam toplumunda sahip olduğu yeri anlamakta pek yardımcı olmaz. Yasaların söylediklerinin aksine toplum kendi bildiğini okumayı sürdürmüştür. Bu tutarsızlık tek tek kişilerin yazılarında da görülebilir. Örneğin 1111 yılında ölen gizemli teolog Gazali aşık olduğu oğlanlara şiirler yazmış, ancak aynı zamanda eşcinselliği şiddetle kınamıştır. Tarihçi ve sosyolog İbni Haldun, bir hayli homoerotik şiirler yazmış, ancak eşcinsel edimlere bulaşanların taşlanması gerektiğini söylemiştir.

Hadis evlilik dışı her tür heteroseksüel ilişkiyi günah olarak gördü (eşcinsellik zina ile eşit düzeyde bir günah olarak görülüyordu), ancak hadis hem çokeşliliği hem de cariye edinmeye izin verdiğinden bir erkek evlilik hayatı içinde çeşit bolluğunu yaşayabilirdi. Ancak etrafta bu bolluğa yetecek sayıda kadın var mıydı?

Arap dili çok zengin bir eşcinsel sözcük dağarcığına sahiptir, bunun içinde erkek fahişeleri anlatmak için kullanılan onlarca sözcük vardır. Cinslerin katı çizgilerle ayrılmaları kesin bir kural olduğundan, erkekler sosyal yaşamlarını diğer erkeklerle birlikte geçiriyorlardı. Eşcinsellik bu durumda olanaklı tek cinsel ifade yolu olmuştur.

Ka"i Ka"us ibn İskender"in 1082 yılında en büyük oğluna bıraktığı "Prensler İçin Ayna" adlı hayat kılavuzunda şunlar yazar: "kadın ya da genç erkek olsun, eğilimlerini bir cinsle sınırlama.... her ikisinden de zevk al." Oğluna bir diğer tavsiyesi ise; vaktini yazın erkeklerle kışın ise kadınlarla geçirmesiydi. Bu kılavuz ince düşünülmüş ve uygar bir metindir ve belki de başka hiçbir şey erkek biseksüelliğinin ne kadar sıradan ve makul görüldüğünü bize böylesine güçlü ve yalın bir dille anlatamaz. Pek çok yazar biseksüelliklerini asla saklamadılar: Onüçüncü yüzyıl Kahire"sinden bir şair Beha Ed-din Zoheir"in metresi dışarı çıkan şairin arkasından "yine ay ve yıldızlar kadar güzel, genç ve istekli bir oğlan bulmaya gitti" diye yakınıyordu.

Arap tıbbı Batı"da çok takdir edilmiş ve pek çok Avrupalı düşünür ve hekimi etkilemiştir. Ancak Hıristiyan tıbbı sonradan Müslüman olan bir Yahudi Samau"al ibn Yahya (ölümü 1180)"nın yaptığı gözlemi pek beğenmiş olamaz. Yahya seçkin erkeklerin hekimlerinin onlara kadınlarla ilişkinin damla hastalığı, basur ve erken yaşlılığa sebep olduğunu söylemeleri üzerine genç erkeklere yöneldiklerini yazıyordu. İslam edebiyatı olgun ve zengin bir erkekle onun buyruğundaki genç bir erkek arasındaki cinsel birlikteliklerin çok yaygın olduğunu ve asla gizlenmediğini ortaya serer.

Bir Dominiken keşişi olan William of Adam Müslümanların şehvete düşkünlüklerinden dehşete kapılmıştı. William of Adam şöyle yazıyor: "Müslüman dininde hiçbir cinsel edim yasaklanmadığı gibi, bunlara bir de izin veriliyor ve övülüyor." Dominiken keşişi Hıristiyan oğlanlarının Mısır"da köle olarak satıldıklarını ve fahişe olduklarından yakınıyordu. Mısır ve İspanya"da yaşayan Yahudiler de oğlancılığa yönelmişlerdi. William şöyle anlatıyor: "İnsan haysiyetini unutan bu Sarasenler, o kadar ileriye gidiyorlar ki, burada erkekler birbirleriyle, erkek ve kadınlar bizim toprağımızda nasıl beraber yaşıyorlarsa öyle yaşıyorlar. "Yine, ilişkide pasif rolü üstlenen olgun erkek hor görülüyor ve bunu açıklama ihtiyacı hissediliyordu" belki de çok fazla haşhaş tüketimi? Ya da Aristo"nun bir takipçisinin yazmış olabileceği bazı genetik nedenler.

Kadın gibi giyinmiş ve makyajlı oğlanlar, Afganistan"da ondokuzuncu yüzyıla kadar zengin erkeklerin haremlerinin bir parçasıydılar. Sir Richard Burton şöyle yazıyor: "Afganlar büyük ölçüde ticari gezginlerdir. Her bir kervanda neredeyse tümüyle kadın giysileri giymiş oğlanlar ve gençler vardır. Gözleri sürmeli, yanaklarına allık sürülmüş, uzun bukleli, kınalı parmakları, görkem içinde develerini süren bu oğlanlara gezgin karılar denir, kocaları yanlarında sabırla uzun yolculuğa katlanırlar."

İslam"ın kadınlara verdiği önem, yine İskender"in, Prenslerin Aynasında özetlenmektedir. İskender, kız çocukları için şöyle yazar:

"Ona, okuma yazma öğretme, bu büyük bir felakettir. Büyür büyümez onu evlendirmek için elinden geleni yap; bir kız için en iyisi hiç varolmamış olmaktır, ancak bir kere doğduysa ya evlendirilmeli ya da toprağa gömülmelidir."

Haremlerin varlığı, kadınlar arasındaki ilişkileri, neredeyse erkek eşcinselliği kadar yaygın hale getirmişti. Lezbiyenlik İslam dünyasındaki erotik yazı ve resimlerde önemli bir yer tutar, ancak yine de hemen hemen tabu sayılan bir konu olmayı sürdürmüştür. Lezbiyenlerin aynı zamanda cadı oldukları fikri, Binbir Gece Masalları"nda yansıtılmıştır. Erkekler en büyük zevklerinde aslında tümüyle lüzumsuz olabileceklerini düşünmekten hoşlanmadıkları için haremlerdeki lezbiyen aşkın göstergeleri gözardı edilmiş olabilir. Bariz biçimde Batı yüzyıllar boyunca haremi şehveni lezbiyen tutkunun bir merkezi olarak gördü. Bir onaltıncı yüzyıl yazarı olan Pierre de Bourdeille, comte de Chasteau-Villain"e ait bir tabloyu tasvir ederken Batı"nın bu düşüncesini ortaya serer: "çok sayıda çıplak, balık etli kadın, hamamda birbirlerine dokunuyor, birbirlerini hissediyor, okşuyor ve sıvazlıyorlar. Ardından birbirlerine dolanıyor, birbirlerini seviyorlar ve tüm saklı güzelliklerini öylesine tahrik edici, zarif ve büyük ustalıkla gösteriyorlar ki. "Bu tür sahneler, elbette ki saçmalıktır. Gerçekte gizli aşıklar fazlasıyla ihtiyatlı davranmak zorundaydılar çünkü, haremler siyasi entrika kaynıyordu. Kadınlar birbirlerinin arkasından her biri kendi oğlunun gelecekte sultan olması için dolap çeviriyorlardı.

Ahmed İbn Yusuf Al Tayfashi (ölüm 1253) Nuzhat-al-Albab"da (Kalplerin Zevki) sefahat konusunda müstehcen bir gözlemler koleksiyonunu, şiirleri ve öyküleri biraraya getirdi. Al Tayfashi eşcinseller ve oğlancılar hakkındaki öykülerle özellikle ilgiliydi. Kitabının altıncı bölümünde eşcinsellerin ve erkek fahişelerin ayırıcı niteliklerini betimler. Onların kitaplar ve şarapla dolu, içinde kumruların ve şakıyan kuşların olduğu nefis evlerinden bahseder. Al Tayfashi eşcinselin birine gözlerini dikip uzun uzun bakmalarından tanınabileceklerini iddia eder. Bu uzun sabit bakışların ardından çoğu zaman göz kırpma gelir. Tipik eşcinselin ince kıllı bacakları vardır ve yürürken elleri ve bacakları salınır. Öykülerin çoğu daha sakalı çıkmamış oğlanların peşinden koşan olgun erkeklerle ilgilidir. Ancak Al Tayfashi kendileri gibi olgun erkekleri arayan erkeklerden de bahseder ve bu insanların soyulma ya da öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya olmalarından ötürü ömürlerinin kısa olduğuna hükmeder. Bazı öyküler hemcins insanların birbirlerini baştan çıkarmalarında övgüyle sözeder. Bunlardan birçoğu oğlanlara ve şaraba düşkün bir şair olan Abu Nuwas hakkındadır. Abu Nuwas"la dalga geçilse de suçlanmamıştır. Diğer öyküler paedophile"yi aşağılık bir insan olarak tanıtır ve biseksüeller "hem incir hem de nar yemeyi seven", kötü şöhretli adamlar olarak anlatılabilecek insanlar diye betimlenir. Güzel bir oğlanın şehvet düşkünü erkeklerin hamlelerinden uzak tutulması gerektiği teması tüm kitap boyunca karşımıza çıkar.

Al Tayfashi"nin kitabındaki öyküler, sonuç olarak eşcinselliğin büyük ölçüde onaylandığının ya da eşcinselliğe kayıtsız kalındığının veya eşcinsellikten iğrenildiğinin "ispatı" olarak kullanılabilir.

Colin SPENCER
KAOS GL
Temmuz-Ağustos 1998
Kaynak:
http://www.geocities.com/IslamPencereleri/eski_arap.htm
----------------------------
Eşcinsellik hakkında bazı bilgiler için bakınız...
http://www.homoloji.com/islam+ve+e%C5%9Fcinsellik.html

****************
Evet, çok iyi bir örnek. Şimdi git gide daha çok sayıda muhafazakar müslümanın kürtaja karşı tavır aldıkları görülüyor, oysa bu sorun müslüman dünyada hiç bir tartışma konusu olmamıştır. Ulema üyelerinin çoğunluğu kürtajın iyi bir şey olmadığını söyleseler de, bu hiçbir zaman merkezi önemde bir sorun olmamıştır ve benim bildiğim kadarıyla da ulemanın çoğu kürtajın bazı durumlarda doğru olabileceğini söylemiştir. Hiçbir zaman Katolik Kilisesi"nin bu konudaki tavrına benzer, dogmatik bir tavra girmemişlerdir. Oysa şimdi muhafazakar müslümanların Katolik Kilisesi"yle aynı tavra girdiği görülüyor. Eşcinsellik konusunda da aynı şey geçerli. Eşcinsellik Müslüman ülkelerde hiçbir zaman bir tartışma konusu olmamış; belki tabiata aykırı fiiller olarak görülmüş, ama modern eşcinsel kavramı, yani özel bir cinsel yönelimi olan biri anlamında asla görülmemiştir. Davranış üzerinden yargılanmış, ama eşcinsellik hiçbir zaman bireyin özüne ait bir mesele durumuna getirilmemiştir, öyle telakki edilmemiştir. Batı"da ise, 19. yüzyılın başından itibaren eşcinselliğin tıbbileşmesiyle birlikte eşcinsellik şahsiyetin bir özelliği haline gelmiştir: Eşcinsel olunup, baskı gerektiren hareketlerde bulunulmayabilir. Şimdi ise Kahire"deki davalarda, Fransa"da PACS üzerine tartışmada, muhafazakar müslümanların eşcinsellik konusunda Katolik bir bakışa yakınlaştığı görülüyor. Eşcinsellerin evlilikleri konusunda da yakın düşünüyorlar.
       Dine hakaret konusunda da aynı durum geçerli: Bradford"daki Müslümanlar Salman Rüşdi"nin kitabını yaktıklarında, Batılı değerlere karşı çıkıştan değildi bu. Ne istiyorlardı? Hıristiyanlığa, özellikle de Anglikan Kilisesi"ne yönelik hakaretleri konu alan Britanya yasasından yararlanmak istiyorlardı. Dolayısıyla, paradoksal olarak, Şeytan Ayetleri"ni yaktıklarında, Batı"ya karşı çıkmak için değil, Batı"daki bir kilise geleneğine dayanarak kendilerine karşı "hakaretamiz" olduğunu düşündükleri bir şeye karşı çıkmak istiyorlardı. Katoliklerle muhafazakar müslümanları yan yana bulduğumuz böyle birçok örnek var: Başörtüsü bir Fransız piskoposunu yerinden sıçratmaz, ama Fransız Sosyalist Partisi"nin bir sorumlusunun saçlarını diken diken eder.

Yazının baştarafı ve kaynak:
http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Interview/Interview.asp?ID=10421

***********************
Vicdanı Hatırlatan Bir Muhalif: Robert Fisk
Batı gazeteciliğinin vicdanı Robert Fisk, Beyrut"daki evinden Radikal gazetesine konuştu. Mahmut Hamsici"nin Fisk söyleşisini naklediyoruz.
http://kayip-babil.blogspot.com/2006/08/vicdan-hatrlatan-bir-muhalif-robert.html
******************
Bu yazının alıntı kaynağı:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3527832/


Asım Uysal-Evlilik ve cinsel hayat.pdf

TASAVVUF EDEBİYATINDA LİVÂTA –CİNSELLİK-EŞCİNSELLİK.pdf


Seksizm diye bilinen bir kavram var.
Seksizm akademik çalışmaların önemli bir kısmını kapsamaktadır.

Yazının tamamı için bakabilirsiniz...
Bazı resimli anlatımları buradan veremediğim için yazının tamamına lütfen şu adresten bakınız...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7610.0
*****************
Peki ya başka bir soru.
Cinsel ayrımcılık pozitif ayrımcılık mıdır?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7555.0
--------------
Heidi'nin dedesi Türk oldu,Victor Hugo hidayete erdi.
"Hamdolsun Pinokyo"
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=325.msg9756#msg9756
----------
KADIN OLMAK SUÇTUR BU TOPLUMDA
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1154.0
-------
5000 yıllık Kadın-Erkek çatışması
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=284.0
----------
Transpersonal psychology(benötesi psikoloji),Eşcinsellik
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3971.0
---------
Türklerde Cinsel Eğitim Beşikte Başlar!
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4907.0
----------
Eşcinsel Müslüman Olmak Zor.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3190.0
----------
FETHULLAH GÜLEN EŞCİNSEL Mİ?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=435.0
-----------
Eski ARAP toplumunda EŞCİNSELLİK
Kadın gibi giyinmiş ve makyajlı oğlanlar, Afganistan'da ondokuzuncu yüzyıla kadar zengin erkeklerin haremlerinin bir parçasıydılar. Sir Richard Burton şöyle yazıyor: "Afganlar büyük ölçüde ticari gezginlerdir. Her bir kervanda neredeyse tümüyle kadın giysileri giymiş oğlanlar ve gençler vardır. Gözleri sürmeli, yanaklarına allık sürülmüş, uzun bukleli, kınalı parmakları, görkem içinde develerini süren bu oğlanlara gezgin karılar denir, kocaları yanlarında sabırla uzun yolculuğa katlanırlar."
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=302.0
------------
HUMEYNİ-Risalesi,kadın kullanma el kitabı.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1486.0
--------
Hüseyin ÜZMEZ, 14 YAŞINDA KIZA TECAVÜZDEN GÖZALTINDA
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=677.0
---------
Hüseyin ÜZMEZ,VAKİT'TEN FETVA
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=842.0
-----------
OSMANLI'DA HEREMİN İÇ YÜZÜ.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/osmanli-osmanli-da-heremin-ic-yuzu_3905956.html
-----------
EŞCİNSELLİK VE ŞAMANİZM BAĞLANTISI VAR MI?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/samanizm-escinsellik-ve-samanizm-baglantisi-varmi_4681007.html
-----------
UÇKUR TANRILARI,KUR'AN DAKİ AYRAÇ ŞERİAT.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=304.0

ahmetdursun:
Anotomik cinsiyet, doğuştan belirlenir.

Cinsel kimlik, erken çocukluk yaşlarında gelişir.Ergenlik döneminde cinsel yönelim ortaya çıkar. Bu temel yapı üzerinde istemli bir seçimimiz söz konusu değildir.Ancak bu yapının üzerine, cinsel bilgi ve deneyimlerimizi, kişisel değer yargılarımızı ekler, cinsel davranışlarımızı dış dünyadaki olanaklarımıza göre belirler ve cinsel esimizi seçebiliriz.

Escinsellikle ilgili yanlış inanışlar çok yaygın ve abartılı boyutlarda olabilir.Çoğu insanin kafasında kavram kargaşası olmakla birlikte, eşcinsellerin cinsel kimlikleri, anatomik cinsiyetleriyle uyumludur.Bir eşcinsel erkek, aynen heteroseksüel bir erkek gibi, erkek kimliğini benimsemiştir, erkek bedeninde olmaktan, erkek cinsel organlarından memnundur, bunların cinsel işlevlerinden haz alır.

Aradaki tek fark cinsel es seçimindedir.
Heteroseksüel erkeğin cinsel fantezilerinde genellikle kadın bedeni veya kadınla kurulacak cinsel ilişki vardır; eşcinsel erkek, erkek bedenini ve erkekle cinsel ilişkiyi hayal eder.
Heteroseksüel erkek, bir kadını cinsel es olarak ister, bir kadınla cinselliği de içeren bir ilişki yasamak ister, eşcinsel erkek, bir erkeği cinsel es olarak ister, bir erkekle cinsel ilişkiden haz alır ve bir erkekle beraberlik ister.

Eşcinsel kadınlar da heteroseksüel kadınlar gibi, kendilerini kadın hissederler, kadın cinsel organlarının işlevlerinden hoşnutturlar, sadece cinsel eslerinin de erkek değil kendileri gibi bir kadın olmasından cinsel doyum sağlarlar.

Eşcinseller kendi cinslerinden biriyle beraberlik isterler ama bu kendilerini diğer cinse ait hissetmeleri demek değildir. Yani erkek eşcinsel kendini erkek olarak hisseder ve kendisi gibi bir erkekle beraberlik ister. Kadın eşcinsel de kendini kadın hisseder ve kendisi gibi bir kadınla ilişkiye girer.

Eşcinsellerin ait oldukları cinsiyet ve cinsel kimlikleri konusunda olduğu gibi, ilişki biçimleri konusunda da pek çok yanlış inanış vardır.
Cinsiyetimizi, cinsel kimliğimizi, cinsel yönelimimizi istemli olarak seçemeyiz. Ama cinsel davranışlarımızı, genel veya cinsel ilişkilerimizin biçimini belirleyebiliriz. Bunu kendi değer yargılarımıza, yasam koşullarımıza ve olanaklarımıza göre hepimiz farklı şekilde yaparız.
Heteroseksüel veya eşcinsel olalım, kadın ya da erkek olalım,ömür boyu sadece tek bir cinsel esimiz olabilir, yaşamımızın farklı dönemlerini farklı ama hep tek bir cinsel esle geçirebiliriz, ayni anda bir kaç cinsel esimiz olabilir veya sürekli değişen cinsel eslerimiz olabilir. Bu cinsiyetimize, cinsel kimliğimize veya cinsel yönelimimize değil, kişisel kimlik ve kararlarımıza bağlı bir durumdur.

Cinsel olmaktan çok ahlâkî bir seçimdir.
Genellikle eşcinsellerin daha çok es değiştirdiğine, uzun süreli ve doyumlu beraberlikler kuramadıklarına inanılır. Oysa hem heteroseksüel kadın ve erkekler arasında gizli veya açık olarak çok cinsel es değiştirenler hiç de az değildir. Hem de eşcinsel çiftler içinde ömür boyu birlikte yasayanlar, uzun süreli beraberlikler kuranlar, hak elde edebildikleri ülkelerde evlenenler vardır.

Öte yandan heteroseksüel bireylerin çoğunun da sürekli ilişkilerde pek çok sorunları olabilir, doyumsuz ve sorunlu ilişkileri ekonomik nedenlerle, çocukları olduğu için ya da herhangi bir nedenle sürdüren birçok çift de vardır. Elbette eşcinsel çiftler de uzun süreli ilişkilerde, aynen heteroseksüel çiftlerde olduğu gibi, genel veya cinsel iletişime ilişkin sorunlar yasayabilir ve bu sorunlar nedeniyle profesyonel yardim da alabilirler.
İnsanların cinsiyetleri, cinsel kimlikleri,cinsel yönelimleri yasamın başka alanlarındaki işlevlerini doğrudan çok fazla etkilemez. Kadın ya da erkek olalım, heteroseksüel, biseksüel ya da eşcinsel olalım, ayni biçimde kendimize özgü bir insanız.

Okul veya is yaşamımızda iyi / kötü, basarili / basarisiz olabiliriz. İyi bir öğrenci, basarili bir mühendis, saygın bir avukat, becerikli bir tamirci, çalışkan bir esnaf, dürüst bir memur, ünlü bir sanatçı olup olmamamızın, cinsel kimliğimizle de cinsel yaşamımızla da bir ilgisi yoktur.

Kişilerin cinsel yasamı yalnızca kendilerini ve cinsel eslerini ilgilendirir.
ALINTIDIR.

ahmetdursun:
Heteroseksüeller mi güçlü,eşcinseller mi?

Ertuğrul ÖZKÖK   

Heteroseksüeller mi güçlü,eşcinseller mi?

HASTANENİN hemen girişindeki o heykelin önünden defalarca geçtim. Her geçişimde de dönüp o heykele mutlaka baktım.

Yuvarlak bir havuzun içinde duruyordu.

Bronzdan yapılmış bir heykeldi.

Giacometti"nin insanlarından biraz daha enlice bir erkek.

Dizlerinin üzerine çökmüş ve kollarının arasında bir başka erkek var.

İkisi de çıplak.

Kucaktaki erkeğin bir kolu yana sarkmış. Güçsüzlüğü anlatıyor.

Gözlerinde ise bir başka mana.

Çaresizlik...

* * *

Dünyaca ünlü Cleveland Hastanesi"nin genel cerrahi binasının önündeki bu heykel, her defasında beni etkiler.

Bu heykel neyi anlatıyordu?

Çıplak bir erkek ve kucağında çaresiz gözlerle bakan bir hasta erkek bugün neyi anlatır?

Aklıma AIDS geldi.

Sonra düşünmeye devam ettim.

Niye AIDS?

O binada şifa bulan yüzlerce, binlerce başka hasta var.

Kalp hastaları, sindirim sistemi hastaları ve başkaları...

Öyleyse neden bir AIDS"li hasta heykeli?

AIDS"in özellikle Amerikan aydınları ve sanatçılarında yarattığı özel duyarlılığı biliyorum.

Yakasında kurdele ile Oscar törenlerine katılan sinema oyuncularının, yöneticilerinin fotoğrafları gözümün önünde resmi geçit yapıyor.

Geçen hafta Cleveland"ın ünlü Türk doktoru Murat Tuzcu"yu arayıp ona sordum.

Bana, ""Bir araştırıp hemen size söyleyeyim"" dedi.

* * *

İki gün sonra ondan üç sayfalık bir not aldım.

Bu heykelle ilgiliydi. Bakın benim gördüğüm şey meğer neymiş.

Heykel oraya 1974 yılında konmuş.

Demek ki, AIDS"in gerçek anlamda bir toplumsal sorun olmasından yıllar önce.

Zaten heykelin adı da ""İnsana yardım eden insan""mış.

William M. McVey isimli bir heykeltıraş tarafından yapılmış.

Ben dikkat etmedim, meğer kenarında, saat yelkovanının hareketi yönünde şu üç cümle varmış:

""Hastanın daha iyi bakımı, Onların sorunlarıyla ilgili daha derinlemesine araştırma, Hastaya hizmet edenlerin daha iyi eğitimi.""

Tabii beni en çok etkileyen, o birinci cümle oldu:

""İnsana yardım eden insan...""

Öyleyse niye iki erkek figürü?..

Acaba İngilizce"de ""insan yerine"" kullanılan kelimeden dolayı mı?

Yani ""Man helping man"".

Yoksa erkeğin kucağına bir kadın konduğu takdirde, ""Rüzgár Gibi Geçti"" filminin afişini hatırlatan, başka türlü bir sevgi mi anlaşılır?

Bilmiyorum.

Ama 1974 yılında oraya dikilen bir heykele, bugünün gözüyle baktığımda ben orada ""AIDS"i simgeleyen"" bir heykel görüyorum.

Ne yazık ki AIDS çoğumuzun kafasında hálá sadece eşcinsellere özgü bir hastalığı anlatıyor.

Ama ben bunun bir yararının olabileceğini düşünüyorum.

Çünkü şöyle düşünüyorum.

AIDS"i sadece bir heteroseksüel hastalığı olarak kabul etseydik, acaba onunla mücadelede bu kadar etkili olunabilir miydi?

* * *

Şunu kabul edelim ki, eşcinselliğin günümüzde büyük bir sembolik gücü var.

Sorunlarını ve taleplerini anlatmakta, yerine getirtmekte heteroseksüellerden çok başarılılar.

O nedenle inanıyorum ki, AIDS"in, ""bir eşcinsel hastalığı"" olarak kabul edilmesi, onunla mücadelede hızlı gelişmeler sağlanmasında önemli bir rol oynamıştır.

* * *

Hastanenin kapısındaki o heykele dönersem...

""İnsana yardım eden insan..."" Çok etkileyici bir mesaj. Ama aradan geçen 28 yıl bakın neler yapmış.

Heykel aynı heykel, önünden geçen insanlar belki aynı insanlar.

Ama orada gördükleri şey farklı...

Demek ki sanatçıların o hüznü haklı.

Eser bir kere elden çıktı mı, artık herkesin malıdır...

ahmetdursun:
BİR LEZBİYENİN ANILARI

Bir Lezbiyenin Güncesi 24

Beyinsizlik oyunları
 
Eşcinsellerin, özellikle de lezbiyenlerin (istisnaların kaideleri kafalarına göre bozup genellikle de bozmadıklarını göz önünde bulundurarak) heterolara göre daha zeki ve daha yaratıcı olduğunu düşünmüşümdür hep. Bu tezimi destekleyecek sürüyle örnek de var üstelik... Dünyaya bir bakınız, sanat başta olmak üzere birçok alanda bir yerlere gelmiş, başarılı olmuş insanların büyük çoğunluğu açık eşcinsel, biseksüel, ya da en azından bir "closet-case"tir. Örneğin geçtiğimiz yıllarda ekonomi nobelini alan dünyaca ünlü bir ekonomi profesörü (adını hatırlayamıyorum) ödülü aldıktan sonra ortadan kaybolup bir süre sonra travesti olarak çıktı ortaya ve kendi tutucu çevresinin bütün dışlamalarına karşın en sonunda kendini bulduğunu ifade etti. Yani başarılı eşcinseller sadece Jean Paul Gaultier ya da Calvin Klein gibi modacılarla ya da Jodie Foster gibi Oscarlı oyuncularla sınırlı değil. (Bu arada bu köşeyi okuyup da Foster'ın lezbiyen olduğunu bilmeyen varsa parmak kaldırsın ve derhal koşup geydar'ına ince ayar yaptırsın.)
 
8 Oscar adaylı "Akıl Oyunları" filminde hayatı anlatılan nobelli paranoyak şizofren matematik dehası John Nash de biseksüeldi. (Her ne kadar filmde buna uzaktan yakından dokunmamayı seçmişlerse de!) Yani eşcinsellikle IQ ve başarılı olma azmi arasında doğru bir orantı görüyorum ben, belki de azınlık psikolojisiyle ilgili bir şeydir, dünyanın diğer en başarılı ve ünlü insanlarının Yahudilerden çıktığını da biliyoruz sonuçta. Kadınlar da lezbiyen olmayı kabul etmekle bile heteroseksist düzenin ne kadar tersine bir yol alındığını gösterir ki bu bile başlı başına belli bir zekânın üstünde olmayı gerektirir. Normal zekâda bir kadın niye durup dururken hayatı kendine bu kadar zorlaştırsın ki değil mi? Evet, artık kendi kendimize sarılarak sevinç naraları atabiliriz, eşcinseliz ve daha zekiyiz, heyoo!
 
Ama öyle değil işte. Başka kanıtlar da eşcinsellerin, özellikle lezbiyenlerin dünyanın en enayi, en şapşal, en salak insanları olduğunu gözler önüne seriyor, özellikle de duygusal zekâ söz konusu olduğunda. Bu salak lezbiyenlerin önde gideni olarak kendimi ve yakın birkaç arkadaşımı örnek gösterebilirim. Bizim gibiler değmeyecek, manasız bir takım kadınların peşinde pervane olup öyle bir döneriz ki bu milenyumda nobel ödülü alacak kadar başka herhangi bir şeye konsantre olmamız mümkün değildir. Ancak manasız kadınların peşinde manasızca hayatı boşa harcamak dalında nobele aday gösterilebiliriz. Sonuçta itilir, kakılır, horlanır, platonik aşkımızla yapayalnız kalırız ve nobelleri geylerle travestiler kapar. Bu biraz da kadınlık durumuyla ilgili elbette. Erkekler ve geyler genellikle belden aşağılarıyla hareket ederken biz şapşallar yüreğimizle filan hareket etmeye çalışır, bu saçma girişimin sonunda da her daim babayı alır ama asla uslanmayız.
 
Enayi arkadaşım 1,5 yıldır bir kadınla beraber ve kadına körkütük aşık. Kadınsa beraber oldukları günden beri sadece bizimkine yalan söylemekle meşgul. Onu eski sevgilisiyle, yeni bulduğu bir takım adamlarla aldatıp durdu, aldatmadığı zaman da aldatıyormuş gibi yapıyor. Bir kere hep erkek buluyor, bizimki de bunun nispeten iyi bir şey olduğunu düşünüyor. Onun pipisi yok ya! Pipiler de biliyorsunuz, her kadının ihtiyacı, zavallı heterocuk (!), ne yapsın? Sonuçta o kadar rest çekip geri döndü, o kadar kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırıp nedamet getirdi ki, sırf lezbiyen bir ilişki yaşamaktan ve nihaî olarak lezbiyen damgasını yemekten korktuğu için pipilerle haşırneşir olmaya çalışan sevgilisi artık onu zerre kadar takmıyor. Çantada keklik durumu yani, bildiğini okuyor, böylece asla lezbiyen olmadığını (!) da kendine kanıtlamış oldu. Ben arkadaşımı bütün yeryüzündeki lezbiyenlerin yüzkarası ilan ettim ve böyle bir kadına bu kadar paye verdiği için ona acayip sinir oluyorum, boğmak istiyorum onu.
Bu kadar kızıyorum çünkü bana kendimi hatırlatıyor. Ben de az mı kapıldım patolojik yalancı yiyicilere, az mı peşinden dolandım tırnağım olamayacak kadınların peşinde? Tek tesellim o Meltem'le yaşadığım son saçmalıktan sonra çok açık ve net bir şekilde durumumun patetikliğini görmüş olmam. Türkiye'de lezbiyenler genellikle çok fazla seçenekleri olmadığını düşündükleri için her kadına asılır, ilk bulduklarını da ellerinden kaçırmamak için köpek olurlar, ben bu duruma çok üzülüyorum. Lezbiyenliği bir kimlik olarak benimsemiş ve özgürce yaşayan kadınların böyle zayıflıklara uzun süre sevgilisiz kalmak uğruna asla düşmemeleri gerektiğini düşünüyorum. Herkesin başına gelir, bir gün bir bakarız, yıllarımızı anlamsızca hiç değmeyecek birinin kuyruğunda boşuna tüketmişiz. Ama lezbiyenlerde bunun bir "pattern"a dönüşmesi ürkütücü olan. Ne yani ya! Biz nobel alabilecekken saçmasapan kadınların fantezilerini süslemeye mi harcıycaz hayatımızı? O bakımdan geylere çok imreniyorum. Sırtlarına hastalıklı bagajlar yüklemeden canlarının istediğiyle canlarının istediği gibi yatıp kalkıyorlar. Cinsellikle aşkı, cinsellikle duygusal bağımlılığı birbirinden ayırıyorlar. Ben ayrıldığı sevgilisinin arkasından bir haftadan fazla ağlayan ve hemen yeni birini bulup yeniden mutlu olmayan çok az gey gördüm. Ama eski sevgililerini yıllarca unutamayan (Buna ben ve anılarını okuduysanız en "gey" davranışlı lezbiyenlerden biri olan Güner Kuban da dahiliz) çok lezbiyen gördüm.
 
Yani ben daha fazla gereksiz acılar çekmek istemiyorum, hiçbir lezbiyenin de çekmesini istemiyorum. Madem akıllı geçiniyoruz, nobele ağırlık verelim arkadaşlar.

 
Haftanın müziği: Beethoven- Sonata Pathetique.
Haftanın filmi: A Beautiful Mind (Deha-deli ve arasındaki çizgi ve bunun eşcinsellere uygulanabilirliği açısından okuyunuz filmi)
Haftanın yemeği: Pahalı olduğu ve rejimde olduğum için yiyemediğim ama rüyalarıma girip duran minik pirinçli çiğ balıklar, yani Sushi.
 
Zeynep Aksoy
minidev.com

************
Bir yorum:
Yazinizi sonuna kadar okumaya tahammul etmek zor.
Escinsellere karsi filan degilim, onlarin cinsel tercihi onlari ilgilendirir. Elbetteki aralarinda bilim adamlari, sanatcilar, politikacilar, sporcular, her kategoriden insanlar vardir.Zekanin sevyesini, becerisini, insanlarin cinsiyeti yada cinsel yasantisi ile olcmeye kalkmak aptalliktir.

Can Yucel, kafini sozunu esirgemeyen bir sairimizdi.
Murat han Mungan icin; "onun iyi bir sair oldugunu biliyorum ama iyi bir sair olmak icinde illede i..e olmak gerekmiyor" demisti.
 
Sizin yazinida ise oyle bir hava estirilmiski, basarili olabilmek icin, nobel odulıu alabilmek icin, sanki escinsel olmak gerekiyormus gibi clakalem duz gidilmis.Escinselligin militanligini yapmaniza, bir meziyetmis gibi gostermenize  hic gerek yok.Bunun bir meziyet oldugunu dusunen varsa sorarim; "evlatlarinin escinsel olmasini isterlermi?" diye..
Y.Demir.
----------
Bu yazıda bır lezbıyenın ve toplumlara gore aykırı bır ınsanın dusuncelerıne yer verılmıs.

Bu yazıyı gruba gonderırken de kımsenın bunları dogru kabul etmesını veya bu yazıdan etkılenerek
escınsel olmayı ısteyeceginı dusunmedım.

Elestiri yapacaksanız yazıya yapın lutfen,yazıyı gonderene veya yazıyı yayınlayana değil.Escınsellıge bakıs acım sızlerden farklı olabılır,sızler gıbı bu ınsanlara öcu gıbı bakmayabılırım.

Butun yazılar gonderen kısılerın ılle de ıbne lezbıyen veya orospu olmaları gerektıgını de sızın gıbı dusunmuyorum.
Bır sorunu cozmek veya sorunlar hakkında yazı yazmak,fıkır beyan etmek ıcın ılle de o sorunun bır magduru mu olmak gerekır?Ayrıca duzgun ınsan olmamın bu yazı ıle ne alakası var?
Sızler ne kadar duzgunsunuz?
Duzgun olmanın kıstasları nelerdır?
ICE TEA

ahmetdursun:
ÇALI DİBİ SEX, NAMUS BEKÇİLERİ,FİLLİ LİVATA VE SOĞAN

Şimdi bu dört terimin birbiriyle ne alakası var diyeceksiniz.

Tabii ki haklısınız.
Hadi çalıyı anladık, sexte tamam, peki soğan da neyin nesi değil mi?
İzah etmeye çalışayım.

Öyle bir zihniyet var ki, akıllara durgunluk veriyor.
“Apronda deve”den tutun da çalı dibinde sex konusuna kadar tümü bunların vazife alanında.

Bilim falan hak getire.

Varsa yoksa milletin namus bekçiliğine soyunan bir kısım kendini bilmez, aklı evvel ile karşı karşıyayız.
İşleri güçleri bacak arası.

Yani ülkenin tüm işleri bitmiş tek sorun milletin namus bekçiliği kalmış.
Yahu bre densizler, bu konuda haklı dahi olsanız haksız olduğunuzun farkında olamayacak kadar başınız kumda gömülü mü?

Haklı olmak ayrı bir şey, haklı iken haksız olmak ayrı.
Tabii ki terörü de bu bağlamda değerlendirmekte fayda var. Zira yiğidi öldür ancak hakkını yeme derler ya.
İşte tam da öyle bir konu bu.

Doğu"ya gelmiş geçmiş tüm iktidarlar yatırım yapmamış, üstüne üstlükte teşvik dahi vermemiş, ön ayak dahi olmamış.

Sonuç ne olmuş?
Doğunun insanı aç, aç, aç.
Terör örgütleri de elindeki malzemeyi kullanmış.
Hala da kullanıyor.
Peki suçlu kim?
Devletin elini uzatamadığı yere kim elini uzatır?
Sen çocuğuna sahip çıkmaz isen kim sahip çıkar?

Tabii ki görünen köy kılavuz istemez.
İşte bu zihniyet ile yeni olduğu iddiasında bulunan ancak, yıllardır egemen zihniyet ile aynı özelliği gösteren fakat bazı ince ayrım (nüans)da dahi olsa farklı olan bir başka açı sergilemeye çalışan lakin başarılı olamayınca da tıpkı terör örgütlerine kaptırdığı vatandaşı gibi Fuhuş sektörüne kaptırılan bir olgudan bahsediyorum.
Daha fazla açmaya gerek var mı?

Yani değişik ifade ile sen ilk mektepten bu yana çocuklarını boş eğitimler ile oyala, not olarak 2 ile ders geçirmeye seyirci kal, hatta destek ol ve bu boş insanları da üniversite kapılarında eğlence olduğunu bile bile boşuna oyala.

Sonuç?
Koskocaman bir hiç.
Doğu’da nasıl ki iş, aş bulamayan terör örgütüne yem oluyor ise, şimdi de büyük şehirlere gelen ve çalı dibinde fuhuş yapanlar da aynı yolun yolcusu değil mi?

O fahişe dediğiniz belki de bu damgayı yapıştırmaya çalışanlardan daha namuslu ancak yoksulluk ispata engel oluyor ise suçlusu onlar mıdır?

Fuhuş ile terörün farkı var mı?
Her ikisi de kazanmak için çaba sarf etmiyor mu?
Birisi efendisi olan ülkelere, diğeri de yine efendisi olan satıcılarına kazandırmak için tüm bedenlerini ortaya koymuyor mu?

Peki sorarım?
Bu zamana kadar Doğuyu ihmal edenler kazandı mı?
Hayır diyorsunuz değil mi?

Çünkü yaklaşık her gün ABD’nin köpekleri bir evladımızı şehit ediyor ve biz de hamaset ile avunuyoruz.
Peki şimdi sorarım.
Tıpkı bu terör batağı gibi bu Fuhuş batağını da kurutmanın kesin ya da imkânsızlık yolunu sadece ve sadece çalılara mı yıkıyorsunuz?

Aferin yani.
Gerçekten de 1938 den bu yana, hatta 1922 den bu yana yapılan aynı, söylenen aynı.
Buradaki 1922 tarihi dış güçlerin karar aldığı tarihi kastetmektedir.

Ahmet Dursun bu tarihi acaba yanlışlıkla mı yazdı denmesin diye belirtiyorum.

Şimdi başlıkta ki soğan da neyin nesi diyeceksiniz elbet ki.
Şu namus bekçiliğine soyunanların mantığını anladık ise devam edelim.
Eğer ki doğunun gelişmemişliğini coğrafya ile izah etmeye kalkanlar var ise yanılıyorlar.
Zira bir evvel ki yazımda Müslim coğrafyasının bu zavallılık nedenleri hakkında bir yazım vardı. Coğrafya konusunu bizzat incelemiş idim. Bu ondan biraz farklıdır. Bu nedenle söylüyorum.

Gelelim soğan kısmına.
Eğer ki namus tanımı yapmaya kalkarsak; eskilerden yani bizim çocukluk dönemlerimizde namus, ağızdan çıkan söz, söze güvenilirlik, sözüne sadakat vs... gibi unsurlar içeriyor idi.

Şimdiler de ne hikmet ise namus ne yazık ki bir unsura bağlanmış durumda.
Bu da kendini Müslim diye (Tabii ki sahte Müslüman, tüccar ve saf inançlı demek istiyorum) vasıflandırmaya çalışanların akıl ya da meta zoru ile topluma kabullendirmeye çalıştıkları olgudur.

Bu olgu ne yazık ki kızlık zarı denen boş işlerden oluşmuştur.

Neden boş işler diyorum?
Çünkü hukuki terim olarak yazmak zorundayım, Fiili Livata içeren unsurlarda kızlık zarı denen nesne hâlihazırda kocası olacak eblehe amade hizmettedir.

Lakin dünyadan haberi olmayan bu şahıs, muhterem zevcesini hala bakire sanacak kadar hem beyni hem de vücudu bakirdir.

Not: Bakir; erkek için kullanılan bir terimdir.
Eh şimdi sorarım sizlere bu zevat acaba neyin bekçiliğini yapmaktadır.
"Bir adet zar"ın mı?
Bu konuda itirazı olan varsa buyursun.

Hani İslam geleneğinde de mevtayı defin işleminden geçirirken söylenir ya, Er kişi, Hatun kişi niyetine...
Ayrıca da farkında iseniz babasının adı ile de anılmaz.

Yani Ayşe’den olama, Fatma’dan olma ya da; Ayşe oğlu, Ayşe Kızı vs... gibi annesinin belli olduğu varsayımı ile hareket edildiğine göre...

Daha uzatmaya gerek var mı?
Zira okuyucularım eleştiriyor.
Çok uzun yazıyorsun ve sıkıcı oluyor diye...
Bu nedenle son olarak şunu diyorum.

Dünyada namus eğer ki zar ile kıstas edilecek ise, tanrının en namuslu yarattığı varlık sanırım ki Soğan olmamalı idi.

Zira her katında bir zar vardır.
Gerçi bu konuyu bu denli basite indirgemek istemez idim. Lakin bu denli basit düşünenlere de ancak bu denli basit yanıt vermek sanırım ki uygun düşüyor.

Özet olarak; soğan kadar beyni olmayanların soğandan fazla değerli olmadığı bir ülke dileklerimle...
Tanrı şeytanın ısrarcılığından korusun.

Saygı ile...

26.6.2007

Ahmet Dursun

Transpersonal psychology (ben ötesi psikoloji), Eşcinsellik

Yobazlar okusun; Kız çocukları da yangından kaçabilecek

Üç yılda 1.700 çocuk anne oldu! Başörtülü cumhurbaşkanı da olur.

AKP gençlik kamplarında eşcinsel, lezbiyen ilişkiler mi yaşanıyor?

Oğlancı ve lezbiyen liseler istendi.

Lezbiyenlik yasallaşıyor mu? Neden kızlara özel Lise?

Ensest-Eşcinsel araştırmalar dosyası...

"Rüyada nikahlandık" diyerek 10 yaşındaki kızı istedi!

HATAY'DAKİ KIZILAY KAMPLARINDA TECAVÜZE UĞRAYAN KADINLAR

Zihinsel engelli 2 kız çocuğuna, taciz ve tecavüz.

Gelin Çocuklar! Çocuk gelinler...! Yani tecavüzler...

Kur’an-ı Kerim’e göre kız çocuklarının kucağa oturma şekilleri mi vardır?

AKP döneminde sübyan istismarı neden arttı?

Karınızı peşkeş çekme yasallaşsın mı istiyorlar? Hüllene sahip çık ne demek?

NAMUS Kavramı ve Türkiye'de Anlamı

"Helal genelev" projesi ortalığı karıştırdı! Eş cinsel camisi açıldı.

Bakire kafesi, Namus Fitnesi Mut'a.

AKP-Almanya’da ‘muta nikahı’ kavgası!

Tango festivaline karşı 'zina' diye kampanya başlattılar! Tango zinaysa, bu ne peki?

Helal Kesim Kandırmacası.

Akıllı erkek ZİNA yapmaz, TECAVÜZ eder.

Dünyada ve Türkiye'de tecavüz Mahkemelerce Kutsallaştırılıyor.

Prof. Dr. Abdülaziz BAYINDIR evlatlıkla evlenmek caiz midir?

AKP döneminde sübyan istismarı neden arttı?

İslâm Hukuku'nda Hülle ve Misyâr nikâhı.

'Çok eşlilik yasal olsun!'

Siz doğru sevişme, doğru namaz öğrenirken PKK Adana'da Özel Okul Açtı!

Girit'teki Ortodoks kadınlarının giyim şekilleri.

Ezân sesi rahatsız edici mi?

***

Bodyguard'sız vajina olmaz! 
Namus lakırdısı klasik bir lakırdıdır. Ancak tahmin edersiniz ki, yazarınızın eşine az rastlanır üslubu ve amuda kalkmış bakış açısıyla tepkimeye girdiğinde, mevzuu illa ki ilginç mecralara akacaktır.

Böyle olacağına "namusum üzerine" yemin edebilirim. Denemesi bedava! 

Malumu bir de ben ilan edeyim ki sağlam olsun: Dişi kişilerin namusunu bozmak, onarmak, kirletmek, temizlemek, kollamak ve korumak er kişilere tahsis edilmiş bir misyondur. Bu saydığım edimleri bir dişinin tek başına becermesi imkânsız değildir ama marjinaldir.

Gerçi "bozulma, kirlenme" gibi eylemleri tek başına becerememesi, dişiyi asla suçsuz kılmaz. Zira olayın bir yerinde ya bir kuyruk sallama, ya bir göz süzme, ya bir kırıtma girişimi mutlaka vardır ve bu girişimler çok büyük suçtur. Eh bir de üstüne "mundar olmak" gibi durumlar eklenince, affedilecek gibi değildir hani! 

Peki neden erkekler kendilerine ait olmayan ve kendi tasarruflarında olmayan "organlar" üstünde hak ya da sorumluluk iddia ederler? Babama ne mesela benim namusumdan? Yahut Belma’nın abisinin işi gücü yok mudur ki, Belma’nın "bilmem neresinin" güvenliğini düşünsün? 

Nedir kuzum erkeklerin başındaki bu bela? Kızının namusu, karısının namusu, bacısının namusu... O da yetmez komşu kızının namusu, yengesinin namusu, baldızının namusu, ninesinin namusu, ebesinin... Örekesi... 
* * *
Efendim, Türk tipi klasik aile hiyerarşisinde, baba-kız ilişkilerinden başlar bu koruma-kollama tripleri. Bakınız baba-kız ilişkileri şu minvalde seyreder: 

Küçük kız çocukları, önceleri babalarının göz bebeğidir. Anneler, kız çocuklarının boklu bezleriyle, mızmızlanmalarıyla ve diğer ihtiyaçlarıyla saçlarını süpürge ederken; babalar sadece sevmek ve onların cilvelerinden eğlenceler yaratmakla meşguldür. Hele bir de kızları akşam eve döndüklerinde terliklerini getirecek kadar büyümüşse, babanın keyfine diyecek yoktur. Küçük kızı büyümüş, babasına hizmet etmeye bile başlamıştır. Eh, fazla hizmetli göz çıkarmaz değil mi? 

Kız çocuğu biraz daha büyüyüp serpilmeye başlayınca, işlerin rengi değişiverir. Önceleri övünç ve sempati kaynağı olan cilveler tehlike arz etmeye başlar. Baba lugatında "serpilmiş kız" demek, namusu korunması gereken "bir şey" demektir. Çok tehlikelidir. Derhal güvenlik artırılmalıdır. 

Küçük yaşlarda anneleri tarafından terbiye edilip, babaları tarafından şımartılan kız çocuklarının terbiye işi, ergenlikle birlikte babaya devredilir. Namus bekçiliği vakti gelmiştir. 

Bu durum, "kız çocuk" evlenene kadar sürer. Ne zaman ki "kız çocuk" evlenir ve başka bir erkeğe teslim edilir, işte o zaman kız babaları rahata erer. Baba emekli olur, yeni namus bekçisi (koca) nöbeti devralır. 

Kadın kısmının illa ki bir tane namus bekçisi olmalıdır vesselam. Bu görev, bekârken babalar ya da ağabeylere, evlendikten sonra da kocalara düşer. Kadınların "şeyi" sonsuza kadar en az 1 bodyguard tarafından korunmalıdır. O kadar kıymetlidir yani! (Eh kıymetli olmasa satınca para etmezdi değil mi? Tamam tamam adileştim, kabul ediyorum.) 
* * *
Evlilik müessesesine bakın, orada da durum tuhaflıklardan ve kavram kargaşalarından kurtulamaz. 

Karı-koca ilişkilerinde namus kavramının en çetrefilli olduğu durum ihanet durumudur. Çünkü "aldatma" konusunda kadın ve erkeğin olaya bakış açısı tamamen farklıdır. 

Evli bir kadın aldatıldığında, öteki kadın için: "Benden daha üstün nesi var ki? Erkek milleti değil mi, hepsinin aklına şaşayım. O meymenetsiz aşüfte için evdeki gül gibi karısını bıraktı" diye düşünür. Ve "öteki kadının kendisinden daha güzel olup olmadığını" merak eder. 

En büyük sorunsalı ise, başka bir kadına tercih edilmektir. Bu duygu onu yer, bitirir. 

Aldatılan bir erkek bunu asla merak etmez. "Acaba onda ne buldu?" sorusu bir erkeğin soracağı soru değildir. Erkek bilir ki, eğer kadın öteki adama gitmişse, öteki adam daha tercih edilir bir adamdır.

Erkeğin sorguladığı ise şudur: "Ama evli bir kadın bunu nasıl yapar?"

İhanete konu olan diğer erkek için de: "Ama o şerefsiz evli bir kadına nasıl sarkar?" diye düşünür. 

Değil mi ki karısı "mundar" oldu, detaya girmez erkek. 

Dava, namus davasıdır artık. Ve düşünülmesi gereken tek şey, "kirlenmiş namusun" nasıl temizleneceğidir. Hanzo olmuş, profesör olmuş hiç fark etmez. Erkeklerin geneli böyle yaklaşır olaya. 

Bu yaklaşım, kadının "MAL" olduğu ve "erkeğe ait" olduğu varsayımından yola çıkıyor elbette. İlginçtir, kadınların da bu yaklaşıma itiraz ettikleri yok gibi. Her ne kadar "özgür ve eşit" olduklarını ifade etseler de, mevzuu "namus" olduğunda özgürlük ve eşitlik ayarlarında bozulmalar oluşuyor. 

Anlayacağınız, teori var ama pratik nanay! 

Eh özgür ve eşit olmak demek karar verme, sorumluluk üstlenme, yaşamı şekillendirme gibi mükellefiyetlerin yarısını da yüklenmek demektir. "Kararları veren, sorumlulukları üstlenen, namusu koruyan bir koç yiğit bulmuşsun, neden dertsiz başına dert alasın ki?" 

Bazen düşünüyorum da, bir kısım kadınların işine mi geliyor acaba "mal" olmak? 
Yazar?

Paylaşım: Handan 
26/6/2007

A. Dursun arşivinden

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git