Gönderen Konu: Eski ARAP toplumunda EŞCİNSELLİK  (Okunma sayısı 1887 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Eski ARAP toplumunda EŞCİNSELLİK
« : Mart 28, 2008, 12:07:23 ÖS »
Kadın gibi giyinmiş ve makyajlı oğlanlar, Afganistan'da ondokuzuncu yüzyıla kadar zengin erkeklerin haremlerinin bir parçasıydılar.
Sir Richard Burton şöyle yazıyor:
"Afganlar büyük ölçüde ticari gezginlerdir. Her bir kervanda neredeyse tümüyle kadın giysileri giymiş oğlanlar ve gençler vardır. Gözleri sürmeli, yanaklarına allık sürülmüş, uzun bukleli, kınalı parmakları, görkem içinde develerini süren bu oğlanlara gezgin karılar denir, kocaları yanlarında sabırla uzun yolculuğa katlanırlar."
http://www.geocities.com/kaosgl/1998/Sayi4748/47810.html

ESKİ ARAP TOPLUMUNDA EŞCİNSELLİK VE İSLAM

Erkek merkezli, çok eşli ve kadınların aşağılandığı Arap toplumu, İslam dininden sonra da özünde aynı kaldı. Arap toplumu İslam’ı coşkuyla kabul ettikten sonra insanların davranışları ahlaki kesinlemelerle kuşatıldı; gerçekte pek fazla değişim olmasa da seks hakkında yazılanlar ve söylenenler değişti.

Muhammet M.S. 570’de Mekke’de doğdu ve 632’de yine orada öldü. Kuran’da Allah’ın insanı topraktan yarattığı yazılıdır, fakat bunun yanında yine Kur'an’da insanın döl damlalarından ve kan pıhtısından yaratıldığı da yazılıdır. İbranilerin Yahova’sının aksine, Allah cinsel bir varlıktır ve İslam sekse büyük değer verir. Üstelik ilk Hıristiyanların çileciliğinin tersine Muhammet bekarlığa karşıydı ve evliliğin tüm erkeklerin yükümlülüğü olduğunu ve Tanrı’nın en önemli emri olduğunu öğütlemişti. Tek eşle yaşayamayan erkekler için çok eşlilik makbuldü. Ancak bir erkek kaç karısı olursa olsun hepsine nezaketle muamele etmeliydi. (Nezaketin nasıl tanımlandığı ise bir başka sorundu.)
Muhammet kadınları etkileyen bazı eski Arap geleneklerinde bir takım cüzi iyileştirmeler yaptı. Kadınlar baba ocağından çeyiz götürme haklarını muhafaza ettiler. Anal ilişki ve oral genital temas için kadınların rızası şarttı. (Ancak kızlar oniki ya da onüç yaşındayken evlendiriliyordu.) Zina ile suçlanan kadının cezası ölümse de, suçlamayı kanıtlamak için dört tanık göstermek gerekiyordu. Kadınlar her zaman erkekler için zararlı olabilecek fazlasıyla erotik varlıklar olarak görülüyordu. Gerek erkekte gerek kadında çıplaklık müstehcendi, ancak bir kadının vücudunun herhangi bir bölümü kocası dışında birisi tarafından görülmemeliydi. Bu yüzden, kadınlar dışarıda tümüyle örtülü halde gezerlerdi. Erkek konuklar eve geldiğinde tüm kadınlar köşeye çekilip, bir perdenin ardında durmak zorundaydılar.

Muhammet’in ölümünden sonra, Arap İmparatorluğu genişledikçe İslam alimleri hadis'lerden hareketle ayrıntılı bir davranış sistemi geliştirdiler. Bu sistemde 600.000 civarında madde vardı ve bunlar doğal olarak sık sık birbirleriyle çelişiyorlardı. Hadis, İslam’da Talmud’un Yahudi toplumunda tuttuğu yeri tutar. Ancak sanılabileceği gibi eşcinselliğin İslam toplumunda sahip olduğu yeri anlamakta pek yardımcı olmaz. Yasaların söylediklerinin aksine toplum kendi bildiğini okumayı sürdürmüştür. Bu tutarsızlık tek tek kişilerin yazılarında da görülebilir. Örneğin 1111 yılında ölen gizemli teolog Gazali aşık olduğu oğlanlara şiirler yazmış, ancak aynı zamanda eşcinselliği şiddetle kınamıştır. Tarihçi ve sosyolog İbni Haldun, bir hayli homoerotik şiirler yazmış, ancak eşcinsel edimlere bulaşanların taşlanması gerektiğini söylemiştir.

Hadis evlilik dışı her tür heteroseksüel ilişkiyi günah olarak gördü (eşcinsellik zina ile eşit düzeyde bir günah olarak görülüyordu), ancak hadis hem çokeşliliği hem de cariye edinmeye izin verdiğinden bir erkek evlilik hayatı içinde çeşit bolluğunu yaşayabilirdi. Ancak etrafta bu bolluğa yetecek sayıda kadın var mıydı?

Arap dili çok zengin bir eşcinsel sözcük dağarcığına sahiptir, bunun içinde erkek fahişeleri anlatmak için kullanılan onlarca sözcük vardır. Cinslerin katı çizgilerle ayrılmaları kesin bir kural olduğundan, erkekler sosyal yaşamlarını diğer erkeklerle birlikte geçiriyorlardı. Eşcinsellik bu durumda olanaklı tek cinsel ifade yolu olmuştur.

Ka’i Ka’us ibn İskender’in 1082 yılında en büyük oğluna bıraktığı "Prensler İçin Ayna" adlı hayat kılavuzunda şunlar yazar: "kadın ya da genç erkek olsun, eğilimlerini bir cinsle sınırlama.... her ikisinden de zevk al." Oğluna bir diğer tavsiyesi ise; vaktini yazın erkeklerle kışın ise kadınlarla geçirmesiydi. Bu kılavuz ince düşünülmüş ve uygar bir metindir ve belki de başka hiçbir şey erkek biseksüelliğinin ne kadar sıradan ve makul görüldüğünü bize böylesine güçlü ve yalın bir dille anlatamaz. Pek çok yazar biseksüelliklerini asla saklamadılar: Onüçüncü yüzyıl Kahire’sinden bir şair Beha Ed-din Zoheir’in metresi dışarı çıkan şairin arkasından "yine ay ve yıldızlar kadar güzel, genç ve istekli bir oğlan bulmaya gitti" diye yakınıyordu.

Arap tıbbı Batı’da çok takdir edilmiş ve pek çok Avrupalı düşünür ve hekimi etkilemiştir. Ancak Hıristiyan tıbbı sonradan Müslüman olan bir Yahudi Samau’al ibn Yahya (ölümü 1180)'nın yaptığı gözlemi pek beğenmiş olamaz. Yahya seçkin erkeklerin hekimlerinin onlara kadınlarla ilişkinin damla hastalığı, basur ve erken yaşlılığa sebep olduğunu söylemeleri üzerine genç erkeklere yöneldiklerini yazıyordu. İslam edebiyatı olgun ve zengin bir erkekle onun buyruğundaki genç bir erkek arasındaki cinsel birlikteliklerin çok yaygın olduğunu ve asla gizlenmediğini ortaya serer.

Bir Dominiken keşişi olan William of Adam Müslümanların şehvete düşkünlüklerinden dehşete kapılmıştı. William of Adam şöyle yazıyor: "Müslüman dininde hiçbir cinsel edim yasaklanmadığı gibi, bunlara bir de izin veriliyor ve övülüyor." Dominiken keşişi Hıristiyan oğlanlarının Mısır'da köle olarak satıldıklarını ve fahişe olduklarından yakınıyordu. Mısır ve İspanya'da yaşayan Yahudiler de oğlancılığa yönelmişlerdi. William şöyle anlatıyor: "İnsan haysiyetini unutan bu Sarasenler, o kadar ileriye gidiyorlar ki, burada erkekler birbirleriyle, erkek ve kadınlar bizim toprağımızda nasıl beraber yaşıyorlarsa öyle yaşıyorlar. "Yine, ilişkide pasif rolü üstlenen olgun erkek hor görülüyor ve bunu açıklama ihtiyacı hissediliyordu" belki de çok fazla haşhaş tüketimi? Ya da Aristo'nun bir takipçisinin yazmış olabileceği bazı genetik nedenler.

Kadın gibi giyinmiş ve makyajlı oğlanlar, Afganistan'da ondokuzuncu yüzyıla kadar zengin erkeklerin haremlerinin bir parçasıydılar. Sir Richard Burton şöyle yazıyor: "Afganlar büyük ölçüde ticari gezginlerdir. Her bir kervanda neredeyse tümüyle kadın giysileri giymiş oğlanlar ve gençler vardır. Gözleri sürmeli, yanaklarına allık sürülmüş, uzun bukleli, kınalı parmakları, görkem içinde develerini süren bu oğlanlara gezgin karılar denir, kocaları yanlarında sabırla uzun yolculuğa katlanırlar."

İslam'ın kadınlara verdiği önem, yine İskender'in, Prenslerin Aynasında özetlenmektedir. İskender, kız çocukları için şöyle yazar:

"Ona, okuma yazma öğretme, bu büyük bir felakettir. Büyür büyümez onu evlendirmek için elinden geleni yap; bir kız için en iyisi hiç varolmamış olmaktır, ancak bir kere doğduysa ya evlendirilmeli ya da toprağa gömülmelidir."

Haremlerin varlığı, kadınlar arasındaki ilişkileri, neredeyse erkek eşcinselliği kadar yaygın hale getirmişti. Lezbiyenlik İslam dünyasındaki erotik yazı ve resimlerde önemli bir yer tutar, ancak yine de hemen hemen tabu sayılan bir konu olmayı sürdürmüştür. Lezbiyenlerin aynı zamanda cadı oldukları fikri, Binbir Gece Masalları'nda yansıtılmıştır. Erkekler en büyük zevklerinde aslında tümüyle lüzumsuz olabileceklerini düşünmekten hoşlanmadıkları için haremlerdeki lezbiyen aşkın göstergeleri gözardı edilmiş olabilir. Bariz biçimde Batı yüzyıllar boyunca haremi şehveni lezbiyen tutkunun bir merkezi olarak gördü. Bir onaltıncı yüzyıl yazarı olan Pierre de Bourdeille, comte de Chasteau-Villain'e ait bir tabloyu tasvir ederken Batı'nın bu düşüncesini ortaya serer: "çok sayıda çıplak, balık etli kadın, hamamda birbirlerine dokunuyor, birbirlerini hissediyor, okşuyor ve sıvazlıyorlar. Ardından birbirlerine dolanıyor, birbirlerini seviyorlar ve tüm saklı güzelliklerini öylesine tahrik edici, zarif ve büyük ustalıkla gösteriyorlar ki. "Bu tür sahneler, elbette ki saçmalıktır. Gerçekte gizli aşıklar fazlasıyla ihtiyatlı davranmak zorundaydılar çünkü, haremler siyasi entrika kaynıyordu. Kadınlar birbirlerinin arkasından her biri kendi oğlunun gelecekte sultan olması için dolap çeviriyorlardı.

Ahmed İbn Yusuf Al Tayfashi (ölüm 1253) Nuzhat-al-Albab'da (Kalplerin Zevki) sefahat konusunda müstehcen bir gözlemler koleksiyonunu, şiirleri ve öyküleri biraraya getirdi. Al Tayfashi eşcinseller ve oğlancılar hakkındaki öykülerle özellikle ilgiliydi. Kitabının altıncı bölümünde eşcinsellerin ve erkek fahişelerin ayırıcı niteliklerini betimler. Onların kitaplar ve şarapla dolu, içinde kumruların ve şakıyan kuşların olduğu nefis evlerinden bahseder. Al Tayfashi eşcinselin birine gözlerini dikip uzun uzun bakmalarından tanınabileceklerini iddia eder. Bu uzun sabit bakışların ardından çoğu zaman göz kırpma gelir. Tipik eşcinselin ince kıllı bacakları vardır ve yürürken elleri ve bacakları salınır. Öykülerin çoğu daha sakalı çıkmamış oğlanların peşinden koşan olgun erkeklerle ilgilidir. Ancak Al Tayfashi kendileri gibi olgun erkekleri arayan erkeklerden de bahseder ve bu insanların soyulma ya da öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya olmalarından ötürü ömürlerinin kısa olduğuna hükmeder. Bazı öyküler hemcins insanların birbirlerini baştan çıkarmalarında övgüyle sözeder. Bunlardan birçoğu oğlanlara ve şaraba düşkün bir şair olan Abu Nuwas hakkındadır. Abu Nuwas'la dalga geçilse de suçlanmamıştır. Diğer öyküler paedophile'yi aşağılık bir insan olarak tanıtır ve biseksüeller "hem incir hem de nar yemeyi seven", kötü şöhretli adamlar olarak anlatılabilecek insanlar diye betimlenir. Güzel bir oğlanın şehvet düşkünü erkeklerin hamlelerinden uzak tutulması gerektiği teması tüm kitap boyunca karşımıza çıkar.

Al Tayfashi'nin kitabındaki öyküler, sonuç olarak eşcinselliğin büyük ölçüde onaylandığının ya da eşcinselliğe kayıtsız kalındığının veya eşcinsellikten iğrenildiğinin "ispatı" olarak kullanılabilir.

Colin SPENCER
KAOS GL
Temmuz-Ağustos 1998
Kaynak:
http://www.geocities.com/IslamPencereleri/eski_arap.htm
----------------------------
Eşcinsellik hakkında bazı bilgiler için bakınız...
http://www.homoloji.com/islam+ve+e%C5%9Fcinsellik.html

****************
Evet, çok iyi bir örnek. Şimdi git gide daha çok sayıda muhafazakar müslümanın kürtaja karşı tavır aldıkları görülüyor, oysa bu sorun müslüman dünyada hiç bir tartışma konusu olmamıştır. Ulema üyelerinin çoğunluğu kürtajın iyi bir şey olmadığını söyleseler de, bu hiçbir zaman merkezi önemde bir sorun olmamıştır ve benim bildiğim kadarıyla da ulemanın çoğu kürtajın bazı durumlarda doğru olabileceğini söylemiştir. Hiçbir zaman Katolik Kilisesi’nin bu konudaki tavrına benzer, dogmatik bir tavra girmemişlerdir. Oysa şimdi muhafazakar müslümanların Katolik Kilisesi’yle aynı tavra girdiği görülüyor. Eşcinsellik konusunda da aynı şey geçerli. Eşcinsellik Müslüman ülkelerde hiçbir zaman bir tartışma konusu olmamış; belki tabiata aykırı fiiller olarak görülmüş, ama modern eşcinsel kavramı, yani özel bir cinsel yönelimi olan biri anlamında asla görülmemiştir. Davranış üzerinden yargılanmış, ama eşcinsellik hiçbir zaman bireyin özüne ait bir mesele durumuna getirilmemiştir, öyle telakki edilmemiştir. Batı’da ise, 19. yüzyılın başından itibaren eşcinselliğin tıbbileşmesiyle birlikte eşcinsellik şahsiyetin bir özelliği haline gelmiştir: Eşcinsel olunup, baskı gerektiren hareketlerde bulunulmayabilir. Şimdi ise Kahire’deki davalarda, Fransa’da PACS üzerine tartışmada, muhafazakar müslümanların eşcinsellik konusunda Katolik bir bakışa yakınlaştığı görülüyor. Eşcinsellerin evlilikleri konusunda da yakın düşünüyorlar.
       Dine hakaret konusunda da aynı durum geçerli: Bradford’daki Müslümanlar Salman Rüşdi’nin kitabını yaktıklarında, Batılı değerlere karşı çıkıştan değildi bu. Ne istiyorlardı? Hıristiyanlığa, özellikle de Anglikan Kilisesi’ne yönelik hakaretleri konu alan Britanya yasasından yararlanmak istiyorlardı. Dolayısıyla, paradoksal olarak, Şeytan Ayetleri’ni yaktıklarında, Batı’ya karşı çıkmak için değil, Batı’daki bir kilise geleneğine dayanarak kendilerine karşı “hakaretamiz” olduğunu düşündükleri bir şeye karşı çıkmak istiyorlardı. Katoliklerle muhafazakar müslümanları yan yana bulduğumuz böyle birçok örnek var: Başörtüsü bir Fransız piskoposunu yerinden sıçratmaz, ama Fransız Sosyalist Partisi’nin bir sorumlusunun saçlarını diken diken eder.

Yazının baştarafı ve kaynak:
http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Interview/Interview.asp?ID=10421

***********************
Vicdanı Hatırlatan Bir Muhalif: Robert Fisk
Batı gazeteciliğinin vicdanı Robert Fisk, Beyrut'daki evinden Radikal gazetesine konuştu. Mahmut Hamsici'nin Fisk söyleşisini naklediyoruz.
http://kayip-babil.blogspot.com/2006/08/vicdan-hatrlatan-bir-muhalif-robert.html
******************
Bu yazının alıntı kaynağı:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3527832/

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
EŞCİNSELLİK
« Yanıtla #1 : Kasım 21, 2008, 09:40:36 ÖS »
Anotomik cinsiyet, doğuştan belirlenir.

Cinsel kimlik, erken çocukluk yaşlarında gelişir.Ergenlik döneminde cinsel yönelim ortaya çıkar. Bu temel yapı üzerinde istemli bir seçimimiz söz konusu değildir.Ancak bu yapının üzerine, cinsel bilgi ve deneyimlerimizi, kişisel değer yargılarımızı ekler, cinsel davranışlarımızı dış dünyadaki olanaklarımıza göre belirler ve cinsel esimizi seçebiliriz.

Escinsellikle ilgili yanlış inanışlar çok yaygın ve abartılı boyutlarda olabilir.Çoğu insanin kafasında kavram kargaşası olmakla birlikte, eşcinsellerin cinsel kimlikleri, anatomik cinsiyetleriyle uyumludur.Bir eşcinsel erkek, aynen heteroseksüel bir erkek gibi, erkek kimliğini benimsemiştir, erkek bedeninde olmaktan, erkek cinsel organlarından memnundur, bunların cinsel işlevlerinden haz alır.

Aradaki tek fark cinsel es seçimindedir.
Heteroseksüel erkeğin cinsel fantezilerinde genellikle kadın bedeni veya kadınla kurulacak cinsel ilişki vardır; eşcinsel erkek, erkek bedenini ve erkekle cinsel ilişkiyi hayal eder.
Heteroseksüel erkek, bir kadını cinsel es olarak ister, bir kadınla cinselliği de içeren bir ilişki yasamak ister, eşcinsel erkek, bir erkeği cinsel es olarak ister, bir erkekle cinsel ilişkiden haz alır ve bir erkekle beraberlik ister.

Eşcinsel kadınlar da heteroseksüel kadınlar gibi, kendilerini kadın hissederler, kadın cinsel organlarının işlevlerinden hoşnutturlar, sadece cinsel eslerinin de erkek değil kendileri gibi bir kadın olmasından cinsel doyum sağlarlar.

Eşcinseller kendi cinslerinden biriyle beraberlik isterler ama bu kendilerini diğer cinse ait hissetmeleri demek değildir. Yani erkek eşcinsel kendini erkek olarak hisseder ve kendisi gibi bir erkekle beraberlik ister. Kadın eşcinsel de kendini kadın hisseder ve kendisi gibi bir kadınla ilişkiye girer.

Eşcinsellerin ait oldukları cinsiyet ve cinsel kimlikleri konusunda olduğu gibi, ilişki biçimleri konusunda da pek çok yanlış inanış vardır.
Cinsiyetimizi, cinsel kimliğimizi, cinsel yönelimimizi istemli olarak seçemeyiz. Ama cinsel davranışlarımızı, genel veya cinsel ilişkilerimizin biçimini belirleyebiliriz. Bunu kendi değer yargılarımıza, yasam koşullarımıza ve olanaklarımıza göre hepimiz farklı şekilde yaparız.
Heteroseksüel veya eşcinsel olalım, kadın ya da erkek olalım,ömür boyu sadece tek bir cinsel esimiz olabilir, yaşamımızın farklı dönemlerini farklı ama hep tek bir cinsel esle geçirebiliriz, ayni anda bir kaç cinsel esimiz olabilir veya sürekli değişen cinsel eslerimiz olabilir. Bu cinsiyetimize, cinsel kimliğimize veya cinsel yönelimimize değil, kişisel kimlik ve kararlarımıza bağlı bir durumdur.

Cinsel olmaktan çok ahlâkî bir seçimdir.
Genellikle eşcinsellerin daha çok es değiştirdiğine, uzun süreli ve doyumlu beraberlikler kuramadıklarına inanılır. Oysa hem heteroseksüel kadın ve erkekler arasında gizli veya açık olarak çok cinsel es değiştirenler hiç de az değildir. Hem de eşcinsel çiftler içinde ömür boyu birlikte yasayanlar, uzun süreli beraberlikler kuranlar, hak elde edebildikleri ülkelerde evlenenler vardır.

Öte yandan heteroseksüel bireylerin çoğunun da sürekli ilişkilerde pek çok sorunları olabilir, doyumsuz ve sorunlu ilişkileri ekonomik nedenlerle, çocukları olduğu için ya da herhangi bir nedenle sürdüren birçok çift de vardır. Elbette eşcinsel çiftler de uzun süreli ilişkilerde, aynen heteroseksüel çiftlerde olduğu gibi, genel veya cinsel iletişime ilişkin sorunlar yasayabilir ve bu sorunlar nedeniyle profesyonel yardim da alabilirler.
İnsanların cinsiyetleri, cinsel kimlikleri,cinsel yönelimleri yasamın başka alanlarındaki işlevlerini doğrudan çok fazla etkilemez. Kadın ya da erkek olalım, heteroseksüel, biseksüel ya da eşcinsel olalım, ayni biçimde kendimize özgü bir insanız.

Okul veya is yaşamımızda iyi / kötü, basarili / basarisiz olabiliriz. İyi bir öğrenci, basarili bir mühendis, saygın bir avukat, becerikli bir tamirci, çalışkan bir esnaf, dürüst bir memur, ünlü bir sanatçı olup olmamamızın, cinsel kimliğimizle de cinsel yaşamımızla da bir ilgisi yoktur.

Kişilerin cinsel yasamı yalnızca kendilerini ve cinsel eslerini ilgilendirir.
ALINTIDIR.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Heteroseksüeller mi güçlü,eşcinseller mi?
« Yanıtla #2 : Kasım 21, 2008, 09:43:02 ÖS »
Heteroseksüeller mi güçlü,eşcinseller mi?

Ertuğrul ÖZKÖK   

Heteroseksüeller mi güçlü,eşcinseller mi?

HASTANENİN hemen girişindeki o heykelin önünden defalarca geçtim. Her geçişimde de dönüp o heykele mutlaka baktım.

Yuvarlak bir havuzun içinde duruyordu.

Bronzdan yapılmış bir heykeldi.

Giacometti'nin insanlarından biraz daha enlice bir erkek.

Dizlerinin üzerine çökmüş ve kollarının arasında bir başka erkek var.

İkisi de çıplak.

Kucaktaki erkeğin bir kolu yana sarkmış. Güçsüzlüğü anlatıyor.

Gözlerinde ise bir başka mana.

Çaresizlik...

* * *

Dünyaca ünlü Cleveland Hastanesi'nin genel cerrahi binasının önündeki bu heykel, her defasında beni etkiler.

Bu heykel neyi anlatıyordu?

Çıplak bir erkek ve kucağında çaresiz gözlerle bakan bir hasta erkek bugün neyi anlatır?

Aklıma AIDS geldi.

Sonra düşünmeye devam ettim.

Niye AIDS?

O binada şifa bulan yüzlerce, binlerce başka hasta var.

Kalp hastaları, sindirim sistemi hastaları ve başkaları...

Öyleyse neden bir AIDS'li hasta heykeli?

AIDS'in özellikle Amerikan aydınları ve sanatçılarında yarattığı özel duyarlılığı biliyorum.

Yakasında kurdele ile Oscar törenlerine katılan sinema oyuncularının, yöneticilerinin fotoğrafları gözümün önünde resmi geçit yapıyor.

Geçen hafta Cleveland'ın ünlü Türk doktoru Murat Tuzcu'yu arayıp ona sordum.

Bana, ''Bir araştırıp hemen size söyleyeyim'' dedi.

* * *

İki gün sonra ondan üç sayfalık bir not aldım.

Bu heykelle ilgiliydi. Bakın benim gördüğüm şey meğer neymiş.

Heykel oraya 1974 yılında konmuş.

Demek ki, AIDS'in gerçek anlamda bir toplumsal sorun olmasından yıllar önce.

Zaten heykelin adı da ''İnsana yardım eden insan''mış.

William M. McVey isimli bir heykeltıraş tarafından yapılmış.

Ben dikkat etmedim, meğer kenarında, saat yelkovanının hareketi yönünde şu üç cümle varmış:

''Hastanın daha iyi bakımı, Onların sorunlarıyla ilgili daha derinlemesine araştırma, Hastaya hizmet edenlerin daha iyi eğitimi.''

Tabii beni en çok etkileyen, o birinci cümle oldu:

''İnsana yardım eden insan...''

Öyleyse niye iki erkek figürü?..

Acaba İngilizce'de ''insan yerine'' kullanılan kelimeden dolayı mı?

Yani ''Man helping man''.

Yoksa erkeğin kucağına bir kadın konduğu takdirde, ''Rüzgár Gibi Geçti'' filminin afişini hatırlatan, başka türlü bir sevgi mi anlaşılır?

Bilmiyorum.

Ama 1974 yılında oraya dikilen bir heykele, bugünün gözüyle baktığımda ben orada ''AIDS'i simgeleyen'' bir heykel görüyorum.

Ne yazık ki AIDS çoğumuzun kafasında hálá sadece eşcinsellere özgü bir hastalığı anlatıyor.

Ama ben bunun bir yararının olabileceğini düşünüyorum.

Çünkü şöyle düşünüyorum.

AIDS'i sadece bir heteroseksüel hastalığı olarak kabul etseydik, acaba onunla mücadelede bu kadar etkili olunabilir miydi?

* * *

Şunu kabul edelim ki, eşcinselliğin günümüzde büyük bir sembolik gücü var.

Sorunlarını ve taleplerini anlatmakta, yerine getirtmekte heteroseksüellerden çok başarılılar.

O nedenle inanıyorum ki, AIDS'in, ''bir eşcinsel hastalığı'' olarak kabul edilmesi, onunla mücadelede hızlı gelişmeler sağlanmasında önemli bir rol oynamıştır.

* * *

Hastanenin kapısındaki o heykele dönersem...

''İnsana yardım eden insan...'' Çok etkileyici bir mesaj. Ama aradan geçen 28 yıl bakın neler yapmış.

Heykel aynı heykel, önünden geçen insanlar belki aynı insanlar.

Ama orada gördükleri şey farklı...

Demek ki sanatçıların o hüznü haklı.

Eser bir kere elden çıktı mı, artık herkesin malıdır...

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
BİR LEZBİYENİN ANILARI
« Yanıtla #3 : Kasım 21, 2008, 09:44:44 ÖS »
BİR LEZBİYENİN ANILARI

Beyinsizlik oyunları

Eşcinsellerin, özellikle de lezbiyenlerin (istisnaların kaideleri kafalarına göre bozup genellikle de bozmadıklarını göz önünde bulundurarak) heterolara göre daha zeki ve daha yaratıcı olduğunu düşünmüşümdür hep. Bu tezimi destekleyecek sürüyle örnek de var üstelik... Dünyaya bir bakınız, sanat başta olmak üzere birçok alanda bir yerlere gelmiş, başarılı olmuş insanların büyük çoğunluğu açık eşcinsel, biseksüel, ya da en azından bir "closet-case"tir. Örneğin geçtiğimiz yıllarda ekonomi nobelini alan dünyaca ünlü bir ekonomi profesörü (adını hatırlayamıyorum) ödülü aldıktan sonra ortadan kaybolup bir süre sonra travesti olarak çıktı ortaya ve kendi tutucu çevresinin bütün dışlamalarına karşın en sonunda kendini bulduğunu ifade etti. Yani başarılı eşcinseller sadece Jean Paul Gaultier ya da Calvin Klein gibi modacılarla ya da Jodie Foster gibi Oscarlı oyuncularla sınırlı değil. (Bu arada bu köşeyi okuyup da Foster'ın lezbiyen olduğunu bilmeyen varsa parmak kaldırsın ve derhal koşup geydar'ına ince ayar yaptırsın.)

8 Oscar adaylı "Akıl Oyunları" filminde hayatı anlatılan nobelli paranoyak şizofren matematik dehası John Nash de biseksüeldi. (Her ne kadar filmde buna uzaktan yakından dokunmamayı seçmişlerse de!) Yani eşcinsellikle IQ ve başarılı olma azmi arasında doğru bir orantı görüyorum ben, belki de azınlık psikolojisiyle ilgili bir şeydir, dünyanın diğer en başarılı ve ünlü insanlarının Yahudilerden çıktığını da biliyoruz sonuçta. Kadınlar da lezbiyen olmayı kabul etmekle bile heteroseksist düzenin ne kadar tersine bir yol alındığını gösterir ki bu bile başlı başına belli bir zekânın üstünde olmayı gerektirir. Normal zekâda bir kadın niye durup dururken hayatı kendine bu kadar zorlaştırsın ki değil mi? Evet, artık kendi kendimize sarılarak sevinç naraları atabiliriz, eşcinseliz ve daha zekiyiz, heyoo!

Ama öyle değil işte. Başka kanıtlar da eşcinsellerin, özellikle lezbiyenlerin dünyanın en enayi, en şapşal, en salak insanları olduğunu gözler önüne seriyor, özellikle de duygusal zekâ söz konusu olduğunda. Bu salak lezbiyenlerin önde gideni olarak kendimi ve yakın birkaç arkadaşımı örnek gösterebilirim. Bizim gibiler değmeyecek, manasız bir takım kadınların peşinde pervane olup öyle bir döneriz ki bu milenyumda nobel ödülü alacak kadar başka herhangi bir şeye konsantre olmamız mümkün değildir. Ancak manasız kadınların peşinde manasızca hayatı boşa harcamak dalında nobele aday gösterilebiliriz. Sonuçta itilir, kakılır, horlanır, platonik aşkımızla yapayalnız kalırız ve nobelleri geylerle travestiler kapar. Bu biraz da kadınlık durumuyla ilgili elbette. Erkekler ve geyler genellikle belden aşağılarıyla hareket ederken biz şapşallar yüreğimizle filan hareket etmeye çalışır, bu saçma girişimin sonunda da her daim babayı alır ama asla uslanmayız.

Enayi arkadaşım 1,5 yıldır bir kadınla beraber ve kadına körkütük aşık. Kadınsa beraber oldukları günden beri sadece bizimkine yalan söylemekle meşgul. Onu eski sevgilisiyle, yeni bulduğu bir takım adamlarla aldatıp durdu, aldatmadığı zaman da aldatıyormuş gibi yapıyor. Bir kere hep erkek buluyor, bizimki de bunun nispeten iyi bir şey olduğunu düşünüyor. Onun pipisi yok ya! Pipiler de biliyorsunuz, her kadının ihtiyacı, zavallı heterocuk (!), ne yapsın? Sonuçta o kadar rest çekip geri döndü, o kadar kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırıp nedamet getirdi ki, sırf lezbiyen bir ilişki yaşamaktan ve nihaî olarak lezbiyen damgasını yemekten korktuğu için pipilerle haşırneşir olmaya çalışan sevgilisi artık onu zerre kadar takmıyor. Çantada keklik durumu yani, bildiğini okuyor, böylece asla lezbiyen olmadığını (!) da kendine kanıtlamış oldu. Ben arkadaşımı bütün yeryüzündeki lezbiyenlerin yüzkarası ilan ettim ve böyle bir kadına bu kadar paye verdiği için ona acayip sinir oluyorum, boğmak istiyorum onu.

Bu kadar kızıyorum çünkü bana kendimi hatırlatıyor. Ben de az mı kapıldım patolojik yalancı yiyicilere, az mı peşinden dolandım tırnağım olamayacak kadınların peşinde? Tek tesellim o Meltem'le yaşadığım son saçmalıktan sonra çok açık ve net bir şekilde durumumun patetikliğini görmüş olmam. Türkiye'de lezbiyenler genellikle çok fazla seçenekleri olmadığını düşündükleri için her kadına asılır, ilk bulduklarını da ellerinden kaçırmamak için köpek olurlar, ben bu duruma çok üzülüyorum. Lezbiyenliği bir kimlik olarak benimsemiş ve özgürce yaşayan kadınların böyle zayıflıklara uzun süre sevgilisiz kalmak uğruna asla düşmemeleri gerektiğini düşünüyorum. Herkesin başına gelir, bir gün bir bakarız, yıllarımızı anlamsızca hiç değmeyecek birinin kuyruğunda boşuna tüketmişiz. Ama lezbiyenlerde bunun bir "pattern"a dönüşmesi ürkütücü olan. Ne yani ya! Biz nobel alabilecekken saçmasapan kadınların fantezilerini süslemeye mi harcıycaz hayatımızı? O bakımdan geylere çok imreniyorum. Sırtlarına hastalıklı bagajlar yüklemeden canlarının istediğiyle canlarının istediği gibi yatıp kalkıyorlar. Cinsellikle aşkı, cinsellikle duygusal bağımlılığı birbirinden ayırıyorlar. Ben ayrıldığı sevgilisinin arkasından bir haftadan fazla ağlayan ve hemen yeni birini bulup yeniden mutlu olmayan çok az gey gördüm. Ama eski sevgililerini yıllarca unutamayan (Buna ben ve anılarını okuduysanız en "gey" davranışlı lezbiyenlerden biri olan Güner Kuban da dahiliz) çok lezbiyen gördüm.

Yani ben daha fazla gereksiz acılar çekmek istemiyorum, hiçbir lezbiyenin de çekmesini istemiyorum. Madem akıllı geçiniyoruz, nobele ağırlık verelim arkadaşlar.
ICE TEA iletisinden ALINTIDIR.
************
Bir yorum:
Yazinizi sonuna kadar okumaya tahammul etmek zor.
Escinsellere karsi filan degilim, onlarin cinsel tercihi onlari ilgilendirir. Elbetteki aralarinda bilim adamlari, sanatcilar, politikacilar, sporcular, her kategoriden insanlar vardir.Zekanin sevyesini, becerisini, insanlarin cinsiyeti yada cinsel yasantisi ile olcmeye kalkmak aptalliktir.

Can Yucel, kafini sozunu esirgemeyen bir sairimizdi.
Murat han Mungan icin; "onun iyi bir sair oldugunu biliyorum ama iyi bir sair olmak icinde illede i..e olmak gerekmiyor" demisti.
 
Sizin yazinida ise oyle bir hava estirilmiski, basarili olabilmek icin, nobel odulıu alabilmek icin, sanki escinsel olmak gerekiyormus gibi clakalem duz gidilmis.Escinselligin militanligini yapmaniza, bir meziyetmis gibi gostermenize  hic gerek yok.Bunun bir meziyet oldugunu dusunen varsa sorarim; "evlatlarinin escinsel olmasini isterlermi?" diye..
Y.Demir.
----------
Bu yazıda bır lezbıyenın ve toplumlara gore aykırı bır ınsanın dusuncelerıne yer verılmıs.

Bu yazıyı gruba gonderırken de kımsenın bunları dogru kabul etmesını veya bu yazıdan etkılenerek
escınsel olmayı ısteyeceginı dusunmedım.

Elestiri yapacaksanız yazıya yapın lutfen,yazıyı gonderene veya yazıyı yayınlayana değil.Escınsellıge bakıs acım sızlerden farklı olabılır,sızler gıbı bu ınsanlara öcu gıbı bakmayabılırım.

Butun yazılar gonderen kısılerın ılle de ıbne lezbıyen veya orospu olmaları gerektıgını de sızın gıbı dusunmuyorum.
Bır sorunu cozmek veya sorunlar hakkında yazı yazmak,fıkır beyan etmek ıcın ılle de o sorunun bır magduru mu olmak gerekır?Ayrıca duzgun ınsan olmamın bu yazı ıle ne alakası var?
Sızler ne kadar duzgunsunuz?
Duzgun olmanın kıstasları nelerdır?
ICE TEA

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ÇALI DİBİ SEX,NAMUS BEKÇİLERİ,FİLLİ LİVATA VE SOĞAN
« Yanıtla #4 : Kasım 21, 2008, 10:03:44 ÖS »
ÇALI DİBİ SEX,NAMUS BEKÇİLERİ,FİLLİ LİVATA VE SOĞAN

Şimdi bu dört terimin birbiriyle ne alakası var diyeceksiniz.

Tabii ki haklısınız.
Hadi çalıyı anladık,sexte tamam,peki soğan da neyin nesi değil mi?
İzah etmeye çalışayım.

Öyle bir zihniyet var ki,akıllara durgunluk veriyor.
Apronda deve'den tutun da çalı dibinde sex konusuna kadar tümü bunların vazife alanında.

Bilim falan hak getire.

Varsa yoksa milletin namus bekçiliğine soyunan bir kısım kendini bilmez,aklı evvel ile karşı karşıyayız.
İşleri güçleri bacak arası.

Yani ülkenin tüm işleri bitmiş tek sorun milletin namus bekçiliği kalmış.
Yahu bre densizler,bu konuda haklı dahi olsanız haksız olduğunuzun farkında olamayacak kadar başınız kumda gömülü mü?

Haklı olmak ayrı birşey,haklı iken haksız olmak ayrı.
Tabii ki terörü de bu bağlamda değerlendirmekte fayda var.Zira yiğidi öldür ancak hakkını yeme derler ya.
İşte tam da öyle bir konu bu.

Doğu'ya gelmiş geçmiş tüm iktidarlar yatırım yapmamış,üstüne üstlükte teşvik dahi vermemiş,ön ayak dai olmamış.

Sonuç ne olmuş?
Doğunun insanı aç,aç,aç.
Terör örgütleri de elindeki malzemeyi kullanmış.
Hala da kullanıyor.
Peki suçlu kim?
Devletin elini uzatamadığı yere kim elini uzatır?
Sen çocuğuna sahip çıkmaz isen kim sahip çıkar?

Tabii ki görünen köy kılavuz istemez.
İşte bu zihniyet ile yeni olduğu iddasında bulunan ancak,yıllardır egemen zihniyet ile aynı özelliği gösteren fakat bazı nünans ta dahi olsa farklı olan bir başka açı sergilemeye çalışan lakin başarılı olamayınca da tıpkı terör örgütlerine kaptırdığı vatandaşı gibi Fuhuş sektörüne kaptırılan bir olgudan bahsediyorum.
Daha fazla açmaya gerek var mı?

Yani değişik ifade ile,sen ilk mektebten bu yana çocuklarını boş eğitimler ile oyala,not olarak 2 ile ders geçirmeye seyirci kal,hatta destek ol ve bu boş insanları da üniversite kapılarında eylence olduğunu bile bile boşuna oyala.

Sonuç?
Koskocaman bir hiç.
Doğu'da nasıl ki iş,aş bulamayan terör örgütüne yem oluyor ise,şimdi de büyük şehirlere gelen ve çalı dibinde fuhuş yapanlar da aynı yolun yolcusu değil mi?

O fahişe dediğiniz belki de bu damgayı yapıştırmaya çalışanlardan daha namuslu ancak yoksulluk isbata engel oluyor ise suşlusu onlarmı dır?

Fuhuş ile terörün farkı var mı?
Her ikisi de kazanmak için çaba sarfetmiyor mu?
Birisi efendisi olan ülkelere,diğeri de yine efendisi olan satıcılarına kazandırmak için tüm bedeblerini ortaya koymuyor mu?

Peki sorarım?
Bu zamana kadar Doğu'yu ihmal edenler kazandı mı?
Hayır diyorsunuz değil mi?

Çünki yaklaşık her gün ABD'nin köpekleri bir evladımızı şehit ediyor ve biz de hamaset ile avunuyoruz.
Peki şimdi soraraım.
Tıpkı bu terör batağı gibi bu Fuhuş batağınaı kurutmanın kesinil ya da imkansızlık yolunu sadece ve sadece çalılara mı yıkıyorsunuz?

Aferin yani.
Gerçekten de 1938 den bu yana,hatta 1922 den bu yana yapılan aynı,söylenen aynı.
Buradaki 1922 tarihi dış güçlerin karar aldığı tarihi kastetmektedir.

Ahmet Dursun bu tarihi acaba yanlışlıkla mı yazdı denmesin diye belirtiyorum.

Şimdi başlıkta ki soğan da neyin nesi diyeceksiniz elbet ki.
Şu namus bekçiliğine soyunanların mantığını anladık ise devam edelim.
Eğer ki doğunun gelişmemişliğini coğrafya ile izah etmeye kalkanlar var ise yanılıyorlar.
Zira bir evvel ki yazımda Müslim coğrafyasının bu zavallılık nedenleri hakkında bir yazım vardı.Coğrafya konusunu bizzat incelemiş idim.Bu ondan biraz farklıdır.Bu nedenle söylüyorum.

Geleleim soğan kısmına.
Eğer ki namus tanımı yapmaya kalkarsak;eskilerden yani bizim çocukluk dönemlerimizde namus,ağızdan çıkan söz,söze güvenilirlik,sözüne sadakat vs..gibi unsurlar içeriyor idi.

Şimdiler de ne hikmet ise namus ne yazık ki bir unsura bağlanmış durumda.
Bu da kendini Müslim diye(Tabii ki sahte Müslüman demekistiyorum)vasıflandırmaya çalışanların akıl ya da meta zoru ile topluma kabullendirmeye çalıştıkları olgudur.

Bu olgu ne yazık ki kızlık zarı denen boş işlerden oluşmuştur.

Neden boş işler diyorum?
Çünki hukuki terim olarak yazmak zorundayım,Fiili Livata içeren unsurlarda kızlık zarı denen nesne halihazırda kocası olacak eblehe amade hizmettedir.

Lakin dünyadan haberi olmayan bu şahıs,muhterem zevcesini hala bakire sanacak kadar hem beyni hem de vücudu bakir dir.

Not:Bakir;erkek için kullanılan bir terimdir.
Eh şimdi sorarım sizlere bu zevat acaba neyin bekçiliğini yapmaktadır.
Bir adet zar'ın mı?
Bu konuda itirazı olan varsa buyursun.

Hani İslam geleneğinde de meftayı defin işleminden geçiriken söylenir ya,Er kişi,Hatun kişi niyetine.....
Ayrıca da farkında iseniz babasının adı ile de anılmaz.

Yani Ayşe'den olama,Fatma'dan olma ya da;Ayşa oğlu,Ayşe Kızı vs...gibi annesinin belli olduğu varsayımı ile hareket edildiğine göre......

Daha uzatmaya gerek var mı?
Zira okuyucularım eleştiriyor.
Çok uzun yazıyorsun ve sıkıcı oluyor diye...
Bu nedenle son olarak şunu diyorum.

Dünya'da namus eğer ki zar ile kıstas edilecek ise,Allah(cc)nün en namuslu yarattığı varlık sanırım ki Soğan olamalı idi.

Zira her katında bir zar vardır.
Gerçi bu konuyu bu denli basite indirgemek istemez idim.Lakin bu denli basit düşünenlerede ancak bu denli basit yanıt vermek sanırım ki uygun düşüyor.

Özet olarak;soğan kadar beyni olmayanların soğandan fazla değerli olmadığı bir ülke dileklerimle...
Allah(cc)şeytenın ısrarcılığından korusun.
Saygı ile...
Ahmet Dursun
Transpersonal psychology(benötesi psikoloji),Eşcinsellik
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3971.0
************
Bodyguard’sız vajina olmaz! 
Namus lakırdısı klasik bir lakırdıdır. Ancak tahmin edersiniz ki, yazarınızın eşine az rastlanır üslubu ve amuda kalkmış bakış açısıyla tepkimeye girdiğinde, mevzuu illa ki ilginç mecralara akacaktır.

Böyle olacağına 'namusum üzerine' yemin edebilirim. Denemesi bedava! 

Malumu bir de ben ilan edeyim ki sağlam olsun: Dişi kişilerin namusunu bozmak, onarmak, kirletmek, temizlemek, kollamak ve korumak er kişilere tahsis edilmiş bir misyondur. Bu saydığım edimleri bir dişinin tek başına becermesi imkansız değildir ama marjinaldir.

Gerçi 'bozulma, kirlenme' gibi eylemleri tek başına becerememesi, dişiyi asla suçsuz kılmaz. Zira olayın bir yerinde ya bir kuyruk sallama, ya bir göz süzme, ya bir kırıtma girişimi mutlaka vardır ve bu girişimler çok büyük suçtur. Eh bir de üstüne 'mundar olmak' gibi durumlar eklenince, affedilecek gibi değildir hani! 

Peki neden erkekler kendilerine ait olmayan ve kendi tasarruflarında olmayan 'organlar' üstünde hak ya da sorumluluk iddia ederler? Babama ne mesela benim namusumdan? Yahut Belma'nın abisinin işi gücü yok mudur ki, Belma'nın 'bilmemneresinin' güvenliğini düşünsün? 

Nedir kuzum erkeklerin başındaki bu bela? Kızının namusu, karısının namusu, bacısının namusu.. O da yetmez komşu kızının namusu, yengesinin namusu, baldızının namusu, ninesinin namusu, ebesinin... örekesi.... 
* * *
Efendim, Türk tipi klasik aile hiyerarşisinde, baba-kız ilişkilerinden başlar bu koruma-kollama tripleri. Bakınız baba-kız ilişkileri şu minvalde seyreder: 

Küçük kız çocukları, önceleri babalarının göz bebeğidir. Anneler, kız çocuklarının boklu bezleriyle, mızmızlanmalarıyla ve diğer ihtiyaçlarıyla saçlarını süpürge ederken; babalar sadece sevmek ve onların cilvelerinden eğlenceler yaratmakla meşguldür. Hele bir de kızları akşam eve döndüklerinde terliklerini getirecek kadar büyümüşse, babanın keyfine diyecek yoktur. Küçük kızı büyümüş, babasına hizmet etmeye bile başlamıştır. Eh, fazla hizmetli göz çıkarmaz değil mi? 

Kız çocuğu biraz daha büyüyüp serpilmeye başlayınca, işlerin rengi değişiverir. Önceleri övünç ve sempati kaynağı olan cilveler tehlike arz etmeye başlar. Baba lugatında 'serpilmiş kız' demek, namusu korunması gereken 'bişey' demektir. Çok tehlikelidir. Derhal güvenlik artırılmalıdır. 

Küçük yaşlarda anneleri tarafından terbiye edilip, babaları tarafından şımartılan kız çocuklarının terbiye işi, ergenlikle birlikte babaya devredilir. Namus bekçiliği vakti gelmiştir. 

Bu durum, 'kız çocuk' evlenene kadar sürer. Ne zaman ki 'kız çocuk' evlenir ve başka bir erkeğe teslim edilir, işte o zaman kız babaları rahata erer. Baba emekli olur, yeni namus bekçisi (koca) nöbeti devralır. 

Kadın kısmısının illa ki bir tane namus bekçisi olmalıdır vesselam. Bu görev, bekarken babalar ya da abilere, evlendikten sonra da kocalara düşer. Kadınların 'şeyi' sonsuza kadar en az 1 bodyguard tarafından korunmalıdır. O kadar kıymetlidir yani! (Eh kıymetli olmasa satınca para etmezdi değil mi? Tamam tamam adileştim, kabul ediyorum.) 
* * *
Evlilik müessesesine bakın, orada da durum tuhaflıklardan ve kavram kargaşalarından kurtulamaz. 

Karı-koca ilişkilerinde namus kavramının en çetrefilli olduğu durum ihanet durumudur. Çünkü, 'aldatma' konusunda kadın ve erkeğin olaya bakış açısı tamamen farklıdır. 

Evli bir kadın aldatıldığında, öteki kadın için: 'Benden daha üstün nesi var ki? Erkek milleti değil mi, hepsinin aklına şaşayım. O meymenetsiz aşüfte için evdeki gül gibi karısını bıraktı' diye düşünür. Ve 'öteki kadının kendisinden daha güzel olup olmadığını' merak eder. 

En büyük sorunsalı ise, başka bir kadına tercih edilmektir. Bu duygu onu yer, bitirir. 

Aldatılan bir erkek bunu asla merak etmez. 'Acaba onda ne buldu?' sorusu bir erkeğin soracağı soru değildir. Erkek bilir ki, eğer kadın öteki adama gitmişse, öteki adam daha tercih edilir bir adamdır.

Erkeğin sorguladığı ise şudur: 'Ama evli bir kadın bunu nasıl yapar?'

İhanete konu olan diğer erkek için de: 'Ama o şerefsiz evli bir kadına nasıl sarkar?' diye düşünür. 

Değil mi ki karısı 'mundar' oldu, detaya girmez erkek. 

Dava, namus davasıdır artık. Ve düşünülmesi gereken tek şey, 'kirlenmiş namusun' nasıl temizleneceğidir. Hanzo olmuş, profesör olmuş hiç fark etmez. Erkeklerin geneli böyle yaklaşır olaya. 

Bu yaklaşım, kadının 'MAL' olduğu ve 'erkeğe ait' olduğu varsayımından yola çıkıyor elbette. İlginçtir, kadınların da bu yaklaşıma itiraz ettikleri yok gibi. Her ne kadar 'özgür ve eşit' olduklarını ifade etseler de, mevzuu 'namus' olduğunda özgürlük ve eşitlik ayarlarında bozulmalar oluşuyor. 

Anlayacağınız, teori var ama pratik nanay! 

Eh özgür ve eşit olmak demek karar verme, sorumluluk üstlenme, yaşamı şekillendirme gibi mükellefiyetlerin yarısını da yüklenmek demektir. 'Kararları veren, sorumlulukları üstlenen, namusu koruyan bir koç yiğit bulmuşsun, neden dertsiz başına dert alasın ki?' 

Bazen düşünüyorum da, bir kısım kadınların işine mi geliyor acaba 'mal' olmak? 
Yazar?

Paylaşım:Handan 
26/6/2007
http://ahmetdursun374.blogcu.com/bizzat-cali-dibi-sex-namus-bekcileri-filli-livata-ve-sogan_3408968.html

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
HETEROSEKSUELLİĞİN NEDENLERİ
« Yanıtla #5 : Kasım 21, 2008, 10:16:36 ÖS »
HETEROSEKSUELLİĞİN NEDENLERİ

Eşcinselliğin nedenleri konusunda birçok mit vardır ve bugün bile bazıları ısrarla tekrarlanır. Bu mitik bakış açısını alıp, alaşağı edip heteroseksüellere uyguladık. İşte heteroseksüelliğin nedenleri!

Heteroseksüellik ve nedenleri
NEDİR? Heteroseksüellik, insanların karşı cinse karşı yoğun bir duygusal ve cinsel istek duymaları durumudur. Anatomik, psikolojik, sosyolojik ve kültürel sınırlamalar yüzünden ortaya çıkar. Ama birçok heteroseksüel bu durumdan memnundur ve gurur duyar. Heteroseksüellerin çoğunun merakla karışık, arzularını tatminle kafayı bozdukları söylenebilir.

Nedenleri
1) Hormonal dengesizlik: Çok rağbet gören bir teori, heteroseksüellerin seks hormonlarında bir dengesizlik olduğudur. Kadınlık ve erkeklik hormonlarının normal karışımı yerine, heteroseksüellerde ikisinden biri daha fazladır. Bu da onlarda kendi cinsleriyle tam ve tatmin edici bir ilişkiye girme yeterliliği yoksunluğuna yol açar.
2) Ekonomik şartlar: Toplumumuz sadece heteroseksüel çiftlere finansal destekte ve çeşitli teşviklerde bulunuyor. Örneğin anne-baba evlenirken yardım ediyor, bankalar evlilik kredisi veriyor, işyerleri çocuk yardımı yapıyor. Ayrıca evlilikte elektrik, telefon, su faturaları ve diğer taksitler ortak ödeniyor. Bu yüzden gay olmak pahalı ve birçok kişinin gücü buna yetmiyor, heteroseksüel olmak zorunda kalıyorlar.
3) Ölüm korkusu: Heteroseksüel çiftlerin biraraya gelmelerinin altında esasında bir ölüm ve soylarının sona ermesi korkusu yatıyor. Ne pahasına olursa olsun nesillerini devam ettirmek isteyerek, şu anki nüfus patlamasının kontrol edilmeden devamı halinde, dünya çapında ortaya çıkacak kıtlık ve açlığa kayıtsız kalıyorlar.
4) Kültürel eksiklik: Birçok heteroseksüelin kendi vücut güzelliklerinin farkına varma ya da bunu anlama isteklerinin acımasızca bastırıldığı bir ortamdan geldiği anlaşılacaktır. Heteroseksüel erkekler hemen daima, kendilerinin çirkin olduğunu ve güzelliğin sadece kadınlara özgü bir şey olduğunu düşünürler. Birçok akıl hastalığının da kökü bu "kendini reddetme" sendromuna dayanır.
5) Patolojik şartlar: Heteroseksüellerin çoğu "doğuştan" böyle olduklarını iddia ederler. Ne yazık ki bu pek doğru değildir. Straight'lerin cinsel yönelimleri heteroseksüel çevreleriyle aralarındaki iletişimin sonucudur. Yani bunun doğuştan olduğunu iddia edip, kabul etmezler, durumlarının sorumluluğundan kurtulmaya çalışırlar.
6) Sosyal şartlar: Birçok düşüncesiz heteroseksüel, medyanın şartlandırma bombardımanın etkisinde kalır ve sıkıntılı birer stereotip olurlar; yani belirli kalıpların arasında sıkışıp kalırlar. Bu tür insanlara karşı ancak acıma hissedebiliriz. Çünkü kişiliklerinin "evli heteroseksüel çift" idealini benimseyen tarafını reddederler. Bu da onların kendi eşsiz cinsellikleriyle bağlantıyı kaybettiğini gösterir.
7) Çocuklukta yaşanan kötü tecrübeler: Küçükken aynı cinsten biriyle yaşanan kötü bir cinsel deneyim, kendi cinsinden olan herkesi korku yüzünden reddetmeye sebep olabilir. Fakat arzu bilinçaltında devam eder ve heteroseksüel sinir bozukluğu olarak ortaya çıkar.
8) Ailevi problemler: Engellenemeyen birçok heteroseksüel davranış vakasına bakıldığında, anne-babanın da aynı problemden şikayetçi olduğu görülecektir...
İleti:ICE TEA

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ameliyatla Bakirelik Tartışılıyor.
« Yanıtla #6 : Şubat 14, 2009, 01:32:41 ÖÖ »
Almanya'da kadınlara danışmanlık hizmeti veren kuruluşlara kızlık zarını diktirmek için başvuruda bulunan göçmenlerin sayısında artış gözleniyor. Kadın hakları savunucuları halkın bu konuda aydınlatılmasını istiyor.

Almanya’da pazar akşamları en çok seyredilen televizyon programı, Türkçeye ”Olay Yeri” olarak çevrilebilecek ”Tatort” adlı polisiye dizi sayesinde tabu olan bir konu gündeme geldi: Kızlık zarının dikilmesi. Pazar akşamı yayınlanan bölümde evlenmek üzere olan genç bir kadın, ailenin namusunu düşünerek, bakire olmadığını saklamak için kızlık zarını diktirmek istiyor ve bekâret zarını dikmeyi reddeden tıp öğrencisi ablasını öldürüyordu. Bu hayali bir hikâye olsa da kadın hakları savunucuları yaşanan bir gerçeğe işaret ederek, bekâretin ve dolayısıyla kızlık zarının hala önemsendiğine dikkati çekiyorlar. Bekâret muhafazakâr Müslüman toplumlarda olduğu kadar Yahudiler ve hatta bazı Hristiyanlar için de önem taşıyor. Ancak bakire olmamasına rağmen, kızlık zarını diktirmek isteyen genç kadınların çoğunu göçmen kökenli Müslümanlar oluşturuyor.

Kızlık zarını diktirmek isteyenler artıyor
Aile planlaması ve cinsellik konusunda danışmanlık hizmeti veren Pro Familia adlı derneğin Berlin şubesinde jinekolog olarak görev yapan Doktor Jutta Pliefke, kızlık zarının diktirmek için kendilerine başvuranların sayısının arttığını belirtiyor. Pliefke gözlemlerini "bu sadece bizim değil, diğer danışma merkezlerinin de gözlemlediği bir durum, bu yöndeki başvurularda artış söz konusu. Büyük olasılıkla internet ortamında chat yapanlar, kızlık zarının dikilmesi konusunda bilgi alışverişi yapıyorlar ve sonra da bize başvuruyorlar" sözleriyle aktarıyor.

Kızlar zor durumda
Doktor Pliefke, kaç kişinin kızlık zarını diktirmek üzere başvuruda bulunduğuna ilişkin kesin sayı vermenin mümkün olmadığını belirtiyor. Pliefke, bu konuda danışmak isteyen genç kızların kendilerini zor durumda hissettiğine işaret ediyor. Kızların bir bölümünün uzun süren ilişkilerde cinselliği serbestçe yaşadığını belirten Pliefke, çoğunlukla  evlenmeden kısa bir süre önce, evlendikleri zaman bakire olduklarını kanıtlamak zorunda olduklarını fark ettiklerini kaydediyor. Pliefke, "bazı durumlarda ise kızlar cinsel şiddete uğramış, hatta bunu aile içinde yaşamış olabiliyorlar. Ve kızlık zarı yırtılmış olabileceği için de çok korkuyorlar" diyor. 

Kadın hakları savunucuları ikilemde.
Pro Familia derneği ve diğer danışma merkezleri kızlık zarının dikilmesine temelde karşı çıkıyorlar. Ancak bakire olmadığı için ailenin namusunu lekelediği gerekçesiyle, şiddet veya öldürülme tehditi ile karşı karşıya olan kızlara bu konuda yardımcı oluyorlar. Merkezi Tübingen’de olan Terre des Femmes kadın hakları derneği uzmanlarından Sibylle Schreiber, bunun jinekologlar arasında bir tabu olduğunu, bu nedenle kaç doktorun, ne kadar sıklıkla bu operasyonu yaptığına ilişkin sayı bulunmadığını belirtiyor.

"Bu son çare"
Schreiber, kızlık zarının dikilmesinin başvurulacak son çare olduğunu vurgulayarak, sözlerini "bize göre bu sadece kritik durumlarda başvurulabilecek bir yöntem, çünkü genç kızların hayatının korunması gerekiyor, ancak böyle durumlarda bu operasyon yapılabilir. Fakat biz bunun normal bir operasyon gibi görünmesine kesinlikle karşı çıkıyoruz. Çünkü bu ”bakirelik mitini” destekliyor. Çok önemli bir nokta da ki bunun halk arasında çok fazla bilinmediği görülüyor; kızların çoğunda (ilk ilişki sonrasında) kanama görülmüyor" şeklinde sürdürüyor.   

Halkın aydınlatılması şart
Siyblle Schreiber kızlık zarı hakkında genç kızları ve ailelerini bilgilendirmek için kamuoyu çalışmaları yürüttüklerini dile getirerek, bu konuda diğer kuruluşların desteğinin önemine dikkat çekiyor. "Göçmenlere ait sivil toplum örgütleri ile dini derneklerin, kadınların cinsellik konusunda kendi seçimlerini özgürce yapmasını destekleyerek, bunun temel insan hakları arasında olduğunu söylemeleri bizi çok memnun ederdi" diyen Schreiber, böylelikle ”bakirelik miti"nin yıkılabileceğini ve genç kızların kendi özgür iradeleri ile ne yapacaklarına, kiminle evleneceklerine ve cinsel ilişki kuracaklarına karar  verebileceklerini vurguluyor.
11.02.2009 08:42:26 - DW (Alman Radyosu) Türkçe Yayını
***************
5000 yıllık Kadın-Erkek çatışması

Kadına önem verdiğini iddia edeceksiniz,en değerli varlıklarımızdan olarak gördüğünüzü söyleyeceksiniz,sonrada 2.sınıf muameleler...Gerçekten kadınlara sormak gerek,sizler 2.sınıf insanlarmısınız ?Neden kendinize bu türlü uygulamaları reva görürsünüz?
Devamı...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=284.0
-----------
Neden Erkekler On Kadına Birden Yazılırlar(Gider)?
Çorba tabağınıza bir sinek düştü.
Bu çorbayı içermisiniz?

Evet sineği şöylesine atar çorbayı içerim diyorsanız sorudaki yanıtınız evet benim için 10'da 100'de far etmez olacaktır.
Devamı..
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1576.0
------------
KADIN OLMAK SUÇTUR BU TOPLUMDA
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1154.msg1533#msg1533
--------------
RAHİM DAYAĞI,KADER TANRIÇASI(KAHPE FELEK)
http://ahmetdursun374.blogcu.com/6333611/
------------
Transpersonal psychology(benötesi psikoloji),Eşcinsellik
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3971.0
------------
Türkiye'ye hazırlanan tuzağın özetiÖcalan, CIA, Said-i Nursi, cinsel sapkınlık
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1587.0
-------------
Eski ARAP toplumunda EŞCİNSELLİK
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=302.0
-------------
ÇALI DİBİ SEX,NAMUS BEKÇİLERİ,FİLLİ LİVATA VE SOĞAN
http://ahmetdursun374.blogcu.com/bizzat-cali-dibi-sex-namus-bekcileri-filli-livata-ve-sogan_3408968.html

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Namus neremizdedir?
« Yanıtla #7 : Haziran 14, 2009, 11:32:55 ÖÖ »
Namus neremizdedir?

Bekir Coşkun

ASLINDA bu benim açımdan tehlikeli bir yazıdır.

Çünkü ilk yazdığımda Hacıbayram’dan çıkan cemaat camları kırmış ve camların parasını benden almışlardı.


Yine de zaman zaman sormuştum:
“Namus neremizdedir?..”
*
Bacakların arasında mı?..
Yoksa kafada mı?..
Neremizde?..
Diyelim ki sevdiği erkeğin elini tutan, parkta gezen, küçük eteğinin altından bacakları, eteğin üstünden göbeği gözüken mahallenin genç kızı mı namussuz?...
Yoksa ticaret, alışveriş ya da iş adı altında insanları kandıran, alın teri yerine cingözlükle para kazanan mümin kardeşimiz mi?..
Elbette birincisi değil...
Namussuz olan ikincisidir...
*
Yabancı devlet adamlarının “aşkları” medyaya döküldükçe bunu düşündüm.
En son Clinton, Arjantin’de “küresel girişim” toplantısından sonra gittiği gece kulübünde, striptizci kızın poposunu görünce aklına “küresel girişim” geldi...
Ki dansçı kız Rincon, “Başkanın küresel girişimi çok güzeldi” dedi...
(......)
İtalyan Başbakan Berlusconi keza...
Evindeki aşk partisinin üryan fotoğrafları yayınlanınca ve İtalyan medyası fotoğraftakinin başbakanlarının kıçı olup-olmadığının içinden çıkamayınca, konuğu Çek meslektaşı Topolanek çekinmeden atılıverdi ortaya:
“O benim şeyimdir...”
(.......)
Ya da Fransız Cumhurbaşkanı’nın erotik aşkı...
*
Ama tüm bu ülkelerde devlet kademelerindeki hırsızlık-yolsuzluk-soygun, bizim badem bıyıklı kadrolarımıza göre kat kat az...
Ve o toplumlardaki beleşçilik-avantacılık-düzenbazlık da bizim “yüzde 99’u Müslüman” toplumumuzla asla kıyaslanamaz...
Çünkü namus bacak arasında değil...
Ki bu yüzden cami yaptırma dernekleri, tarikat dergahları, şeyhler-hocalar, badem bıyıklar, umre turları, din-iman söylemleri, tesettürler, türbanlar, dini bütün devlet kadroları arasında, kafanızı uzatıp soruyorsunuz:
“Bizi kim soyuyor?..”

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
GERİCİ,özgür kadını istemez.
« Yanıtla #8 : Haziran 14, 2009, 04:34:59 ÖS »
GERİCİ,özgür kadını istemez.


Bekir COŞKUN
13.07.2004/Hürriyet

GERİCİ, özgür kadını istemez.
Çünkü özgür kadın onun sonudur.
Özgür kadın kültür demektir.
Özgür kadın; sanat, resim, edebiyat, kitap, dergi, gazete, heykel, sinema, tiyatro, müzik demektir.
*
Özgür kadın; akıl demektir...
Öyle şeyh-meyh uçmaz...
Özgür kadın dürüsttür.
Şeyh uçmadığı zaman zaten 'Hani uçmadı... Niye uçtu diyecek mişim? ...' der özgür kadın.
*
Özgür kadın; modern yaşamdır.
Çatal-bıçak demektir.
Çağdaş kadın için; insanın karnında zikir edecek diye her gün bulgur yenilmez.
Ne de sadece erkeğin canının istediği bir cuma gecesi sevişmenin kerameti vardır.
*
Özgür kadın temizdir.
Öyle kirli çorapları, kokan ayakları, tıraşsız yüzü, gülyağından parfümü olan erkeği sokmaz yatağına.
*
Özgür kadın demokrasidir.
Köle olmaz.
Mirasını ister, birey olarak tanınmak ister, söz hakkı ister, eşitlik ister.
Dayak yiyip, aşağılanıp, itilip-kakılmak istemez.
*
Özgür kadın çağdaşlıktır.
Çünkü özgür kadının doğurup büyüttüğü çocuklar gericiye asla ümmet olmazlar.
Ne dergahlara müşteri çıkar özgür kadının yetiştirdiği çocuklardan, ne tarikatlara mürit, ne de gericiye oy verecek saflar...
*
Bu yüzden; gerici özgür kadını sevmez.
Kadın özgür olsun istemez.
Ve onu örtmek, kapatmak, susturmak, bastırmak için çarşafa-türbana sarmak ister.
'Türban' diye tutturmaları bu yüzdendir.

Gericinin sonudur özgür kadın...

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Kadına saygı dersi/Oktay Ekşi
« Yanıtla #9 : Haziran 14, 2009, 05:15:29 ÖS »
Kadına saygı dersi

Oktay Ekşi/11 Haziran 2009
AVRUPA İnsan Hakları Mahkemesi, ülkemizi yöneten devleti de, burada yaşayan insanları da “yola getirmeyi” amaçlayan çok önemli bir karar verdi. Kocasının uyguladığı şiddet karşısında, onu korumayan Türkiye Devleti, bayan Nahide Opuz’a tam 36 bin 500 Euro tazminat ödemeye mahkûm oldu.

Demek ki artık ne devletin eski kafası, ne kocanın “Karım değil mi, istersem döver istersem söverim” ilkelliği, ne de “şiddet” kültüründe yetişmiş insanımızın ve özellikle polisimizin zihniyeti kabul görüyor.
Hem Anayasa’ya, “sosyal bir hukuk devleti” olduğunuzu yazacaksınız hem de evde, sokakta, karakolda şiddet uygulanmasına ses çıkarmayacaksınız diye bir şey yok.

Opuz’un olayı bu açıdan hem örnek teşkil edecek kadar çarpıcı:
Kocası denen adamla 1995’te evlenmiş. Ondan üç çocuğu olmuş. Ama o sırada koca dayağından çekmediği kalmamış. Mahkemeye başvurup çare aramış. Ama sonuç alamamış.
Nasıl alsın ki, mahkemenin koyduğu yasağı dinlemeyen kocaya sonunda, 8 taksitte ödemek üzere topu topu 840 lira para cezası vermişler.

Koca yine durmamış. Bıçakla yaralama, fırsat bulunca dövme dahil her haltı yemiş. Nitekim sonunda Nahide Opuz’un annesini öldürmüş. Bunun üzerine ömür boyu hapse mahkûm olmuş ama 2008’de serbest bırakılmış. Yani Opuz yine o Allah’ın belasının insafına terk edilmiş. Neyse ki avukatı konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımış.

Aklımıza “kuzeninin kocasından bir bebeği oldu” diye ailesi tarafından ölüme mahkûm edilince İstanbul’a kaçan ama oradaki saldırıdan yaralı kurtulunca kardeşleri tarafından -devlet korumadığı için- hastanede öldürülen 22 yaşındaki Bitlisli Güldünya Tören geliyor.

Tüm aile içi şiddet olaylarının, töre cinayetlerinin ve şiddet ilkelliğinin kurbanı ve sembolü olan Güldünya…
O olay üzerine yani 2004’ün son aylarında Hürriyet Gazetesi’nin öncülüğünde “aile içi şiddete son kampanyası” başlatıldı. Hürriyet Gazetesi, İstanbul Valiliği ve Çağdaş Eğitim Vakfı el ele verdiler. “Aile içi şiddete son” bilincini yükseltmek amacıyla ardı ardına üç yıl uluslararası konferanslar düzenlediler. Hem faaliyetlerini Avrupa Parlamentosu’na tanıttılar hem de gerek Türkiye’de gerek Avrupa’daki insanlarımız dünyasında 23 bin kişiye ulaşıp onları bilinçlendirdiler.

Bu kampanya olmasa kimse ülkemizdeki ailelerin yüzde 34’ünde fiziksel şiddetin, yüzde 53’ünde sözlü şiddetin yaşandığını bilmeyecekti. Ankara gecekondularında yaşayan kadınların yüzde 97’sinin kocalarının saldırısına hedef olduğunu fark etmeyecekti. Sadece kocaların değil, nişanlı, erkek kardeş, erkek arkadaş gibi mahlukların yüzde 58’inin onları dövdüklerini öğrenemeyecektik.

Bakın daha polis tarafından pataklanan kadınlardan, “hayat kadını” damgası vurularak fotoğrafları medyaya dağıtılan -o fotoğrafları basmak da aynı şekilde ilkelliktir- kadınlardan söz etmedik.
Adana’da karısını sokak ortasında 29 yerinden bıçaklayan kocayı gören ama müdahale etmeyen polis memurundan bu konuda ne bekleyebilirsiniz?

Münevver Karabulut isimli bir kızın öldürülmesi üzerine “Kızlarına sahip çıksalarmış” diyen bir Emniyet Müdürü eğer İstanbul’dan sorumlu ise, kime ne diyeceksiniz?

Ama yine de inanıyoruz… AİHM kararı bugün değilse yarın onların hepsini yola sokacak.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Dinci ve Laik toplumlar da Evlilik ile Cinsellik-LUTAH'ın kitabı.
« Yanıtla #10 : Haziran 26, 2009, 07:39:20 ÖS »
Dinci ve Laik toplumlar da Evlilik ile Cinsellik-LUTAH'ın kitabı.

Bazi Türbanli arkadaslardan duyuyoruz. Laik erkekler eslerini aldatırmıs. Bu tür erkeklerde sadakat olmazmis. Sonra laikligin son kirintilari ve korumalari altinda bize Din TACİRİ toplumlarda yaşananlari kendi ütopyalari anlatıyorlar.
 
Yanıtım şudur. Bize Uydurma Ütopyalarinizdan Bahsetmeyin. Gerceklere bakalim.
 
Bilimsel veriler üzerine gidelim.  Herpes denilen virusal  enfeksiyonlar müslüman ülkelerin kadinlarini daha cok  yikiyor. DANİMARKA , NORVEC ve İSVEC te yok olan bir hastalik neden sözde cok ahlakli ve erdemli bizim toplumlarımızda yaygın. Burada suc müslüman kadinlarin degil ERKEKLERİNDİR. Yazinin devaminda bunlar görülecektir.
 
Neden en cok kapali ve dinci toplumlarda görülüyor ?
 
Dinci toplumlar, kapalilikta, saglikli cinsel egitimin verilmediği, el ele dolasmanin , flortün, askin yasak oldugu  toplumlara bakalim.

Basi acik toplumlara laf ediyorlar.  Sorunlar yok mu var ? Özellikle Avrupa toplumlarına Dizileri izlemisler, Porno Filmleri görmüşler. İyi de Avrupadaki Porno Endustrisinin en büyük müsterisi kimler , hangi ülkeler ?  
 
Konya da ickili restaraunt yoktur. Esiniz ile karsilikli yemek yiyeceginiz yer yoktur. Ama icki tüketiminde birincidir.
 
Sonra basliyorlar. Ahlak kalmamis. En iyi tanidiklari Almanya yi örnek verelim. Orada bir vekil resmi gezideki özel sayılacak otel harcamasini devlete ödetince istifa etmek zorunda kaliyor. Sosyal Devlet olarak hastahanelere Faizcilerden daha cok para gidiyor.  Peki pek müslüman bizim gibi toplumlarda ORMAN yagmalari, sehir talanlari , devlet yagmalari nedir ?  DEVLET MALI DENİZ YEMEYEN DOMUZ a en adi NAMUSSUZLUK olarak bakabilir miyiz ?  
 
Zina ile ilgili 5 ayet var. Ama kul hakki, hirsizlik , el koyma, haksizlik yapmak ile binlerce ayet var.  Neden buna ahlaksizlik gözü ile bakilmaz ?
 
Yok modern erkekler 2,3, 4 hatun ile esini aldatir mis ?
 
Modern ve laik erkekte tam tersi oluyor. Dinci erkekler cok daha acimasizca aldatiyor. Cinselliği yaşamadan evlenen bu insanlar, tensel uyumlarını de cinselliği bilmeden evlenen bu erkeklerde pek cok sorunlar yok mu ?
 
Erkek olarak hepsini biz biliriz.    Severek evlenen bir erkek zor aldatir.  TENSEL uyumu hissetigi zaman evlenir.  Ama tensel uyum yok ise Erkek yok aile baskisi yok mantik ve cikar yok  cemaat iliskileri ile evlenenmis ise bu aldatmalari yapar.  Ne yazik ki bu sorun dinci toplumlarda yaygindir. Cagdas erkek te ayrilabilir. Ama medenice NAFAKASINI verir. Mal varliginin yarisini verir. Kaynasmis Cekirdek ailesini riske atmak, cocugun durumu onu yikabilir.
 
 
Peki DİNCİ lerde bu durum nasil cözülüyor ?
Gezelim tüm İslam ülkelerini. Neler oluyor ?  Asagi da okuyun. Ülkemizde en fazla alkol ve ensest iliskiler muhafazakar kesimde oluyor. En cok cinsel hastaliklar sence Avrupa dami  ? Yoksa İslam ülkelerinde mi ?
 
Gelin Ege nin Ayvalik, Trakya nin, Akdeniz de  modern yasayan gencleri mi daha saglikli yoksa kapali cinselligin bilincli yasanmadigi yasak sayildigi KONYA mi ?
 
Herpes denilen virusal  enfeksiyonlar kadinlarimizi yikiyor.
 
Neden en cok kapali ve dinci toplumlarda görülüyor. Zavalli kadinlar gizli gizli cekiyorlar. Neden Dünya yaygin Rahim Kanseri vakalari müslüman ülkelerde ?
 
Neden yaygin biliyor musun ? Cunku İslam Ülkelerinde GENC erkekler cinsellik egitimi almiyor. Fahiseler kacak calisir. Dinci toplumlarda cok yaygindir. Fahise ortundugunde belli olmaz. Tibbi kontrolleri olmaz. Bunlara biraz uyaniklar ve karisini begenmeyen gider.
 
İran kacak icki ticareti kimin kontrolündedir ? Mollalarin. İRAN da bir ERKEK MUTA nikahi icin kime ciddi paralar verir üstelik resmidir ?
 
Suudi Arabistan Kadın, Uyusturucu Ticareti kimin elindedir ? Dinci yöneticilerin. Özetle Teokrasi yani DİN DEVLETİ oldugunuzda İMAMLAR, ULEMALAR , MOLLALAR bunları da yapmak zorundadir. Yani Kadin satmak, Uyusturucu satmak. İçki satmak.  Engelleyemezler.  Belli kisilerin bunu yapmasina izin vererek kontrol ederler.

Ne yazik ki dinci ülkelerde dinci cemaat toplumlarinda  14-15-16 sinda cinsellige gelmekte olan fakat bilmeyen kendi kendine ögrenmeye calisan GENC ERKEKLERİN cogu ilk cinsel deneyimini erkekler ile yasar. Karsi cinsi görmezler. Ya ensestlik yaygin olur. Yada bu. Bu bir gercek vakadir. Mikrobun kaynagi da budur.  Neden Avrupa da, Ege de Rahim kanseri , HERPES vakalari dindar bölgelere göre daha az.
 
Özellikle sadece kız veya sadece erkeklerin okudugu okullar cok ama cok zararlidir. Bu tür sorunlar yasanir.  
Hep ERKEKLERIN oldugu bir ortamda ERKEKLERIN konusmalari neden belden asagiya kayar ?
Veya SADECE kadinlarin oldugu ortamlarda kadinlar neden birbirleri ile yaris edercesine süslenir ?
 

O yüzden saglikli nesiller icin kizli-erkekli egitim zorunluluktur.  İlla cinsel bir iliski yasamaz. Fakat karsi cinsi görür. Asik olur. Belki bir opucuk, belki sevgili de olabilirler. Cinsel olarak tercihini belirler. Bu dogrultuda yasar. Ailede egitim vermisse. Cok saglikli cinsellik yasar.
 
Buyrun alin okuyun ve degerlendirin..
 
Birleşik Arap Emirlikleri'nde Vedad Lutah adlı kara çarşaflı kadın, cinselliğin tabu olduğu Ortadoğu'nun belki de en cesur kitabını yazdı.

Lutah, yeni kitabında kadın orgazmının önemini ön plana çıkarıyor, her ne kadar eleştirse de homoseksüellik gibi dikenli konulara cesurca el atarak, Araplara geleneklerin cinsel mutluluklarını sınırlamasına izin vermemelerini salık veriyor.

"Çok gizli: Evli Çiftler İçin Seks Rehberi" adlı kitap, Lutah'ın Dubai'nin en büyük adliyesinde aile danışmanı olarak geçirdiği sekiz yıldan hayli renkli bölümler içeriyor.

ÖLÜM TEHDİTLERİ ALDI
Kitap, ocak ayında Birleşik Arap Emirlikleri'nde Arapça basılır basılmaz bir gündeme bomba gibi düştü. Lutah, liberallerden övgüler, kendisini dine küfretmekle suçlayan muhafazakarlardan ise ölüm tehditleri aldı.

KURAN'A DAYANARAK TAVSİYE VERİYOR
Ancak kararlı bir kadın olan 45 yaşındaki Lutah yolundan vazgeçmedi. Lutah, kitabındaki tavsiyeleri Kuran'ı Kerim'e dayanarak verdiğini söylüyor.

İslam hukuku eğitimi almış olan Lutah'ın kitabı dini atıflarla dolu. Lutah, kitabı bastırmadan önce müftülükten onay almış, lakin müftü Arap okuyucuların böyle bir kitap için, özellikle de yazarı kadın olan böyle bir kitap için henüz hazır olmayabileceği uyarısında bulunmayı da ihmal etmemiş.

Kara çarşafından sadece gözleri görülebilen Lutah, "İnsanlar benim deli olduğumu, İslamiyet'ten saptığımı ve bunun için öldürülmem gerektiğini söyledi. Ailem bile neden bu konuda konuşmak zorunda olduğumu sordu. Ben de onlara 'Bu sorunlar her gün yaşanıyor ve gözardı edilmemeli. Bu yaşadığımız hayatın gerçekliği' dedim" diye anlatıyor.
Kitabının temalarından biri, ana temalarından birini 'ters ilişki ve homoseksüelligin tehlikeli olduğu' ve 'bunun sırf AIDS tehlikesinden kaynaklanmadığı, aynı zamanda Kuran'ı Kerim tarafından yasaklandığı' görüşü oluşturuyor.
Her ne kadar bu görüşlerle, Batılı standartlara göre bir liberal sayılamayacak Lutah'ın bu tabu konular hakkında bir kadın olarak yazabilmesi, çok sayıda kişiyi şoke ediyor.

'ERKEKLER ÖNCE ERKEKLERLE BİRLİKTE OLUYOR'
Lutah, Suudi Arabistan'da ve diğer ülkelerde katı bir cinsiyet ayrımcılığı olduğunu söyleyerek, çok sayıda erkeğin ilk cinsel tecrübesini başka erkeklerle yaşadığını ve bunun da erkeklerin evlilik içindeki sekse yönelik eğilimlerini etkilediğini belirtiyor: "Çok sayıda adam, evlenmeden önce erkeklerle ters ilişkiye giriyor ve sonra eşlerinden de aynı şeyi talep ediyorlar, çünkü başka bir şey bilmiyorlar. Bu okullarda cinsel eğitimin verilmesi gerekliliğinin nedenlerinden biri."

'KADININ HAZ ALMASI ÇOK ÖNEMLİ'
Kadının cinsel haz almasının önemine de vurgu yapan Lutah, Arap evliliklerinin çoğundaki eşitsizliğin bu temelde yaşandığını belirtiyor.

Lutah'ı bu kitabı yazmaya iten olaylardan biri 52 yaşındaki bir müvekkiliymiş. Torun sahibi olan müvekkili kocasıyla hiçbir zaman cinsel doyuma ulaşamamış. Lutah, "Sonunda orgazmı keşfetti! Düşünün onca zaman bunu bilmiyordu" diyor.

'ALDATMAK ARTIK ÇOK KOLAY'
Kitabın diğer önemli konularından biri de aldatmak. Lutah, Dubai'de yabancı kadınların sayısının çok olmasının ve e-posta ve telefon mesajıyla iletişimin kolaylığının, aldatmayı da (ve bir yandan bunun anlaşılmasını da) kolaylaştırdığını söylüyor.
Arap dünyasında son dönemlerde aile için yaşam ve cinsellik konularında yaşanan az sayıdaki ama son derece önemli gelişmeler dikkat çekiyor.

Birleşik Arap Emirlikleri'nde Lutah'ın aile danışmanı ve hukukçu olarak görev yaptığı adliye bölümü gibi bir sosyal hizmet bölümü 1990'lardan beri Kuveyt'te sürüyor.

Mısır'ın başkenti Kahire'de İslam'a uyumlu bir seks terapisi kliniği işleten Heba Kotb, "Çok gelişme kaydettik. On yıl önce bu konuları ağzımıza bile alamazdık" diyor.

Kitabının basılmasının ardından ölüm tehditleri aldığını ama bunlara göğüs gerdiğini söyleyen Lutah, "Birkaç gün önce bir kadın gelip bana bir adamın bütün vücudunu öpmenin uygun olup olmadığını sordu. Ben de ona 'Kitabımı oku!' dedim" diyor.
(Gazeteport)

Diger yazilar;İslam ülkelerinde namus cinayetleri
http://listweb.bilkent.edu.tr/kadin/2000/Jun/0032.html
--------------
KADINDA FAHİŞELİK EĞİLİMİ OLMALI.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3149.0
-----------
HUMEYNİ-Risalesi,kadın kullanma el kitabı.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1486.0
---------
Hüseyin ÜZMEZ,14 YAŞINDA KIZA TECAVÜZDEN GÖZALTINDA
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=677.0
---------
Eşcinsel Müslüman Olmak Zor.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3190.0
-----------
FETHULLAH GÜLEN EŞCİNSEL Mİ?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=435.0
----------
Eşcinsel-Kemalist Küçük İskender.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3513.0
--------
Transpersonal psychology(benötesi psikoloji),Eşcinsellik
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3971.0