Gönderen Konu: ATATÜRK Deccal idi.  (Okunma sayısı 1148 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ATATÜRK Deccal idi.
« : Mart 27, 2008, 12:58:23 ÖS »
Bu yazının içinde neden Atatürk'e Deccal dediklerini ve kimin dediğini bulacaksınız.
Bu konunun iyi anlaşılması için bazı alıntı,ilave şeklinde yazılar da bulacaksınız.

Son kısımda ise Said-i Nursi 'nin neden Atatürk'e deccal dediğini ve aslında Said-i Kürdi olduğunu anlayacaksınız.
Kimlerin uşaklığını yaptığını ve nedenlerini anlatmaya çalışacağım.

Seksist olan Bilim adamı mı? Bilim kadını mı?(http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7610.0) başlıklı bir yazımda şu satırlara yer vermiştim.

Nietzsche'nin; Putların Alacakaranlığı,Deccal(-antichrist), Ecce Homo ve Wagner Olayı gibi eserleri vardır.

Nietzsche, Deccal adlı eserinde Hristiyanlığa lanetler yağdırmıştır....,

Bu kısmı geçiyorum.

Çünkü Deccal kelimesi o başlıktaki yazım için işin içine girecek olursa konudan sapmaya doğru gidebilirim,demiştim o yazımda.

Evet Atatürk deccal idi.

Doğrudur neden doğrudur onu da ben başka bir  bakış açısı  ile izah edeyim.

Güzelim islam dininin içine birçok hurafeler girmiş,birçok mezheplere bölünmüş,Kur'an-ı Kerimden uzaklaşılmaya çalışılmış ve daha kötüsü Arap Milliyetçiliğinin etkisiyle  İislam dininde olmayan şeyleri varmış gibi gösterilme çabaları ile adeta yeni bir islam dini yaratmak,başka bir deyişle İslam da reform hareketlerine başlama amaçları ta ki Osmanlıların çöküş dönemleri ile  başlamış sonra da hız kazanmıştır.

Zaten bilenlere ayrıca izaha gerek te yoktur.Ancak bir gerçeğin de altını çiziyorum.

Osmanlı devletinin ortadan kaldırılmasındaki en önemli ve en büyük gerekçe,Ortadoğu'da kurulmaya çalışılan Hristiyan bir devletin yapılanmasına Osmanlının varlığı olumsuz etki yapmakta idi.
İşte bu gerekçelere dayanarak osmanlı devletinin ortadan kaldırılıp emperyalizmin de desteği ve çabası ile Hristiyan bir devletin temelleri atılmalı idi.
Bunun ilk adımı şimdiki İsrail adı ile anılan bir devletin kurulmuş olmasıdır.
Yani emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden bir İsrail ki hala öyledir,bir gün gelecek ki ortadan kaldırılacaktır.Yerine de Hristiyan bir devletin kurulduğunu göreceğiz.

İsrail yönetimi ve ileri gelenleri bunu bildiklerinden dolayı ABD'nin içinde hem Yahudi hem Ermeni vs..lobileri oluşturarak ABD senatosunda yaptırım gücü elde etmişlerdir.
Ancak buda yetmeyecektir.
           İşte bu uğraşların Osmanlı yı yıkmakta kullanılan ayağında ise birçok faktör ile beraber İslam dinini baltalamak böle bildikleri kadar bölmek,islamda var olan mezhep ayrılıklarını,Etnik Milliyetçilik duygularını deşeleyerek en üst seviyeye çıkarmak ve  Osmanlının çöküşünü hızlandırmak Emperyalizm ve de Haçlı zihniyetinin en büyük başarısıdır.

İşte bu aşamalarda kullanıla bilecek tüm malzemelerde en üst seviyede kullanılmıştır.
Daha fazla detaya gerekte yoktur.Ne Kürt-Türk ayrımcılığına ne de başka konulara girmeden konuyu bağlamak istiyorum.
İşte Atatürk'e bu Emperyalizmin oyununu bozduğu için,uyduruk hurafeleri gerçek islamdan silme harekatına giriştiği için kim olsa Deccal yakıştırmasını yapacaktır.
Bu gayet doğal karşılanmalıdır.
Kısaca vatan,millet ve islam  düşmanlarının Deccal yakıştırması yapmamaları aslında anormal olmalı idi.
Ayrıca Atatürk'e Emperyalistlerin isteklerini yerine getirdi diyen gafillerede bir çift sözüm olacak.

Eğer ki tarihi okumayı biliyorlarsa gerçek tarihi okumalarını tavsiye ederim.
19 mayıs1919'da Samsun'a gittiğinde, Atatürk'ün ne şartlar altında Aamasya tamimi ve Erzurum kongrelerini topladığını da bilmelerini isterim.

Benzin olmadığı için kongreleri nasıl toplayacağını kara kara düşünürken osmanlı bankasından alınan 1000 liranın ne şekilde alındığını, orada ne şartlarda yaşandığını bilmeleri gerek.
Osmanlı bankasından para almak istemeyen Atatürk,artık bazı zorunluluklar nedeni ile bu parayı almış vede  bu belge (senet)hala ozamanki adı ile  Osmanlı Bbankası arşivlerinde mevcut idi..
Eeğer ki Emperyalist güçlerin hizmetinde olsa idi, neden bukadar zor koşullarda mücadele versin ki?

Ayrıca neden Emperyalistler in istediği gibi bir hristiyan devlet kurmanın yollarını kapatmış olsun ki?

Sanırım artık Atatürk'e,silah arkadaşlarına ve o döneme laf söyleyen ya da söyleyeceklerin birer açık vatan haini olduğu su götürmez bir gerçektir.Burada artık şapkamızı önümüze koyma zamnaının geçtiğini gösterir.

Bir yazıdan alıntı ile devam edelim.

                                        SAİD-İ NURSİ YE GÖRE ATATÜRK DECCAL İDİ:
           Yazılarımızın içinde ne zaman Said–i Nursi’den bahsetsek, bazı çevreler feci rahatsız oluyorlar. Hemen organize bir küfür ve hakaret kampanyasına girişiyorlar. Tabi bütün bu küfürlerin yanlarına kar kalmayacaklarını her halde biliyor olmaları lazım. Arka arkaya yazdığımız son iki yazıda, Kuvayı Milliye’ye çete denilmesinden ve düzenli bir orduda bulunan ahlak ve anlayışa  sahip olmamalarından dem vuran Zaman gazetesi yazarı Mümtazer Türköne’nin bu mantığını eleştirmiştik. Selim Tekeli adlı bir okurumuz, çok güzel bir tespitte bulundu gönderdiği mesajda.

Diyor ki Selim Bey: “Muharrem Bey, derin devlete, Kuvayı Milliye’ye karşı çıkan ve düzenli ordunun faziletlerini anlatan bu arkadaşlara bir sorun bakalım; madem düzenli ordunun ahlakını ve meziyetlerini övüyorlar, işte karşılarında sapına kadar düzenli bir Türk ordusu var. Bu ülkenin ordusu var. Hadi bakalım bu ülkenin düzenli ordusunu da savunsunlar.”

Selim Bey’in sorusunu ilgililere aynen aktarıyorum!
Gelelim konumuza.

Said–i Nursi’nin Kuvayı Milliye karşıtı tavrını belgeledikçe bazıları bir türlü kabul etmek istemiyor. Ne arşiv belgesine, ne kitaba  ne başka bir dokümana itibar ediyorlar.
Sormak lazım: Madem Said–i Nursi, Kuvayı Milliye’ye bu kadar kucak açıyordu da, onun yolunu izleyen gazeteler neden habire Kuvvacılara hakaret ediyorlar?

Bazı  okurlarımız ise, Said–i  Nursi ile Atatürk arasında hiçbir sorun olmadığını, buna örnek olarak TBMM’ye “hoşamedi” için çağrılmış olmasını örnek veriyorlar.

Bu konunun ayrıntılarını daha önce yazdığımız için tekrara girmeyeceğim. Ancak bazı saflar gerçekten böyle düşünüyor olabilir ama olayın gerçek boyutu tarih sayfalarında bütün açıklığı ile duruyor. Bugünden sonra devam edecek birkaç yazımızda Said–i Nursi ile ilgili pek gündeme getirilmeyen bazı gerçekleri aktarmak istiyorum.
Said–i Nursi bir çok lahikasında Atatürk’e “Deccal” diye hakaret ediyordu.

                 Deccal, İslami literatürde en ağır hakaret sayılan ifadelerden biridir. Deccal; yalan söyleyen, aldatan, karıştıran kişi anlamına gelir. Deccalin ortaya çıkması kıyamet alametlerinden biri olarak da görülmüştür.

Deccal konusunda tarih boyunca ortaya atılan iddiaları gündeme getirecek değiliz. Ancak Said–i Nursi’nin şu satırlarını okuduğunuzda Deccal denilince kimin kastedildiğini çok iyi anlamış olacağız.

“Ben bir manevi alemde, İslam Deccalini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir manyetizma gözümle müşahade ettim ve onu bütün bir münkir bildim. İşte bu inkarı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder.(...) Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur–u iman ve Kur’an ışığıyla hakikat–i hal–i göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor.”
(Şualar458–459,Siracun Nur 247)

Saidi Nursi, başlangıçta şifreli olarak işaret ettiği Deccal’in kim olduğunu daha sonra şöyle anlatıyor:

Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel  bir Hadis–i Şerif’in ihbariyle Kur’an’a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi.
(Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan  Sabık Reis–i Cumhur’a ve üç makama gönderilen istida)

Saidi Nursi, Mustafa Kemal’e yönelik Deccal suçlamasında daha da ileri  giderek şunları yazar:

“...Lozan Muahedesinde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakiki Müslüman Türk’ü Protestan yapamayan ve Millet–i İslam için pek zararlı olduğunu ef’aliyle ispat eden ve Hadis–i Şerif’in haber verdiği o müthiş şahıs kendisi olduğunu(yani Deccal, y.n) hayat ve mematiyle gösteren Mustafa Kemal’e bir mahrem eserde  ‘Din yıkıcı Süfyan’ dediğimizi (...)”
(Emirdağ Lahikası I,50–51;Yirmiyedinci Mektuptan Mahkeme–i Kübra’ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesi olan Parçanın Hülasasıdır, Ayrıca Müdafaalar, 226–227)

Saidi Nursi Atatürk’e açıkça Deccal diyor, Millet–i İslam’ı Protestan yapmak istediğinden bahsediyordu.

Oysa, Saidi Nursi’nin Deccal dediği Atatürk, İzmir Amerikan Koleji’nde Misyoner faaliyette bulunuluyor diye bu okulu tamamen kapatmış, hayatta iken Bab–ı Ali’nin “Misyonerle Mücadele Teşkilatı” kurmasına destek vermiş, 3 Ocak 1922’de Meclis Başkanı iken yayınladığı bir muhtırada, İçişleri Bakanlığı’na çok sert çıkışarak, Amerikalılar ın Anadolu’da “Öksüzler Yurdu” altındaki yapılanma isteklerinin tamamen Hıristiyanlığı yaymak amacı taşıdığını vurgulayarak “bu talebin derhal reddedilmesini” istemişti.

                 Said Nursi ise risalelerinde “Müslüman İsevi” gibi, “Cihan Harbinde ölen Hıristiyanlar şehittir” gibi “Ermenilere valilik kaymakamlık görevi verilsin “gibi tuhaf ifadeler kullanıyor, Hıristiyanlara , “Müslüman olmak için dininizi tamamen terk etmeye gerek yok” şeklinde “İslami olmayan” fetvalar veriyordu.

Daha da ileri giderek risalelerinde nurculara “misyonerlerle ittifak edin"!” çağrısında bulunuyordu.

Bu çağrıya uyan pek çok nurcu ise, Moda Presbiteryan Kilisesi Başpastörü Turgay Üçal gibi, Ankara Ostim Türk Dünyası Presbiteryen Kilisesi Başpastörü Yavuz Kapusuz gibi, nurculuktan Hıristiyanlığa geçiyordu..

Sadi Nursi, Atatürk’e Deccal derken ve Atatürk’ün belkemiğini oluşturduğu Kuvva örgütlemesine karşı çıkarken, bugün onun  peşinden gidenlerin tarihi gerçekleri ve “tarihi ayıpları “gizlemek çok komik bir savunmaya girmeleri hiç de yakışık kalmıyor.

Yukarıda verdiğimiz risalelerin bugünkü baskılarında yukarıdaki ifadeleri bulamayacaksınız.Çünkü risalelerin çoğunda olduğu  gibi sansürlenmiş durumdalar.
Çok isteyen bize müracaat etsin diyor sayın Muharrem Bayraktar

BU KONUYU BUKADAR NEDEN UZATTIĞIMI ANLADINIZ MI?
BAZILARI DİYOR Kİ,BU TÜR TARTIŞMALARI YAZIŞMALARI YAPMAYALIM.PEKİ NEDEN?

ÇÜNKİ ONLAR DAHİ KANDIRILDIĞI GERÇEĞİNE İNANMAK İSTEMİYOR?
PEKİ NEDEN?
ÇÜNKİ MENFAAT,ÇIKAR,RANT VS........HEPSİ BU...

Bakınız bir yazı daha sunacağım.

             ABD'DE, DECCAL'A KARŞI DURAN MEHDİ,BAŞBAKANA BARIŞ ÖDÜLÜ VERDİ!!!  

                    Prof. Dr. Zeki SARITOPRAK 1999 yılında Amerika'da dinlerarası diyalog kurmak amacıyla Washington'da Mevlana Celaleddin Rumi'nin adından esinlenerek Rumi Forum adı ile bir grup oluşturdu... SARITOPRAK, "İslam ve dinlere göre DECCAL, Nüzul-i İsa meselesi" gibi kitapların yazarı... SARITOPRAK'ın üzerinde durduğu DECCAL, daha çok İsa'nın muhaliflerine ve kıyamet günü ortaya çıkacak olan yalancı ve kötü kişilerin cezalandırması anlamında  kullanılmaktadır. Ayrıca o "yalancı ve kötü" kim ise İsa (mehdi) gelecek ve onu öldürecek!!! Türkiye'de çoğu tarikatların DECCAL olarak tanımladıkları kişi ise Mustafa Kemal ATATÜRK'tür...

ABD de var edilen Rumi Forum'un amacı da dinlerarası diyalog değil, dinlerarası sulandırma ve siyasettir. Eğer böyle olmasa Rumi Forum Washington'da yaptığı sema gösterisi davetiyelerine F. GÜLEN'in resmini basmaz, o kişiyi de böylesi bir kurumun onursal başkanı yapmazlardı.

ABD'de yaşayan Türklerin, Türkiye'de saygı ile andıkları Mevlana ve ilgi ile izledikleri sema gösterisini, 13 Nisan 2004 tarihinde Washington'da yapılan gösterilerini izledikten sonra " ...Fettullah Gülen ve Said-i Nursi isimlerini Mevlana ile bağdaştırılmasına anlam veremediklerini..." söylemişlerdir.

Yaşananlara tepki göstermiş ve Mevlana düşüncesinin bir parçası olan sema gösterisinin siyasallaşmasını  "çok büyük bir yanlış" olarak tanımlamışlardır...  

ABD de Prof. Dr. Zeki SARITOPRAK tarafından kurulan Rumi Forum'un başkanlığı Dr. Hasan Ali YURTSEVER tarafından yürütülmektedir. YURTSEVER'de Washington Post'ta yayınlanan demecine göre GÜLEN'in, "İslam'ın bilim, demokrasi ve özgürlüklerle bağdaşan modern bir yorum" yaptığını söylemiştir.

Anlaşılacağı üzere,  Rumi Forum ABD'nin Protestan Kuran ve İslam üzerine ihtiyaçlarını karşılamak üzere şekillenmiştir. Bu nedenle de BM'e bağlı eğitim, bilim ve kültür örgütü olan UNESCO, Mevlana Celaleddin Rumi'nin 800. doğumu nedeni ile 2007 yılını Dünya Mevlana Yılı ilan etmiştir... Bakalım, hoşgörü ve diyalog için ABD'li UNESCO, Dünya Mevlana yılı kapsamında, Mevlana'nın çok sevildiği İran ve Pakistan'da neler yapacak?

Diyeceksiniz ki, - Mevlana ve sema gösterileri Türkiye'de sevilmiyor mu?

Öyle çok seviliyor ki, FGÖ'nün Mevlana'yı modern ihtiyaçlar için oluşturdukları Rumi Forum ile Dünya Mevlana Yılı'nı dinlerarası sulandırma siyaseti için kullanacak.

Türkiye de operasyonun merkezi olacaktır... Onun için Rumi Forum,  Türkler sözde Ermeni soykırımı yapmıştır tehdidi ile Ermenistan'ın kapı ve pencere sorunları halletmek isteyen ABD kongresinde 13 Mart 2007 günü düzenlenen bir tören ile T.C. Başbakanı sayın Tayyip ERDOĞAN'a 2007 Rumi Barış ve Diyalog ödülü verdi.

Ödül, "Türk Başbakanı adına" Washington Kardinali Theodore McCarrick tarafından AKP milletvekili Egemen BAĞIŞ'a takdim edildi.

- Kim tarafından?

- Washington Kardinali Theodore McCarrick!!!

Haberde kullanıldığı  gibi başbakanın barış ödülünü, Kardinali Theodore McCarrick elinden alan "BMM" milletvekili BAĞIŞ, "Bu ödülü, patronum ve Türk ulusunun lideri adına almak bir şereftir. Medeniyetler ittifakı bir Rumi medeniyetidir" demiştir... (Kasım CİNDEMİR, Hürriyet gazetesi/WASHINGTON, 14 Mart 2007) T.C. Başbakanı, laik Türkiye Cumhuriyeti'nin altını oymak isteyen bir düşünceden böylesi uyduruk bir ödül almaz. T.C. Başbakanı beni de temsil ediyor.

Hatırlatmak isterim, Hz. Mevlana'nın 21. kuşaktan torunu olan rahmetli Dr. Celaleddin ÇELEBİ sağ olsa idi yüzünüze tükürürdü...

ÇELEBİ 1994 yılında Antalya'ya davetlimiz olarak geldiğinde ABD'den yeni gelmişti. ÇELEBİ, ABD'de otuzun üzerinde ve ayrı eyaletlerde gördüğü Mevlana sevgisi ve sema gösterilerine karşı olan ilgiyi anlatmıştı. O ilginin yalnızca İNSANİ ve kültürel boyutu vardı. Bugün ise o ilgiye, ABD'li F. Gülen ile Kürt Said'li nurculuk yamanmaya çalışılmaktadır.

ABD yaşayan Türk vatandaşlarının ilgi ile izledikleri sema törenleri sonrası "çok büyük bir yanlış" şeklindeki tepkileri, umarım daha iyi anlaşılmıştır...

ABD'de, Türk Başbakanın aldığı ödül'e dönecek olursak. ABD'de deccal'a karşı duran sözde mehdi yanlıları barış ödülünü T.C. Başbakanına değil, yalnızca o'nun patronu olan Recep Tayip ERDOĞAN'a vermiştir...

               Şimdi iyi düşünün bakalım.
Türkiye Cumhuriyetinde Kim hangi yolları kullanıyor?
Peki amaçları nedir?Kime hizmet ediyorlar?


Peki hepsinden önemlisi de bunları nasıl tanıyacağız?

Bayrak olarak kullandıkları tanıtıcı simgeleri nedir?
Buraya,bu simgelerine bakarsanız tanıyacağınızdan eminim.
Allah hepsine akıl fikir versin.
Saygı ile...
Ahmet Dursun

CANAN

  • Ziyaretçi
işsizlik
« Yanıtla #1 : Nisan 27, 2008, 12:11:11 ÖS »
sayın başbakanım saygılar sunar ellerinizden öperim.
ben erzincan dan yazıyorum.hepimiz seni çok seviyoruz.hep arkandayız.duvalarımız seninle.allah kötü insanlara fırsat vermeyecek.siz yine türkiyenin başın da olacaksınız allahın izni ile.benim sizden bir isteğim var.ben 23 yaşında lise mezunu bir kızım.kpss den 70 puan aldım.bilgisayar sertifikam var.ama nere başvuru yaptıysam hiç bir cevap alamadım.5 kardeşiz.babam asgari ücretle kalirifercilik yapıyor.kız kardeşim balıkesirde üniversite okuyor çok büyük zorluklarla ne olur bize yardımcı olun.bana bir iş imkanı verin.sevgilerimizle

Çevrimdışı Kemal DENİZER

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 506
  • Puan: +8/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Toplumsal Bilinci Koruma ve Geliştirme Çatısı
Yn. CANAN KARDEŞİME
« Yanıtla #2 : Nisan 27, 2008, 12:33:04 ÖS »
Sevgili Canan kardeşim,

yazdığın mesaj o kadar içten, o kadar samimi ki; okuyunca, bir kez daha senin ricada bulunduğun kişi ve çevresindeki ayni zihniyettekilere kızdım.

Anadolumuzun dünyada eşi benzeri olmayan temiz yürekli insanlarını pervasızca, utanmazca, arsızca sömüren o kişi ve yardakçılarına içerisinde zerre kadar insanlık taşıyan her insan isyan eder benim gibi.

Sen ve senin gibi milyonlarca vatan evladının tüm umutlarını yok ederek, "internet" denilen bu ortamdan yardım talebini dile getirecek kadar çaresizliğe düşürenlerin Allah belasını versin. Bunların başında da malesef senin çok sevdiğini dile getirdiğin kişi , başbakan var.

Dilerim en kısa zamanda ihtiyacın olan işi "kendi imkanlarınla" bulursun ve ailenin bütçesine desteğin olur.

Sengi ve saygıyla,

Kemal DENİZER
"Dahi odur ki, bugün herkes tarafından genel kabul gören doğruları söylediği zamanlar herkes onlara deli saçması der"  M. K. Atatürk (1926)

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Deccalizm ve çömezleri.
« Yanıtla #3 : Nisan 16, 2009, 09:22:32 ÖS »
Deccalizm ve çömezleri.

İnsanlık, dün olduğundan daha ziyade bugün, teknik adı “Deccallar ve Deccalizm” olan en büyük fitne ve en büyük tehdit ile karşı karşıyadır.

Bütün peygamberler kendi toplumlarını bu büyük fitneye karşı uyardıkları gibi, Alemlere rahmet Hz. Muhammed (sav) de kıyamete kadar tüm insanlığı Deccal fitnesine karşı uyarmıştır (Buhari, Sahih, Fiten 27; Müslim, Sahih Fiten 100-103, (169)-(2933).

Bu meyanda Deccala dair nebevi haberler, “mütevatir” derecesinde çok ve sağlam haberlerdir (İbn Kesir, Tefsîru”l-Kur”âni”l-Azîm, I, 768, 4/en-Nisâ, 155-259. ayetlerinin tefsiri bölümünde).

Hz. Peygamber’in bu husustaki “vahye dayalı” ikaz ve tespitleri, günümüz ve geleceğimiz için çok önemli ölçüler sunmaktadır.

O halde bu “nebevi veriler” ekseninde Deccallar kimlerdir, temel nitelikleri nelerdir, Deccalizm nedir?!

Öncelikle Hz. Peygamberin dikkat çektiği şu gerçek çok önemlidir: Deccaller, Müslüman görünecek, Müslümanlar arasından çıkacaktır; “bilesiniz ki o, aranızdan çıkacaktır” şeklinde ikazı söz konusudur (Buharî, Sahih, Hac 132, Edeb 43, 95, Hud 9, Diyât 2, Fiten 8; Müslim, Sahih, İman 119, (66); Ebu Davud, Sünen, Fiten, 1; İbn Mace, Sünen, Fiten, 9).

Bu demektir ki Deccalizm, İslam dünyasında, Müslümanlar arasında baş gösterecek bir fitne akımıdır.

Deccal ve çömezlerinin sayısı 3-5 olmayacaktır; bilakis hadislerde ifade edildiği üzere sayıları “kesretten kinaye” olarak 30 (ilâ 70) civarında, hatta daha ziyade olacaktır. Bunların tamamı, son peygamber Hz. Muhammed’i güya “itikad esasından safdışı” bırakmak suretiyle kimisi kendisini peygamber yerine koyacak, kimisi de kendini gizli Mesih olarak öne çıkartmaya kalkışacaktır. Halbuki bunların hepsi Deccallar sürüsüdür (Ebu Davud, Sünen, Fiten, 1; İbn Mace, Sünen, Fiten, 9).

Deccalizmin temel nitelikleri nelerdir?
Deccal, hak ile batılı, doğru ile yanlışı birbirine karıştırır. Hakkı batıl, batılı ise hak olarak gösterir. Küfür ve şirki, iman ve tevhid olarak sunar. Münafık ve bukalemun familyasındandır; her ortama uyar. İşi gücü sürekli yalan-dolan, hile ve aldatmadır. Ateşi su, suyu ise ateş gösterecek kadar hile ve aldatıcılıkta mahirdir (Buhari, Sahih, Fiten 26, Enbiya 50; Müslim, Sahih, Fiten 105, (2935); Ebû Dâvud, Sünen, Melâhim 14, (4315).

Bu Deccallar, batılı hak olarak gösterdikleri gibi, gayr-ı müslimi de cennetlik ve dost, Müslüman’ı ise bayağı ve terörist gösterirler.

Allah ve Rasulü’nün ortaya koyduğu hak ölçüler ve istikametten sapan ve saptıran Müslüman kılıklı önderler, Deccalların avanesidirler ve en az Deccallar kadar tehlikelidirler (Ebu Davud, Sünen, Fiten, 1; İbn Mace, Sünen, Fiten 9; Gümüşhanevî, Ramuz’ul Ehadîs, 2/6291).

Öyle ki Hıristiyanlar ve Yahudiler, “keler deliği”ne girseler, “ahir zamanın bu sapık grupları ve Deccalların avaneleri “müşrik Haçlının girdiği keler deliği”ne kadar sokulmaya kalkışacaklardır (Buhari, Sahih, İ’tisam, 96/7319–7320; Müslim, Sahih, İlm, 6; İbn Mace, Sünen, Fiten, 17; Ahmed Bin Hanbel, Müsned, 2/450–511, 3/84–89).

Deccalların fitne ve ifsatları öyle yaygınlaşacak ki, Ümmet–i Muhammed’den gruplar halinde müşriklere, Yahudi ve Hıristiyanlara iltihaklar yaşanacaktır; bu süreç, aynı zamanda İstanbul’un Haçlı fitnelerine maruz bırakılacağı günler olacaktır (Ebu Davud, Sünen, Fiten, 1, Melahim 3, (4294); İbn Mace, Sünen, Fiten, 9).

“Fitneden eser kalmayıncaya kadar onlarla Allah yolunda mücadele ediniz” ayet-i kerimesinde geçen fitnenin “ne büyük fitne” olduğunu beyan eden Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’a (ra), söz konusu “fitne”nin mahiyeti tekrar sorulduğunda hiddetle “Anası doğurmayasıca… Bilmiyor musun, bu fitne, Müslümanların İslam’ı ve Hz. Muhammed’i terk ederek müşriklerin, Hıristiyanların ve Yahudilerin dinlerine iltihak etmeleridir...” (Buhari, Sahih, Fiten, 7094, 7095).
 
Buhari’nin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Allah Rasulü, bu büyük fitne ve avanelerinin Irak’a musallat olacaklarını mucizevî bir haberle beyan buyuruyor (Buhari, Sahih, Fiten, 7094).
 
Deccalizm, İslam coğrafyasını ve Müslümanların imanını öylesine kasıp kavuracak ki, ahir zamanda camiler ve mescitler binerli binerli dolup taşacaklar ve fakat içlerinden tek bir mü’min çıkmayacaktır, onlar ise hala kendilerini hidayette zannedeceklerdir (Gümüşhanevî, Ramuz’ul Ehadîs, 2/3741, 3742, 6251).

Deccallar ve çömezlerine aldananlar hem dünyalarını, hem de iman ve ahiretlerini kaybederler; bu sebeple bunların fitnelerinden kendimizi ve neslimizi korunmak en ciddi görevdir. Her namaz sonrasında Rasulüllah’ın (sav), Deccal fitnesinden Yüce Allah’a sığınması bu bakımdan manidardır. 

Bu büyük Deccalizm fitnesinin karşısında, ümmet–i Muhammed’den kıyamete dek dimdik ayakta duracak, Hz. Muhammed’in getirdiği imanı temsil edecek Sırat–ı Müstakim üzere bir grup sürekli olarak olacaktır. Onlar Allah’ın yardımını göreceklerdir. Allah’ın emri (olan kıyamet) gelinceye kadar, bu kendilerine ters düşerek Hak’tan ayrılanlar onlara asla zarar veremeyecektir” (Ebu Davud, Sünen, Fiten, 1; İbn Mace, Sünen, Fiten, 9).

http://www.giresunpostasi.net/artikel.php?artikel_id=481