Gönderen Konu: Fethullah Gülen bir anım.  (Okunma sayısı 348 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.398
  • Puan: +30/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Fethullah Gülen bir anım.
« : Mart 27, 2008, 12:43:29 ÖS »
Evet siz değerli dostlara bir anımı paylaşmak istedim.

Ancak şunu öncelikle bilmelisiniz ki sizlerin gerçek birer vatansever olduğunuz konusunda inandığım içindir bu yazacaklarım...

Bir ramazan günü Fet(h)ullahçı olarak bildiğim bir dostumun evime gelerek eşini bize bırakmak dolayısı ilede beni akşam vakti namaza götürmek üzere tazgahladığı bir senaryodan bahsedeceğim.Bu uydurma değil tamamen gerçektir.

Zira bu olayın şahidi de hala yaşamaktadır.

Ben siyasi suçlu olarak 12 eylül öncesinde yargılanmış bir kişiyim.Suçlu olmadığım halde.
Yargılanma sebebim de komünizm sevdalısı olmaktır.Oysa ben komünizm ile hayatımın hiç bir kısmında asla ve kat a bağdaşmadığım gibi onlara pirim de vermedim.

Birçok insan 12 eylül döneminde ya sağcı ya da solcu oldular.Lakin ben bizzat Atatürkçü olduğumu ve asla bu fikrimden taviz vermeyeceğimi her fırsatta dile getirmeme rağmen komünizm ile suçlanarak sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandım.


Sonuç 5 yıllık bir yargılama sürecinden sonra beraat ettim.
Ancak benimle beraber aynı okulda okuyan zamanın CHP Malatya senatörünün kızları,Gül Efe ve Adalet Efe adlı kardeşlerin kürtçülük ve bölücülük suçlamalrı da bizimle birlikte anılınca olanlar oldu.

Şükürler olsun ki asla ve kat a devletime ve milletime ihanet içinde olamadım.

Neyse ki beraat kararının ardından işe girmek istedim,ancak sayın Ecevit'in güvenlik tahkikatı adı ile çıkarttığı soruşturmalar nedeni ile girdiğim tüm işlerden terörist damgası yemem nedeni ile işten atıldım.Aslında beraat etmiş olmam rağmen.Bende adımı şimdiki hali olan bir şekilde değiştirerek sonuç itibarı ile emekli olabildim.Bu nedenle bukadar cüretkar yazabilmekteyim.

Gelelim kendimi tanıttıktan sonraki konuya.
Dediğim gibi arkadaşım Fetullah Gülen cemaatinde ileri düzeylerde olma çabası içinde idi.Bunu bizzat sohbetlerimizde Zımni olarak  dile getirmekte idi.

Ancak ben siyasi tecrubelerim gereği f.g cemaatinin asla vatansever bir oluşum olmadığını biliyorudum.Nereden mi biliyordum.

Sizinde takdir edeceğiniz üzere peygamberimiz bizzat hadisi şerifin de diyor ki:
"Her kim bu din üzerinden menfaat güdüyorsa bizden değildir."
Yoksa bunudamı yalanlıyacaksınız?
Hz.Ali'de dememişmi ki bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum diye.....

Yoksa biz islamı başka kaynaklardan mı öğrendik?

Gelelim konuya,
Arkadaşım eşini ramazan günü bize bırakarak gitmesi gerktiğini söyledi,bende hali ile hanımlarla bir arada oturamayacağıma(arkadaşlarla görüşeceğim için) göre birlikte dışarı çıktık.Ancak namaz vaktinden evvel çıktığımız için arkadaşım planlı olarak yaptığını sandığım  hareket sonucu beni zorunlu olarak f.g cemaatinin içine sokmaya niyetlenmiş ki ben de zorunlu olarak oraya gitmek durumunda kaldım.
İyi ki de gitmişim...

Gerçekten de çok isabetli çalıştıkları konusunda haklarını yememeliyim.

Neyse efendim uzatmayım,gittik birlikte,ve 5.kat olarak tahsis edilmiş bir yere çıktık,zaten daha üstte de kat yoktu.En üst kat olan 5. kata çıktık.Ben iş yerinden tanıdığım birçok kimseyi görünce adete şok oldum.Hiç beklemediğim insanları hatta kendi amirimi dahi orada gördüm.Şaşkınlığım bir kat daha arttı.

Neyse ki oturduk bir kenara,
bir konuşmacı vardı.Adeta f.g gibi birşeyler anlatıyordu,diyordu ki:

Büyük kişi dediki:......
Büyük kişi dedi ki:....

Ben de hali ile sordum kim bu büyük kişi?

Arkadaş parmakları ile sus işareti yaptı,dinlemeye devam ettik.
Büyük kişi rüyasında peygamber efendimizle görüşmüş.

Ve peygamber efendimiz demiş ki büyük kişiye:
..................Sen onlara söyle ,sakın olaki yakacak kömürüm yok demesinler ne var ne yok Bosna'da ki kardeşlerimize göndersinler.

Sakın demesinler ki, evde çocuklarım aç kalır,asla böyle bir kelime dahi etmesinler,sadece inananlara düşen görev Bosna'da ki kardeşlerimize yardım etmektir.Zira onlar zülum içinde iken bizlerin tok yatması doğru değildir.Önce özgür olamak gerkirmiş.

         Evet belki doğrudur özgür olmak gerkir, ancak şimdi bu örgütlenmeyi de , bu  kendince kuran-ı kerim dışı islamı (her nasılsa) yaşamayı da , kendilerine özgürlük veren Atatürk'ten aldıklarını unutuyorlar sanırım.

Neyse ,adam salye sümük ağlaya zırlaya anlatıyor.(Bu ifade hakaret anlamında olsun diye belirtilmemiş tam tersine olan ne ise aynen aktarılmak için izah edilmiştir.Zira bu anlatıma hakaret yakıştırması yapanlar olduğu için belirtiyorum.Eğer bu ifade hakaret ise,bu hareketi yapanlar daha büyük hakaret içinde olmuyorlar mı?Önce bunun düşünülmesi gerekir)

Ben sordum arkadaşıma neden ağlıyor bu adam diye?

Arkadaşım da bana sen anlamazsın,sonra sana anlatırım dedi.

Neyse ağlayan adam sözlerini bitirir bitirmez allah'a and olsun ki iki elini birbirine sürterek (hani üç kağıtçıların el ovuşturma hareketi var ya )aynen öyle bir hareketle tam 3 dakika evvel ağlayan adam öyle güzel bir operasyonla değişti ki,anında "hadi beyler pamuk eller cebe" ,dedi....

Oldum olası bu kelime bana üç kağıtçı ve şerefsizlerin tavırlarını hatırlatmıştır.

Ve beklemeye başladım.Yıl 1992 düşünüyormusunuz o yıllarda en iyi ücertlinin aldığı maaşı?

Adamlar bir parmak kaldırıyor ki sormayın.Benim bir yıllık maaşım.
Adete dona kaldım.
Peki dedim arkadaşa hani camilerde toplanan para vardır ya ben ne vereceğim diye sordum.

O da ses etme ve izle dedi.

İzledim adamın biri, ben busefer 1 milyar vereyim dedi,senmisin diyen hayır sen geçen seferde savsakladın bu safer iki katına çıkıyor dediler.

Ben bir an evvel kaçmayı düşünmeye başlamıştım.

Çünkü,benim bir yıllık maaşımı adamlar bir parmak ta heba ediyorlardı.Ve de üstelik bu adamlar birlikte çalıştığımız kişilerdi.

Nasıl oluyorda aynı ücreti aldığımız halde onlar bu parayı ödemeyi üstleniyorlardı?

Neyse bu onların sorunu idi.Ben arkadaşa artık namaz vaktinin geçtiğini ve eve gitmek istediğimi belirttim.

Arkadaş ta bana gel seni geçireyim,şimdi sana nereye diye sorarlar.Sen de abdestim kaçtı dersin dedi.

Gerçektende inerken 4.katta "nereye efendim?" diye sordular.Bende abdesim kaçtı bilmiyorum buraları dedim.Arkadaşımın bir göz işareti attığını gördüm,buyurun dediler.Ben aşşağı indiğimde dışarı çıkmak istediğimi söyledim.
Arkadaşım çok zor dedi.Neden dedim?

Kurallar gereği toplantı bitmeden çıkmak doğru olmazmış.Ama sana bir kolaylık sağlayım dedi ve beni birlikte olarak dış kapıya kadar geçirdi.

İnanın ki geldiğim yönün tersine gitmeye başladığımı sanırm ki 3,5-4 dakika sonra fark ettim.

Neyse eve gittim.Ve rengim atmış bir şekilde olmalı ki eşim ne oldu dedi.Yok birşey dedim ve namazı da kaçırmış olmanın verdiği stresle odama çekildim.(O zamanlar arada bir de olsa namaz kılıyordum)

Daha sonra arkadaşım da geldi.

Hemen içeri girdim.Balkona çıktık,sanırım ki sabah 05:30 civarına kadar tartıştık.Ve ben sordum:

O adamın ağlaması ne amaçlı idi de ben onu anlamadım dedim.

Bana söylediği çok ilginç bir yanıt oldu:
O islamın ilk şehidi olan Bilal-ı Habeşi'nin acısını ta içinde hissettiği için ağlamış ve ben sanki dinsiz ve imansızmısşım da onu anlamamışım gibi bir tavır içinde kaldığımı anlayınca işte ozaman anladım ki yıllardır Ulu önder, büyük komutan ,dünyaya özel olarak gönderilmiş bir insan olan Büyük ATATÜRK, neden din işlerini devletten ayırdı,neden LAİK bir sistemi bu millete uygun gördü.

İşte ozaman anladım ki ne derece doğru bir yoldayım.

Osmanlı'dan bu yana dış güçlerin anladığı ,bildiği bir gerçeği bende o an görmeyi ,hatta idrak etmeyi, ne derecede haklı olduğumu gururla söyleyecek kadar övünebileceğimi anlamış oldum.

Birkez daha anladım ki yüce Türk milletine tek kurtuluş yolu var o da ATATÜRK ilke ve devrimleri dir.

Gerçektende bu ülke kendini bilmez çapulcu takımına bırakılamayacak kadar değerlidir.Bunu dış düşmanlarımız biliyor ancak iç düşmanlarımız sanırım ki daha iyi biliyor.

Bu sözü değişik biçimde söyleniş tarzları da var elbet.ör:

Türkiye Türklere bırkılamayacak kadar önemlidir.....

Bunu bilenler biliyor,birkaç kendini bilmezin gözyaşlarında boğulacak kadar küçük bir ülke,devlet,millet değiliz.

Bunu düşmanlarımızın iyi bilmesi gerkiyor.

Bunu iyi bilen düşmanlarımız da yıllardır şunu öğrendiler.

Bu milleti asla tarih sahnesinden silemiyeceğiz.Ancak bu milleti kendi kendine yedirerek yenebiliriz.

Bunu da yıllardır sağ-sol,olmadı Alevi Sünni olmadı vs...gibi etmenleri kullanarak denediler ancak başaramadılar.

Ve şu gerçeği gördüler.

Bu milleti sadece ve sadece manevi değerlerini yıkarak alt edebilirz.

Bu manevi değerlerin en birinciside dini duygular ve değerleridir.

İşte bu nedenle f.g ve benzeri oluşumlar bu toplumu en az PKK illeti kadar içten kemirmeyi hedeflemişlerdir.

Eğer ki Türk iseniz uyanın.

Yok Türk düşmanı iseniz bunu şerefli bir düşman gibi açıkça belirtin.

Ulu önder Atatürk kadar dahi cesaretinizin olmadığını kesinlikle biliyorum.

Zira, Çanakkale savaşı sonrası Atatürk'ün söylediği bir sözü asla unutmayınız.

İşte şerefli olmak budur.İşte dürüstlük budur.Hangisi mi?
Onuda izah edeyim.

"Düşman olarak gelip te bu topraklar için canını veren askerlerin analarına hitabını" okuyunuz herşeyi anlarsınız.

İşte vatan sevgisi ile, vatana ihanet çizgisi burada belli olur.
Yoksa kapalı kapılar ardında kendini yönetmekten aciz,zavallıları ağlak,gözyaşları ile kandıracak kadar aciz insanlardan vatan sevgisi beklemek acizliğin,ihanetin ta kendisidir.

Unutulmamalıdır ki bir insanın içten ağlaması için Allah başa vermesin ancak evlat acısını görmelidir.Ya da benzeri acıları...
Allah kimseye bu acıyı vermesin.

Biz millet olarak bu vatana evladını geri dönmeyeceğini bile bile yollarken onları kınalayarak yollamış bir neslin torunlarıyız.Bunu asla ve asla hiç bir iç ve dış düşmanlarımız unutmasın.

Aksi halde her daim boyunun ölçüsünü eline vermek bizler için bir onur ,bir şeref kaynağı olmaktan öteye gitmeyecektir.

ALLAH YÜCE TÜRK MİTTETİNİ ve VATANINI KORUSUN....

AMİN...
Ahmet Dursun

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 10.398
  • Puan: +30/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Fethullah Gülen bir anım.Gelen yanıt.
« Yanıtla #1 : Mart 27, 2008, 12:47:22 ÖS »
Bu yazıma gelen bir yanıtı da sizlere unmam gerktiğine inanıyorum.

Yanıt:
İlk önce şunu söylemeliyim ki; anlattığınız olay doğrudur, herhangi bir abartı yoktur.
Belki sadece yanlış olan şudur ki; "toplantı bitmeden çıkmanın yasak olması, çıkılmaması gerektiği"..
Bunun dışında anlattığınız şeyler doğru.
Bunun adına "himmet toplantısı" denir. Ve senede bir kez Ramazan ayı içinde yapılır.
"HİMMET TOPLANTILARI" da -özellikle büyük illerde- kategorize edilerek yapılır.
Çünkü; koskoca bir ilin bütün himmet edenlerini bir salonda toplayabilmek çok güçtür. Mesela 10 milyonluk şehir İstanbul'u bir düşünün. Tüm himmet sahiplerini biraraya getirmeye çalışsanız yüzbinleri bulur ve Atatürk Olimpiyat Stadı dahi yeterli gelmez. Bunun için; "himmet toplantıları" da kategorilere ayrılmıştır.
"Üst sanayici ve işadamı himmet toplantısı"
"Orta sanayici ve işadamı himmet toplantısı"
"üst esnaf himmet toplantısı"
"orta esnaf himmet toplantısı"
"alt derece esnaf himmet toplantısı"
"memur-bürokrat himmet toplantısı" gibi kategorilere ayrılarak yapılır.

Tabii bu kategorizeler küçük illerde yoktur.

Sizin de bahsettiğiniz gibi; ilk önce geçmiş yıllarda yapılan hizmetlerin anlatıldığı bir sinevizyon gösterisi yapılır. Sonra da gelecekte yapılacaklardan bahsedilir. O ilin en önde gelen ve etkileyici hatibi duygusal bir konuşma yaparak "HİMMET"in gerekliliğinden ve faziletinden bahseder. Verileceklerin de, o verileceklerle yapılacak işlerin de Allah rızası için olduğu vurgulanır.
Konuşmanın ardından da, en büyük meblağlardan başlamak üzere bir yıllık para taahhüdleri -el kaldırarak miktarı söylemekle- verilir.
Taahhüd edenleri herhangi bir şekilde zorlamak kesinlikle yoktur. İnsanlar oraya zaten, vereceği miktarı kafasında daha önceden tasarlayarak gelirler ve orada da taahhüd ederler. Yani, bu toplantı her sene aynı rutin şekilde yapıldığından, orada hiç bir sürprizle karşılaşmazlar.
Siz ilk defa şahit olduğunuzdan çok hayret etmişsiniz. Yoksa kesinlikle bir zorlama yoktur. Sadece tatlı bir rekabet vardır.
Hayırda, ve vermede rekabet.
Günümüzde her yerde "almada, hortumlamada rekabet" vardır, ama orada "vermede rekabet" vardır.
Bunu da bazılarının bir türlü anlayamaması gayet doğaldır.

Bu yazınız için size çok teşekkür ederim.
Tarafsız bir gözle yazdığınız bu yazı, aslında bir çok asılsız iddianın ve şüpheleri barındıran soruların da cevabıdır.
Nedir o sorular?
İşte şunlar:
* Bu değirmenin suyu nereden geliyor? (Bu yazı gayet iyi açıklamış. İşte buradan geliyor. Yani direkt olarak halkımızdan)
* Bu hareket dış kaynaklıdır. Para kaynakları şüpheli. CIA-MOSSAD yardım ediyor. (Böyle olmadığını bizzat siz bu yazınızla ispatlamış oluyorsunuz. O toplantılarda, bir defada 20 trilyon TL para taahhüd eden işadamlarımız vardır. Ve bu taahhüdler bir yıllık taahhüdlerdir. 12 ay sonra yeni bir toplantı yapılır ve yeni taahhüdler alınır)
----------
Bu yazıya da bir yanıt verilmiş.
Bazıları bu himmet duygularını galiba hiç anlayamayaacaklar ve bu hizmetin köklerini hep dışarda aramaya çalışacaklar.
Çok yanılıyorlar, çoook.
Yazan: muhacir19
BU YAZI BLOĞUMDAKİ 
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/775714
YAZIYA CEVAP OLARAK YOLLANMIŞ VE AÇIKLAYICI NİTELİĞİNDEN DOLAYI BİR BAŞLIK ALTINDA TARAFIM DAN  YAYINLAMA GEREĞİ DUYULMUŞTUR.
Açklamayı yapan arkadaşa da teşekkürler.. A.Dursun