Gönderen Konu: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?  (Okunma sayısı 2377 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.396
  • Puan: +30/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« : Eylül 15, 2008, 06:31:21 ÖS »
10 Şubat 2000 tarihinde,Enver Ören için büyük bir doğum günü partisi düzenlendi.
TGRT "nin yeni imajını yaratan yıldızlar doğum gününde hazır bulundular.
Bülent Ersoy,Seda Sayan,Sibel Can "Enver Abi"yi bu mutlu gününde yalnız bırakmadılar.
Hatta Sibel Can patronu için "Allah bizim ömrümüzden alsın sana versin" diye iltifatlar yağdırıyordu. Bu sözler karşılığını buldu.
Enver Abisi,Sibel Can'a sürpriz yapıp kendi cipini hediye etti.
 Beyaz güvercinlerin uçurulduğu gecede, "nice yıllara" diye temennilerde bulunuldu.
Oysa daha sonraki yıllarda Enver Ören'in doğum gününü kimse hatırlamadı.
*******************
Sebahattin Önkibar/Yeniçağ
Başbakanlık'ta Kur'an'la yemin ve Barlas'ın TGRT'den kovulması!
Yıl: 1998.

28 Şubat sürecinin sıcak günleri.
Telefonda İhlas'ın patronu Enver Ören var:

- Sabahattin; Mesut Yılmaz bize Refahyol iktidarını desteklediğimiz için soğuk biliyorum ama, mutlaka görüşmemiz gerekiyor. Biliyorsun Başbakan'la işlerimiz var. Ne yap yap Mesut Bey'i ikna et ve bize bir randevu ayarla. Buzları eritmemiz gerekiyor.

Enver Bey'in bu arzusu üzerine soluğu hemşehrim ve dostum olan dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'ın yanında alıyor ve talebi iletiyorum.

Cevap ısrarlarıma rağmen olumsuz oluyor.

Enver Ören pes etmiyor ve Başbakan'la çok yakın olan Kadir Has'la, Sibel Can'ın kocası Sülhi Aksüt'ü devreye sokuyor.

Mesut Bey'den Kadir Has'a cevap: “Kadir Beyciğim sen bu işe bulaşma.”

Sibel Can'ın kocası Sülhi Aksüt, Mesut Bey'i tanımıyor ama tanıdığı olan Şadan Tuzcu'yu devreye sokuyor.

Sonuç yine yok...

Enver Bey Ankara'ya gelip bana şu sözü ediyor:

- “Her yerden atağa geçtim, sonuç alamıyorum. Ne yap yap, beni Mesut Bey'le bir araya getir ve barıştır. Bunu senden başka hiç kimsenin yapamayacağını bana bizzat Kadir Has söyledi...”

Mesut Yılmaz şahidimdir defalarca evine gidip eskilerin deyimi ile postu serdim, ısrar ettim ve 4. gidişimde ikna edip randevuyu aldım.

Diyeceksiniz ki Mesut Yılmaz görüşmüyorsa görüşmesin, Enver Bey'de bu ısrar niye?

Eh sizin de 165 milyon dolarlık Bursa-Yalova Elektrik Dağıtım İhalesi işiniz olsaydı siz de herhalde çok farklı davranmazdınız.

Ve randevu akşamı:

Yer: Başbakanlık Konutunda toplantı odası.

Odada 5 isim var...

Başbakan Mesut Yılmaz, Devlet Bakanı Cavit Kavak, Enver Ören, Mücahit Ören ve Sabahattin Önkibar.

Seramoni faslından sonra Enver Ören, cebinden küçük bir Kur'anı Kerimi çıkararak aynen şunları söylüyor:

- Şu Kur'anın üstüne yemin ediyorum ki, bundan böyle ben yaşadığım süre içinde, benim gazete ve televizyonumda sizin ve partinizin aleyhine tek bir haber yapılırsa Allah beni kahretsin. Kur'anın üzerine yemin ederek söylüyorum ki böyle bir şey asla olmayacak.

Mesut Bey'le Cavit Kavak'ın nutku tutuluyor.

Sadece onlar değil, ben de şaşırıyorum.

Öyle ya bir medya patronu Başbakanlık'ta Kur'anın üstüne basarak böyle bir sözü bir siyasiye nasıl verebilir?

Mesut Yılmaz sessizliği bozuyor:

- Enver Bey bu yaptığınız doğru değil. Biz yanlış yaparsak medya elbette bizi eleştirecek. Böyle bir şey için Kur'anla yemin olur mu?

Enver bey devam ediyor:

- Sayın Başbakan'ım ben içimden geleni yapıyorum. Bu ilahi bir şey. İçimden öyle geliyor.. Haa bir başka kararım daha var. Onu da sizinle paylaşmak istiyorum.

Mesut Yılmaz: “Hayırdır Enver Bey?”

Enver Ören:
- Bir karar aldım ve yarından sonra bunu uygulayacağım. Şu Mehmet Barlas, TGRT'de boyuna sizi tenkit ediyor. Olur mu canım, bu kadar da tarafgirlik yapılır mı? Kararımı verdim. Barlas'ı gönderiyorum.

Mesut Yılmaz: “Aman, Enver Bey şimdi Mesut Bey'le görüştü, Barlas'ı kovdurttu derler. İşi bana bağlarlar”

Enver Ören:
- Yok canım, ben gönderiyorum onu.. Bittiii. Benim televizyonumda Başbakanıma laf ettirmem ben.

Ve ertesi gün:
Mehmet Barlas'ın işine, gelecekte alacağı maaşların da önemli bir kısmı ödenerek son veriliyor.. Öğrendiğime göre Mehmet Bey gönderilirken Mesut Yılmaz'ın baskı yaptığı ima ediliyor.

Şimdi durup dururken bunları niye mi hatırladım?

Malum bu aralar 28 Şubat anıları revaçta... O dönem yapılan derin baskılarla bazı gazetecilerin işine son verilmişti ya... Kimi çevreler de böyle bir irade olmaksızın Mehmet Barlas örneğinde olduğu gibi, kendi hesapları için operasyonlar yapıp suçu Ankara'ya havale etti, bunun bilinmesi için...

NOT: Kur'anlı yeminden sonra Mesut Yılmaz'la ilgili olarak Türkiye Gazetesi ve TGRT'de aleyhte haberi mi soruyorsunuz? Arşive girin, onlarcasına gözünüzle şahit olun...
*************************************
TGRT'nin UNUTULAN GERÇEK SAHİPLERİ

`İSLAMIN SESİ OLACAK televizyon kuruyoruz` diyerek para topladılar..

KORİDORLARINDA TOPLU NAMAZ kılınan TGRT nasıl Tİ-Cİ -AR -Tİ oldu?
FAİZSİZ KAZANÇ kime maaş olarak verildi?

SEDA-GÜLBEN İKİLİSİ holding toplantılarına katılıyordu..

İhlas olayı: İMAM ENVER'DEN,DR. ENVER'E..

Demirel,onun için DURAKTA BEKLEMEZ... demişti.

1990`ların başında İslamcılar "Bizim de bir özel televizyonumuz olacak" sevdasıyla, ellerinde ne var ne yok TGRT `cilere verdiler. O dönem Türkiye gazetesinde kolundaki bileziği çıkarıp televizyon için veren kadınların resimleri yayınlanıyordu. Kimse karşılık beklemiyordu. Bağışta bulunanlar "büyük sevap işlediklerine" inandırıldılar.


İHLASLI,ÖNCE KARISININ BİLEZİKLERİNİ SONRA DA PARASINI KAPTIRDI
"İslamın sesi olacak bir televizyon kuruyoruz" diyerek para topladılar. İslami TV projesi imaj kurbanı oldu. "İhlas "lı olmanın faturası ağır oldu.

1990`ların başında "Işıkçılar " cemaati arasında başlayan bir kampanya kısa sürede islamcılar arasında büyük bir ilgi gördü. İslamcılar "Bizim de bir özel televizyonumuz olacak" sevdasıyla, ellerinde ne var ne yok TGRT `cilere verdiler. O dönem Türkiye gazetesinde kolundaki bileziği çıkarıp televizyon için veren kadınların resimleri yayınlanıyordu. Kimse karşılık beklemiyordu. Bağışta bulunanlar "büyük sevap işlediklerine" inandırıldılar.

Sonunda 1993 yılında TGRT yayına başladı. İlk yıllarda islami bir çizgide yayın yaptı. İslami içerikli diziler, dini sohbetler yayınlandı. Bu dönemde de büyük paralar toplandı. Özellikle Almanya `dan büyük miktarlarda para akışı sağlandı. Bağışta bulunanlara resmi bir geçerliliği olmayan "ortaklık sertifikaları" dağıtıldı. Kimine o kağıt parçaları da verilmedi.

İslami çizgiyi ilk delen Seda Sayan oldu. Seda Sayan `ın toplu namaz kılınan koridorları aşındırmasına çalışanlar ses çıkaramadı. Enver Abi öyle istiyordu. Seda Sayan `ın kapalı kıyafetlerle başlattığı değişim 28 Şubat sürecinde yerini imaja bıraktı. Asker korkusu Enver Abi `yi öyle endişelendiriyordu ki, İslamcı sermaye grupları arasında İhlas `ın adının geçmesi işleri alt üst edebilirdi. Ekran baştan aşağı yenilendi. Değişime karşı çıkanlar kapı önüne konuldu. Enver Abi her şeyin doğrusunu bilir diyenler bu imaj değişikliğine alkış tuttular. İslamcılar ilk hayal kırıklığını Seda Sayan `ın ekranda boy göstermesiyle yaşadılar. Ona alıştılar, zaten onun dışında televizyonun eski çizgisi korunuyordu. Ancak son imaj değişikliği ve ekranın daha da çıplak hale gelmesiyle İslamcılar için TGRT bitti.

Gülben Ergen , Sibel Can , Hülya Avşar , Sibel Turnagöl , Ebru Gündeş , Mahsun Kırmızıgül , İbrahim Tatlıses daha kimler yoktu ki& Parayı duyan soluğu TGRT `de alıyordu. İslamcılar paralarını ve İslami TV hayalini unuttular. Zaten Enver Abi `nin de onları hatırladığı yoktu.

TGRT "nin kuruluşuna katkı sağlayanlar hayatlarının her alanında İhlas `lı olmaya gayret ettiler. Evinde İhlas ev aletleri kullananlar, birikimlerini de İhlas Finans `ta değerlendirdiler. `İhlas `lılar televizyondaki imaj değişikliğinin parasal kaynağının "faizsiz kazanç" uğruna yatırdıkları paralar olduğunu bilmiyorlardı. Geçte olsa bunu da öğrendiler önce bilezikler ardından paralar gitti. Enver Abi `nin imaj değişiminin faturası ağır oldu.

*İhlas : İçtenlik, samimiyet; bir işi sırf Allah için yapmak...

Dipnot: Hayatta biraraya gelmeyecek iki sözcük varsa o da;İhlas ile gazeteciliktir.

"FAİZSİZ KAZANÇ" KİME MAAŞ OLARAK VERİLDİ?
İhlas Finans battı. "Faiz değil, kar payı" diye toplanan paralar nereye ve kime gitti?

TGRT `nin 28 şubat süreciyle başlayan imaj değişikliğine büyük paralar harcandı. İmaj değişikliğinin finansörü `İhlas `lı müşterilerdi. İhlas Finans "faizsiz kazanç" sloganıyla inanan kesimin paralarını kasalarına çekti. Para kar zarar ortaklığıyla toplanıyordu. Yani harcaması kolaydı . Çünkü hesap verme zorunluluğu yoktu. İhlas Finans zarar gösterip işin içinden çıkabilirdi. Öyle de oldu. TGRT , o günün parasıyla Seda Sayan `a 80 milyar lira, Gülben Ergen `e de 40 milyar lira maaş ödüyordu. Ebru Gündeş `e ise program başina 25 bin dolar ödeniyordu.

Sibel Can çekmediği dizilere karşılık 4 milyon dolar aldı. Kadir İnanır "a hizmetleri karşılığında 670 bin dolar peşin ödenmişti. Sibel Turnagöl aylık 10 bin dolar, Seren Serengil "e program başına 10 bin dolar para veriliyordu. Parayla birlikte TGRT yıldızlarına jeep ve daire de hediye edilmişti. TGRT `nin gerçek çalışanları ise medya ortalamasının altında maaş almaya razı oldu.

SEDA-GÜLBEN İKİLİSİ HOLDİNG TOPLANTILARINA KATILIYORDU
TGRT'nin güzelleri en gizli toplantılara bile katılabiliyorlardı.
Genel yayın yönetmeninden daha etkiliydiler.

Enver Ören övünmeyi seviyordu. Çevresindekiler Doktor Enver Abilerini sürekli pohpohluyorlardı. Son zamanlarda çevresindeki "destekçi" grubuna şarkıcıları da kattı. Onlar olmadan toplantı yapılmıyordu. İkisine de kapısında genel müdür yardımcısı yazan odalar tahsis edilmişti. Enver Abi , Seda Sayan ve Gülben Ergen "i biran olsun yanından ayırmıyor, bir dediklerini iki etmiyordu. Neredeyse direktifleri onlardan alıyordu. Onlar da istediklerini rahatlıkla yaptırıyorlardı. Hatta sevmedikleri insanları bile kovdurabiliyorlardı.

Bu kadroya daha sonra Muazzez Ersoy `da katıldı. Kendisi hakkında yapılan bir haberin bedeli Enver Ören `in emri ile 8 muhabirin işine son verildi. Olay basına yansıdı . Muazzez Ersoy magazin gazetecilerinin tepkisinden korktu. Enver Abisine bir kez daha ricada bulunarak bu gazetecileri tekrar işe almasını rica etti. Ama Enver Ören affetmedi...

60 YAŞINA KADAR YAPMADIĞI BİR İŞİ YAPTI
Bir kere bile olsun doğum günü kutlamamıştı. 60. yaş gününde "dostları" ile birarada oldu.

10 Şubat 2000 tarihinde, Enver Ören için büyük bir doğum günü partisi düzenlendi. TGRT "nin yeni imajını yaratan yıldızlar doğum gününde hazır bulundular. Bülent Ersoy , Seda Sayan , Sibel Can Enver Abi "yi bu mutlu gününde yalnız bırakmadılar. Hatta Sibel Can patronu için "Allah bizim ömrümüzden alsın sana versin" diye iltifatlar yağdırıyordu. Bu sözler karşılığını buldu. Enver Abisi, Sibel Can "a sürpriz yapıp kendi cipini hediye etti. Beyaz güvercinlerin uçurulduğu gecede, "nice yıllara" diye temennilerde bulunuldu. Oysa daha sonraki yıllarda Enver Ören "in doğum gününü kimse hatırlamadı.

TGRT NASIL "Tİ-Cİ -AR -Tİ" OLDU?
28 Şubat "taki hatadan geri dönülmeliydi. Hemen bir "imaj" yenileme operasyonu başladı.

Önce İhlas "ın vitrini olan TGRT değişmeliydi. Oğul Mücahit Ören bu noktada devreye girdi ve dizginleri eline aldı. Amerikalı "imaj maker"lara 3.5 trilyon liraya bir "değişim paketi" hazırlatıldı. Televizyonda eski islami çizgiden eser yoktu. Üstelik "Gör bak neler olacak" sloganıyla yeni anlayışın da ipuçları veriliyordu. TGRT "nin kapıları bambaşka bir dünyanın kahramanlarına açılıyordu. TGRT "ciler değişime rağmen, "Bizi eskisi gibi sanıp, kimse gelmez" diye korkuyorlardı. Oysa parayı duyan TGRT "ye koşuyordu. O kadar ki piyasada tutunamayan , hiçbir televizyonun iş vermediği eski ünlüler bile TGRT "de büyük paralarla işe başladılar.

1993 yılından beri kuruma emek veren, "Siz cemaatin adamısınız" diyerek yıllarca sömürülen insanlar, bu paraları duyduklarında inanamıyorlardı.

Eskiden İslami içerikte dizilere büyük paralar harcayan TGRT artık şarkıcı dizilerine para harcıyordu.

Tarihe mal olmuş İslami ve milliyetçi kişilerin hayatlarından kesitler sunan, "Deli Balta , Veysel Karani , Aziz Mahmut Hüdayi " dizilerinin yerini aşk , entrika gibi "modern" değerlerin işlendiği "Aşkın Dağlarda Gezer , Marziye " gibi diziler aldı. "Danimarkalı Gelin" gibi islamı öğrenen bir yabancı kadının hayat hikayesi de yerini motivasyon içerikli bol mankenli "Derman Bey " dizisine bıraktı.

"İHLAS SENEDİ ALAN HEM DÜNYADA HEM DE AHİRETTE KAZANIR"
İhlas "ın ilk yıllarında borsa senedi almak haram sayılıyordu. Bu durum İhlas Holding hisseleri borsada işlem görünceye kadar sürdü.

İhlas çalışanlarına zorla değerinin üzerinde hisse senedi satıldı. Satışta kullanılan slogan şuydu: "İhlas alan hem dünyada hem de ahirette kazanır." İhlas kağıtlarından alanlar bununla da kalmayıp kooperatif ve kaplıca projelerine destek vermek zorunda kaldılar. Herkes gücünün yettiği ölçüde bir ev ya da kaplıcaya yazıldı.

"Dini öğeler ön plana çıkarılarak" uygulanan satış yöntemi piyasada da etkili oldu. İhlas "ın projeleri milliyetçi-muhafasakar kesimden ilgi gördü. Yastık altı diye tabir edilen ve faiz işler diye bankaya yatırılmayan paralar faizsiz finans kurumuna yatırıldı veya İhlas "ın uzun vadeli projelerine verildi. Güven esasına dayalı, "inanan insan aldatmaz" mantığıyla holdinge büyük miktarlarda para aktı. 30 yıllık bir geçmişi bulunan İhlas Grubu islamcı sermayenin en köklüsü ve en büyüğüydü. Batmaz deniliyordu.

Diğer islami holdinglerde olduğu gibi yüksek kar payıyla para topluyordu. Bir anlamda "saadet zinciri" gibi işliyordu. Para akışı sürdükçe, sıcak parayla biriken kar payları ödeniyordu. Ne zamanki piyasalarda batacak dedikoduları çıktı, biranda zincir koptu.

İHLAS OLAYI: İmam Enver'den doktor Enver'e
"Annemin duasıyla zengin oldum"

Demirel onun için "Durakta beklemez..." dedi.
Gazetede ayakkabıyla dolaşılmaz, çıplak fotoğraflar bantla kapatılırdı.
Liderlerin yanında yer aldı, yalnız biri hariç...

ANNEMİN DUASIYLA ZENGİN OLDUM
"Tuttuğun taş altın olsun..." Annesinin duası kabul oldu, Enver Ören "altın"ı bulmuştu.

Çevresinde olup da Enver Ören "in nasıl zengin olduğunu bilmeyen yoktur. Hemen her fırsatta "anne duasıyla zengin oluşunu" anlattığı söylenir. 1970 yılında ticarete atılır. İlk işi bir taş ocağı satın almak olur. Taş ocağındaki kazılarda tebeşir tozunun hammaddesi bulunur. Enver Ören , annesinin sözünü ettiği "altın"ı bulmuştur.

Tebeşir üretimine geçer "altın" markalı tozsuz tebeşirler, o günden beri okullarda satılan yegane tebeşirdir. Askerlikten atılma bir biyoloji öğretmeninin ilk işi mesleğiyle ilgiliydi. "Altın- tozsuz tebeşir"i Türkiye geneline yayarak ilk ticari başarısını elde etti.

Kayınpederi Hüseyin Hilmi Işık ve ona bağlı "ışıkçılar " cemaatinin desteğiyle gönüllü bir pazarlama ordusu kurdu. Kısa sürede Türkiye `nin dört bir yanında taraftar topladı. Önce Hakikat ardından Türkiye gazetesiyle basın dünyasına girdi. Gönüllü pazarlama ordusu gazeteyi hiçbir karşılık beklemeden dağıttı. Sadece gazete değil, ileriki yıllarda tebeşir, dini kitap, stres bileziği ve İhlas markalı ürünler de dağıtıma dahil edildi.

İslamcı ve muhafazakar kesim "dini öğeler öne çıkartılarak" abone yapıldı. Gazetenin ilk yıllarında (1980) sabahları işe dini kitaplar okunarak başlanıyordu. Hüseyin Hilmi Işık"ın ilmihal kitabı Saadet -i Ebediyye ve İmamı Rabbani `nin "Mektubat " adlı eseri okunuyordu. Haber müdürü ya da başka yetkili biri 15 dakika kitaplardan dini bilgiler verir, ardından dualar edilerek işe başlanıyordu.
Gazetede ayakkabıyla dolaşılmasına izin verilmiyordu. Herkes ayakkabısını dışarıda çıkarır içerde terlik giyilirdi.

Gazetede kadınların çalışmasına izin yoktu. Sekreterlerden temizlik elemanlarına kadar çalışanlar erkeklerden oluşuyordu. Gazeteye kadın geldiğinde çalışanlar günaha girmemek için kadına bakmayıp sırtlarını dönerlerdi.

Yine o dönem çalışanların anlattığına göre dışardan gelen gazetelere İran yöntemi sansür uygulanıyordu. Gazetelerdeki çıplak kadın fotoğrafları bantla kapatılıyordu.

Namaz vakitlerinde koridorlarda toplu namaz kılınıyordu. Hatta, bazen namazlarda Enver Ören "in imamlık yaptığı da oluyordu. Bu uygulama 1993 yılında kurulan TGRT televizyonunun ilk yıllarında da uygulandı. Enver Ören `e kayıtsız şartsız itaat esastı. Nakşibendi geleneğinden gelen "ışıkçılar " asla "abi "lerine karşı gelmezlerdi. O her şeyin en doğrusunu bilir ve onun dediği olurdu. Bu arada Cağaloğlu `nda küçük bir dükkanda başlayan ticari faaliyet 1990`larda holdinge dönüşmüştü.

Eskiden "imam" denilen "Enver Abi " de 1989 yılında Konya Selçuk Üniversitesi "nin kendisine verdiği fahri doktorluk ünvanıyla "doktor" diye anılmaya başlanmıştı. Gazete ve televizyonda Enver Ören "le ilgili haberlerde mutlaka "doktor" ünvanına yer veriliyordu. "Doktor Enver Abi ", ona kimse karşı gelemezdi. Öyle de oldu "imaj" olayına kimse karşı çıkmadı.

DEMİREL ONUN İÇİN "DURAKTA BEKLEMEZ..." DEDİ
Demirel , Enver Ören için "O durakta beklemez, gelen otobüse biner" dedi. Peki bu sözler ne anlama geliyordu?

Enver Ören her dönem elindeki gazeteyi ve televizyonu iktidarın lehine kullandı. Devlete yakın durdu. Asker emeklisi ve ordudan atılan subaylar iyi maaşlarla işe alındı. Hemen hepsine bir müdürlük verildi. Belki bu yüzden holding ve televizyonda müdürden geçilmediği söylenir. En zor dönemlerde bile iktidara destek veren manşetler haberler İhlas kasasına kredi olarak geri döndü. Özal döneminde büyük bir yükseliş gösteren holding, Özal sonrasında başka iktidarlar için çalıştı. Özallı yıllarda Demirel `le ilgili tek bir haber gazetede yer almazken 1991`de DYP -SHP iktidarıyla Demirel `e hatta İnönü `ye övgüler dizildi.

Süleyman Demirel başta kırgın olduğu Enver Ören `i affetti ve gazeteyi ziyaret etti. Bu durumu soranlara Demirel şu cevabı verdi: "Enver Ören durakta beklemez, gelen otobüse biner" demişti. Kendisi bir söz üstadı olan Demirel , demek istiyordu ki; "Enver Ören , iktidarı beklemez, yani iktidar kimse ona çalışır".

Enver Ören , ANAP ve Mesut Yılmaz ile de arayı hep sıcak ilişkiler kurdu. Kim iktidar olsa özel uçağıyla soluğu Ankara "da alıyordu. Tüm bu siyasi ilişkilerde Tansu Çiller `in çok özel bir yeri vardı. İktidarda olmadığı dönemlerde bile Çiller "e destek verdi. Çiller `e özel bir sevgi beslediği söyleniyor.

ERBAKAN VE ÇİLLER "E DESTEĞİ PAHALIYA PATLADI
Refah-Yol hükümetine destek verdi. Bu destek onu 28 Şubat"ın kara listesine soktu. O listeden kurtulmak kolay olmadı.

Erbakan ve Çiller hükümetine en büyük medya desteğini İhlas Grubu verdi. Erbakan "la ortak paydaları olan "dindarlık" bağı ve Tansu Çiller "e olan sevgi bu durumu zorunlu kılıyordu. Hepsinden öte, önceki iktidarlarda olduğu gibi yine iktidarda olana yakın olma politikası işliyordu.

28 Şubat sürecinde hükümetin yıkılmaması için elinden geleni yaptı. Milletvekili transferlerinin önünü alabilmek için özel uçağını bile DYP "li ve RP "li milletvekillerinin emrine tahsis etti. Tüm bu girişimler başarısız olduğu gibi Enver Ören birilerini de fena kızdırmıştı. İhlas Holding kara listeye alındı. İrtica yanlısı şirketler arasında gösterildi. Listeden çıkmak kolay olmayacaktı. Tüm İhlas camiasını köklü bir imaj değişikliği bekliyordu.

LİDERLERİN YANINDA YER ALDI,YALNIZ BİRİ HARİÇ
Gazete ve televizyon her dönem iktidara yakın oldu. Bir tek MHP `ye yaranamadılar. Bahçeli`nin unutamadığı, olay neydi?

Her iktidar olanı yanına çekti. Bir kişi ve bir parti hariç, MHP onu asla affetmedi. Son genel seçimler öncesi MHP Lideri Devlet Bahçeli , Enver Ören `i ziyarete gitti. Ama Enver Ören ayağına kadar gelen misafiri, makamında olduğu halde geri çevirdi. Bahçeli bu nezaketsizliği hiç unutmadı . Ve beklenen an MHP `nin iktidar olması ile geldi& Enver Ören dahil kimse böyle bir sonucu beklemiyordu. "Nasıl böyle bir hata yapılmıştı?".

Hemen özel uçağa atlayıp Ankara "ya çıkarma yaptı. Ankara `ya giderken TGRT haberin seçkin kadrosundan, seçkin bayan spikerleri de yanındaydı. Devlet Bahçeli görüşmek istemedi. Enver Ören ise ısrarlıydı. Sonunda görüşme gerçekleşti. Enver Ören samimi pozlar vermeye çalıştı. Hatta bira ara yanında oturan Bahçeli`nin dizine vurup "Ne iyi oldu iktidara geldiniz. İktidar partisine yaraşır genel merkez binasını yapmak da artık bize düşer" dedi. Herkese mesafeli durmasıyla bilinen Bahçeli sinirlendi, ayağa kalkıp başka bir yere oturdu ve danışmanına "görüşmenin bittiğini" söyledi.
ALINTIDIR.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.396
  • Puan: +30/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Enver Ören,Borcunu Böyle Ödüyor!
« Yanıtla #1 : Mart 18, 2009, 01:10:32 ÖS »
Enver Ören,Borcunu Böyle Ödüyor!

Enver Ören on binlerce İhlaszede'ye paralarını ödemek yerine iktidara yağcılık rekorları kırıyor...
Enver Ören on binlerce İhlaszede'ye altı aydır tek kuruş ödemiyor. Devlet seyrediyor. Gazetesi ise iktidara yağcılık rekorları kırıyor...

İhlas Finans Kurumu battığında ardında 1 milyar doların üzerinde alacağı olan 200 bin İhlaszede bırakmıştı. Tasfiyeyi TMSF değil, Sanayi Bakanlığı yürütünce ödemeler ağır aksak ilerledi. Tasfiyenin 5 yılda bitirilmesi gerekirken, sadece bakiyesi küçük olanlara ödeme yapıldı. Büyük miktarda alacağı olanlara ise “Size sıra daha gelmedi” dendi.

700 milyon dolara yakın alacağı olan 69 bin 872 kişiye 'kur çok arttı, kriz var' bahanesi ile Eylül ayından bu yana da tam 6 aydır ödeme yapılmıyor. İhlas Grubu yasal olarak herhangi bir pürüzle karşılaşmamak için de sahibi olduğu Türkiye Gazetesi ve televizyonu aracılığıyla seçimler öncesi eşi benzeri görülmemiş bir AKP propogandası yapıyor.

70 bine yakın İhlaszede'ye Eylül ayından bu yana tek kuruş ödeme yapmayan Enver Ören, sahibi olduğu Türkiye Gazetesi ve televizyon kanalı ile iktidara destek veren haberlerin dozunu iyice artırdı.

İhlas Finans, 2001 yılında battığında ardında 1 milyar doların üzerinde alacağı bulunan 200 bine yakın hesap sahibi bırakmıştı. 2002 yılında Tasfiye Masası kuruldu ve borçların ödeneceği söylendi. Tasfiyenin 5 yılda bitirilmesi gerekiyordu ancak 8'inci yıla girildiği halde ödemelerin ağır aksak gitmesi İhlaszedeler'in hep tepkisine neden oldu. İhlaszedeler, İhlas Finans tasfiyesinin neden diğer finans kuruluşları gibi TMSF nezdinde yürütülmediğine de bir türlü anlam veremediler.

Ödemelerde göz boyanıyor
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın kontrolünde yürüyen tasfiyede ise bugüne kadar gelinen nokta çok tatminkar olmadı. Her ne kadar İhlas Grubu, alacağı olanların yarısına yakınının borcunun temizlendiğini söylese de, borcu temizlenenlerin alacak miktarlarının çok düşük olduğu dikkat çekti. Bu konuda İhlaszedeler tarafından kurulan internet sitelerinde yapılan yorumlarda “İhlas göz boyuyor. Ödeme yapıyor görüntüsü vermek için 300-500 dolarlık bakiyesi olanlara ödeme yapıyor” eleştirileri dikkat çekti.

4 bin dolarını alamayan Kütahyalı vatandaşın durumu şikayet etmesi üzerine İhlaszedeler'e Eylül ayından bu yana ödeme yapılmadığı da ortaya çıktı. Şikayeti değerlendiren Sanayi Bakanlığı İhlaszede'ye “Kriz var, sıranız gelince alırsınız” diye cevap yazdı.

Bakanlıktan gelen cevabi yazıda, son olarak, Eylül 2008 ödemelerinin yapıldığı 74. ödemeyle, 2 bin 69 dolara ve 1.507 euro'ya kadar olan borçların ödendiği kaydedildi. Komisyona başvuran vatandaşın eşi ile birlikte ortak hesap açtırdığı ve bu hesaplara dolar cinsinden para yatırdığı belirtilen yazıda, vatandaşın bir hesabının son bakiyesinin 2 bin 611 dolar, diğer hesabının son bakiyesinin ise bin 920 dolar olduğu, dolayısıyla vatandaşın İhlas Finans Kurumu'ndan toplam alacağının 4 bin 531 dolar olduğu bildirildi. Sıra geldiğinde vatandaşın alacağının aracı banka olan Şekerbank'tan ödeneceği belirtildi.

Yazıda, İhlas Finans Kurumu'nun fonlarını kullanan borçlu firmaların, ekonomik kriz nedeniyle borç taksitlerini zamanında ödeyememesi nedeniyle, şirketin 2008 yılının Ekim-Kasım-Aralık aylarına ilişkin nakit ödemelerini yapamadığı ifade edildi. Öte yandan ödemelerin 2009 yılında da yapılmadığı ve Ocak-Şubat-Mart ayına ait ödemelerin de geciktiği öğrenildi.

Tasfiyenin 5 yılda bitirilmesi gerekiyordu üstünden 2 yıl geçti
İHLAS Finans Kurumu'nda parası batanların tasfiye süreci Sanayi ve Ticaret Bakanlığı kontrolünde gerçekleştirilirken yasa gereği bu tasfiyenin 5 yılda tamamlanması gerekiyordu. Tasfiye Masası 2002 yılında kuruldu. İhlaszedelere ilk ödeme Mart 2002'de gerçekleştirildi. Tasfiyenin normal şartlarda 2007 yılı Mart ayında bitirilmesi gerekiyordu. Ancak 2009 yılına gelindiği halde ödemeler konusunda hâlâ çok ağır aksak gidildiği dikkati çekiyor.

İhlaszedeler sahipsiz kalmaktan, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın da konuya duyarsız kalmasından şikayet diyorlar. İhlas Finans yetkilileri, paralarının peşinden koşan İhlaszedelere “Biz Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'ndan 5 yıl daha ek süre aldık” cevabı veriyor. Ancak yasa gereği böyle bir ek sürenin alınması ya da Bakanlık tarafından verilebilmesi mümkün değil.

Bakanlık müfettişleri daha önce hazırladıkları bir raporda İhlas Finans'ın alacaklı olduğu firmalarla 2016 yılına kadar uzanan ödeme protokolleri yapmış olmasına dikkat çekmiş ve bu durumun bir tutarsızlık göstergesi olduğunu belirtmişlerdi.

TMSF “Hortum var” dedi ama tasfiye TMSF'ye bırakılmadı
Bankacılık Yasası'nın TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'ndaki görüşmeleri sırasında TMSF Başkanı Ahmet Ertürk, İhlas Finans'taki durumu “Bu tam bir hortumlamadır” sözleri ile açıklamıştı. İhlas Finans'ta ödeme problemi olduğunu, zarar problemi bulunmadığını belirten Ertürk “Hortumlama tabirinin çok geçerli olduğu bir durumdur oradaki” demişti. Sermaye Piyasası Kurulu da İhlas Finans ile ilgili hazırladığı raporda “Burada saadet zinciri kurulmuş” tespiti yapmıştı.

CHP milletvekilleri batan bankalarda olduğu gibi İhlas Finans'ta da tasfiyenin TMSF tarafından gerçekleştirilmesi için önerge verdi. Ancak bu önerge komisyondan geçtiği halde AKP milletvekillerinin red oyu vermesi nedeniyle Genel Kurul'da kabul edilmedi. İhlas Finans'ta “Hile, desise ve nitelikli dolandırıcılık var” denmesine rağmen tasfiyenin Sanayi ve Ticaret Bakanlığı nezdinde yürütülmesine karar verildi. Tasfiye memurları İhlas Finans tarafından oluşturuldu.

Kredi verilen firmalar İhlas'ın kendi firmaları
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın denetim raporuna göre 200 bin mudiden toplanan paraların büyük bir bölümü grubun organik bağlantı içinde olduğu pazarlama şirketleri aracılığıyla yine İhlas Grubu yöneticilerinin kurdukları şirketlere aktarıldı. Raporda İhlas Finans'a el konmadan önceki 6-7 aylık süre içinde sadece İstanbul'da kurulan 36 firmaya herhangi bir teminat alınmaksızın her birine senet mukabilinde 3 ile 5'er milyon dolar fon kullandırıldığı tespitleri yer aldı.

Ayrıca paralar İhlas Holding ve İhlas Matbaa A.Ş'ye aktarıldı.
İhlas Finans'ın 850 milyon doların üzerinde alacaklı göründüğü şirketlerin neredeyse tamamının sermayeleri çok düşük şirketler olduğu anlaşıldı. Bu alacağın yüzde 95'lik bölümünün 234 firmadan olduğu ancak bu firmaların İhlas Grubu'na yakın kişilere kurdurulduğu tespiti de raporda yer aldı. Yani İhlaszedelere söylendiği gibi bu şirketlerden alacakların temin edilerek, kendilerine ödeme yapılabilme imkanı pek bulunmuyor.
VATAN

Çevrimdışı ahmetk.k

  • KULLANICI
  • *
  • İleti: 8
  • Puan: +0/-0
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #2 : Temmuz 11, 2009, 02:22:35 ÖS »
Ah Ah.Milletimin Başına Ne Geldiyse Fitneden.
Enver Ören Mürşid-i Kamil İdir Git Öğren!

Çevrimdışı TOGEÇ

  • Kemal Denizer
  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 992
  • Puan: +34/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Toplumsal Bilinci Koruma ve Geliştirme Çatısı
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #3 : Temmuz 11, 2009, 05:47:48 ÖS »
Sayın ahmetk.k,

Dr. Enver Ören'in mürşid-i Kamil olduğunu hangi eylemlerinden ve hangi icraatlerından anlayabiliriz?

Hangi söylenenler iftira ve fitnedir?

Bunları da yazarsanız, konuya derinlik kazandırır ve belki yanlış bilinenlerin algılanmasını sağlarsınız.

Aksi halde,  sadece  sataşmak ve seviyenizi göstermekle yetinmiş olacaksınız.

" Dahi odur ki, sonradan herkes tarafından kabul ve takdir edilenleri söylediği günlerde herkes o sözleri deli saçması olarak düşünmüştür" M. K. Atatürk 1926

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.396
  • Puan: +30/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Enver Ören,"Ben içimden geleni yapıyorum.Bu ilahi bir şey"...
« Yanıtla #4 : Temmuz 11, 2009, 10:13:47 ÖS »
Sayın ahmetk.k'ya haksızlık yapmasak iyi olacak.Ne de olsa Radikal gruplardan olan Işıkçılar'ın üyesidir.
Işığı ise nedir biliyormusunuz?
Menfaat.

Sayın ahmetk.k,Sayın Ören'in neyin mürşid-i kamili olduğunu anımsamamıza yardımcı oldu.



Bakınız bir Örnek:
Başbakanlık'ta Kur'an'la yemin ve Barlas'ın TGRT'den kovulması!


Yıl: 1998.
28 Şubat sürecinin sıcak günleri.
Telefonda İhlas’ın patronu Enver Ören var:
- Sabahattin; Mesut Yılmaz bize Refahyol iktidarını desteklediğimiz için soğuk biliyorum ama, mutlaka görüşmemiz gerekiyor. Biliyorsun Başbakan’la  işlerimiz var. Ne yap yap Mesut Bey’i ikna et ve bize bir randevu ayarla. Buzları eritmemiz gerekiyor.
Enver Bey’in bu arzusu üzerine soluğu hemşehrim ve dostum olan  dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’ın yanında alıyor ve talebi iletiyorum.
Cevap ısrarlarıma rağmen olumsuz oluyor.
Enver Ören pes etmiyor ve Başbakan’la çok yakın olan Kadir Has’la, Sibel Can’ın kocası Sülhi Aksüt’ü devreye sokuyor.
Mesut Bey’den Kadir Has’a cevap: “Kadir Beyciğim sen bu işe bulaşma.”
Sibel Can’ın kocası Sülhi Aksüt, Mesut Bey’i tanımıyor ama tanıdığı olan Şadan Tuzcu’yu devreye sokuyor.
Sonuç yine yok...
Enver Bey Ankara’ya gelip bana şu sözü ediyor:
- “Her yerden atağa geçtim, sonuç alamıyorum. Ne yap yap, beni Mesut Bey’le bir araya getir ve barıştır. Bunu senden başka hiç kimsenin  yapamayacağını bana bizzat Kadir Has söyledi...”
Mesut Yılmaz şahidimdir defalarca evine gidip eskilerin deyimi ile postu serdim, ısrar ettim ve 4. gidişimde ikna edip randevuyu aldım.
Diyeceksiniz ki Mesut Yılmaz görüşmüyorsa görüşmesin, Enver Bey’de bu ısrar niye?
Eh sizin de 165 milyon dolarlık Bursa-Yalova Elektrik Dağıtım İhalesi işiniz olsaydı siz de herhalde çok farklı davranmazdınız.
Ve randevu akşamı:
Yer: Başbakanlık Konutunda toplantı odası.
Odada 5 isim var...
Başbakan Mesut Yılmaz, Devlet Bakanı Cavit Kavak, Enver Ören, Mücahit Ören ve Sabahattin Önkibar.
Seramoni faslından sonra Enver Ören, cebinden küçük bir Kur’anı Kerimi çıkararak aynen şunları söylüyor:
- Şu Kur’anın üstüne yemin ediyorum ki, bundan böyle ben yaşadığım süre içinde, benim gazete ve televizyonumda sizin ve partinizin aleyhine tek bir haber yapılırsa Allah beni kahretsin. Kur’anın üzerine yemin ederek söylüyorum ki böyle bir şey asla olmayacak.
Mesut Bey’le Cavit Kavak’ın nutku tutuluyor.
Sadece onlar değil, ben de şaşırıyorum.
Öyle ya bir medya patronu Başbakanlık’ta Kur’anın üstüne basarak böyle bir sözü bir siyasiye nasıl verebilir?
Mesut Yılmaz sessizliği bozuyor:
- Enver Bey bu yaptığınız doğru değil. Biz yanlış yaparsak medya elbette bizi eleştirecek. Böyle bir şey için Kur’anla yemin olur mu?

Enver bey devam ediyor:
- Sayın Başbakan’ım ben içimden geleni yapıyorum. Bu ilahi bir şey. İçimden öyle geliyor.. Haa bir başka kararım daha var. Onu da sizinle paylaşmak istiyorum.
-------------
A.Dursun notu:(Arkadaşımızın mürşid-i Kamil iddiası sanırım bu sözünden etkilenmiş olmasından kaynaklıdır.Çünkü,adam açıkça söylemiş,<<ben içimden geleni yapıyorum. Bu ilahi bir şey.>>demiş.Yani ilahi olduğunu iddia eden de ilahla içli dışlı olsa gerek değilmi sayın ahmetk.k?
---------------
Mesut Yılmaz:  “Hayırdır Enver Bey?”
Enver Ören:
- Bir karar aldım ve yarından sonra bunu uygulayacağım. Şu Mehmet Barlas, TGRT’de boyuna sizi tenkit ediyor. Olur mu canım, bu kadar da tarafgirlik yapılır mı? Kararımı verdim. Barlas’ı gönderiyorum.
Mesut Yılmaz:  “Aman, Enver Bey şimdi Mesut Bey’le görüştü, Barlas’ı kovdurttu derler. İşi bana bağlarlar”
Enver Ören:
- Yok canım, ben gönderiyorum onu.. Bittiii. Benim televizyonumda Başbakanıma laf ettirmem ben.
Ve ertesi gün:
Mehmet Barlas’ın işine, gelecekte alacağı maaşların da önemli bir kısmı ödenerek son veriliyor.. Öğrendiğime göre Mehmet Bey gönderilirken Mesut Yılmaz’ın baskı yaptığı ima ediliyor.
Şimdi durup dururken bunları niye mi hatırladım?
Malum bu aralar 28 Şubat anıları revaçta... O dönem yapılan derin  baskılarla bazı gazetecilerin işine son verilmişti ya... Kimi çevreler de böyle bir irade olmaksızın Mehmet Barlas örneğinde olduğu gibi, kendi hesapları için operasyonlar yapıp suçu Ankara’ya havale etti, bunun bilinmesi için...
NOT: Kur’anlı yeminden sonra Mesut Yılmaz’la ilgili olarak Türkiye Gazetesi ve TGRT’de aleyhte haberi mi soruyorsunuz? Arşive girin, onlarcasına gözünüzle şahit olun...
Sebahattin Önkibar/Yeniçağ
***********
Hatta bir habere de bakalım mı?

Dr. Enver Ören, Prof. Dr. Haberal'a, üzerinde, Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal ve sağlık ekibine gerçekleştirdikleri böbrek nakli ameliyatımdan dolayı çok teşekkür ederim. yazılı plaketi verdi.

ANKARA- İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Enver Ören, böbrek nakli ameliyatını başarı ile gerçekleştiren Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal'a bir şükran plaketi verdi. Başkent Üniversitesi Hastanesinde bir hafta önce ikinci kez böbrek nakli olan Dr. Enver Ören dün taburcu oldu. Hastanede düzenlenen toplantıda; Dr. Enver Ören ile birlikte, aynı kişiden alınan organlarla sağlığına kavuşan 5 kişiden üçü ve ameliyatı yapan ekip hazır bulundu.

Evimde gibiydim?
Toplantıda ilk konuşmayı Dr. Enver Ören yaptı. Çok heyecanlı olduğu görülen Dr. Ören, hastaneye hasta ve yaslı olarak geldiğini belirterek, Üzüntülüydüm. Geldiğim akşam; Allah rahmet eylesin, o zatın böbreği takıldı. Burada şefkatli ve mahir ellerin elinde 1 haftada iyileştim. Yaslı geldim, şen gidiyorum diye konuştu. Çok başarılı bir ameliyat geçirdiğini söyleyen Dr. Ören, Kendimi adeta evimde hissettim. Çok sıcak bir yuva buldum. Dolayısıyla başta hocamı ve ekibini çok tebrik ediyor, kendilerine teşekkürlerimi sunuyorum? dedi.
----------
Soru?
Acaba Haberal tutuklandığında hiç aradı mı dersiniz?
Bence aramadı.Çünkü ilahi bir şekilde içinen aramak gelmemiş olmalı.
A.Dursun.

Özkan Özgür

  • Ziyaretçi
Neo Con Rupert Murdoch kimdir
« Yanıtla #5 : Temmuz 11, 2009, 10:23:01 ÖS »

Murdoch 1931 yılında Avustralya'nın Melbourne kentinde doğmuştu. Babası, Murdoch daha henüz ingiltere'deki Oxford üniversitesinde 21 yaşında bir öğrenci iken ölüveren Sir Ketih Murdoch idi.
Keith Murdoch 250bin'den fazla türk gencinin de öldüğü Çanakkale savaşındaki tutarsızlığı görüp çanakkale savaşlarının durdurulmasını sağlamış olan kişidir.

Rupert'in babası Keith Murdoch, 1915 yılında Avustralya'daki Melbourne Age gazetesininin savaş muhabiri olarak Mısır'a ve ege'ye gönderilmişti. London School of Economics'de siyaset eğitimi alan ve askeri konularda bilgi sahibi olan Murdoch cepheye geldiği sırada Anzak kuvvetleri Çanakkale yarımadasını işgale çoktan başlamıştı. Kısa sürede cephedeki durumun ingiliz gazetelerinde anlatıldığı kadar iyimser olmadığını anlayan muhabir bir mektup kaleme almaya karar verdi. Bölgedeki gazetecilerin haberleri derin bir sansürden geçiriliyor ve İngiltere'deki Savaş Kabinesi çıkartmanın başarılı devam ettiğini düşünüyordu.

Keith Murdoch 1915 yılının eylül ayında kaleme aldığı 8 bin kelimelik mektubunda Anzak güçlerinin verdiği kayıpların gerçek sayıları, cephedeki kötü koşulları, türk güçlerini savunma çemberinin kırılmasının güçlüğü ve kat ettiği ilerlemeleri anlattı. Murdoch "Gelibolu Mektubu"nu doğrudan dönemin Avustralya başbakanı Andrew Fisher ve ingiltere başbakanı Herbert Asquith'e ulaştırmayı başardı.

Rapor Londra'daki üst düzey yöneticilerin eline geçince İttifak Güçleri alarma geçti. "Gelibolu Mektubu" acil olarak toplanan Savaş Kabinesi'nde 'savaş raporu' olarak okundu. 17 Ekim tarihinde Gelibolu cephesinin komutanı General Ian Hamilton görevden alındı ve cepheden çekilme süreci başladı.

Ocak 1916'da Anzaklar'ın bölgeden ayrılmasıyla çekilme tamamlandı. sıradan bir muhabir olan Keith Murdoch, ülkesine döndükten sonra ulusal The Herald & Weekly Times medya şirketinin başına geçti. Ülkede birçok yerel gazetenin kurulmasını sağlayan Murdoch, 1933 yılında savaşın kaderini değiştirmesinden dolayı "Sir" ünvanıyla onurlandırıldı. Sir Keith Murdoch, 1952'de hayatını kaybedince oğlu Rupert Murdoch'a daha sonra dünyanın en büyük medya şirketi olan News Corp'un temelini oluşturacak gazetesini bıraktı.

Halen Rupert Murdoch'un News Corp şirketi halen her gün 75 televizyon kanalıyla 600 milyon, 175 gazetesiyle de 6 milyon kişiye ulaşıyor.

Avustralya'da 1931 yılında doğan Murdoch'un, Oxford Üniversitesi'ni bitirip babasından kalan Adelaide News gazetesiyle ulusal yayıncılığa ilk adımı atması 1951'de oldu.
60'larda Sydney'de The Mirror ile egemenliğini ilan ederken 1969'da The Sun'u alarak sınırlarını genişletti. Amerika'ya ilk adımı ise bir yıl sonra 600bin tirajlı New York Post'u satın alarak attı. İngiltere'de hakimiyetini 80'lerde kurdu. Times ve Sunday Times'ı alan Murdoch, 1985'de Amerikan Televizyonlarına sahip olabilmek için ABD vatandaşlığına geçti. Hemen ardından 20th Century Fox'un %50'sini alarak sinema endüstrisine girdi. Şirket 1997 yılında "Titanic" ile 1.8 milyar dolar hasılat yaparak tarihe geçti. 1986'da kurulan Fox ile CNN'in tahtına oturmayı kafasına koyan Murdoch 2002'de günde 2.2 milyon izleyiciye ulaşarak CNN'i geçti. The Sun 3.5 milyonluk tirajı ile ingiltere'nin 1 numarası olurken, The Australian, Wellington Dominion, gibi gazetelerle de Avustralya ve Yeni Zelanda'ya hakim durumda.

Sir Keith Murdoch, oğlu Rupert'e sadece Adelaide News ve Brisbane Courier Mail isimli iki gazete bırakmıştı. Rupert bu noktadan başlayarak dünyanın en büyük global multimedya konglomerasını kurdu. Daha 80'lerin başlarında New York Post ve aralarında Times of London'un da bulunduğu 5-6 büyük londra gazetesi ile dünya çapında bir yayıncı haline gelmişti.

Her zaman yeni fırsatlar peşinde olan Murdoch'un yöneticileri Londra'da yeni kurulmuş bir haber kanalı olan Satellite TV plc isimli bir kanala gözlerini diktiler. . Satellite Television plc bir ingiliz TV yapımcısı(prodüktörü) olan Brian Haynes tarafından 1981'de kurulmuştu. Haynes, European Space Agency (ESA) yı Orbital Test Satellite (OTS) isimli uydularını program yayınlamak için kullanmasına izin vermeye ikna etmişti. Ancak Haynes bu girişiminden henüz sürekli zarar etmekte iken Murdoch ortaya çıktı.

Murdoch Satellite Television plc isimli bu şirketi 1984 yılında satın alarak adını Sky channel yaptı. Şirketin önceki sahibi gibi Murdoch'da ilk işletme yıllarında Sky şirketinden ağır zararlar yapmaya katlandı. Ama, uydu televizyonu işinin günün birinde kanatlanacağına olan inancını hiç kaybetmedi. 1986 yılında o sıralar çok riskli görülen 10 yıllık bir anlaşmaya imza attı. Bu anlaşmaya göre minik bir avrupa ülkesi olan Lüksemburg'da yeni kurulan Societe Europeene des Satellites (SES) isimli bir şirketten uzun süreliğine transponder kiralamıştı.

Luxembourg, Fransa, Belçika ve Almanya'nın komşusu olan minik bir prenslik. Nüfusu 400,000 kişiden az. Ancak, orada daha o zamandan çok başarılı olmuş bir yayıncı olan CLT var. Bu şirket 1960'ların sonlarında RTL kanalının ünü sınırlarının çok ötesine taşan çok dildeki uydu yayınlarının öncülüğünü yapmıştı.

Luxembourg o sıralarda gerilemekte olan kömür ve çelik endüstrisine dayalı ekonomisini çeşitlendirmenin yollarını aramakta olan geçiş konumunda bir ülke idi. CLT’nin gösterdiği yüksek başarı üzerine uydular mantıklı bir mantıklı bir seçenek haline geldi.

Uydu teknolojisini harekete geçiren öncü kişilerden biri Lüksemburg'un ABD elçisi Candace Johnson'un eşi olan genç amerikalı idi. Johnson ABD ordusunun telekom başkanı ve Nixon yönetiminin telekom danışman yardımcısı olan general Johnny Johnson'un kızı idi. Bu kişi Lüksemburg hükümetinin kendi uydu sektörünün ve adı daha sonra SES olacak şirketin kurulması için ABD'deki ilişkilerinden yararlanarak kulis faaliyetleri yürüttü.

Bir başka önemli oyuncu da Clay “Tom” Whitehead. Bu kişi ABD'nin telekom strateji dairesi eski başkanı ve “Open Skies”(açık gökyüzü) siyasetinin formülasyonunun baş mimarı olan kişidir. 1983 yılında Whitehead, Hughes şirketinin Galaxy bölümünün başkanı idi. Bizzat Lüksemburg'a giderek GDL/Coronet Projsi adı verilen bir doğrudan uydu yayın sisteminin kuruluşunu hazırladı. Ancak, görüşmeler başarılı yürümedi ve Whitehead amerikaya geri döndü.


Astra 1A, Lockheed-Martin (GE Astro Space) yapısını temel alan 1.0 metrik ton ağırlığında, AS-4000 serisi platforma sahip bir uydu idi.
1 Mart 1985 günü Lüksemburg hükümetinin, ve Deutsche Bank ile Dresner Bank'ın lüksemburg şubelerinin destekleriyle SES şirketi kuruldu. 1986 yılında SES ilk uydu siparişini RCA-Astro Electronics şirketine verdi. Ancak, fırlatıcı şirket Arianespace'in yaşadığı bazı teknik sorunlar nedeniyle uydunun yerine yerleştirilmesi 1988'e kadar sürdü. Gecikmeler SES şirketine uydunun kapsama alanlarının İngiltere, Fransa, ve Almanya üzerinde yoğunlaştırabilmesi için gerekli modifikasyonları yapma fırsatını verdi. ASTRA 1A adı verilen uydu sonunda 11 Aralık, 1988 günü yörüngeye yerleştirildi. Murdoch’un Sky kanalı uydunun 16 transponderinin dördünü finansal kiralamayla aldı.

Avrupa'nın ASTRA uydusuna ilk tepkileri çok olumsuz idi. Çünkü ASTRA çok büyük ölçüde ABD programlarını ve ABD'nin çok uluslu şirketlerinin reklamlarını yayınlamakta idi. Ayrıca, en önemlisi uydunun sinyalleri daha önce televizyonları devlet tekeline sahip ülkelere kadar da uzanmakta idi. Fransa devletinin Sosyalist cumhurbaşkanı Francois Mitterand ASTRA uydusu için “coca-cola uydusu” demişti.

Kanalının sinyallerini ASTRA 1A uydusuna çıkartan Murdoch İngiltere'de doğrudan British Satellite Broadcasting (BSB) yayınları ile rekabete başlamıştı. Luxembourg malı bir uyduyu kullanan Murdoch’un Sky şirketi çapraz mülkiyetleri yasaklayan İngiliz yasalarına da uymamakta idi(Murdoch bazı ingiliz gazetelerinin de sahibi idi). 80'li yıllardaki Fleet street gazetelerinin rekabet savaşlarına benzer çok sıkı rekabetçi bir mücadelenin sonucunda, ve ASTRA'nın faaliyete girmesinden sadece altı ay sonra BSB şirketi Sky ile birleşmeyi kabul etti. Yeni ortaya çıkan birleşik şirketin adı BSkyB oldu.

İşte Murdoch'un avrupadaki eşsiz boyut ve derinlikteki güce sahip global uydu imparatorluğunun başlangıç noktası böyle olmuştur. Avrupadaki doğrudan eve yayıncılık(DTH) pazarını domine eden BSkyB, Murdoch’un News Corporation şirketiyle bu başarısını dünya çapındaki diğer pazarlara taşımıştır.

80'lerin sonunda 3 milyarı aşkın nüfusuyla Asya hızla dünyadaki telekom ürünleri ve hizmetlerinin en büyük tek pazarı haline gelmekte idi. Çoğu asya ülkesi işletmeciler arasında sağlıklı rekabet koşullarının yaratılabilmesi için bağımsız üst kurullar oluşturmaya başladılar.

Bölgedeki değişen çevre koşulları Hong Kong'lu işadamlarını 1988 yılında Asia Satellite Telecommunications Co. Ltd. (AsiaSat) isimli şirketi oluşturmaya özendirdi. Bu şirket Asya'nın ilk bölgesel özel uydu işletmecisi olmuştur. Şirketin sahibi olan Hong Kong-merkezli konsorsiyum'da Çin Halk Cumhuriyeti'nin devlet mülkiyetindeki dev konglomera'sı "China International Trust and Investment Corporation" ile Hong Kong'un Hutchison Whampoa ve İngiltere'nin Cable and Wireless kuruluşları da yeralmakta idi.


AsiaSat'ın fırlatılışı


AsiaSat ticari haberleşme pazarına ilk olarak 7 Nisan 1990 yılında yerleştirilen AsiaSat 1 uydusu ile girmiştir. Bu uydu Çin'in Xichang kentindeki Çin Seddi fırlatma tesislerinden fırlatılan bir Uzun Yürüyüş(Mao'nun anısına) Roketi ile yörüngeye yerleştirilmiş. Asiasat 1 uydusunun kendisi Hughes HS-376 platformuna göre yapılmış bir uydu. Aslında altı yıl önce 1984 yılında Westar 6 adıyla uzaya fırlatılmış. Ancak yörünge düzeltme (perigee kick) motorlarından birindeki bir arıza nedeniyle Uzay Mekiği tarafından uzaydan alınıp geri getiriliyor. Baştan aşağı yenileniyor ve çin'e veriliyor. AsiaSat 1 uydusunun bir CZ-3 buster roketi ile transfer yörüngesine yerleştirilmesi aynı zamanda Çin'in de ilk ticari uydu fırlatma işi olmuş.

Mülkiyeti tümüyle Çin'e ait olmasına, ve nüfus kütüğüne resmen Çin'in bir domestik haberleşme uydusu olarak geçmiş olmasına karşın AsiaSat 1 uydusunun hüzme genişliği Uzak Doğu'dan Orta Doğuya kadar çok geniş bir alanı kapsıyor. .

AsiaSat'ın en büyük hssedarlarından biri Hutchison Whampoa, Hong Kong’un en eski hong'larından(uluslararası ticaret şirketlerinden)dır ve imalat(A.S. Watson Group), perakendecilik, liman işletmesi, enerji(Hong Kong Electric, Husky Energy), telekomünikasyon(sabit telefon şebekesi, GSM(cep telefonu), paging hizmetleri), ve altyapı şirketleri (enerji santralları, paralı otoyollar, inşaat malzemeleri) gibi alanlarda büyük holding şirketlerine sahptir.. Ayrıca, Hutchison Whampoa Hong Kong'da çok sayıda otel ve gayrimenkullere sahiptir. Şirketin ayrıca Çin Halk Cumhuriyetinde ve Asya/Pasifik coğrafyasının diğer bölgeleri dışında Avrupa ve Güney Amerika'da da operayonlara sahiptir.

Hutchison Whampoa dünyanın en zengin adamlarından birisi olan Li Ka-shing tarafından kontrol edilmektedir. Bay Li, Hon Kong'da hemen her alandaki bir büyük oyuncu konumunda bulunduğundan yerel basında ona "Süpermen" denmektedir.

1987 yılında Li Ka-shing o sırada bir Kanada yatırım bankasında fon yöneticisi olarak çalışmakta olan ve Stanford Üniversitesinden terk 21-yaşındaki oğlu Richard'ı (çin ismi “Tzar Kai”) ülkeye getirerek Hutchison'un uydu kısmının başına geçirdi. O zaman için bu pek büyük bir iş de sayılmazdı, ancak Richard Li yeni uydu teknolojisindeki potansiyeli görmüştü.

Hutchison şirketi o sıralarda uydu teknolojisni telekomünkasyon hizmetlerinde yeni yeni kullanmaya başlıyordu. Li, uydunun televizyon yayınları için büyük olanak yarattığını görmüştü. Doğrudan evlere yapılacak uydu tv(DTH) yayınları sayesinde tüm asyadaki devlet tekeli kontrolundaki televizyon yayını kanallarının etrafından dolaşma imkanı olduğunu düşünmekte idi. Bu fikir özellikle de Hutchison Whampoa şirketine Hong Kong kablo televizyonunda bir yayın izni lisansının verilmemesi üzerine daha da düşünülerek geliştirildi.

Li hemen tüm enerjisini toplayarak Asya'daki pazara hitap edecek bir uydu televizyonu üzerine düşünmeye başladı. Şirketindeki tepe yöneticileri bu işe yönlendirdi. Tereddütlü durumda olan babasını da kendisine ödünç para vererek tüm asyadaki girişimcilerin bir çanak anten ve diğer yerel dağıtım malzemeleri ile uydu tv işine soyunmaya teşvik etme konusunda ikna etti. O sırada asyada çok az kişinin evinde uydu çanağı bulunmakta idi. Ancak, Li her bölgedeki özel girişimcilerin bir çanak alarak kendi bölgelerindeki tüm evlere uydu TV yayınlarını dağıtabileceklerini görmüştü.



Richard Li

Richard Li babasından aldığı $62.5 milyon dolar sermayeyi kısa sürede $125 milyon dolara çıkararak 1991 yılında Asiasat 1 uydusundan yayın yapacak olan Satellite Television Asia Region TV ya da STAR TV yi kurdu. İki yıl içinde, STAR TV Hindistan ve Çin'in en ücra köşeleri ile asya'nın büyük kısmında bulunan 45 milyon izleyiciye ulaşmayı ve hükümetlerin kamu yayın şebekelerinin etrafından dolanmayı başarmıştı.

Star TV'nin günde 24 saatlik yayını ile AsiaSat ülkelerin yerleşik milli denetim ve düzenleme bürokrasilerini aşmış oldu. Uydunun ayak izinin tüm asyayı kapsaması sayesinde üç metrelik çanaklar kullanılarak geniş mesafeler üzerinden ses, görüntü ve data sinyalleri aktarılabilmektedir. Uyduya erişim Asyadaki milyonlarca insanın Televizyon izleme deneyimini bambaşka bir boyuta yükseltti, ve daha çok sayıda insana her zamankinden daha fazla yeni seçenekler getirdi. uydunun faaliyete geçmesinden itibarn iki yıl içinde STAR TV gerek içerik ve prodüksiyon, gerekse çeşitlilik bakımından yeni standartlar getirmişti.

Ancak üç yıl sonra, abone sayısındaki artışın da sürmesine karşın STAR TV gelir potansiyelinin yeterince farkına varamadığı için para kaybetmeye başladı. Babası da onu şirketi satmaya zorlamaya başladı.

Para kaybetmekte olmasına karşın STAR TV'nin izinden gitmek üzere yeni şirketler ortaya çıktı. Bunlardan biri de ingiltere'deki BSkyB, ve ABD'deki Fox şebekeleri ile Asya'da da kendisine yer arayan medya devi Murdoch idi. 1993 yılında Richard'ı akdeniz'deki yatında bir görüşmeye çağırdı. Murdoch, STAR TV'yi $525 milyon ABD dolarına satın almayı kabul etti. Böylece 26-yaşındaki Li'de üç yıldan kısa sürede 400 milyon dolardan fazla bir kar sağlamış oluyordu.

Murdoch bir süreden beri ABD pazarını gözlemekte idi. Daha önce 1980'lerin başlarında kısa bir süre SkyBand adındaki şirketle ABD'deki DTH pazarında başarısız bir girişim yaşamıştı. 1985 yılında Murdoch, Twentieth Century Fox film ve TV studyolarını $575 milyon dolara, altı adet TV istasyonunu da $1.9 milyar dolara Metromedia'dan satın alarak Fox yayın şebekesini kurdu. O sırada ABD iletişim yasasında yabancıların yayın lisansı almasını yasaklayan bir madde bulunmakta idi. Bu engeli aşabilmek için Murdoch 4 Eylül 1985 gününde Amerikan vatandaşlığına geçti.

Doğrudan evlere TV yayını(DTH) ABD'de 80'li yılların başlarında Stanley S. Hubbard'ın U.S. Satellite Broadcasting (USSB) şirketi ile başlamıştı. Bu şirket doğrudan yayın lisansını 1981 yılında aldı. Ondan başka birkaç girişim daha oldu ancak yeterli fonlara sahip olmamaları nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı. ABD'de İlk başlamış olan DTH yayınları kocaman C-Bandı çanak antenleri ile alınabilmekte idiler. Az sayıda programı izleyebilmek için kocaman ve pahalı çanaklar kullanılması gereği bu yayınlara sınırlı sayıdaki meraklı dışındaki geniş kitlelerin erişimini engellemekte idi.

1990 yılında Hughes Communications, NBC. Cablevision ve Murdoch’un News Corp. şirketleri müşterek bir girişimlerini açıkladılar. "SkyCable adı verilen daha güçlü Ku-Bandı DTH yayınlarını başlatacaklarını duyurdular. Projeye göre büyüklüğü 30-45cm çapında olacak uydu çanakları ile tüketiciye 100'den fazla TV kanalı sunulacaktı. Ancak bu girişim sonunda hiçbir zaman gerçekleşemedi.

Hughes ile yaptığı bu girişim Murdoch'un ABD'deki DBS pazarında başarısız SkyBand olayından sonraki ikinci başarısız girişimi olmuştu. Ancak, Murdoch'un dünyadaki bu en büyük DBS pazarından vazgeçmeye niyeti yoktu. Bu arada dünyanın diğer taraflarındaki global yatırımlarına ağırlık verdi. Kendi anavatanı Avustralya'da ASkyB şirketini Japonya'da da JSkyB şirketlerini ve yayınlarını kurud.

1993 yılında Hughes Electronics Corporation kendi başına DIRECTV DTH yayınlarını başlatacağını açıkladı. 1994 yılında digital olarak sıkıştırılmış 150 TV kanalı tüm amerika çapındaki evlere bir pizza çapındaki( 60 cm) çanaklarla sunulmaya başlandı..

90'lı yılların ortaları itibariyle ABD'de birbiriyle rekabet etmekte olan dört tane DTH işletmecisi ortaya çıkmıştı. DIRECTV, EchoStar, PRIMESTAR ve USSB (bir de kısa ömürlü olmuş olan Alphastar var) Ancak kısa süre içinde diğerlerinin devreden çıkması ile yarış sadece DIRECTV ile EchoStar arasında sürmeye devam etti.

1998 yılında Hughes Electronics Corp. USSB şirketini nakit ve hisse olarak $1.3 milyar dolar bedelle satın aldı. Anlaşma Hughes'in altyapısı ile hem DIRECTV yayınlarının, hem de USSB’nin premium flm kanallarının müştereken yayınlanması imkanını sağlamakta idi. Bununla DirecTV buketindeki toplam yayın sayısı 185' den 210 kanala çıkmakta idi. .

22 Ocak 1999 tarihinde Hughes Electronics şirketi PRIMESTAR, Inc. şirketini ve 2.3 milyon aboneye sahip orta güçlü uydu altyapısı ile Tempo yüksek güç uydu sistemlerini iki ayrı alışverişle toplam yaklaşık $1.82 milyar dolar bedelle satın aldı. Böylelikle DIRECT 119 derece batı slotunda bulunan 11 transponder ile Tempo Satellite Inc.'in i,ki uydusuna sahip olmuş oldu. Bu sayede DIRECTV üç uydu konumunda bulunan yüksek güçte DBS frekansları ile 101, 110, ve 119 derece batı konumlarındaki tüm ABD çapında kapsama alanına sahip olmuş oldu. .

EchoStar Communications şirketi ise 1981 yılında çok farklı kişilikte bir uydu girişimcisi olan Charles “Charlie” Ergen isimli şahıs tarafından sıfırdan kurulmuştu. Ergen meslek olarak University of Tennessee'de finans eğitimi almış Tennessee'li bir CPA(yeminli muhasebeci). Üniversiteyi bitirdikten sonra Frito-Lay şirketinde çalışmış. EchoStar şirketini de Denver, Colorado'daki evinden çalışarak karısı Candy ile bir arkadaşı Jim DeFranco birlikte kurmuşlar. Bu işe ilk başladıklarında batıdaki üç eyalette büyük C-Bandı çanakların dağıtımını yapıyorlar. Ergen, şirketin giren çıkan her kuruşu kollayan işbitirici baş satıcı kişisi. Kendisinin bu özelliği şirket çok fazla büyüdükten sonra bile bir şöhret olarak arkasından gelmiştir.

1995 yılında, EchoStar ilk uydusu EchoStar 1'i atabilecek konuma geldi. Uydu 28 Aralık 1995 tarihinde faaliyete geçti. Maliyeti ucuza getirmek için uydu Çin'in Xichang'daki ÇinSeddi fırlatma tesislerinden fırlatılarak yörüngeye yerleştirildi. Böylece 1996 yılının başlarında DISH Network yayınlarına başladı. Hızla büyüyerek aynı yılın sonuna kadar 350 bin abone sayısına ulaştı.

EchoStar’ın başarısı Murdoch'un dikkatini çekti ve herkesi şaşırtan bir şekilde 24 Şubat 1997 tarihinde Ergen ile Murdoch tutarı $1 milyar doları bulan bir anlaşma imzaladıklarını duyurdular. Anlaşmaya göre Murdoch’un News Corp. EchoStar şirketinin %50 hissesine sahip olacak, Murdoch'un Avustralya,'daki DTH şirketi ASkyB, News Corp. ile EchoStar'ın ortak şirketi olacakl. ASkyB'nin adı Sky Television olarak değiştirilecek ve yeni şirkette Ergen President, Murdoch, Chairman olacak.

Sektörün uzman gözlemcilerine bu anlaşma öyle şaşırtıcı, şoke edici gelmişti ki EchoStar'dan “Death Star” diye söz edenler bile oldu. Sonunda eleştirilerinde haklı da çıktılar. Ergen ve Murdoch çok farklı iki kişilik idiler ve pek çok konuya aynı açıdan bakmaları imkansızdı. Anlaşma sonunda yürümedi de. Bu Murdoch’un ABD'nin DBS pazarından pay edinmek için yaptığı üçüncü başarısız girişim oldu. Anlaşmanın çökmesi heriki taraf arasında düşmanca tavırlara da yol açtı. Ama Murdoch ABD'nin DBS pazarına girmeye çalışmaktan yine de vazgeçmedi.


Charles “Charlie” Ergen

Ergen ise EchoStar şirketini büyütmeye devam etti. 2000 yılının sonuna kadar da DIRECTV ile arasındaki mesafeyi kapattı. EchoStar'ın çalışmaya başlamasından itibaren sadece dört yıl içinde 5.26 milyon abonesi olmuştu. Oysa sadece kuruluşu için 6 yıl gerekmiş olan ve iki rakibini aboneleri ve tüm tesis ve uydularıyla birlikte satın alması gerekmiş olan DIRECTV’nin de abone sayısı sadece 9.55 milyon idi.

Sektörde büyük değişimlerin yaşandığı 2000 yılının sonuna doğru Hughes'in ebeveyn şirketi General Motors (GM) Hughes Electronics şirketini ve içinde DIRECTV, cihaz üreticisi Hughes Network Systems ve uydu işletmecisi PanAmSat da bulunan hisselerini satılığa çıkarmaya karar verdi. Hem Ergen hem de Murdoch’un News Corp. şirketi Hughes Electronics’ in hisselerine taliptiler. Daha en baştan Ergen Hughes Electronics için en agresif teklif olan $30.4 milyar doları hisse olarak teklif etti. GM bu teklifi Ekim 2001'de kabul eti. Bu anlaşma aynı zamanda ABD'de ayakta kalmış son iki DBS şirketinin de birleşmeye gitmesi anlamını taşıdığından (antitekel yönünden) FCC'nin de onayını gerektirmekte idi. Ergen daha önce Microsoft'u ve Al Gore'u da savunmuş olan ünlü Antitröst avukatı David Boies'ı işe koştu. Dava çok uzun sürdü ve sonunda FCC, Ergen'in anlaşmasını 10 Ekim, 2002'de reddetmeye karar verdi. FCC'nin anlaşmayı reddetmesinin ertesi günü GM şirketi Murdoch'u aradı ve Hughes'i satın almakla hala ilgilenip ilgilenmediğini sordu.

9 Nisan, 2003 tarihinde Murdoch’un News Corp.şirketi ile GM, DIRECTV dahil Hughes Electronics'in %34'ü, PanAmSat'ın %80'i dahil toplam $ 6.6 milyar dolar bir bedel karşılığı bir alışverişe imza attılar. 19 aralık, 2003 günü FCC ve adalet bakanlığı alışverişi onayladılar.

Nihayet, dördüncü denemesinde Murdoch ABD'nin DBS pazarında bir pay edinebilmiş oldu. İngiltere'deki BSkyB, italya'daki Sky Italia, Asya'daki STAR TV, ve güney amerika'daki Sky Latin America, Avustralya'daki FOXTEL ve Japonya'daki Sky PefectTV! ile birlikte global bir DBS kralı oldu. 2004 yılında Murdoch’un News Corp. şirketi ""dünya'nın en büyük"" medya konglomera'sı oldu. News Corp. sahip olduğu gazeteler, TV istasyonları, film stüdyo'ları, dergiler, kitap basımevleri, kablo sistemleri ve uydu sistemleri ile halen $52 Milyar dolar değerinde yatırım değerine ve yıllık $22 milyar dolar gelire sahip.

2004 yılında News Corp. şirket merkezini de Avustralya'dan ABD'ye taşıyarak ABD merkezli bir çok uluslu kuruluş haline geldi.

RUPERT MURDOCH uyduda seyrettiğimiz veya emuyla çözmeye çalıştığımız bir çok digital platformun sahibi.Hotbird uydusunda bir çok kanalda parmağı var. Ben Aydın Doğan'a ,M.Emin Karamehmet'e kartel,tekel vs diyordum ama bu adamın sahip olduğu şirketleri görünce çok şaşırdım. 

Murdoch:1931 Avusturalya doğumlu olup, amerika da yaşamaktadır.
yatırım yaptığı yerler:asya,pasifik,ingiltere,amerika,avusturalya ve avrupa'nın birçok ülkesi.oxford mezunu.


 Avustralya doğumlu Amerikalı medya patronu Rupert Murdoch, onlarca ülkeden sonra sonunda Türkiye medyasına da girdi. İhlas Holding’den TGRT kanalını satın alan Murdoch, dünyada hiç de iyi bilinen bir patron değil. İşte “Center for American Progress”ten derlenen bir Rupert Murdoch portresi:
Savaş tüccarı Murdoch: Murdoch’un sahibi olduğu yüzlerce gazete ve televizyon, işgaldön önce ve işgal boyunca Amerikan hükümetini destekledi. Özellikle Fox televizyon kanalı, bu açıdan dünyada ün yaptı. Murdoch’un savaş hakkındaki görüşleri şöyleydi: “Şu anda geri basamayız. Bush çok ahlaklı ve çok doğru hareket ediyor.” Petrolcü Murdoch: Murdoch’un Irak işgalini desteklemesinin başlıca nedeni petrol. Murdoch savaştan önce bu konuda şöyle demişti: “Bundan dünya ekonomisi için çıkacak en iyi sonuç, petrolün varilinin 20 dolara gelmesi. Ülkedeki her türlü vergi kesintisinden iyidir. Irak bizim arkamızda oldukça, ucuz petrol her şeyden daha büyük bir uyarıcı olacak ve bütün dünya bundan yararlanacak.” Neo-con Murdoch: Murdoch’un Weekly Standard adında bir gazetesi bulunuyor. American Journalism Review verilerine göre bu gazetenin Washington çevrelerindeki etkisi çok büyük. Gazetenin editörü Bill Kristol, Washington’lu 40 “düşünce adamı” tarafından imzalanmış bir mektubun Bush’a verilmesine öncülük etmişti. Mektupta “teröre karşı savaş”ın askeri cephesinin güçlendirilmesi isteniyordu.
Gözdağlarının adamı Murdoch: Murdoch’un Fox kanalı Simpsons çizgi filminin yapımcılarını Fox’u konu alan bir parodi nedeniyle dava etmekle tehdit etti. Yapımcı Matt Groening de çizgi filmin Fox’un kardeş kanalı Fox Entertainment’ta yayınlandığını hatırlatarak haber kanalının nasıl bir dava açmayı düşündüğünü sordu.
Haber yazan Murdoch: New York Post gazetesi bütün gazeteleri atlatarak şöyle bir manşet attı: Senatör John Kerry ile birlikte milletvekili Richard Gephardt aday olacak! Haberin doğru olmadığı ortaya çıktı, ancak haber kaynağı Rupert Murdoch olduğu için bu asparagas fazla kurcalanmadı. Haberlere göre gazete çalışanları, Gephardt gafını diğer haber kuruluşlarıyla paylaşırlarsa işten atılmakla tehdit edildi.
Bush hayranı Murdoch: Savaştan hemen önce şöyle demişti: “Bush tarihe ya büyük bir başkan olarak geçecek, ya da çökecek. Ben iyimserim, birincisinin olma ihtimalinin 2’ye 1 olduğunu düşünüyorum. İnsan, onun büyük bir karakterin ve derin bir alçakgönüllük sahibi olduğunu hissediyor.” Sendika düşmanı Murdoch: 1986’da Murdoch’un İngiliz basın sendikalarına vurduğu darbe, hâlâ hafızalarda. Salt sendikayı devre dışı bırakmak için gazetelerini şehrin dışında örgütsüz bir işletmeye taşımıştı. 6 bin grevci işçiyi de işten çıkarmaktan çekinmemişti. Bu olay için sermaye basını bile “İngiltere’nin sanayi ilişkilerinde bir dönüm noktası” (Economist), “tarihte sendikalara vurulan en büyük darbe” (London Evening Standard) gibi yorumlar yaptı.
Vergi yüzsüzü Murdoch: Murdoch’un sahibi olduğu “News Corporation” ve ona bağlı şirketler 1998’den önceki dört yıl dünya çapında 32.5 milyon dolar vergi verdiği ortaya çıktı. Aynı dönemde vergi hesaplanmadan ettikleri kâr, 5.4 milyardı. Yani yalnızca yüzde 6 vergi ödemişti. Bu dönemde rakip kuruluş Disney’in ödediği vergi, kazancının yüzde 31’ine denk geliyordu.
 
Derleme

Özkan Özgür

  • Ziyaretçi
“İHLAS SENEDİ ALAN HEM DÜNYADA HEM DE AHİRETTE KAZANIR”
« Yanıtla #6 : Temmuz 11, 2009, 10:37:53 ÖS »
“İHLAS SENEDİ ALAN HEM DÜNYADA HEM DE AHİRETTE KAZANIR”

İhlas’ın ilk yıllarında borsa senedi almak haram sayılıyordu. Bu durum İhlas Holding hisseleri borsada işlem görünceye kadar sürdü.
İhlas çalışanlarına zorla değerinin üzerinde hisse senedi satıldı. Satışta kullanılan slogan şuydu: “İhlas alan hem dünyada hem de ahirette kazanır.” İhlas kağıtlarından alanlar bununla da kalmayıp kooperatif ve kaplıca projelerine destek vermek zorunda kaldılar. Herkes gücünün yettiği ölçüde bir ev ya da kaplıcaya yazıldı.

“Dini öğeler ön plana çıkarılarak” uygulanan satış yöntemi piyasada da etkili oldu. İhlas’ın projeleri milliyetçi-muhafasakar kesimden ilgi gördü. Yastık altı diye tabir edilen ve faiz işler diye bankaya yatırılmayan paralar faizsiz finans kurumuna yatırıldı veya İhlas’ın uzun vadeli projelerine verildi. Güven esasına dayalı, “inanan insan aldatmaz” mantığıyla holdinge büyük miktarlarda para aktı. 30 yıllık bir geçmişi bulunan İhlas Grubu islamcı sermayenin en köklüsü ve en büyüğüydü. Batmaz deniliyordu.

Diğer islami holdinglerde olduğu gibi yüksek kar payıyla para topluyordu. Bir anlamda “saadet zinciri” gibi işliyordu. Para akışı sürdükçe, sıcak parayla biriken kar payları ödeniyordu. Ne zamanki piyasalarda batacak dedikoduları çıktı, biranda zincir koptu.

İHLAS OLAYI: İmam Enver'den doktor Enver'e

“Annemin duasıyla zengin oldum”

Demirel onun için ”Durakta beklemez...” dedi

Gazetede ayakkabıyla dolaşılmaz, çıplak fotoğraflar bantla kapatılırdı

Liderlerin yanında yer aldı, yalnız biri hariç...

ANNEMİN DUASIYLA ZENGİN OLDUM

”Tuttuğun taş altın olsun...” Annesinin duası kabul oldu, Enver Ören “altın”ı bulmuştu.
Çevresinde olup da Enver Ören’in nasıl zengin olduğunu bilmeyen yoktur. Hemen her fırsatta “anne duasıyla zengin oluşunu” anlattığı söylenir. 1970 yılında ticarete atılır. İlk işi bir taş ocağı satın almak olur. Taş ocağındaki kazılarda tebeşir tozunun hammaddesi bulunur. Enver Ören, annesinin sözünü ettiği “altın”ı bulmuştur.

Tebeşir üretimine geçer “altın” markalı tozsuz tebeşirler, o günden beri okullarda satılan yegane tebeşirdir. Askerlikten atılma bir biyoloji öğretmeninin ilk işi mesleğiyle ilgiliydi. "Altın- tozsuz tebeşir"i Türkiye geneline yayarak ilk ticari başarısını elde etti.

Kayınpederi Hüseyin Hilmi Işık ve ona bağlı "ışıkçılar" cemaatinin desteğiyle gönüllü bir pazarlama ordusu kurdu. Kısa sürede Türkiye'nin dört bir yanında taraftar topladı. Önce Hakikat ardından Türkiye gazetesiyle basın dünyasına girdi. Gönüllü pazarlama ordusu gazeteyi hiçbir karşılık beklemeden dağıttı. Sadece gazete değil, ileriki yıllarda tebeşir, dini kitap, stres bileziği ve İhlas markalı ürünler de dağıtıma dahil edildi.

İslamcı ve muhafazakar kesim "dini öğeler öne çıkartılarak" abone yapıldı. Gazetenin ilk yıllarında (1980) sabahları işe dini kitaplar okunarak başlanıyordu. Hüseyin Hilmi Işık’ın ilmihal kitabı Saadet-i Ebediyye ve İmamı Rabbani'nin "Mektubat" adlı eseri okunuyordu. Haber müdürü ya da başka yetkili biri 15 dakika kitaplardan dini bilgiler verir, ardından dualar edilerek işe başlanıyordu.

Gazetede ayakkabıyla dolaşılmasına izin verilmiyordu. Herkes ayakkabısını dışarıda çıkarır içerde terlik giyilirdi.
Gazetede kadınların çalışmasına izin yoktu. Sekreterlerden temizlik elemanlarına kadar çalışanlar erkeklerden oluşuyordu. Gazeteye kadın geldiğinde çalışanlar günaha girmemek için kadına bakmayıp sırtlarını dönerlerdi.

Yine o dönem çalışanların anlattığına göre dışardan gelen gazetelere İran yöntemi sansür uygulanıyordu. Gazetelerdeki çıplak kadın fotoğrafları bantla kapatılıyordu.
Namaz vakitlerinde koridorlarda toplu namaz kılınıyordu. Hatta, bazen namazlarda Enver Ören’in imamlık yaptığı da oluyordu. Bu uygulama 1993 yılında kurulan TGRT televizyonunun ilk yıllarında da uygulandı. Enver Ören'e kayıtsız şartsız itaat esastı. Nakşibendi geleneğinden gelen "ışıkçılar" asla "abi"lerine karşı gelmezlerdi. O her şeyin en doğrusunu bilir ve onun dediği olurdu. Bu arada Cağaloğlu'nda küçük bir dükkanda başlayan ticari faaliyet 1990'larda holdinge dönüşmüştü.

Eskiden "imam" denilen “Enver Abi” de 1989 yılında Konya Selçuk Üniversitesi’nin kendisine verdiği fahri doktorluk ünvanıyla “doktor” diye anılmaya başlanmıştı. Gazete ve televizyonda Enver Ören’le ilgili haberlerde mutlaka “doktor” ünvanına yer veriliyordu. “Doktor Enver Abi”, ona kimse karşı gelemezdi. Öyle de oldu "imaj" olayına kimse karşı çıkmadı.

DEMİREL ONUN İÇİN “DURAKTA BEKLEMEZ...” DEDİ

Demirel, Enver Ören için "O durakta beklemez, gelen otobüse biner" dedi. Peki bu sözler ne anlama geliyordu?
Enver Ören her dönem elindeki gazeteyi ve televizyonu iktidarın lehine kullandı. Devlete yakın durdu. Asker emeklisi ve ordudan atılan subaylar iyi maaşlarla işe alındı. Hemen hepsine bir müdürlük verildi. Belki bu yüzden holding ve televizyonda müdürden geçilmediği söylenir. En zor dönemlerde bile iktidara destek veren manşetler haberler İhlas kasasına kredi olarak geri döndü. Özal döneminde büyük bir yükseliş gösteren holding, Özal sonrasında başka iktidarlar için çalıştı. Özallı yıllarda Demirel'le ilgili tek bir haber gazetede yer almazken 1991'de DYP-SHP iktidarıyla Demirel'e hatta İnönü'ye övgüler dizildi.

Süleyman Demirel başta kırgın olduğu Enver Ören'i affetti ve gazeteyi ziyaret etti. Bu durumu soranlara Demirel şu cevabı verdi: "Enver Ören durakta beklemez, gelen otobüse biner" demişti. Kendisi bir söz üstadı olan Demirel, demek istiyordu ki; “Enver Ören, iktidarı beklemez, yani iktidar kimse ona çalışır”.

Enver Ören, ANAP ve Mesut Yılmaz ile de arayı hep sıcak ilişkiler kurdu. Kim iktidar olsa özel uçağıyla soluğu Ankara’da alıyordu. Tüm bu siyasi ilişkilerde Tansu Çiller'in çok özel bir yeri vardı. İktidarda olmadığı dönemlerde bile Çiller’e destek verdi. Çiller'e özel bir sevgi beslediği söyleniyor.

ERBAKAN VE ÇİLLER’E DESTEĞİ PAHALIYA PATLADI

Refah-Yol hükümetine destek verdi. Bu destek onu 28 Şubat’ın kara listesine soktu. O listeden kurtulmak kolay olmadı.
Erbakan ve Çiller hükümetine en büyük medya desteğini İhlas Grubu verdi. Erbakan’la ortak paydaları olan “dindarlık” bağı ve Tansu Çiller’e olan sevgi bu durumu zorunlu kılıyordu. Hepsinden öte, önceki iktidarlarda olduğu gibi yine iktidarda olana yakın olma politikası işliyordu.

28 Şubat sürecinde hükümetin yıkılmaması için elinden geleni yaptı. Milletvekili transferlerinin önünü alabilmek için özel uçağını bile DYP’li ve RP’li milletvekillerinin emrine tahsis etti. Tüm bu girişimler başarısız olduğu gibi Enver Ören birilerini de fena kızdırmıştı. İhlas Holding kara listeye alındı. İrtica yanlısı şirketler arasında gösterildi. Listeden çıkmak kolay olmayacaktı. Tüm İhlas camiasını köklü bir imaj değişikliği bekliyordu.

LİDERLERİN YANINDA YER ALDI, YALNIZ BİRİ HARİÇ

Gazete ve televizyon her dönem iktidara yakın oldu. Bir tek MHP'ye yaranamadılar. Bahçeli'nin unutamadığı, olay neydi?
Her iktidar olanı yanına çekti. Bir kişi ve bir parti hariç, MHP onu asla affetmedi. Son genel seçimler öncesi MHP Lideri Devlet Bahçeli, Enver Ören'i ziyarete gitti. Ama Enver Ören ayağına kadar gelen misafiri, makamında olduğu halde geri çevirdi. Bahçeli bu nezaketsizliği hiç unutmadı. Ve beklenen an MHP 'nin iktidar olması ile geldi… Enver Ören dahil kimse böyle bir sonucu beklemiyordu. "Nasıl böyle bir hata yapılmıştı?".

Hemen özel uçağa atlayıp Ankara’ya çıkarma yaptı. Ankara'ya giderken TGRT haberin seçkin kadrosundan, seçkin bayan spikerleri de yanındaydı. Devlet Bahçeli görüşmek istemedi. Enver Ören ise ısrarlıydı. Sonunda görüşme gerçekleşti. Enver Ören samimi pozlar vermeye çalıştı. Hatta bira ara yanında oturan Bahçeli'nin dizine vurup "Ne iyi oldu iktidara geldiniz. İktidar partisine yaraşır genel merkez binasını yapmak da artık bize düşer" dedi. Herkese mesafeli durmasıyla bilinen Bahçeli sinirlendi, ayağa kalkıp başka bir yere oturdu ve danışmanına "görüşmenin bittiğini" söyledi.

ENSONHABER.com/ÖZEL HABER

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.396
  • Puan: +30/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Enver Ören'in dünü bugünü
« Yanıtla #7 : Temmuz 11, 2009, 10:40:32 ÖS »
sayın Enver Ören,gasp ettiğin paraları ne zaman ödeyeceksin?Beş yıl dedin altı yıl oldu yine herhangi bir açıklama yok, ödemeyeceksen bir açıklama yapta bizde rahatlayalım mezardamı ödeyeceksin sabrımız taştı bilesin.
cemil
TGRT'DE SATILDI, ŞİMDİ SIRA İHLAS FİNANS ALACAKLILARININ ÖDENMESİNDE!
Yazısından yorum alıntısıdır.Bakınız...
http://www.gasteci.com/haber4605.htm
------------
Tüm Ankara Temsilcileri İş Takibi Yapar, Ben de Yaptım...
Enver Ören ve Uzan İçin Gazetecilik Araçtı....
http://www.turktime.com/default.asp?page=haber&id=8384
------------
ENVER ÖREN VE BAŞBAKAN OKUSUN
http://www.timeturk.com/ihlas-finanstan-152-bin-mudiye-odeme--71730-haberi.html
---------
Enver Ören'in dünü bugünü
'İSLAMIN SESİ OLACAK televizyon kuruyoruz' diyerek para toplayıp holding patronu olan Enver Ören'in dünü bugünü..
http://www.ensonhaber.com/haber-etiket/terlik/gundem/104307/enver-orenin-dunu-bugunu.html
---------
TARİKAT:VE CEMAATLER HARİTASI
Işıkçılar :Seyit Abdülhalim Arvasi'ye bağlı Hüseyin Hilmi Işıkın kurduğu cemaat günümüzde İhlas Holding şemsiyesi altında büyüdü. Cemaatin lideri Enver Örenin rahatsızlığı ve İhlas Finansa el konulması cemaatin güç kaybetmesine neden oldu.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/tarikat-ve-cemaatler-haritasi_1074755.html
------------
Türk İslam sentezini icad eden Arvasi kimdir?

Adlarının başında "Seyyid" lakabı bulunan Fehim Arvasi, Ali Arvasi, Abdülbaki Arvasi, Abdülhakim Arvasi gibi tarikatçılar devletin anayasal düzenini yıkarak islami esaslara dayanan bir sistem oluşturma özlemindeydiler; Şefik Arvasi ise kürtçülük üzerine kitap yazan bir kürtçüydü. Birkaç yıl önce Diyarbakır'da infaz edilen kürtçü ideolog Musa Anter'in "Hatıralarım" adlı kitabında Şefik Arvasi'den "değerli bir kürt milliyetçisi" diye bahsedilir. Adı geçen kişilerin hepsi ülkücü Ahmet Arvasi'nin akrabalarıdır. Nitekim Ahmet Arvasi'nin kendisi de koyu bir şeriatçıdır.

Meram için söylenenler:
Yoksulluk içinde kıvrandığı için üç beş güne bir eser yazıp satarak onunla geçinirmiş.
Bilge Kağanı Türk peygamberi olarak ilan etmeye çalıştığı söyleniyor.
Ali Kemal Meram'dan başka aynı yolu izleyen Türkçülük iddia ettiği,ancak yakından ilgisinin olmadığı söylenen bir isim de Ahmed Arvasi denmektedir.

Ahmed Arvasi (Ahmed Arvasi Kimdir?-Ahmed Arvasi Hakkında)

Satan kitaplar gizli servis imalatı mı?
Bkz..
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3875.0

Özkan Özgür

  • Ziyaretçi
Devlet arşivlerinde Radikal İslamcılar

Kadiriler, Işıkçılar, Rufailer, Cerrahiler, Melamiler,MİHR’ciler Ticaniler... Tarikat yelpazesinin diğerleri..

 Abdülkadir Geylani 1078 yılında İran'ın Gilan kentinde dünyaya geldi. Genç yaşta Bağdat'a geçti ve burada Hanbeli mezhebinin kontrol ettiği yerlerde eğitim gördü. 50 yaşına kadar süren eğitiminin ardından irşada başladı. Etrafında onu şöyle tanıyorlardı: ''Hz. Ali'nin soyundan gelen kişi!''

Aldığı eğitimle birlikte geldiği soy, Geylani'ye kısa sürede şu unvanı getirdi:

''Gavsü's-sakaleyn''

50'li yaşlarda Ebu's-sad Medresesi'nde dersler vermeye başladı. Verdiği derslerin kitabını kendisi yazıyordu. Fıkıha ve tasavvufa dair kitaplarının yanı sıra şu eserleri de bıraktı (özgün adıyla): Fütühu'l-Gayb, El'gunye, Li Talibitakikı'l-hakk'el'füyüzatü'r-Rabbaniyye Fi Efradi'l-Kadiriye... Geylani'nin vaaz ve sohbetlerini de içeren bu eserler genel anlamda bugüne kadar canlılığını korudu. Geylani'nin canlılığını koruyan yanı sadece eserleri değil, yaşamında kendi adını vererek kurduğu tarikat da aynı şekilde canlılığını sürdürdü. Geylani'nin öteki tarikat kurucularından bir farkı, pek çok ''halife'' yi hayattayken yetiştirmiş olmasıydı. Bu özelliği tarikatın daha Geylani hayatteyken geniş bir coğrafyada etkin olmasını sağladı. Geylani'nin ardılları, sonraki kuşaklara onu şu özellikleriyle aktardılar:

''Üstün hitabetliydi, halka yakındı, tasavvufa derin bir hâkimiyeti vardı...''

Kadiri tarikatına giren bir kişinin tarikatta kabul gördüğünün kanıtlanması için öncelikle şeyhin huzuruna gelmesi ve onun her türlü uyarısına uyacağını ilan etmesi gerekir. Sonra pek çok tarikatta olduğu gibi müridin saçından bir tel kesilir. Bunun anlamı şudur:

Tarikata katılan kişi artık Allah'tan başka her şeyle kalbi ilgisini kesmiştir. Kadiri tarikatının Türkiye'deki en belirgin temsilcisi Hacı Muharrem Hilmi idi. Hilmi, 'Kadiri Yolu Saliklerinin Zikir Makamları' adlı bir kitap yazdı. Tarikat üyelerinin okuması zorunlu kitaplardan birisi buydu. Hacı Muharrem Hilmi, 1964 yılında ölünce tarikat dağıldı. Etkinliğini büyük ölçüde yitirdi.

Galip Hasan Kuşçuoğlu grubu

Dizide sözünü ettiğimiz pek çok tarikattaki kurucunun ölümünden sonraki parçalanma, Kadiri tarikatının Türkiye kolunda da yaşandı. Haydar Baş' ın dışında özellikle Ankara ve çevresindeki etkinliğiyle tanınan Galip Hasan Kuşçuoğlu da tarikat gündemindeki yerini koruyor. Kuşçuoğlu aynı zamanda Rufai tarikatının şeyhliğini de yürüttü.

Kuşçuoğlu'nun özelliği, zikir törenlerinin herkese açık olması. Zikir töreni sonrasında 'burhan' adı verilen gösteri yapılıyor. Bu gösteri zaman zaman Türkiye gündeminde de yer aldığı gibi, şeyhin zikir sırasında müritlere şiş sokmasıyla gerçekleştiriliyor. Tarikat, Türkiye'de şişi kullanıyor. Yurtdışındaki kimi burhan gösterilerinde ise kılıç, hatta ateşli silah dahi kullanılabiliyor.

Kadiri tarikatının Elazığ yöresindeki önderi olarak Tahir Şaşmaz , Kastamonu ve çevresindeki önderi olarak da Kemal Akdeniz'in adı geçiyor.

Güvenlik birimleri raporlarında, tarikatla ilgili şu genel değerlendirme yer alıyor:

''1964 yılında tarikatın önemli isimlerinden Hacı Muharrem Hilmi'nin ölümünden sonra parça parça ve birbirinden bağımsız faaliyetlerini sürdüren ve tarikat terminolojisindeki cemaat olmayı aşamayan etti.

Kadiri tarikatı mensupları tek başına ciddi bir tehdit unsuru değildir. Trabzon, Elazığ, Ankara, Kastamonu, İstanbul gibi illerde faaliyetleri ciddidir. Ekonomik yönden güçlenmekte ve yayın alanında etkinliğini artırmaktadır. Gündemdeki hedefi geniş bir cemaat oluşturmaktır.''

Işıkçıların yaydığı şirketler ışığı

Kuleli Askeri Lisesi'nden emekli kimya öğretmeni Albay Hüseyin Hilmi Işık bu kurumdan emekli oldu ama yaşamdan emekli olmadı. Çevresinin ''ansiklopedik bir İslam ilmihali'' adını yakıştırdığı bir kitap yazdı:

Saadet-i Ebebiye.

Güvenlik birimleri raporlarında Hüseyin Hilmi Işık'ın temel özelliği şöyle özetleniyor:

''Anti-Arapçıdır. Güçlü bir Yahudi karşıtıdır...''

Işık'ın yandaşları 'Işıkçılar' diye anılıyor. Hüseyin Hilmi Işık'ın ölümünden sonra yerine damadı Enver Ören geçti. Böylece bir tarikat geleneği daha gerçekleşmiş oldu. Grup, önce Türkiye gazetesini çıkardı ve ülke çapında dağıtım ağı kurdu. Bunu çeşitli sanayi dallarıyla da ilgilenen şirketler grubu izledi. Devamında İhlas Holding oluştu. Sözünü ettiğimiz raporlarda holdingin işlevi şöyle özetleniyor:

''İhlas Holding ticari bir işletme olarak değil, vakıf olarak görev yapmaktadır. 5 dalda faaliyet gösteren 100 kadar şirketten oluşmaktadır. Türkiye'nin her yanında örgütlenen İhlas Haber Ajansı (İHA) yaygın muhabir kadrosu ile kurumun televizyonu TGRT'yi Anadolu'da yaygın olarak izlenir hale getirmiştir.''

Mihr grubu: ABD'den mesaj

Türk siyasetinde özellikle soldan sağa dönenlerin ayrı bir yeri vardır. Benzer durum, bir radikal İslamcı grup için de geçerli. Bir dönem Türkiye İşçi Partisi içinde de faaliyet gösteren İskender Evranosoğlu 1986 yılında Devlet Planlama Teşkilatı'nda çalışırken irticai faaliyetlerde bulunduğu için tutuklandı ve uzun süre adı kamuoyu gündeminde kaldı.

Evranosoğlu, çalışmalarını bağımsız yürütmek için bir vakıf kurdu:

Medeniye İrfan Hayır Ref Vakfı.

Evranosoğlu, grubunun adını da bu vakfın baş harflerinden oluşturarak 'Mihr' koydu. Yine bu adla bir dergi çıkardı. Değişik illerde verdiği konferanslarla adını yerel olarak da duyurdu. Denizli'de kurduğu Mirh TV 1995 yılında RTÜK tarafından kapatıldı. Evranosoğlu, yine pek çok grup önderi gibi yandaşlarını yazdığı bir kitabın etrafında toplamak istedi. Risalet Nurları adlı kitabının kendine Tanrı tarafından vahiy yoluyla yazdırıldığını iddia ediyor, kendisi için de resül (peygamber) unvanını kullanıyordu.

90'lı yıllarda, Evranosoğlu'nun kendini peygamber katına çıkarması, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın tepkisine neden oldu. Kamuoyuna bu kitabın hiçbir ilmi ve dini değeri olmadığı duyuruldu.

Evranosoğlu, Türkiye'de gördüğü tepkilerden sonra ABD'de yaşamayı yeğledi. Oradan gönderdiği mektuplarla mürit edinmeye çalıştı.

'Şiş'li tarikat: Rufailer

12. yüzyılda yaşamış olan Ahmed Er- Rifai , Türklerin İslamiyet öncesi geleneklerinden de esinlenerek kendi adını taşıyan bir tarikat kurdu. Tarikat, Rifai'nin ölümünün ardından Anadolu'nun pek çok kentinde filizlendi. Tarikatı ötekilerden ayıran başlıca özellik zikir usulleri idi. Tarikat üyeleri zikir sırasında şiş sokmak, ağıza ateş almak, kızgın saçta yürümek gibi motifler kullanıyorlar.

Rufailer bugün, Kenan Rifai'nin 1970'li yıllarda kurduğu organizasyon çerçevesinde varlıklarını sürdürüyorlar. Kenan Rifai, 1970 yılında kurduğu Kubbealtı Akademi Cemiyeti şemsiyesinde grubu kendi tanımıyla modernize Kenan Rifai daha çok Mevlana'dan etkilendi. Günümüzde Rufailerin bilinen bir şeyhi yok. Ancak yazar Semiha Ayverdi'nin kızı İlhan Ayverdi tarikatın en çok anılan kişisi olarak geçiyor. Tarikat üyelerinin çoğu başı açık kadınlardan oluşuyor.

Kubbealtı Akademi Cemiyeti bünyesinde Yahya Kemal Enstitüsü ve Özel Dil ve Edebiyat Akademisi bulunuyor.

İstanbul'un Cerrahileri

İstanbul Karagümrük'teki Nurettin Cerrahi tekkesinde varlığını sürdüren tarikatın üyeleri aralarına katılmak isteyenler için şöyle bir önkoşul getirmişler:

''En az 25 yıldır İstanbul'da yaşıyor olmak.''

Cerrahiler öteki bölümlerde sözünü ettiğimiz Nakşibendi, Süleymancı, Nurcuların aksine siyasi sistemle ilgilenmiyorlar. İnanç ve ibadet özgürlüğünün bireyin dinsel yaşamının sağlıklı olması için yeterli olduğunu düşünüyorlar. Cerrahilerin bir özelliği tasavvuf müziğine ağırlık vermeleri. Tarikatın bir önceki şeyhi Muzaffer Özak 1981 yılında, ''Türk Tasavvuf Musikisini ve Folklorunu Araştırma ve Yaşatma Vakfı'' nı kurdu. Bu vakıfla birlikte Cerrahilerin musiki yanı ayrıca önce çıktı. Kamuoyundaki en tanınmış üyesi Ahmet Özhan idi..

Cerrahi tarikatlarına üye olabilmek için en az 25 yıldır İstanbul'da oturmak gerekiyor.

Afrika'dan Anadolu'ya tarikatlar

Dizinin değişik bölümlerinde dikkat çektiğimiz gibi gerek tarikatların gerekse de radikal İslamcı örgütlerin kaynağı çok değişken. Kiminde Anadolu, kiminde Asya, kiminde Arap Yarımadası... Kimi tarikatların kaynağı da Fas, Mısır gibi Afrika ülkeleri.

1814 yılında Fas'ta yaşama gözlerini yuman Ahmet Ticani , arkada bıraktıklarıyla bir anlamda yaşamını sürdürdü. Fas'ın yanı sıra Mısır ve Hicaz bölgesinde de etkinliğini sürdüren Ticaniler, Türkiye'de ilk kez Kemal Pilavoğlu'nun öncülüğünde adlarını duyurdular. Ankara'da Pilavoğlu Kitabevi'nin etrafında toplanan grubun üyeleri Orta Anadolu ilerinde de varlıklarını kabul ettirdiler.

Tarikatın Türkiye kamuoyunda duyulmasına Atatürk heykellerine yönelik saldırılar neden oldu. Bu saldırılardan sonra yapılan operasyonlarda, tarikatın etkinliği büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Bugün Çorum, Çankırı ve Ankara'nın Çubuk ilçesi çevresinde varlıklarını sürdürüyorlar. Yakın geçmişten bugüne tanınmış şeyhlerinin başında Muhammed Ali Mardin geliyor.

Melamet sözcüğünün anlamı şu:

Kınama, yerme, küçümseme, beğenmeme, kötüleme.

Bu sözcükten esinlenerek görünüşe önem vermeyen, gösterişsiz, bu kılıkta olduğu içinde toplumda fazla önemsenmeyen kişiler, 9. yüzyılda bir tarikat kurdular:

Melamilik.
Tarikatın üyeleri aldıkları addan da esinlenerek yaşam ilkesi olarak şunu seçtiler:

''Halk gibi, halktan biri gibi yaşamak.''

Bu nedenle bu tarikatın tekkesi ya da törensel herhangi bir özelliği yok.

19. yüzyılda Mısırlı Seyyid Muhammed Nur , Melamiliği yeniden canlandırdı. Tarikat zamanla Anadolu'da da az da olsa taraftar buldu. Ege bölgesinde Sami Engin grubu, Bursa bölgesinde Mehmet Ali Deniz grubu Melamiliğin temsilcisi oldular.

14. yüzyılda Ömer bin Ekmelüttin Halveti Lahici tarafından kurulan Halveti tarikatı, sonraki yüzyılda Yahya Şirvani , Dede Ömer Duşini aracılıyla Anadolu'da ve Rumeli'de de etkinliğini sürdürdü. Bugün bu tarikatın temsilcisi olduğunu iddia eden İzmir bölgesinde Yayıntaş grubu, İstanbul'da Erdem Güvceş Saral grubu, Ankara'da Mehmet Emin grubu bulunuyor.

Bugünkü baş, Prof. Haydar Baş

Kadiri tarikatının bugün önde gelen ismi ise Prof. Haydar Baş . Trabzonlu olan Prof. Baş, özellikle bu bölgede hatırı sayılı bir etkinliğe sahip. Anadolu'nun değişik kentlerinde kendisini hissettiren Kadiri tarikatı üyeleri, Prof. Baş grubu ağırlığını hissettirdiği için, daha çok onun şemsiyesi altında kalmayı yeğliyorlar. Pek çok tarikat ve radikal İslami grup gibi, Haydar Baş grubu da etkinliğini 1983 yılında yayın hayatına başlayan 'İcmal' dergisini çıkararak hissettirmeye başladı. Bu dergiyi 1986 yılında aylık Fikir ve Aktüelite dergisi izledi. Aylık dergilerin arkasından haftalık haber dergisi 'Mesaj' geldi. Mesaj dergisini bugün ülke çapında yayın yapmakta olan Mesaj TV izledi. Haydar Baş aynı zamanda Bağımsız Türkiye Partisi'nin genel başkanlığını yürütüyor. Grubun gelirini kurdukları şirketler, yayın organlarının getirileri ve üyelerin yaptığı yardımlar oluşturuyor. Güvenlik birimlerinin kayıtlarında grup için şu değerlendirme yer alıyor: ''İllegal kuruluşlarla bir faaliyet yürütmüyor. Temel amacı devletin sosyal, siyasi, iktisadi ve hukuki temel düzenini dini esaslar ve inançlara göre düzenlemek.''

Tarikatların aşırı çocuğu İBDA-C

Bu bölümde tarikatların değişik renklerini verdik. Tarikatların hemen tümü kökeninden kaynaklanan özle, terörü ve benzer yöntemleri reddediyor. Ancak bu örgütlenmeleri, son hedef olarak ''devletin yapısını değiştirmeyi'' koymaları, içlerinde değişik yapılanmaları, ayrışmaları da bareberinde getiriyor.

Kimi ''sabırsız'' gruplar hem tarikatın içinde ''oluşumunu'' yaşıyor hem de tarikatın ilkelerini reddedip grupların içindeki deyimle ''aşırılığa'' kaçıyor. Bunlardan biri de Necip Fazıl Kısakürek'in ''Büyük Doğu'' yaklaşımından esinlenilerek kurulan İslami Büyük Doğu Akıncılar-Cephesi (İBDA-C).

12 Eylül döneminde kapatılan Akıncılar Derneği'nin ardılları, 1985'te Salih Mirzabeyoğlu'nun ( Salih İzzet Erdiş ) liderliğinde İBDA-C'yi kurdular. Aradan 4 yıl geçtiğinde, Gölge, Akıncı Güç, Gönüldaş, Rapor başta olmak üzere bir dizi 'yasal' yayın organına sahip oldular. Örgütün eğitim programı içinde başta şunlar vardı:

Kundaklama, pankart asma, molotofkokleyli hazırlama ve atma...

10. yılda, yani 1999'da şu noktaya geldiklerine inandılar:

Kurtuluş yılına ulaştık, silahlı mücadele başlamalı!

Örgüt, bugünkü anayasal düzenin ancak zorla yıkılabileceğine inanıyor, toplumun can güvenliğini tehlikede hissetmesi halinde devlete, polise-askere olan güvenin de azalacağını düşünüyordu. Eylemlerini bu yaklaşımla yaptılar. İBDA-C, bu eylemler için şu alt birimleri kurdu:

İBDA-C/İKK (İslam Kısas Kıtaları), İBDA-C/İKT (İslam Kısas Timleri), İBDA-C/İGO (İslam Gerilla Ordusu), İBDA-C/DKK (Devrimci Kısas Konseyi), İBDAC/Yeşil Ordu, İBDA-C/Afganiler...

Örgüt, sadece Türkiye'de değil, tüm İslam dünyasında ortak bir İslamcı devlet kurulması fikrini benimsiyordu. Liderlerinin yakalanmasıyla ağırlığı da büyük ölçüde azaldı. Halen, kimi cami-tarikat gruplarının içinde varlığını sürdürüyor.

Mustafa BALBAY/Cumhuriyet

Çevrimdışı ahmetk.k

  • KULLANICI
  • *
  • İleti: 8
  • Puan: +0/-0
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #9 : Temmuz 12, 2009, 02:42:03 ÖS »
Peki Bunları Bana Örnek Gösteriyorsunda Kanıtlayabilirmisin.
Bi Deli Kuyuyor Taş Atıyor Kırk Akıllı Çıkaramıyor.Ben Senin Hakkında Şöyle Şöyle Diyalog Geçti Aramızda Die.
Konuşşam Veya Böyle Bişi Yok Gazeteler Yazsa Kanıt İstenir.Ben Hiç Bi Kanıt Görmüyorum Oldu Olmuşturdan Başka Bişi Yok
Yazdıklarında...

-Ayrıca Medya Önünde Olmuş Bir Olayıda Anlatiyim İhlas Finans'ın Benim Babam Senedinde 2 Ev Parası Kaybetmiştir.Sizden Daha Çokmu Kızmam Lazım Buna Göre,Hayır İhlas Finansta Pis Bir Oyuna Kurban Gitmiştir Malum Grublar İhlas Finans Batıcak Paranızı Alın Die Haber Yaydı Herkez Parasını Almaya Çalışınca Bütçe Yetmedi Battı.Ayrıcı İhlas Finansın Devlete Hiç Borçu Yoktur Her Ay Veya Yıl Tıkır Tıkır Ödüyor...

Ve Unutmaki Bir İnsanı Başkalarının Söylemesiyle Tanıyamassın Gazatelerden Okuduğun Herşeyi %100 Emin Olup Buralara Yazma.

Çevrimdışı ahmetk.k

  • KULLANICI
  • *
  • İleti: 8
  • Puan: +0/-0
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #10 : Temmuz 12, 2009, 03:04:15 ÖS »
Ayrıça Işıkçı Felanda Deilim.Enver Öreninde Hocası Hilmi ışık Hilmi Işıgın Hocasıda Abdulhakim Arvasi Hazretleridir.Ortada Tarikat Felanda Yoktur.Enver Ören Sadece Hocasının Ona Öğrettiklerini İnsanlara Anlatmıştır Hiç Bi Zorlamada Yoktur Hele Hele İhlas Senedi Alın Cennete Gidersiniz Vs.Bizde Aldık Ben Böyle Bi Suçlama Görmedim Hayatımda..
Bilmediğin Konular Hakkında Konuşmanız Yanlış. Enver Örenin Mürşid-i Kamil Olması Bunca Hakaretin Üstüne
Sukunetle Ayakta Durması Temiz Bir Holding işletmesindendir.

Çevrimdışı TOGEÇ

  • Kemal Denizer
  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 992
  • Puan: +34/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Toplumsal Bilinci Koruma ve Geliştirme Çatısı
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #11 : Temmuz 12, 2009, 03:20:49 ÖS »
Sevgili ahmetk.k

size sadece bir atasözü yazacağım.  Sonrasını da paşa gönlünüz bilir. İster araştırın kendi imkanlarınızla isterseniz bildiğinizi sandığınıza inanmaya devam edin.

Sevgiler


"ÇOK LAF YALANSIZ, ÇOK MAL/PARA HARAMSIZ OLMAZ."
" Dahi odur ki, sonradan herkes tarafından kabul ve takdir edilenleri söylediği günlerde herkes o sözleri deli saçması olarak düşünmüştür" M. K. Atatürk 1926

Çevrimdışı ahmetk.k

  • KULLANICI
  • *
  • İleti: 8
  • Puan: +0/-0
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #12 : Temmuz 12, 2009, 03:42:28 ÖS »
Ben Siz Başkalarının Maskarası Olmayın İstediklerini Kötüleyen İstediklerini Sevdiren Malum Gaztelerin Kurbanı Olmayın Die Bunlara Cvp Yazdım.
Dediğin Gibi Bir Atasözü Vardır.''Çok Laf Yalansız Çok Mal Haramsız Olmaz'' Die, Bunları Okuduğunuz Gazeteler Çok Laf Yapıyor ve Enver Örenden Daha Zenginler...

Çevrimdışı TOGEÇ

  • Kemal Denizer
  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 992
  • Puan: +34/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Toplumsal Bilinci Koruma ve Geliştirme Çatısı
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #13 : Temmuz 12, 2009, 04:47:40 ÖS »
Neyse kardeş sen bildiklerini (daha doğrusu yanlış bildiklerini) savunmaya devam et,  biz de aklımızı kullanarak ayırt ettiğimiz eğriyi doğruyu anlatmaya çalışalım. 

Ne kadar anlatırsan anlat, ancak karşındakinin anlayabildiği kadar anlatabilirsin.

Sevgiyle

" Dahi odur ki, sonradan herkes tarafından kabul ve takdir edilenleri söylediği günlerde herkes o sözleri deli saçması olarak düşünmüştür" M. K. Atatürk 1926

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.396
  • Puan: +30/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Sayın ahmetk.k,Abdulkadir Duru'yu tanırmısınız?
« Yanıtla #14 : Temmuz 12, 2009, 07:06:34 ÖS »
Sayın ahmetk.k,
Acaba Abdulkadir Duru'yu tanırmısınız?
El verdiği herkesin de kamil olduğuna inanılan bir zat.
Siz bilirsiniz el vermenin ne anlam geldiğini,uzun uzun izaha gerek duymuyorum.

O da kim derseniz az araştırın derim.
Çünkü,bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak zor iştir.

Duru'da bir mürşid-i kamil dir.

Aman dikkat ediniz fazlaca kamillere takılırsanız siz de mürid oluverirsiniz de farkında olmazsınız.

VELİ,ŞEYH,ŞEF EDİNENLERE ONLARA MÜRİD OLANLARA KUR'AN NE DİYOR?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=297.0

Konuyu yolladığım adresin içindeki alt başlıkta bulabilirsiniz.
A.Dursun

Çevrimdışı ahmetk.k

  • KULLANICI
  • *
  • İleti: 8
  • Puan: +0/-0
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #15 : Temmuz 13, 2009, 02:05:10 ÖS »
Mürid'lik Size Televizyonlarda Gösterilen Sapkın İnsanlar Deildir, Allah Herkeze Doğru Kişiye Müridliği Nasip Etsin.

Anlamıyorsunuz Peki Ama Gelip Enver Ören Sibel Can'a Jeep Aldımı Die Başlık Atıp Gazatelerin Yalan Haberlerini Kopyalayıp Savunmanız Bana Kalırsa Yanlış.

Ve Mürşid-i Kamillik Elle Verilen Bişi Deildir.Mürşid-i Kamilliği Dr.Enver Örenin Gazatesinin Bir Köşe Yazarı Yazmış.
http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=413094

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.396
  • Puan: +30/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #16 : Temmuz 13, 2009, 04:13:42 ÖS »
Mürşid-i kâmil, bütün işleri, İslamiyet’e uygun olan, tasavvuf ilminde uzman Ehl-i sünnet âlimi demektir. Derin âlim yani ..

Şu "bütün işleri, İslamiyet’e uygun olan" sözüyle bunları nasıl bağdaştırıyorsunuz?
Yoksa sizler yeni islam, yeni Kur'an, yeni din yaratıcılarının müridlerimisiniz?
Kızmanıza gerek yok.
Ne demiş adam?
Dinlere hakim olan dünyaya hakim olur.
Kim mi demiş?

Bakın o halde....

Kısaca söyleyim:  Coğrafi determinizm savunucusu olarak karşımıza çıkan Ellsoworth Huntington aslında bazı uygarlıkların gelişiminin özellikle 30 ve 60 gibi belirli paralleler arasında oluştuğunu varsayan indirgemeci sonuçlardan bahseder.Bu paralellerin de dikkatinizi çekeceğini sanıyorum.
Devamı...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=311.0
------------
Ayrıca başka yazımdan kısa bir bölüm daha...

Toplumu dönüştürmek için siyaset yapılır hale gelmiştir.
Bunda ne yazık ki yaklaşık tüm STK'lar olduğu gibi,sendikalar da bu yöntemleri benimsemkte hiç bir sakınca görmemektedirler.
Bu uygulamaya yaklaşık olarak söylemin düzeni,söz ve eylemin uygulanması gibi yaklaşımlarla bazı açıklamalar da getirilmiştir.
Buna kısaca Aristocu siyaset denmektedir.

Söze bağlı eylem teşkil edilir,Toplum dönüştürülür,cemaatleşme artar.
Hatta öyle ki cemaat liderleri parti liderlerinden daha esnek hale gelmiş,duruma göre daha kıvrak söylem ve davranışlarda bulunmaktadırlar.Taktiksel açıdan çok zengin bir yelpazede dururlar.Din bilgileri çok zengindir,iyi hatiptirler,etkileyici olmayı bilirler,insanları nasıl kullanacakları konusunda iyi eğitilmiş donanımları zenginleştirilmiştir.

Bu konuda başka bir isimden de bahsetmek gerekir.
Frankfurt okulu olarak da bilinen Eleştirel Teori geleneğinin son kuşak temsilcisi olan Habermas,eleştirel teorinin temel akidesi olan Aristocu siyaset anlayışındaki,iyi ve adil bir hayatın araştırılması sorunsalını öne çıkaran siyasal teoriyi anlatmaya çalıştığı “Kamusallığın Yapısal Dönüşümü” adlı çalışması, burjuva siyasal kamusunun kapitalist modernlik döneminde gördüğü olumlu işlevi açıklarken,bu olumlu siyasal kamunun,kamusal güç odaklarınca nasıl ortadan kaldırıldığın,Siyasetin bilimselleştirilmesinin reddini,statükonun hizmetindeki bilim ve teknolojinin ideoloji olarak eleştirisini,bütün bilimsel girişime nüfuz eden pozitivizmin engellenmesini, Habermas’ın epistemolojik ve politik ilk dönem metinlerindeki ilkesel görevlerinin açıklanmasını hatırlamakta fayda vardır..

Habermas eleştirel bir toplum teorisi kadar,eleştirel bir bilgi teorisi kurulması gereğine inanmıştır.Bakınız.(HABERMAS, 1998: 216-318)

Tüm bu bilgilerin ışığında şu iki ana unsuru göz ardı etmemek zorundayız.
Emperyalizmin iki ana hedefi vardır.
1-Bağımsızlık ruhunu yok etmek.
2-İslam'ın emperyalizme karşı olan duruşunu ortadan kadırmak.

Buradan anlaşıldığı gibi emperyazlim aslında radikal islama karşıdır.
Zira islam'ın kaynağı değiştirilmezdir.Bu da devletlerin .....

Devamı...

http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=821.0

--------------
Siz bu konularda yeni araştırma yapıyorsunuz sanıyorum ki.

Ya da bizim foruma hiç göz atmadınız....

SİYONİZM,EVANJELİZM SAPKINLIĞI VE SİYONİZMLE İTTİFAKI
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=531.0
-----------
Vatana ihanet suçu işleyen ve suçu yargılanma sonucu kesinleşen ve itiraf eden bir papazın, idam edilmek üzere iken söyledikleri çok ilginçtir:

"Bizim bu Müslüman Türkleri yenmemiz imkansızdır. Çünki Adamlar Vatan uğruna Ölümü bir şehadet, bir şehitlik, bir şeref olarak algılıyorlar. Biz Hristiyanlar ise bunu acı, korku ve kayıp olarak algılıyoruz. Bu Milleti tarih sahnesinden silmenin iki yolu vardır. Birincisi Dillerini yok etmek, Lisanlarını yok etmektir. İkincisi ise İnançlarını yok etmektir."


Kimden mi bahsediyorum?

İhaneti sebebiyle İkinci Mahmud Han tarafından 1821’de Fener Patrikhanesi’nin orta kapısında idam edilen patrik Ghrighorius tan bahsediyorum. Rus çarı Aleksandr Nikola’ya gönderdiği gizli mektupta; Türkler’in ancak sinsi yöntemlerle içeriden çökertilebileceğine dair bazı tavsiyelerde bulunan adamdan bahsediyorum tabii ki.
Devamı için...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=312.0


Çevrimdışı ahmetk.k

  • KULLANICI
  • *
  • İleti: 8
  • Puan: +0/-0
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #17 : Temmuz 13, 2009, 06:12:52 ÖS »
Ya Bazı Kişilerin İlgisini Çekmeye Çalışıyosun Ya Sitenize Rant Sağlamaya Çalışıyorsunuz.Benim Dediklerimden Bunları Çıkarıyorsan,
Ya Yolun Şaşmış Ya Aklın.

Toplumsal Bilinci Yanlış Bilip Yanlış Geliştiren, Cahil İnsanlardan Başka Bişi Göremiyorum Bu Sitede.
Senin Gibi Konuyla Alakasız Şeyler Yazmıyorum Bak Sana Bi Şiir Sultan III. Mehmet'ten

Yokdurur zulme Rızamız, adle biz mailleriz.
Gözleriz Hakk'ın Rızasını emrine kaailleriz.
Arifiz,ayine-i alem nümadir gönlümüz.
Rüzgarın cümbüşünden sanmayın gaafilleriz.
Puse-i aşk içre Adli kaal ezelden kalbimiz,
Gıll-ü gışdan haliyiz, alemde safi dilleriz.

Özkan Özgür

  • Ziyaretçi
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #18 : Temmuz 13, 2009, 11:06:07 ÖS »

Kimsiniz, ne için buradasınız bilemiyorum. Düşüncelerinizi ifade edebilir, eleştirilerinizi  yazabilirsiniz. Ancak bu sitede yer alan insanları '' cahil '' olarak değerlendirmek bir eleştiri değil suçlamadır. ''Cahillerin'' arasında ne işiniz olduğu ise size ait olan bir çelişkidir.

Bu sitenin paylaşımcılarını ''cahil'' olarak niteleyecek durumdamısınız?

Neye göre '' cahiliz''?

Cahil olmamamak için, ışıkçı, Fethullahçı, Tarikat üyesi olmamız mı gerekiyor?

Ya da tarikat, şıh, ışık, nur, holding, para dışında her şey ve herkez cahilmidir ?

Biz yalnızca ihlas holding gibi yaptıkları bilinen, kanıtlanmış, yaşanmış bir dizi olayı aktardık. Farklı düşünebilirsiniz bu size ait ve taraftarı ve gönüllü savunucusu olduğunuz bir yolun gereği  olabilir.

Ancak  tüm bunlar, size bu siteye ait bir hakaret hakkı vermiyor.

Farklılıklarımız içerisinde, bu bulunmuyor.

Burada görüş, düşünce ve önerileriniz ile kalın.

Sizin yolunuz hakkında aynı düşüncede olmayanları karalama, hakaret etme gibi alışkanlıklarınız olduğunu biliyoruz.

Bu yolu terkedermisiniz bilmiyoruz. Ama en iyisi bu siteyi terk edin

Bizim ''demokrasi'' anlayışımız sizinki kadar geniş değil

Saygılar

özkan özgür

Çevrimdışı AliDemirtas

  • Ali Demirtaş
  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 263
  • Puan: +10/-0
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #19 : Temmuz 14, 2009, 12:30:23 ÖÖ »
Ne kadar ötekileştirildik, işte burada çok net belli oluyor...

Malesef ki bu ülkede özgürce hürce bazı olayları dikte etmek dinsizlik olarak gösterildi ve buna inandırıldı ki halk bugün bu tartışma yaşandı.

Kandırılan Türk Vatandaşı!

Burada savunmamız gerekenler neler olmalıydı?

Şeyh, şıh bozması halkın dini vicdanını sömürerek kendi ceplerini dolduran, bir emri ile kendi canına kıyabilecek binlerce kandırılmış ordusu...

Bunlar gerçekten dıştan bakınca komik ama bi o kadarda üzücü bir durum...

Atamız bir hedef koymuştu "Muassır medeniyetler seviyesi"

Şöyle bir bakın hele nerelerdeyiz? Biz daha kendi içimizde ki yılanın başını ezememişiz ki muasır medeniyete yaklaşmak için çalışalım. Tez elden bu yılanların başı ezilmeli ki gerçekler ortaya çıksın.

Bugün Atatürk'e deccal diyenlerin arkasından koşan ey uyutulmuş halkım. Arkasında yürüdüğünüz kişiyi önce bi iyi tanıyın. Dinimiz ne hale getirildi birde ona bakın. Hurafelerle yeniden yaratılmış bu din bizim dinimiz değil bu dinde değil, bu olsa olsa bir sömürgenin başlangıcını hazırlayan bizim ölüm fermanımızdır.

Çok fazla detaya takılmak gereksiz bence. Kimin ne olduğu apaçık ortada ama o kadar ötekileştirildik ki bunu görmemiz engellendi.

Cahillik... Eğer bunları görmek cahillik ise varsın biz cahil olalım. Gerçekleri söylemek cahillik ise varsın biz cahil olalım. Hiç düşünüldü mü? Bunları söylemek bizim ceplerimizi mi doldurdu? Yada durduk yerde biz bunları niye dikte ediyoruz?
Bunları hiç düşündünüzmü? Buradan bize ne rant çıktı? Kendimize müridler yada fedayilermi kazandık?

Tek amaç... Toplumsal Bilinçlenmeyi sağlamak.

İşte vatanseverlik böyle birşeydir. Karşılık beklemeden canla başla çalışmak...

Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.

Çevrimdışı ahmetk.k

  • KULLANICI
  • *
  • İleti: 8
  • Puan: +0/-0
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #20 : Temmuz 14, 2009, 03:18:03 ÖÖ »
Anladım Komiksiniz :)
Adam Mürşid-i Kamilliği Elle Verilen Bişi Sanıyor.
Mürşid-i Kamilliğin Anlatıldığı Link Veriyorum.
Bana Mürşid-i Kamilliği Anlatıp
''Yoksa sizler yeni islam, yeni Kur'an, yeni din yaratıcılarının müridlerimisiniz?'
Diyor Cahil Demeyipte Nediyim, Bunun Üstüne Sizde Hemen Vay Efendim Siz Kime Cahil Diyorsunuz .
Siz Şusunuz Siz Busunuz Biz Buyuz Vs Vs, Yaw Bırakın Bu İşleri Arkadaşlar.
Siz Hala Neden Bunlara Cvp Verdiğimi Anlamamışsınız, Yanlış Şeyleri Destekleyip Sizde Yalancı Durumuna Düşmeyin Diye Yazdım Yoksa Ben Zaten Neyin Ne Olduğunu Bu Konuyu Yazanlardan Daha Çok Bildiğimi Okuduğumda Anladım
Hele Bu Ötekileşmeye Koptum Ya Konularla Alakasız Cvp Veriyorum Cahil Deyince Ötekileştik Asıl Bu Lafı Ben Dedim Die Ben Ötelişiyorum, Düşünceniz Çok Yanlış.Hayılır Geceler!

Çevrimdışı TOGEÇ

  • Kemal Denizer
  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 992
  • Puan: +34/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Toplumsal Bilinci Koruma ve Geliştirme Çatısı
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #21 : Temmuz 14, 2009, 12:25:15 ÖS »
ahmetk.k kardeşim,

Sanırım kapasiten yettigince anlamışsındır sana burada yer olmadığını. 
Komiklerin cahillerin arasında zamanını harcama, git  "kullara kulluk et" !!!

Bu son yazdığımı da anlamadıysan sana anlatmaya benim gücüm yetmez.

Allah (c.c), tektir ve eşsizdir. O'ndan başka ilah yoktur.

Oysa, dini kullanıp beyni gelişmemiş (gelişmesine izin verilmemiş) insanları kendisine kul köle yapanlar kendilerine Mürşid-i Kamil gibi sıfatları yakıştırıp pekçok saf inananı kendisine kul ederek, dişinden tırnağından çoluğunun çocuğunun rızkından artırdıklarını (ki senin de değerli baban bu saf inananlardan birisi olmuş malesef) gasp ederek zevk-ü sefa içinde yaşamaktadırlar. Bunlardan en sahtekarı da Amerika Utah'ta CIA'nın kapı komşusu olarak çiftlik sefası sürüyor. Yanında da kulları müridleri var "hizmet!!!" aşkıyla tutuşan.

Ah bir nur inse de körelen gözlerini açsa bu insanların.  Görebilseler herkesin gerçek yüzünü. Ama nerdeeee...

Ötekileşme konusu ise daha bir vahim durum.

Bir insanın karşısındakileri "siz" diyerek ifade etmesi, ötekileştirmek demek değilmidir?

Son bir soru ortaya:

Hz. Muhammed'in neden hiç resmi yok, büstü yok, heykeli yok...

Çünkü o, Allah (c.c)'tan başka hiç kimseye (kendisine bile) tapınılmaması için önlem almış ve alınması için de vasiyette bulunmuştur. Bu sebeple,  yaratan ile yaratılan arasında hiç kimsenin ne kılavuzluğuna, ne tercümanlığına ve ne de "önderliğine" hacet yoktur. 

Tüm bunlardan sonra  mürşid-i kamil gibi sıfatları birilerine paye yapıp onun kul hakkı yemişliğini savunmaya kalkmanız ve yazılanları, mahkeme kararlarını, binlerce belgeyi ve dahası yüzbinlerce mağdur insanı göz ardı ederek  pür-ü pak yapamazsınız.  Kaldı ki, ticari bir faaliyette zarar etti, şimdi yıllardır geri ödemeye gayret ediyor diyorsunuz.

Peki size bir araştırma ödevi benden (sevabına);  Ihlas Finans'ın kredi verdiği kuruluşlar ile, İhlas Holding hissedarlarının sahipleri arasında nasıl bir ilişki var?  Bu şirketlerden 240 tanesinin yine holding hissedarlarının ortaklığıyla kurulmuş olduğu ve geri ödenmemek (!) üzere işletme finansmanı başlığı altında  gariban halkımızdan toplanan paraları aktardıklarını duymuş muydunuz?

ahmetk.k kardeşim seninle hemfikir olduğum konular da var.  Mesela Medya denilen kepazeliğe inanmamak gerektiği. Çok haklısın bu konuda. Özellikle de son 30 yıldır medya eliyle kimileri tepe taklak indirildi, kimileri roket misali yükseltildi. İhtidarlar el değiştirdi. Tümünde medya denilen ihanet çetesinin büyük payı var.

Ben kendi evimdeki televizyonun düğmesine 3 yıldır dokunmadım. Açmadım yani.  Gazete dersen onların paraya tapar hallerini gördükçe masa bezi niyetine dahi önüme sermiyorum.  İmkanlar ölçüsünde gerek yerli internet gazetelerini gerekse yabancı gazeteleri ve önemli yayın kuruluşlarının bültenlerini takip ederim. Benim gibi pekçok kişi bilgi kirliliği ve kilgi çarpıtmalarına karşı bu türde medya saldırısına süzgeç kullanmaktadır.

Herkese tavsiyem de odur ki,  medyanın özellikle dış kaynaklı emirlerle hareket ettiğini akıllarından çıkarmasınlar ve mutlaka bilgi süzgeçi kullansınlar.

Sevgilerimle

Kemal
" Dahi odur ki, sonradan herkes tarafından kabul ve takdir edilenleri söylediği günlerde herkes o sözleri deli saçması olarak düşünmüştür" M. K. Atatürk 1926

Çevrimdışı ahmetk.k

  • KULLANICI
  • *
  • İleti: 8
  • Puan: +0/-0
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #22 : Temmuz 14, 2009, 01:39:41 ÖS »
Düşünceleriniz O kadar Yanlışki.Gelip 2 Dakika Konuşmadıgınız Televizyonda Bile Görmeğiniz Biri İçin Yalan Haberlere Destek Çıkıyorsunuz.Ben Sadece Sayın Enver Öreni 3-4 Defa Başkasıyla Konuşurken Veya Toplantıda Görmüşlüğüm Vardır.Ben Lafını Bile Kullanmaz Arkadaş Kendisini Övmeyi Çok Severdi Yazmış.Kimsede Allah c.c in Kulana Tapıyoruz Demedi.(Haşa)Ben Sizin Bilgileri Aldığınız Yer Yanlış Diyorum Siz Gereksiz İthamlarda Bulunuyorsunuz.Biz Yaratılanı Yaratandan Ötürü Seviyoruz.Ordata Tarikat Yok Diyorum Siz Hala Işıkcı Vs.Yav Bırakın Bunları Haberler Yanlış Diyorum.
Git Şeyhine Kulluk Et! Ah, Ah.
Burda Ne İşin Varlarara Gelince Birini Suçluyosunuz Birinin Cvp Vermesi Lazımdı.

Heyet alimlerinden Hoca Tahsin Efendi kendisine dinsizlikle itham edenlere şu cevabı vermiştir:

Bana bi din dedi erbabı garaz,
İrtikap eylediler kizbi heman...
Ben Dahi onlara dindar dedim.
Yalanın karşılığı oldu yalan...

''Bir takım garezkarlar, bana dinsiz demek ile yalan söylemiş oldular Ben de onlara dindar dedim
yalanın karşılığı yalan oldu''

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.396
  • Puan: +30/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #23 : Temmuz 14, 2009, 03:53:38 ÖS »
Geç kalınmış bir vaka.

Sayın ahmetk.k kurtarılmak için dahi geç kalınmış bir vakasınız.
At gözlüğünüzü çıkartabilirseniz(en azından size yazılanları okuyabilseydiniz)belki de ne dendiğini anlama fırsatınız olacaktı.
Neyse,belki bir gün bir zaman gerçekleri görebileceksiniz.
Belki de menfaatleriniz öyle gerektirdiği için,bazılarına "işte bakın ben yanıt verdim" diye örnek gösterebilmek için saçmalamayı seçmiş olabilirsiniz.
Bu tamamen tercih sorunu.
Birgün menfaatlerinizi yenebilir de gerçekleri görebilirseniz lütfen bu yazılarınızı biz bilmesek dahi siz kendi kendinize okuyunuz.
Çünkü,bunun örneklerini sıkça görüyoruz.
İnanıyorum ki siz de bu örneklerden birisiniz.

Not:Fethullah'ın bir çok müridi de onun Peygamberle konuştuğunu söyler ve inanırlar.
Detaylar için bakınız...

Fethullah Gülen bir anım.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=280.0
--------------
“Allah’ı gördüm, onunla konuştum"
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=304.msg10643#msg10643
A.Dursun
-------------
Gülen Cemaatiyle İlgili Yazarken Tedirgin Oluyoruz
Son yazımda Hürriyet yazarı Cüneyt Ülsever'in 'ABD, Obama döneminde, Fethullah Gülen Hareketi ile ittifakını bozup TSK ile ittifak yapacak' tezine karşı çıkmış, bazı gözlemlerimi aktarırken, tam tersine Fethullah Gülen Hareketi'nin ABD başkentinde inanılmaz bir lobi faaliyeti içinde olduğunu yazmıştım.
http://www.istanbulgazeteciler.org/haberdetay.asp?ID=396

Çevrimdışı *POYRAZ

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 744
  • Puan: +37/-0
  • Cinsiyet: Bayan
Ynt: TGRT'nin sahibi Enver Ören,Sibel Can'a jeep hediye etti mi?
« Yanıtla #24 : Temmuz 14, 2009, 05:25:03 ÖS »

Cahil cühela takimi sevgili arkadaslarim,

dindarlari soyan,
Allahi sirtindan bicaklayan,
peygamberi parcalayan,
paragöz hortumcu Bürutuslarin, dolar gibi kuru,mansuvar gibi arsiz yalakalari,
zeytinyagli Barbunya ister!
Lütfen bunu sitecek anlayalim artik...

Cünkü
zeytinyagli Barbunya hazmi kolaylastirir,
kisadan hisse hirsindan müzdarip, kese sancilarina da bire birdir!
Bol sevapli hizli kazanc,
zart diye sinif atlama,
zurt diye köse dönmelerden rüyalanan,
bundan dolayi da birilerinin mübarek ipine sarilanlara ilahi ilactir!

Ayrica
cennetteki hurma gözlü hurilerle irmak kenarlarinda,agac etraflarinda kosusturma ve oynasma heveslerinin
zihinsel aktivitelerinin gerceklesmesinde de önemli, hatta siddetli  etkileri vardir.

Bu arkadaslara Barbunyadan baska hic bir sey  der-man ool-maz..!


Poyraz
"düsünsel capsizligin
önüne gecemek icin, klonlanmis
ilk öküzü resmen kinayan  Barbunyanist"
 







Anladik ki,
bir adin boz atli Hizir
Bir adin Mustafa Kemal
Gayri alnimiza,
daga tasa yazilir

Ya Ölum Ya Istiklal.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 10.396
  • Puan: +30/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Bekir Coşkun, Hürriyet'te Aydın Doğan'a "tasfiye listesi"ni doğruladı.
« Yanıtla #25 : Ocak 12, 2010, 11:54:30 ÖS »
"Aydın Doğan 'tasfiye listesi geldi'

Bekir Coşkun, Hürriyet'te Aydın Doğan'a "tasfiye listesi" verildiği iddiasını doğruladı.

MediaCat'ten Selin Akıncı'ya konuşan Coşkun bu konuda bakın ne dedi :
 
"Aydın Doğan 'tasfiye listesi geldi' dedi"
 
O, Türkiye'nin en çok okunan yazarlarının başında geliyor. Hürriyet deyince Bekir Coşkun gelir akla bu ülkede. Bu yüzden Habertürk transferinin ötesi, berisi didiklendi de didiklendi. Çok mu para aldı, tasfiye listesinde adı mı vardı, son yazısı mı yayınlanmadı, kovuldu mu? Emin'le Cumhuriyet'e gittik vaktinde, bizi almadılar' diyen Coşkun'la ayrılığı konuştuk.
 
Dikiş istediği kadar iyi olsun, kumaş sağlam değilse dikiş tutmazmış. Bekir Coşkun'un hem kumaşı iyidir hem de dikişinden ödün vermez yıllardır. Okuyucusunun kafasına cuk diye oturan giysiler diker o. Elinden çıkan dikişi gören, şıp diye bilir terzisini etikete gerek yoktur onun yazılarında. Kavga etmez, tartışır. 'Aman nolur somurtuk, sert bakışlı çıktıysam o resmimi basma. Güleç bir adamım ben, öyle görünmek isterim' dedi. Çekilen son reklam filminde kimi görüyorsanız o işte. Bekir Coşkun'u nasıl umduysam, öyle buldum, mış gibi yapanlardan değilmiş. Acaba'sız, tereddüt etmeden konuştu Coşkun. Göstere göstere konuştu! Röportaj boyunca gözleri dolu doluydu hüzünden ziyade, yaşamın kendisinden.
 
Başka herhangi bir gazeteye gitmeyi düşünmediniz mi?
 
Bunu ilk defa sana açıklıyorum: Cumhuriyet'ten bizi istemediler. Emin Hürriyet'ten kovulduktan bir kaç ay sonra beraber Cumhuriyet'e gitmeye kalktık. Bir masanın başında çok açık ve resmi bir görüşme yaptık.
 
Kimler vardı bu görüşmede?
 
İlhan Selçuk, Mustafa Balbay, Emin Çölaşan ve ben.
 
Neden istemediler sizi?
 
İlhan Abi bizimle bir saatlik bir konuşma yaptı. O konuşmadan çıkan özet kibarca şuydu: Çocuklar gelmeseniz daha iyi olur.' Bunu kasteden bir şeyler söyledi. Hatta arabaya bindiğimizde Emin anlamamıştı. 'Anlamadın mı Emin? Gelmeyin dedi bize' dedim.
 
Peki problem neydi? Ücrette mi anlaşamadınız?
 
'Sizden bir masa, bir sandalye, bir de yazımı yazacağım köşe istiyorum sadece. Herhangi bir muhabire ne veriyorsanız, bana da o parayı verin yeter' dedim ben. Cumhuriyet'i Hürriyet dağıtıyor ve oraya gitseydim sorun çıkabilirdi anladığım kadarıyla.
 
Nedir sizin Hürriyet'ten gitmenize sebep olan gerçek problem?
 
Onu söyleyemem, yarın manşetlerde kıyamet kopar. İnsanın bazı sırları taşıması gerek. Ama şunu demiştim: Ormanda yangın çıktığında kirpi de yanar, çınar da, toprak da. Hürriyet'te yangın çıktığında Emin Çölaşan da yandı, ben de yandım, 'Aydın Doğan da yanar dikkat edin' dedim. Ormanı ateşe verdiler çünkü. Bu siyasi iktidar, Türkiye'nin laik cumhuriyetini ateşe verdi. Kimse bunun farkında değil. Bu alevin önünden kaçamayız hiç birimiz, hepimiz tek tek yanıyoruz. Ben çıkarken Hürriyet'e hiç darılmadım. Tek bir duygunun esiriydim oradayken, ki bu çok zor bir şeydir, 'Acaba kalıp da zarar mı veriyorum? Acaba ben gidersem bazı şeyler düzelir mi?' duygusu. Diğer taraftan gelip diyorlardı ki: 'Bu durumlar biraz senin yüzünden" Bu gidiş benim tüm kariyerim içindeki en büyük olaydır.
 
Aydın Doğan'a tasfiye listesini sordunuz mu ayrılmadan önce?
 
Sordum. 'Böyle bir liste geldi mi?' dedim. Geldi, dedi.
 
Sizin adınız da var mıymış listede?
 
Adımı sormayı gereksiz gördüm.
 
Kaç kişilik bir liste gelmiş?
 
Bilmiyorum, sormadım.
 
Ahmet Hakan bunun tersini yazmıştı?
 
Evet, başbakandan böyle bir liste gelmemiş diye yazdı. Ama ben sordum Aydın Doğan'a ve bana 'var' dedi. Başbakandan gelmemiştir belki ama gelmiş. Ben Aydın Doğan'ın yerinde olsam, böyle bir güç olsa elimde, iktidar yalakası bütün yazarların işine bir gecede son veririm ve ertesi gün siyah başlıklarla çıkarım. Türk toplumunu vicdanlı olmaya, görmeye çağırırım. Aynı şey bütün gazeteler için geçerli. Bugün Aydın Doğan'ın başına gelenlere ses çıkarmayan tüm gazetelerin başına gelecek bir gün aynı şey. Kimsenin kurtuluşu yok bundan! Dinci gazetelere de sıra gelecek. Onlara isim vermeyecekler mi? Verecekler.
 
Eyüp Can'ın getirileceği konuşuluyor Ertuğrul Özkök'ün yerine. Nasıl bir karar olur bu sizce?
 
Hata ederler. Ertuğrul Özkök iyi bir gazetecidir ve bu kadar yıldır Hürriyet'i yönetiyor. Ama patron açısından çok zorunluysa, Ertuğrul iktidara ters geliyorsa eğer o başka. Gerçi o da iktidara ters gelmemek için Umreye falan gitti ama' Faydası olduysa iyi. Aman canım olmadıysa da bir de Hacca gider, olur biter! Zaten eğer gönderirlerse Ertuğrul'u, o zaman benim ne kadar haklı olduğum ortaya çıkar.
 
Asker nasıl görünüyor gözünüze şu anki tabloda?
 
Askerin canını okudular, ben size söyleyeyim. Asker, hiçbir zaman bu şekilde bir duvara çarpmamıştır. Asker, şu anda yumruk yiyen boksör durumunda. Güçten düştü. Her yeni gün özel hayatlarıyla ilgili şeyler yayınlanırsa hangi kurum çökmez söyler misin bana? Darbe konusunu önlemek isterken, askerin tüm kademelerine o korkaklığı, ruhsuzluğu, bıkkınlığı yerleştirdiler. Ve bu kötü, sağlıksız bir şey. Lazım olduğunda ne yapmayı düşünüyorlar acaba? Tek tek insanların özel hayatına giriyorlar, karılarının, kızlarının, oğullarının ne yaptığına bakıyorlar. Yatak odalarının içine kadar sızıp gözetleyebiliyorlar. Orgeneraller, yüksek düzeyde bürokratlar tuvalete giderken bile huzurlu değiller. Biliyorum, anlatıyorlar bana çünkü. Herkes korku ve panik içinde. Bunun tek adı vardır:
Faşizm. . . .