Gönderen Konu: EMİNE ERDOĞAN bakınız nereyi kapatmış!  (Okunma sayısı 1881 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
EMİNE ERDOĞAN bakınız nereyi kapatmış!
« : Eylül 12, 2008, 12:32:04 ÖS »
Başbakan Erdoğan'ın eşi,Emine Erdoğan,bakınız nereyi kapatmış!
ALTTA EK OLARAK SUNUMA DA BAKABİLİRSİNİZ.

Hani şu parası olmadığı için çocuklarını burs ya da dost desteği ile okutan,oğlu çürük raporlu,
Kasımpaşalı muhterem Başbakan'ın eşi hanımefendiden bahsetmişler.

Bizim gariban vatandaş ta kömür alacam diye kuyruklarda bekleşip durur.
Ya ekonomi?
Hak getire.

Ekonomistler hep öyle diyor tabii ki yalan demiyorlarsa.
Bakalım şimdi yazıya neler söylemişler....
-----------
İngiliz kökenli moda merkezi Harvey Nichols, 2006 yılında İngiltere'den sonra Türkiye'de de bir mağaza açtı.

Mağaza, lüks alışveriş merkezi Kanyon'da bulunuyor...
Net 8 bin metrekare kapalı alana sahip. İsterseniz siz buna 80 adet 100 metrekarelik daire' de diyebilirsiniz.
Üç katlı mağaza için 13 milyon dolar harcandı.
300 kişi çalışıyor.

300'den fazla marka ve 150 bin çeşit ürün yer alıyor.
En pahalı ürün 14 bin dolara satılan Bottega Veneta marka çanta.
En ucuz ürün ise 20 dolara çorap.
Günlük cirosu yaklaşık 120 bin dolar.

Birinci katında "klasik şıklığın duayeni"Giorgio Armani, "Holywood yıldızlarının ayaklarında
devleşen" ayakkabı markası Salvatore Ferragamo,"deri çantada dünyanın bir numarası" Loewe,
"kişisel bakımı bir ritüele dönüştüren" Kuaför Ata bulunuyor... Ayrıca bir de "Juice Bar..."

İkinci katta, "kişiye özel alışveriş hizmeti"veriliyor. Geniş ve rahat oturma grubu, aynalarla kaplı
duvarlar, yiyecek-içecek servisi ve emre amade satış elemanları... Chanel, Jo Malone, Lanvin, Pierre Hardy,Camilla Skovgarda gibi markalar da cabası.

Üçüncü katta yine dünyanın en pahalı markaları ve bir de "Gurme Market..."
--------
Gelelim bir "reklam yazarı" gibi bu mağazadan söz etmemin nedenine:

Böyle bir mağazayı sırf "rahat alışveriş edebilmek" için kim kapatır?
Dubai Şeyhi... Evet!
Suudi Kralı... Evet!
Dünyanın en zengin adamlarından Bill Gates... Evet...

Peki; Türkiye'den kim kapatabilir?
Belki kapatabilecek başka birileri de vardır ama dün  öğrendik ki bugüne kadar bunu yapan tek kişi,Başbakan Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan olmuş...

Emine Hanım her ayın belli günlerinde...
Dikkat edin,"bir kez" değil...

Her ayın belli günlerinde birkaç yakın arkadaşıyla akşam saatlerinde Kanyon'a gelir ve garajdan özel bir asansörle bu mağazaya çıkarmış...

O sırada da mağazaya başka hiçbir müşteri alınmazmış!
Sonra da Hanımefendi'nin canı bazen film seyretmek istermiş... O zaman da mağazadan Kanyon'un konforlu sinema salonlarından birine geçermiş arkadaşlarıyla...
Tahmin edebileceğiniz gibi o salon da halka kapatılırmış!
-------
Başbakan'ın maaşı aşağı yukarı 12 bin YTL,bu mağazadaki bir çantanın fiyatı bile çok daha pahalı...

Demek ki Başbakan, "Maaşımla geçinmekte sıkıntı çekiyorum" derken, Emine Hanım'ın bu
"lüks merakı"nı anlatmaya çalışıyormuş aslında!

Allah'tan çocuklarının düğününde"yakınları"çok takı taktılar da,oğullarını-kızları nı "bursla" okutmak zorunda kalan bu ailenin "hanımefendisi" artık mağaza kapatabilir hale geldi!
-------
Dün bu konudan söz ettiğim bazı arkadaşlar, "Ne o,kıskandın mı?" diye sordu.
Hayır kıskanmadım... Böyle "zengin ve güçlü"bir Başbakanımız olduğu için gurur duydum...
Siz de kıskanmayın ne olur!
Çalışın, sizin de olur!     
Mustafa Mutlu (vatan)
***********
TÜRBAN:EMİNE ERDOĞAN'DAN
Bir yazışma esnasında geçenleri aynen aktarıyorum....

"Dinle Pasa"  diye
Imam vaazina baslayarak Emine Erdogan'in turbanini cikarmasi yonunde tavsiyede bulunan Emekli Orgeneral Tuncer Kilinc'a Akli sira kadin-erkek esitligine  icinden geldigi camianin ne kadarda onem verdigi Yalani ile sivanmis firca atma yelteniyor.
Cok sevdigi gazeteci abilerinin tabiri ile "zibidi yavsak" diye nitelendirilen Kalemi ile Tuncer Kilinc'in Kadını bireyden bile saymadığını, dolayısıyla yeterince aydınlanmadığını soyluyor.
Peki bu zibidi
Emine Hanim'in Abisinin dayak zoru ile ortundugunu bilmiyor mu?Bal gibi biliyor.Maksat egosunu tatmin etmek,
Kendisini pataklayacak ortam yaratmak.Asagida Emine Erdogan nasil ortundugunu kendisi anlatiyor.
Iyi oku!
***
EMİNE ERDOĞAN:"AĞABEYİM BANA ÖRTÜN DEDİĞİNDE İNTİHAR ETMEYİ DÜŞÜNDÜM"

Emine Erdoğan başını kapatma öyküsünü "Nasıl Örtündüler?"e anlatmış: Ağabeyim bana örtünmem gerektiğini söylediği zaman intihar etmeyi bile düşünmüştüm...
23 Mart 2004 Salı 10:35
 
Emine Erdoğan başını kapatma öyküsünü "Nasıl Örtündüler?"e anlatmış:
Ağabeyim bana örtünmem gerektiğini söylediği zaman intihar etmeyi bile düşünmüştüm...

Yazar Gülay Atasoy'un "Nasıl Örtündüler?" kitabında, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın ağabeyinin zorlamasıyla başını kapadığı yer aldı. Erdoğan o dönemi, "O kadar ki ağabeyim bana örtünmem gerektiğini söylediği zaman intihar etmeyi bile düşünmüştüm" diye anlatıyor.   
 
Nesil Yayınları'ndan 1995'te ilk baskısı çıkan "Nasıl Örtündüler?" adlı kitabın geliştirilmiş 18. baskısı geçen şubatta yayımlandı. Kitapta Emine Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu 21 kadının başını kapatma öyküsüne yer verildi. Emine Erdoğan, kitapta şunları anlatıyor:
 
"Nasıl olurdu da örtünürdüm? Çevremde bir tane örneği yoktu. Köy gibi bir yerde olsam neyse... Orada dikkati çekmezdim. Ama burada olamazdı. Bu karışık duygular içerisindeyken bir vesile ile Şule Yüksel Şenler'le tanıştım.
 
Bu tanışma beni çok etkiledi. Böylelikle bir Müslüman hanımın hem modern hem kültürlü hem de örtülü olabileceğini gördüm. Hemen o anda örtünmeye karar verdim. O günden beri örtümü gururla taşıyorum."
Erdoğan, kitapta eğitim kurumları ve devlet dairelerindeki başörtüsü yasağını esefle karşıladığını söyleyerek şöyle bir değerlendirme yapıyor: "Bu uygulama, buna sebebiyet verenlerin bir yüz karası olarak tarihe geçecektir. Fakat her şeye rağmen mağdur edilen bu genç kızlarımız ve hanımlarımız, bir gün kendilerini ilim ve faziletle donatıp 'fikir ve inanç hürriyeti'nin nasıl olması gerektiğini göstereceklerdir."   
 
Emine Erdoğan, zorla türban taktığı yönündeki haberlerin kısmen doğru olduğunu söyledi. Erdoğan, ağabeyinin zoruyla örtünmesiyle ilgili soruya "Haber kısmen doğru. Ama bu çocukluk hatırası. O zaman 15 yaşındaydım ve ağabeyimin örtünmem konusundaki ısrarına o çocuk halimle karşı çıkmışım. 15 yaşında örtünmek istememiş olmam doğal ama şimdi bu halimden memnunum. İyi ki örtünmüşüm" yanıtını verdi.
 
'Örtü semboldür'
Kitapta, yazarın Erdoğan'la eşinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu sırada yaptığı röportaja da yer veriliyor:
İmkân elinize geçtiğinde kadınların örtünmesini mecburi mi edeceksiniz? Açık kadınları manevi bir baskı altında mı tutacaksınız?
- Herhangi bir kimsenin, başkası hakkında böyle bir karar alma yetkisi yoktur. Maalesef bir kısım medya, halkımıza empoze ediyor. Çünkü partimiz herkese açık.
Başörtüsü bir amblem olarak görülüyor!
- Örtü, İslam kadınının sembolüdür. Allahü Teala, Müslüman hanımların namahremlerinin yanında örtünmesini emretmiştir.
Örtünün ilericilik ve gericilikle bir ilgisi var mı?
- Örtü, tek başına bir anlam taşımaz. Örtü, bir bütünün vazgeçilmez bir parçasıdır. İslami yaşama biçiminin bir sembolüdür. 'İlerici - gerici' ayrımı ise modernistlerin bir dayatması olup suni bir ayrımdır.

'Emine ile Tayyip'i ben tanıştırdım'
Emine Erdoğan'ın kendisine özenip örtündüğünü açıklaması üzerine Habertürk'e konuşan yazar Şule Yüksel Şenler, Recep Tayyip Erdoğan'la Emine Erdoğan'ı kendisinin tanıştırdığını öne sürdü. Şenler, şöyle konuştu: "1967 - 1968 yıllarında Emine Hanım'la tanıştık. Çok aktif, kültürel sahalarda çalışmasını seven birisiydi. Beraberliğimiz ve çalışmamız oldu. Ben tesettüre gireli birkaç yıl olmuştu. Emine Hanım ile Tayyip Bey'in karşılaşmalarına ben neden oldum. Erbakan Taksim'de konuşuyordu. Tayyip Bey anons yapıyordu. Yine coşturucu şiirler okuyup gelenleri takdim ediyordu. Biz ön sıradaydık. Karşılıklı bir çekim oldu. Sonra Emine'ye 'Ne oldu yüzün kızardı' dedim. O da 'Ben o zatı rüyamda gördüm. Benim onunla evleneceğim söylendi' diye yanıt verdi. Tayyip Bey'le konuştum. Onun da niyeti olduğunu anlayınca birliktelikleri oldu."
Erdoğan'ın başörtüsü konusundaki tereddütlerini gideren Şule Yüksel Şenler'in hikâyesi de kitapta bulunuyor. Şenler, Risale-i Nur derslerine giden ağabeyinin ısrarı üzerine bazı derslere gittiğini belirterek sonrasında yaşadıklarını şöyle anlattı: "AP'nin yılbaşı partisi vardı. Beni aşağı kata çağırdılar, baktım karşımda ağabeyim. Elinin tersiyle bana bir tokat attı. Arkasından 'gerici yobaz' diye bağırdım. Ama bu benim son balom oldu. Yavaş yavaş örtünmeye başladım."
'Kadınların arkasındayım'
--------------

Ahmet HAKAN  ahmethakan@hurriyet.com.tr
 Dinle Paşa....
SAYIN Eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Tuncer Kılınç...
Sayın Paşa...
Verdiğiniz beyanatta şöyle buyurmuşsunuz:
"Tayyip Bey eşinin başını açarak gidip oraya oturursa, başımla beraber otursun."
Sayın Paşa!
Bu beyanatınızla Tayyip Erdoğan’a, "Açtır eşinin başını, Çankaya sana helal olsun" demeye getiriyorsunuz.
Hayır, hayır...
Demeye getirmiyorsunuz...
Basbayağı böyle söylüyorsunuz.
* * *
Sayın Paşa...
Evliliklerde "kadın tarafı", "erkek tarafı"nın buyruğunda değildir.
Yani...
Tayyip Bey’in, "Emine Hanım, artık başını açıyorsun. Hadi bakalım" şeklinde "şak" diye emredeceğini, Emine Hanım’ın da "Emrin olur haşmetmeap hazretleri" şeklinde "tak" diye bu buyruğa boyun eğeceğini varsaymak...
Hele bu varsayımı, "olağan" ve "meşru" bir veri olarak kullanmak...
Tam anlamıyla sizin "erkek egemen" bir kafaya sahip olduğunuzu gösterir.
Hatta biraz daha zorlarsak...
Sizin kadını bireyden bile saymadığınızı, dolayısıyla yeterince aydınlanmadığınızı bile söyleyebiliriz.
Bu o kadar böyledir ki...
Tayyip Bey’in Emine Hanım’a emirler yağdırdığını ve Emine Hanım’ın da bu emirlere harfiyen uyduğunu gözünüzle görseniz dahi...
Durum değişmez.
Değil mi ki siz, önerinizi "erkek tarafı"nın buyurganlık makamında, "kadın tarafı"nın da buyruk alma makamında bulunması üzerine kurguluyor ve bunu meşru bir durum gibi algılıyorsunuz.Olay bitmiştir.
Gerisi hikáyedir, önemli olan bu algıdır.
* * *
Diyeceğim o ki Sayın Paşa...
Bırakın laikliği, Cumhurbaşkanlığı seçimini, türbanı, memleketin durumunu falan da siz öncelikle olaya ABC’den başlayın.
Çünkü...
Herhangi bir kimseye "Emret de karın başını açsın" önerisinde bulunan birinin...
Laiklikten de, cumhuriyetten de, demokrasiden de önce, çok temel bir "aydınlanma" ihtiyacı vardır.
Sayın Paşa...
Eğer işin bu kısmını hallederseniz, sizinle Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olup olmamasıyla ilgili sağlıklı bir tartışma yapabiliriz.
Ancak...
Bu aşamayı geçmeden ne söylesek havanda su dövmüş oluruz.
Bilmem anlatabildim mi?
****
Not:Bu yazılar arşivimden alınmış eski yazılar olup,güncelliğini korumakta olduğu için yinelenmiştir.

Bu yazının arkasına sanırım ki şu yazı okunmalıdır...
KARAÇARŞAFIN TARİHÇESİ
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=426.msg571#msg571

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Türbanda direten kaybeder.
« Yanıtla #1 : Eylül 12, 2008, 12:34:13 ÖS »
Türbanda direten kaybeder
Türban sorununu konusunda şu an siyasi çözüm görmediğini belirten Prof. Binnaz Toprak, 'Bu konuda diretecek parti kaybedecektir. Toplum 28 Şubat öncesi gerginliğe sürüklenecektir' diyor

 SOHBET ODASI
DERYA SAZAK


DERYA SAZAK: TESEV adına 1999'da yaptığınız 'din, toplum ve siyaset' araştırmasını 7 yıl sonra Doç. Ali Çarkoğlu ile birlikte yeni bir alan çalışmasıyla güncellediniz. Araştırma, kamuoyuna açıklanmadan özellikle 'Türban takanların oranındaki düşme!' nedeniyle yankı uyandırdı. Radikal İslamcı kaygıların, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarınca '28 Şubatvari' üslupla dile getirilmeye başlandığı bir dönemde sizin araştırmanız daha fazla önem kazanıyor. İslami yükseliş tehlikeli boyutlarda mı?
BİNNAZ TOPRAK: Tanzimat'tan bu yana Batıcılarla İslamcılar arasındaki tartışma hep vardır. Cumhuriyet ilk yıllarında İslami kesim yeraltına girmişti, 1950'de demokrasiye geçişle birlikte tekrar siyasete ağırlığını koymaya başladılar. Hiçbir zaman Türkiye'de bir 'şeriat tehlikesi' olduğuna inanmadım. Daha doğrusu 'şeriat devleti' kurulması tehlikesi olduğuna inanmadım, bugün de inanmıyorum. TESEV araştırmasında buna yönelik epeyce soru sormuştuk.
Örneğin cumhuriyet reformlarının Türkiye'yi ileri götürüp götürmediği hakkında... Halkın yüzde 79'u ileri götürdüğü kanaatinde. 'Din devleti istiyor musunuz?' sorusuna 'evet' diyenlerin oranı son derece düşüktü. Dindar olduğunu söyleyen insanlar ilk bakışta belki 'Allah'ın emirleri' ile yönetilme düşüncesine olumlu bakabilirler. Ancak, çokeşlilik, recm, boşanma ve miras hukukunda 'şeriat'tan yana değiller. 2006'da da bu eğilimler değişmiş değil. Türkiye'de cumhuriyet reformlarının, laiklik fikrinin ve çağdaşlaşmanın yerleştiğini düşünüyorum. Türkiye bir Afganistan, İran, Sudan değil.

Türbanlı oranı düşüyor
Fas benzetmesine ne diyorsunuz?
Fas'tan ileride olduğumuz kesin.

Toplum farkında olmadan dönüşüyor olamaz mı? İslamcı kadınların örtünerek toplum yaşamına katılması, AKP döneminde giderek yaygınlaştı. Kapanma olgusu bu kadar ön plandayken araştırmanızda neden düşme eğilimi çıkıyor. Araştırmanız nasıl bir sonuç verdi?
Hem türban düşüyor hem de genel olarak örtünme düşüyor. Cumhuriyet o kadar marjinalleştirmişti ki İslami kesimi, gettolar halinde yaşıyorlardı. O kadar görünürde değillerdi. Mesela üniversiteye 1950 - 60'lara kadar kapalı kızların gitmesi, bunu hayal etmesi ihtimali bile yoktu.

Anadolu'da kız çocuklarının geri planda tutulması, okula gönderilmemesiyle ilgili bir sorun. Cumhuriyet döneminde en büyük ilerleme kadınların toplum yaşamına katılmasında olmadı mı?
Cumhuriyet devrimleri kadına büyük haklar getirdi. Geçen yıl Prof. Ersin Kalaycıoğlu ile bir araştırma yaptık. Anneler kız çocuklarını evde tutmak, eğitimsiz bırakmak istemiyorlar. Okullaşma oranı artıyor. İlkokul mezunu olmayan kadınlara sorduğunuzda 'Çok pişmanım, keşke imkânım olsaydı da okusaydım' diyor. Türkiye hızla değişiyor. Kabuk değiştiriyor. Çarşamba'da bir tarikat meselesi çıktı. Televizyonlara baktığınızda, 'Eyvah bütün Türkiye bu görüntüde' hissine kapılıyorsunuz. Halbuki doğru değil. Bunlar azınlık. Tarikatlara dahil olanların tümü Çarşamba'dakiler gibi bir yaşam tarzı içinde değil. Mesela Özal, tarikata dahildir (Nakşibendi) diye söylenirdi. Ama modern bir insandı.

AKP döneminde örtünen bakan eşleri, daha önce 'türban takmayan' kadınlar için bir 'rol modeli' oluşturmuyor mu? Erdoğan cumhurbaşkanı olursa başı kapalı 'first lady'yi göreceğiz... Türkiye bu dönüşümü yaşıyor. Demokratik yoldan 'ılımlı İslam'a gidiş.
TESEV araştırmasının sonuçlarına baktığınızda öyle bir dönüşüm gözükmüyor. Belki şu doğru; kırsal alanlardan büyük kentlere göç etmiş ailelerin ikinci neslinde kızların başı açıktı. Şimdi onların bir kısmı ve çocukları kapanıyor. Orada bir rol modeli gibi etkisinden söz edilebilir. Bütün bu rakamların düşmüş olmasına karşın türban takanların İstanbul'da ve büyük kentlerde görünürde olmalarının sonucunda insanlar İslami yönelişin daha fazla arttığı kanaatine kapılıyor olabilirler.
Ama bu rakamsal olarak doğrulanmıyor. Ancak siyasal olarak şöyle bir şey var: Türkiye bu türban meselesini kaldıramıyor. Ve Erdoğan'ın cumhurbaşkanı adayı olmayacağını düşünüyorum ve umuyorum.

Emine Erdoğan örneği

 Aday olmazsa sorun çözülecek mi?
Hayır, sorun çözülecek değil. Türban Türkiye'yi geren bir mesele. Meclis'teki sahneyi hatırlayın: Başörtülü milletvekili Merve Kavakçı'nın yemin töreninde dışarı atılmasını ve 28 Şubat sürecinde Refah'ın kapatılmasını... Türban büyük mesele çıkardı. AKP iktidara gelirken Erdoğan sürekli, 'Türban meselesi gündemimizde değil' dedi. Zamana bırakmaktan söz etti. Türban meselesi zamanla ve ancak konsensüsle çözülür. Halka yasaklanması diye bir şey söz konusu olamaz. İsteyen kadın örtünebilir. Memurların takmaması gerektiği kanaatindeyim. 18 yaşından küçükler de aile baskısı ve geleneklerin zorlamasıyla kapanıyor olabilirler. Buna da karşıyım. Ama türban üniversitede engel oluşturmamalı.
Çünkü eğitim bir haktır. Laik kesimin iddia ettiği gibi insanların politik tercihlerini giyimleriyle kuşamlarıyla belli etmeleri de bana ters gelmiyor. Ailesi başka türlü okumasına, çalışmasına izin vermiyor olabilir. Emine Erdoğan bile ailesinin zoruyla ilk kapatıldığında, 'İntihar etmeyi düşündüm' dedi.

Türban sorunu nasıl çözülür?
Şu anda siyasi bir çözüm görmüyorum. Bu konuda diretecek parti kaybedecektir. Toplum 28 Şubat öncesi gerginliğe sürüklenecektir. En iyisi türban meselesini zamana bırakmak ve konsensüs aramaktır.

Tayland olmayız!

Erdoğan'ın, eşinin başı bağlı diye Çankaya'ya çıkışının engellenmesi demokrasiyi yaralamaz mı? Eşinin kapalı olması niye dezavantaj oluştursun?
Bence bu hale geldi. Evet dezavantaj ama söylemek istediğim şu: Erdoğan Çankaya'ya çıkmasın diye baskı olacak. Ama tersine de Türkiye'yi o kadar gerecek ki, cumhurbaşkanı seçilirse bu bedelin düşünülmesi lazım.

Ne olacak? Ordu istemezse...
Daha aday bile olmadan bakın bu kadar tartışılıyor. Cumhurbaşkanı olduğunda ne olacağını bilemiyorum. Askerlerin artık herhangi bir nedenle darbe yapacağını düşünemiyorum. Türkiye o kadar kompleks bir toplum haline geldi ki, askerlerin müdahale edebileceğini düşünmüyorum. Tayland olmayız.

AB üyeliğine aday bir ülkeyi bu çağda askeri dikta ile yönetemezsiniz.
Kısa süreli bir darbeyi bile götüremezsiniz. Onun için 28 Şubat'a 'postmodern darbe' denildi.

30 Ağustos'tan sonra komuta kademesindeki hassasiyet arttı. İslam ve Kürt meselesi nedeniyle cumhuriyet tarihinin en tehlikeli günlerinden geçildiği kaygısı dile getiriliyor. Nereye gidiyoruz?
Aşırı milliyetçilik yükseliyor, asıl büyük tehlikeyi burada görüyorum. Maalesef AKP de bu dalgadan etkileniyor. AB sürecinde demokratikleşme, Kürt meselesini, Kıbrıs'ı çözebilmek için adım atmışken, Ceza Yasası'nda kadınlar lehine önemli değişiklikler yapmışken yükselen milliyetçilik karşısında gözü korktu.
CHP'ye değinmiyorum bile. Bence CHP sosyal demokrat enternasyonaldan tamamen koptu. AKP de şimdi aşırı milliyetçiliğin yükselişi karşısında oy kaybedeceğim diye o trene bindi. AB'de frene bastı.

İslami kesim değişti

Aşırı milliyetçilik 'İslamofobi'den daha ciddi bir tehdit mi?
Aşırı milliyetçi yükselişi hafife alamayız. Ne yazık ki CHP gibi kendini sosyal demokrat olarak niteleyen partiler de özgürlük alanını terk etti. AKP'den çok AB'ye karşı bir hareket gelişiyor. 301 bunun bir parçasıdır. Türkiye hep korkuyla yaşayan bir ülke oldu. Sorun sadece aşırı milliyetçilik meselesi değil. 1970'- lerde hayal edemeyeceğiniz bir şey oluyor, aşırı sağ ve sol 'kızıl elma koalisyonu' altında birleşti. Türkiye bu korkuları aşmak zorunda.

Nasıl aşılacak?
Sivil siyaset üzerinden. AKP'nin 'gizli ajandası' olduğuna inanmıyorum. AB sürecini günün birinde Türkiye'de İslam hukukuna dayalı bir rejim kurmak için kullanmalarını da mümkün değil. Bunlar hep korku siyaseti. Geçen gün bir öğrenciyle konuşuyordum, burnuna küpe taktırmış ve örtülü. Ailesinde kimse örtülü değilmiş. Niye örtündün dedim? 'Protesto olsun' yanıtını verdi. Sorunlar demokrasi içinde aşılabilir. Sorunların gerisinde Türkiye'nin azgelişmişliği yatıyor.

İslami kesim sınıf atladı...
Doğru, zenginleştiler ama başını örten herkesin refah içinde yaşadığını söylemek mümkün değildir. Ama eski tek tip tesettür anlayışı ortadan kalkıyor. Bej pardösülerin yerini renkli ve şık giysiler aldı. İslami kesim de değişiyor. Modernleşecek. Kendi burjuvazisini yarattıkça türban modası da değişecek. Ama yoksulluk meselesini de atlamayalım.
İslami kesim solun politikalarını sahiplenerek güçlendi. CHP ve sosyal demokratlar laikliğe sığınma yolunu seçtiler. Laikliğin Türkiye'de hâlâ devam ediyor olmasını da ordunun varlığına atfeden bir kesim var. Cumhuriyet kurulalı 80 yılı aşmış. Bu kadar yıldan sonra bu devlet halkına güvenebilmeli.

AKP önde görünüyor

Laik cumhuriyeti kim koruyacak?
Sivil toplum, siyasi partiler ve en başta da halk. Araştırma yaparken soruyorsunuz, 'Cumhuriyet reformları Türkiye'yi ileri götürdü mü?' diye halkın büyük çoğunluğu 'evet' diyor. Peki dine dayalı partiler olsun mu? 'Hayır' deniyor. Dinin devlet işlerine karışmasına karşı insanlar. Şimdi bu halka güvenmek lazım. Sadece türbanlıları gözlemlemiyoruz, bu toplumun ne denli ilerlediğini ve yeniliğe açık olduğunu da görmeliyiz. Farklı yaşam tarzlarına karşı büyük hoşgörü var.
Paralel hayatlar oluşuyor. İslam muhafazakârlığı kendi modernitesini yaşıyor. Gettolarından çıkıyor.
Toplum da bu geçişi tolere ediyor. Baskı ve dayatma olmadıkça, gerilim düştükçe rejim kaygısı azalacaktır. AB süreci de İslami kesimi etkiliyor. Osmanlı'daki gibi Batılılaşma dar bir kesimle sınırlı değil. Eski Şark toplumu artık yok. İslam devletinin kurulması diye bir ihtimal yok. Tamam, Cumhuriyet öncesi kadınların kamu yaşamına katılmadığı, kafeslerin, çarşafların arkasına kapandığı bir geçmişimiz var. Ancak 21. yüzyılda Osmanlı klasik döneminin İslam hukukunun katı uygulamalarının yaşandığı günlere dönemeyiz.

Araştırmada türban dışında hangi sorulara yanıt aradınız?
AB'yi destekliyor musunuz diye soruldu. Seçimler ve siyasi tercihlerle ilgili eğilimleri de, son seçimde kime oy verdiklerini, gelecek seçimde ne yapacaklarını da sorduk.

Nasıl gözüküyor?
AKP hâlâ önde.   Milliyet.com

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
EMİNE ERDOĞAN'ın uçuk sosyetik arkadaşı kim?
« Yanıtla #2 : Şubat 23, 2009, 11:38:30 ÖÖ »
EMİNE ERDOĞAN'ın uçuk sosyetik arkadaşı kim?

Haberi duymussunuzdur; Mazhar Alanson'un esi Biricik Suden AKP'den Beyoglu Belediyesi meclis uyesi adayi oldu. Eger Biricik Suden secimi kazanirsa, belediyenin de tasarim danismani olarak gorev yapacagi
yazildi.

Peki, Biricik Suden'in AKP ile iliskisi nasil basladi?

Siyasi kulislerde konusulanlara gore;
Biricik Suden'i oneren isim Basbakan Erdogan'in esi Emine Erdogan. Iddialara gore; Biricik Suden,Emine Erdogan'in cok sevdigi,surekli iletisimde oldugu isimlerden,arkadaslarindan biri.Keza hatirlanirsa,gectigimiz hafta Katar'in baskenti Doha'da duzenlenen, Emine Erdogan ve Bakan Nimet Cubukcu'nun da katildigi Kadin ve Kalkinma Calistayi'na, Biricik Suden de gitmisti.

Biricik Suden'in Emine Erdogan ile tanismasinda ise Basbakan Erdogan ile ayni semtli yani Kasimpasa'li olan unlu karikaturist Hasan Kacan'in rolu oldugu soyleniyor.

Hasan Kacan'in Mazhar Alanson ve Biricik Suden'le samimiyeti ise merkezi Istanbul Karagumruk'te bulunan Cerrahi Cemaati'ne dayaniyor.
Bircok unlu ismin bagli oldugu dergahin toplantilarina, Hasan Kacan,Mazhar Alanson ve Biricik Suden'in de zaman zaman katildigi biliniyor.

Basa donersek; Biricik Suden, son zamanlarda Basbakan'in esi Emine Erdogan'in `ucuk sosyetik' arkadasi olarak kulislerde taniniyor.

Biricik Suden Kimdir?
Ailesi Yugoslav gocmeni.Mazhar Alanson'la ilk genclik yillarinda tanisti.Grafik egitimi aldi.Ilk evliligini Ilker Inanoglu ile,ikincisini Kerim Saglam'la yapti,2003 yilinda ise Mazhar Alanson ile nikah masasina oturdu.Aykut Hamzagil'den Paul Smith'e kadar bircok isme tasarim yapti.
Odatv.com
23 Subat 2009