Yazışma arkadaşım sayın T.Erciyes'in 22 Temmuz 2007 tarihli konu ile ilgili düşüncelerini ve paylaşımını sizlere de iletiyorum.
A.Dursun
--------------
BÜYÜK PATLAMA’YA KARŞI BİLDİRİ.. 22 Mayıs 2004 tarihli New Scientist Dergisinde “Bilim Dünyasına Açık Mektup” başlığıyla yer alan bu bildirinin altında imzası olanlar sıradan insanlar değil ÇOĞU NOBEL ÖDÜLLÜ BİLİM ADAMLARIDIR.
Yarın, (10 Eylül 2008) Cern'de bir deney yapılacak ve bu deneyde Büyük Patlama anı değil Büyük Patlamadan SONRAKİ ilk anlar oluşturulacaktır. Bu konu ile 22 Temmuz 2007 tarihinde ilgilenmiş sizlere aşağıdaki ve ekteki yorumumu ve yazıları göndermiştim. İlgisi sebebiyle tekrar dikkatinize sunuyorum.
Sevgilerimle.
T.Erciyes
BiG BANG (Buyük Patlama) OLDU MU?
Sevgili Dostlarım,
Bana göre, BÜYÜK PATLAMANIN VARLIĞI ŞÜPHELİDİR.
Her ne kadar Fizikçi değil Kimyacıysam da Fizik de Metafizik de özel ilgi alanıma girer ve Fizikçi Bakış Açısı(Nosyonu) sahibi olmayı önemserim. Bilmeliyiz ki Vatikan ve bazı Fizikçilerce Evrenin başlangıcı olduğu iddia edilen BİG BANG herşeyden evvel FİZİKSEL OLAY DEĞİLDİR. Çünkü Fiziksel olaylar, zaman ve mekan (maddelerin, enerjilerin oluşturdugu bir ortam) içerisinde cereyan ederler. Halbuki ispatlanmak istenen teze göre BÜYÜK PATLAMA, MADDENİN VE ZAMANIN BAŞLANGICIDIR.
BİG BANG kuramı olsa olsa evrenin varoluşunun DİNSEL, METAFİZİKSEL BİR AÇIKLAMASI OLABİLİR.
(Zaten bu nedenle de Vatikan tarafından benimsenmekte ve Cern deneyine büyük destek verilmektedir)
Metafiziğe ilgi duyan bir insan olmama rağmen, sezgiye, tahkiksiz kabule ve imana dayanan METAFİZİĞİN, BİLİMİ YÖNLENDİRMESİNİ KABUL ETMEM. Çünkü kuşkuculuğu engeller ve özgür düşünceyi kısıtlar. Nobel ödüllü kuantum fizikçisi Prof. Richard Feynman’ın söylediği gibi BİLİM KUŞKU DUYMA KÜLTÜRÜDÜR. Bilim kuşku duyma özgürlüğü olmadan gelişemez. Bilim gelişmedikçe de insanlık gelişemez.
Bu konuyu felsefe forumlarinda arastirirken, 22 Mayıs 2004 tarihli New Scientist Dergisinde yer alan “Bilim Dünyasına Açık Mektup” başlıklı BÜYÜK PATLAMA’YA KARŞI BİLDİRİ’ye rastladım. Aşağıda bilginize sunuyorum.
Sevgilerimle.
T.Erciyes
22 Temmuz 2007
Kaynak:
http://www.felsefeekibi.com/forum/forum_posts.asp?TID=37204--------------------------------------------------------------------------------
BÜYÜK PATLAMA’YA KARŞI BİLDİRİ ve Richard Feynman’ın konuşması
Kuşku… Ama “Descaretes türü” değil!
18.11.2004
Prof.Dr.RENNAN PEKÜNLÜ
Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü
“Bilinmeyene doğru ilerlemek için kuşku şarttır. Çözülmemiş bir problemi çözmek istiyorsak, bilinmeyene, kapıyı sonuna dek açık tutmalıyız.
Düşünüyorum öyleyse varım’, Rene Descartes’ın metafizik felsefesinin ilk ilkesidir. Kartezyen kuşku yönteminin temelini oluşturur. İdealist felsefenin çarpıcı bir sav-sözüdür (slogan). Bu sav söz “düşünmenin erdem olduğunu savunmaz. Varoluş bağlamında usa(akla) birinci dereceden önem biçer. Usun dışındaki nesnel dış dünyanın varlığından kuşku duvar.
22 Mayıs 2004 tarihli New Scientist Dergisinde “Bilim Dünyasına Açık Mektup” başlığıyla bir bildiri yayımlandı. Bu bildiride Richard Fevnman’a gönderi yapılarak, ‘BİLİM KUŞKU DUYMA KÜLTÜRÜDÜR’ deniyor. Feynman türü kuşkunun ne olduğuna, Feynman’ın What Do You Care What Other Poeple Think? adlı otobiyografisinden “VALUE OF SCİENCE” (Bilimin değeri) adlı makalesinin çevirisiyle değinmeğe çalışacağım. Ancak önce, 22 Mayıs 2004 tarihli New Scientist Dergisinde yer alan,
“BİLİM DÜNYASINA AÇIK MEKTUP” başlıklı bildirinin içeriğine bakalım.
Bildiride Büyük Patlama modelinin giderek artan sayıda düşsel varlıklara (hypothetical entities), diğer bir deyişle asla gözlenememiş olgu ve süreçlere dayanmak zorunda kaldığı belirtiliyor. Orneğin, Uzayın enflasyonist (şişerek) genişlemesi, karanlık madde ve karanlık enerjinin(erke’nin) varlığına dayandırılıyor..(Bunlar ‘Karanlik Madde ve Karanlik Enerji Nedir?’ baslıkli yazimda açiklanmistir. T.Erciyes)
Eğer bu “hayaletler” dikkate alınmazsa. Büyük Patlama modelinin öngörüleriyle gökbilimcilerin gözlemleri arasında ölümcül bir çelişki olacağı savunuluyor. Kuram arasındaki uyuşmazlığı gidermek icin düşsel nesnelere, “hayaletlere” bu denli sık başvurma gereksiniminin, fiziğin başka hiçbir dalında onanamayacağı belirtiliyor. Böylesi yara bantları (Batlamyus epycycle’ları) BİG BANG kuramının geçerliliğine kuşku duyulmasına neden oluyor.
Büyük Patlama evren modeli, bu yara bantları olmaksızın varlığını sürdüremez.
Düşsel enflasyonist genişlemeyi dikkate almazsanız, bugün gözlenen mikrodalga anlatan ışınımının yönbağımsızlığını (isotropy) açıklayamazsınız. Çünkü, Hubble yaşı dediğimiz 15 milyar yıl içinde, gökyüzünün birkaç yay derecelik bölgeleri bir biriyle NEDENSELLİK İLİŞKİSİ İÇİNDE OLAMAYACAK ve aynı sıcaklığa (2.73 K) ERİŞEMEYECEKLERDİR.
Büyük Patlama modeli, bir tür karanlık madde (hayaleti) olmazsa, evrendeki madde niceliğine ilişkin çelişkili öngörülerde bulunmaktadır. Evrende gözlenen lityum. dötoryum ve helyum elementlerinin “ANORMAL” BOLLUĞUNU açıklayabilmek için, enflasyon(şişme, büyüme) denen hayalete gereksinim var. Enflasyonun gereksınım duyduğu madde yoğunluğu, Büyük Patlama sırasında gerçekleştiği savunulan çekirdek birlesmelerinden (nuclear synthesis) TÜRETİLEN YOĞUNLUĞUN 20 KATIDIR! Eğer karanlık erke(enerji) denen bir diğer “hayalet” yoksa. EVRENİN YAŞI YALNIZCA 8 MİLYAR YIL OLACAKTIR. Oysa ki, diğer gökadalarda olduğu gibi bizim gökadamızda da 8 milyar yıldan milyarlarca yıl daha yaşlı yıldızlar bulunmaktadır.
Dahası da var! Büyük Patlama kuramı gözlemlerle sınayabileceğimiz bir tek nicel öngörüde bulunamıyor. Bu kuramı destekleyenlerin başarı diye sundukları şey, gözlemlerden sonra, kuramın çökmemesi için UYDURULAN BİR DİZİ AYARLANABİLİR PARAMETRELERDİR. Tıpkı, Batlamyusun Yer özekli evren modelinin çökmemesi için uydurulan epicycle’lar (‘yara bandı olarak okuyunuz!) gibi.
EVRENİN TARİHÇESİNİ ANLAMAK İÇİN OLUŞTURULAN TEK ÇERÇEVE BÜYÜK PATLAMA DEĞİLDİR.
HEM PLAZMA EVRENBİLİMİ HEM DE DURGUN DURUM MODELİ, BAŞLANGIÇ VE SONU OLMAYAN, SÜREKLİ EVRİM GEÇİREN BİR EVREN HİPOTEZİ KULLANMAKTADIR. Bunlar ve diğer evren modelleri evrendeki temel süreçleri -hafif element bolluklarını, gökada kümeleri ve gökada süperkümeleri gibisinden büyük ölçekli yapıların oluşumunu, kozmik mikrodalga ardalan ışınımını, gökadaların
kırmızıya kaymalarının uzaklıkla nasıl arttığını- açıklayabilmektedir. Bu modeller Büyük Patlamanın yapamadığını da yapmış, son zamanlarda gözlenen bazı süreçleri öngörebilmiştir.
Büyük Patlama yanlıları, bu başarılı modellerin, evrenbilim bağlamında yapılan tüm gözlemlerin, açıklayamayacağını öne sürebilirler. Bu savunu hiç de şaşırtıcı olmaz. ÇÜNKÜ BÜYÜK PATLAMA DIŞINDAKİ ÇALIŞMALAR DESTEKLENMEDİKLERİ İÇİN GELİŞMELERİ SEKTEYE UĞRATILMIŞTIR. Şurası yadsınamaz ki, bu modeller ve Büyük Patlamanın eksik, aksak yanları, bugün bile tartışılamaz ve incelemeye alınamaz.
Evrenbilim konferanslarında düşüncelerin açık açık tartışması yapılamıyor.
Richard Feynman’ın deyişini anımsayınız:“Bilim kuşku duyma kültürüdür”. Günümüz evrenbilim topluluğunda kuşku ve karşı görüşlere hoşgörüyle bakılmıyor ve genç bilim insanları ne yazık ki, standart Büyük Patlama’ya ilişkin olumsuz bir şey söylemeyip sessiz kalmayı öğrendiler!
BÜYÜK PATLAMA’YA İLİŞKİN KUŞKULARI OLANLAR, BU KUŞKULARINI DİLE GETİRDİKLERİNDE, PROJELERİNE SAĞLANAN PARASAL DESTEĞİ YİTİRMEKTEN KORKUYORLAR.
Yapılan gözlemlerin yorumu da bu yanlı filtrelerden süzülüyor. GÖZLEM YORUMLARI BÜYÜK PATLAMA’YI DESTEKLER YÖNDEYSE “DOĞRU”, DEĞİLSE “YANLIŞ” OLARAK DEĞERLENDİRİLİYOR. Bu yaklaşımla, kırmızıya kaymalara, lityum ve helyum bolluklarına, gökada dağılımlarına ve diğer gözlemlere ilişkin yorumlar ya dikkate alınmıyor ya da bunlarla dalga geçiliyor.
BU TAVIRLAR, ÖZGÜR BİLİMSEL ARAŞTIRMA RUHUNA YABANCI, DOGMATİK BİR USUN ORTAYA ÇIKTIĞINI GÖSTERİYOR.
Bugün, evrenbilimin parasal ve deneysel gözlemsel kaynakları Büyük Patlama çalışmalarına akıtılmaktadır. Parasal desteklerin kaynağı oldukça azdır; bilimsel makaleleri değerlendiren komitelerin hepsinde Büyük Patlama yanlıları baskın konumdalar. Sonuç olarak, evrenbilim alanında Büyük Patlama kendini korumaya almış, kuramın bilimsel geçerliliğinin sorgulanmasından bağışık kalmıştır. Parasal desteklerin Büyük Patlama’nın geçerliliğini araştıran ve ona seçenek olan modellere ilişkin çalışmalara verilmesi, evrenin tarihini saptamaya yönelik bilimsel sürecin başlamasını sağlayacaktır.
Evet, bu bildirinin altında bu bildiriye imza atan bilim insanlarının isim listesi var.
ÇOĞU NOBEL ÖDÜLLÜ, değişik ödül almış, alanında başarılı bilim insanları. Vurgu, yine ünlü, Nobel ödüllü bir kuantum fizikçisi olan Richard Feynman’ın “Bilim kuşku duyma kültürüdür” saptaması üzerine yapılmış.
Şimdi Feynman’ın “VALUE OF SCİENCE” (Bilimin değeri) başlıklı makalesini okuyalım:
“VALUE OF SCİENCE” (Bilimin değeri) adlı makalesinin
Bilimsel bilgiyle her türlü şeyi yapabiliriz. Kuşkusuz eğer iyi şeyler yaparsak, övgü yalnızca bilime değil, bizi iyi şeyler yapmaya iten tinsel (moral) seçimimize de düzülür. Bilimsel bilgi bizim iyi veya kötü şeyler yapabilmemizi sağlayan bir güçtür. Ancak, bu gücü nasıl kullanacağımıza ilişkin bir yol gösterici içermez!
“Honolulu’ya yaptığım bir gezi sırasında, Budist tapınağında, bu dini turistlere anlatmakla görevli rehber, bize söyleyeceği bir şeyi yaşamımız boyunca unutmayacağımızı dile getirdi -ve ben de asla unutmadım!- Bu bir Budist özdeyişiydi;
“TÜM İNSANLARA CENNETİN KAPISININ ANAHTARI VERİLMİŞTİR; AYNI ANAHTAR CEHENNEMİN KAPISINI DA AÇAR” “Öyleyse cennetin anahtarının ne değeri var? Eğer hangisinin cennet hangisinin cehennem olduğunu bildirecek bir el kitabımız, yol göstericimiz yoksa, o anahtar, çekinceli bir nesne olabilir. Ancak anahtarın değerli olduğu kuşku götürmez; onsuz cennete nasıl gireriz? “Anahtar yoksa, onun nasıl kullanılacağına ilişkin yol göstericinin ne yararı olabilir? Kısacası, BİLİMİN DEVASA BOYUTLARDA KORKUNÇ ŞEYLER ÜRETEBİLECEĞİ OLASILIĞINA KARŞIN, İYİ ŞEYLER DE ÜRETEBİLECEĞİNDEN, DEĞERİ VARDIR.
“Bilimin bir başka değeri, ‘entelektüel keyif’ denilen bir eğlence üretmesidir. Bu keyfi kimileri okuyup, öğrenip, düşünmekten, kimileri de onun üzerine çalışmaktan alır. Bu keyif, bizi, ‘bilimin toplum üzerine olan etkisini düşünme sorumluluğuna davet’ edenlerin, üzerinde yeterince durmadığı önemli bir noktadır. Sözü edilen yalnızca kişisel bir keyif değildir. Toplumun amacını da düşünen bir sorumluluktur. Bu sorumluluk, ele alınan sorunları, insanların keyif alacağı bir düzende sunmak mıdır? Eğer öyleyse, bilimin keyfini çıkarmak, diğer herhangi bir şey denli önemlidir.
“Bu arada, bilimsel çabamızın bir ürünü olan dünya görüşünün değerini de küçümsemek istemiyorum. Bu görüşler bizi, geçmişteki ozanların, düş zenginlerinin düşlediklerinden çok daha zengin ve görkemli şeyler imgelemeye yönelt ti. Bilim, doğanın imgelem gücünün insanınkinden daha büyük olduğunu gösterir.
“HENÜZ BİLİMSEL BİR ÇAĞI YAŞAMIYORUZ”
“Örneğin, çoğumuz için uzayda milyarlarca yıl boyunca kendi ekseni çevresinde dönen bir gökcismi, dipsiz denizdeki bir kaplumbağanın sırtında duran filin üstündeki dünyadan daha kayda değerdir. Bunları yalnızken çok düşündüm; eminim ki çoğunuz da benzer düşünceler geliştirdiniz. Bizim düşüncelerimizi geçmiştekiler yaşayamazlardı, çünkü bizim bugünkü düşünce dokumuza sahip değillerdi.
Günümüz evren modelinden kimse esinlenmiyor mu? Bilimin bu değerine şarkıcılarımız şarkı yazmıyor. Bir şarkı veya şiir yerine akşam konferansları dinliyoruz Henüz bilimsel bir çağı yaşamıyoruz. Bu sessizliğin nedenlerinden biri, müziğin notalarını okumayı bilmeyişimiz olabilir. Örneğin, bilimsel bir makale, ‘Farenin cerebrumundaki radyoaktif fosfor niceliği iki hafta içinde yarıya iner’ gibi bir saptamada bulunabilir. Hadi bakalım!... Şimdi bu ne anlama geliyor? Bunun anlamı şudur: Farenin (hem de benim ve de senin) beynindeki fosfor iki hafta önceki fosfor değil. BEYİNDEKİ FOSFOR ATOMLARI SÜREKLİ YENİLENİYOR: DAHA ÖNCE ORADA OLANLAR ARTIK YOK!... GİTTİLER!
‘ÖYLEYSE US DEDİĞİMİZ ŞEY NEDİR? Bilince sahip bu atomlar neyin nesidir? Geçen hafta afiyetle yediğimiz patates mi? Bu atomlar, bir yıl önce benim beynimde neler olup bittiğini anımsayabiliyor! Öyle bir us ki yerine çoktan yenisi kondu.
“BİREYSELLİĞİM DEDİĞİM ŞEY BİR TÜR DANS. Beynime gelen atomlar dans eder, sonra çeker gider. Daima yeni atomlar gelir; ancak hepsi de aynı dansı eder, dünkü dansı anımsayarak.
“Bir gazete haberinde, ‘Bilim insanları bu bulgunun kanserin sağaltımı araştırmalarında önemli olabileceğini söyledi’ saptamasını okuruz. Gazete düşüncenin kullanımıyla ilgilenir, düşüncenin kendisiyle değil! Çok az kişi düşüncenin önemini kavrar. inanılır gibi değil! Çocuklardan bazıları düşünceyi yakalar. Eğer bir çocuk böylesi bir düşünceye takılırsa’, elimizde bir bilim insanı var demektir. Bu çocuklar düşünceyi yakalama erdemine üniversitelerde ulaşırsa çok geç kalmışlar demektir. Bu nedenle, düşünceleri çocuklara açıklamayı denemeliyiz.
‘BİLİM KUŞKU DUYMA KÜLTÜRÜDÜR’
‘Şimdi bilimin üçünce değerine değinelim. Bu deneme, biraz dolaylı olacak, ama çok değil! Bilim insanının, bilgisizlik, kuşku ve emin olmama durumlarına ilişkin derin deneyimleri vardır. Bu deneyim çok önemlidir. Bilim insanı bir sorunun yanıtını bilmiyorsa, o konuda bilgisizdir. Sonuca ilişkin bir kuşkusu varsa, emin değil demektir. Ve sonucun nereye ulaşacağından son derece emin olsa bile hala belli kuşkuları vardır.
İlerleyebilmemiz için bilgisizliğimizin ayırdında olmanın ve kuşkuya yer bırakmanın son derece önemli olduğuna inanıyoruz. Bilimsel bilgi, değişik derecelerde kesinliğe sahip -bazıları kesin olmayan, bazıları hemen hemen kesin ama hiçbiri mutlak kesinlik göstermeyen- önermeler yumağıdır.
“Biz bilim insanları bu durumlara alışığız. ‘Emin olmamak’ bizim için son derece doğaldır. Bazı şeyleri yaşıyor olmamıza karşın onlara ilişkin bilgisiz kalmak bizim için üzücü değildir. Ancak durumun böyle olduğunun herkes ayırdında mı emin değilim. KUŞKU DUYMA ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ BİLİMİN ERKEN DÖNEMLERİNDE OTORİTEYE KARŞI VERDİĞİMİZ SAVAŞIMDAN DOĞDU. Bu oldukça derin ve Çetin bir savaşımdı: Soru sormamıza, kuşku duymamıza, emin değilim’ dememize izin verin. Bu savaşımı unutmamamız, kazandıklarımızı yitirmememiz gerek. Topluma olan sorumluluğumuz burada yatıyor. “insanlığın devasa gizilgücünü bilip, bugüne dek yapabildiklerinin azlığı karşısında üzüntüye kapılıyoruz. Insanlar her çağda hep, ‘Daha iyisini yapabilirdik’ diye düşünüyor. Evrensel bir eğitim anlayışıyla herkesi Voltaire yapabilir miydik?
İyiyi öğretebildiğimiz gibi kötüyü de etkin bir biçimde öğretebiliriz. EĞİTİM GÜÇTÜR, ANCAK BU GÜÇ İYİYE DE KÖTÜYE DE KULLANILABİLİR. “Uluslararası düzeyde kuracağımız iletişim birbirimizi daha iyi anlamamıza yardımcı olmalıdır. Düşlerimizden biri de budur. Ancak iletişim yollarımız çarpıtılabilir. ilettiğimiz şey gerçek veya gerçek dışı olabilir. İLETİŞİM DE BİR GÜÇTÜR, ANCAK O DA EĞİTİM GİBİ HEM İYİYE HEM DE KÖTÜYE KULLANILABİLİR.
“Uygulamalı bilimler insanlığı en azından maddi sorunlarından kurtarmalı. Tıp ve eczacılık hastalıkları denetler. Bu alanda bugüne dek iyi kazanımlar elde ettik. Ancak bazı insanlar hala, yarınki savaşlar da kullanılacak ve büyük yaralar açacak olan zehirler üzerine ısrarla çalışıyor.
“Çoğumuz savaş istemiyoruz. Hepimiz barışı düşlüyoruz. İnsan sahip olduğu devasa olanakları barış zamanında geliştire bilir. Ancak gelecek nesiller barışta da iyi ve kötü yanlar bulacaklar. Belki barışseverler sıkıntıdan kendilerini içkiye vuracaklar. O zaman belki de alkol en büyük sorunumuz olacak.
“Şurası açıktır ki, barış büyük bir güçtür; bunun yanı sıra, ayıklık, maddi güç, iletişim, eğitim, dürüstlük ve ütopyalar da güçtür. Biz bugün geçmiş nesillerin elinde bulunduğu güçlerden çok daha fazlasına sahibiz ve çoğundan daha iyi durumdayız. Ancak, başarabildiklerimizle karşılaştırdığımızda yapmamız gerekenlerin boyutu da oldukça büyük.“Niçin? Niçin kendimizi aşamıyoruz? Çünkü görüyoruz ki, ELİMİZDEKİ GÜÇLER VE YETENEKLER, ONLARI NASIL KULLANACAĞIMIZA İLİŞKİN BİR YOL GÖSTERİCİ İÇERMİYOR. Bir örnek olarak, fiziksel dünyanın nasıl davrandığına ilişkin bilgi birikimimiz, bazılarını bu davranışların anlamsız olduğu yönünde ikna ediyor!
“BİLİM İYİYİ VEYA KÖTÜYÜ DOLAYSIZ OLARAK ÖĞRETEMEZ. Geçmişte insanlar yaşamın anlamını bulmaya çalıştılar. Eylemlerine bir yön ve anlam verildiğinde büyük bir insan gücünün açığa çıkacağını gördüler. Böylece yaşamın anlamına ilişkin birçok yanıt bulundu. Ancak yanıtlar birbirinden farklıydı ve bir görüşün savunucuları diğer görüşe inananların eylemlerini korkuyla izlediler. Korkuyla, çünkü hemfikir olmayanlar açısından insanların devasa gizilgüçleri yanlış ve çıkmaz sokaklara kanalize edildi.
“Filozoflar, insanlığın görkemli ve devasa yeteneklerinin ayırdına, ancak yanlış inançlar sonunda yarattığı çirkinlikleri gördüklerinde vardılar! Oysa ki düşlediğimiz şey, bizi tıkanıklıktan kurtaracak açık bir kanal bulmaktı.
“Tüm bunlar ne anlama geliyor? Varlığımıza ilişkin gizemi dağıtmak için ne söyleyebiliriz? Eğer her şeyi, yalnızca eskilerin bildiklerini değil, bugün bizim bildiğimiz ama onların bilmediklerini de dikkate alırsak, samimi olarak onamalıyız ki, BİLMİYORUZ. Ancak bu gerçeği onamakla belki de aradığımız açık kanalı bulduk. Bu yeni bir düşünce değil; bu us çağının düşüncesi! Bu, bugün içinde yaşadığımız demokrasiyi ortaya çıkaran insanlara önderlik eden felsefedir. Bu felsefe, toplumun nasıl yönetileceğinin bilinmemesi üzerine, yeni düşüncelerin gelişmesine, denenmesine, başarılı olunamadığında bırakılmasına izin verecek bir yönetim dizgesinin nasıl oluşturulması gerektiği düşüncesinden doğdu. Deneme yanılma yöntemi. Bu yöntem 18. yüz yılın sonlarında bilimin kullanıp başarılı olduğu bir yöntemdi. Yararı, o zamanlar toplumsal sorunlarla ilgilenenlerce de görülmüştü. Olasılıklara açık olmak bir şanstı. Bilinmeyene doğru ilerlemek için kuşku şarttı. Çözülmemiş bir problemi çözmek istiyorsak, bilinmeyene, kapıyı sonuna dek açık tutmalıyız. insanlığın henüz başlangıcındayız. Sorunlarla boğuşmak usdışı bir davranış değil. Önümüzde binlerce yıl var. Bizi, elimizden geleni yapma, öğrenme, çözümleri geliştirme ve gelecek nesillere aktarma sorumluluğu bekliyor. Gelecek nesillere özgürlükler bırakmamız gerekiyor. insanlığın bu erken aşamalarında gelişmemizi uzun süre askıya alabilecek yanlışlara düşebiliriz. Eğer tartışmaları, eleştirileri engeller, ‘Arkadaşlar, işte yanıt budur! İnsanlık kurtuldu!’ dersek, insanları uzun süre yetkenin zincirlerine vururuz, onları bugünkü imgelem sınırlarımızla kısıtlarız. Bizden önce bu tür yanılgılara çok düşüldü.
“Bilim insanları olarak, BÜYÜK İLERLEMELERİN BİLGİSİZLİK FELSEFESİNDEN GELDİĞİNİ, düşünce özgürlüğünün meyvesi olarak ilerlemenin doğduğunu, bu özgürlüğün değerini yüceltmeyi, kuşkudan korkulmaması gerektiğini ve gelecek nesiller adına kuşku duyma özgürlüğünün değerini bilmemiz gerekir”.
KAYNAKLAR
1) Richard F. Feynman, What Do You Care What Do You People Think?, W.W. Norton NY, 1988.
2) New Scientist, 22 Mayıs 2004.