Gönderen Konu: FETULLAH HACCA NİYE GİDEMİYOR? FETULLAH"A, NİÇİN HACI OLMAK YASAK?  (Okunma sayısı 50674 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.407
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
NOT: Yazının altında Prof. Dr. Erdal Atabek tarafından bize gönderilen açıklamayı mutlaka okuyunuz.

FETULLAH HACCA NİYE GİDEMİYOR? FETULLAH"A, NİÇİN HACI OLMAK YASAK?

Fethullah Hoca, bu kadar dindarlığına rağmen HACI değildir.
 
 Mekke"ye de Medine"ye de, KESİNLİKLE, giremez.
 
 Neden mi?
 Şeriat kanunlarına göre, Fethullah hoca ŞEYH statüsüne soyunduğundan ve müritleri olduğundan, Suudi Arabistan sınırları içerisinde ele geçirilirse, hemen katledilir.
 
Çünkü İslamiyet"te şeriatta ve Kuran"da şeyhlere ve/veya tarikat liderlerine yer yoktur.
Özetle, Allah ile kul arasına kimse giremez!

BUGÜNÜN YOĞUN GÜNDEMİNDE ÖNEMİ DAHA DA ARTTI.
Uyandırın
Korkmayın her yerde konuşun konuyu siz açın
Takside taksiciye konuşun
Apartmanda kapıcıya konuşun
Sakallı gazete bayinize konuşun
Eve gelen gündelikçiye konuşun.

Anlatın eğer Fethullah dindarsa peygamber gibi ise neden Amerika"da yaşıyor?
Neden Mekke"de Kâbe yakınlarında bir malikânede değil de
Amerika"da FBI çiftliğinde.

Söyleyin bu zat değil miydi 25 yıl o cami senin bu cami benim salya sümük ağlayarak FAİZ haram diyen?
Sorun kapıcınıza peki BANK ASYA nedir?

Önce alıştırmanız gerekir.
Görüntüye.
Seslere.
Hareketlere.
Sessizliğe.
Çevrenizde olup bitenlere.
Yavaş yavaş alıştırırsınız.
Alışırlar.
Türbana.
Çarşafa,peçeye.

Taşyapı"ya.
Oğulların gemilerinin olmasına.
Çocukların televizyon kurmasına.
Yakınların yolsuzluklarına.
Sevgililere alınan evlere.
Çok eşliliğe.
Erkeklerin, kadınların ayrı ayrı oturmasına.
Ramazanda öğle yemeği verilmemesine.
Beyaz takkeyle gezenlere.
Hem de öyle alışırsınız ki size çok doğal gelmeye başlar.
Bizde böyle deyip geçmeye başlarsınız.
"Galiba demokrasi bu da biz mi anlamıyoruz?"diye kuşkulanırsınız.
Sonra da uyuşursunuz.
Yavaş yavaş uyuşursunuz.
İçinizden bile tepki duymaz olursunuz.
"En az üç çocuk yapın" derler, dinler geçersiniz.
"Bizi azaltmaya çalışıyorlar" derler, gülme duygunuz bile kaybolmuştur.
"Batı"nın ahlaksızlığını aldık" derler, öyle dinler durursunuz.

Uyuşturmuşlardır sizi.
Bir yandan Çanakkale zaferini kutlarsınız.
Öte yandan Çanakkale savaşını yıllar sonra kaybettiğinizi bile fark etmezsiniz.
Başbakanınız planlarını Amerika"ya açıklar.
Siz buradan dinlersiniz.
Amerika Ankara"yı işgal etmektedir.
Siz İngilizce öğrenmeye çalışırken durumu göremezsiniz.

***
Alışırsınız ve uyuşursunuz.
Geçmişe dalıp gitmişken, geleceği kaybetmekte olduğunuzu fark edemezsiniz...
Plan da bunun için yapılmıştır.
Önce alıştırma.
Sonra uyuşturma.
Yüzünüze demokrasi derler, arkanızdan gülerler.
Yüzünüze çok kültürlülük derler, arkanızdan bölerler.
Yüzünüze değişim derler, arkanızdan soyarlar.
Yüzünüze gelişim derler, arkanızdan bakarlar.
Alışırsınız.
Uyuşursunuz.
Tehlikenin farkında mısınız?
Önce Alıştırma - Sonra Uyuşturma...
************
Not: Bu yazı Sayın Sefa Yörükel tarafından paylaşılmış olup yazı sahibi olduğu iddia edilen Sayın Erdal Atabek"in ilgili açıklaması şöyledir.

Sayın Sefa Yörükel,
Önce Alıştırırlar, Sonra Uyuştururlar başlıklı yazıma yapılmış olan Fethullah Gülen eklemesi bana ait değildir. Yazımın bu şekilde kullanılmasını onaylamıyorum.
Benden izin alınmadan eklemeler yapılarak kullanılan yazının düzeltilmesini rica ediyorum.
Benim yazım, CUMHURİYET gazetesindeki köşemde yayımlanmış olan,
ÖNCE ALIŞTIRIRLAR, SONRA UYUŞTURURLAR... Başlıklı yazıdır.
Öncelikle,
1. Benden izin almadan yazımın yayımlanması yanlış ve etik dışıdır.
2. Yazımın önüne-sanki benim yazımmış gibi-benimle hiç ilgisi bulunmayan-bir Fethullah Gülen yorumu konması ise bana saygısızlıktır.
Bu nedenle lütfen bu yazıyı gönderenleri de bu açıklamamla uyarınız.
Eğer yazdıklarımızın da bir yayın güvencesi olmayacaksa boşuna uğraşıyoruz demektir.
Saygılarımla.
Prof. Dr. Erdal Atabek
Bu açıklama Sayın Atabek"in isteği ile bu yazının altına ilave edilmiştir.


erdalatak@gmail.com
erdalatak@superonline.com
www.erdalatabek.com
Bu yazının orijinal halini altta sunuyorum.

A.Dursun

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.407
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Önce Alıştırma - Sonra Uyuşturma
« Yanıtla #1 : Eylül 14, 2008, 06:24:19 ÖS »
Önce Alıştırma - Sonra Uyuşturma

ERDAL ATABEK /Cumhuriyet

Önce alıştırmanız gerekir.

Görüntüye.

Seslere.

Hareketlere.

Sessizliğe.

Çevrenizde olup bitenlere.

Yavaş yavaş alıştırırsınız.

Alışırlar.

Türbana.

Çarşafa, peçeye.

Taşyapıya.

Oğulların gemilerinin olmasına.

Çocukların televizyon kurmasına.

Yakınların yolsuzluklarına.

Sevgililere alınan evlere.

Çokeşliliğe.

Erkeklerin, kadınların ayrı ayrı oturmasına.

Ramazanda öğle yemeği verilmemesine.

Beyaz takkeyle gezenlere.

Hem de öyle alışırsınız ki size çok doğal gelmeye başlar.

Bizde böyle deyip geçmeye başlarsınız.

"Galiba demokrasi bu da biz mi anlamıyoruz?" diye kuşkulanırsınız.

Sonra da uyuşursunuz.

Yavaş yavaş uyuşursunuz.

İçinizden bile tepki duymaz olursunuz.

"En az üç çocuk yapın" derler, dinler geçersiniz.

"Bizi azaltmaya çalışıyorlar" derler, gülme duygunuz bile kaybolmuştur.

"Batı"nın ahlaksızlığını aldık" derler, öyle dinler durursunuz.

Uyuşturmuşlardır sizi.

Bir yandan Çanakkale zaferini kutlarsınız.

Öte yandan Çanakkale savaşını yıllar sonra kaybettiğinizi bile fark etmezsiniz.

Başbakanınız planlarını Amerika"ya açıklar.

Siz burdan dinlersiniz.

Amerika Ankara"yı işgal etmektedir.

Siz İngilizce öğrenmeye çalışırken durumu göremezsiniz.
***
Alışırsınız ve uyuşursunuz.

Geçmişe dalıp gitmişken,

geleceği kaybetmekte olduğunuzu fark edemezsiniz.

Plan da bunun için yapılmıştır.

Önce alıştırma.

Sonra uyuşturma.

Yüzünüze demokrasi derler, arkanızdan gülerler.

Yüzünüze çokkültürlülük derler, arkanızdan bölerler.

Yüzünüze değişim derler, arkanızdan soyarlar.

Yüzünüze gelişim derler, arkanızdan bakarlar.

Alışırsınız.

Uyuşursunuz.

Tehlikenin farkında mısınız?

Geçmişe dalıp gitmişken, geleceği kaybetmekte olduğunuzu fark edemezsiniz.
Plan da bunun için yapılmıştır.
Önce alıştırma.
Sonra uyuşturma.
Yüzünüze demokrasi derler, arkanızdan gülerler.
Yüzünüze çok kültürlülük derler, arkanızdan bölerler.
Yüzünüze değişim derler, arkanızdan soyarlar.
Yüzünüze gelişim derler, arkanızdan bıçaklarlar.
Alışırsınız.
Uyuşursunuz.
Tehlikenin farkında mısınız?

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.407
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ERDAL ATABEK'ten bayram kutlaması.
« Yanıtla #2 : Ekim 04, 2008, 10:54:48 ÖÖ »
Cumhuriyet 29.09.2008
2000"Lİ YILLARDA

ERDAL ATABEK

Bayram Kutlaması...

Başbakan, bu bayramın `şeker bayramı" olarak adlandırılmasını `kültür yozlaşması" olarak niteledi ve bayramın adının `dört dörtlük ramazan bayramı olduğunu" söyledi.

Bu açıklamada `ulus-cemaat" ayrımı bütün açıklığıyla ortaya çıkıyor.

`Ramazan Bayramı", dinsel bir bayramdır ve Müslümanların bayramıdır.

Hatta, daha da irdelenirse, ramazanda eksiksiz oruç tutanların bayramıdır.

Kimi camilerde `bayram namazı"na gidenlerin, imam tarafından `oruç tutanlar bu namaza gelsin" diye azarlandığı da görülmüştür.

Acaba ilerde de `bu bayram ancak oruç tutanlar için geçerlidir" de denebilir mi, bilmiyorum.

Toplum yaşamını din temeline göre biçimlendirirseniz işin nereye varacağı bilinemez.

Bu durumda `yılbaşı tatili" için ne denecektir?

`Pazar günü tatili" ilerde nasıl yorumlanacaktır?

`Cuma tatili"ne dönüş mü yaşanacaktır?

Kimi zaman bilinçaltından çıkıveren bir söz çok daha fazlasını düşündürür.

Oysa, bayramlar toplumları birleştiren, dargınları barıştıran uzlaşma zamanlarıdır.

Bayramlarımızı da ayırmaya kalkarsak bu toplum nerelere gider?

Ulusun bayramı `Şeker Bayramı"dır.

Cemaatin bayramı `Ramazan Bayramı" mı?

Demek ki ülkemiz bu yol ayrımına gelmiş durumda: Ulus muyuz, cemaat mi?

Hiç kuşku duyulmasın ki, ulusuz.

Laik, bağımsız, demokratik Türkiye Cumhuriyeti ulusuyuz.

Müslümanı, Hıristiyanı, Musevisi, dindar olanı, olmayanı ile laik bir toplumuz.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.407
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Fethullah Gülen üç kez Hacca gitmiş.
« Yanıtla #3 : Şubat 19, 2009, 02:16:57 ÖÖ »
Fethullah Gülen üç kez Hacca gitmiş.

FETHULLAH GULEN KACAK OLARAK NEREYE GITTI?
Fethullah Gulen, Islam"in sarti olan Hacca Gitme gorevini yerine getirmedigi iddialarina bugun sitesinde cevap verdi. Gulen"in anlatimlarina gore kendisi uc kez Hacca gitmisti.

Ilki 1968 yilinda Diyanet"in gorevlisi olarak. Denizli ve Eskisehir Muftuleri ile beraber Hacilarin durumu uzerine inceleme yapmak uzere gorevli olarak gitti.

Ikinci olarak 1974 yilinda Hacca gidemeyen Naci Sencekicer"in babasi adina. Fethullah Gulen bu defa, Sencekicer namina hacca gitmis oldu.

Son olarak ise 1986 yilinda Hacca gitti. Fethullah Gulen"in bu gidisi ise olayli oldu. Cunku Fethullah Gulen o gunlerde Diyarbakir"da suren Mehmet Ozyurt Davasi nedeniyle hakkinda yurtdisina cikis yasagi vardi.
Ancak Gulen o gunlerde pasaport alip Hacca giderken herhangibir sorun yasamadi. Fethullah Gulen bu sefer kacak olarak Hacca gitti. Ayni sekilde Hacc"dan kacak olarak Suriye uzerinden karayolu ile Turkiye"ye
dondu. Fethullah Gulen bu seyahat sirasinda yakalanma korkusu yasadi ancak korktugu basina gelmedi.

Bu aciklamalarda her ne kadar Fethullah Gulen uc defa Hacca gittigini aciklasa da bir kere resmi gorevle bir kez da baskasinin namina gittigi anlasildi. Fethullah Gulen"in Hacc fotograflari da kendi sitesinde yayinla ndi.
Odatv.com.
17 Subat 2009
-----------------
Fethullah Gülen aleyhinde bir kısım safdîl çevrelerin yürüttüğü aleyhte propagandanın bir kısmı, Gülen"i birazcık tanıyanların çok rahat bilebilecekleri bir husus olan "˜Fethullah Gülen hacca gitmemiştir" iddiası etrafında şekilleniyor.
Hangi maksada hizmet ettiği belli olmayan bu ve buna benzer propaganda unsurlarına bir cevap sadedinde aşağıdaki bilgileri vermekte fayda mülâhaza ediyoruz:
Fethullah Gülen Hocaefendi hayatında üç kez hacca gitmiştir. "Kudsi Mekânlara Yolculuk"[1] başlıklı yazısında yapmış olduğu haclar hakkında şunları anlatır:
Tamamı için bakınız...
http://tr.fgulen.com/content/view/16707/13/#_ftnref1

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.407
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Darwin Yanılmış olabilir mi?
« Yanıtla #4 : Şubat 19, 2009, 12:22:10 ÖS »
Darwin Yanilmis Olabilir mi?

Charles Darwin"in 200. dogum yilini kutluyoruz. Dogum tarihi 12 Subat 1809.
Dünya uygarliginin temel taslarindan birisi de "evrim kurami".
Evrimin dünyadaki gelisimin temel ilkesi oldugu kesin.
Ama bir noktada ben kuskuya düsmekten kurtulamiyorum.
Insanin evriminde maymunlarla ortak bir atadan geldigimiz bulgusu var.
Ben, bütün insanlarin ortak atasinin maymun oldugundan kusku duyuyorum.
Sempanzelerle DNA farkimiz yüzde yarim da olsa biz çok farkliyiz.
Sonuçta maymunlar kosar, atlar, birbirini bitler, sakalasirlar.
Gördügüm insanlarin bir bölümünün ortak atasi "çakal" olmalidir.
Çünkü bu insanlarda "çakal özellikleri" çok belirgin.
Tilkiler var, kurnaz, tuzakçi, hileci, hinoglu hin.
Bingolar var, vahsi köpekler, önüne geleni parçalayanlar.
Kurtlar var. Firsatçi. Acimasizca saldiran.
Yilanlar var. Yerde sürünüp sinsice saldiran.
Ben, ortak atamin keçi oldugunu düsünüyorum.
Inatçi, basina buyruk. Sürülesemeyen.
Ota samana bakmadan daglarda yesil yaprak pesine düsen keçiler.
Baslari beladan kurtulamayanlar.
Atalari koyun olanlara imreniyorum.
Koyunlar, tasasiz, gamsiz, sürüye uy, otlayip dur.
Agilin var, çobanin var, bekçi köpegin var.
Sürü sürü koyun.
Koyunlardan en çok yararlananlar da kurtlarla çakallar.
Kurt, çakal, tilki, sirtlan.
Bunlar dünyanin efendileri olmuslar.
Koyunlar, kuzular, inekler, tavuklar.
Onlar da dünyanin sömürülenleri.
Onun için de içime kusku düsüyor.
Charles Darwin o noktada yanilmis olabilir mi?
Insanlarin ortak atalari ayri ayri hayvan türleri olabilir mi?
Hatta belki bitki türleri bile olamaz mi?
Ot gibi insanlar yok mu?
Isirganlar.
Katirtirnaklari.
Devedikenleri.
Baldiran otu.
Say say bitmez.
Çesit çesit insan.
Develer.
Öküzler.
Ayilar.
Solucanlar.
Bokböcekleri.
Sümüklüböcekler.
Kabaklar.
Çesit çesit kabak. Sukabagi, kestanekabagi, balkabagi.
Aslanlar da var sahi.
Ormanlarin krali.
Erkekleri yeleli.
Bayraklara konan aslanlar.
Onlarin sayilari azaldi Sevgili Darwin.
Aslanlarin soyu tükeniyor.
Onlari artik kafeslere koyuyorlar... 

erdalatak@superonline.com
www.erdalatabek.com

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.407
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Bu gerçek FETULLAH GÜLEN tarafından yalanlanamaz.
« Yanıtla #5 : Temmuz 15, 2009, 04:11:07 ÖS »
Bu gerçek FETULLAH GÜLEN tarafından yalanlanamaz.

Merhaba,
 
 Fettullah Gülen 3 kez hacca gitmiştir. Ama nasıl ? İşte size gerçeği , bu gerçek Fettullah Gülen tarafından yalanlanamaz.

 Birincisi, 1968 yılında Diyanet İşleri Başkanlığınca görevli olarak. Bu görev ise Türk hacıların durumunu kontrol etmek ve aksaklığı görülen konularada rapor hazırlamaktan ibaretti.
 
İkincisi, Hacca gidemeyen bir arkadaşının babasının yerine Hacca gitti.
 
Üçüncüsü ise 1986 yılında gitti ama ülkeye geri gönderildi. Fettullah Gülen"in Hac yapmasına Suudi Arabistan"a GİRİŞ  YAPMASINA YASAKLAMA  ya da SINIRLAMA KOYMUŞTUR.
 
Fettullah Gülen"in Haccı yapamadan dönmesinin nedeni, " iyiliği emreden, kötülükten sakındıran  (Emr-i bi"l-Maruf Nehy-i ani"l-Münker)" anlamına gelen ve  bu şartları sağlamayanlarla mücadele için kurulmuş bir kuruluş tarafından yakalanıp DERDEST  edilerek sınır dışı edilmesidir.  

Sınır dışı edilmeden önce Fettullah Gülen Suudilere bir daha böyle bir şey yapmayacağına dair taahhüt vermesidir. Eğer taahhüt vermeseydi, Suudiler tarafından ceza verilecekti.
Sınır dışı edilmesinin ve taahhüt vermesinin sebebi  Hac farizesi esnasında etrafına topladığı insanlardan Vahhabi mezhebine bağlı olan Suudilerin rahatsız olması ve bu durumu İslamiyete aykırı bir davranış içinde görmesinden dolayıdır.

İslamiyette kişilerin kutsallaştırılması, onlardan medet umulması dine aykırı bir husus olduğundan ve dolayısıyla Vahhabilerin de  böyle hareket eden kişilere karşı şiddetle hareket etmesi hatta buna benzer işleri yapanların dinden çıkmış saymaları gibi katı inançları vardır.
 
 Bilgilerinize
Saygılarımla
Hasan Fuat Göçer

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.407
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
G3 geldi:Yasasin Teknoloji(mi?).../Erdal Atabek
« Yanıtla #6 : Ağustos 04, 2009, 10:58:57 ÖS »
G3 geldi:Yasasin Teknoloji(mi?)...
 
G3 teknolojisi de geldi, G4"e de hazirlanalim.
Artik elinizde bilgisayariniz var, ustelik goruntulu konusma yapabiliyorsunuz.
Her yerde her zaman internete baglisiniz.
Iletisim artik hem de goruntulu olarak elinizde.
Yasasin teknoloji (mi?) acaba?
Yoksa cocuklarimizin aklini celecek, dikkatini dagitacak yeni bir arac mi?
Cocuklarimiz istedigi yerde mac seyretme, istedigi zaman film gorme olanagina kavusunca nasil olacak?
Cocuklarimiz bu sisteme uyan yeni telefonlar icin aileleri zorlamayacak mi?
Aileler ne yapacak, nasil davranacak?
Bircok cocuk bu telefonlari kullanirken aile kendi cocugunu bunun disinda tutabilecek mi?
Dahasi, bu sistemin disinda tutmasi dogru mu?
Cocuklar elbette bu yeni teknolojiye bayilacaklar..
Isteyecekler, alacaklar ve kullanacaklar.
Akillari fikirleri de orada olacak mi? Elbette.
Kullanmada birbirleriyle rekabet edecekler mi? Hic kuskusuz.
Yeni teknolojilerin hedefi elbette cocuklar ve genclerdir.
Ailelere verilen korku da hazir: Cocugunun nerede oldugunu, ne yaptigini goreceksin.
Ailelerin bu kaygisi da bosuna degil.
Ama cozumu goruntulu telefonlar degil, ayri konu.
Okullar ne yapacak?
Ogretmenler cocuklarin ilgisini, dikkatini derslere nasil yogunlastiracaklar?
Sorunun cozumu elbette teknolojinin kullanimindadir.
Ama daha biz bilgisayar ve internet kullaniminin sorunlarini cozemiyoruz.
Internette kimin ne yaptigi belli degil.
Internette kimin kiminle ne yaptigi belli degil.
Ozgurlukler ancak sorumlulukla ve ozdenetimle yararli oluyor.
Basibos, denetimsiz, belirsiz kullanimlar kotu kullanima butunuyle acik.
Simdi bu sonsuz alan, denetimi olmayan bir sistemle kisinin elinde.
Dogruyu yanlistan ayiramayan cocugun elinde.
Her seyi merak edip denemeye kalkan gencin elinde..
Uzaktan maceralara hevesli kadinlarin elinde.
"Bakalim karsima kim cikar?" erkeklerin elinde.
Elbette dogru kullananlar olacaktir.
Elbette bu teknoloji onlar icin dusunulmektedir.
Bilgi akisinin yararlari saymakla bitmez.
Ben 1993 yilinda yazilarimi gazeteye ozel bir programla internetten gondermis bir yazarim. Teknolojiyi severim, elbette kullanirim.
Ama teknolojinin beni isgal etmesine izin vermem.
Boyle yapan cok kisi vardir.
Ama cocuklar?
Ama gencler?
Henuz ozdenetimi zayif donemlerini yasiyorlar.
G3 teknolojisinin reklamini yapan sirketler kadar bu konular da ele alinmalidir.
Cocuklara konunun her yonu ogretilmelidir.
Genclere dogru secimler yapmak, dogru kararlar vermek ogretilmelidir.
Cocuklarimizin ozdenetimi guclendirilmelidir.
Cocuklarimiz yararliyi zararlidan ayirabilmelidir.
O zaman G3 teknolojisinin yarari zararindan daha cok olacaktir.
Ya programlar ne olacak?
Cocuklarimizin bilimsel kesiflerden heyecan duymalari nasil saglanacak?
Cocuklarimizin dikkatini okul konularina cekmek nasil basarilacak?
Bu sorunlar G3 teknoloji sirketlerini ilgilendirmiyor.
Ama bizi ilgilendiriyor?
Aileleri ilgilendiriyor.
Ogretmenleri ilgilendiriyor.
Ya hukumeti? Hukumeti ilgilendiriyor mu?
Hayir. Onlari yargiyi ele gecirmek ilgilendiriyor. Universiteyi ele gecirmek ilgilendiriyor. Belki G3 teknolojisini bu amaclarla kullanmak ilgilendirebilir.
Ah benim memleketim...
03.08.2009 / Cumhuriyet / Erdal Atabek
------------
Not:G3 geldi:Yasasin Teknoloji(mi?)...,
başlıklı yazının Sayın Erdal Atabek"e ait olduğu kendisi tarafından alttaki iletisi ile teyit edilmiştir.

Yazının (FGÖ) ana başlığında paylaşılmasının nedeni ise Fethullah..... yazısının kendisine ait olmadığına yeniden dikkat çekmek için sunulmuştur.
A.Dursun
----------

Sayın Ahmet Dursun,
Fethullah Gülen ile ilgili hiç bir yazı bana ait değildir.
G3 Teknolojisi mi başlıklı yazı benimdir ve Cumhuriyet gazetesinde 04 ağustos 2009 tarihinde yayımlanmıştır.
Saygılarımla.
                                    Erdal Atabek

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.407
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Geleceğimizin Atatürk'ü./Erdal ATABEK
« Yanıtla #7 : Kasım 25, 2009, 02:25:12 ÖS »
Geleceğimizin Atatürk"ü.

Erdal ATABEK
10 Kasım 2009 Salı günü Maltepe Üniversitesi"nde yaptığım konuşmanın başlığı bu olmuştu.
Üniversitenin rektör vekili Sayın Prof. Betül Çotuksöken ile birlikte belirlediğimiz bu başlık, Atatürk"e bakış açımızı yansıttığı için özel bir anlam taşıyordu.
Atatürk geçmişte kalması gereken bir ikon değildir.
Atatürk bir tapınma kültü imgesi değildir.
Atatürk, yılın bir gününde anılıp tarihimizin parlak sayfası sayılmakla yetinilecek bir varlık değildir.
Atatürk bir enerji sistemidir.
Atatürk ufuktur.
Atatürk, anlaşılması gereken bir yaşam biçimidir.
Atatürk, yaşamı ve yaptıklarıyla en umutsuz durumlardan çıkılan başarı ışığıdır.
Onun bize öğrettiği bir başarı yolu var:
1. Yapmak istediklerinizin FELSEFESİ:
Yapmak istediklerinizi NEDEN yapmak istiyorsunuz?
Saltanatı kaldırmak mı istiyorsunuz? Neden?
Halifeliği kaldırmak mı istiyorsunuz? Neden?
Neden tarikatları, tekkeleri, zaviyeleri yasaklayacaksınız?
Neden CUMHURİYET?
Neden BAĞIMSIZLIK?
Neden LAİKLİK?
Neden LAİK EĞİTİM?
Ne yapmak istiyorsanız, önce felsefesi aklınızda biçimlenmeli, zihninizde yerleşmelidir.
2. Bu felsefeye dayalı POLİTİKA"nız olmalıdır:
Yapacaklarınızı NASIL yapacaksınız?
Yapmak istediklerinizi nasıl bir sırayla yapacaksınız?
Hedeflerinizin bulunduğunuz yere uzaklığı nasıldır?
Yolunuzun üstündeki engelleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Politika, sizin planınız ve programınızdır.
3. STRATEJİ"nizi belirlemeniz gerekiyor:
İLERİ gitmeniz gereken durumlar nelerdir?
GERİ adımlarınız ne zaman atılmalıdır?
Nereye kadar çekilebilirsiniz?
Çatışmayı nerede yapmalısınız?
Ne zaman, ne yapmanız size kazandıracaktır?
Göze alacağınız kayıplarınız ne kadardır?
Kayıplarınızı nasıl telafi edebilirsiniz?
Bunları baştan hesaplamanız gerekir.
4. TAKTİK"leriniz her zaman esnek ve değişken olmalıdır:
GÜÇ DENGESİ ne durumdadır?
Sizin gücünüz nerede fazla, nerede azdır?
Karşınızdaki güç nitelik ve nicelik olarak doğru hesaplanmış mıdır?
Güç farkı varsa durumu nasıl değiştirebilir?
Güç dengelerini nasıl değiştirebilirsiniz?
Dengesizlik korku mu yaratır, rehavet mi?
Daha az güçle ne yapabilirsiniz?
Gücünüz daha çoksa nasıl bir yol izlemeniz doğrudur?
Zamanlamanız nasıl olmalıdır?
Zaman planlamanız var mı ve gerçekçi mi?
Zamanın gerisinde kalmak durumu nasıl etkileyecektir?
Zamanın ilerisinde olursanız neleri değiştirmeniz gerekecektir?
Bunları hesaplamalı ve uygulamalısınız.
5. HEDEFİNİZİN NERESİNDESİNİZ?
Vardığınız nokta neresidir?
Değerlendirmenizi gerçekçi yapıyor musunuz?
Kimlerle birliktesiniz?
Karşınızda kimler vardır?
Şu ana kadarki hareketiniz hangi sonuca varmıştır?
Yeni hedefleriniz nelerdir?
Vardığınız noktadaki enerji dağılımı nasıldır?
Sonucu ölçünüz ve gereken düzeltmeleri yapınız.
İşte, ATATÜRK"ün bize öğrettiği başarı yolu bu olmuştur.
Düşman böyle yenilmiştir.
Bağımsızlık böyle kazanılmıştır.
Cumhuriyet böyle kurulmuştur.
Ya şimdi? Ya bundan sonrası? Bakalım, ne yapmamız ve nasıl yapmamız gerekiyor?
Atatürk ufkunda yolumuza devam edeceğiz...

.../...

Manzara-i Umumiye - Genel Görünüm...
2010 yılına girerken ülkenin genel görünümü nasıldı?
Din ekseninde siyaset yapan parti iktidarı almıştı.
Seçim tabanı tarikatlara, cemaatlere dayanan bir oy kaynağına kaymıştı.
Ülkenin politikası, ekonomisi, kültür araçları yabancı toplumların egemenliği altına girmişti.
Kurtuluş döneminin İngiltere"sinin yerini Amerika, geri kalanların yerini Avrupa Topluluğu almıştı.
Ülkede Osmanlıcılık özlemleri arttırılmıştı. Ülke tarikatların, cemaatlerin, tekkelerin ülkesi oluyordu. Şeyhler, imamlar, din uleması yeniden söz sahibi, yetki sahibi olmuşlardı.
Laik cumhuriyet karşıtı güçler, her alanda, her konuda büyük bir pervasızlıkla kendi egemenliklerini kabul ettirme yolunda hızla yürüyorlardı.
Peki, bu durumda "laik cumhuriyet yandaşları" ne yapmalıydı?
Güçlerini birleştirip ortak hedefler belirlemeleri gerekmez miydi?
Oysa hiç de böyle olmuyordu.
Ulusal laik cumhuriyet yandaşları büyük ölçüde tehlikenin farkında değil gibi görünüyorlardı.
Ortak hedeflerde bile buluşamıyorlardı.
Güçlerini birleştirmek şöyle dursun, kendi aralarında parçalanmak için ellerinden geleni yapıyorlardı.
Karşılarındaki iktidar güçlerinin her oyununa geliyor, her tuzağına düşüyorlardı.
Kuruluşlarında, bir araya gelerek oluşturdukları hareketlerde kısa bir süre sonra kişisel egoları ağır basıyor, bölünmelerini ideolojik kılıflara bürüyerek haklı çıkmaya çalışıyorlardı.
Oysa, kayıpları ortaktı ve bunu fark etmez görünüyorlardı.
Ortak hedeflerinin neler olduğu açık olduğu halde bu hedefte bile birleşemiyorlardı.
Ortak hedef ise;
toplumun her kesimini daha doğru bir geleceğin yolunda aydınlatmaktı, bilinçlendir-
mekti.
Ulusal, laik, çağdaş cumhuriyet hedeflerine hep birlikte yürümekti.
Bu yolda birleşmeli, bu yolda güçlerini birleştirmeleri temel stratejileri olmalıydı.
Bu yol elbette uzun bir yoldu ama doğru bir yoldu.
Kısa görünen yollar, geçmişte yaşanan askeri darbe yolları, silahlı arayışlar çözüm değildi.
Yapılacak her şey, halkın, toplumun desteğiyle yapılacaktı.
Halkın şaşırtılmasına karşı da alınması gereken önlemler vardı ve yollar bulunurdu.
Ama bu yol; çalışma istiyordu, özveri istiyordu, birlik olmayı gerektiriyordu, egoların bir yana bırakılmasını zorunlu kılıyordu, plan istiyordu, program istiyordu.
Bu yol; tembellerin, akıl buyurucuların, toplumu küçümseyenlerin (bu arada halkı hiç tanımayanların) beğeneceği, izleyeceği yol olmuyordu.
Onun için de başarı; tembellerin değil çalışanların, akıl verenlerin değil akıl alanların, toplumu önemseyenlerin önünde duruyordu.
Bunca akıllının bulunduğu bir toplumda onların neden başarılı olamadıklarının dürüst bir açıklaması bile yapılamıyordu.
Bu akıllılar kendilerinden başka herkesi suçluyor, her şeyi neden gösteriyor.. ama kendi yanlışlarını görmek akıllarına bile gelmiyordu.
Buna karşın, laik cumhuriyet karşıtı güçler, aralarındaki anlaşmazlıkları bile örtüyor, "şimdi zamanı değil" diye anlaşmış gibi davranıyorlardı.
Bu güçler, herkesin nasıl kullanılacağının hesabını yapıyor, belirli bir planı başarıyla uyguluyorlardı.
Gündem değiştirmekte de başarılı oluyorlardı.
Her şeyi, ama her şeyi kullanmakta çok kararlı idiler. Medya, hukuk, ekonomi, yetki, her alanı tarıyor, araştırıyor.. yandaş yapabildiklerini yapıyor, yapamadıklarını ya korkutuyor ya da ortadan kaldırmaya çalışıyorlardı.
Onun için de bu taraf güçlü, laik cumhuriyet yandaşları güçsüz görünüyordu.
Bu görüntü bile laik cumhuriyet yandaşlarının aleyhine işliyordu.
Cesaretler kırılıyor, adımlar ürkekleşiyordu.
Oysa, ülkenin gerçeği hiç de böyle değildi.
Gerçek güç ortaya çıkmadıkça da, bu durum sürüp gidecekti.
Öyleyse ne yapmalıydı?
Ne yapmalıydı?
Nasıl yapmalıydı?
Atatürk ne diyordu?
Atatürk nasıl geleceğimiz olacaktı?.
Bunu düşünmek de bize düşen görev...

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.407
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Graham Fuller"in Türkiye"si!..Erdal ATABEK
« Yanıtla #8 : Aralık 07, 2009, 12:58:44 ÖS »
Graham Fuller"in Türkiye"si!..

Erdal ATABEK

Graham Fuller bir CIA görevlisi.
Uzun yıllar CIA Türkiye İstasyon Şefi ve Ortadoğu Masası Şefi olarak çalışmıştır.
Halen bir Amerikan üniversitesinde "˜tarih profesörü" olarak hizmetini sürdürüyor.
Yeni Türkiye Cumhuriyeti adındaki kitabı Türkçeye çevrildi. (Timaş Yayınları-2008)
Bu kitabın dikkatle okunmasını herkese, özellikle Türkiye"nin geleceğiyle ilgili olanlara öneriyorum. Eski istasyon şefinin görüşleri çok şey anlatıyor.

Dikkat çekici bir nokta;
1924 yılında Atatürk"ün halifeliği kaldırmasının "˜İslamın bugünkü zayıflığının ve bölünmüşlüğünün üzerinde ciddi etkisi olduğunun birçok kişi tarafından kabul edildiğini" öne sürmesidir. İslamın dünyadaki durumundan Atatürk"ün sorumlu tutulması çok ilgi çekicidir.

Ayrıca halifelik kurumunun zorunluluğu da ima edilmektedir.
Amerika ve İslam halifeliğinin zorunluluğu? İlgi çekici.

"Türk İslamının Yeniden Yükselişi" bölümünde;
"Kuşkusuz AKP pat diye gökten düşmemiş, Türkiye"de 35 yıllık bir zaman zarfında evrilip gelişmiş, öğrenmiş ve değişmiş bir dizi İslami hareketin içinden büyüyüp ortaya çıkmıştır. Ancak AKP, 1970"ten 1997"ye kadar birbiri ardına dört farklı İslamcı partiye -ki zamanla bu partilerin her biri kapatılmıştır- liderlik etmiş olan Necmettin Erbakan"ın daha geleneksel İslamcı etkisinden ilk kurtulan partidir."

Graham Fuller, 12 Eylül 1980"den sonra İslamcı politikanın nasıl geliştiğini de şöyle açıklamaktadır:

"Türkiye"de İslamcı partilerin güçlenmesi ülkedeki tedrici siyasal, toplumsal ve ekonomik demokratikleşmeyi yansıtır. Bu süreç, Özal"ın 1980"lerdeki ekonomik açılımlarını içermektedir... Bu değişiklikler en azından üç grubu güçlendirmiştir:
Yeni ve büyüyen bir Anadolu işadamları sınıfı,şehirlerdeki geleneksel alt sınıflar,
modern oldukları halde İslami gelenekte anlamlı bir kimlik bulan, yeni ve büyüyen bir İslami profesyoneller ve entelektüeller sınıfı.

Bu gruplar Türkiye"nin karakteri, kimliği ve gelecekteki dış politika yönelimi üzerinde giderek artan etkilere sahiptir."
(Bu gruplara Amerika ve Avrupa yanlısı ulusal kimlik karşıtı grupların da eklenmesi gerekiyor. E.A.)

Böylece, artan dış ve iç baskılar 2001 yılında kurulan AKP"yi, kuruluşundan sadece bir yıl sonra, 2002 yılında yapılan seçimlerle tek parti iktidara getirmiştir.
Graham Fuller bu gelişmeyi büyük bir hoşnutlukla karşılıyor.

Kitabın sonunda da AKP ile Amerika arasında şu analizi yapıyor:
"İslamcılar Washington hakkında bir hayli karışık duygulara sahiptirler. Bir yandan Washington"la işleri etkili biçimde yürütebiliyor olması, İslamcıların Türk siyasi sahnesindeki kabul edilebilirliğini sembolize etmektedir. Bundan dolayı AKP, siyasi düşmanlarını, özellikle de Kemalistleri ve orduyu kenarda tutabilmek için Washington"la iyi ilişkilere sahip olmak istemektedir. ABD ve AB"nin Türkiye"de demokratikleşme ve liberalleşmeye destek vermesi, Türk siyasetinde İslamcıların konumunu doğrudan sağlamlaştırmaktadır.
Aynı zamanda İslamcılar, kesinlikle daha bağımsız bir dış politika peşinde koşmakta ve Türk siyasi yelpazesinin öteki birçok unsurunun böyle bir politikaya büyük destek verdiğini hissetmektedirler. İronik biçimde, Türk siyasi yelpazesinde AKP İslamcıları Washington"ın politikalarına karşı taktiksel açıdan yukarıda sıralanan öteki grupların çoğundan daha hoşgörülüdürler. Ancak iktidarda olmadıkları zaman ABD"ye karşı daha eleştirel bir tutum takınmaları muhtemeldir."

İşte, CIA eski istasyon şefinin açıklamaları.
Amerika"nın AKP"yi neden desteklediği ortada.
AKP"nin Amerika ile neden ve nasıl işbirliği yaptığı ortada.
Ülkenin İslamcı bir geleceğe nasıl bilinerek ve istenerek kaydırıldığı ortada.
12 Eylül 1980 darbesinin Turgut Özal eliyle yaptıkları ortada.
Türkiye"nin İslamcı bir yapıya adım adım nasıl götürüldüğü ortada.
Bir yıllık AK partinin nasıl tek parti iktidarına götürüldüğü ortada.
***
Gelelim günümüze.
Tek parti iktidarının nasıl bütün güçleri savaşarak ele geçirmek istediği ortada.
Üniversiteler ortada.
Yargı kurumları ortada.
Türk Silahlı Kuvvetleri"ne karşı takınılan tutum ortada.
Medyanın nasıl kuşatıldığı ortada.
Graham Fuller"ın kitabını okuyunuz.
Öğreneceksiniz...

aebt2010

  • Ziyaretçi
Ynt: FETULLAH HACCA NİYE GİDEMİYOR?FETULLAH'A,NİÇİN HACI OLMAK YASAK?
« Yanıtla #9 : Şubat 25, 2011, 03:08:15 ÖÖ »
3 kere hacca gitmiştir....ilki 1968 yılında diyanet tarafından göndeildi.ikincisi bir arkadaşını babasının yerine gitti...en sonuncusu 1986 ylılndadır...bu son gidişinde ülkesine geri gönderildi...sebebi orada mekkede vahhabiliğin,islam ile bağdaşmasdığını anlatmasından duyulan rahatsızlıktır....çunku suudilerrin bir çoğu vehhabiliği kabul etmisti...ne kadar açı verici birşey....

<a href="http://www.dailymotion.com/video/xeuc7f" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">Vahhabilik Nedir</a>

Çevrimdışı Kemal Denizer

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 1.963
  • Puan: +155/-3
  • Cinsiyet: Bay
  • Çevrimiçi
    • Toplumsal Bilinci Koruma ve Geliştirme Çatısı - TOGEÇ
Ynt: FETULLAH HACCA NİYE GİDEMİYOR?FETULLAH'A,NİÇİN HACI OLMAK YASAK?
« Yanıtla #10 : Şubat 25, 2011, 10:43:16 ÖÖ »
aebt2010  kod isimli  Fetullah savunucusu"na

Vehabilik  İngiliz planıdır, tamam da;  Fetullahçılık ve  "Furkan" ("gerçek kuran" diye Amerikalı siyonistler tarafından onbinlerce bastırılarak dağıtılarn safsata) kimin planıdır?

Suud"ların İngiliz/Amerikan kuklası olması gerçeği Fetullah"ın bir Amerikan kuklası olduğu, "Komunizmle Mücadele Dernegi" kurdurularak Amerikan çıkarlarına hizmet etmesi için CIA tarafından desteklendiği gerçeğini değiştirir mi?

Değiştirmez!

Ya tüm İslam ve Türk düşmanlarına karşı duracaksınız, ya da ağzınızı bile açmayacak, "hocaefendi"nizin ağzının içine bakıp duracaksınız.

Öyle,  benim kuklam  "din alimi"  onların kuklası "İngiliz kuklası"  diye  kendi kandırılmışlığınızı örtemezsiniz.

Gelelim sözde "vehabiliğin iç yüzünü" anlatan videoya..


***

"Vehabiliği reddedenleri katlettiler"  (19 yy) sözüyle beraber ekrana gelen şu resimdeki araba lastiklerini bari silseydiniz. Komik ötesi duruyorlar.  19.yy da  bahçe düzenlemesinde kullanılan hurdaya çıkmış araba lastikleri!



****

Videonun sonunda yer alan sözün hakkını verin ve  İslam"a sokulmuş tüm emperyalist kuklaları REDDEDİN!  Fetullah, Said-i Nursi (Said-i Kûrdi), Said Molla ve diğer tüm şarlatanları da ayni mertlikle temizleyin İslam"ın içinden...

"Senin kuklan kötü, benimkisi iyi"  olmuyor arkadaş..



*****

Son olarak, büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk"ün İslam"a ve Hz. Muhammet"e nasıl sahip çıktığını gösteren şu tarihi gerçeği de oku ve sonra da şimdiki emperyalizm kuklalarının neden Atatürk"e saldırıp durduklarını bir kez daha düşün...


Suudiler 1926 yılında kendi sınırları içindeki tüm mezarlıkları yıkma kararı alır. İşin en ilginç yanı Hz. Muhammed"in mezarının da Suudi sınırları içerisinde olmasıdır. Ancak Atatürk öyle bir telgraf çeker ki Suudiler mezarın tek bir taşına bile dokunamazlar.

Nevzat Yalçıntaş"ın anekdotu

TEK TAŞINA DOKUNURSANIZ ORDUMU GÖNDERİRİM

Prof. Nevzat Yalçıntaş "Suudiler 1926 yılında sınırları içinde tüm mezarlıkları yıkıyorlardı. Atatürk sıranın Hazreti Muhammed"in kabrine geldiğini öğrenince bir telgraf çekerek "˜Eğer bir tek taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim" demişti. Bunun üzerine Suudiler Hazreti Muhammed"in kabrine dokunamamıştı. Ama bu telgraf yok edildi" dedi.

Atatürk olmasa bugün Hazreti Muhammed"in mezarı da olmayacaktı

O BELGE NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Yalçıntaş anlatıyor: "(Dışişlerinde Bakanlık arşivini araştıran) Münir Bey aradı. Çok ilginç bir belge bulduğunu bunu getirip göstermesi gerektiğini söyledi. O sırada benim çalıştığım başbakanlık binası ile dışişleri binası aynı yerde. Hemen atlayıp geldi. Çok heyecanlıydı."

Prof. Yalçıntaş Münir Bey"in gösterdiği belgeye baktığında çok şaşırdığını belirterek şöyle devam etti: "Belge bir telgraf metniydi. Henüz yeni kurulan Suudi devletinin kralına gönderilmişti. Telgrafta "˜Hazreti Muhammed"in mezarının yıkılacağını derin üzüntü içinde öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim" anlamına gelen cümleler vardı."

ZAMANINDA FAHRETTİN PAŞA MEZARI TERK ETMEMİŞ

Yalçıntaş burada Hazreti Muhammed"in mezarı ile ilgili kısa bir detay anlattı. İngiliz işgali sırasında komutan olan Fahrettin Paşa"nın kabri terk etmemek için uzun süre direndiğini aç kaldıklarını bu nedenle çekirge yiyerek beslendiklerini sonunda İngilizler"in hiçbir şekilde dokunmamaları kaydıyla Hazreti Muhammed"in mezarını terk ettiklerini ancak kutsal emanetleri de yanlarına aldıklarını söyledi.

BELGEYİ AÇIKLAMAMIŞLAR

Şimdi gelelim belgenin bulunmasından sonraki gelişmelere çünkü vahim ve ilginç olan bu: Nevzat Yalçıntaş"ın anlattığına göre Münir Bey belgeyi önce bir üst amirine götürüyor. Belge oradan daha yukarı taşınıyor. Sonunda müsteşara oradan da Bakan İlter Türkmen"e geliyor. Tabii Evren Başkanlığı"ndaki Milli Güvenlik Konseyi"nin de haberi oluyor.

Sorun şu: Bu belge ne yapılacak? Dönemin Atatürkçü komutanları ve onların emrindeki bürokrasi bu belgenin açıklanmasını istemiyor. Ancak belge de ortaya çıkmış bir kere. Sonunda o dönemde yazılan ve şimdi kitapçılarda tek nüshası bile kalmayan bir Atatürk kitabının içine hiçbir anons yapılmadan konuyor.

Kısacası konu adeta kapatılıyor sadece o tuğla gibi kalın kitabı sonuna kadar okuyanların dikkatini çekecek biçimde "zevahiri kurtarmak" adına konuyor.

Peki bu belge şimdi nerede? Kimin koruması altında? Bu da bilinmiyor. Bilinen tek şey Atatürk"ün İslam aleminin peygamberi Hazreti Muhammed"in mezarının ortadan kaldırılmasını önlemesi herkesten saklanıyor.

HZ. MUHAMMED MESCİDİ NEBEVİ"DE YATIYOR

Hazreti Muhammed 571 yılında doğdu 632 yılında vefat etti. Peygamberimiz Medine"de oturduğu evde toprağa verildi. Bu mezar bugün dünyanın en büyük camisi olan Mescidi Nebevi"nin içinde.

Mescidi Nebevi Hazreti Muhammed"in Mekke"den Medine"ye göç etmesinden sonra ilk namaz kıldığı yer. Hazreti Muhammed Medine"de oturduğu evin hemen yanına kentin ilk mescidini inşa ettirmişti. Bu mescit geçen yıllar içinde defalarca yenilendi. Bugün 600 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği Mescidi Nebevi"nin korumasını çok uzun yıllar Osmanlı askeri yapmıştı.

Arabistan"da mezar adeti yoktur. Ölüler herhangi bir yerde toprağa verilir üzerine belirleyici bir şey konmaz. Bu nedenle sadece Hazreti Muhammed"in mezar yeri ile ilgili bilgi vardır. O"nun dışındaki İslam büyüklerinin mezarlarının yeri bilinmez. Bir süre önce Hazreti Muhammed"in annesine ait olduğu ileri sürülen bir mezar ortaya çıkarılmıştı. Ancak Suudi yönetimi bu mezarı da ortadan kaldırmış ve yerine otopark yapmıştı.

Atatürk"ün müdahalesi olmasa Suudiler Mescidi Nebevi"nin hemen dibindeki Hazreti Muhammed"in mezarını da tamamen ortadan kaldıracaktı. Nitekim Hazreti Muhammed"le aynı yere defnedildikleri bilinen Sahabe"nin önde gelen isimlerinin mezar yerleri bugün dümdüzdür... 
(Kaynak : http://forum.memurlar.net/konu/908699/?page=1)

****

Peki,  sevgili kardeşim  aebt2010..  Tüm bunlardan sonra bir de şu alttaki rezilliği sergileyenlere hep birlikte tükürmek gerekmez mi?



Bu da sizin sitelerden birisi : http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=310346
*******



Bu da bilgilenmen için bir makale:

Cemaatin Kadrolu Tarihçisine (CKT) Cevaplar!

Türkiye"nin içerden ve dışardan çepeçevre kuşatıldığı şu günlerde "Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti"ni" "Ilımlı İslam Cumhuriyeti"ne dönüştürmek isteyenler her şeyi olduğu gibi tarihi de eğip bükmektedirler.

CUMHURİYET TARİHİ YALANCILARINI TANIYALIM

Aslında "tarihi eğip bükmek" Karşı devrimci Cumhuriyet Tarihi Yalancılarının çok klasik bir yöntemidir. Söze, "Resmi tarih yalan söylüyor!" diye başlayan bu Cumhuriyet Tarihi Yalancıları, belgeleri ve bilgileri basit mantık oyunlarıyla evirip çevirerek kendi SİYASAL amaçlarına uygun bir tarih yazmak için öteden beri uğraşmışlar ve bu yola da bir hayli mesafe kat etmişlerdir.

Günümüzün Karşı devrimci "yobaz" ve "liboş" tarihçilerinin ağa babaları daha Atatürk"ün sağlığında Atatürk"e ve Çağdaş Cumhuriyete saldırmaya başlamışlardır.

Cumhuriyet Tarihi Yalancılarının ağa babası Yüz ellilikler listesinde yer alan Mevlanzade Rıfat"tır. Rıfat, 1929 yılında Halep"te basılan ve 1933 yılında da Türkiye"de yayımlanan Türkiye İnkılabı"nın İç Yüzü adlı kitabında söze "yakın tarih yalan söylüyor!" diye başlayarak Cumhuriyet Tarihini alt üst etmiştir! Mesela ona göre Kurtuluş Savaşı"nı Atatürk değil Vahdettin başlatmıştır!

Mevlanzade"yi,

Dr. Rıza Nur, "Hayat ve Hatıratım" adlı kitabıyla,

Saidi Nursi, "Şuaları"yla,

Necip Fazıl, "Büyük Vatan Dostu Sultan Vahdettin" adlı kitabıyla,

Kadir Mısıroğlu, "Lozan Zafer mi Hezimet mi?" adlı kitabıyla,

Mustafa Müftüoğlu, "Yalan Söyleyen Tarih Utansın" serisiyle,

Fikret Başkaya,"Paradigmanın İflası" adlı kitabıyla,

Yalçın Küçük, "Aydın Üzerine Tezler" adlı kitabıyla

takip etmişler,

Ve daha birçokları ilgi çekici isimlerle süsledikleri kitaplarıyla sözüm ona "Resmi Tarihe" meydan okuyarak, "gerçekleri" yazmışlardır!!!. Ancak kamuoyuna "gerçek" diye sunulan bu koca kitaplardaki bilgiler, tarihsel belgelerin çarpıtılmasıyla ve düz mantık ürünü kısır akıl oyunlarıyla yapılan değerlendirmelerin ürünüdür. Çoğu hayal mahsulü, ideolojik saptırmalardır. Biraz tarih bilen dikkatli bir göz, bu kitaplardaki ön yargılı yaklaşımları, çelişkileri, çarpıtmaları ve yalan dolanı çok kolay görebilir. Nitekim Turgut Özakman, "Vahdettin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele" adlı dev eserinde bütün bu Cumhuriyet Tarihi Yalancılarının maskesini düşürmüştür.

Bu kadim Cumhuriyet Tarihi Yalancıları sıkışınca, "Ama arşivler kapalı"¦", "Dedemden duydum"¦" türünde aldatmacalara başvurarak yalanlarını gizlemeye çalışmışlardır.

Bu Cumhuriyet Tarihi Yalancılarının temel hedefi, Atatürk"ün kurduğu Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti"ni, kafalarındaki karşı devrimci modele uygun olarak dönüştürmek ve değiştirmektir. Bu nedenle, hepsi de önce devimin önderine, Mustafa Kemal Atatürk"e saldırmayı gerekli görmüşlerdir. Çünkü devrimi yok etmek için devrimin kalbine saldırmak gerektiğinin farkındadırlar. Saldırdıkları bir başka nokta da Kurtuluş Savaşı"dır. Çünkü Türk devriminin üzerinde oturduğu zemin Kurtuluş Savaşı"dır. Bu nedenle ya Kurtuluş Savaşı"nı küçümseyerek ya da Atatürk"ün bu savaştaki rolünü küçülterek, çağdaş cumhuriyetin üzerine bina edildiği, dünyadaki ilk antiemperyalist mücadeleyi, yani Türk Devrimi"nin zeminini zayıflatmak istemektedirler. İşte geçmişten günümüze gördüğümüz Cumhuriyet Tarihi Yalancılığının arka planında yatan gerçek neden budur.

İşte belli başlı Cumhuriyet Tarihi Yalanları:

- Kurtuluş Savaşı antiemperyalist bir mücadele değildir!

- Atatürk, İngilizlerle birlik olarak Osmanlıyı yıkmıştır!

- Kurtuluş Savaşı"nı Padişah Vahdettin başlatmıştır!

- Kurtuluş Savaşı"nda İngilizlerle savaşılmamıştır!

- Lozan zafer değil hezimettir!

- Atatürk devrimleri Türkiye"yi "dinsizleştirmek için" yapılmıştır!

- Latin harfleri Türkiye"yi tarihinden koparmıştır!

- Vb.

(Bütün bu yalanlara "Cumhuriyet Tarihi Yalanları" adlı kitabımda kapsamlı cevaplar vereceğim için burada ayrıntılara girmiyorum)

Karşı devrimin ayak seslerinin iyice arttığı bu günlerde geçmişte marjinal bir kesimin dile getirdiği bu Cumhuriyet Tarihi Yalanları bugün maalesef geniş bir kesim tarafından dile getirilmektedir.

Bugünün en ateşli Cumhuriyet Tarihi Yalancıları "malum cemaatin" güdümünde, kendilerini "liberal" diye tanımlayan aslında Siyasal İslamcı veya II. Cumhuriyetçi gazeteci, yazar, araştırmacı ve tarihçilerdir.

CEMAATİN KADROLU TARİHÇİSİNİN GÜLDÜREN YORUMLARI

Sıcak bir örnek olması bakımından, "malum cemaatin malum gazetesinde", tarih yazıları yazan "malum şahıs"ın bazı Cumhuriyet Tarihi Yalanlarını deşifre etmek istiyorum: Bu bölümde anlatılanları okuduktan sonra neden bu bölüme "Cemaatin Kadrolu Tarihçisinin Güldüren Yalanları" başlığını koyduğumu çok daha iyi anlayacaksınız!

Bakın "Cemaatin Kadrolu Tarihçisi", "cemaatin bedava dağıtılan gazetesinde" 18 Temmuz 2010 tarihli yazısında ne demiş: (Kısa alıntılarla veriyorum)

""¦..Bandırma vapuru" denilince aklınıza ne gelir? Tabii ki, şu dümeni kırık, pusulası bozuk, Atatürk"ü Samsun"a çıkaran "gazi" gemi. İyi ama, aynı Bandırma"nın Samsun"dan dönünce işgal İstanbul"unda çeşitli hizmetlerde kullanıldığını, 9 ay sonra bu defa Milli Mücadele"nin öncülerinden Yahya Kaptan ve çetesini yakalayıp öldürecek olan birlikleri Hereke limanına çıkaran "hain" gemi olduğu neden eklenmez? "Gazi" olunca iyi de, "hain" olunca kötü mü oldu Bandırma?

"¦"¦"¦"¦"¦..

" "¦.Sevr Barış projesi mi?" dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet, yanlış okumadınız, Sevr bir "barış projesi"ydi? Nereden mi çıkartıyorum? Hani şu hepinizin elinin altında olan ama bir türlü sonuna kadar okuyamadığınız "Nutuk"tan (ya da şimdilerde kesilip biçilerek iyice sulandırılan "Söylev"den). Üzerinde yazdığı adıyla Gazi Mustafa Kemal "Nutuk"un sonlarında hem de 4-5 yerde Sevr"den "proje" ("Söylev"de "tasarı") olarak söz eder. Neden acaba?

Sultan Vahdettin ise ondan "mecelle-i mesâib", yani "musibetler belgesi" diye söz etmiştir.

Sevr projesinin Osmanlı heyetince imzalanmış bile olsa "antlaşma" kimliğini kazanabilmesi için meclis ve padişahın onayından geçmesi gerektiğini yazıyor. Ne var ki, o sırada meclis kapalıydı ve üstelik padişah İngilizlere ayak diriyordu.

Biliyorsunuz, Sevr"i bizim yırttığımızı söyler dururuz. Öğreniyoruz ki, İngilizler de ondan şikayetçiymiş."

"İnsanı söyletecekler: Sanki Lozan"da hareket noktası olarak Sevr"i almamışız, sanki Sevr"in bir çok maddesi Lozan"da güle oynaya kabul edilmemiş gibi...

Elbette Osmanlı Devleti"ni parçalamak istediler ama neden? Devletleri parçalama sadizmi mi kaplamıştı İngilizleri, yoksa bir gaye için miydi bu? "Yurtta sulh, cihanda sulh"un bu gayeyle bir ilgisi var mıydı? İşgal altındaki Müslümanlarla bütün ilişkinizi keseceksiniz emrini veren Sevr"in 139. maddesinin 90 yıl sonra yırtılmaya başladığını söylemek neden cesaret ister?"

Ya!.... Öğrendiniz mi gerçekleri?

Yakın Tarih nasıl da "küller altındaymış" da bizim Cemaatin Kadrolu Tarihçisi nasıl da kaldırmış külleri!

Vay be!... Demek ki yıllardır kandırılmışız da haberimiz yokmuş!!!

"Sevr"i Tartışmaya Açalım" diyen "Cemaatin Kadrolu Tarihçisi" hızını alamamış, bir sonraki yazısında da "Sevr"in Hayaleti Lozan"da Ne Arıyor?" diye sormuş! (25 Temmuz 2010).

"Geçen haftaki "Sevr"i tartışmaya açalım" önerime pek nazikâne(!) tepkiler yükseldi bir yerlerden. Hayretler içindeyim, demek okuyup inceleyerek değil, küfür ve tehdit ederek de tarih yazdırılabiliyormuş.

Demek şimdiye kadar bu işleri böyle yürütmüşler. Demek yakın tarih üzerindeki "vesayet rejimi"nin bozulmasını sözüm ona bu "demokratik" yöntemlerle engelliyorlarmış.

Onları en çok kızdıran, Sevr"e "barış projesi" demem olmuş. Bunu ben demiyorum ki, bizzat Gazi Mustafa Kemal diyor. Şu küfe küfe dağıttığınız ama vakit bulup da okuyamadığınız "Nutuk"a bakma zahmetine katlansaydınız Sevr"den "barış şartları" ve "barış teklifleri" diye söz ettiğini ve mesela 3 Temmuz 1920 günkü TBMM konuşmasında Sevr"i "barış antlaşması" diye nitelendirdiğini görürdünüz. (Bu arada geçen hafta "Nutuk"ta 4-5 yerde Sevr"e "proje" denildiğini söylemiştim. Düzeltiyorum: Tam 9 yerde geçiyormuş!)

Bir de ismini vermeyeceğim bir iftira sitesi var ki, Ergenekonculuğuyla maruf bu site, akıllara zarar bir usulle beni "Zaman" okurlarına ve yöneticilerine şikayet ediyordu.

Tarih alanında da bir Ergenekon yapılanması var, deyişim boşuna değil anlayacağınız.

Şu kadarını söyleyeyim ki, bunlara pabuç bırakacak değilim. Nasıl demokrasimiz üzerindeki asker vesayetinin kalkmasını savunuyorsak, tarihimiz üzerindeki vesayetin de kalkması için de mücadele etmemiz gerektiğine inanıyorum çünkü.

Nerede kalmıştık? Sevr"in 139. maddesinde Osmanlı"nın İslam alemiyle ilgisini kesme emrinin yer aldığını söylemiş ve şu kıymığı eklemiştim: Bu emir, son yıllara kadar neredeyse aynen geçerli olmadı mı?

Sorunun demir ucunu nerelere gittiğini anlayanlar, anladı elbette. Tezim şu:

Sevr"deki 139. madde dayatması, Lozan"ın metnine yansımıştır. Daha birkaç yıl önce bizim toprağımız olan ve henüz resmen devretmediğimiz İslam ülkeleriyle alakamızı kesin olarak kestiğimizi bildiren Lozan"ın 17-22. maddeleri neyin nesi? Bunlarda İngiltere, Fransa ve İtalya"nın bölgede kurmak istedikleri "yeni dünya düzeni"ne sorun çıkarmayacağımızın ve mevcut haklarımızdan da onlar lehine feragat edeceğimizin itirafı yok mudur?

Velhasıl Sevr"in hayaleti ehlileştirilmiş, sınırlandırılmış ve elden geçirilmiş bir şekilde Lozan"da yaşamaya devam ediyor. Yani Sevr ve Lozan diye "iki ayrı antlaşma", birbiriyle hiçbir teması bulunmayan "iki ayrı metin" bulunmuyor. Sevr, kendisinden sonraki Londra, Paris ve Lozan antlaşmaları için temel metin olmuştur. Her üç "barış teklifi"nde de adım adım Sevr şartlarında lehimize bazı düzeltmeler getirilecektir.

Lozan, Sevr"in içinden çıkmıştır deyişime kızıp köpüreceklere diyorum ki, gelin, bazı maddelerini karşılaştıralım. Mesela Sevr"in 28. maddesini beraberce okuyalım:

"İşbu antlaşmada tanımlanan sınırlar, işbu antlaşmaya ekli bir bölü bir milyon (1/1.000.000) ölçekli haritalara çizilmiştir. Metinle harita arasında uyumsuzluk durumunda, metin geçerli olacaktır."

Sevr"in bu "teknik" maddesi Lozan"ın 4. maddesi olmuştur; hem de kelimesi kelimesine. Bu "teknik" hususun her iki maddede kelimesi kelimesine aynen geçmesi, Sevr"in Lozan"a temel metin ödevi gördüğü tezimi kanıtlar ama ispatlamaz. Onun için gelin, şu sıcaklarda canınızın sıkılması pahasına birkaç maddeye daha göz atalım.

Lozan"ın 5 ila 8. maddeleri Sevr"in 29 ila 32. maddelerinin neredeyse aynısı. Lozan"ın 9., 10. ve 11. maddeleri de Sevr"in 33., 34. ve 35. maddeleriyle tıpatıp aynıdır. Lozan"ın azınlıklarla ilgili 37 ve devamı maddeleri zaten hemen tamamen Sevr"in aynıdır.

Tabii ki Lozan"da değiştirilen ve yeni konulan maddeler olduğunu inkâr etmiyorum. Söylemek istediğim, Lozan"da önümüze Sevr antlaşması konulmuş ve onun üzerinde düzeltmelerde bulunulmuştur.

Öte yandan ufak da olsa bazı yerler, Sevr"de bize bırakıldığı halde Lozan"da elimizden alınmıştır. Mesela Ege"deki, sınırlarımıza 2 km uzaklıktaki Meis adası Sevr"de bize bırakılmış görünürken, Lozan"da bütün uğraşmalarımıza rağmen kaybedilmiştir. Yine Irak sınırındaki İmadiye de Sevr"de bize bırakılmışken, Lozan"da elimizden çıkmıştır.

Lozan"da toprak kazançları haricinde elde edilen en büyük avantajın, ekonomik, adlî ve siyasî bağımsızlık ve eşitlik olduğunu söylemek gerekir. Türkiye Cumhuriyeti bu bağımsızlık ve toprak bütünlüğü ilkesi üzerine kurulmuştur.

Lakin Lozan"ın bir zafer sayılmasının mümkün olmadığı, bizzat TBMM"deki oturumlarda dile getirilmiş ve Batı Trakya, Kıbrıs, Musul gibi kayıplarımız gündeme getirilmiştir. Bu yüzden "Nutuk"tan başlayarak Cumhuriyet tarihçiliği, Lozan"ı Sevr ile karşılaştırmaya ve böylece onu zafer saymaya yönelmiştir. Ancak tarihçilerimiz de bu kadar korkulan Sevr Antlaşması"nı cesaret edip de bir türlü yayınlamamış, içinden bazı maddeleri suyunun suyu kabilinden özetleyerek ve Lozan"la karşılaştırarak vermeyi tercih etmişlerdir.

Böylece Sevr metni bilinmediği için bu "idam fermanı" ile ilgili gerçekler kamuoyuna yansımamış ve Sevr efsanesi kuşaktan kuşağa aktarılagelmiştir. Ancak artık Sevr ile yüzleşme zamanı gelmiştir. Ne Sevr zannedildiği gibi uzaydan inmiş bir antlaşma projesidir, ne de Lozan, her yönüyle bir zaferdir. Meseleyi doğru mukayeseler temelinde anlatmak şarttır.

Osmanlı yönetimini 90 yıl sonra dahi onursuzluk, hainlik ve alçaklıkla suçlayarak Cumhuriyet"i yüceltemeyeceklerini artık görmeleri gerek. Cumhuriyet ve demokrasi halk tarafından benimsenmiş olup onun üzerinde bir tartışma yoktur. Ancak bu tür çocuksu mukayeselerle de bir yere varılamayacağını birilerinin kızıp köpürmeden önce bilmesi lazımdır.

Baskın Oran"ın yıllar önce yazdığı bir makale bu bakımdan önemlidir. Prof. Oran, 1997"de "Çağdaş Türk Diplomasisi Sempozyumu"na sunduğu tebliğinde sarsıcı bir belgeye yer vermişti. Pek bilinmez ama Osmanlı yönetimi Sevr tasarısına 16 Temmuz 1920"de müthiş bir cevap vermiştir. Bu belge, çok sağlam bir hukuk mantığıyla yazılmış olup üslubunda "zerre kadar eziklik" havası yoktur. Bu bakımlardan Lozan"ın bir öncüsüdür. Dahası, özü bakımından dopdoludur. Batı hukuk literatürüne çok sayıda göndermede bulunmakta ve çarpıcı analizler yapmaktadır.

Bilin bakalım bu başı dik ve Lozan"ın öncüsü olan Sevr çıkışını İtilaf devletlerine kim sunmuştur? Cevap: Damat Ferid Paşa!"

Cemaatin Kadrolu Tarihçisi var da gerçekleri öğreniyoruz böyle!...Ne fiyakalı ve ezber bozan bir başlık değil mi? Bozuldu mu ezberiniz? Şaşırdınız yine değil mi? Canım sizi birileri hep kandırmış, sağ olsun

CEMAATİN KADROLU TARİHÇİSİNE CEVAPLAR

Aslında niyetim, Cumhuriyet Tarihini çarpıtarak, Çağdaş devrime ve Atatürk"e saldırarak birilerine yaranmayı kendilerine misyon edinmiş kişilerle polemik yapmak değil. Ayrıca buna vaktim de yok! Ama ülkemizin içinde bulunduğu durum; her şeyin altüst edilerek ABD ve yerli işbirlikçilerinin çıkarlarına uygun olarak yeniden biçimlendirilmeye çalışıldığı bu günlerde bu çarpıtmalara cevap vermeyi gerekli gördüm.

Tek tek gidelim:

1. Hain Geni Bandırma: Cemaatin Kadrolu Tarihçisi (bundan sonra CMT) Atatürk"ü Samsun"a çıkaran Bandırma Vapuru"nun "gazi gemi" olarak adlandırıldığını, oysa ki, daha sonra aynı Bandırma Vapuru"nun Milli Mücadele"nin öncülerinden Yahya Kaptan ve çetesini yakalayıp öldürecek olan birlikleri Hereke limanına çıkardığını, bu nedenle "hain gemi" olduğunuileri sürüyor ve neden Bandırma Vapuru"na "hain gemi" denmediğini soruyor bilmiş bir tavırla?

Aslında bu soru CKT"nin "ruh durumunu" olanca açıklığıyla gözler önüne sermektedir. Şöyle ki, Bir gemiyi, bir cansızı "hain" veya "kahraman" diye adlandırmak psikolojik rahatsızlığa işarettir. Aslında CKT bunu bilmeyecek biri değildir, ama ondaki "Atatürk karşıtlığı" o boyutlara varmıştır ki, kendisi Atatürk"le ilgili objelere, maddelere bile "gıcık" olmaya başlamıştır. Anlaşıldığı kadarıyla CKT Atatürk için söylemek istediği ama söyleyemediklerini Atatürk"le ilgili objeler, maddeler için söyleyerek bir anlamda rahatlamaktadır!

Ayrıca Atatürkçü kesimden hiç kimse, Atatürk"ün Samsun"a çıktığı Bandırma vapuruna "gazi gemi" muamelesi yapmış değildir. Bandırma vapuru Kurtuluş Savaşı"nı başlatacak olan Atatürk"ü Samsun"a çıkaran gemi olduğundan bizim için sembolik bir anlamı vardır. Bu gemiyi kimsenin "kutsayıp" "taptığı" falan da yoktur. Ayrıca resmi tarih yazımında geminin pusulası bozuk harap bir gemi olduğu anlatılır. Bandırma"yı allayıp pullamaya, hatta bir Trans-Atlantik, bir Titanic olarak göstermeye çalışanlar Atatürk karşıtı "yobaz" kesimlerdir. Türkiye"de 90"lı yıllarda uzunca bir zaman, TTK"nın da dahil olduğu tartışmalarda Bandırmanın boyu tartışılmıştır. İşlevine değil de boyuna bakanlar ve "Aman da çok büyükmüş!.." diye Bandırma"nın "boyuna" ağıtlar yazanlar Atatürk karşıtı kesimlerdir.

2, Yahya Kaptan Meselesi: CKT burada aslında farkında olmadan bugüne kadar yazdığı kitapları çöpe atmasını gerektirecek kadar önemli bir itirafta bulunmuştur. Kitaplarında ısrarla İstanbul hükümetlerinin ve Vahdettin"in İstanbul"dan "gizli" "açık" Kurtuluş Savaşı"na destek olduğunu yazan CKT, bir anlık öfkeyle olsa gerek "Milli Mücadele"nin öncülerinden Yahya Kaptan ve çetesini yakalayıp öldürecek olan birlikleri Hereke limanına Bandırma vapurunun çıkardığını" belirtmiştir.

Satır arasında kaybolan bu cümlede çok önemli bir itiraf gizlidir. CKT, bu cümlesiyle İstanbul hükümetinin, Milli Mücadele öncülerinden Yahya Kaptan ve çetesini yakalayıp öldürmek için Anadolu"ya birlik gönderdiğini kabul etmiştir.

CKT, Yahya Kaptan, meselesini açarak aslında kendi tezlerini altüst edecek bir hata yapmıştır: Çünkü, "Atatürk"ü, Kurtuluş Savaşı"nı başlatsın diye Vahdettin Anadolu"ya gönderdi" biçiminde yazıp çizen CKT, Yahya Kaptan meselesini açarak kelimenin tam anlamıyla baltayı taşa vurmuştur.. Atatürk"le Yahya Kaptan arasındaki ilişki, Atatürk"ün, kendisine Vahdettin tarafından 9. Ordu Müfettişliği görevi verilmese de Anadolu"ya geçmek için hazırlıklar yaptığını kanıtlamaktadır.

İşte tam bu noktada Atatürk"ün Anadolu"ya "gizli geçiş planından" söz etmek istiyorum:

Atatürk, 13 Kasım 1918"de İstanbul"a geldikten sonra altı ay boyunca işgal altındaki İstanbul"da kalarak "kurtuluş yolları" aramış, kurtuluş çareleri üzerine kafa yormuştur. Bu amaçla önce siyasi yollara başvurmuş, padişahla, hükümet temsilcileriyle eski sadrazamlarla görüşmeler yapmış, ancak bu yoldan bir sonuç alamayınca bu sefer de eski İttihatçılarla görüşmeler yapmıştır.

Bu sırada ellerinin altında silahlı güç bulunan vatanseverlerle ilişki kurmuştur. Bunlar arasında Yenibahçeli Şükrü Bey, Topkapılı Cambaz Mehmet ve Yahya Kaptan"ın çok özel bir yeri vardır. Çünkü Atatürk, bu vatanseverlerle görüşerek onlara ısrarla Gebze-Kocaeli yoluna göz kulak olmalarını söylemiştir. Çünkü Atatürk, o günlerde Milli Hareketi başlatmak için bir şekilde Anadolu"ya geçmesi gerektiğini düşünmektedir.

İsmet Paşa, Ali Fuat Paşa, Rauf Bey gibi yakın silah arkadaşlarına da bu düşüncesinden söz etmiştir. O işgal günlerinde Anadolu"ya "“eğer resmi bir görev alamazsa- gizli yollarla geçmeyi düşünmektedir. Atatürk"ün kafasındaki Anadolu"ya gizli geçiş planın güzergahı Gebze-Kocaeli yoludur. Atatürk-İsmet Paşa, Atatürk-Ali Fuat Paşa, Atatürk-Rauf Bey görüşmelerinden bu düşüncenin detaylarını anlamak mümkündür.

Atatürk"ün Anadolu"ya gizli geçiş planının en yakın tanığı ise Atatürk"ün yaverlerinden Cevat Abbas (Gürer) dir

Cevat Abbas"ın gün ışığına çıkardığı haritalar, Atatürk"ün Anadolu"ya geçmek için yedek bir planı olduğunu kanıtlamaktadır. Sonradan iptal edilen bu plan gerçekleşseydi, Kurtuluş Savaşı Samsun"da değil, Kocaeli"de başlayacaktı. (Turgut Gürer, Atatürk"ün Yaveri Cevat Abas Gürer, "Cepheden Meclise Büyük Önder İle 24 Yıl", İstanbul, 2006, s.220).

Atatürk"ün Gebze Kocaeli yolunu koruyup kollama görevi verdiği vatanseverlerden biri Yenibahçeli Şükrü Bey, diğeri ise Yahya Kaptan"dır.

Atatürk, bir gün yaveri Cevat Abbas"ı çağırarak Kocaeli üzerinden Anadolu"ya, 20. Kolordu sınırlarına kadar ulaşacak bir yol belirlemesini ve bu yolu güvenceye almasını istemiştir. Cevat Abbas, yaptığı araştırmalardan sonra Yahya Kaptan ve adamlarından bir müfreze oluşturmuştur. (age, s.210-211).Yahya Kaptan Müfrezesi, Atatürk Anadolu"ya geçerken onu koruyacaktı. Atatürk Nutuk"ta Yahya Kaptan Müfrezesi"nin kuruluş amacından şöyle söz etmiştir:

"Efendiler, bizim bilhassa İstanbul"a yakın olan İzmit mıntıkasında uygulanmasını düşündüğümüz tedbir, orada silahlı milli müfrezeler oluşturmak ve o bölgede güvenilir kumandan ve zabitlerimizin bu milli müfrezelere yardım ve desteği ile hain çeteleri takip ederek zararlarını ve varlıklarını ortadan kaldırmaktı. İşte bu amaçla kurdurduğumuz milli müfrezelerden en önemlisi ve en kuvvetlisi bu, Yahya Kaptan adıyla tanınan bir fedakar vatanseverin müfrezesi idi."

Atatürk"ün yaveri Cevat Abbas anılarında "Atatürk"ün Anadolu"ya gizli geçiş planının" detaylarını şöyle anlatmıştır:

"Atatürk"le kendime, cephanesiyle birlikte birer mavzer filintasıyla iki el bombası hazırlamıştım. Tasavvur ettiğim yollar güzergahının haritalarını tamamlamıştık. Ansızın bir gün Atatürk"ün birden tespit ettiği Gebze civarından Tavşancıl"a inen yolu takip ederek Yahya ve arkadaşlarıyla buluştuktan ve onları da beraberimize aldıktan sonra Yarımca civarından Değirmendere"ye geçecektik." (age, s.211).

İngilizlerin, İstanbul hükümetinden bir an önce Karadeniz"deki karışıklıkların önlenmesini istemeleri üzerine hükümet ve padişah tarafından Karadeniz"deki karışıklıkları (Türk-Rum çatışmaları) önlemesi amacıyla 9. Ordu Müfettişliği göreviyle Anadolu"ya "resmi yollardan" geçme şansı yakalayan Atatürk, üzerinde uzun zaman çalıştığı bu gizli geçiş planından vazgeçmiştir.

Gelelim Yahya Kaptan"a: Atatürk, Anadolu"da Milli Hareketi örgütlerken de Yahya kaptanla ilişki içinde olmuş, onun kahramanlığından ve vatanseverliğinden yararlanmıştır. Atatürk, Yahya Kaptan"a o kadar önem vermiş ki, sürekli onunla doğrudan yazışmış, iki kere yaveri Cevat Abbas"ı Yahya Kaptan"ı ziyarete göndermiş ve Yahya Kaptan"ı her türlü baskıya karşı korumuştur.

Ancak Yahya Kaptan"ın Milli Hareket yanlısı çalışmaları ve Atatürk"le doğrudan haberleşmesi İstanbul"daki bazı çevrelerin hiç hoşuna gitmemiştir. İngilizler, İstanbul hükümeti ve hatta Milli Harekete destek veren Karakol Cemiyeti bile Yahya Kaptan"a cephe almıştır. Yahya Kaptan"ın tek dostu kendisinden bir hayli uzaktaki Atatürk"tür.

İşte bu Yahya Kaptan, 7 Ocak 1920"de teslim olmasına rağmen "kafası kesilerek" öldürülmüştür.

Perki ama bu vatansever Yahya Kaptan kim tarafından nasıl öldürülmüştür? Atatürk Nutuk"ta bu sorunun cevabını belgelere dayalı olarak şöyle vermiştir:

"Onu öldürmüş olan HÜKÜMETİN, kanuni kovuşturmaya başlamış olması, cinayeti işleyenlerin, meydana çıkamayacağına delil değil miydi?..." (Yahya Kaptan"ın İstanbul Hükümetince nasıl ortadan kaldırıldığı konusunda bkz. Atatürk, Nutuk, İstanbul, 2002, s.261-278)

Atatürk, Yahya Kaptan"ın öldürülmesinden büyük üzüntü duymuş ve bu üzüntüsünü Nutuk"a şöyle yansıtmıştır:

"Merhumun, hiç kimseyi dinlememesinin katline neden olarak gösterilmesi asla doğru olamaz. Şehidi merhum beni dinliyordu. Benden emir alıyordu. Verdiğim emre göre hareket ediyordu. Başka bir makam ve kişiye bağlı olduğunu, onlardan emir alması gerektiğini kendisine emretmemiştim."

Şimdi soruyorum size, bu olayda "katil" olan Yahya Kaptanı öldürecek birliği Hereke"ye getiren Bandırma vapuru mudur, yoksa o birliği Bandırma vapuruna bindirip Yahya Kaptan"ın üzerine saldırtan İstanbul Hükümeti midir?

CKT (Cemaatin Kadrolu Tarihçisi), hiç utanmadan bu olaydan cansız Bandırma vapurunu sorumlu tutarak, bize "Neden Bandırma vapuruna "˜katil gemi" demediğimizi" soruyor! Ne diyelim Allah insaf, akıl, fikir versin!..

3. Sevr Antlaşması Yalanları

Türkiye Cumhuriyetiyle, Türk Kurtuluş Savaşı"yla, Atatürk"le ve İsmet Paşa"yla kavgalı çevrelerin öteden beri dillerine pelesenk ettiklerini konulardan biri de Kurtuluş Savaşı"nın ardından 24 Temmuz 1923 tar,hinde imzalanan ve Türkiye"nin bağımsızlığını tescilleyen Lozan Antlaşması"dır.

Özellikle kadim yobazlarımız, Kurtuluş Savaşı"nın somut sonucu olan ve Türkiye Cumhuriyeti"ni siyasi ve ekonomik özgürlüğe kavuşturan Lozan Antlaşması"na çamur atmayı "ümmi bir spor" haline getirmişlerdir.

İnsan bu aşamada ister istemez düşünüyor: Kim neden Türkiye"nin bağımsızlığını sağlayan bir antlaşmadan rahatsız olur?

Sizi fazla yormadan cevabı hemen verelim: Bir insanın Lozan"a saldırması için, ya tarih bilmemesi, Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrası koşulları analiz edememesi, ya da Sevr Antlaşması"na bel bağlamış olması gereklidir. Bu sorunun başka bir cevabı yoktur.

Peki, Lozan"a saldırıp Sevr"i yeniden tartışmaya açan CKT sizce hangi gruba girmektedir?

AMAÇ, TOPLUMUN BİLİNÇALTINDAKİ SEVR İMGESİNİ YIKMAKTIR

CKT, yazısında Sevr"in bir "Barış projesi olduğunu" ve Atatürk"ün de Nutuk"ta 9 yerde Sevr"den "Barış projesi" diye söz ettiğini belirtiyor. Yani CKT, uyanıklık yaparak "“daha önce belirttiğim gibi- basit akıl ve kelime oyunlarıyla toplumun derin bilinç altındaki Sever imgesini değiştirmek istiyor. Toplumun derin bilinçaltındaki Sevr imgesi, Türkiye"nin emperyalistlerce işgal edilmesi sonrasında parçalanması için Osmanlı"ya imzalatılan ve bağımsızlığımızı yok eden anlaşma biçimindedir. CKT Sevr ve Barış kavramlarının altını çizerek toplumun bilinçaltına Sevr"in aslında "zararlı" olmadığı düşüncesini enjekte etmeyi planlıyor. Bunu yaparken de çok ustaca, "Atatürk de Nutuk"ta Sevr için Barış projesi" ifadesini kullanmıştı^", diyor. Yani Sevr"in zararlı olmadığı iddiasını "Atatürk"ü kullanarak" güçlendirmek istiyor. Bu basit mantıksal çıkarımdan hareketle bizim Sevr"e sahip çıkmamızı bekliyor!

BİZ NE DEDİK: EVET! SEVR BARIŞ ANTLAŞMASI"DIR

CKT burada, Nutuk"u okumamış, Atatürk"ün savaş stratejisini bilmeyen insanları kelime oyunuyla düpedüz kandırmaktadır. Çünkü, modern zamanlarda savaşlardan sonra genelde iki anlaşma imzalanır. Bu anlaşmalardan birincisi "ateşkes" diğeri "barış" antlaşması adını alır. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı"ndan çekilirken İtilaf devletleriyle imzaladığı iki anlaşmadan ilki, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması, diğeri ise 10 Ağustos 1920"de imzalanan Sevr Barış Antlaşması"dır. Yani, CKT"nin "altın bulmuş gibi", "Sevr Barış Antlaşmasıdır"¦" diye sevinç çığlıkları atmasının hiç anlamı yoktur. Evet! Sevr bir barış anlaşmasıdır. Gerçekten de literatürde Sevr "Barış Antlaşması" olarak geçer.

Önemli olan anlaşmanın adı değil nasıl bir anlaşma olduğudur. Bu anlaşmayı imzalayan ülkeye ne getirdiğidir. Yani önemli olan içeriktir

Ayrıca bırakın Nutuk"u, biraz Kurtuluş Savaşı tarihi okuyan herkes İtilaf devletlerinin Kurtuluş Savaşı daha başlamadan önce Türkiye"yi parçalamak, bölmek için aralarında imzaladıkları anlaşmalara "barış anlaşması", yaptıkları toplantılara da "barış konferansı" adını verdiklerini bilir. Örneğin I. Dünya Savaşı sonrasında yenilen ülkelerle yapılacak anlaşmaların esaslarını belirlemek için toplanan konferansın adı Paris Barış Konferansı"dır. Ama adı "barış" olan bu konferansta İzmir"in Yunanlılarca işgaline karar verilmiştir. Ayrıca Kurtuluş Savaşı sırasında İngiliz ve Fransız temsilcilerin bizzat Atatürk"e sundukları bir çok barış teklifi vardır?

Atatürk Nutuk"ta, Mondros Ateşkes Antlaşması"ndan sonra Türkiye"ye yapılan dört "barış teklifi" olduğunu belirterek bunlar arasında bir karşılaştırma bile yapmıştır. Yanlış duymadınız Atatürk sadece Sevr"e değil yapılan bütün anlaşma tekliflerine "barış teklifi" diyor. (Nutuk, s. 504).

Şimdi Nutuk"taki Atatürk"e kulak verelim:

"Efendiler! Mondros Ateşkes Antlaşması"ndan sonra düşman devletler tarafından Türkiye"ye dört defa barış şartları teklif edilmiştir. Bunların birincisi Sevr taslağıdır. Bu taslak hiçbir görüşmenin ürünü olmayıp İtilaf devletleri tarafından Yunan Başvekili Mösyö Venizelos"un da katılmasıyla düzenlenmiş ve Vahdettin"in Hükümeti tarafından 10 Ağustos 1920"de imza edilmiştir. Bu taslak TBBM"de tartışılmaya değer bile sayılmamıştır.

İkinci barış teklifleri I. İnönü Savaşı"ndan sonra toplanan Londra Konferansı"nın sonunda 12 Mart 1921 tarihinde yapılmıştır. Bu teklifler, Sevr Antlaşması"nda bazı değişiklikler getiriyor ise de, üzerinde durulmamış olan meseleler de Sevr taslağındaki maddelerin olduğu gibi bırakılması kabul etmek gerekir. Bu teklifler, bizce tartışmaya yol açmadan II. İnönü Savaşı"nın başlamasıyla sonuçsuz kalmıştır.

Üçüncü barış teklifleri 22 Mart 1922"de yani Sakarya Zaferi"nden ve Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşması"ndan sonra ve yakında yeni bir saldırımızın beklendiği sıralarda Paris"te toplanan İtilaf devletleri Dışişleri Bakanları tarafından yapılmıştır. Bu tekliflerde ise artık Sevr taslağını temel olarak ele alma şeklinden vazgeçilmiş ise de ana çizgileriyle milli gayemizi gerçekleştirmekten uzaktı.

Dördüncü teklif, Lozan Antlaşması"nın imzalanmasıyla sonuçlanan görüşmelerdir." (age, s.504,505)

Atatürk, Lozan öncesindeki bu "barış tekliflerinin tamamını" bağımsızlığa aykırı bularak reddetmiştir. II. İnönü Savaşı"ndan sonra İtilaf devletleri Londra"da bir konferans toplamışlardır. Konferansta TBMM"yi temsil eden Bekir Sami Bey, İngiltere, Fransa ve İtalya ile bazı anlaşmalar imzalamıştı. Ancak Atatürk bu anlaşmaları da tam bağımsızlığa aykırı bularak reddetmiştir. Şimdi soruyorum CKT"ye, Atatürk bu barış tekliflerini neden kabul etmemiştir? Neden ısrarla Anadolu"nun düşmandan temizlenmesini beklemiştir?

Çünkü, "barış teklifi", "barış projesi" diye Atatürk"ün ve Türkiye"nin önüne konulan şeyler, Atatürk"ün kafasındaki "tam bağımsızlık" düşüncesine aykırı tekliflerdir. Atatürk, Anadolu"yu tamamen düşmandan temizlemeden yapılan barış tekliflerinin Türkiye"yi böleceğini çok iyi bildiği için Büyük Taarruz öncesindeki bütün barış tekliflerini elinin tersiyle itmiştir. Tıpkı Sevr Barış Projesi"ni de ittiği gibi"¦

Nitekim Atatürk Nutuk"ta bu gerçeği şöyle dile getirmiştir:

"Efendiler, vatanımızın işgal edilmiş yerlerinden düşmanlarımızın çekildiklerini görmeden veya hiç olmazsa çekileceklerine tam bir güven duymadan, aldatıcı sözlere gereğinden fazla değer vermek akıl karı mıydı? Memleket kaderinin tek dayanak noktası olarak kalmış bulunan Kuvayı Milliye"yi dağıtma gayesi güden bu gibi teşhis ve teşebbüsleri anlamakta güçlük var mıydı? Geleceğin şüphe ve belirsizliği uğruna milli davadan hemen vazgeçmek doğru olur muydu?

Yalnız İstanbul"un değil, Boğazların, İzmir"in, Adana bölgesinin, kısacası milli sınırlarımız içindeki bütün vatan topraklarının egemenliğimiz altında kalması milli gayemiz değil miydi?Bu duruma göre yalnız İstanbul"un Osmanlı devletine bırakılacağı vaadi karşısında (Sevr Antlaşması"nda böyle bir madde var) Osmanlı devletinin sadrazamı Ali Rıza Paşa memnun olsa da, Türk milletinin memnun olacağı ve bununla yetinerek susup oturmayı tercih edeceği nasıl düşünülebilirdi? Vahdettin"in sadrazamı, Kuvayı Milliye"yi dağıtmayı hedef alan bütün teşebbüslerinin tarihi sorumluluğunu düşünmeyi istemiyor muydu?

Efendiler, yabancıların telkinlerine ve onu gerçekleştirmeye kalkışan hükümetin istek ve emrine, milletçe de Kuvayı Milliyece de boyun eğilmeyeceği şüphesizdi." (Nutuk, s.309,310)

Atatürk"ün son cümlesini lütfen bir kere daha okuyun!

Özetle, İtilaf devletleri, Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye üzerindeki çıkarlarını gerçekleştirmek için Türkiye"nin önüne sürdükleri bütün paylaşım planlarını BARIŞ PROJESİ olarak sunmuşlardır. Nutuk"ta değil dokuz, onlarca kez "barış projesi" demektedir Atatürk.

1919-1922 yılları arasında Türkiye"ye İtilaf devletlerince sunulan barış teklifleri (Sevr de dahil) Tıpkı 2003"te ABD"nin Irak"ı işgal ederken Irak"a demokrasi götürmesi gibi bir şeydir. CKT bu kadar basit bir gerçeği nasıl düşünemedi abaca? Yoksa düşündü de bu toplumu aptal yerine koyabileceğini mi sanıyor?

SEVR ANTLAŞMASI VAHDETTİN"İN ESERİDİR

CKT,Vahdettin"in Sevr Antlaşması"ndan "mecelle-i mesâib", yani "musibetler belgesi" diye söz ettiğini belirterek Sevr Antlaşması"nın imzalanmasından Vahdettin"in de rahatsız olduğunu ima etmekte ve ."Sevr projesinin Osmanlı heyetince imzalanmış bile olsa "antlaşma" kimliğini kazanabilmesi için meclis ve padişahın onayından geçmesi gerektiğini yazıyor. Ne var ki, o sırada meclis kapalıydı ve üstelik padişah İngilizlere ayak diriyordu." demektedir.

Sırayla gidelim: Önce Cumhuriyet Tarihi Yalancılarının hep iddia ettikleri "Vahdettin Sevr Antlaşması"nın imzalanmasından sorumlu değildir" yalanını deşifre edelim:

Öncelikle Damat Ferit Hükümeti, 20 Temmuz 1920"de Sevr Antlaşması"nın imza edilmesini tavsiyeye karar vermiştir. (G.Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri, C.4, Ankara, 1971, s.202)

Padişah Vahdettin, devlet temsilcilerinin görüşlerine başvurmak için Yıldız Sarayı"nda 22 Temmuz 1920"de bir Saltanat Şurası toplamıştır. Toplantıya Padişahla birlikte 45 kişi katılmıştır. Sevr Antlaşması"nın tartışıldığı bu şuraya bizzat Vahdettin başkanlık etmiştir. (Bkz. İbnül Emin-Mahmut Kemal İnal, Osmanlı Devrinde Son Sadrazamlar, İstanbul, 1953, s.2062).

Saltanat şurasında İtilaf devletleri tarafından ileri sürülen şartların kabulü veya reddi üzerinde tartışılmıştır.

Şurada temelde iki görüş belirmiştir. Birinci görüşe göre, şartlar kabul edilirse Osmanlı Devleti İstanbul dahil belirli sınırlar içinde devam edecek ancak Ermeni, Rus, Romanya, Bulgaristan ve Yunan devletleri arasında varlığını korumak zorunda kalacaktı. İkinci görüşe göre, teklif edilen şartlar reddedilirse o zaman Anadolu"da yapılmakta olan savaş genişleyecek, bu yüzden "Saltanat-ı Seniyye ve Hükümet-i Osmaniyye"ye" son verilerek İtilaf devletleri yönetimi ele alacak ve Türkiye toprakları tamamıyla teslim edilmiş olacaktı. (Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu"da (1919-1921), Ankara, 1959, s.300.)

Bu görüş sahiplerine göre, "Yedi yüz senelik Osmanlı devletinin yok olmasını önlemek üzere İtilaf devletlerini tekliflerini kabul etmenin zorunluluğu vardır." (age, s.301).

Şurada daha sonra, Sevr Antlaşması kabul edilmediği halde İstanbul"un Türklerden alınacağını belirten bir yazı okunmuştur. (İbnül Emin, Mahmud Kemal İnal, age, s.2062).

Görüşme ve konuşmaların ardından Vahdettin, anlaşmanın imzalanmasını isteyenlerin ayağa kalkarak oylarını açıklamalarını istemiştir. İşte o an orada bulunan ve Osmanlı devletini temsil eden herkes- Ayandan Topçu Feriki Rıza Paşa hariç- ayağa kalarak "imzalayalım" demişlerdir. (age, s.2062)

Görüldüğü gibi, Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit dahil neredeyse tüm Osmanlı yönetimi "acz" ve "korku" içinde "Aman kabul etmezsek İstanbul"da elden gider, Türkiye tamamen İtilaf devletlerinin eline geçer" endişesiyle "idam fermanı" Sevr Antlaşması"nın imzalanmasını kabul etmişlerdir.

İstanbul"da "Aman düşmanın sözünden çıkmayalım" denildiği o günlerde Atatürk ve arkadaşları Anadolu"da milletle berber düşmana karşı direniş planları yapmaktaydı. Padişah dahil hiçbir Osmanlı yöneticisinin aklına "Bir çare daha var: Bu anlaşmayı kabul etmeyelim ve Anadolu"da Atatürk ve arkadaşlarının direnişine destek verelim, öleceksek de vuruşarak ölelim" demek gelmemiştir.

Cumhuriyet tarihi yalancılarının aklamaya çalıştıkları Padişah Vahdettin, Saltanat Şurası"nın aldığı "Sevr Antlaşması"nı kabul edelim" kararına karşı yumruğunu masaya vurarak, "Hayır, böyle bir idam fermanını asla kabul edemeyiz"¦. Gerekirse burada vuruşarak ölürüz, ama milletimizin alnına bu kara lekeyi çalamayız" deme cesaretini gösterememiştir. Vahdettin"in, iş işten geçtikten sonra Sevr Antlaşması"ndan "mecelle-i mesâib", yani "musibetler belgesi" diyesöz etmesinin ne anlamı vardır?

İşte, Cumhuriyet Tarihi Yalancılarının, "Padişah Vahdettin Sevr"i imzalamadı! Osmanlı yöneticileri de Sevr Antlaşması"na karşıydı! Ayrıca, Sevr"in geçerli olması için meclisin onayından geçmesi gerekirken meclis kapalı olduğu için meclisin onayından geçemedi, bu yüzden Sevr Antlaşması zaten geçersizdir! türündeki "kıvırmalarının" gerçeği yansıtmadığı, Padişah Vahdettin ve 45 Osmanlı yöneticisinden 44"ünün Sevr Antlaşması"na "evet" dedikleri gün gibi ortadadır.

Sevr Antlaşması, 10 Ağustos 1920 Salı günü saat 16"da, Hadi Paşa, Rıza Tevfik ve Reşad Halis Beyler tarafından Paris"te Sevr (Sevres) "Müesesi Sınaiyyesi Dairesi"nde" imzalanmıştır. (age,s.2062).

"Sevr Antlaşması"na Vahdettin"in imzasının olmadığını" söyleyerek, Vahdettin"i aklamaya çalışanları ciddiye almak olanaksızdır. Çünkü anlaşmaya imza koyanlar doğrudan Padişah Vahdettin"den aldıkları talimat doğrultusunda hareket ederek Sevr"i imzalamışlardır. Atatürk Lozan"dan sorumlu olduğu gibi Vahdettin de Sevr"den sorumludur.

"Vahdettin, Sevr"i mutlaka imzalamak zorundaydı" iddiası da gerçek dışıdır. Pekala Vahdettin, bir takım şeyleri göze alıp (sürgün edilmek, tahttan indirilmek, hatta öldürülmek) bu anlaşmayı imzalamayabilir ve cihat ilan edebilirdi. (Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi, İstanbul, 2007, s. 154.) Ama ülkesinin kaderini tamamen İngilizlere bırakan Vahdettin, hiçbir riski göze alamamış ve Sevr"i kabul etmiştir. Vahdettin, korkakça davranıp ülkesini düşmana teslim ederken Atatürk ve TBMM cesurca birtakım riskleri göze alarak düşmana karşı mücadele etmiş ve Sevr Antlaşması"nı asla kabul etmeyerek, bu anlaşmayı kabul edenleri "hain" ilan etmiştir.

TBMM, 1920"de, Sevr"i kabul edenleri HAİN ilan ederken, 90 yıl sonra birileri, hiç utanıp sıkılmadan Sevr"i aklamaya kalkmaktadır.

Kaynak :  http://forum.memurlar.net/konu/984335/



" Dahi odur ki, sonradan herkes tarafından kabul ve takdir edilenleri söylediği günlerde herkes o sözleri deli saçması olarak düşünmüştür" M. K. Atatürk 1926

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.407
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: FETULLAH HACCA NİYE GİDEMİYOR?FETULLAH'A,NİÇİN HACI OLMAK YASAK?
« Yanıtla #11 : Şubat 25, 2011, 02:22:30 ÖS »
Kemal bey,
Tereciye tere satılmaz, haine ihanet anlatılmaz...
Paylaşımcıyı tenzih ederek söylüyorum.

umut talha

  • Ziyaretçi
Ynt: FETULLAH HACCA NİYE GİDEMİYOR?FETULLAH'A,NİÇİN HACI OLMAK YASAK?
« Yanıtla #12 : Kasım 17, 2011, 01:07:25 ÖÖ »
fethullah gülen üç kez hacı olmuştur.neden bu kadar bilgisizce yazılar yazıyorsunuz ki. biraz inceleyip öyle yazsanız. öğrenmekten korkmayın. insanlara iftira atmak çok kolay peki öbür hayatta ne yapacaksınız. kolay gelsin.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.407
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: FETULLAH HACCA NİYE GİDEMİYOR?FETULLAH'A,NİÇİN HACI OLMAK YASAK?
« Yanıtla #13 : Kasım 17, 2011, 02:00:00 ÖÖ »
Hani bir söz vardır,

"Adın ne, Mülayim. Sert olsan ne yazar" diye.

Yorum yapana da bu yakıştırmayı zorunlu olarak yapıyorum.

Siz Müritler hep böyle devam etmek zorunda mısınız?

Başlığa bak, yorum yap.

Yazık yahu yazık.

Hiç değilse yazıyı okusaydın, olmadı yorumları okusaydın da bizim ne dediğimizi, ne yorumları sunduğumuzu görseydin olmaz mıydı bre Mürit kardeş?

Evrende her şey değişti, değişiyor.

Tek değişmeyen şey Müritlik olarak kaldı.

Metan

  • Ziyaretçi
Ynt: FETULLAH HACCA NİYE GİDEMİYOR?FETULLAH'A,NİÇİN HACI OLMAK YASAK?
« Yanıtla #14 : Ocak 31, 2012, 10:32:33 ÖÖ »
Ahmet Dursun anca olduğun yerde durursun zaten. Durdugun belli zaten dura dura beline agrı girmiş :))

Kafanıza göre yazılar paylaşmıssınız, aynı yazılara kendiniz cvplar vermissiniz, senin yazında Denizer yaltakcın cvp vermiş, birisi cvp yazınca bitarafınıza batmış olacak ki hakaret iceriyor deyip kaldımıssınız yorumu..

Ne ayaksınız siz? Aydın mı sanıyorsunuz kendinizi? Orumcek kafalının tanımını yapın sizinle benzesen yönlerini anlatayım size. Cunku sizin at gozlukleriniz vucudunuza yer yapmıs artık vucudun bir parcası sanıyorsunuz onu...

F. Gülen Belgeleri ile sitesinde hacca gidiş gelişlerini acıklamıs. Ac oradan bak bitarafından yazılar yazacagına. Daha kolay olmaz mı? 
Yavrum benim yalan yazı yaacam diye belini incitmissin işte yapma boyle seyler :)
bu yazdıklarımı siz tahammülsiz yaratıklar sileceginizi bildigim icin yazdıklarınızla beraber baska siteler de de paylasıyorum burdan kacırsan baska yerden insanlar okusun diye.

CIA in gizli planı demissin vs vs deli sacması seyler. Gizli ise sen nerden duydun MAL.
Oda tv ciler niye tutuklandı biliyormusun?? Darbe yapmaktan vs değil mallıktan tutuklandı. sizinde en az onlar kadar MAL oldugunuzu dusunuyorum. Dusunmeme gerek yok kendinizi iyi belli ediyorsunuz....

Escinsellik olaylarına da cok girmissiniz. Denizer ile siz ask mı yasıyorsunuz nedir? birbirinizimi beceriyorsunuz?? napıyosanız yapında bize belli etmeyin bu olayları sizin ozeliniz evladım bunlar ayıp deilmi.

Adam değilsiniz.

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.407
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Beyaz Türkler için Risale-i Nur tanzim edildi.
« Yanıtla #15 : Ocak 31, 2012, 11:30:12 ÖÖ »
Beyaz Türkler için Risale-i Nur tanzim edildi

<http://www.dailymotion.com/video/xo8che_beyaz-turkler-icin-risale-i-nur-tanzim-edildi_news> Yasaklandı...

<a href="http://www.youtube.com/watch?v=l9thmsgZFBg" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=l9thmsgZFBg</a>


"Not: Bu yazı Sayın Sefa Yörükel tarafından paylaşılmış olup asıl yazı sahibi Sayın Erdal Atabek"in ilgili açıklaması şöyledir" demiş açıklama yapmışım.

Hemen altındaki bir başlıkta ise "Fethullah Gülen üç kez Hacca gitmiş" şeklinde efendinizin sitesindeki açıklamayı da koymuşum.

Ama koymayı unuttuklarım buraya dökülüyorlar.

Sanırım Şeyhlerinin kucağında otururken bunları okudun ya da şeyhlerin seni"¦ İken okudun ki canın yanarken bunları göremeyecek kadar gözlerini kapatmış olmalısın.

Neyse önemi değil siz Müritlerin geleneksel tavırları böyledir.

Afgan Talibanlarının geleneklerini yaşatma deneği kursan daha revaçta olurdunuz, tavsiye ederim.

Hakaret istemeyen hakaret etmez.

Psikolojide bir kabul vardır, "Herkes konumunu savunmak zorundadır" der.

Sanırım sen de konumunu savunmak zorundasın.

O efendilerine kucağında oturmadığın zamana denk getir sor bakalım, bu yazdıklarından ötürü savcılık seni ne yapar?

Siz Taliban tipi Müslümanlar neden sürekli sövüyorsunuz, sizin tanrınız, dininiz buna izin veriyor mu?

Müslüman neresinden belli olur?

Hımmmm, anladın sen onu.

Oyuncaklarınla (!) oynasan da rahatsız olmasan nasıl olur?

A. Dursun

Bak altta fetvanız da gelmiş.

***

Eşcinsellik İslam"da caizdir

Endonezya"nın başkenti Cakarta"da 27 Mart"ta düzenlenen Endonezya Dinler ve Barış Konferansı"ndan "Eşcinsellik İslam"da caizdir" fetvası çıktı.

Endonezya içinden ve dışından pek çok İslam uzmanının katıldığı toplantıda konuşan ilahiyat akademisyeni Dr. Siti Musdah Mulia, Kuran"daki Hucurat Suresi"ni esas aldığını ve eşcinselliğin yalnızca şehvetten kaynaklanmadığını vurgulayarak, "Eşcinselliğin Allah"tan geldiğinin, doğal olduğunun göz önüne alınması gerekir. Allah"ın gözünde insanlar dindarlıklarına göre değerlendirilirler" dedi. Pek çok katılımcı da bu görüşe destek verdi.


Eşcinsellik Allah"tan geliyor, doğaldır! Eşcinsellik caizdir fetvası şaşırttı!


İNANCIN EŞCİNSELİ OLMAZ

Prof. Dr. Beyza Bilgin: "Nisa Suresi"nde kadın kadına ve erkek erkeğe her türlü fuhuş kötüleniyor ve cezalandırılıyor. Asıl olan, insanın insana onurunu koruyacak şekilde davranmasıdır. İnancın heteroseksüeli, eşcinseli olmaz."

Hürriyet

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.407
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
AB, Âl-i İmrân Suresini okutmayın dedi mi?
« Yanıtla #16 : Mart 22, 2012, 07:12:21 ÖS »
Dailymotion sitesinen yasakladığı izlenceleri yeniden düzenlerken bu izlencein bu yazının altında yeniden sunulmasını uygun gördüm.

AB, Âl-i İmrân Suresini okutmayın dedi mi?

<a href="http://www.youtube.com/watch?v=9SrrXU2Ha3A" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=9SrrXU2Ha3A</a>

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.407
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Hutbeler İngilizce okunacak.
« Yanıtla #17 : Mart 22, 2012, 07:13:34 ÖS »
Hutbeler İngilizce okunacak.

<a href="http://www.youtube.com/watch?v=JnmFCKCIwKg" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=JnmFCKCIwKg</a>

Çevrimiçi ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 21.407
  • Puan: +98/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Beyaz Türkler için Risale-i Nur Tanzim Edildi.
« Yanıtla #18 : Mart 22, 2012, 07:17:05 ÖS »
Beyaz Türkler için Risale-i Nur Tanzim Edildi.

<a href="http://www.youtube.com/watch?v=l9thmsgZFBg" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=l9thmsgZFBg</a>

Çevrimiçi Meltem yeli

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 1.006
  • Puan: +173/-1
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Okunuk!
« Yanıtla #19 : Mart 22, 2012, 09:25:44 ÖS »
Okunuk

Bir vatandaşın dükkânının önündeyiz.
İki delikanlı ile onun akrabası olan bir dost:
-Bu delikanlılar ikisi de öğretmen dedi.
-Harika dedim.
29 yaşında birisi 27 sinde diğeri. Maşallah çivi gibi delikanlılar. Yere çaksanız tereddütsüz girecekler. Cıvan gibi uzun boylu esmer kaşlı gözlü gençler. Bu gençlerle neler yapılmazdı ki!
 İlkokul yıllarım aklıma geldi o an. Öğretmenimi ve onları düşündüm. Büyük olana:
-Peki öğretmenim. Çok memnun oldum. Sorması ayıp olmasın kolunuz ne?
-Sosyal bilgiler
Öteki gence dönerek:
-Ya sizin öğretmenim?
-Resim sanat öğretmeni!
Hoş güzel bir şey! Öğretmenleri tanımaya çalışırken, aşağıdan yukarıdan derken birisi bayan iki kişi yanımıza geldi.  Kadın, güzel giyimli saçları kısa kesilmiş, dudakları boyalı güzel bir bayan.
Erkek ise kadın boylarında kabarık ve kıvırcık saçlı, spor giyimli diksiyonu gayet yerinde.. Elerinde resimli kutular var. Satıcı olmalılar.
Bayan:
-Abiler pişmaniye alır mısınız, dedi
Pür dikkat hepimiz kutulara ve gelen o iki kişiye bakıyoruz.
Erkek:
-Abiler okunmuş pişmaniye bunlar tanesi beş lira. Dedi.
Dükkân sahibi ve ben almayalım yönünde teşekkür ettik. Fakat Öğretmenler ikişer tane aldı. Hemen Paketin birisini açtı ve:
-Buyurun efendim dedi. Afiyetle yiyiniz!
-Sağ olun, yemeyeceğim dedim.
Diğerleri de yemedi.
Kutuyu açan öğretmen:
-Abi dedi. Ben de almayacaktım ama okunuk deyince aldım.

Tanıyabildik değil mi öğretmenlerimizi?:)))
Böyle kuşun böyle kuyruğunu"¦.
Neyse
Esen kalınız


 

Son İletiler/Konular

Cihat kadınlara neden cazip geliyor? Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Dün, 07:46:21 ÖS]


DÜNYA SAVAŞINI KİM ÖNLEYEBİLİR? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Dün, 02:20:44 ÖS]


IŞİD setinde bulunan figüran Militanı Ölmüş… Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Dün, 01:00:00 ÖS]


İsrail'den Türkiye'ye terör suçlaması var... Gönderen: Cessur Demirali GÜRSU
[Ekim 22, 2014, 08:28:44 ÖS]


PKK VE BDP TABANI BUNLARI BİLMİYOR Gönderen: Mehmet Akkaya
[Ekim 22, 2014, 06:54:39 ÖS]


Ynt: TEŞEKKÜRLER DELİKANLILAR Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 22, 2014, 03:13:27 ÖS]


TEŞEKKÜRLER DELİKANLILAR Gönderen: yoruk
[Ekim 22, 2014, 07:42:26 ÖÖ]


ÇİN ve RUSYA KATILACAK Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 22, 2014, 05:08:39 ÖÖ]


Soygunun yeni şekli, 10 yılda bir kimlik parası 18 TL. Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 21, 2014, 03:46:05 ÖS]


ANLAMAK SEVGİLİM Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 21, 2014, 02:29:54 ÖS]


Ynt: ULUSAL ÇÜRÜMÜŞLÜK ÖLÇÜTÜ Gönderen: Talat Alp
[Ekim 21, 2014, 01:10:11 ÖS]


Kur'an a Bakış Açımızda ki Yanlışlıklar. Gönderen: halukgta
[Ekim 21, 2014, 10:29:20 ÖÖ]


KMÜ’DE BOYNUİNCELİ YÖRÜKLERİNİN DİLİ ARAŞTIRILDI Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 21, 2014, 02:46:45 ÖÖ]


Kedi veya çiğ etten geçen parazit sizi yönetiyor mu? Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 21, 2014, 01:42:42 ÖÖ]


Ynt: Bizans kuşatılırken melekler dişimi yoksa erkekmiydi .. Gönderen: Delimemed
[Ekim 21, 2014, 12:42:42 ÖÖ]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: temellica
[Ekim 21, 2014, 12:30:17 ÖÖ]


Bizans kuşatılırken melekler dişimi yoksa erkekmiydi .. Gönderen: Talat Alp
[Ekim 21, 2014, 12:13:13 ÖÖ]


Kur'an ın Emrettiği Namaz, Oruç ve Zekatın Özünü Amacını Doğru Anlamak. Gönderen: halukgta
[Ekim 20, 2014, 08:00:12 ÖS]


Ynt: SON İSTİKLAL GAZİSİNİ DE YİTİRDİK - Talat ALP Gönderen: Talat Alp
[Ekim 19, 2014, 10:06:56 ÖÖ]


Ynt: SON İSTİKLAL GAZİSİNİ DE YİTİRDİK - Talat ALP Gönderen: Talat Alp
[Ekim 18, 2014, 10:33:10 ÖS]


Ynt: Delikanlı öl! Gönderen: Meltem yeli
[Ekim 18, 2014, 09:10:14 ÖÖ]


Ynt: Delikanlı öl! Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 18, 2014, 02:05:50 ÖÖ]


Erdemir Vakfı'na kesilen 129 milyon lira ceza % 5'e indirildi. Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 17, 2014, 11:43:38 ÖS]


Delikanlı öl! Gönderen: Meltem yeli
[Ekim 17, 2014, 11:16:31 ÖS]


ULUSAL ÇÜRÜMÜŞLÜK ÖLÇÜTÜ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 17, 2014, 04:54:04 ÖS]


Müftü, 7 aylık bebeğe tecavüze karşı çıkmak timsahın gözyaşlarıdır. Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 16, 2014, 02:15:08 ÖÖ]


AKP'den CMK'yı değiştiren teklif. 'Faşizme çeyrek kala...' Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 15, 2014, 10:37:03 ÖS]


AKP’NİN ‘ORTA VADELİ PLAN’ININ ŞİFRELERİ Gönderen: Mehmet Akkaya
[Ekim 15, 2014, 10:09:51 ÖS]


Altan Tan, Bahçeli olmasa Türkiye'de iç savaş çıkar...! Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 15, 2014, 05:34:26 ÖS]


Türk askeri IŞİD'le hatıra fotoğrafı çektirdi iddiası. Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 15, 2014, 04:30:28 ÖS]


ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ-(6) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 15, 2014, 03:46:08 ÖS]


Yüce Divan yargılamalarında bugüne kadar kaç kişi yargılanmıştır? Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 15, 2014, 03:43:48 ÖS]


IVIR-ZIVIR KONULAR Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 14, 2014, 03:58:56 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 14, 2014, 02:12:12 ÖÖ]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: dyy2002
[Ekim 14, 2014, 12:36:46 ÖÖ]


VATAN YAHUT… ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ (5) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 13, 2014, 05:03:55 ÖS]


Ynt: ISPARTA DA BÜYÜK OYUN-2 Gönderen: Delimemed
[Ekim 13, 2014, 09:50:19 ÖÖ]


BÜYÜMENİN SONU Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 12, 2014, 03:10:23 ÖS]


Allah Klonlamadan sonra 3D yazıcısını da öğrenecek Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 10, 2014, 02:44:29 ÖS]


“Co-bahni 1915!” Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 10, 2014, 01:14:08 ÖÖ]


TANI DA BÜYÜ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 09, 2014, 03:14:04 ÖS]


İdrar Sıçraması Kabir Azabına mı Neden Olur? Gönderen: halukgta
[Ekim 09, 2014, 02:00:37 ÖS]


KİMLİK ve EKONOMİK/ ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ (4) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 09, 2014, 02:18:31 ÖÖ]


BU KAÇINCI DEPREM, EY VAN! Gönderen: Mehmet Akkaya
[Ekim 08, 2014, 05:30:15 ÖS]


Bilim ve Teknik Dergilerinin bazı sayıları-İNDİR Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 07, 2014, 01:05:41 ÖÖ]


520 çocuk 'Benim namazım' şenliğinde buluştu Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 06, 2014, 02:24:10 ÖS]


SAVAȘ VE BARIȘ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 03, 2014, 03:53:20 ÖS]


ISPARTA DA BÜYÜK OYUN-1 Gönderen: Delimemed
[Ekim 03, 2014, 10:21:13 ÖÖ]


Kdz. Ereğli Hastanesi, İş birliği ile yol tedbiri. Gönderen: ahmetdursun
[Ekim 02, 2014, 11:04:13 ÖS]


DEVLETSİZ OLMAZ (Ulusalcılık Sözlüğü III) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 02, 2014, 05:42:01 ÖS]


ANAYASAL YURTTAȘLIK (‘ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ-II) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ekim 01, 2014, 11:49:40 ÖS]


ORHANELİ KALESİ Gönderen: Mehmet Akkaya
[Ekim 01, 2014, 05:53:03 ÖS]


Sezen Aksu'dan örtünme itirazı Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 30, 2014, 02:31:44 ÖS]


‘ULUSALCILIK SÖZLÜĞÜ’ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 29, 2014, 03:54:32 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: daliosma
[Eylül 28, 2014, 10:27:47 ÖS]


TELLAL Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 28, 2014, 01:42:18 ÖÖ]


Mehmet Ali Alabora İngiliz vatandaşı oldu. Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 27, 2014, 11:15:17 ÖS]


Ynt: Bir Kimlik Peşinde Türkiye Gönderen: marksist-leninist
[Eylül 27, 2014, 09:54:37 ÖÖ]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: Denis Diderot
[Eylül 27, 2014, 01:36:38 ÖÖ]


KAPIDAKİ KRİZE HAZIR MIYIZ? Gönderen: Mehmet Akkaya
[Eylül 26, 2014, 03:29:07 ÖS]


ÇIKAR MI ÇIKMAZ MI? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 24, 2014, 01:48:13 ÖS]


SENİN DEVLETİN Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 23, 2014, 04:52:56 ÖS]


Namaz Konusunda Düşünmemiz Gereken Bir Ayrıntı. Gönderen: halukgta
[Eylül 23, 2014, 12:55:53 ÖS]


Ynt: ANANIN DİLİ ! Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 19, 2014, 11:24:39 ÖS]


TORBA YASANIN KAZIKLARI Gönderen: Mehmet Akkaya
[Eylül 19, 2014, 12:01:30 ÖÖ]


AKP TAŞERONLARI KAKA DA, CHP, MHP VE BDP TAŞERONLARI CİCİ Mİ? Gönderen: Mehmet Akkaya
[Eylül 18, 2014, 11:59:25 ÖS]


ANANIN DİLİ ! Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 18, 2014, 03:47:03 ÖS]


Belediye, AKP’nin eline geçtiğinden beri yalanda sınır tanımıyor. Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 18, 2014, 12:19:40 ÖS]


Erdemir vakfı, AKP iş birliği, işçinin sırtından doyan doyana...! Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 17, 2014, 10:42:13 ÖS]


Sağırlar Uyarıldıklarında, Çağrıyı İşitmezler ki. Gönderen: halukgta
[Eylül 14, 2014, 10:27:46 ÖÖ]


İstanbul yeni başkent olmak için depremini mi bekliyor? Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 13, 2014, 02:59:36 ÖS]


Ynt: Bu gün 12 EYLÜL Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 12, 2014, 02:35:00 ÖS]


Tuz Gölü uyarısı, Böyle giderse yok olacak Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 12, 2014, 02:09:50 ÖS]


Ehl-i Sünnet omurga çökertiliyor, adım adım... Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 12, 2014, 01:28:38 ÖS]


Sürücü Ehliyetlerinde T.C nosu zorunlu değil Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 12, 2014, 01:05:00 ÖS]


Bu gün 12 EYLÜL Gönderen: Delimemed
[Eylül 12, 2014, 10:05:54 ÖÖ]


Ynt: TÜRK'ÜN TARİHİ TAMGALARI TAHRİP EDİLİYOR Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 11, 2014, 10:15:36 ÖS]


Ynt: GARACAOGLAN-5 Gönderen: yoruk
[Eylül 11, 2014, 09:02:29 ÖS]


CUMHURİYET TARIMI, CHP VE SHP DÖNEMİNDE TASFİYE EDİLDİ. Gönderen: Mehmet Akkaya
[Eylül 11, 2014, 08:37:12 ÖS]


Ynt: TÜRK'ÜN TARİHİ TAMGALARI TAHRİP EDİLİYOR Gönderen: eren48
[Eylül 11, 2014, 03:50:44 ÖS]


Ynt: TÜRK'ÜN TARİHİ TAMGALARI TAHRİP EDİLİYOR Gönderen: eren48
[Eylül 11, 2014, 03:48:49 ÖS]


MEB, Kandil’de kurulan suikast okuluna öğretmen ataması yapmış mıdır? Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 11, 2014, 02:58:30 ÖS]


Orhun'dan Anadolu'ya Türk Damgaları Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 10, 2014, 11:55:10 ÖS]


Ynt: TÜRK'ÜN TARİHİ TAMGALARI TAHRİP EDİLİYOR Gönderen: eren48
[Eylül 10, 2014, 09:19:06 ÖS]


CHP, BAYRAĞINDAKİ GİBİ DEVLETÇİ Mİ? Gönderen: Mehmet Akkaya
[Eylül 10, 2014, 09:01:22 ÖS]


TOKATLI ZEKERİYA Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 09, 2014, 02:34:00 ÖS]


Ynt: ISPARTA DA BÜYÜK VURGUN Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 08, 2014, 06:10:03 ÖS]


Ynt: ISPARTA DA BÜYÜK VURGUN-3 Gönderen: Delimemed
[Eylül 08, 2014, 11:52:44 ÖÖ]


Der Spiegel, Erdoğan Devleti... Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 04, 2014, 10:35:34 ÖS]


DAVUTOĞLU HÜKÜMETİ VE ÖZELLEŞTİRMELER. Gönderen: Mehmet Akkaya
[Eylül 04, 2014, 04:26:42 ÖS]


BARİKATA ÇAĞRI... Gönderen: Mehmet Akkaya
[Eylül 04, 2014, 04:25:42 ÖS]


Ynt: Osmanlı arşiv araştırmaları için destek kaynaklar... Gönderen: nusty
[Eylül 04, 2014, 03:56:05 ÖS]


MAKAM-MEVKİ PEŞİNDE KOŞANLARA MEYDANI BIRAKMAYACAĞIZ! Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 04, 2014, 01:30:16 ÖS]


GERÇEK ve HAKİKAT (II) (YENİ REALİZM) Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 04, 2014, 02:03:24 ÖÖ]


Ynt: Helal Kesim Kandırmacası. Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 02, 2014, 01:04:49 ÖS]


ARAPÇADAN ALDIĞIMIZ KİMİ SÖZLERİN ÇOK İLGİNÇ ÖYKÜSÜ Gönderen: ahmetdursun
[Eylül 02, 2014, 11:38:07 ÖÖ]


İSKOÇCA ‘APTAL’ NASIL DENİR? Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Eylül 02, 2014, 12:43:21 ÖÖ]


Helal Kesim Kandırmacası. Gönderen: halukgta
[Eylül 01, 2014, 01:13:10 ÖS]


‘STRATEJİK DERİNLİK’ Gönderen: Habip Hamza Erdem
[Ağustos 31, 2014, 10:07:17 ÖS]


Egon Friedell-Antik Yunan Kültür Tarihi Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 31, 2014, 06:17:25 ÖS]


Kürtçe Öğretmenlerinin Atama Çığlığı Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 31, 2014, 02:05:39 ÖÖ]


Ynt: ISPARTA DA BÜYÜK VURGUN-2 Gönderen: Delimemed
[Ağustos 30, 2014, 01:11:18 ÖS]


Bir Görmemişlik, sonradan görmüşlük hikâyesi… Cumhurbaşkanı Forsu Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 29, 2014, 10:05:52 ÖS]


Sabancı Vakfı Üniversiteye Giriş Bursu Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 29, 2014, 04:08:15 ÖS]


Ynt: İslamı Yaşarken Büyük Yanlışlar Yapıyoruz. Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 29, 2014, 01:18:21 ÖS]


Sırrı Süreyya Önder'den Emine Erdoğan'a: Türküm, tedavi oluyorum! Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 29, 2014, 12:55:11 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: Kemal Denizer
[Ağustos 28, 2014, 04:17:12 ÖS]


Ynt: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi Tamamı 7 Cilt. Gönderen: marksçı
[Ağustos 28, 2014, 03:02:26 ÖS]


İslamı Yaşarken Büyük Yanlışlar Yapıyoruz. Gönderen: halukgta
[Ağustos 27, 2014, 12:37:07 ÖS]


Din tüccarlığının adı İNANÇ TURİZMİ olunca...! Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 26, 2014, 04:06:37 ÖS]


Vakıflar Dergisi 11-20 arası Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 25, 2014, 11:46:47 ÖS]


Ynt: ISPARTA DA BÜYÜK VURGUN Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 25, 2014, 10:57:46 ÖS]


ISPARTA DA BÜYÜK VURGUN Gönderen: Delimemed
[Ağustos 25, 2014, 10:25:40 ÖS]


VAKIFLAR DERGİSİ 1-10 arası Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 25, 2014, 09:47:09 ÖS]


Küresel raporların tek konusu, "TÜRKİYE'DE KEMALİZM KRİZİ! Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 25, 2014, 09:36:17 ÖS]


Ynt: Aradığınız bazı E-Kitaplar Gönderen: Delimemed
[Ağustos 25, 2014, 04:03:41 ÖS]


Babil Kitaplığı Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 25, 2014, 03:33:48 ÖS]


İslam Ansiklopedisi 44 cilt Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 25, 2014, 03:00:14 ÖS]


Eğirdir'de Özelleştirme Kararı Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 25, 2014, 01:27:10 ÖÖ]


Türk mezarı ile Caber Kalesi bambaşka yerlerdir. Süleyman Şah Türbesi yanlışlar. Gönderen: ahmetdursun
[Ağustos 25, 2014, 12:42:42 ÖÖ]