Gönderen Konu: ANADOLU MANYETİZMASI TÜRKLERİ APTAL MI YAPIYOR?  (Okunma sayısı 671 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ANADOLU MANYETİZMASI TÜRKLERİ APTAL MI YAPIYOR?
« : Ağustos 05, 2008, 05:35:04 ÖS »
Tam dört gündür,bel ağrılarım nedeni ile yatıyorum.
Sıkıntıdan dolayı birşeyler yazmalıyım diye düşündüm.
Aslında insanların neden kandırıldığını,neden kandırılmaya ihtiyaç duyduğunu,insan olmayı tanımlamaya girmeden bu gerekçeleri anlatmak
yerine,düşüncelerimi anlatmayı tercih ediyorum.

Bilim adamları tarafından yapılan araştırmalar sonucunda zekanın birden fazla alanda olduğu,herkesin kendine özgü zeka türüne sahip olduğu fikri yayın olsa da bir öğrenme psikoloğu olan Howard GARDNER zeka kavramına farklı bir boyut getirdiği bilinmektedir.

GARDNER,1983’te yazdığı “ Aklın Çerçeveleri” kitabında kültürlerin ve bilim adamlarının zekayı çok kısıtlı olarak tanımlayarak ele
aldıklarını,zekanın bir veya birkaç faktörden çok daha fazlasını içerdiğini ve her insanda 7 farklı zekanın bulunduğu tezini ortaya atmış
olsa dahi,ben konuyu daha farklı açıdan incelemek istiyorum.

Belki ilmi tezlere aykırılıklar da olabilecektir.

Ya da var kabul gördüğü halin dışında incelemye çalışmış da olabileceğim.

Bakalım nasıl bir süreç ile yorum yapacağım?
Ben dahi ilginç bulacakmıyım?

Öncelikle Prof.Dr.GARDNER’ın tanımladığı zeka türlerini görelim.

Sözel – Dilsel Zeka
Mantıksal – Matematiksel Zeka
Görsel – Mekansal Zeka
Bedensel – Kinestetik Zeka
Müziksel – Ritmik Zeka
Kişisel – İçsel Zeka
Kişilerarası – Sosyal Zeka
Doğa – Varoluşcu Zeka 


     Son iki yıldır Sosyal ve Kişisel Zekalar bilim adamları ve eğitim bilimciler tarafından “ Duygusal Zeka” başlığı altında ele alınmaktadır.
     1995 yılında Doğa Zekası, ( doğadaki nesneleri tanıma ve sıralama becerisi )8. zeka olarak kabul edildi ve üzerinde çalışmalar
sürdürülmektedir. 

Bu özet bilgiden sonra benim tezlerime geçelim.

Benim için ehemniyet arz eden iki tür zeka vardır.
Görsel zeka ve mantıksal zeka.

Her ne kadar Prof.Dr.GARDNER'ın tezlerine birebir örtüşme sağlamıyacak olsa da bu tamamen bana ait fikirler olacaktır.

İnsan topraktan çıkmaz,anasının karnından çıkar diye bir tabir vardır.

Argo tabirmiş gibi görülse de ne yazık ki doğru bir tesbittir ya da doğruluğu adeta isbatlanmaya çalışılır bir söylemdir de diyebileceğiz.

Gerçekten de insan bir bölgede(Coğrafi anlamda)varlığına başlar.
Lakin bu varlıksal başlangıçı etkileyen bir çok etken vardır.
Biz bunları daima göz ardı etmekteyiz.

Öncelikle bir güvercin,bir kartal,bir kurt vs..gibi canlı türlerini düşünelim.
Bu türlerin görevleri belirlidir.

Başka bir örnek olarak inek,koyun gibi yaşamsal öneme sahip canlıları düşünelim.
Bu canlılardan hangisi yaşadığı yere(topraklara)göre özelliklerinde değişim sergilemektedir?
Bir düşününüz.

Bu arada ben sizlere başka ve ilginç bir örneği daha hatırlatacağım.
Sivas'ın Kangal İlçesi'nde yetişen dünyaca ünlü Kangal köpeklerini hakkında bazı ilginç tesbitlerden bahsedeceğim.

Kangal köpeklerinin tarihçesini merak edenler var ise ilgili bilgiyi şu adresten öğrenebilir.
http://www.sihirlikuyu.net/ork/14512-kangal-kopekleri-hakkinda-bilgiler-ve-ozellikleri.html

Bu nedenle ben tarihçesine bakmayacağım.
Başka bir yönünü dikkatlere sunacağım.

Eski bir tarihte okuduğum bir yazıda kangal köpeklerinin ABD'de yetiştirilmesi çalışmaları konu alınmış idi.Bu çalışmaların başarısız olmasının nedenini,kangal yöresinde oluşan ve bazı etmenlerin neden olduğu(ör:yer altı madenleri gibi)manyetizmaların,kangal köpeklerinin özelliklerini belirlemede öenmli faktör olduğu vurgusu var idi.

Şimdi o makalayi bulamıyorum ancak aklımda kalan kadarı ile böyle bir açıklama var idi.

Bu arada asıl konumuz kangal köpekleri olmadığı için Kangal diye bir ırk olmadığını savunanları söz konusa dahi etmiyorum.Hatta bir çok ülke birer kültür varlığı sayılan,kendi köpek ırklarını korumak için önlemler alır iken,Örneğin Almanya Kurt köpeği ve Rottweiler'lerin, İngiltere ise sayısız Terrier türünün yurt dışını çıkışını yasaklıyor iken bizlerin neden sahip çıkmadığını sormuyorum bile.

Buradaki amacım,manyetik alanın canlılar üzerindeki etkenlerini sorgulamak.
Aldatılma duygusunun neden en çok Türk insanı üzerinde tekin olduğunu sorgulamak.
Bu duygunun,topraklarla bir ilgisinin olup olmadığını sorgulamaktır.


Ör:Almanya,Avrupa,Vs..gibi ülkelerde yaşayan bir Türk,yaşadığı bu bölgelerde en azından bir trafik kuralına son derece riayet ederken,Türkiye'ye girdiği anda acaba neden tüm kuralları çiğnemek gibi bir dürtü ile karşılaşmakta ve bunu son derece doğal hakmış gibi görmektedir?
İşte bunu sorguluyorum.

Gerçekten menyetizma bu denli etkili olabilir mi?
Prof.Dr.Tamer Dodurka(İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Öğretim Üyesi, İç Hastalıkları ve Psikoloji Uzmanı):Hayvanların,kedilerin algıladıkları sinyal türü bazı şeyler var. Bu algılarla ölüm arasında bazı ilişkiler kuruyorlar.Ölüm yolundaki hareketlilik,panik,belki bir koku, belki hastada ya da yanındakilerin davranışları,kedi için bir sinyal olabiliyor. Kediler dışında başka hayvanlarda da bu tür algılar var. Örneğin ışıkta kızılötesini görme, duyamadığımız sesleri duyma gibi. Bilim şimdilik bunları açıklayamıyor.

Veteriner Hekim Kurtcebe Kara:İnsanın bedenini saran yüksek enerjili bir alan vardır.Biz buna evrensel enerji alanı deriz. İnsanların gözü
tarafından algılanamaz. Kedi ve köpeklerde daha gelişmiş duyular olduğu için manyetik alanın algılanma olanağı daha yüksek. Ölmek üzere olan insanların hayat enerjileri düşük olur. O yüzden bunu algılama ihtimali daha yüksek diye düşünmekteyim.

Başka bir araştırma.
Araştırma nasıl gerçekleştirildi?
Kuzey Carolina üniversitesi araştırmacıları Larry C. Boles ve Kenneth J.Lohmann,İstakozların yön bulma yetenerini araştırmak için bir deney düzenlediler.

Karayip açıklarında yakalanan istakozlar daha sonra tekneyle yakalandıkları yerden 12-37 km uzağa götürüldü.
Yolculuk sırasında istakozların hiç bir şey görmemesi için çok dikkatli davranıldı:

Kısmen deniz suyuyla doldurulmuş haznelerde tutuldular,haznelerin etrafı kapatıldı ve test alanına dolambaçlı bir rota izlenerek götürüldüler.
Çevreyi algılamaları engellenen istakozlar bazı araştırmalara da tabi tutuldu.
İçlerindeki hazneler sağa sola sallanacak şekilde iplere asıldı.
Istakozların, dünyanın doğal manyetik alanını bir pusula gibi kullanmalarının önüne geçebilmek için güçlü mıknatıslarla haznelerde
karmaşık manyetik alanlar oluşturuldu.

Bilim adamları, bu engelleme ve şaşırtma dolu yolculuktan sonra denizde bir noktada durup istakozları salmaya başladılar.
Istakozlar serbest kaldıkları anda gözlerinin kapalı da olmasına karşın ilk yakalandıkları yerin yerini kolayl?kla buldular.Istakozlar suya bırakılır bırakılmaz evlerinin yolunu tuttu. Bilim adamları istakozların hiçbir şaşkınlık dönemi geçirmediğini gözlemlediler.

Başka bir çalışmada ise,Prof.Dr.İlhami Çelik'in Manyetik alanın,bıldırcın embriyoları üzerindeki etkisi.TUBİTAK-BAYG araştırmasına da
bakınız.
http://veteriner.selcuk.edu.tr/person.php?id=1268

Başka bir örnek verelim.
Arının kovana dönüşü en kestirme yoldan olur.
Dönüş yolculuğuna çıktığı nokta,ilk vardığı yerden ne kadar farklı olursa olsun, balarısı o nokta ile kovan arasındaki en kısa yolu, düz
bir uçuş hattı halinde belirler ve hedefine ulaşır.

Bu hedefe “Arı Hattı” deniyor.
Bu hattının belirlenmesinde ve çiçek tarlası gibi diğer hedefleri bulma  konusunda arının  önemli veri kaynakları şöyle diyebiliriz.
 Yeryüzünün manyetik çekim alanı ve güneşin konumu.

Gezegenimizin manyetik alanına duyarlı bir biçimde düzenlenerek arının alt blgesindeki partiküller,aldıkalrı düzen ve biçime göre(ki bunda aynı anda güneş ışınlarının geliş yönlerinin de etkili olduşu ile),gerekli bilgileri arıya ulaştırarak yönünü belirler.

Görülüyor ki,insan topraktan değil,anasının karnından çıkar söylemi sanırım ki yavaş yavaş çürütülecek gibi görülüyor dermisiniz?
İşte benim merak ettiğim ve bunları yazmaya neden olan soru ise şöyledir.

Bu manyetizma gerçek ise ve tüm canlıların yaşamlarını etkiliyor ise acaba Türk insanının neden bu kadar saf(temiz anlamda)olduğunun sorusuna yanıt olabilir mi?

Türk insanının aldatılmasında Anadolu topraklarının manyetizmasının bir tekisi var mıdır?
Yok efendim,bu olsa dahi salt insan dışındaki yaratılmış canlılar için geçerlidir.
İnsan ile bir bağlantısı yoktur diyenleriniz olacaktır.

O halde onlar için de bir soru.
Neden acaba salt Türk insanı kendi toprakları üzerinde uyutulmayı,gözünün içine baka baka yalan söyleyenleri anlamamayı,onlara kanmayı, ahlaksızlığın adına siyaset denen aldatmacayı sadece ve sadece kendi toprakları üzerinden göremiyor?

Kendi verdiği vergilerle ayakta tuttuğu ülkesinde açık ve net olarak yine kendisine yapılan ihanetleri göremiyor?

Yine verdiği vergiler ile kendisine Profesör ünvanı,gazeteci ünvanı verilenler,sayasi arena da yer alıpta,on liralık dış borcu bin lira yapanlara,dışarıya göbeğinden kendisini bağlayanlara neden hala pirim vermektedir?

Neden hala aynı insanları,aynı zihniyetleri adeta kurtarıcı gibi görmektedirler?

Neden Atatürk'ü anlamamakta adeta ısrar etmektedirler?

Kendisini aldatanlara,hainlere,gözümüzün içine baka baka vatanı satanlara neden hala kanmaya devam etmete ve bundan zevk alır hale
getirilmektedirler?


Aacaba gerçekten insan topraktan mı çıkıyor,yoksa anasından mı?

Ülke pare pare satılıyor,Kur'an kursunda evlatları ölenlerden tık yok,şikayet yok,Çanakkale'de ve yurdun dört yanında ciğerlerimiz yanıyor tık yok,evlatlarımız teker teker öldürülüyor,teröre kurban gidiyor tık yok,Kıbrıs elden gitmiş,AB verdiği desteğin karşılığında kıbrısı alenen istiyor tık tok,Sorospunun evlatları tüm mülk(mülk vatan demektir bilmeyenler öğrensin)ellerinde satın almış tık yok,Mandacılar şaha kalkmış tık yok,Ermenistan kardeşimiz olmuş ancak Türkmenistan,kerkük düşmanımız olmuş haberimiz yok..........vs.....vs.....
Say say bitmez,kime sayacağız?Kime yazacağız?

Şimdi söyleyin bakalım.

Abnadolu amnyetizması bizi aptal mı ediyor yoksa bir genetik özelliğimiz var da biz mi anlamıyoruz?
Bu soru ne yazık ki Türk insanı için hala sır olmaya devam etmektedir.

Umarım en yakın amanda aldatılmanın anadolu manyetizması ile alakası olmadığını bu millet kendisini aldatanlara bir an evvel gösterecek,sandıkta gereken deris herkese verecektir.

Buna inancım hala tamdır.



Yakında seçimler olacak.
Denenmiş hiç bir siyasi parti yeniden gelmeyi hak etmediğine inanıyorum.Yeniden aldatılmayacağımıza inanıyorum.
Saygı ile...
Ahmet Dursun

Çevrimdışı kurtdereli

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 30
  • Puan: +2/-0
Ynt: ANADOLU MANYETİZMASI TÜRKLERİ APTAL MI YAPIYOR?
« Yanıtla #1 : Ağustos 05, 2008, 10:50:22 ÖS »
Değişik bir yaklaşım tarzı olmakla beraber temel nedenlerin daha farklı olduğu düşüncesindeyim. Öncelikle, Anadolu'da yaşayan Türk toplumunun, geçmişte nasıl bir sosyolojik yapı içerisinde şekillendiğine bakmakta fayda vardır. Bunun için de, İslamiyeti kabul etmeden önceki dönem ve İslamiyetle tanıştıktan sonraki dönemleri iyi incelemek gerekir. Fazla derin tahlillere girmeden bir örnek olması hasebiyle şöyle bir konuyu dikkatinize sunmak isterim. Eski Türk hikayelerinden de (Dedekorkut hikayeleri vb..) anlayabileceğimiz gibi, o dönemlerde Türk toplumu içerisinde kadın (İslamiyet sonrası döneme göre) çok daha farklı bir yere sahiptir. Mesela ok atar, çok iyi at biner, güreş tutar, kocasının yokluğunda onu aratmaz vb.dir. Şimdi burada hemen şunu da belirtmeliyim ki, buraya kadar söylediklerimden İslamiyet sonrası bu toplum bozuldu...anlamında bir sonuç çıkarmaya çalıştığım anlaşılmasın. Şimdi şu nokta gözden kaçmamalı ki, İslamiyet ilk bir kaç yüzyılda Türklere önemli bir ivme kazandırmıştır. Osmanlı öncesi ve sonrasında Semerkant ve Horasan gibi zamanın bilim ve kültür kentlerinden kalkıp Anadolu'ya gelen ve adına Anadolu Erenleri dediğimiz insanlar bu topraklarda önemli çalışmalar yapmışlar, mesela Ahî'lik müessesini ortaya koymuşlardır. Şimdi buradan tekrar geriye dönelim. Bilindiği gibi Anadolu insanının önemli bir kısmı sünni ve hanefi mezhebindendir. Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin yerine geçen öğrencilerinin yetiştirdiği öğrencilerden öne çıkan iki İmam vardır: Bunlardan birisi İmam Maturidi (ki kendisi Türk'tür ve İslami ilimler tahsil etmek üzere Bağdat'a gitmiştir.), diğeri ise bir Arap olan İmam Eşarî'dir. İmam Maturidi tahsilini tamamladıktan sonra Semerkand'a dönmüş ve orada öğrenciler yetiştirmeye başlamış, İmam Eşari ise, o zamanki devrin önemli şehirlerinden Bağdat'ta kalmıştır. Bu her iki imamın İslamı yorumlayış tarzları birbirinden çok farklıdır. İmam Maturidi akılcı ve bağnaz olmayan bir İslami yorum getirirken, İmam Eşari ise tam tersine insanları adeta günahla korkutarak, bütün hayatları boyunca günahtan kaçmanın yollarını aramalarını salık vermiştir. 1517'de Yavuz Sultan Selim Han Ridaniye zaferi ile Mısır'ı fethettiğinde, Kahire'de bulunan Eşari anlayışa mensup din alimlerini beraberinde İstanbul'a getirmiş ve onlara önemli mevkiler ihsan etmiştir. Dikkat edilirse bu tarihten sonra Osmanlıda gerileme emareleri belirmeye başlar. Şeyhulislamlık makamına kadar yükselen ve en önemli kriteri "günahtan kaçınmak" olan Eşari anlayışa mensup bu insanlar bir çok yeniliğin Osmanlı topraklarına girmesine de izin vermemişlerdir. Ne ilginçtir ki, Yavuz Mısır'ı fethederken top kullandığı halde Tomanbay savaşta top kullanmayı İslam'a aykırıdır diyerek reddetmişti...İşte bu tarihten itibaren Anadolu'da Erenlerin izleri yavaş yavaş kaybolmuş ve meselâ, Yunus Emre'nin dizelerini okumak bile idamla cezalandırılmayı gerektirebilmiştir.

Şimdi bizler bugün bile bunun ızdırabını çekiyoruz. İnsanları yaradılış gayelerinden uzaklaştırarak günah korkusu ile yerinde saydıran sahte bir din anlayışının esareti altında bizi bugünlere kadar sürükleyen olaylar, düşünmekten uzak, aşırı bir tevekkül ve derin bir tembelliğin verdiği uyuşukluğa sahip bireyler meydana getirmiştir. Böyle bireylerden teşekkül etmiş bir toplumun, daima kendi yerlerine düşünecek, kendi adlarına karar verecek ve kendilerini kurtaracak ve kendilerinin biat edebileceği bir insan aramasından daha doğal ne olabilir ki? Biat ettikleri nasıl olsa kendileri için en iyisini düşünecek, kendileri de bol bol ibadet etmeye, titizlikle kurallara uymaya zaman bulacak, çocuk yetiştiren kadınlarını cahil bırakıp toplumdan soyutlayacak, bir taraftan da bol bol sevap kazanıp cennete gitmeyi bekleyeceklerdir! Ne güzel bir kolaylık değil mi?

Buna ilaveten, yukardaki olayların doğal sonucu olan fakirleşme, insanların ihtiyacı kadar protein alamaması ve buğday kökenli karbonhidratlara yönelmesini zorunlu kılmış, bu da beyinin düşünme gücünü önemli ölçüde kırmıştır. Uzmanı bu konuyu daha iyi değerlendirecektir.

Sürç-ü lisan ettikse affola diyor, selam ve sevgiler sunuyorum...

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ANADOLU MANYETİZMASI
« Yanıtla #2 : Ağustos 06, 2008, 11:31:49 ÖÖ »
Sayın Yorumcu,
Bahsettiğiniz konular hakkında detaylı bilgiler daha evvel de işlenmiş idi.
Yinelemek yerine ilgili adresleri veriyorum.
Saygı ile...
Ahmet Dursun
-----------
HUMEYNİ-Risalesi,kadın kullanma el kitabı.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1486.msg2004#msg2004
----------
ATATÜRK, LAİKLİĞİ SELÇUKLULAR'DAN MI ALDI?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2014.msg3105#msg3105
-----------
ATATÜRK LAİKLİĞİ,İMAM MATURİDİ YOLU.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2014.msg3106#msg3106
---------
TÜRKLERLE ÖLDÜRÜŞME;HZ.MUHAMMED'İN TÜRKLERE BAKIŞI
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=642.msg840#msg840
-----------
YECÜC-MECÜC;Said-i Nursî ,Nurculuk ile Türk Milliyetçiliği Bağdaşır mı?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=532.msg689#msg689
----------
ARAP MILLIYETÇILIGI VE TÜRKLER
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1611.msg2220#msg2220
------------
Heyet-i Temsiliye’deki o Kürt!
Atatürk ve Kürtler.(ÖZEL DOSYA-1)
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1526.msg2064#msg2064
-----------
Türkiye Yugoslavya olmasın diyorsanız.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=329.0
------------
BÖLÜNMEDE NAKŞİLERİN ROLÜ
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=330.0
---------------
GÜLEN LORDLAR KAMARASINDA
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=489.0
-----------
SAİD-İ NURSİ:İNGİLİZ İSTİHBATARININ NURCULUĞU KURMASI-1
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1507.0

Çevrimdışı kurtdereli

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 30
  • Puan: +2/-0
Ynt: ANADOLU MANYETİZMASI TÜRKLERİ APTAL MI YAPIYOR?
« Yanıtla #3 : Ağustos 06, 2008, 02:14:13 ÖS »
Sayın Dursun,

Meramım daha önce verilmiş konular hakkında yeniden bilgi vermek değil, insanımız neden bu kadar kolay kandırılabiliyor sorusuna cevap bulmaktı. Bu sebeple, geçmişteki olayları, sonuçlarını ve birbiriyle olan bağlantılarını son derece kısa bir hatırlatma ile ortaya koymak zaruretinde idim. Konuya bu yönüyle baktığınızda bana hak vereceğinizi umuyorum. Selamlar...

Çevrimdışı Kemal DENİZER

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 506
  • Puan: +8/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Toplumsal Bilinci Koruma ve Geliştirme Çatısı
Ynt: ANADOLU MANYETİZMASI TÜRKLERİ APTAL MI YAPIYOR?
« Yanıtla #4 : Ağustos 06, 2008, 03:19:53 ÖS »
Sayın Kurtdereli,

Ülkemiz tarihinin ve tarihi ivmelerin sebep sonuç ilişkisini çok kısa bir yazıyla oldukça çarpıcı anlattınız.

Ellerinize, beyninize sağlık.

Küçük bir ilave yapmak isterim.

Ahilik yapılanmasının zayıflamaya ve dahası yasaklanmaya başlamasıyla ortaya çıkan başta 'kadercilik' olmak üzere önceleri Türk ulusunun günlük yaşantısında pek ağırlıklı yer tutmayan 'ibadet maratonu'; bireysel ve toplumsal canlılığın da yitirilmesinde pay sahibidir diye düşünmekteyim.

Görüşlerinize sunarım...

Kemal
"Dahi odur ki, bugün herkes tarafından genel kabul gören doğruları söylediği zamanlar herkes onlara deli saçması der"  M. K. Atatürk (1926)

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: ANADOLU MANYETİZMASI TÜRKLERİ APTAL MI YAPIYOR?
« Yanıtla #5 : Ağustos 06, 2008, 03:41:14 ÖS »
Sayın Kurtdereli,
Yazınızı tabiiki tasvip ediyorum.ÜSTELİK ÇOK GÜZEL BİR YÖNDEN DE BAKIŞ YAKALAMIŞSINIZ.
Ancak olumsuz eleştiri olarak almayınız derim.Çünkü ilgili konuları daha evvel de paylaşmış olduğumuz için özet amaçlı yönlendirme yaptım.
Saygı ile..
A.Dursun

Çevrimdışı kurtdereli

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 30
  • Puan: +2/-0
Ynt: ANADOLU MANYETİZMASI TÜRKLERİ APTAL MI YAPIYOR?
« Yanıtla #6 : Ağustos 06, 2008, 09:15:59 ÖS »


Ahilik yapılanmasının zayıflamaya ve dahası yasaklanmaya başlamasıyla ortaya çıkan başta 'kadercilik' olmak üzere önceleri Türk ulusunun günlük yaşantısında pek ağırlıklı yer tutmayan 'ibadet maratonu'; bireysel ve toplumsal canlılığın da yitirilmesinde pay sahibidir diye düşünmekteyim.

Görüşlerinize sunarım...

Kemal

Teşekkür ederim Kemal Bey,

İşaret ettiğiniz gibi, ne acıdır ki, bütün bu olaylar ve özellikle de statik bir hale getirilip adeta dondurulmuş dini hükümler,  toplumun bünyesinde manasız bir tevekkül ve tembelliği perdeleyen yersiz bir kanaatkârlık duygusu uyandırmış, insanları çalışmaya ve yeni fikirler üretmeye zorlayacak her türlü yeniliğe karşı amansız bir düşmanlık hissi beslemeye itmiştir. Dilerseniz son sözü burada Mustafa Kemal'e bırakalım:

Milleti millet yapan ve ilerlemeye ve aydınlatmaya götüren kuvvetler vardır; fikir kuvvetleri ve içtimai kuvvetler. Fikirler manasız, mantıksız ve safsatalarla dolu olursa o fikirler hastadır. Keza içtimai hayat, akıl ve mantıkla ilgisi olmayan faydasız, hatta zararlı bir takım akideler ve ananelerle dolu olursa felce uğrar. Evvela fikir ve içtimaiyat kuvvetlerinin kaynaklarını temizlemek lazımdır.

Memleketi, milleti kurtarmak isteyenler için hamiyet, iyi niyet, fedakarlık elzem olan vasıflardandır. Fakat bir insan topluluğundaki hastalığı görmek, onu tedavi etmek, o topluluğu asrın icaplarına göre ilerletebilmek için bu vasıflar kafi gelmez; bu vasıfların yanında ilim ve fen lazımdır.


Selam ve saygılarımla...



Çevrimdışı kurtdereli

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 30
  • Puan: +2/-0
Ynt: ANADOLU MANYETİZMASI TÜRKLERİ APTAL MI YAPIYOR?
« Yanıtla #7 : Ağustos 06, 2008, 09:22:48 ÖS »
Sayın Kurtdereli,
Yazınızı tabiiki tasvip ediyorum.ÜSTELİK ÇOK GÜZEL BİR YÖNDEN DE BAKIŞ YAKALAMIŞSINIZ.
Ancak olumsuz eleştiri olarak almayınız derim.Çünkü ilgili konuları daha evvel de paylaşmış olduğumuz için özet amaçlı yönlendirme yaptım.
Saygı ile..
A.Dursun

İlgi ve güzel değerlendirmeniz için teşekkür ederim. Doğrusunu isterseniz, yaptığınız yönlendirme ve bilgilendirme benim açımdan da faydalı oldu, buna da ayrıca teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla...

Çevrimdışı AliDemirtas

  • Ali Demirtaş
  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 264
  • Puan: +10/-0
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: ANADOLU MANYETİZMASI TÜRKLERİ APTAL MI YAPIYOR?
« Yanıtla #8 : Ağustos 06, 2008, 09:55:03 ÖS »

Yakında seçimler olacak.
Denenmiş hiç bir siyasi parti yeniden gelmeyi hak etmediğine inanıyorum.Yeniden aldatılmayacağımıza inanıyorum.
Saygı ile...
Ahmet Dursun

SAYIN DURSUN YAKINDA EFSANE PAŞA OSMAN PAMUKOĞLU HAK VE EŞİTLİK PARTİSİ ADINDA BİR PARTİ KURUYOR BENCE DESTEKLENMESİ GEREKEN TEK PARTİ VE İL,İLÇE,BELDE TEŞKİLATLANMALARINDA BİZLER GİBİ CESUR, VATANSEVER YÜREKLERE İHTİYAÇ VAR Kİ SEÇİMLER ÖNE ALINACAK BU YÜZDEN ÖRGÜTLENME ÇALIŞMALARI BİRAN ÖNCE TAMAMLANMALI BUYÜZDEN DESTEK VEREBİLECEĞİMİZ BİR PARTİ SEÇENEĞİ VAR BUNU TEKRARDAN DÜŞÜNMELİ DERİM.

SAYGILAR
Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Hangi partiye oy vereceksiniz anketi.
« Yanıtla #9 : Ağustos 07, 2008, 01:45:44 ÖS »
Sayın Demirtaş,
Aslında çok güzel bir nokta yakaladınız.
Aslen bir anket düzenlesek ve hangi parti tercihiniz olur şaklinde seçenekli bir soru yöneltsek nasıl olur?
Sayın Kemal bey de bu konuda yardımcı olursa daha iyi olur kanısındayım.
Yani sistem gereği IP nımarası ile tek oy kullanma hakkı verilebilecek bir ankat düzenleyebilir isek sanırım ki şimdiden nabız tutmuş,tartışmış olabiliriz.
Sevgili Kemal kardeşim bu konuda ne der acaba?
Tek oy kullanma hakkı veren bir düzenleme yapılabilir mi?
A.Dursun

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: ANADOLU MANYETİZMASI TÜRKLERİ APTAL MI YAPIYOR?
« Yanıtla #10 : Ağustos 07, 2008, 02:15:53 ÖS »
Sayın Mahiye hocamın eleştirisini sizlerle de paylaşıyorum.A.Dursun
---------------
Sevgili Ahmet,
 
Bu yazı sizin siteden bana da geldi, üyesi olmadığım halde gönderirler bana.
 
Gardener o makalesini siparişle yazdığını söyledi, şimdi artık desteklemediğini de söyledi.
Neden biz hala bununla bir matahmış gibi ilgileniyoruz, parçalandı beyinlerimiz artık olayları algılayamıyoruz, istedikleri de bu idi!!
 
Çoklu (boklu) zekacı liberalci teorisyenlerle istediğini elde eden küresel krallar eğitimi piyasaya parçalayarak devretmeyi başarıyorlar, bu belli bir zihin çökertme silahının ilk adımıydı, YUTTUK! Yutturdular yani.
 
Şimdi ergenekon iddianamesi de bu silahın devamıdır.
 
İşte altın değerinde evrensel bir söz: ZEKA TEKTİR, DİĞERLERİ YETENEKTİR!
ZEKA; Olaylar arasında bağ kurabilme gücüdür. Olaylar arasında bağ kurmanın adı da AKIL'dır.
Ne kadar hızlı bağ kurarsan o kadar ZEKİ olunur.
Parça asla bütüne eşit değildir.
 
Fizikbilimcilerin FRAKTAL yapılar dediği, her şey tekildir dediği de bu bağlamda siparişle yazılmış kuramdır, küresel kapitalizm çok parçaya bölünmüş her parçayı bir daha bölünmüş halde istiyor!
Benim tarifim de bu... diyorsun, olmaz! Binlerce yıldan beri ZEKA, Zihinsel FAALİYET; yani TASARIM yapıyor insan. İnsanı insan yapan Zihinsel Faaliyet yapma özelliğidir. Parçalanmış beyinde zihinsel faaliyet kalmaz, yani insanı hayvana dönüştürmeyi isteyen yeni dünya düzeni/küresel vahşetin kralları, bize parçalılığı kabul etirerek başlıyor bizi hayvanlaştırmaya. Onların söylemlerini baz almak bizi de yanlışa götürür.
İddianame için eğitimci gözüyle yazdıklarımın içinde bu konuda daha çok şey bulacaksın.
Sevgiyle
Mahiye Morgül
---------------
Sevgili hocam,
Eleştirinize teşekkür ediyorum.
Ancak aynı derdi paylaştığımı acaba anlatma da bir yanlışa mı düştüm onu anlamadım.
Sonuçta aynı şeyleri söylüyor olmamıza(kulağımızı farklı göstermenin dışında),verdiğim örneği tasvip etmediğimi de açıklamış olmama rağmen neden yanlış anlaşıldım acaba diye sormadan edemedim.
Saygı ile...
Ahmet Dursun
---------
Sayın hocamın tavsiye ettiği yazısını da sizlerle paylaşıyorum.
Mahiye Morgül

Eğitimci Yazar


     Eğitimbilimci Gözüyle  İddianame (1)


     Zihnin doğasına aykırı bütün unsurlar iddianamenin içerisine ustaca yerleştirilmiş haldedir. Diyebilirim ki, bu iddianame bir zihin çökertme silahıdır.

     İnsan beyni, tasarım yapmasını engelleyen durumları kendisine tehdit olarak algılar.  Sürekli tehdit algılaması halinde zihin çöker, diğer bir deyimle beyin aptallaşır, dağılır. Çünkü, zihinsel faaliyeti (tasarım özelliği) yok edildiğinde insan artık insan değildir.

     Pentagon enstitülerinde çalışan fizik bilimciler tarafından keşfedilen son silah zihin çökertme silahıdır. Bu silah, beynin tehdit olarak algıladığı durumları malzeme olarak kullanır. Örneğin:

1- Asimetri (tutarsız, dengesiz, uyumsuz, kararsız, matematiği olmama hali)

2- Sınırsızlık zamanda, mekanda, konuda, vb.)

     3- Belirsizlik (muhatabı belirsiz, X kişiler, hayali kahramanlar, vb)

     4- Acizlik (zayıflık, güçsüzlük, aşağılanma duygusu veren hakaret, şiddet ve küfür sözcükleri)

      5- Bu malzemeler, balyoz darbeleri gibi beyne sürekli gönderilmesi halinde zihinsel çöküş hızlanır.

     6-Bu silah beyne gönderilirken işitsel ve görsel araçlar kullanılır.

     7-Bellek kayıtları sağlam yetişkinlerde silahın tesiri daha geç görülür. Çocuklar ise kendilerini koruyamaz, bu nedenle silahın asıl hedef kitlesi çocuklardır, sonuçları sonraki nesillerde görülür. Bu nedenle bu bomba ekranlardan evlerin içine atılır.

     8-Zihin çökertme silahıyla toplumsal bellek kayıtları değiştirilebilir, tarih bilinci dağıtılabilir, insanın toplumsal özelliği yok edilebilir. Bu bakımdan, iddianamenin hedefinde Türk insanının tarih bilincini yok etmek olduğu anlaşılmaktadır.   


     İddianamede zihin çökertme silahına ait bulgular:

     -İddianamede her şey birbirinden kopuk, parçaları asla yan yana gelemeyecek bir pazıl oyunu gibi kurgulanmıştır. Bu pazılı düzeltmeyi başarayım diye onunla oynadıkça, zihinde yapacağı gerginlik ve tahribat artacaktır. İstenen de budur. Çünkü, bu kadar asimetri/bağlantısızlık beyinde kaos yaratır, AKIL denilen zihinsel faaliyet felç olur. 

     -Küfür ve hakaret sözcükleri sansürlenmemiş ve bolca geçirilmiştir.

     -Kiminle konuşulduğu belirsiz telefon görüşmeleri ve hayali X kişiler vardır.

     -Gizemlilik süsü verilmiş sözcükler araya monte edilmiştir.

     - Zamanda sınırsızlık; “20.yüzyılın sonlarına doğru…”, “600 yıllık örgüt” gibi.

     -Sanıklar, hayali kişilerin adına suçlanmaktadır. Örneğin, “Ordu Göreve” pankartını taşımış kişi ortada yoktur ama onun adına suçlanan vardır!

     -Sanıkların her birinin geçmişinde, küresel kralların tekerine çomak soktuğu bir eylemi vardır ve bunun için cezalandırıldıkları anlaşılmaktadır. Değişik tarihlerden derlenmiş asimetrik olaylar bu nedenle bir aradadır. (Antik Tigranagakarta, Samsat ve diğer direnen şehirlere Romalı komutan Korbula ve Lukullus’un verdiği cezalar gibi. Onlara “şehitler şehri” Agarta denirdi. İddianame içerisinde bu kavramın da zemininden kopartıldığını görmekteyiz.)

     Davanın devamında:

     Bu bozuk pazıl oyununu aylarca sürdürerek, en zihni açık  insanların bile bundan zarar görmesi, bu iddianamenin arkasındaki güçlerin istediğidir. Ardı ardına gönderilecek şok dalgaları kitlelerin aptallaştırılması, bu silahın kullanma tarifinde vardır. Bu dava, posta posta büyütülecek, “sınırsızlık duygusu” ile korku dozu artırılacaktır. Kitlesel zihin imha silahına dönüştürülmesi yine kendi kurdukları medya eliyle yapılacaktır. 

     Daha önce atılmış adımlar:

     Böyle bir “kitlesel zihin imha silahı” ilk kez Türkiye'de bir tarihi hesaplaşmada kullanılmaktadır. Bu bombanın atılacağı zemini kırılgan hale getirmek Dünya Bankası merkezli bir programdı ve YÖK Dünya Bankası Dairesi (özellikle 1995-2005 arasında) aracılığıyla bu yapıldı. 2005’den itibaren basılan tüm postmodern ders kitapları, örneğin İlköğretim 1.Sınıf Türkçe Ders Kitabı baştan sona zihin çökertme silahıdır.  Okullarımıza bu bombayı yerleştiren önceki Talim ve Terbiye Kurulu başkanları, Ziya Selçuk (G.Ü. Gazi Eğitim Fak.), İrfan Erdoğan (İ.Ü. Eğitim Fak) ve YÖK Başkanı Erdoğan Teziç ve yardımcıları birinci derecede bundan sorumlu olanlardır.

      Silahın geri tepmesi için öneriler:

  Bunun için zihnin doğasına uygun bir yol vardır; tehlikeyi görülür hale getirmek! İnsan beyni adını koyabildiği, yani eşleştirme yapabildiği anda kendini savunabilme özelliğindedir. Saldıranı ve silahını gördüğü zaman beyin tasarıma (zihinsel faaliyete) geçer ve ona karşı kendini koruma silahını (antikor üretmek gibi) üretir. Belirsizliği ortadan kaldırmak;  görmek, adını koymak ve bu silahı açığa çıkartmak beyni rahatlatır.

     İnsan beyni tarif edemediği şeyin karşısında geri çekilir, teslimiyete girer. Zihnin bu özelliğinden yapılan silahta, gizemli tarikatlar, hurafeler, tuhaf ilişkiler, uyduruk kavramlar bulunur. Bu tarikatlar zamanda ve mekanda sınırsız güçler olarak hayal ettirilir. Bunların yüzünü açığa çıkarmak, maskelerini düşürmek gerekir. İddianamede adı geçen Kundalini gücü, Agarta gibi sözcükleri kimler ne maksatla kullanırlar, bu açıklandığında düşmanın silah elinde patlar!

     Gizemli sözcüklerin arkasında gerçekte paraya hükmeden ama insanlara hükmetmekte zorlanan bu nedenle böyle maskeler kullanan  haydutların olduğunu, o haydutların Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Bankası gibi kurumların sahibi olduğu, vb. açıklanabilir.

     Yani silahının düşürülmesi için, saklambaç oynayan kişiye SOBE denilmesi gerekir. Çünkü açığa çıkan düşman, zihin için artık korkutucu değildir. Bu, önümüze konulmuş zehirli yiyeceği fark ettiğimizde beynimizin “bunu yeme” uyarısı yapması kadar doğaldır.

     İddianamenin arkasındakileri açığa çıkartırken, uygarlığımızı yok oluşa götürmekte olan bir tekelci finans grubundan ve onların  kendi soydaşlarına bile acıması olmadığından ve hatta kendileriyle işbirliği edenleri bile bir gün yutmak durumunda kalacaklarından söz edilebilmelidir.  Ülkemizde Türk Yahudi iş adamlarının da, Sabancı gibi dev sermaye gruplarının da başına gelenler, tekelci sermayenin insanlığı küresel yıkıma sürüklerken ırk ve din ayırımı yapmadığının işaretlerdir.

     İddianameye dönecek olursak, önündeki pazılın bozuk olduğunu bilen, onunla oynamayarak beynini korumaya alır ve ondan sonra, açık zihinle asıl yapmak istediği zihinsel faaliyetleri yapabilir.

       Yapacak bir şey daha vardır: İddianameyi “Yanlışları bul” oyununa çevirmek. Birbiriyle asimetri duran ögeleri, denge bozukluklarını bulmak. İşte o zaman bu bir zeka geliştirici oyuna dönüşür, zihnimize saldıran tarafı bozguna uğratır!
Devamı ektedir.

Çevrimdışı AliDemirtas

  • Ali Demirtaş
  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 264
  • Puan: +10/-0
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: ANADOLU MANYETİZMASI TÜRKLERİ APTAL MI YAPIYOR?
« Yanıtla #11 : Ağustos 07, 2008, 04:34:33 ÖS »
Sayın Demirtaş,
Aslında çok güzel bir nokta yakaladınız.
Aslen bir anket düzenlesek ve hangi parti tercihiniz olur şaklinde seçenekli bir soru yöneltsek nasıl olur?
Sayın Kemal bey de bu konuda yardımcı olursa daha iyi olur kanısındayım.
Yani sistem gereği IP nımarası ile tek oy kullanma hakkı verilebilecek bir ankat düzenleyebilir isek sanırım ki şimdiden nabız tutmuş,tartışmış olabiliriz.
Sevgili Kemal kardeşim bu konuda ne der acaba?
Tek oy kullanma hakkı veren bir düzenleme yapılabilir mi?
A.Dursun
Sayın Demirtaş,
Aslında çok güzel bir nokta yakaladınız.
Aslen bir anket düzenlesek ve hangi parti tercihiniz olur şaklinde seçenekli bir soru yöneltsek nasıl olur?
Sayın Kemal bey de bu konuda yardımcı olursa daha iyi olur kanısındayım.
Yani sistem gereği IP nımarası ile tek oy kullanma hakkı verilebilecek bir ankat düzenleyebilir isek sanırım ki şimdiden nabız tutmuş,tartışmış olabiliriz.
Sevgili Kemal kardeşim bu konuda ne der acaba?
Tek oy kullanma hakkı veren bir düzenleme yapılabilir mi?
A.Dursun


Sn. Ahmet Bey böyle bir sistem imkansız gibi görünüyor çünkü IP adresleri sürekli değişiyor bu yüzden sadece tek oy kullanma imkansız hale geliyor. Buna şöyle bir çözüm getirebiliriz. Bir konu açarız ve o konuya her üye cevap verir bu şekilde bir nabız yoklaması yapılabilir
Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: ANADOLU MANYETİZMASI TÜRKLERİ APTAL MI YAPIYOR?
« Yanıtla #12 : Ağustos 07, 2008, 07:33:49 ÖS »
Olabilir.
Sonuçta o da bir yöntemdir.
Saygılar.
A.Dursun

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
TÜRKLER APTAL MI?
« Yanıtla #13 : Ağustos 15, 2008, 03:01:55 ÖS »
TÜRKLER APTAL MI?

Serdar Ant

İlhan Selçuk, bugünkü (13.8.2008) yazısında soruyor:
"Türkler Gerçekten Aptal mı?"
Bu soruya cevap vermeden önce, yanıtlanması gereken iki soru var sanırım:
"Türk" kimdir? "
"Aptal" nedir?
Son beş, on yıldır "Türk" kimdir, nedir, necidir diye çırpınıp duran onca insan var ülkemizde. Kimine göre "damarlarımızdaki asil kan", kimine göre konuştuğumuz dil, kimine göre kültürümüz, kimine göre de vatandaşlığımızdır "Türk"ü belirleyen...

Kimine göre ise boş verin Türk'ü, hepimiz Ermeni'yiz!
Dolaysıyla her kafadan bir sesin çıktığı bu ortamda kavram tartışmaya açıktır!

Peki, aptal nedir ya da kimdir?
Ahmed bin Hambel, "Ahmak övülmekten hoşlanır." demiş.

İyi de, övülmekten hoşlanmayan insan var mı? Bu bakış açısına göre, aptallık insanların hamurunda demek ki…

Bir Türk atasözü de "aptal ata binince bey olduğunu sanır" diyor ki, eh bizde böyle beylerden bol miktarda var!

Madem atasözlerinden başladık, öyle devam edelim bari. Bir Alman atasözü de "danaların aptalı kasabını kendi seçer" diyor. Türkleri bu kıstasa göre değerlendirdiğimiz de "ulan biz dana mıyız acaba?" diye düşünmemek elde değil... Bugün başımızın dertte olmasına yol açan ne kadar musibet varsa, güle oynaya bunları benimseyen bizzat biz değil miyiz? NATO, AB, ABD, IMF, Dünya Bankası, liberal ekonomi, yabancı dilde eğitim, kuran kursu, imam hatip, türban, AKP, Erdoğan… Say sayabildiğin kadar…

Ama aptallık konusunda benim çok beğendiğim iki söz var ki sanırım durumumuzu teşhis etmek için kullanılabilir.

Anarchasis,  "akıllılar sebepler konusunda tartışır, aptallar ise karar verir." demiş.   

Einstein ise "aptallığın en açık kanıtı aynı şeyi defalarca yapıp değişik sonuç almayı beklemektir." diyor.     

Sonuçta biz Türkler biraz böyleyiz sanırım. Sebepler konusunda tartışacağımız yerde, bir kere karar veriyor, ondan sonra da aynı şeyi defalarca yapıp değişik sonuç almayı bekliyoruz. Boşuna değil, Türkçede  "benim adım Hıdır, dediğim budur" gibi bir deyim var.

Sanırım biz Türkler biraz Hıdır'ız!  13.8.2008
***************
OLUR MU HİÇ? TÜRK ULUSU AKILLIDIR!
 
Uluslararası ticaret anlaşmalarında, ' bir taraf ' için bir ilk ve bir ticari intihar olan, GÜMRÜK BİRLİĞİ'ne,  AB yararına ve kendi zararına girebilen....
 
Bu anlaşmayı imzalayan yöneticilerinin de üstelik(başbakanı ve yardımcısı), ' Ekonomi Profesörü ' ve ' Fizik Profesörü ' unvanları taşıyabilen...
 
Ateşler içindeki komşu coğrafyasında, sorunların ve kendi sıkıntılarının çözümü için, kendisini eşşek yerine koyarak sürekli kamçılayan ve sucuk yapacak olan 'Atlantik ötesi güç'ten medet uman..onun talimatlarıyla kendini de ateşe atan..her işinde, her ilişkisinde zarara uğrayan...
 
"Bir önceki seçimde Tayyip Bey'e vermiştim oyumu (ülke yönetimini bir kişiye indirgiyor).. O zaman işsizdim..Bugün de işsizim. Olsun, bu seçimde de yine ona vereceğim oyumu..." (basından- bir seçmen ile röpörtaj) diyebilen!!...
 
Henüz işi bile yokken, 'cemaat' üyesi mahalle komşusuna öykünüp, jipe binmeyi hayal eden...
 
Yöneticilerinin yolsuzluk ve hırsızlıklarını alkışlayan..Aç karnının gurultusunda, " ancak bu adamlar, bir gün bana da bir 'pay' verirler  nasılsa" diye düşünerek, politikacı seçiminden, ülke yönetiminden ne anladığını gösteren...
 
Namusun hala bacakarasında olduğunu zanneden...
 
Mutaasıp olduğunu her fırsatta söyleyen ama hakkı olmayanı almaktan hiç bir utanç duymayan...
 
' Sosyo-ekonomik ve politik olarak allak-bullak ülkede, seçmenin %44'ü, hala(!) Tayyip Erdoğan'ın işaret ettiği partiye verecekmiş oyunu '  (basından- AKP'nin kapatılma olasılığının ağır bastığı, geçtiğimiz günlerde ) taciz usulü 'sevilmekten' bıkmayan...


"Aptala malum olur" diyerek, aptal ile 'abdal' (ermiş kişi) arasındaki farkı dahi billmeyen...
 
..Bir türlü ulus olamayan, her türlüsünden çöküşe sessiz-tepkisiz kalan, uyuşuk ve duyarsız bir milletin (çoğunluğunun) sıfatı ' akıllı ' mı olmalıydı?!
 
Hiç düşündük mü, 'büyük insan', " TÜRK MİLLETİ ZEKİDİR..TÜRK MİLLETİ ÇALIŞKANDIR..." derken, hangi amacı gütmüş, neyi kastetmiş?
 
Sevgi ve selamlarımla,
Atlıhan KAPANİ