Tam dört gündür,bel ağrılarım nedeni ile yatıyorum.
Sıkıntıdan dolayı birşeyler yazmalıyım diye düşündüm.
Aslında insanların neden kandırıldığını,neden kandırılmaya ihtiyaç duyduğunu,
insan olmayı tanımlamaya girmeden bu gerekçeleri anlatmak
yerine,düşüncelerimi anlatmayı tercih ediyorum.
Bilim adamları tarafından yapılan araştırmalar sonucunda zekanın birden fazla alanda olduğu,herkesin kendine özgü zeka türüne sahip olduğu fikri yayın olsa da bir öğrenme psikoloğu olan
Howard GARDNER zeka kavramına farklı bir boyut getirdiği bilinmektedir.
GARDNER,1983’te yazdığı “
Aklın Çerçeveleri” kitabında kültürlerin ve bilim adamlarının zekayı çok kısıtlı olarak tanımlayarak ele
aldıklarını,zekanın bir veya birkaç faktörden çok daha fazlasını içerdiğini ve her insanda 7 farklı zekanın bulunduğu tezini ortaya atmış
olsa dahi,ben konuyu daha farklı açıdan incelemek istiyorum.
Belki ilmi tezlere aykırılıklar da olabilecektir.
Ya da var kabul gördüğü halin dışında incelemye çalışmış da olabileceğim.
Bakalım nasıl bir süreç ile yorum yapacağım?
Ben dahi ilginç bulacakmıyım?
Öncelikle Prof.Dr.GARDNER’ın tanımladığı zeka türlerini görelim.
Sözel – Dilsel Zeka
Mantıksal – Matematiksel Zeka
Görsel – Mekansal Zeka
Bedensel – Kinestetik Zeka
Müziksel – Ritmik Zeka
Kişisel – İçsel Zeka
Kişilerarası – Sosyal Zeka
Doğa – Varoluşcu Zeka Son iki yıldır Sosyal ve Kişisel Zekalar bilim adamları ve eğitim bilimciler tarafından “ Duygusal Zeka” başlığı altında ele alınmaktadır.
1995 yılında Doğa Zekası, ( doğadaki nesneleri tanıma ve sıralama becerisi )8. zeka olarak kabul edildi ve üzerinde çalışmalar
sürdürülmektedir.
Bu özet bilgiden sonra benim tezlerime geçelim.
Benim için ehemniyet arz eden iki tür zeka vardır.Görsel zeka ve mantıksal zeka.Her ne kadar Prof.Dr.GARDNER'ın tezlerine birebir örtüşme sağlamıyacak olsa da bu tamamen bana ait fikirler olacaktır.
İnsan topraktan çıkmaz,anasının karnından çıkar diye bir tabir vardır.Argo tabirmiş gibi görülse de ne yazık ki doğru bir tesbittir ya da doğruluğu adeta isbatlanmaya çalışılır bir söylemdir de diyebileceğiz.
Gerçekten de insan bir bölgede(Coğrafi anlamda)varlığına başlar.
Lakin bu varlıksal başlangıçı etkileyen bir çok etken vardır.
Biz bunları daima göz ardı etmekteyiz.
Öncelikle bir güvercin,bir kartal,bir kurt vs..gibi canlı türlerini düşünelim.
Bu türlerin görevleri belirlidir.
Başka bir örnek olarak inek,koyun gibi yaşamsal öneme sahip canlıları düşünelim.
Bu canlılardan hangisi yaşadığı yere(topraklara)göre özelliklerinde değişim sergilemektedir?
Bir düşününüz.
Bu arada ben sizlere başka ve ilginç bir örneği daha hatırlatacağım.
Sivas'ın Kangal İlçesi'nde yetişen dünyaca ünlü Kangal köpeklerini hakkında bazı ilginç tesbitlerden bahsedeceğim.
Kangal köpeklerinin tarihçesini merak edenler var ise ilgili bilgiyi şu adresten öğrenebilir.
http://www.sihirlikuyu.net/ork/14512-kangal-kopekleri-hakkinda-bilgiler-ve-ozellikleri.htmlBu nedenle ben tarihçesine bakmayacağım.
Başka bir yönünü dikkatlere sunacağım.
Eski bir tarihte okuduğum bir yazıda kangal köpeklerinin ABD'de yetiştirilmesi çalışmaları konu alınmış idi.Bu çalışmaların başarısız olmasının nedenini,kangal yöresinde oluşan ve bazı etmenlerin neden olduğu(ör:yer altı madenleri gibi)manyetizmaların,kangal köpeklerinin özelliklerini belirlemede öenmli faktör olduğu vurgusu var idi.
Şimdi o makalayi bulamıyorum ancak aklımda kalan kadarı ile böyle bir açıklama var idi.
Bu arada asıl konumuz kangal köpekleri olmadığı için
Kangal diye bir ırk olmadığını savunanları söz konusa dahi etmiyorum.Hatta bir çok ülke birer kültür varlığı sayılan,kendi köpek ırklarını korumak için önlemler alır iken,Örneğin
Almanya Kurt köpeği ve Rottweiler'lerin,
İngiltere ise sayısız Terrier türünün yurt dışını çıkışını yasaklıyor iken bizlerin neden sahip çıkmadığını sormuyorum bile.
Buradaki amacım,manyetik alanın canlılar üzerindeki etkenlerini sorgulamak.Aldatılma duygusunun neden en çok Türk insanı üzerinde tekin olduğunu sorgulamak.
Bu duygunun,topraklarla bir ilgisinin olup olmadığını sorgulamaktır.Ör:Almanya,Avrupa,Vs..gibi ülkelerde yaşayan bir Türk,yaşadığı bu bölgelerde en azından bir trafik kuralına son derece riayet ederken,Türkiye'ye girdiği anda acaba neden tüm kuralları çiğnemek gibi bir dürtü ile karşılaşmakta ve bunu son derece doğal hakmış gibi görmektedir?
İşte bunu sorguluyorum.
Gerçekten menyetizma bu denli etkili olabilir mi? Prof.Dr.Tamer Dodurka(İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Öğretim Üyesi, İç Hastalıkları ve Psikoloji Uzmanı):Hayvanların,kedilerin algıladıkları sinyal türü bazı şeyler var. Bu algılarla ölüm arasında bazı ilişkiler kuruyorlar.Ölüm yolundaki hareketlilik,panik,belki bir koku, belki hastada ya da yanındakilerin davranışları,kedi için bir sinyal olabiliyor. Kediler dışında başka hayvanlarda da bu tür algılar var. Örneğin ışıkta kızılötesini görme, duyamadığımız sesleri duyma gibi. Bilim şimdilik bunları açıklayamıyor.
Veteriner Hekim Kurtcebe Kara:İnsanın bedenini saran yüksek enerjili bir alan vardır.Biz buna evrensel enerji alanı deriz. İnsanların gözü
tarafından algılanamaz. Kedi ve köpeklerde daha gelişmiş duyular olduğu için manyetik alanın algılanma olanağı daha yüksek. Ölmek üzere olan insanların hayat enerjileri düşük olur. O yüzden bunu algılama ihtimali daha yüksek diye düşünmekteyim.
Başka bir araştırma.Araştırma nasıl gerçekleştirildi?
Kuzey Carolina üniversitesi araştırmacıları Larry C. Boles ve Kenneth J.Lohmann,
İstakozların yön bulma yetenerini araştırmak için bir deney düzenlediler.
Karayip açıklarında yakalanan istakozlar daha sonra tekneyle yakalandıkları yerden 12-37 km uzağa götürüldü.
Yolculuk sırasında istakozların hiç bir şey görmemesi için çok dikkatli davranıldı:
Kısmen deniz suyuyla doldurulmuş haznelerde tutuldular,haznelerin etrafı kapatıldı ve test alanına dolambaçlı bir rota izlenerek götürüldüler.
Çevreyi algılamaları engellenen istakozlar bazı araştırmalara da tabi tutuldu.
İçlerindeki hazneler sağa sola sallanacak şekilde iplere asıldı.
Istakozların, dünyanın doğal manyetik alanını bir pusula gibi kullanmalarının önüne geçebilmek için güçlü mıknatıslarla haznelerde
karmaşık manyetik alanlar oluşturuldu.
Bilim adamları, bu engelleme ve şaşırtma dolu yolculuktan sonra denizde bir noktada durup istakozları salmaya başladılar.
Istakozlar serbest kaldıkları anda gözlerinin kapalı da olmasına karşın ilk yakalandıkları yerin yerini kolayl?kla buldular.Istakozlar suya bırakılır bırakılmaz evlerinin yolunu tuttu. Bilim adamları istakozların hiçbir şaşkınlık dönemi geçirmediğini gözlemlediler.
Başka bir çalışmada ise,Prof.Dr.İlhami Çelik'in
Manyetik alanın,bıldırcın embriyoları üzerindeki etkisi.TUBİTAK-BAYG araştırmasına da
bakınız.
http://veteriner.selcuk.edu.tr/person.php?id=1268Başka bir örnek verelim.
Arının kovana dönüşü en kestirme yoldan olur. Dönüş yolculuğuna çıktığı nokta,ilk vardığı yerden ne kadar farklı olursa olsun, balarısı o nokta ile kovan arasındaki en kısa yolu, düz
bir uçuş hattı halinde belirler ve hedefine ulaşır.
Bu hedefe “Arı Hattı” deniyor. Bu hattının belirlenmesinde ve çiçek tarlası gibi diğer hedefleri bulma konusunda arının önemli veri kaynakları şöyle diyebiliriz.
Yeryüzünün manyetik çekim alanı ve güneşin konumu.
Gezegenimizin manyetik alanına duyarlı bir biçimde düzenlenerek arının alt blgesindeki partiküller,aldıkalrı düzen ve biçime göre(ki bunda aynı anda güneş ışınlarının geliş yönlerinin de etkili olduşu ile),gerekli bilgileri arıya ulaştırarak yönünü belirler.
Görülüyor ki,insan topraktan değil,anasının karnından çıkar söylemi sanırım ki yavaş yavaş çürütülecek gibi görülüyor dermisiniz?
İşte benim merak ettiğim ve bunları yazmaya neden olan soru ise şöyledir.
Bu manyetizma gerçek ise ve tüm canlıların yaşamlarını etkiliyor ise acaba Türk insanının neden bu kadar saf(temiz anlamda)olduğunun sorusuna yanıt olabilir mi?
Türk insanının aldatılmasında Anadolu topraklarının manyetizmasının bir tekisi var mıdır?
Yok efendim,bu olsa dahi salt insan dışındaki yaratılmış canlılar için geçerlidir.
İnsan ile bir bağlantısı yoktur diyenleriniz olacaktır.
O halde onlar için de bir soru.Neden acaba salt Türk insanı kendi toprakları üzerinde uyutulmayı,gözünün içine baka baka yalan söyleyenleri anlamamayı,onlara kanmayı, ahlaksızlığın adına siyaset denen aldatmacayı sadece ve sadece kendi toprakları üzerinden göremiyor?
Kendi verdiği vergilerle ayakta tuttuğu ülkesinde açık ve net olarak yine kendisine yapılan ihanetleri göremiyor?
Yine verdiği vergiler ile kendisine Profesör ünvanı,gazeteci ünvanı verilenler,sayasi arena da yer alıpta,on liralık dış borcu bin lira yapanlara,dışarıya göbeğinden kendisini bağlayanlara neden hala pirim vermektedir?
Neden hala aynı insanları,aynı zihniyetleri adeta kurtarıcı gibi görmektedirler?
Neden Atatürk'ü anlamamakta adeta ısrar etmektedirler?
Kendisini aldatanlara,hainlere,gözümüzün içine baka baka vatanı satanlara neden hala kanmaya devam etmete ve bundan zevk alır hale
getirilmektedirler?Aacaba gerçekten insan topraktan mı çıkıyor,yoksa anasından mı?Ülke pare pare satılıyor,Kur'an kursunda evlatları ölenlerden tık yok,şikayet yok,Çanakkale'de ve yurdun dört yanında ciğerlerimiz yanıyor tık yok,evlatlarımız teker teker öldürülüyor,teröre kurban gidiyor tık yok,Kıbrıs elden gitmiş,AB verdiği desteğin karşılığında kıbrısı alenen istiyor tık tok,Sorospunun evlatları tüm mülk(mülk vatan demektir bilmeyenler öğrensin)ellerinde satın almış tık yok,Mandacılar şaha kalkmış tık yok,Ermenistan kardeşimiz olmuş ancak Türkmenistan,kerkük düşmanımız olmuş haberimiz yok..........vs.....vs.....Say say bitmez,kime sayacağız?Kime yazacağız?
Şimdi söyleyin bakalım.
Abnadolu amnyetizması bizi aptal mı ediyor yoksa bir genetik özelliğimiz var da biz mi anlamıyoruz?
Bu soru ne yazık ki Türk insanı için hala sır olmaya devam etmektedir.Umarım en yakın amanda
aldatılmanın anadolu manyetizması ile alakası olmadığını bu millet kendisini aldatanlara bir an evvel gösterecek,sandıkta gereken deris herkese verecektir.
Buna inancım hala tamdır.
Yakında seçimler olacak.Denenmiş hiç bir siyasi parti yeniden gelmeyi hak etmediğine inanıyorum.Yeniden aldatılmayacağımıza inanıyorum.
Saygı ile...
Ahmet Dursun