Milli irade Sarıgül diyorGüler BUĞDAY1.12.2009
Bu başlığa hiç kimse kızmasın!
Çünkü inanın ben demiyorum… Bu sözü Başbakan Tayip Erdoğan’ın tanımlamasıyla “Milli İrade” diyor…
Nasıl mı?
Bir zamanlar “Tayip Erdoğan” dediği gibi. Artık “Çare Sarıgül” diyor.
Neden mi?
Gözlemlediğim, tespit etiğim, sorup soruşturduğum ve anladığım kadarıyla:
İhtiyaçtan, mecburiyetten, çaresizlikten, çözümsüzlükten…
Hatta yıllardır “bir ömür boyu” muhalefete kazık çakıp, inatla koltuğa yapışanların beceriksizliğinden…
Basiretsizliğinden… Samimiyetsizliğinden ve despotizminden…
Ama en önemlisi ülkeyi savaş alanına çeviren, insanları kamplara ayıran ve ötekileştiren AKP’ye alternatifsizlikten dolayı artık insanlar, “Çare, Mustafa Sarıgül” diyor.
Olur mu olur… Ayrıca neden olmasın?
Hikmetyar’ın dizi dibinde vaziyet tutmuş, Arap krallarının yamacında olabilmeye razı olan, Atatürk’e yapılan hakaretlere sessiz kalırken; soykırım suçlusu “El Beşir’e” sahip çıkan, milletin çocuğu açlıktan ölüp, işsizlikten intihar ederken, kendi çocuklarına trilyonlar kazandırabilen Tayip Erdoğan bu ülkeye Başbakan olduysa!!!...
Erzincan Yiğidosu (!) Mustafa Sarıgül “Düğün Bayramla” olur.
Vallahi ben bile artık “Oluuur” diyorum. Hatta, hatta, şaşıracaksınız ama “varsın olsun…” diyorum…
Uzun yıllardır tanıdığımız; gençliğindeki siyaset yapma biçim ve metodunu “sol/sosyal demokrat” ideoloji ve tavırla fazlaca örtüştüremediğimiz Mustafa Sarıgül, umarım ve dilerim ki gerçekten değişmiş ve gelişmiştir.
Sadece popülizmle halkın sevgisini kazanmıyordur. Onların temiz duygularını kendi geleceği için kullanmıyordur.
Tayip Erdoğan gibi halkın sırtına basa basa yükselip “Ne yapıyorsak milli irade istiyor” masalıyla halktan oy alıp, sonunda onun gibi zalimleşmez.
Malûmunuzdur:
Tarihte de örnekleri çok olduğu gibi, seçimle gelmelerine rağmen öyle hükümetler gelmiş geçmiştir ki;
Halkın ezilmesine, yokluktan sürünmesine, hukuk yok sayılarak; hürriyetleri kısıp, zulüm ve işkence görmelerine sebep olmuştur.
Yine bu iktidarlar kendi saltanatları ve varsıllaşmaları uğruna padişahlardan, diktatörlerden daha fazla istibdat uygulamışlardır.
Yedi yıldır tek başlarına iktidar olan AKP’lilerin ve Başbakan’ın dilinden hiç düşürmediği Milli İrade:
Aslında Demokrat Parti’yle birlikte Türk siyasi literatürüne giren sağ bir söylemdir.
Aslında millet’in kendi geleceği ile ilgili kararları kendi gücü ve temsili ile uygulaması anlamına gelir…
Oysa bizde hiç böyle olmamıştır. Tam aksi iktidarlar kendi arzu ve isteklerini dayatarak milli iradeyi kendi iradelerine uyumlu kılmışlardır.
Gerçek demokrasilerde ise irade millileştirilemez.
Aksine iradeler çelişir, çekişir, farklılıklar ortaya konur ve bunlar konuşulup tartışılır. Çözüm yolları; hukukun üstünlüğü, insan hakları ve özgür iradenin temsil anlayışı temelinde sağlanır.
Bizdeki siyasiler ne yazık ki sandıktan çıkmayı “milli irade” diye yıllardır millete yutturmaya çalıştılar.
Halkın gerçek gücünü, azmini, inançlarını, emeğini, ama en önemlisi umutlarını tükettiler.
2009 yılını da yoksulluk ve çaresizlik içinde tüketen halk, yine bunaldı... Yine şaşkın ve çaresiz. Kurtuluş için yeni çareler daha doğrusu yeni kurtarıcılar (kahramanlar) arıyor.
Çünkü; çare diye uğruna yıllanmış siyasi partileri “yerle-yeksan” eden halk, AKP iktidarında bir kez daha şapa oturdu.
Çare sanıp, ilahlaştırdığı Tayip Erdoğan’da da yanıldığını bir kez daha gördü. Ayrıca anladı ki “Katranı kaynatsan olmuyor şeker…”.
Bu nedenledir ki son günlerde milli irade cenahından esen rüzgârda “Çakma Ecevit” formatındaki Mustafa Sarıgül’ün kanatlarını (Yelkenlerini) şişiriyor.
*****
Nedense bu güne dek siyasi tercihlerim hiç milli iradeyle (!) örtüşmedi.
Sürekli ben hata yapıyorum diyeceğim; lakin ülkenin içine düşürüldüğü darboğazı ve milli iradenin (!) düştüğü çaresizliği ve ezilmişliği gördükçe de tercihlerimde ve tespitlerimde hata yapmadığımı anlıyorum.
Yine umutsuzluğa giren milli irade (!) esen rüzgarla yeni bir tercihe yelken açıyor!!!
Ben yine “olmaz” diyeceğim… “Çare böyle aranmaz, çözüm böyle bulunmaz” diyeceğim ama nafile konuşmuş olacağımı biliyorum.
Onlara, “çözümü şahıslarda, kurtuluşu liderde arama! Arayacaksan sistemde ara, seni sömüren bozuk düzeni yıkmakta ara… İnsanca ve uygarca yaşamak istiyorsan; gerçek bir sol/sosyal demokrat iktidarda ara” diyeceğim ama dinleyen nerede.
Zaten o rüzgâr estiğinde, hatta esmeye başladığında ortalık oluyor toz duman… Beni ve biz gibi düşünenleri o arbedede sallayan ve anlayan kim olacak?
Aslında halka kızmaya, onları yanlış tercihler yapıyor diye suçlamaya ve küçümsemeye de hakkı olamayan bizleriz.
Çünkü;
Bizler, bir ömür boyu yaptığımız gibi yine siyasi platformlarımızda toplanır, bilimsel veriler doğrultusunda dertleşiriz...
Ülkemizin ve insanımızın nasıl sömürüldüğünü ve nasıl sömürtüldüğünü birbirimize ajitasyon çekerek uzun uzun anlatırız.
Sonra “Acaba bu yıl mı, yoksa ileri ki yılarda mı partileşsek? Yalnız başımıza mı bu işi yapsak? Yoksa yanımıza solu mu, solumtrakları mı alsak ta yapsak?” diye tartışır dururuz.
Yine bizler; “Bu yıl, 10 Aralıkta mı partileşsek? Yoksa 10 Aralıkta toplanıp; biz gibi küskün/kızgın/kırgın/yok sayılan, ama kirlenmemiş, yozlaşmamış, satılmamış, yamulmamış tüm mağdurlarla mı bütünleşsek acaba?” diye düşünür dururuz.
Bizler kim miyiz?
Bizler, 12 Eylül faşist darbesine kadar özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi veren, emperyalizme karşı savaşan, emek diyen, alın terine saygı duyan, halkların kardeşliğini savunan, okuyan, düşünen ve halkın acılarını yüreğinde hissedebilen “Zümrüdü Anka”lardık.
Daha sonra çağdaş bir sol/sosyal demokrasi anlayışını ülkede hâkim kılmak amacıyla uçmaya çalışan “Anka Kuşu”nun sol kanadı olmak için uğraş verenlerdik.
Ancak statükoyu savunan ve gelenekçi kadroların egemenliğindeki CHP’de sol kanat kırılıp atılınca, sonunda kelaynağa dönen, şimdide dinozorlaşan idealist romantikleriz.
Bu arada anımsatayım:
Anka’nın en meşhur özelliği, küllerinden yeniden doğmuş olması kadar; kimseye muhtaç olmadan kendi başına yaşadığı için kanaati temsil etmesidir.
Yine bu özelliği sebebiyle kimseden birşey beklemeden darda kalan herkese yardım eden bir misyonu yüklenmesidir.
*****
Şimdi gelelim milli iradenin (!) yeni tercihi olacağının işaretlerini aldığımız Türkiye Değişim Hareketi’nin lideri MUSTAFA SARIGÜL’e:
Gördüğü her yerde insanlar ne diyor?
“Başbakan SARIGÜL… Çare SARIGÜL… Umudumuz SARIGÜL:..”
Şahsen benim bu taleplere de bu tanımlamalarda itirazım şu koşullarda yoktur.
Benim en büyük itirazım bu tanımlamalara “SOLCU veya SOLUN temsilcisi SARIGÜL” eklenirse olur…
Ki, en çokta bu tanımlamayı hak etmiş bir liderin halka umut olmasını isterdim.
Ne yazık ki olmuyor... Şer güçler oldurmuyor… Emperyalist güçler izin vermiyor.
Çünkü düzenlerinin yıkılacağını, hesap sorulacağını bildiklerinden amaca ulaşmak için yükselen tüm kuşların sol kanadını kırıyor daha doğrusu kırdırıyorlar!!!
Özellikle CHP’de Deniz Baykal ve ekibi yıllardır bu misyonun temsilcisi olarak görev yapıyor.
O halde AKP despotizminden bunalan ve alternatif arayan insanlar ne yapacak?
Önce sol kanadını kırıp tek kanatla “ben sağdan uçarım” zannıyla her seçimde baş aşağı düşen CHP’nin ipini artık serbest bırakacaklar sanıyorum.
Bu koşullarda CHP hiç boşuna “İmdat batıyorum…” diye bağırmasın!
Yıllardır insanlar, kızdı, bağırdı, ama sonunda “laiklik elden gidiyor” dedi, “şeriat gelir” dedi, “millet ümmetleşir” dedi.
Ve “ülkeyi soyup soğana çevirtenlerin ekmeğine yağ sürmeyelim” dedi… dedi de, dedi ve her koşulda ve defalarca kerhen de olsa CHP’ye oyunu verdi.
AKP’nin güçlenmesine katkı yapmamak için insanlar hep sustular… Susturuldular… Acaba bu sefer akıllanırlar mı diye yıllardır boş yere CHP Politbüro’sunun insafını beklediler.
Bu koşullarda bizlerden de paso artık…
Gittikçe kıyma makinesine dönen CHP’deki hukuksuz, keyfi, ilkesiz, despot uygulamalara “kol kırılıp yen içinde kalır, partiyi kamuoyunda küçük düşürmemek lazım” diyerek, bundan böyle sessiz kalınmayacak.
Herkes kalsa bile şahsen ben kalmayacağım:
Her türlü haksızlığı, hukuksuzluğu, antidemokratik uygulamaları, hileyi/hurdayı ve despotizmi bundan sonra alenen konuşurum da yazarımda!
Kimsede kusura bakmasın, hatta bundan da kim yararlanırsa yararlansın, kim zarar görürse görsün umurumda olmaz…
Yeter artık…. Olacak şey mi?
Bu ülkede yılardır “demokrasi” diyen, “insan hakları” diyen, “halkların kardeşliği” diyen, “düşünce özgürlüğü ve demokrasiyi” savunan bizler CHP’nin sapmaları sonucu olduk birer gerici!
Düne kadar dinci yobazlar diye tanımlananlar ve AKP yağdanlıkları oldu özgürlükçü ve demokrasi havarisi.
Pes yani…
Gerçekten traji-komik bir durum.
Bütün bunlar sol kanatsız uçamayan, yönünü ve yolunu sapıtmış sağ kanadın ağırlığından baş aşağıya sağa doğru pike yapan CHP ve onun köhnemiş hak hukuk tanımaz kadrolarının sayesinde oldu.
Yine her türlü etnik kimlik siyasetini reddeden, inançların siyasete malzeme edilmesine karşı mücadele eden bizler:
Ceberut Devlet’e karşı sosyal devlet anlayışını egemen kılmak için ömürler tüketen bizler, sonunda olduk “Hıra dağı kadar Türk, Tanrı dağı kadar Müslüman” diyen MHP’nin kopyası.
Ayıptır… ayııııp:
Bu ülkede Kürt sorununu çözmek, hele hele Alevileri savunmak AKP’ye kaldıysa ve buna da sebep olan CHP’nin Genel Başkan yardımcısı ve onu koruyan yöneticileriyse bizlere sadece “İmdaaaat” diye bağırmak düşer.
Hele ki yapılan gaf ortalığı toz dumana sokunca özür dilemek adına yapılan Atatürk istismarı ve yine hatayı ceberut devlet anlayışının ardına sığınıp savunmaksa asla kabul edilemez.
Olmuş bir hata diyelim;
Çıkmış ağzınızdan kastınızı aşan bir söz!!! Çıkın ortaya yüreklice deyin ki o günlerdeki koşulları doğru anlamaya çalışmalıyız:
Zor günlerdi, zor koşullardı. Bir imparatorluk çökmüş ve mucize gibi bir durumla tüm düşmanlara karşın genç bir cumhuriyet kurulmuş.
Ancak ne içerde ne dışarıdaki düşmanlar pes etmemiş. Dış destekli isyankârlar, yobazlar, toprak ağaları, feodal güçler kurulan cumhuriyete başkaldırmış...
Mümkündür…Eğer bir ülkede isyan varsa tabiî ki bastırılacak.
Ancak bu bastırmada sivil insanlar, yaşlılar ve çocuklar hedef olmayacak. Toplu katliama dönüşmeyecek. Yine güç kullanımı kontrolsüz olmayacak.
En önemlisi de bu tür durumlarda komuta eden, sorumluluk taşıyanlar; sadist, ruhsal dengesi bozuk, hoşgörüsüz, kompleks küpü insanlardan seçilmeyecek ve yaptığı katliamlara hiçbir koşulda izin verilmeyecek!!!
Yapılan katliamın üstü örtülmeyecek ve bu tür hatalarla yüzleşmekten korkulmayacak.
Ayrıca kapanmaya çalışılan yaraya yıllar sonra devleti kutsamak adına da olsa küstahça, tahripkâr ve tahrikkar bir ifadeyle tuz basılmayacak.
Ne yazık ki Onur Öymen ve CHP farkında olarak veya olmayarak yaraya tuz basmıştır. Daha doğrusu bu hatayı yapanın onuru (!) için basmaya da devam etmektedir.
CHP’de bu hataları yetmez gibi tüm illerde yıllardır uygulanan; ancak son günlerde bazı illerde özellikle ilimiz Bursa’da akıl almaz orandaki haksız hukuksuz uygulamalar bardağı taşırmaktadır.
Yapılan üçkâğıtçılığa, hileye-hurdaya ve keyfiyete izin verilmesine, hatta yukarıdan yön verilip yol gösterilmesine daha fazla suskun kalınmayacağını bildiğimden bu seçimde birçok insanın CHP’nin ipini serbest bırakacağını gözlüyorum.
Bu köhne anlayış, yönetimleri bırakıp temizlenmediği sürece bundan sonra CHP için çok kimsenin kılını kıpırdatmayacağını da biliyorum.
Çünkü bu sefer artık insanlar için CHP mecburiyet olmayacak! Mahkûmiyet ise hiç olmayacak.
Üstelik ülkenin başına Erdoğan’ı Başbakan yapan Deniz Baykal, zaten Tayyip’e alternatif olamıyoooor. Üstelik rahatını bozup olmakta istemiyor…
AKP’den şamarı yiyen ve Tayip Erdoğan’dan hayal kırıklığına uğrayan halkımız artık Başbakan olarak Mustafa Sarıgül’ü görmek istediğini işaret ediyor.
Varsın olsun ne diyelim.
Ama yinede bir şeyler diyelim:
Sayın Mustafa Sarıgül,
Şahsen sizleri test etmeden kendi oyumu sizlere veremem… Ancak bundan sonra verene de yapma demem...
Hoş desem ne olur ki?
Sevgili Okur,
Özellikle güngörmüş, çeşitli çileler çekmiş yaşlı kadınlarımızın; hiç siyaset bilip anlamasa da önsezilerine ve tercihlerine çok değer veririm.
Onların anketinde para-pul dönmez! Onların tercihlerinde çıkar, menfaat, getirim ve gelecek kaygısı yoktur.
Üstelik onların ana yüreği bilir ki:
Analar ağlamasını anaları ağlatanlar söyleyemez… Gerçekten milli iradeyi halkının yarısını ötekileştiren zihniyet temsil edemez.
Onların tercihi ve bakış açıları gönül gözleriyle olur. Çoğunlukla da doğrudur. Bunları neden mi yazdım?
Sarıgül rüzgârının şiddetini ölçmek için önce onların yani yaşlı teyzelerimizin nabzını tutmak istedim. Görüp tanıdıklarıma sordum.
Ortak nokta:
Çoğunluk oyları Sarıgül’e gidiyor.
Ancak Baykal’ı CHP’nin başında görmeye devam etsin diyenlerde bile kendisini başbakan olarak düşünene ve isteyene pek rastlamadım.
Yaşlı teyzelerimin tercih sebeplerinde ortak nokta:
Sarıgül’ün sempatikliği, halka olan yakınlığı, güler yüzlü ve tüm insanlara saygılı oluşu ağırlık kazanıyor.
Özelliklede çocuklarına ve gençlere onun iş-aş bulabileceğine inanıyorlar. Onu becerikli ve başarılı buluyorlar.
İşte bu nokta çok, çok önemli…
Çünkü eninde sonunda AKP’yi, yarattığı çıkar düzeninde memleket soyulup, sağdırılırken ve bu işten birileri palazlanırken, işini ve aşını kaybedenler götürecektir.
Ayrıca Sarıgül, herkesin bir şeyi olmuş!!!
Çoğunluk Sarıgül’ü, kendi oğluna, kardeşine, dayısının veya emmisinin çocuğuna benzetiyor ve yakın hissediyor.
Yaşamında CHP’den hiç vazgeçmemiş, sülalesi Dersim mağduru ve sürgünü olmuş dünürüm Feride, bile “Artık Sarıgül” diyor…
Başlangıçta Tayyip rüzgârı tüm ülkeyi sararken de benzer bir tablo vardı. İşte bunun için kadınlarımızın tavrını çok önemsiyorum.
Bu nedenle Sayın Mustafa Sarıgül’e sesleniyorum:
Milli irade seni tercih ederse, Tayip gibi şımarıp- şaşırma. Ne oldum delisi olma. Konuşurken “Beni, bizleştir” ve anlamını içselleştir.
Kim ne derse desin “Garajlara” bundan böyle sadece arabalarını koy!!! Asla bir daha insanları kategorize eden, öteleyen, inciten “Garaj Toplantıları” yapma...
Ülkede hukuksal düzeni alt-üst eden adaletsizliklere göz yumma. Kuracağınız partide iktidar mücadelesi yapacakların bu ilkel yöntemi kullanılmasına izin verme.
Açlığın kol gezdiği, ekonomik dengesizliklerin, paylaşımdaki adaletsizliklerin vicdanlara sığmadığı, işsizliğin ve gelecek kaygısının insanlara hâkim olduğu iklimi acilen değiştir.
Görgüsüzce savurganlıklara, üretmeden tüketmek isteyen bedavacılara, çıkarcılara, rantçılara, ve yağdanlıklara bundan böyle yol ve yer verme…
Popülizm ve ucuz oy uğruna eğitimin, kültürün, sanatın gerici yobazların elinde ve kontrolünde olmasına destek verme.
Yoksul halkın sağlık hakkını elinden alan ve kendi kurdukları veya gizli ortak oldukları özel hastanelere rant sağlayan (katkı payı- katılım payı) gibi sosyal devlet anlayışına sığmayan uygulamalara son ver.
Devlet kurumlarındaki ve hastanelerdeki, denetimsizlik, kontrolsüzlük, ilgisizlik, pislik, hastane ve hekim yetersizliği ve bu alanlarda da kalite problemleri, ilaçsızlık sorunlarını çözmeyi öncelikli görevin say. (Bu alanda şahsi bir mağduriyetim olduğu için üstüne basıyorum)
Tüm yerel yönetimlerdeki ve devlet ihalelerindeki yolsuzluk, hırsızlık, çıkarcılık yollarına bundan böyle set koy!!!
Her ne yaparsan yap ama önce “İnsan” de… Derken de lafta deme, söylemde bırakma, tüm bunları icraata sok..
Görüyorsun tüm iktidarları halk getiriyor yine halk götürüyor. Hak ederek gelmek istiyorsan, itibar görmek ve gerçekten halkın sorunlarını çözmek istiyorsan her sese, her söze kulak ver.
Eğer bu güne kadar gelenlerin yaptığı hataları yapmak istemiyorsan, sonunun onlar gibi olmasını istemiyorsan “Anka Kuşunun” sol kanadı güçlü olsun. Yolun yönün o kanadın ağırlığında olsun.
6
Çözümü ve kurtuluşun başka yolu da yok adresi de yok. Ayrıca lafı daha fazla uzatmaya da gerek yok.
Bundan önceki yazımda Bursa’yı hak etmeyen Onur Öymen’e şahsım güle güle derken biricik kızım gazeteci Özlem Buğday Yağmur’da şık bir önermede bulunmuş.
Kendilerine, “Madem yanlış anlaşıldınız, Alevileri de çok seviyormuşsunuz o zaman bırakın Bursa’yı gidip Tunceli’den aday olun” demiş… Çok tuttum bu öneriyi.
Bizler güle güle demeyi bildiğimiz kadar “Hoş Geldin “demeyi de biliriz. Yeter ki gelenler;
Halkına ihanet etmesin ve insanına hiçbir ayrım yapmadan sahip çıksın. Gücünü halktan alsın borcunu ona ödemeye niyet etsin.
Bu koşullarda halkın gönlüne taht kurmayı başaran ve 5 Aralıkta Bursa’mıza konuk olacak olan Sayın Mustafa Sarıgül’e de, “Hoş Geldiniz…” diyoruz.
-----------------
Kuyruklu Kürt Olmak!.. http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=7305.0