ÖNSÖZ:Türkiye’nin en önemli sorunu Kürdçülüktür. Kürdçülüğün tarihini, hedeflerini, yapılanmasınıve yıkıcı planlarını yeterince bilmeyen Türk milleti, olayı yalnızca PKK örgütünün korku ve sindirme temelinde geliştirdiği terörist faaliyetlerinden ibaret sanmaktadır.
Halbuki PKK, buzdağının sadece görünen yüzüdür. Dünyanın hemen her ülkesinde örneklerine rastlandığı gibi, Türkiye’de de etnik unsurların milliyetçiliği bir takım maskelerin ardına gizlenmek zorunluluğundadır. Etnik unsur milliyetçiliği, baskın unsurun zayıf noktalarının tespiti ile başlar ve zaaf gösteren yerlere sızma harekâtı ile sürdürülür. Gücün elde edilmesi çok meşakkatli bir süreci gerektirdiği için,planlar daima uzun vadeli olarak hazırlanır. Maskenin, fark edilmeyecek şekilde yüze oturması bir mutlak şarttır ve yerine getirilmelidir. Ülkemizdeki Kürdçü çeteler, yukarıda belirtilen mutlak şartın bilincinde olarak; imparatorluk dönemimizin sonlarında başlattıkları çalışmalarını, cumhuriyetin ilanından sonra sistemli şekilde kamufle etme yoluna gitmişlerdir. Kürdçüler, Türkiye’deki -yasal veya yasadışı- bütün sosyalist ve komünist hareketlere sızmışlardır. Bu sızma harekatını yürütürken Lenin’in “Halklara özgürlük” söylemini maske olarak kullanmışlardır. Kürdçülüğün bir dönem hızla güç kazanmasında;Türkiye İşçi Partisi’nin düzenlediği Doğu Mitingleri ile Dev-Genç’in Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun pek çok ilinde örgütlediği Devrimci Doğu Kültür Ocaklarının büyük payı olmuştur.Kürdçülerin art niyetli olduğunun farkına geç de olsa varan az sayıdaki Türk ise komünizmin, “bayat bir burjuva yalanı” diyerek lanetlediği “Türk milliyetçiliği” ile suçlanarakörgütlerinden dışlanmışlardır. Sosyal demokrat çizgideki partiler (CHP-SHP-DSP) de Kürdçülerin daima ilgi alanlarında olmuştur.
TİP’in kapatılmasından sonra, “sosyalizm” maskesinin ardındaki Kürdçülükkendine yeni bir maske aramaya başlamış ve bu esnada “solculuk” – “sosyal demokratlık” örtüsünün altına girmiştir. Yakın tarihten rahatça hatırlanacağı üzere; Türkiye’nin açıktanaçığa Kürdçülük yapan ilk partisi olan HEP, sözünü ettiğimiz “solculuk” örtüsü sayesinde SHP listelerinden meclise girmeyi başarmıştı. Kürdçüler, Türkiye’deki “siyasal İslamcı” partiye ve partinin insan kaynağını oluşturan yasadışı tarikatların çoğuna sızmışlardır. Bunu yaparken, soyut bir kavram olan ve çağımızda her hangi bir geçerliliğinin kalmadığı bilinen “din kardeşliği” maskesini yüzlerine geçirmişlerdir. Samimi hislerle dine bağlı olan Türkler, ne yazık ki Kürdçülüğün İslamcıkılıkla bugüne kadar gerçekleştirdiği operasyonların farkına varamamıştır. Tarikatların tepe noktalarını ele geçiren Kürdler, Türk milliyetçiliğinin “kavmiyetçilik” olduğunu ve bunun da dinen haram olduğu vaazını verirlerken, kendileri Kürd milliyetçiliğinin en koyu ve şedidhalini gözlerden uzak şekilde yürütmüşlerdir. Kürdçülerin 1946’dan itibaren yayılma sahası buldukları bir başka yer ise Demokrat Parti-Adalet Partisi çizgisindeki politik çevredir. Kürdçülerin, bu hareketi kendilerine yayılma alanıseçmelerinin başlıca sebebi; cumhuriyetin ilk yıllarında patlak veren bölücü-yıkıcı isyanların elebaşları oldukları için yurdun batısında kalan çeşitli illerde zorunlu iskâna tâbi tutulan Kürd ağalarına geriye dönüş izni veren Adnan Menderes hükümetinin varlığıdır. Bu izinden faydalanan ağalar yerlerine geri döndüklerinde, eski otoritelerini kısa sürede yeniden kurdular. Sürgünde geçirdikleri yıllar onları akıllandırdığı için, Kürdçülüklerini yasal zeminde nasıl yürüteceklerini de tespit ettiler.
Devir demokrasi devriydi ve demokrasilerde çare tükenmezdi. Döner dönmez, velinimetleri olan partinin mahalli teşkilatlarını kurdular.
Ağa-maraba ilişkisi; parti açısından oyların blok halinde sandığa dökülmesi demek olunca da, ufak hesaplardan menfaat uman iktidar sahipleri bu şebekenin pençesine düşmüş bulundular.
DP-AP politik çizgisinin diğer büyük hatası; dini, siyasî bir araç olarak kullanmaları olmuştur ki bu durum Kürdçüler için tereyağlı ekmeğin üzerine sürülen bal olmuştur. Kürdçüler için, sızılması en zor siyasî alan ise, gayet doğal sebeplerle, Türk milliyetçileritarafından kurulmuş olan partiydi. Bu yüzden, uzunca bir süre o alana sızma teşebbüsünde bulunmadılar. Komünizmle mücadele fikri çerçevesinde Kürd asıllı bazı İslamcılar 1970’lerin sonlarında bu parti çevresine girmekle birlikte, Kürdçülüğün geniş kapsamlı bir çabası yoktu. 1980’lerin ortalarında ise PKK’nın silahlı eylemlere başlamasıyla birlikte, sözüm ona “ırkçıdeğiliz” diyebilmek için, Kürdçülerin bu çevreye sızabilmesi için gafilce bir boşlukoluşturulmuştur. Bu devrin karakteristik özelliği ise partide ideolojik bir kırılmanın yaşanmasıolup, Türk Milliyetçiliği’nin yerini Türk-İslam Sentezi’nin almasıdır.
Said Nursî’den Fetullah Gülen’e uzanan Nurculuk hareketinin tarihçesi incelendiğinde, dört ana fikriyat yani Kürdçülük, İslamcılık, merkez sağ partiler ve Türk milliyetçiliği içinkurulmuş olan parti, bir arada görülebilmektedir. Said Nursî’nin ortaya çıkışı Kürdçülük ile olmuştur. Kürd Talebe Hewi Cemiyetinin bir üyesi olarak mahallî Kürd kıyafeti ile payitahta gelen Said, bir Cuma selamlığında 2. Abdülhamid Han’a Doğu illerimizde Kürdçe’nin eğitim dili olması talebini içeren bir dilekçe uzatmış ve Abdülhamid Han da kendisini tımarhaneye (akıl hastanesi) kapatmıştır.
Tımarhanede aklıbaşına gelen Said; o güne kadar Molla Said Kürdî şeklinde kullandığı adını, doğum yeri olan Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyüne atfen Said Nursî olarak değiştirmeyle işe başlamıştır. Açıktan Kürdçülükle bir yere varamayacağını gören Said, bu kez devrin güçlü fikir akımı olan İslamcılığa meyletmiştir. Burada nispeten bir başarı yakalamış olmaklabirlikte, itikat noktasındaki bazı sapkınlıkları ve gizli Kürdçülüğü sebebiyle burada da deşifre olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarında, rejim düşmanlığı ve halkı hükümete karşı kışkırttığı için çeşitli illerde zorunlu ikamete mahkum edilen Said, her gittiği yerde Türk halkının samimi dinî duygularını sömürerek, doğrudan kendisine bağlı çalışan bir cemaat yapısı oluşturmuştur. Bu cemaatin mensupları, Demokrat Parti’nin kurulmasıyla birlikte bu parti saflarındaki yerlerini alarak, sırtlarını hükümete dayamayı başarmışlardır.
Bu devir, Kürdçülüğün en sinsi çetesi olan Nurculuk hareketinin filizlendiği ve genişlediği bir dönem olmuştur. Said Nursî’nin ölümüyle birlikte bir süre iç karışıklık yaşayan Nurcular, 1960’lı yılların sonunda kendi içlerinden seçip ortaya çıkardıkları Erzurum merkezli Şıhbızındı Kürd aşiretinden olan Fetullah Gülen ile tekrardan örgütlenmeye başladılar. Türklere karşı Türkleri kullanma konusunda Said Nursî’den bile daha başarılı olan bu kişi, İzmir’de bir camide vaiz olarak başladığı çalışmalarına, 1970’lerde kurulan Komünizmle Mücadele Derneklerine sızarak sürdürdü. 1980 öncesindeki sağ-sol çatışmaları esnasında sağ olarak ifade edilengrupların hemen hepsiyle temas kuran Gülen, kaçak durumundakilere barınma imkanısağlayarak gözü pek gençleri kendisine minnettar hale getirdi. Bu kişiler ihtilal sonrasıyıllarda ANAP-DYP-MHP gibi partilerde yönetici konumuna geldiler. Vaazlarında psikoloji biliminin telkinle ilgili bütün unsurlarını başarıyla kullanan Gülen, maddi yönden güçlü olan müritlerine önce öğrenci yurtları, sonra dershaneler ve daha sonraki yıllarda da okullar açtırmak suretiyle hem cemaati için ihtiyaç duyduğu insan kaynağınıburalarda yetiştirdi hem de ılımlı çağdaş görünümlü maskesiyle siyaset ve iş dünyasından kendisine yeni sempatizanlar kazanarak güçlendi.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte; Türk Cumhuriyetleri’nde de okullar açtıran Nurcular, bu sayede yurtdışı örgütlenmesini dekurarak, el değmemiş bu ülkelerde yaptığı küçük yatırımlardan büyük maddi kazançlar da elde etmişlerdir. Türk Cumhuriyetleri’nde ve diğer ülkelerde açılan okullar ise Türkiye içindepropaganda aracı olarak kullanılmıştır. Fetullah Gülen hakkında Askerî Yargıtay’ın 3ncü Dairesi’nin 1973/146 Esas, 1973/242 sayılı kararı sanığın İzmir dahilinde Nurcu olarakbilinen ve gerekçeli hükümde isimleri açıklanan kişilerin evlerinde gruplar halinde yapılanNur toplantılarına iştirak ettiği, bu toplantılarda Nur risalelerinden muhtelif parçalar okuyup açıklamalarda bulunduğu, kendi evinde de bu tip toplantılar tertiplediği, öğretmenliğini yaptığı Kur’an kurslarında öğrencilerine Nurculuk propagandası yaptığı, 1969 yılı yaz aylarında İmam Hatip ve İlahiyat Fakültesi’ne öğrenci yetiştirme derneği tarafından Buca yakınlarında açılan dinlenme kampında yöneticilik görevi yaptığı sırada öğrencilere Risaley-i Nur okuttuğu, aynı öğrencilere Nurculuk usulü veçhile maslah giyip, başlarına sarık sarmalarına ve sarıkların uçlarını “taylaşan” tabir edilen bir şekilde sarkıtmalarına ve sarıklıbir imam imametinde namaz kılmalarına müsaade ettiği gibi kendisi de aynı şekilde birkıyafet ile kamp dahilinde dolaştığı, namaz esnasında sarık sarmak suretiyle şeklen de öğrencilere örnek olduğu, giyimi ile Said-i Nursi’ye örnek olmaya çalıştığı, Nurculuğun ilkelerinden biri olan “
Atatürk’ü gençliğe din düşmanı olarak” tanıttığı ve bu şekilde laikliğe aykırı olarak devletin içtimai veya iktisadi veya siyasi veya hukuki temel nizamlarını kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak maksadıyla propaganda da bulunduğu için 3 yıl hapis cezasıyla cezalandırıldığını da eklemek faydalı olacaktır.
1970’ler ile 2000’li yıllar arasındakidönüşüm, Nurculuğun ne kadar sistematik bir şekilde dal budak saldığının da göstergesidir. Türkiye’nin en önemli sorunu Kürdçülüktür ve Kürdçülüğün en sinsi ve derinden çalışançetesinin ise Nurculuk olduğunu, elinizdeki bu kitapçık ile ortaya koymaya çalıştık. Okuyucu için faydalı olacağını umduğumuz bu kitapçığı internet ve fotokopi gibi yollarla çoğaltarakelden ele geçmesini sağlayarak, Türklüğün üzerine çökmüş olan bu en büyük tehdide karşıçevremizdekileri bilinçlendirmek hepimizin görevi olmalıdır. Tanrı Türk’ü Korusun!
El Birliği Derneği İHANET-İ NUR “Biliniz ki, bizi yanlış yola sevkeden habisler çok kere din perdesine bürünmüşlerdir. Saf ve nezih halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz,dinleyiniz; görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir.” Mustafa Kemal ATATÜRK
NURCULUK NEDİR?Nurculuk, İngiliz istihbaratının, ülkemizde üretip türettiği bir tarikattır.
Bahailiğin Türkiye şartlarına uyarlanmasıyla meydana getirilen bu yapı için seçilen kişi ise Bitlis’in Hizan ilçesinin Nurs köyünden Saidi Kürdi’dir. Kürtçülük propagandası ve Saidi Kürdi adıyla taraftar toplayamayınca, İngiliz istihbaratı, bilinen yöntemlerine başvurarak, kürt Said’i din maskesine büründürüp “Saidi Nursi”ye dönüştürmüştür.
1Bu sözde İslami akımın kurucusu Saidi Nursi olduğuna göre öncelikle işin köküne inerek Saidi Nursi’nin nasıl biri olduğunu aziz Türk Milleti’ne anlatmak isteriz:
SAİDİ NURSİ CAHİLDİR ! Kendisinden asrın harikası "Bedîüzzaman" olarak bahseden Sait, bir risalesinde radyodan bahsederken dünyanın bir ucundan söylenen bir sözün kilometrelerce uzaklıktaki bir kutudan duyulmasını kutudaki meleklerle açıklamaktadır. Günümüzde beş yaşında bir çocuğa kendini güldürecek iddiaları ve tarihi vesikalar ile sabit olduğu üzere az okur ama yazamaz, imla bilmez2biri için “cahillik” herhalde ağır bir itham olmasa gerek. Kendisi ile bir dönem mesai yapmış Laik düzen ve Cumhuriyete karşı olan ve hatta Din ve Milliyet adlı makalesinde din adına Türkçe’den vazgeçmekten bahsedecek kadar koyu bir siyasal İslamcı olan son Osmanlı Şeyhülislamı Mustafa Sabri ‘nin “Kürd Said’in Mezhebi Hakkında Reddiye Armağanı” adlı kitabında Saidi Nursi’den şöyle bahsetmektedir. Bismillah, Hamdele, Salvele.. Saidi Kürdi meselesini tetkik ederken başlıca iki nokta üzerinde durmak icabeder. Birincisi; Müridlerinin SAİDİ i’zam edeceğiz diye küfre kadar varan sözleridir. İkincisi ise; SAİD’in izharı keramet etmesi ve sureyi Nurun asıl muhatabının kendisi olduğu hakkındaki zu’mu batılı.. Belki de bu sözleri iğfalatı şeytaniyeyi, ilhamatıhakikiye zannedecek kadar ihtiyar ve mağşuş olmasındandır.
Müritlerinin sözleri mücmelen şunlardır : Sait layuhitidir, hatasızdır, yanılmaz ve günah işlemez. Resulü Ekremden sonra Alemi İslamda böyle büyük bir adam gelmemiştir.. Sözleri aynen Kur’andır.. Beşeriyeti, Risaleyi Nur ve Sait kurtaracaktır..
Dünyada iki milyon kadar nurcu vardır. Bu insanlar dünyanın hakiki Müslümanları ve Müslümanlığı yegane anlayan insanlardır.. Bu zata dil uzatanlar kafirler ve masonlardır.. Sait’in kitabını bir dinsiz okusa itiraz edemez.. vesaire..Sait ise müritlerinin hilafına kendisi için iki şahsiyet tanır. Birincisi : Eski Sait’tir. Kürtçülük meselesiyle uğraşmış ve siyasete dalmış Saiti Muhti’dir. (Yani günahkar Sait’tir.) Diğeri deLahuyti, (günahsız), ikinci veya yeni Sait’tir.
Kendisine göre sureyi Nurdaki manalar bu asra göre ve kendisi için nazil olmuştur. Keramet ehli, siyasetle meşgul olmıyan ve bu Asra zamanın kutbu olarak bakan bir insandır. Sureyi Nur’daki bu meseleyi ebced hesabı ile Mısır (?) uleması bulup Said’e haber vermişler.. Yani Said’in Cebraili ebcedci alimler oluyor.(Asayı Musa ve Zülfikar adlı kitaplara bakılsın..)Şu iki kısaltmada görüldüğü gibi Saidi kürdi, Müritlerinden daha insaflıdır. Hiç değilse yaşadığı ömrün bir kısmı için hata kabul ediyor.. Müritleri ise onun tırnaklarını ve saçınısaklayarak her şeyine bir kudsiyet izafe ediyorlar.
Malumatı diniyyeye, esasatı şeriyyeye vakıf olmayan bu insanlar çok büyük hatalara düşüyorlar.
Biz hem onları, hem de sair Müslümanları fıkhı müdevven haricinde (dinin belirli hükümleri dışında) teşekkül etmiş veya Ergün Poyraz, “Tarikat, Siyaset, Ticaret ve Cinayet - Masonlarla El Ele”, Togan Yayıncılık, s. 281 2Kürd Said’in Mezhebi Hakkında Reddiye Armağanı Son Osmanlı Şeyhülislamı Mustafa Sabri etmek istidadında bulunan bilumum nevpeyde (yeni çıkan) mezhep ve cereyanlara karşımüteyakkız (uyanık) bulunmaları için bu satırları yazdık.
Bu kadar büyütülen Saidi Kürdi kimdir :Sait, kürt cemaatından, şafii mezhepli, nakşi tarikatlı, okur fakat yazmaz, imla bilmez,seksen sene içinde yaşadığı millet olan Türk’ün lisanına hakkıyla vakıf olamamış, felaketten felakete sürüklenmiş, bir hapishaneden diğerine sürülmüş ve bugün seksenyaşını geçmiş ihtiyar bir adamdır.Devletin büyük makamlarını uzun bir zaman ellerinde tutan bir zümre, bu adamcağızılüzumsuz yere mahkemeden mahkemeye ve hapisten hapise sürükleyerek kahramanlaştırdılarve zamanın müçtehidi mübeşşiri haline getirdiler. Halbuki Deli Said’in ilim ve diyanetle nealakası var?
Halk, üzerinde bu kadar ısrarla durulan bu şahısta bir şeyler var zannile büyüttükçe büyütmüş ve bu güne kadar gelmiştir. İşte bu idare zümresinin milletin başına sardığı belalardan birisi de budur. İ’zam etmeyi bu gençlik onlardan öğrendi. Bu da antitez olarak böylece doğdu.Hayatı ömrünün üçte birini hapishanelerde, polis ve jandarma nezaretinde geçiren bu şahsın akibetini, Sultan Abdulhamit Han’a dil uzatan insanların çektiği ve düçar olduğu azap ve felaket muvacehesinde görüyoruz.
Elmalılı Hamdi ve benzerleri gibi selahiyetli din adamlarının nedametleri Mason Cemiyetinin reisi olan Rıza Tevfik’i bile intibaha getirmiş ve nedametini izhar etmiştir. Sait’te buna ait birsatır yazıya rastlamak hala mümkün olamamıştır.
Hatta, baştan başa Sultan Abdulhamit Han’a hücum eden “İki mektebi musibetin Şehadetnamesi” isimli kitabı yeniden basılmış ve mahkemede hürriyet aşıkı ve kahramanı olduğuna delil gösterilmek istenilmiştir.
Sait, Kürdistan Azmi Kavi Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli Kürt kıyafeti ile, boynundadürbün, belinde tabanca ve kama, ayağında lapçin ve başında poşu olduğu halde İstanbul’a gelmiş ve büyük bir cüretle Cuma selamlığında Padişaha cemiyetin “Sait” imzası altında yazdığı ve esası kürtçe tedrisat yapacak mektepler açmaya dayanan arizayıtakdim etti. Memleketin ve milleti islamiyenin ittihadını bozmak gayesine matuf olan buhareketi canianesinden dolayı haklı olarak tımarhaneyi boyladı. Sonra affolup memleketine yollandı. Kürtçülük uğrunda kendi padişahına sövecek kadar akıl ve iymandan bi behre (nasipsiz) Sait, bugün sahneye müçtehidi mübeşşir veya kutbu azam olarak çıkmış görünüyor ve cehelei nas da bu delinin etrafında haleleniyor. Kendini Kuranı aziymmüşşanın müdafii gibi gösteren Sait bizzat kendisi Kuranı aziymüşşana muhalefet etmektedir. Gaybı yalnız Allah’ın bileceğini, Kuranı Keriymin kaç kere tekrar etmiş olmasına rağmen Sait, Hazreti Ali’ninCelcelutiyye kasidesinde risalei Nur ve Siracünnur’un geçtiğini, bunu keşfettiğine bizi inandırmak ister (İkinci Şua, Sahife 53).
İnsanın aklına öyle geliyor ki; “Acaba ben de Risalei Nur adlı bir kitap yazsam o zaman kasidedeki siracünnur kastı acaba hangimizin kitabı olur?” diyorum. Risalelerin yazılışı da pek acayiptir. Bilmem kaçıncı Lem’anın kaçıncı şuasının şu meyvesi zühre yıldızından gelmiş beşinci noktası olarak yazılıyor. Sonra bunlar birleşerek Kuran cüzlerine imtisal derecesine, Lemaat, Şuaat, Mektubat vs. Olacakmış.. Sözleri de “Sözcat” olmasa bari.İşbu reddiyeyi, hasreti ile yandığım vatanıma ve uğrunda bir ömür çürüttüğüm dinime ihaneti düşünen gerillacı asi Said’e son ihtar olarak yazdım. Damarında bir damla Türk kanı olanher Müslümana, bu adamın Mason ve Komünist kadar tehlikeli olduğunu ehemmiyetle hatırlatırım. Ve selamü aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü.33Tuhfetür Reddiye Ala Mezhebi Saiydil Kürdiyye, Mustafa Sabri, s. 3-14
SAİDİ NURSİ TÜRK DÜŞMANIDIR! Kürt Sait risalelerinde Ye'cüc Me'cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların Özbek, Tatar ve Kırgız gibi Türk boyları olduğunu söylemekte ve soydaşlarımızı"akvâm-ı vahşiyye" (yani vahşi kavimler) olarak tabir etmektedir.Ye'cüc ve Me'cüc kelimeleri Arapça’ya başka bir dilden girmiştir. Frenkler buna "Yagug ve Magug" demişler, Şeytanın zürriyeti olduğuna inanmışlardır. İslâm inancına göre ise, Ye'cüc ve Me'cüc, esrât-i saattan yani kıyametin kopacağına işaret sayılan büyük alâmetlerdendir. Ye'cüc ve Me'cüc Kur'ân-ı Kerîm'de iki âyette geçer ve her ikisinde de (Kehf, 18/94 , Enbiya, 21/96-97) yer yüzünde bozgunculuk yapan ve kıyamet vakti ortaya çıkıp tüm insanlığa saldırarak dünyayı yakıp yıkacak kötü güçler olarak anlatılmaktadır. Görüldüğü üzere burada Sait gene din kisvesine sığınarak çarpık fikirlerini yaymaya çalışmakta ve Türk’e düşmanlığını kusmaktadır.
SAİDİ NURSİ KOYU BİR KÜRTÇÜDÜR! Saidi Nursi’nin 1327 ( 1909 ) yılında, İstanbul'da Vezir hanındaki İkbal-i Millet matbaasında basılmış "İki Mekteb-i Musîbetin Şahâdetnâmesi Yahut Divan-i Harb-i Örfî ve Saîd-i Kürd-î"adlı eserinde açıkça Kürtçülük yapmakta ve Kürtleri uyanmaya ve Kürt milliyetçiliği etrafında birleşmeye davet etmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz kitapta Saidi Nursi aynen şöyle demektedir. “Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanından pişdar, kahraman askerleri olan arslan Kürtler!... Beşyüz sene yattınız.
Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa sahrâ-i vahşette vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir.”4Saidi Nursi, Kürdistan Azmi Kavi Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli Kürt kıyafeti ile,boynunda dürbün, belinde tabanca ve kama, ayağında lapçin ve başında poşu olduğu halde İstanbul’a gelmiş ve büyük bir cüretle Padişaha cemiyetin “Sait” imzası altında yazdığı ve esası kürtçe öğretim yapacak okullar açmaya dayanan dilekçeyi Padişaha sunmuştur. Saidi Nursi bu hareketi neticesinde tımarhaneyi boylamıştır. Sait daha sonra affedilip memleketineyollanmıştır.
Bugün Türk milliyetçisiyim diyen kişilerin tamamı ana dilde eğitim, yayın ve kültürel haklar adı altında Türk devletinde gayrı Türk unsurların yürüttüğü faaliyetlere karşıdır. Bununla beraber din kalkanı ile kendini saklamış olmasından olsa gerek aynı camiada maalesef günümüzün Leyla Zana’sı ya da Öcalan’ından farkı olmayan ve daha farklı isteklerde bulunmayan Saidi Nursi’ye sempati besleyenlerle karşılaşmak mümkündür. Bu kişilere sormak gerekir: “Kürtçe eğitime karşısınız da neden Kürtçe eğitim istediği için tımarhaneye atılan Saidi Nursi’ye karşı değilsiniz ?”4İki Mekteb-i Musîbetin Şahâdetnâmesi Yahut Divan-i Harb-i Örfî ve Saîd-i Kürd-î Büyük Türk Milliyetçisi ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün değişiyle
"
Türkiye Cumhuriyeti şeyhler ve dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat uygarlık tarikatıdır." Türk Milliyetçiliği, aziz Türk Milleti’ni dünyanın en ileri, en güçlü milleti yapma ülküsüdür. Risalesinde radyodan bahsederken dünyanın bir ucundan söylenen bir sözün kilometrelerce uzaklıktaki bir kutudan duyulmasını kutudaki meleklerle açıklayan birinin peşinden gidilerek bu ülkü gerçekleştirilebilir mi? Kürt Teali Derneği’nin 3 numaralı ve Kürt Maarifi Neşri Derneği’nin kurucusu, yazılarında açıkça Kırgız, Özbek, Tatar gibi Türk boylarını Şeytan’ın zürriyeti manasına gelen “Ye'cüc Me'cüc” olarak tanıtan Saidi Nursi’nin peşinden giderek nasıl Türk Milliyetçiliği yapacaksınız?..
İSLAMİYET İLE NURCULUK BAĞDAŞIR MI? Kendisini asrın harikası “Bedîüzzaman” olarak tanımlayacak kadar kibirli bir şahsiyet olan Saidi Nursi, Asayı Musa ve Zülfikar adlı risalelerinde Nur suresinin bu asra göre kendisi içinindiğini iddia etmektedir. Bir çok kişinin sandığı gibi “Bedîüzzaman” rütbesini Sait’e ona hayran olan müritleri değil,bizzat kendisi vermiştir. Birçok yazısını da “Bedîüzzaman Saîd-i Kürdî” yani “Asrın harikasıKürt Sait” olarak imzalamıştır.
Atatürk’ün ifadesi ile, “(Tanrı) Peygamberimiz aracılığıyla en son dini ve uygar gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı ile temasta bulunmaya gerek görmemiştir. İnsanlığın kavrayış derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması sayesinde her kulun doğrudan doğruya,tanrısal düşüncelerle temas kabiliyetine eriştiğini kabul buyurmuştur ve bu sebepledir ki, Peygamber, Peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı, en eksiksiz kitaptır."(
Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C.I., s. 269 )
Örümceklenmemiş tertemiz bir İslami bakış açısı ile hal böyle iken, Kuran’daki bazıayetlerin kendisi için indiğini iddia eden ve kendisini asrın harikası zanneden bir delinin peşinden gitmek İslamiyet’e uyar mı?.. Bakınız Saidi Kürdi Emirdağ Lahikası I, 215. Mektup’ta Atatürk bahsinde ne diyor: “Bana hücum eden garazkârların en esaslı sebebi;
Mustafa Kemal'in dostluğu ve tarafgirliği vesilesiyle beni eziyorlar. Ben de o garazkârlara derim ki: Ölmüş gitmiş ve dünyadan ve hükûmetten alâkası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir hadîs-i şerifin ihbarıyla, Kur'ana zararlı öyle bir adam çıkacak dediğimi ve sonra Mustafa Kemal oadam olduğunu zaman gösterdi.....Evet çok emarelerle bildik ki; bana hücum edenleri tahrik eden, Mustafa Kemal'e itirazımdır ve ona dost olmadığımdır. Başka sebebler bahanedir...
”Nurculara göre Atatürk, “
küçük deccal”dır ve gözleri ile insanları etkileme yeteneğinesahiptir. Bu nedenle bir efsane şeklinde nur evlerinde Kürd Said’in Atatürk ile konuşurken iki parmağını V şekline getirerek gözlerini kapamak suretiyle konuştuğunu anlatır dururlar.
Biz de üstadlarının yukarıdaki sözlerine Mutlu Çelik’in muhteşem şiirinin ilgili satırları ile cevap veriyoruz: Esir iken mümkün müdür ibadet? Yatıp kalkıp ATATÜRK'e dua et...
Senin gibi dürzülerin yüzünden Dininden de soğuyacak bu millet!Saidi Kürdi’ye “büyük vatansever” diyenler bilsin ki; İngiliz destekli ve İngiliz tezlerini savunan Volkan gazetesinde yazıp, Kürt Teali Cemiyeti’nin 3 numaralı kurucusu olmaklavatansever olunmuyor. Evet Saidi Kürdi (Nursi) Kürt Teali Cemiyeti’nin kurucularındandır.
Resmi kayıtlara göre,“Cemiyet, ayan azasından cemiyet başkanı Seyit Abdülkadir, Başkan vekilleri Babanzade Mustafa Zihni Paşa, Bedirhani Emin Ali, Molla Said, Bediüzzaman (Said-i Nursi), Katipler: Babanzade Abdülaziz, Seyit Abdullah ve Şefik Beylerdenoluşmaktadır”Bakın Saidi Kürdi kendi risalelerinde Lem’ alar / 16. Lem’ a / sayfa 112’de Yecüc – Mecüc olayını nasıl tarif ediyor:
“..Kur’ an lisânıyla Ye’ cüc ve Me’ cüc' ün ve Tabir-i diğerle (diğer bir ifadeyle) Tarihlisanında Mançur ve Moğol denilen ve Âlem-i beşeriyeti(insanlık âlemini) kaç defa zir ü zeber (yerle bir) eden ve Himalaya dağlarının arkasından çıkan ve Şarktan garba kadar (doğudan batıya kadar) harap eden Akvâm-ı vahşiye ve garetkâr (vahşi ve yağmacı) milletlerin Hind ve Çin’deki akvam-ı mazlumeye (mazlum kavimlere) tecavüzlerini(saldırıları) durdurmak için, o Himalaya silsilelerine (sıradağlarına) yakın iki dağ ortasında,uzun bir sed yaptığı ruy-i zeminde (yer yüzünde) Mürur-u zamanla (zamanın geçmesiyle) dağşeklini almış, tanınmayacak bir surete gelmiş çok sun’i setler vardır.Ve o akvam-ı vahşiyenin(vahşi kavimlerin) kesretle (bir çok) hücumlarına çok zaman mani olduğu gibi, Kafkasdağlarında, derbent cihetinde yine çapulcu, Garetgir (yağmacı) akvam-ı Tatariyenin (Tatar kavimlerinin) hücumunu durdurmak için, Zülkarneyn-misal (Hz. Zülkarneyn’in yaptığına benzer) Eski İran padişahlarının himmetiyle (gayretleriyle) sedler yapılmıştır..”
Yani Kürt Said burada özetle, “mazlum millet olan Çinliler’in vahşi bir kavim olan Yecüc – Mecüc’ün zulmünden kurtulmak için Çin Seddi’ni yaptırdığını” söylüyor. Türk’e doğrudan Yecüc-Mecüc demeye maçası yetmeyen Kürd Said, yazının başında Moğol, Mançur diye başlıyor sonunda da Tatarlarıişiniçinekatıveriyor.
Moğol ve Tatarların Türk olmaklığı bahsi bir yana, tarihçiler pek iyi biliyor ki Çin seddi Türk akınlarından korunmak için yapılmıştır. Buradaki sedden Çin seddi kast olunmuyor diye kıvırtmaya çalışacak nurcuların olacağını pek iyi biliyoruz o nedenle affınıza sığınarak konunun kesin ispatı için tekrar bu mesele ilgili Kürd Said’inrisalelerindenalıntıyapacağız. Kürd Said bakınız Şuâlar / 5. Şuâ / 15. Mesele / sayfa 588 ‘de bu konuya nasıl açıklık getiriyor.
“Anarşistlik fikrinin tam yeri ise; Hem mazlum kalabalıklı, hem medeniyette ve hâkimiyettegeri kalan çapulcu kabileler olacak. Ve o şerâite muvafık (şartlara uygun) insanlar ise, Çin-i Maçin'de kırk günlük bir mesafede yapılan ve Acaib-i seb'a-i âlemden (Dünyanın yedi harikasından) birisi bulunan Sedd-i Çinî'nin (Çin Seddi’nin) binasına (inşasına) sebebiyet veren Mançur ve Moğol ve bir kısım Kırgız kabileleridir...”Kürd Said bu sözleri ile Lem’ alar / 16. Lem’ a / sayfa 112’de bahsettiği seddin günümüzde bildiğimiz Çin Seddi olduğunu tasdik etmekle birlikte bu sefer Yecüc- mecüc kadrosuna Tatar ve Moğollar’dan sonra Kırgızları da katıyor. İşin milliyetçilik ve Türk dostluğu tarafını bir kenara bıraksak dahi, büyük çoğunluğu İslamdinini benimsemiş Tatar ve Kırgız Türkleri’ni şeytanın askeri ilan etmek nasıl bir Müslümanlık, Allah dostluğu, evliyalık oluyor ? Asayı Musa ve Zülfikâr adlı risalelerinde Nur suresinin bu asra göre kendisi için indiğini iddiaedecek ve yazılarına “Asrın Harikası Kürd Said” olarak imza atacak kadar kibirli olan bir kişiyi dahi “Büyük alim, Allah dostu, Evliya, Mübarek İnsan ...” olarak niteleyen gözleriperdeli, kulakları tıkalılar, bari inandıkları dinin en temel kaidesi ile çelişen bu çığlığıduysunlar.
SAİDİ KÜRDİ’LİKTEN SAİDİ NURSİLİĞE… Şimdi de “Yüksekova Haber” adlı kürtçü ve PKK destekçisi internet sitesinde, Ümit Yazıcıoğlu adlı kürtçü-nurcu yazar tarafından 5 Mart 2006 tarihinde yazılan “Saidi Kurdî”başlıklı yazıdan bazı satırlara bir göz atalım.
Belki bu satırlar, Türk milliyetçiliği ilenurculuğu birarada yaşamaya çalışan bazılarında soğuk duş etkisi yapar da akıllarını başlarına devşirirler:“Bediüzzaman, çağında nadir görülen şahsiyet (veya benzeri olmayan Zat) anlamına geliyor. Yüzbinlerce Türkiyeliyi ardına takmakta gösterdiği başarıyla gerçekten kendisi zamanın bir harikası ve aynı zamanda dindar bir Kürt yurtseveridir. …….. Şafiî mezhebinden bir Kürttür… Kendisinin esas gayesi, bir Kürt devleti kurmaktı. Nitekim yaşamı boyunca bu amacını gerçekleştirmek için çeşitli etkinlik göstermiştir.Örneğin bağımsız bir Kürt devletinin kurulması amacıyla Kürt Teali Cemiyeti kurucuları arasında yer aldığı iddia edilmektedir.
…….. Zamanın padişahına ‘Said’ imzası altında yazdığı ve esası kürtçe öğretim yapacak olan okullar açmaya dayanan dilekçeyi sunmuştur.” Görüldüğü gibi, PKK yanlısı kürtçü bir sitenin yazarı, Saidi Kürdi (Nursi)’yi öve öve bitiremiyor. Ömrünü kürtçülük mücadelesine adamış ve gayesi kürt devleti kurmak olan bir şahsın, kürdçüler tarafından övülmesi çok doğal. Doğal olmayan, aynı şahsın, Türk Milliyetçisi olduğunu iddia eden bazıları tarafından da yere göğe sığdırılamamasıdır.
KÜRT SAİD’İN KENDİ “ESER”LERİNDEN SEÇME(!) SÖZLER: “Ölmüş gitmiş, dünyadan ve hükümetten alâkası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis–i Şerif’in ihbariyle Kur’an’a zararlı bir adam çıkacak demiştim. Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi.”5“Atatürk idaresi hadislerde gösterilmiş bulunan dehşetli ahirzamandır. Dinsizlik, kanunsuzluk, ifsat komitelerinin faaliyet yıllarıdır.”6“Türkiye genel olarak ezan-ı Muhammedi’nin yasak edildiği, bidadların zorla topluma kabul ettirildiği bir dönem yaşamıştır. Devrim kanunları muvakkattır ve hıristiyan kanunlarıdır.”7“Türkiye’nin siyasi rejimi Nur saadetini söndürmeye çalışmaktadır. Kemalistler seviyesiz,anarşist kimselerdir.”85Emirdağ Lahikası, I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis–i Cumhur’a ve üç makama gönderilen istida 6Said-i Nursi, Sözler,1957, Sayfa:1437Said-i Nursi, Tiryak, Sayfa: 658Said-i Nursi, Münazarat Sayfa: 17
“Müslümanlara Kur’an dışında bir Anayasa lazım değildir. 1347(Hicri) tarihinde felsefenin tahakkümü ile bu dindar millet ehemmiyetli tahavvüllere düçar kılınmış ve anayasadan devletinin dininin İslam dini olduğu yolundaki hükmü kaldırılmıştır. Kur’an, Cumhuriyet Anayasası gibi birkaç kişinin iradesi değil ilahi bir iradenin sonucudur.”9“İslam Devleti için tek milliyet İslam milliyetidir.
İslam devleti sonunda bütün dünyayıhakimiyeti altına alacak ve İslam yapacaktır. Bu dünya milleti hayatı maneviyeye dayanacaktır. Bu İslam Devleti de hamiyeti İslamiye ve milliye altında İttihad-ı Muhammedi davasında olan Şeyh-i Risalei Nur sayesinde kurulacaktır.”10“İslam Dini’nde inkîlâp yapmak, şeriât aleyhtarlığı yapmak olduğu için, İslamiyet’inDesatirine aykırı, devrimler de İslamiyete aykırıdır.” 11“Çok kadın ile evlenmek İslami olduğu için caiz ve şarttır.” 12“Kur’an kadına üçte bir hisse vermektedir; medeniyetin kadına erkek kadar hisse vermesi ahlaksızlıktır.
”13“Eğer beşer çabuk aklını başına alıp adalet-i ilahiye ve Hakaik-i İslamiye dairesinde mahkemeler açmazsa maddi ve manevi kıyametler başlarına kopacak, anarşistlere, yecüc mecüclere teslimi silah edilecektir.”14Kürt Said’e göre, yazdığı Risale-i Nur kitaplarına hizmet etmek, vatan için askerlik yapmaktan bile daha üstün bir görevdir!.. Bakın bu görüşünü ve “nurcu gençleri askerden kurtarma” fikrini nasıl dile getiriyor Lem’alar Risalesi adlı kitabında: “Risale-i Nur öyle değerli bir kitaptır ki, Kuran’ın onda yansıyan nurlarına hizmet etmek, askerlikten ve kutsal savaştan bile üstündür. Benim elimde fırsat ve param olsa, Risale-i Nur hizmetinde olan değerli kardeşlerimi askerlikten kurtarmak için, bin lira karşılığında bile olsa bedeli öder ve kurtarırım onları…” Vatani hizmet de neymiş “Risale-i Nur hizmeti” dururken!.. Kürd Said için askere gitmemek bir “kurtuluş”!..
Ne demek “askerlikten kurtulmak” ?.. Böyle bir şeyi düşünse düşünse hainlik genlerine kadar işlemiş olan Saidi Kürdi ve onun peşinden koşan “Risale-i Nur hizmetindekiler” düşünebilir… İşte yıllardır “bediüzzaman” yani “zamanın harikası” diye tanıtılan zatın, Türklüğe, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve onun kurucusu yüce Atatürk’e kin kusan satırlarını okudunuz... Kadınlarınasıl aşağıladığını da gördünüz. Böyle bir mahlukun, kimlere göre “zamanın harikası” olduğu da ortadadır. Dahili ve harici bedhahlar için kim Saidi Kürdi’den daha “harika” olabilir ki?.. Bakalım Saidi Kürdi kimlere göre “zamanın harikası”ymış: 9 Said-i Nursi, Zülfikar-ı Mücizat-ı İslamiye ve Kur’aniye, Sayfa:191-193 10 Said-i Nursi, Münazarat, Sayfa: 90-10011 Said-i Nursi, Mektubat, Sayfa: 40312 Said-i Nursi, Hanımlar Rehberi, Sayfa: 57 13 Said-i Nursi, Zülfikar 1945, sayfa 38,3914 Said-i Nursi Hutbe-i Şamiye
Recep Tayip Erdoğan, 3.Uluslararası Saidi Nursi Semineri’nde yaptığı konuşmada der ki; “Saidi Nursi keşfedilmeyi bekleyen bir hazinedir!”… Aynı seminerde konuşan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de başbakanından aşağı kalmaz; “Eğer Cumhuriyetin başlarında, Bediüzzaman resmi makamlarca dinlenseydi, bugün ülkenin durumu hiç şüphe yok ki böyle olmazdı!”… Başbakana ve Milli Eğitim Bakanı’na göre, Cumhuriyetin resmi makamlarının dinlemediği ve keşfedemediği Saidi Kürdi “hazine”sini, İBDA-C terör örgütü çoktan keşfetmiş!.. Bakın neler yazıyor bu örgütün yayın organlarından olan “Özgür Ülke” adlı gazetede:
“Özgür Kürdistan İçin SavaşSaidi Nursi’nin rüyası, İBDA-C’nin elinde gerçekleşecektir. Saidi Kürdi, Kürt ve İslamtarihinde yetişen dahi bir ulemadır….. Saidi Kürdi zindandan çıktıktan sonra İstanbul’u terkeder. Vapurla Tiflis üzerinden Kürdistan’ın Xuy kentine geçer. Van ve Bitlis Kürt beylikaşiretlerine ulaşır. Buralarda Kürdistan’ın kurtuluşu için ilim, irfan, plan ve proje yolları arar. Tiflis’teyken bir tepenin başına çıkar. Kafasındaki özgür Kürdistan ve Birleşik İslam Âlemi projesini tasarlarken birisi ile Saidi Kürdi arasında şu konuşma geçer: ‘Nerelisin?’‘Bitlisliyim.’‘Ne yapıyorsun burada?’
‘Ben müstakbel Kürdistan’ın ve İslam aleminin plan ve projesini çiziyorum.
Benim kafamdaki plan ve proje bu. Planım er geç gerçekleşecek. İslam aleminin kalbinde müstakil birKürdistan’ın kurulması ile İslam alemi o merkez etrafında dönerek bir araya gelecek ve büyük federatif İslam devleti kurulacaktır.’ Gerçekten Saidi Kürdi’nin hayali, gayesi olan, İslam aleminin kalbini teşkil eden, birleşik veözgür bir Kürdistan temeli atılmaya başlamış ve bu gayeye yönelik özgürlük mücadelesi başarı ile ilerliyor.…..
Saidi Kürdi’nin, ‘Ey Asuriler ve Ciyaniler, cihangirlik zamanında peşidar kahraman askerleri olan Kürtler, beş yüz senedir yattınız, yeter artık uyanınız, sabahtır’ şeklindeki çağrısı, bugün Kürt halkı tarafından yerine getiriliyor. Ve onun tabiriyle, Kürt halkı artık gafletten uyanıyor. Saidi Kürdi, ‘Özgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün’ şeklindekivasiyetini şimdilik şehitlerin kanında açan kırmızı bir gül destesini ithaf etmekle yerine getiriyor, o büyük ruhun hoşnut olmasını niyaz ediyoruz…” İBDA-C terör örgütünün başka bir yayın organı olan “Taraf” dergisi ise, “Özgür Ülke” gazetesinden bu alıntıyı yaptıktan sonra şunları ekliyordu: “Yiğit Kürt halkı 70 yıldır faaliyet gösteren Deccal rejimine karşı varını yoğunu ortaya koyarak mücadele ediyor. Bu uğurda İzzet Beyleri, Hacı Musaları, Şeyh Saidleri, Seyyid Rızaları, Said Nursileri şehit verdi. Ve bugün, Said Nursi’nin rüyasını gördüğü, uğrunda
şehitler vererek, kan ve can vererek yılmadan mücadele ediyor.
Birleşik İslam Devleti için Kürdistan’ı kurmaya kararlı, inatçı, inançlı. “…… Müslüman Kürt halkının mücadelesi, Anadolu merkezli Bağımsız Birleşik İslamDevleti’nin yapı taşıdır.” Kumandan Mirzabeyoğlu dedi ki: ‘Gayet açık olarak söylüyorum. Bugün İBDA, Said Nursi Hazretlerinin rüyasını gördüğü bir temsil planındadır’…”(Aktaran: Ergün Poyraz, “Fethullah’ın Gerçek Yüzü”)İslamcılar ve nurcular, “Birleşik İslam Devleti” için bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasınıisterken, -rastlantı(!) olsa gerek- siyonist Yahudiler ve evanjelist Hıristiyanlar da “Büyük İsrail” için bir Kürdistan devletinin kurulması için uğraşıyorlar. Şu ittifaka bakın; kürtçüler-nurcular-İslamcılar-siyonistler-evanjelistler aynı cephede!.. Amaç; bir kürt devleti kurmak, ortak düşman;Türkiye Cumhuriyeti ve Türklük!
KÜRT SAİD’İN SELEFLERİ İNGİLİZ İŞBİRLİKÇİSİ MASONLAR! Saidi Kürdi (Nursi), kimlerle aynı yolun yolcusu olduğunu, “Divan-ı Harbi Örfi, İkiMekteb-i Musibedin Şehadetnamesi” adlı kitabında şu şekilde ifade ediyordu: “Seleflerim;Cemalettin-i Efgani, Mısır Müftüsü merhum Muhammed Abduh, Ali Suavi…”Kürt Said’in, “seleflerim” dediği isimlerden Ali Suavi, Cemalettin-i Efgani (Afgani) ve Muhammed Abduh’un üst derece masonlardan olduğunu biliyoruz. Ve yine biliyoruz ki; Cemalettin Efgani ve Muhammed Abduh, Hicaz bölgesini Osmanlı’dan koparmak için İngilizler tarafından görevlendirilmiş birer işbirlikçidir.
Kahire’deki “Şark’ın Yıldızı Locası”na 7 Temmuz 1868’de 1355 numarayla girmiş olan Efgani; 1869 yılında, peygamberliğin aslında bir “sanat” ve “meslek” olduğunu iddia etmiş veOsmanlı ulemasının ayaklanmasına neden olmuştu. Bu yüzden Osmanlı tarafından sınırdışıedildi. Bizzat İngiliz belgelerine göre; Cemaleddin Efgani (Afgani), “Tanrıya inanma” şartı koşan İskoç mason locasına üye iken, buradan “Tanrısızlık” ithamıyla kovulmuş, o da Tanrıtanımazlığın makbul sayıldığı Fransız Grand Orient Locası’na girmiştir. Efgani, aynı zamandaKahire Mason Locası’nı da kurmuş ve oranın büyük üstadı olmuştur. Saidi Nursi’nin selefleri olan Efgani ve Abduh’un masonluğuna dair ayrıntılı bilgi için,1960’ta Fransa’da basılan “Les Francs Macons” adlı kitaba bakabilirsiniz. İşte bu kitaptankısa bir alıntı:
“Mısır’da kurulan mason localarının başına Cemaleddin Efgani (Afgani) ve ondan sonra da Muhammed Abduh getirildi. Bunlar, Müslümanlar arasında masonluğun yayılmasına çok yardım ettiler.”
Padişah II.Abdülhamit’in, gerçek niyetini çok iyi bildiği ve “İngiliz işbirlikçisi bir maskara” olarak tanımladığı Efgani, 1897 yılında öldüğünde İstanbul Maçka’daki Şeyhler Mezarlığı’na defnedilir.
Mezarı, 1926 yılında, Charles Cron adlı esrarengiz bir Amerikalıyahudi tarafından yaptırılmıştır. Afganistan hükümetinin isteği üzerine kemikleri 1944’te Kabil’e gönderilir.
Efgani’nin talebesi ve kürt Said’in diğer bir selefi olan mason Muhammed Abduh ise Mısır doğumlu. Bakın İngiltere’nin Mısır sömürge valisi Lord Cromer, Abduh için neler söylüyor: “Kuşkusuz İslami reformist hareketin geleceği, Şeyh Muhammed Abduh’un çizdiği yolda ümit vaat ediyor.
Ve o yolun yolcuları, Avrupa’nın her türlü yardım veteşviklerine layıktırlar.” Ne ilginç değil mi? Avrupalılar ve Amerikalılar, daha önce Muhammed Abduh için söylediklerini, bugün de onun halefleri olan Saidi Nursi ve Fethullah Gülen için söylüyorlar!.. Saidi Kürdi’yi, “Mason ve Komünist kadar tehlikeli” olarak tanımlayan Osmanlı’nın Şeyhülislamlarından Mustafa Sabri, Abduh için de şunları söylemiştir:
“Üstadı Efgani vasıtasıyla, masonluğu Ezher’e sokan odur.” Abduh, Osmanlı’ya karşı Arabi Paşa isyanında elebaşı ve fetvacıbaşı rolü üstlenerek, Mısır’ın 1882 yılında İngilizler tarafından işgal edilmesine ciddi katkılar sağlamıştır.
Bu isyanlarda, Efgani’nin üstadlığını yaptığı Kahire Mason Locası üyeleri, İngilizlerle işbirliği içerisindefaaliyette bulunuyorlardı. Saidi Nursi, Mardin’de Cemaleddin Efgani’nin talebesiyle görüşmüş ve -kendi tabiriyle- “siyasette muktesit mesleği ondan öğrenmiş”tir. Heralde bu yüzden olsa gerek, “EmirdağLahikası” sayfa 139’da ve Lemalar’ının 20.Leması’nda, Osmanlı Devleti’ni parçalamak için uğraş veren “misyonerlerle ve Hıristiyan ruhanileriyle ittifak” önermiştir...
Ne de olsa selefleri de öyle yapmışlardı!.. Saidi Kürdi, hasta yatağındayken, kendisini ziyarete gelen Şeyh Sait’in torunu Abdülmelik Fırat’a şunları söylemiştir: “Ben, biraderi azamım, erkemim Şeyh Sait efendinin öcünüalacağım, aldım!”Saidi Nursi’nin, “öcünü aldım” dediği Şeyh Sait, bildiğiniz gibi “Bağımsız Kürt İslam Devleti” kurmak için silahlı adamlarıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı ayaklanarak, Türk askerine kurşun sıkan ve “Bir Türk öldürmek, yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür!”diyen bir İngiliz işbirlikçisinden başka bir şey değildi.
“YUNAN’A VE İNGİLİZ’E TESLİM OLUN, KUVVACILARIN KELLESİNİGETİRİN!” BİLDİRİSİNİN ALTINDA SAİDİ KÜRDİ’NİN İMZASIİtilaf devletleri 30 Ekim 1918’de Osmanlı Devleti’ne Mondros Mütarekesi’ni imzalatmışlar, böylece Osmanlı’nın tasfiyesi fiilen yürürlüğe girmişti. Bu tasfiye anlaşmasına karşı, ülkenin bir çok yerinde örgütlenen ve yeni bir bağımsızlık savaşına girişen Kuvayı Milliyeciler’e karşıçıkan teşkilatlar arasında “Teali İslam Cemiyeti” vardı. Başındaki İslam kelimesi sizi aldatmasın, bu cemiyeti kurduran yine İngilizler’di.
Teali İslam Cemiyeti’nin yöneticileri arsındaki etkin isimlerden biri de Saidi Kürdi idi. Teali İslam Cemiyeti 16 Eylül 1919’da “İkdam” gazetesinde bir bildiri yayınlayarak, Türk Milleti’ni, “Kuvayı Milliye’ye destek vermemeye”, hatta “onlara karşı mücadele etmeye” çağırıyordu. Ve hatta bu bildiride, halktan Mustafa Kemal’in kellesi isteniyordu! Bu bildirinin altında imzası bulunanlardan biri de Saidi Kürdi (Nursi) idi.
İşte oldukça uzun olan bu bildiriden bazı bölümler: “Ey Anadolu’nun masum ve mazlum ahalisi! (…) Anadolu’da Mustafa Kemal ve Kuva–yı Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden nâmerdane bir surette kaçarken, zavallı saf ve gafil ahali ve askerden cem ettikleri kuvvetleridüşmanla harbe tutuşturarak (...) yalanlar ve hilelerle savuşup kaçtılar.(…) Yazık bin kere yazık ki, gerek harb içinde, gerek mütarekeden sonra memleket bunların fitne ve fesadı uğruna milyonlarca evladını telef ediyor da Enver, Cemal, Mustafa Kemal vesaire beş on eşkıyanın vücudunu ortadan kaldırmak için icab eden küçük fedakarlığı göze almıyor.
Millet (...) hâlâ kendisini aldatan bu heriflere niçin diyemiyor ki, ‘Ey hainler, ey Allah’tan korkmayan ve Peygamberden haya etmeyen mahluklar, muharebe ettiniz, başımızı bin türlü belalara soktunuz, mağlup oldunuz, şimdi niye tekrar, gücünüz yetmediğini ikrar ve imzaettiğiniz devletleri yeniden kızdırarak üzerimize husumet ve gazaplarını davet ediyorsunuz? İngilizleri kızdırdınız, üzerimize Yunanlıları musallat ettiler. Harpte mağlup olduktan sonra uslu oturmak ve mağlubiyetin neticesine katlanarak telafisini sabr–u sükun ve akl–u tedbir dairesinde izale etmekten başka çare var mıdır? Düşünmüyor musunuz ki Yunanlılara fazlazayiat verdirmek bile bundan sonra bizim için hayırlı ve menfaatli bir şey olmaz. Hem sizler ey yalancı ve deni şâkiler!(...) Kendinize ne hakla, ne yüzle Kuva–yı Milliye adını veriyorsunuz? Utanmaz hainler, artık yakamızı bırakın.
Cenab–ı Hakk’ın gazap ve laneti sizin üzerinize olsun.’ Şimdi sulh imzalandı Kuva–yı Milliye belasının tevlid ettiği mecburiyetle galip devletlerekarşı yeniden taahhüt altına girdik. Devletler şimdi bize “Eğer Anadolu’da Kuva–yı Milliyeisyanını bastırmazsanız İstanbul’u da elinizden alacağız” diyorlar. Ey Anadolu’nun mazlum ve muhterem ahalisi! Elinize aldığınız bu fetva–yı şerife göre, bu katil canavarları (Kuvvacıları kastediyor) daha ziyade yaşatmamakla memur ve mükellefsiniz. (...) Allah’ını, Peygamberini ve padişahınıseven bu tarafa gelsin...” Yani, “Ey ahali, savaşı kaybettiniz. Kaderinize razı olmak zorundasınız. Aman ha sakın İngilizleri ve Yunanları kızdırmayın. Uslu uslu gidip onlara teslim olun. Mücadele edecekseniz onlara karşı değil, Mustafa Kemal’e ve Kuvayı Milliyeciler’e karşı mücadele edin. Hatta Mustafa Kemal’in kellesini getirip İngilizlere ve Yunanlara teslim edin!”…
NURCULARIN VE AKP'NİN BOP İÇİNDEKİ MİSYONU NURCULUK VE FETHULLAH GÜLEN VAKASI Bilindiği gibi, 31 Mart Vakası, Nakşilerin ve değişik kesimlerden yobazların destek verdiği bir "Gerici İsyanı" olarak tarihe geçmiştir. 31 Mart Vakası'nın gerici kahramanı(!) DervişVahdeti, Nakşibendi tarikatından idi. Derviş'in çıkardığı "Volkan" gazetesine Saidi Nursi (kürdi) de yazıyordu. 1924'te hilafet kaldırılınca, İngilizlerin organize ettikleri Şeyh Sait isyanı başladı (1925). Bu olayda Nakşiler, doğuda birçok Türkmen-Alevi köyüne baskın yapmış, yakıp yıkmıştır.
1930'da Menemen'de ayaklanan yobazlar da öğretmen-yedek subay Kubilay'ı şehit ederek başını kesip sokaklarda dolaştırdılar. Bu isyanın başındaki DervişMehmet de Nakşibendi tarikatındandı. 31 Martçı Saidi Nursi (kürdi), 1925'te Şeyh Sait isyanıyla mahkum olmuştu. Saidi Kürdi,Nakşiliğe dayanan Nurculuğu yaymaya çalışan bir laiklik ve cumhuriyet düşmanıydı.
Aslında hareketin özünde Türk düşmanlığı yatmaktaydı. İşte Saidi Kürdi’nin takipçisi Fethullah Gülen de bu ekolün devamcısıdır. Derviş Vahdeti ve Saidi Nursi (Kürdi)’nin üstlendiği misyonu (!), günümüzde AKP ve Nur cemaati üstlenmişgörünüyor... Önüne böylesine büyük (!) bir hedef koyan ve amaç edinen Fethullah Gülen, 1957 yılında Erzurum'da talebelik yıllarında Bediüzzaman (!) Saidi Nursi'nin adamı Muzaffer Arslan'ın sohbetlerinde Risale-i Nurları tanır ve bir daha da bu sohbetlere katılmaktan geri kalmaz!.. F.Gülen, daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı kadrolarında çeşitli görevlerde bulunur... M.Şevket Eygi gibi kişilerle aynı kulvarda, dini alet ederek siyasi mücadele verir!..
11.03.1966'da Kırklareli'nden İzmir merkez vaizliğine tayin edilen Fethullah Gülen, kendi deyimi ile, izne ayrılıp “küçük bir Türkiye seyahati”ne çıkmış ve “çeşitli yerlerdeki dostlarınıziyaret etmiş”tir. Seyahati 40 gün kadar sürmüştür. Halbuki izin süresi 20 gündür!.. Bu süreiçinde hoca efendi (!) neler yapmıştır?..Kendisinin bu "çeşitli yerlerdeki dostları" kimlerdiracaba?.. Ve 20 günlük resmi izin, 40 güne nasıl çıkarılmıştır?.. Nurcular ülkemizde bir asırdır örgütleniyorlar. Devleti ele geçirme sürecinde, şimdi sıraparçadan bütüne doğru gitmeye geldi!
“ABANT PLATFORMU” Gayet açıktır ki, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi ile bölgede "ılımlı İslam" tasarımında Türkiye'nin "aktör" olmasını en iyi sağlayacak insan (!) Fethullah hocadır!.. ABD'nin planlarına göre; "Ilımlı islam" tasarımı, BOP'un marş motoru ve Fethullah Gülen de bu motorun anahtarıdır!Washington'da düzenlenen Abant Platformu’nda Nakşiler, Nurcular ve Süleymancılartarafından, M.Kemal ATATÜRK'ün kurduğu laik cumhuriyet tartışılmış (!) ve BOP çerçevesinde Afganistan'ın, Irak'ın, Mısır'ın, Özbekistan'ın, Azerbaycan'ın vb. ülkelerin örnek alacağı "din eksenli" cumhuriyete geçiş yolları aranmıştır! Yani onlara göre sorun, "laik Cumhuriyet"tir!.. Çünkü "Abant Grubu" denilen misyonun amacı da; "ABD'nin bölgedeki emperyalist çıkarlarına ideolojik bir destek sağlamak"la ilgilidir!
ABD'nin ve F.Gülen Hocaefendisinin kuklası olan Başbakan R.T.Erdoğan ise ABD hakimiyetindeki Yeni Dünya Düzeni'nin "Büyük Ortadoğu Jandarma Komutanı" olmaya taliptir!
Türkiye, 24 Ocak 1980 kararları ile Liberalizme geçerken, 12 Eylül darbesi ile sistem buna uygunlaştırılır, 1990 yılından itibaren de "küresel"leşir, ABD destekli Gülen okulları ile de (sözde) "Türk Emperyalizmi" görüntüsü yaratılmaya çalışılır...
İşte bu aldatmaca neticesinde bugün hala bazıları,"yahu ne istiyorsunuz bu hocaefendiden? Adam bizim misyonerliğimizi yapıyor, dünyanın her yerinde Türk (!) okulları açıyor" gibi bir safdillik, daha doğrusu gafillik içerisindeler... "Çağdaş Roma İmparatorluğu" denilen ABD, BOP'u müslüman coğrafyasında hayata geçirmeye çalışırken, F.Gülen ve ekibinin himaye görmesi bir rastlantı değildir. F.Gülen vecemaati yıllardır ABD tarafından desteklenmekte ve kullanılmaktadır.
Bugün F.Gülen ABD'deki çiftliğinde (cemaate ABD tarafından tahsis edilmiştir), FBI'ın korumasındayaşamakta ve cemaatini yönetmektedir! BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ (BOP): Büyük Ortadoğu Projesi (BOP); ABD'nin batıda Fas, doğuda Moğolistan, kuzeyde Çeçenistan, güneyde Yemen'i içine alan geniş bir "İslam Coğrafyası" tasarısıdır. BOP'un üçboyutu vardır: Birincisi ekonomik olanıdır ki, G-7 ülkeleri içinde tartışılıyor. İkincisi siyasi boyutudur ki, ABD ve AB ülkeleri arasında tartışılıyor. Üçüncüsü ise askeri olanıdır ve bu da NATO Konseyi'nde ve komuta merkezinde tartışılmaktadır.ABD'nin ve AB'nin hakimiyet kurmak için bir harman yerine çevirdiği Kıbrıs da bu projenin taşlarından birisidir!.. ---Başbakan Erdoğan, Bush ile 28 Ocak 2004'te Beyaz Saray'da yaptığı görüşmeninardından, "Türkiye'nin, sınırları genişleyen ve demokratik değerlerin yerleştirilmesi öngören bu projeye destek verdiğini, Türkiye'nin projede anahtar rol oynayacağını" söyledi!---
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, 1 Nisan 2004'te verdiği ropörtajda "Neden Türkiye gibi bir İslam ülkesi, Türkiye'deki gibi bir demokrasi olmasın?" şeklindeki sözleriyle, Türkiye'yi "ılımlı İslam"ın modeli olarak gördüklerini ifade etti!ABD ve AB Emperyalizmi, sömürüsünü idame ettirmek amacı ile, “dünyada birlik ve barış” amacı göstermek için, "dinlerarası diyalog ve hoşgörü" oluyormuşcasına, İbrahimi kökenli semavi dinler olan; Musevilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık arasında uzlaşı sağlar gözükmektedir. Bu inançların dinsel simgeleri olan Davut yıldızı, kippa (bere), haç, türban (kiaslında İslamla bir alâkası yoktur) gibi sembollerin istenen tarzda (kendi ülkeleri hariç) bulundukları bölgelerinde kullanımına hoşgörüyle bakılmıştır.
"
Davut Yıldızı-Haç-Hilal" yada "
Haç ve Gül" birlikte, emperyalizmin geleneksel birlik simgesi olarak kullanılmıştır.
Türkiye Türkleri’nin 1923'te Cumhuriyet ve Atatürk devrimleriyle başlattıkları uluslaşmasüreci, bilhassa 1950'den itibaren inkitaya uğrar. O günden beri "karşı devrim" devam etmektedir. 2002 yılında AKEPE iktidarının işbaşına gelmesiyle, karşı devrim süreci hızlandırılmıştır. Bugün Türkiye, "Türk kimliği"nden ve "Cumhuriyetçi kimliği"nden "islamicemaat kimliği"ne çevrilmek istenmektedir!..
AKEPE Hükümeti, “Yeni Osmanlıcılık” ile Cumhuriyet sistemini karşı karşıya getirerek, İslam rejiminin rövanşını bu çatışmada almakistemektedir! Başbakan Erdoğan'ın, laikliği "farklı inanç ve değerlere eşit mesafede olan devlet" diye tanımlamasından da anlaşılacağı üzere Erdoğan, şeriatçıların önündeki (eğitim alanında olsun,hukuk alanında olsun) engellerin kaldırılmasını istemektedir ve laikliği de bu çerçevede kullanmak istemektedir.
ABD'nin de Türkiye için istediği model; daha bireysel ve post modern, ılımlı bir İslami devletve laikliğin de olduğu bir sistemdir. Tabi bu laiklik, ABD'nin uygun gördüğü bir laikliktir!Tıpkı Tayyip Erdoğan’ın tanımlamasını yaptığı “laiklik” gibi… 8.Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın Türk ekonomisini dünya tekellerine açması sayesinde "Anadolu kaplanları (!)"nın ortaya çıktığını ve şeriatçı sermayenin doğduğunu görmekteyiz. Bu yapı, "soft İslam" anlayışını da beraberinde getirmiştir. Anadolu kaplanları (!)nın ortaya çıkmasıyla, Anadolu'dan çıkan bu iş adamlarının, sadece sanayi ve ticaret alanında değil, şeriatçı faaliyetler gibi başka alanlara da finansman sağladıklarını görmekteyiz.
AKEPE de "İslam, demokrasi, laiklik" konusunda, geçmişte Özal'ın (daha öncesinde de Menderes'in) açtığı yolda ilerleyerek “ABD'nin ileri karakolu olma” görevini yerine getirmektedir. Washington'da düzenlenen Abant toplantısı da göstermiştir ki, ekonomi ve dış politikadan sonra laik cumhuriyet rejimi de ABD'de biçimlendirilmek istenmektedir!
NURCULAR VE FETHULLAH GÜLEN'İN SİYASİ ETKİSİ: F.Gülen'in "benzeme benzet" stratejisinde, geleneksel takiyyecilikten farklı olarak değişikalanlarda görev alacak nur cemaatinden bir kişi (ister kadın olsun, ister erkek), o alanda diğer çalışanlar gibi giyinip ve taktiksel olarak da onlar gibi davranmak zorundadır. Hoşgörülü ve uzlaşmacı gibi görünüp, zamana yayarak kendi görüşlerini empoze etmektedirler. ABD, F.Gülen'in vasıtası ve AKEPE'nin kanalı ile dincileri, kürtleri ve kürtçüleri kullanmaktadır.
İslam coğrafyasında, ABD birinci dönem yayılmacılığını DP iktidarı ile yapmıştır. İkinci dönem yayılmacılığını da Özal ve onun devamında da Fethullah cemaati ve AKEPE iktidarıile yapmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında bölgede etkin rol alan ABD, daha sonra ise "Yeni Dünya Düzeni" ile hakimiyetini kurmuştur. AKEPE'nin 03.11.2002'de hükümet olması, sadece siyasal islamcıların değil, ABD yanlısı bir blokun da iktidar olmasıdır! 19.yy başından beri ülkemizde ajanları vasıtasıyla faaliyette bulunan ABD, şimdi ise AKEPE iktidarı ve yerel yönetimleri ile F.Gülen cemaatinin de marifetiyle (!), Özal'ın ve daha öncesinde de Menderes'in başlattığı "liberal-muhafazakar-demokrat"lığa uygun din anlayışının reformlarını bitirmeye çalışıyor. Tabi ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni de küreselleşmeye uygun olarak yeniden biçimlendiriyor! ABD ile içiçe olan İngiltere ve İsrail'in de destekleyicisi olduğu, Türkiye’yi "eksen ülke" yapacak olan BOP'un hedefleri; "İsrail'i korumak ve kollamak, ABD'nin bölge ülkelerini sömürmesi ve petrolleri kontrol etmesi"dir! SONUÇ: Aslında konunun özeti yine yazımızın içinde de geçen şu satırlardadır: "Emperyalist Batı(ABD, AB, İsrail)'nın Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya ve Kuzey Afrika'da hegamonya kurmaprojesi olan BOP'un marş motoru ılımlı islam, bu motorun kontak anahtarı ise F.Gülen ve cemaatidir!"…
CIA’NIN FETHULLAH RAPORU:CIA'nin 88 sayfalık raporunun girişinde şu cümleler dikkat çekiyor: "İslam Dünyası kendideğerlerini ve doğasını tanımlamanın kavgasını yaşıyor. Peki ABD'nin bu kavgadaki öncelikleri neler? Önce İslamiyet'ten kaynaklanan şiddetin önlenmesi, sonra ABD'nin İslamiyet'e karşı olduğu imajından kaçınılması ve daha sonra da İslam dünyasının demokratikleştirilmesine yönelik atılacak radikal adımların planlanması...İslam dünyası şu an 15Alınn adres
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=1363 Kaynak: Rand.org "Civil Democratic Islam: Partners, Resources and Strategies" gelişme yoksunluğu ve globalleşme ile uyumsuzluk sorunlarıyla boğuşuyor ve bugüne kadar İslam dünyasında çare için bulunan milliyetçilik,
Pan-Arabizm,İslam devrimi vb. kavramların da bu çözümde yetersiz kaldıkları görülüyor."
Bu tanımlamadan sonra raporda İslam dünyası 4 başlıkta şöyle kategorize ediliyor: "
1) Köktendinciler: Demokratik değerleri reddederler ve İslami değerlerle yönetilen otoriter bir devlet biçiminden yanadırlar.
2) Tutucular: Tutucu bir toplum isterler ve modernleşme ve değişim konularına kuşkulu yaklaşırlar.
3) Ilımlılar: İslam dünyasının, globalleşmenin bir parçası olmasından yanadırlar ve İslamda reform ve modernleşme isterler.
4) Laikler: Din ve devlet işlerinin ayrılmasından yanadırlar. Batı türü demokrasiden yanadırlar ve dini kişi düzeyine indirgemeye çalışırlar." Bu kategorilendermenin ardından ABD yönetiminin yapması gerekenler raporda şöyle sıralanıyor:
"Önce "Ilımlı İslamcılar" desteklenecek: Çalışmaları ve görüşlerinin yayınlanması ve dağıtılmasına maddi katkı yapılacak, daha geniş kitlelere ve özellikle gençlere ulaşmalarıteşvik edilecek, sivil toplum kuruluşları kurmalarına, eğitim için yer bulmalarına ve politik süreç içinde gelişmelerine destek olunacak, görüşlerini yaymak için web sitesi, okul, enstitüler kurmalarının önü açılacak ve Ilımlı İslam'ın kitlelerin alternatifi olması sağlanacak.
Köktendincilere karşı tutucular desteklenecek: Bu amaçla, her iki grubun ittifak kurmalarının önüne geçilecek, tutucularla Ilımlı İslamcıların ittifak kurmaları sağlanacak vetutucu eğitim kurumlarında ılımlı İslamcılar'ın görüşlerinin yayılmasına çalışılacak, tutucu İslamcılar arasında özellikle Sufizm'in taban bulması için uğraşılacak.
Laikler, duruma göre desteklenecek: Laikler'in köktendinci tehlike karşısında ABD ile aynı görüşte olmaları içinuğraşılacak ve bu durum laiklerin milliyetçilik ve sol akımlara yanaşması önlenerek gerçekleştirilecek. Köktendincilerle etkili mücadele edilecek: Bu konuda daköktendincilerin terör eylemleri sürekli gündemde tutulacak, gazetecilerin köktendinci akımlar içindeki yolsuzlukları, baskıları, moralsizliği sürekli gündemde tutmaları sağlanacak,aralarındaki bölünmeler hızlandırılacak."
Raporun daha sonraki bölümlerinde kategoriler daha detaylı olarak anlatılıyor ve Türkiye'yi ilgilendiren bölümler başlıyor. Örneğin Köktendinci gruplar arasında El Kaide ile birlikte Kaplancılar da sayılıyor.
Laik kategoriye en iyi örnek olarak Türkiye'deki Kemalistlergösteriliyor ve aslında milliyetçilik vb akımlar nedeniyle laiklerin ABD'ye çok yakın bakmadıkları da raporda yer alıyor. Peki bu durumda en iyi ittifak olarak kim kalıyor? Rapora göre bu durumda en iyi ittifak Ilımlı İslamcılar'la yapılabilir...
Ve sıkı durun raporun 38. sayfasında Ilımlı İslamcı olark Türkiye'den Fethullah Gülen'in adıörnek olarak veriliyor. 39. sayfada da Ilımlı İslamcılar'ın en büyük eksikliklerinden birinin "ekonomik güç" olduğu vurgulanıyor ve
maddi açıdan desteklenmeleri isteniyor. Raporda Türkiye'nin Ilımlı İslam için iyi bir model oluşturduğu tespitinde bulunularak, bu konuda Türkiye'deki iktidarın desteklenmesinin altıçiziliyor. Raporun daha sonraki bölümlerinde kategorilendirilen İslami grupların, kadın, evlilik, cihad, demokrasi, eğitim vb. konulara nasıl baktıkları da ayrıntılarla inceleniyor.
Raporun son bölümünde "Derin Strateji" başlığı altında da, ilk başta verilen "Yapılacaklar" daha da detaylandırılıyor. Burada en ilgi çekici olanı da, "Ilımlı İslami bir lideroluşturulması" başlığı altında ortaya çıkıyor: "Ilımlı İslamcılar'ın cesur sivil liderler olmasına çalışılmalı ve demokrasi, insan hakları, kadın hakları konusunda etkili politikalar geliştirmeleri sağlanmalı.
İslamın bir üst kimlik olduğundan çok, insanlarının kimliklerinin bir parçası olduğu işlenmeli, sivil toplum örgütleri oluşturarak Ilımlı İslamcı liderlere yardım edilmesine çalışılmalı..." Tabii raporda Türkiye'yi, Irak'ı ve tüm İslam dünyasını ilgilendirenbölümler ve hepimize tanıdık gelecek "uygulama önerileri" bulunuyor... Biz burada sadece raporu kısaca özetledik... Bilmek sabır ve araştırma istiyor. Bilen, bulmacayı daha kolay çözüyor...
AJAN ŞEBEKESİ: FETHULLAH CEMAATİ:Fethullahçılar, salt dinsel inançlarını yaşamaya çalışan bir cemaat değildir.Uluslararasıalanda at koşturan, son derecede tehlikeli bağlantılarıyla,ekonomik kaynakları ve eğitimkurumlarıyla, Türkiye'nin yüzyüze olduğu en büyük tehdit odaklarından biridir. Fethullahçılar, mevcut ekonomik kaynaklarını, yapılabilecek en akılcı ve en değerli alana,eğitim yatırımına tahsis ettiklerinden, diğer şeriatçı yapılanmalara kıyasla, ülkemizin sadece bugününü değil, daha çok geleceğini tehdit etmektedirler.
TSK'ya sızmakta zorlanan ama buna rağmen yılmaksızın girişimlerini sürdüren fethullahçılar, istihbarat ve emniyet birimlerindeki kadrolarını, “alternatif silahlı kuvvetler”olarak algılamaktadırlar. Bununla birlikte adliye ve mülkiye kadrolaşması ise bu gücü daha da pekiştirecek ve devletin içten ele geçirilmesini ya da bir başka ifadeyle,
devletin kansız teslimalınmasını temin edecektir. 1980'li yılların başlarından itibaren polis okullarına ve Polis Akademisi'ne sızarak burada kadrolaşan ve daha sonra personel, eğitim, bilgi-işlem, terörle mücadele, istihbarat gibibirimlerde kökleşmeye çalışan fethullahçılar, istihbarat birimlerinin yanısıra, var oldukları her yerde ve ortamda, şeyhleri F. Gülen'in kaset ve kitaplarındaki "
tedbir ve temkin", "
taktik ve strateji" içeren direktiflerinin gereğini yerine getirerek bugünkü güç düzeylerine erişebilmişlerdir. Ankara DGM’nin F. Gülen İddianamesi'nde şöyle denmektedir:
"F. Gülen gurubunun başta milli eğitim ve emniyet teşkilatı olmak üzere bütün devlet kadrolarına sızma çalışmaları yaptığı ve önemli ölçüde muvaffak olduğu bilinmektedir." İstihbarat Daire Başkanlığı'nın 10 Mart 1992 gün ve 1992/79 sayılı yazısında şöyle denilmektedir: 16Bu kısım Türkçü şehit Dr. Necip Hablemitoğlu’nun “Köstebek” adlı kitabından derlenmiştir.
"...Ankara Polis Koleji öğrencilerinin %50'sine yakın bir kesimi ile çeşitli şekillerde temas kuran örgüt elemanları, kendilerine yakın olanlar üzerindeki ajitasyonçalışmalarını sistemli olarak yürütmektedirler." "...gelecekte emniyet teşkilatının bürokratlarını oluşturacak polis koleji öğrencilerinin, koleje seçiminden itibaren her aşamada sistematik bir çalışmanın yürütüldüğü görülmektedir." Emniyet Genel Müdürlüğü'nce yayınlanan istihbarat bülteninin 70 no'lu nüshasından bir alıntı: "Gruba ait, ülkemizde faaliyet gösteren eğitim-öğretim kurumlarından bazıları aşağıda belirtilmiştir: İzmir Yamanlar Fen Lisesi, İstanbul Fatih Koleji, İstanbul Safiye Sultan Kız Lisesi, Mersin Yıldırımhan Lisesi, Ankara Samanyolu Lisesi, Van Serhat Lisesi, Denizli Server Lisesi, Erzurum Aziziye Lisesi, Erzincan Otlukbeli Lisesi, Eskişehir Ertuğrul GaziLisesi, Sakarya Işık Lisesi, Manisa Şehzade Mehmet Türk Lisesi, Aydın Nizami Erkek Lisesi, Fatih Üniversitesi."Bültende, fethullahçı gurubun yayın organları arasında "Sızıntı dergisi, Yeni Ümit, Aksiyon, Zaman Gazetesi, Samanyolu TV"; kuruluşları arasında da "Akyazılı Orta ve YüksekEğitim Vakfı, Türkiye Öğretmenler Vakfı, Türkiye Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı"gösterilmiştir. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nce hazırlanan rapordan bir alıntı:
"F. Gülen'in oluşturduğu örgüt, devletin laik yapısını yıkmak amacıyla kurulmuş olup, istişare kurulu, bölge imamları, şehir imamları, semt imamları, ev imamları gibi illegal yapılanmayla bütün ülkeyi bir ağ gibi sarmıştır. Yine bu illegal yapılanmaya bağlıolarak yurt içinde ve yurt dışında legal görünüşlü şirket, okul ve vakıflara sahip bulunmaktadır. Bu legal ve illegal yapılanması ile büyük ve güçlü görünüm arz edenörgüt, halk üzerinde bir manevi cebir ve baskı yaratmaktadır." Göz önünde tutulması gereken önemli bir husus; fethullahçı örgütlenmenin, emniyet teşkilatıiçinde bugüne kadar niçin çözülemediğidir.
Bunun da en önemli nedeni, çözecek makamsahiplerinin, birtakım siyasal denge hesapları ve de koltuk endişeleri ile konuya soğuk bakmaları, risk üstlenmemeleridir. İşte birtakım gariplikler:
--- 10 kasım 1996'da "inancımıza saygı duyulmadığı bir dönemde, içim kan ağlayarakbugünkü törenlere katıldım" sözleriyle ünlenen Kayseri eski belediye başkanı Refah Partili Şükrü Karatepe hakkında DGM'nin bilirkişi olarak atadığı Prof. Dr. Ali Şafak, Karatepe'yi aklayan rapora imza atanlar arasındadır. Şafak, Polis Akademisi'nde görevinin başındadır!
---- Polis Koleji’ndeki toplam 731 öğrencinin %53'ünü oluşturan 388 öğrencinin, fethullahçıyapılanma içinde yer aldığı belirtilmektedir. 2001 yılı mezunları arasında bu oran %67 olarak kaydedilmektedir.
FETHULLAH-CIA İLİŞKİSİ: İki yıl önce yayınlanan ve etki ajanı-nüfuz casusluğu kavramını tarihsel süreçte anlatmayı ve örneklendirmeyi amaçlayan raporda, "Türkiye'deki etki ajanı borsası: Fethullahçılar" arabaşlığı altında aşağıdaki bilgiler yer almıştır: "......söz konusu hocaefendilerden biri olan zat, kalabalık maiyeti ile (buna 24 saat yanından eksik olmadığı söylenen doktorları da dahil) Pennsylvania eyaletinde Philadelphia yakınlarında özel bir çiftlikte yaşıyor. Çiftliğin bulunduğu bölgenin FBI koruması altında, refakat memurlarının gözetiminde olduğu ve buralardaki çiftliklerde yaşayanlara birinci derecede özel öneme sahip koruma programının (
Countur-Surveillance faaliyeti) uygulandığıkaydediliyor."
DEVAMI ALTTADIR.