Gönderen Konu: ARAP MILLIYETÇILIGI VE TÜRKLER  (Okunma sayısı 1065 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ARAP MILLIYETÇILIGI VE TÜRKLER
« : Haziran 23, 2008, 09:02:56 ÖS »
ARAP MILLIYETÇILIGI VE TÜRKLER

Arap Milliyetçiliginde "Türk Aleyhtarligi" "Dil" ve "Din" Unsurlari ve Türk'le Ilgili Sorunlar"... kaza ve kader, talih ve tesadüf de yimleri Arapçadir; Türkleri ilgilendirmez."
Atatürk

"Nationalism is our form of incest, is our idolatry, is our insanity..."(Milliyetçilik bizim igrenç günahimiz, putperestligimiz, çilginligimizdir...)"
Erich Fromm

"Kendi mülkünde garîbane dilendin din için,"
Pek fedakarane yandin bir Küreysî kin için"(Neyzen Tevfik; "Türk'e ikinci ögüt")
-----------
Dördüncü Baski Vesilesiyle...
http://www.ilhan-arsel.org/Arap_Mil/DortBasVes.html
------------
GIRIS
http://www.ilhan-arsel.org/Arap_Mil/Giris.html
-----------
I. TÜRK, ARAP VE SERIAT KONUSUNDA
http://www.ilhan-arsel.org/Arap_Mil/0I.html
--------------
II. ARAP MILLIYETÇILIGININ MUHAMMED'E INEN KÖKENLERI KONUSUNDA
http://www.ilhan-arsel.org/Arap_Mil/0II.html
-----------
A) Arap milliyetçiligi Türkçülük egilimlerine tepki olmak üzere dogmamistir
http://www.ilhan-arsel.org/Arap_Mil/0IIA.html
----------------
B) Arap milliyetçiliginin ilk kurucusu olarak Muhammed
http://www.ilhan-arsel.org/Arap_Mil/0IIB.html
------------

III) YAKIN DÖNEMLERDE ARAP MILLIYETÇILIGI BATI MILLIYETÇILIGI YÖNTEMLERiNDEN YARARLANIRKEN TÜRK DÜSMANLIGI ÖGESINI DE KAPSAR
http://www.ilhan-arsel.org/Arap_Mil/0III.html
--------------

IV) Arap milliyetçiliginin ... dayanagi : "Arap çikarlari"
http://www.ilhan-arsel.org/Arap_Mil/0IV.html
----------------
IÇINDEKILER
BÖLÜM I
ARAP MILLIYETÇILIGI DAVASINDA "TÜRK ALEYHTARLIGI" ÖGESI
Birinci Kesim :
Arap'in Türk düsmanliklarinin geçmise inen ve günümüze gelen kaynaklari

I - ARAP IRKININ TARÎHÎ TÜRK DÜSMANLIGININ MUHAMMED'E INEN KÖKENI
A) Türk aleyhtarligi duygularina malzeme isini gören Kur'an hükümleri ve hadîs'ler
1- Türk'leri basik burunlu, yayvan suratli ve Araplara felaket getirici Ye'cüc ve Me'cüc irki" seklinde tanimlayan Kur'an ve hadis hükümleri
2- Muhammed'in Ye'cüc-Me'cüc olarak tanimladigi irk Türklerdir
B) Ye'cüc-Me'cüc sözcükleriyle Muhammed'in Türkleri kastetmis oldugu Islamî inanç niteligindedir
C) Türk kusaklarini yetistirenler dahi bu inanci sürdürürler
D) Türkleri Arap'lar için felaket getirici irk olarak tanimlamak üzere Ye'cüc efsanesini uygulama siyaseti
1- Neden Türk düsmanligi?
2-Ye'cüc-Me'cüc Efsanesi ile Türkler arasindaki iliskinin nasil kurulmus olabilecegi hakkinda

E) Türk'ü felaket getirici irk gibi gösteren Muhammed Arap'lari "insanliga isik tutan irk' olarak yüceltir
1- Muhammed'e göre Müslüman olabilmek için Arap'lari sevmek ve yüceltmek sart'tir
2- Muhammed Arap'in Üstünlügü görüsünü irkçilik açisindan da sürdürür
3- "Ben Arap'tanim ama Arap benden degildir" sözlerinin yarattigi yanilgi
4- Muhammed'in, sadece Araplarin degil bütün insanlarin peygamberi oldugu iddiasi

F) Türk'ü küçülten ve Arap'i yücelten hükümler karsisinda Türk seriatçisinin tutumu
1- Arap'la birlik olup, Türk aleyhtari hükümleri savunanlar
2- Arap'in Türk aleyhtarligini mazur görmege çalisanlar
3- Muhammed'in Türk lehine konustugunu sanan ve Türk aleyhtari hükümleri cerhe çalisanlar

II YÜZYILLAR GERISINDE BIRiKEN TÜRK DÜSMANLIGININ YARATTIGI ILK EYLEMLER VE ARAP LEHINE SAGLADIGI ILK SONUÇLAR

A) Türk-Arap savaslarinin ilk anilari ve Arap'in Türk'e karsi ilk nefretleri
1- Yezid II'ye gelinceye dek Türklere karsi "cihad" Araplar için kutsal görevdir
2- Türklere karsi elde edilen ilk Arap zaferlerinin sömürü araci yapimasi
3- Türklere karsi "vahsi", "barbar" anlamina gelecek deyimleri ilk kullananlar Araplardir
4- Seriat egitiminde Arap ve Türk, Türk düsmanliginda birlesir
5- Türk'ün durüstlügünü "saflik" ve Arap'in kurnazligini "erdem" sekline sokan zihniyet
6- VII Yüzyil: Ibn al-Mukaffa'ya göre Türkler "vahsi hayvan" niteliginde

B) IX. Yüzyil: Türk'e karsi Arap düsmanliklarinin gelismeye basladigi yillar
1- Mütevekkil ve Muntasir dönemlerinde Türk aleyhtarliginin gelismesi
2- Türk'ün fiziki nitelikleri Arap'in kiskancliginin nedenleri olur
3- al-Cahiz'in degerlemesinde Türk
4- "Binbir gece masallari"nda ebedilesen Türk aleyhtarligi duygulari

C) X'uncu Yüzyil: Tevhidî, Mes'üdi, Balhî, Istahrî vs. gibi kalemlerde Türk'ün tanimi
D) XI'inci yüzyil ünlülerinin (al-Andalusi, al-Utbi, Ibn Sina, al-Kirmani, al-Biruni, vs.) kaleminde Türk aleyhtarliginin gelismesi
E) XII. yüzyil ünlülerinin (Idrisi, Yakut al-Hamavi, Gazzalî, Marvazî, vs. gibi) Türk hakkindaki olumsuz görüsleri
F) XIII. yüzyil ünlülerinin (Nasir al-Din Tusi, Sirazli Saadi, Cuveyni, Ibn al-Asir) kaleminde Türk'ün olumsuz tanimi
G) Arap'in küçültmelerine karsin Türk'ün IX-XIII yüzyillarindaki hosgörürlügü ve sanata meraki
H) XIV yüzyilin (Sirazh Hafiz, ibn Teymiyye, ibn Sasra gibi) bazi ünlü kisilerinin degerlemesinde Türk


I) XV-XVI. Yüzyil

III - YAKIN DÖNEMLERDE TÜRK ALEYHTARLIGI YOLU ILE ARAP MILLIYETÇILIGININ BILINÇLENMESI
A) Vahhabilerle körüklenen Türk düsmanligi
B) M.Abduh'a göre "Barbar Türk"
C) Al-Kavakibi'ye göre Arap Türk'e üstün
D) Hilafeti almakla Türk'ün Islama ihanet ettigim savunanlar

IV - XX'CI YÜZYILDA ARAP MILLIYETÇILIGINI BESLEYEN TÜRK ALEYHTARLIGI

A) XX. yüzyil baslarinda Araplari birlestiren Türk düsmanligi unsuru
1- Kral Abdullah Araplar için Türk'ün felaket getirici irk oldugu tezine sarilir
2- "Islam'in yikicisi Türklerdir" görüsünü savunanlar
3- "Islam'a kötü kuruluslari sokan Türkler'dir" tezini benimseyenler

B) Müslüman Arap, Hiristiyan Arap ile yanyana Türk'ün karsisinda yeralir
C) Geriliklerden kurtulma araci olarak Türk aleyhtarligi siyaseti
D) XX. yüzyilin ikinci yansinda gelistirilen Türk aleyhtarligi tez'i

V ARAP'IN VE ISLAM'IN GERI KALMISLIGININ SORUMLULUGUNU TÜRK'E YÜKLEYEN IDDIALARDAKI GEÇERSIZLIK

A) "Islam uygarligini yok eden Türklerdir" iddialarina karsi
B) "Köleligi Islam'a sokan Türklerdir" iddialarina karsi
C) "Islam'a irkçiligi sokan Türklerdir" iddialarina karsi
D) "Islam'i savas ve saldirganlik dini haline getiren Türklerdir" iddialarina karsi
E) "Vahset ve gaddarlik davranislarim tsiam'a sokan Türklerdir" iddialarina karsi
F) "Islam'da kadini hak ve özgürlükten yoksun kilan Türklerdir" iddialarina karsi
G) "Islam demokrasiyi öngördügü halde Türkler despotik sistemler getirmistir" iddialarina karsi
H) Arap ülkelerinin ekonomik geriliklerinin sorumlulugunun Türklere yüklenemeyecegi konusunda

VI - ISLAM TARIHININ DEGISMEZ KURALI: SERIATTAN UZAK KALINDIKÇA UYGARLIK OLUSUR

A) Arap'in ve Islam'in geri kalmisliginda Arap sorumluluguna da yer veren Arap yazarlar
B) Arap'in geri kalmisligini Islam'da arayanlar
C) Arap geriliklerini Türk'e yükleyen görüsler karsisinda Türk aydininin susmuslugu

VII - GERI KALMISLIGININ SORUMLULUGUNU TÜRK'TE BULAN ARAP HER TÜRLÜ REFORM'U ISLAM'A AYKIRI SAYMISTIR

A) Türk yönetimin kötülügünde Arap memurlarin rolü
B) Türk'ün girismek istedigi her reforma karsi Arap direnmesi
C) Batililasmayi selamet bilen Arap, Türk'ün Bati'ya yönelik davranislarini engeller

Ikinci Kesim :
Arap'in Türk'e karsi giristigi eylemler ve sonuçlari

I - VII'NCI YÜZYILDAN XX'NCI YÜZYILA KADAR, ARAP'IN TÜRK'E KARSI EYLEMLI SALDIRI SIYASETI
A) Fatimi'lerin ve Arap emirlerinin Ehl-i salib'e destek olmak suretiyle Türk'e ihaneti
B) Türk'e karsi Haçli ordularinin giristigi vahset Arap'i sevindirir
C) Arap'in Türk'e karsi saldiri ve ihaneti XIX'uncu yüzyildan sonra canlanir

II - HIRISTIYAN YÖNETIMINI OSMANLI YÖNETIMINE TERCIH EDERCESINE GELISEN TÜRK ALEYHTARLIGI

III - OSMANLI IMPARATORLUGU'NU IÇINDEN VURANLAR
A) Arap ayaklanmasini yabanci destegiyle saglama siyaseti
B) 2'nci Mesrutiyet Dönemi parlamentosundaki Arap meb'uslarin Türk'e karsi ihanetleri
C) Arap milliyetçiliginin cografi amaci
D) Arap milliyetçiligini eylemli sekilde sürdüren Arap din adamlari
E) Arapligi Osmanliliga tercih
F) "Osmanlilik" kavramini "Araplik" seklinde anlayanlar
G) Osmanliligi savunur görünüp, Araplik davasini yürüten Arap
H) Osmanli ordusundaki Arap subaylarin ihaneti

I) Türk'e dost görünüp Türk'ü arkadan vuran Arap

IV - ARAP'IN TÜRK DÜSMANLIGI DUYGULARINI KENDI ÇIKARLARINA ARAÇ YAPAN YABANCI GÜÇLER NAPOLYON ÖRNEGI
A) Arap'in Türk düsmanligini sömürme açisindan Napolyon isgallerinin önemi
B) Misir seferine girisirken (Napolyon) Türk'ü düsman ve kendisini Islam'in dostu gösterir
C) Kendini "Müslüman" olarak tanitan Napolyon hiçbir dine inanmaz
D) Araplari Türk'ten kopma bilincine eristirme açisindan Napolyon isgallerinin önemi
E) Napolyon'un Arap'a oynadigi oyunu, Arap Türk'e oynar
F) Türk siyasetçisi ve din adami, ayni oyunu kendi toplumlarina oynamakla mesguldürler

BÖLÜM II
ARAP MILLIYETÇILIGI DAVASINDA DIL UNSURU
Birinci Kesim :
Arap ve Arapça
I - ARAPÇA'YI KUTSAL NITELIKTE KILMAKLA MUHAMMED'IN ARAP MILLIYETÇILIGINE HIZMETI
A) Arapça'nin Arap'a sagladigi gurur
B) "Muhammed'i sevmek Arapça'yi sevmektir" formülü
C) Arap'in kültür ve düsün birligini yapan dil ögesi

II - ARAPLILIK DUYGULARININ DIL ÖGESI ILE GÜÇLENMESI
A) Arapça'ya baglilik sayesinde bagimsizlik savasi
B) Arapça'ya bagliligin azaldigi yerde Islam'a baglilik azalir
C) Islam birligini benimseyenler dahi Arapça'nin ortak dil olmasi görüsündedirler

III - KUR'AN'IN ARAPÇA INMIS OLDUGU INANCININ SONUÇLARI
A) Kur'an'in Arapça'dan gayri dile çevrilemeyecegi inancinin Arap çikarlarina destek yapilmasi
B) Kur'an'in baska dile çevrilemeyecegi iddialarinin altinda yatan diger gizli amaçlar
C) Kur'an'in Arapça'dan gayri deyim kapsamadigi iddiasi
D) Kur'an'in baska dillere çevrilebilecegi

IV - "AKILCI MILLET" OLMAK YERINE "GÜZEL KONUSAN MILLET" OLMA MERAKI
A) Arap'in dil unsuruna baglilik nedeniyle akilciliga deger vermeyen yönü
B) Islam Arap'i dil yönü ile etkiler
C) Gizli ve çesitli anlamlara yetkin dil olarak Arapça
D) Kur'an dilinin niteligi

V - Akli rehber edinmeyen Arap'in zihin yetersizligine yatkin sistem olarak Seriat
VI - Arapça'nin ve Kur'an dilinin "mucizevî" nitelikte sayilamayacagini savunanlar

A) Arapça'nin üstünlügünü çürüten Iranli düsünürler
B) Arap yazisinin yetersizligi hakkinda
C) Arap aydini Atatürk'ün dil reformuna özlem duyar

Ikinci Kesim :
Milliyetçiligini Dil unsuru ile pekistiren Arap ve kendi öz dilini yok eden Türk
I - TÜRK SERÎATÇISININ TÜRKÇE'YI IHMAL GELENEGI
A) Türkçe'nin devlet dili olmaktan çikarilisi
B) Türk dilini yasatmaya azimli bilim adami ve onu yok etmeye kararli din adami
C) Atatürk'e gelinceye kadar din adami Kur'an'i Türkçe'ye çevirtmez
D) Türk ve Türk dili konusunda Kasgarli'nin çabalarini çürütmeye çalisan seriatçi
E) Türkçe'nin güzelligi ve bilimselligi konusunda Batili düsünürlerinin görüsleri hakkinda
F) Türkçe'nin zeka gelismesi bakimindan yararli yönleri

II - TÜRK DILINI VE BU YOLDAN TÜRKLÜK BENLIGINl GELiSTiRME ÇABALARINA KARSI DIRENMELERDEN ÖRNEKLER
A) Kur'an'in Arapça'dan baska dile çevrilemeyecegi tezine saplanan Türk seriatçisi
B) Cumhuriyet'in 50'nci yildönümünde din adaminin Türkçe'ye karsi olumsuz tutumu
C) Kendi diline yabanci ve ilgisiz Türk toplumu
D) Arap'in inanisi: "Dilini unutan millet yok olur"; ayni inanistaki Türk din adaminin Türkçe'yi birakip Arapça'ya sarilmasi
E) Türk seriatçisinin Arapça'ya bagli olarak Kur'an'i Türkçe'ye çevirtmemesi nedeni

BÖLÜM III
ARAP MILLIYETÇILIGI DAVASINDA DIN UNSURU

Birinci Kesim :
Islam ve Milliyetçilik Kavrami
I - ISLAM'IN MILLIYETÇILIKLE BAGDASMADIGI GÖRÜSÜ : ISLAMCI GÖRÜS
A) Islam'cilara göre "milliyetçilik", hatta "yurtseverlik" Islam'a baglilik duygularini sarsabilir
B) Milliyetçilik duygularini silmeye matuf Islam'ciligin Araplara uygulanamayacagi

II - ARAP MiLLiYETÇILIGININ TEMEL ARACI OLARAK "ISLAM" VE "ARAPLILIK"
A) Islam'in Araptan gayri toplumlar için . milliyetçilik kaynagi olamayacagi
B) Islam'in Arap'a özgü ve Arap çikarlarini ve üstünlügünü saglamaya matuf din oldugu
C) Islam'in Arap dini olarak yerlesmesinin kisa hikayesi
D) Kur'an'da geçen "inananlar" "sözcügünü Muhammed ilk kez "Araplar" karsiligi olarak kullanir
E) Kur'an'da geçen "ümmed", "millet" sözcüklerinin Araplar anlamina alinmasi ve Arap milliyetçiliginin temel unsuru yapilmasi
F) Eski Arap geleneklerinin dini olarak Islam
G) Islam'in "evrensel din" kiligina sokulduktan sonra dahi Arap milliyetçiligine ve çikarlarina araç yapilmasi
H) Islam'i evrensel nitelikte kilar görünürken bile Muhammed Arap üstünlügünü saglamaktan geri kalmamistir

I) Muhammed'in yerlestirdigi "Arap üstünlügü" fikrinin daha ilk anlardan itibaren Arap'lar lehine sömürü unsuru yapilmasi

î) Çagdas Arap milliyetçisinin elinde Islam "Arap üstünlügü" siyasetine araç edilir

III - ÇAGDAS ARAP MILLIYETÇISI KUR'AN'I ARAP MILLIYETÇILIGININ TEMEL KAYNAGI YAPAR
A) Islam'in Araplik davasina destek oldugunu savunan çagdas Arap azarlar
B) Günümüzde Islam'i Arap'in öz dini gösterip, Arap milliyetçiligine güç kaynagi yapanlar


Ikinci Kesim :
Arap milliyetçiliginin Islam unsuru disindaki güçleri
I - ISLAM ÖNCESI ARAP TARIHINI MILLI GURUR UNSURU YAPAN ARAP MILLIYETÇISI
A) "Cahiliyye" diye gösterilen dönem, aslinda "uygarlik" dönemi
B) Arapça'yi ve "Arap tarihini" din unsurunun üstünde tutma egilimi
C) Arap milliyetçiligim Islam Birligine(Pan-tslamism'e) götürecek yol olarak benimseyen zihniyet

II - "ÖNCE ARAP ÇIKARLARI SONRA MASLAHAT UYGULAMASI"

Üçüncü Kesim :

Araplik Bilincini Egitim Yolu ile Güçlendirme Siyaseti

I - ISLAM'I ARAP'A ÖZGÜ DIN NITELIGINDE TUTARAK "ARAPLIK BILINCINI" GÜÇLENDIRME USULÜ
II - ISLAM TARIHINI ARAPLIK TARIHI SEKLINE SOKARAK ARAPLIK BILINCINI VE BENLIGINI YOGURMAK

A) Arap tarihinin kitabi olarak Kur'an
B) Islam öncesi Arap tarihi, milliyetçilik egitiminin temel konusudur

III - ARAP MILLIYETÇILIGININ FIKIR MERKEZI AL-AZHAR'IN ARAP RUHU ILE YETISTIRDIGI TÜRK SERIATÇISI

IV - GÜNÜMÜZ ARAP MILLIYETÇISININ AMACI, ARAP OLMAYAN MÜSLÜMAN UNSURLARI (TÜRK, ACEM VS.) KUR'AN EGITIMI ILE ARAPLASTIRMAKTIR

BÖLÜM IV
SERIAT ÜLKELERINDEN BAZILARININ TÜRK SERIATÇISINA ÖRNEK OLMASI GEREKEN TUTUMU
Birinci Kesim :
Misir Milliyetçiligi
I - MISIR MILLIYETÇILIGINI ETKILEYEN EGILIMLER
II - MISIRLININ MILLI BENLIK ARAYIS SEKILLERI

A) Asyali olmamakla övünerek Misir milliyetçiligini yogurmaya çalisan Misir
B) "Misirlilik" duygusu "Araplik" ve "Müslümanlik" duygularinin önünde
C) Misir milliyetçiligini "Pan Arabizm" slogani içerisinde gerçeklestirme gayretleri
D) Türk düsmanligi duygularini isleyerek Misir milliyetçiligini gelistirme gelenegi
E) Misir milliyetçisi, Misirli'yi Arap'a ve Türk'e üstün görür
F) Islamcilik siyasetine sarilanlara Atatürk'ün akilciligini ögüt verenler

Ikinci Kesim
Misir'dan gayri örnekler
A) Pakistan'da Ikbal, Cinnah ve Azad
B) Iran örnegi: Türk düsmanligi gelenegi
C) Suriye, Türk aleyhtarligi yolu ile milliyetçilik
D) Sudan

BÖLÜM V
ARAP'IN MILLIYETÇILIK TUTUMUNA KARSI TÜRK'ÜN MILLI BENLIKTEN YOKSUNLUGU

I - ARAP MILLIYETÇISININ TÜRK DÜSMANLIGINA KARSI
A) Türk'ün Arap'a karsi husumeti, Arap'in Türk'e karsi dis bilemesinden daha zararsiz
II - ARAP'LA KARISMISLIK VE KAYNASMISLIK KONUSUNDA

A) Arap'in ilkel çöl sartlarina uygun seriat'in, bu sartlarla yabanci milletlere yararli olmadigi
B) "Eger Türk'ün yolu buradan degil yukarilardan geçmis olsaydi!"
C) Arap'la kaynastikça akilciliktan uzaklasan Türk, ayni zamanda Arap'in kaderciligine saplanmistir

III - ARAP'IN MILLIYETÇILIGINE SES ÇIKARMAYAN, FAKAT TÜRK'ÜN MILLIYETÇILIGINI "KAFIRLIK" SAYAN ÇEVRELERIMIZ
A) Arap milliyetçisinin yalanlarina kanan Türk seriatçisi
B) "Nerede ki islam yerlesmistir, orada Araplik bilinci vardir" görüsü hakkinda
C) Türk'ü islamcilik inanislarina saplayarak benliginden ve gelismeden yoksun kilan Türk seriatçisi
D) Türk'ün "Türklük" bilincine kavusmasini dinsizlik sayan ve Arapüstünlügünü savunan Türk seriatçisi
E) Türk'ün islamiyet sayesinde Türklügünü korudugunu sanan seriatçimiz

IV - TÜRK'ÜN TARIHINI ISLAM'A GIRIS ILE BASLATAN VE ISLAM ÖNCESI TÜRK UYGARLIGINI HIÇE SAYAN SERIATÇIMIZ

A) Türk'ün Islam öncesi uygarligi hakkinda
B) Bilgisizlik yüzünden Türk seriatçisi, Türk'ün islam öncesi güzel niteliklerine ve geleneklerine düsmandir
C) Islam'a girmeden önce Türklerin dogru dürüst dile ve alfabeye sahip olmadigini savunan seriatçi
D) "Dil", "Tarih" vs. gibi unsurlari kendi toplumu bakimindan gereksiz gören seriatçi
E) Seriat'i ihmale gelemeyen zihniyet
F) Islam'a girmeden once Türk'ün "devlet" anlayisindan yoksun bulundugunu sanan zihniyet
G) Türk'ün Islam sayesinde hosgörülü oldugunu sanan seriatçimiz, Islam'in hosgörüye yer vermediginden habersizdir
H) Ulusal çikarlarimizi feda edercesine seriat'a sanimisligimiz

V - "TÜRKLÜK", "ISLAMCILIK" IKlLIGININ GÜNÜMÜZDEKI GELISMESI
A) Günümüz Türkiye'sinde millî benligi yok etme gayretleri
B) Kendisini Türk'ten ziyade Arap milliyetçisi sanan Türk siyasetçisi
C) Ve seriatçi basin...
D) Türk'e benlik saglamak isteyenlerimizi düsman gören seriatçi çevre

VI - TÜRK MILLIYETÇILIGININ SAPLANDIGI ÇIKMAZ
A) Seriat'in tüm kötülüklerini ve Islam tarihinin tüm olumsuzluklarini temsil

Çevrimdışı Yazar

  • KATILIMCI
  • **
  • İleti: 74
  • Puan: +10/-0
  • Cinsiyet: Bayan
  • Kardeşlik Dostluk Barış, Birbirimizi Anlayış Ümidi
Ynt: ARAP MILLIYETÇILIGI VE TÜRKLER
« Yanıtla #1 : Haziran 27, 2008, 04:52:45 ÖS »
Müthiş yazı bu! Tüyler ürpertici!
[size=10pt][size=10pt][size=10pt][size=10pt]Nasıl oluyor da Türkler bunu bilmiyor????[/size][/size][/size][/size]
Ye-cüc Me-cüc Türklermiş, ha?
Ben, Çin'lier olduğunu sanıyordum.
Öte yandan, mantıkla bakınca bu işe, eveeet, Arap ülkelerıne ve onlara komşu
yerlere akın eden, istilacılık yapan, yağma eden, bazı Türk kavimleri olabilirdi.
Araplar, ve bilhassa o zamanın kavim başları, tabii kı zarar görüyordu bundan.
İstilacıyı İblis görmek doğaldır.
Öte yandan, o zamanın tarihi hakkında bildiklerime göre, Arapla Türk'ün
arasında yaşama karşı görüş ayrılığı da vardı.

Müslümanlığın ilk kurulduğu yıllarda Türk'lerin kendilerine öz bir dini vardı,
sosyal yaşam koşulları, inançları vardı, Arap'lardan tamamen değişik, ve anladığıma göre,
daha da enerjik (belkı de daha az sübyancı ve kadın-hakları düşmanı) kişilerdi.

Elbette bu konuda çok daha fazla yazılabilir.
FAKAT MÜTHİŞ İLGİNÇ!

SAĞ OLUN BU önemli KONUYU GÜNDEME GETİRDİĞİNİZ İÇİN.

Saygılarımla,
Kristina O'D


Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: ARAP MILLIYETÇILIGI VE TÜRKLER
« Yanıtla #2 : Haziran 28, 2008, 12:27:31 ÖS »
Bu konu bloğumda detaylı olarak,burada da bazı başlıklarla verilmiş idi.
İlgi için...
SİYONİZM,EVANJELİZM SAPKINLIĞI VE SİYONİZMLE İTTİFAKI
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=531.msg688#msg688
---------
TSK ICINDEKI DERIN YAPILANMA YECUC MECUC! VE M.F.GULEN PEYGAMBER MI?
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=874.msg1190#msg1190
----------
NURCULUĞUN TARİHİ GELİŞİMİ:

Nurculuk hareketinin kurucusu olan Said-i Nursi 1873 yılında Bitlis İli’nin Hizan İlçesi’nin Nurs Köyünde dünyaya gelmiştir.

Önceleri Said-i Kürdi olarak tanınan ve bu ünvanı kullanan, soyadı kanunu çıktıktan sonra doğduğu köye izafeten Nursi soyadını alan Said-i Nursi ilmi kariyeri olmayan bir kimsedir. Nitekim Nur risalelerinden Tizyak adlı risalenin 68 nci sayfasında risalelerini kendisinin yazmadığını, bunları yardımcılarının (Nur Şakirtlerinin) yazdığı bildirilmektedir.

Meşrutiyetin ilanından sonra Bitlis havalisinde Şeyh'lik faaliyetlerine başlamış, bilahare İstanbul’a gelerek siyasi faaliyetlere katılmış, İttihad-ı Muhammed-i Cemiyetinin kurucuları arasında yer almıştır.

31 Mart vakasından evvel Derviş Vahdeti ile irtibat kurmuş, o tarihte çıkan Volkan Gazetesindeki yazıları ile 31 Mart Vakıasını körüklemiş, yine o tarihlerde kurulmuş bulunan "Kürt Teali Cemiyeti’ne" girmiştir. 1912 yılında yazdığı bir kitabında “Uyan ey Selahaddin Eyyübi’nin torunları Kürtler” diyerek kürtleri Türklere karşı tahrik gayreti içine girmiştir. Mektubat adlı risalesinde ise “Kendisinin Türk olmadığını, Türklük ile münasebetinin bulunmadığını, Türkiye'de Kürt milleti diye ayrı bir milletin olduğunu” ileri sürmüştür.

İstiklal Savaşı sırasında, Ankara’nın halifeyi kurtaracağı inancıyla Ankara’ya gelmiş, ancak laik bir devlet düzeninin kurulması ve Cumhuriyet ilanı üzerine Ankara’yı terk ederek Van’a gitmiştir. 1925 yılındaki Şeyh Said isyanından sonra Isparta Barla’da daha sonra Kastamonu, Afyon ve Emirdağ’da mecburi iskana tabii tutulmuştur. Afyon, Denizli ve Eskişehir Cezaevlerinde mahkum olarak yatmıştır.

Said-i Nursi 23 Mart 1960 tarihinde Urfa’da vefat etmiştir. Ancak yetiştirdiği talebeleri (Nur Şakirtleri) onun felsefesini günümüze kadar taşımışlardır.

Nurculuk, bir tarikat faaliyeti olarak karşımıza çıkmasına rağmen, Nurcular bu hareketin bir tarikat olmadığını, Kur’an-ı Kerim’in 20 nci yüzyılda tefsiri üzerine kurulmuş bir okul olduğunu ve sayısı 130 lara varan Nur risalelerinin de Kur’an-ı Kerim’in tefsirini kapsadığını ifade etmektedirler.

İlk defa 1955-1957 yıllarında Kur’an-ı Kerim’in ve Nur risalelerinin yazılışı nedeniyle ortaya çıkan nurcular arasındaki gruplaşma, Said-i Nursi’nin ölümünden sonra daha bariz bir hal almıştır.

Birinci grup “Kur’an-a küfür yazısı ile hizmet olmaz” parolası ile ortaya çıkarak Risaleyi Nurların mutlaka Arapça ile ve el yazısı ile yazılmasını, bunun için de bütün Nurcuların Arapça öğrenmeleri lazım geldiğini savunmuşlardır. Bu gruba yazıcı Nurcular denilmiştir.

İkinci grup "Okuyucu Nurcular" diye bilinmekte olup, Latin harfleri ile yapılacak çalışmanın hedeflerine varmada yardımcı olacağını savunmuşlardır.

Okuyucu ve yazıcı grup arasındaki bu farklılaşma 1969 yılından sonra okuyucu grup içinde yer alan Fethullah GÜLEN grubunu ayrı bir grup olarak ortaya çıkarmıştır. Bu grubun özelliği öğrenci kesimine yönelik vakıf çalışmalarına ağırlık vermesi olmuştur.

1982 yılında yapılan Anayasa oylaması okuyucu grup içinde gazeteci ve Şuracı grup olarak yeni bölünmelere yol açmıştır.

Günümüzde Yeni Nesilciler olarak bilinen gazeteci grup, 1992 Anayasası’na hayır denilmesini, Şuracı grup ise Evet denilmesini savunmuşlardır.

Günümüzde Nurcular, “Gazeteciler, Şuracılar, Fethullah GÜLEN’ciler, Yazıcılar” olarak faaliyet göstermektedirler. Ancak Yazıcılar grubunun etkinliği azalmıştır.

Nurculuğun Laik Cumhuriyete ve Atatürk’e karşı bir hareket olduğunu görebilmek için Nur Risalelerine bakmak gerekmektedir. Barla Mektupları sayfa: 53. Atatürk’ü kastederek “Tek gözlü Deccal, ya iman et, ya bütün Dünyanın maskarası olacaksın.” denilmiştir. Bu husus Metin TOKER’in "Sağda ve Solda Vuruşanlar" isimli kitabın 96 ncı sayfasında yer almıştır.

"Sönmez" adlı risalede (Sayfa:21-22), Atatürk kastedilerek “Ayasofya Camiini puthaneye, meşihat makamını kızlar lisesine çeviren bu adamı sevmemenin bir suç olması imkanı var mı?” denilmiştir.

“Mektubat” adlı risalede (Sayfa:401) “Türkiye kuruluşu itibariyle dinden uzak kalmış ve dine karşıdır. Laiklik ile dinsizlik arasında hiçbir fark yoktur. Hıristiyanlık dünyevi esaslara sahip olmadığı için, din ile dünya esaslarını birbirinden ayırır. Reform hıristiyanlıkta mümkündür. Türk inkılapları dahi hıristiyan reformlarının taklidinden ibarettir. Zira İslamiyet hiçbir reforma ihtiyaç göstermeyecek kadar mükemmeldir” denilmiştir.

"Tiryak" risalesinde (Sayfa: 65), “Türkiye’nin siyasi rejimi Nur saadetini söndürmeye çalışmaktadır. Kemalistler seviyesiz, anarşist kimselerdir” denilmiştir.

"Mesnevi-i Nuriye" risalesinde (Sayfa: 80-82), “Alem-i İslam’da yapılacak inkılaplar, İslam’i esaslara uygun olmak zorundadır. Aksi taktirde gayri meşrudur, bu bakımdan Meclis aynı zamanda hilafet görevi görmelidir” denilmiştir.

"Mucize-i Kur’aniye" isimli risalede (Sayfa:191-192), "Müslümanlara Kur’an dışında bir Anayasa lazım değildir, 1347 yılında felsefenin tahakkümü ile bu dindar millete ehemmiyetli tahayyüşler düçar kılınmıştır ve Anayasa’da devlet dininin İslam olduğu yolundaki hüküm kaldırılmıştır. Bu durumda gerçek kanuni esasi tatbik edilmediği gibi, Kur’an da belirtilen Şer'i inkılapta tahakkuk ettirilememiştir. Halbuki Kur’an, Cumhuriyet Anayasası gibi birkaç kişinin iradesi değil, ilahi bir iradenin sonucudur.”  denilmektedir.

"Münazarad" risalesinde (Sayfa: 90-100), "İslam Devleti için tek milliyet İslam milliyetidir. İslam devleti sonunda bütün dünyayı hakimiyeti altına alacak ve İslam yapacaktır.”  denilmiştir.

"Mektubat" risalesinde (Sayfa: 403), “İslam dininde inkılap yapmak, şeriat aleyhtarlığı olduğu için, İslamiyet dairesine aykırı, inkılaplar da İslamiyete aykırıdır.” denilmektedir.

"Hanımlar Rehberi" risalesinde (Sayfa: 57) “Çok kadın ile evlenmek İslami olduğu gibi Taaddüdü Zevcat tabiata, akla ve hikmete muafıktır.”  denilmektedir.

Bu durumda Nurculuk:

Türkiye Cumhuriyeti’nin tamamen şeriat esaslarına ve İslami prensiplere göre idare edilmesini, hilafet ve saltanatın geri getirilmesini, inkılapların geçici olduğunu, Kur’an  dışında  bir  anayasaya  ihtiyaç bulunmadığını savunmaktadır.

Ancak Nurcular günümüzde risalelerden suç unsuru taşıyan kesimleri ayıklayıp baş taraflarına mahkemelerin beraat kararlarını eklemekte ve bu şekilde dayatmaktadırlar.


II-NURCULUK HAKKINDA CEZA GENEL  KURULU KARARI
(Esas: 234/D-1, Karar: 313, Tarih: 20.09.1965).

Ceza Genel Kurulu Kararına göre Nur Risalelerinin gerçek yüzü ve bu risalelerde yer alan zararlı akımlar.

Nur Risaleleri 130 kadar olup, dava konusu dosyada bulunanlar Asay-ı Musa, Mesnevi-i Nuriye, Gençlik Rehberi, Mektubat, Tiryak, Hutbe-i Şamiye, Hanımlar Rehberi, İki Mekteb-i Musibetin Şahadetnamesi veya Divan-ı Harbi Örfi, Barla Hayatı, Bediüzzaman Cevap Veriyor, Lemalar, Bize Nurcu Diyenlere Diyoruz ki, Elhüccet.-ü Zehra, Ramazan Risalesi, İhlas Risalesi ve Sönmez adlı risalelerden oluştuğu anlaşılmıştır.

1- Nurculuğun esası, fikirleri, maddiyatçı ve tabiatçı modern felsefeyi reddetmekte, dünyanın geçiciliğini, ahiretin geçerliliği fikrini telkin etmekte, netice olarak ta bütün dünya saadetlerini insanlara haram etmektedir. (Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü Sayfa: 241)

2- Nurculara göre laik bir devlet düzeni şeriata aykırıdır. Türkiye kuruluşu itibariyle dinden uzaklaştırılmış ve dine karşıdır. Hıristiyanlık dünyevi esaslara sahip olmadığı için din ile dünya işleri birbirinden ayrıdır. Reform hıristiyanlıkta mümkündür. Türk devrimleri dahi hıristiyan reformlarının taklidinden ibarettir. Zira İslamiyet hiçbir reforma ihtiyaç göstermeyecek derecede mükemmeldir. (Mektubat 1958, Sayfa : 401, Dr. Çetin ÖZEK).

3- Laik Cumhuriyetçi düzen 20 senelik inkılaplar sonucu doğmuştur ve dini müthiş sadmeye maruz bırakmıştır. (Münazarat, Sayfa: 135-141, Dr. Çetin ÖZEK Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü Sayfa: 250-251).

4- Atatürk idaresi hadislerde gösterilmiş bulunan dehşetli ahirzamandır. Dinsizlik, kanunsuzluk, ifsat komitelerinin faaliyet yıllarıdır. (Said-i Nursi Sözler 1957 Sayfa : 143, Dr. Çetin ÖZEK Nurculuğun içyüzü 09.04.1964 tarihli Milliyet Gazetesi).

5- Türkiye genel olarak ezan-ı Muhammedi’nin yasak edildiği, bidadların zorla topluma kabul ettirildiği bir dönem yaşamıştır. Devrim kanunları muvakkattır ve hıristiyan kanunlarıdır. (Said-i Nursi, Tiryak, Sayfa 65, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun içyüzü.)

6- Türkiye’nin siyasi rejimi Nur saadetini söndürmeye çalışmaktadır. Kemalistler seviyesiz, anarşist kimselerdir. (Said-i Nursi, Münazarat Sayfa: 17, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun içyüzü.).

7- Devlet İslam’ın siyasi prensiplerine göre teşekkül etmelidir. Bütün hayat nuru onda mevcuttur. (İhsan EMECİ, Aradığımız şuur Mart 1964, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye genci akımlar ve Nurculuğun içyüzü, Sayfa: 262).

8- Alem-i İslam’da yapılacak olan devrimler İslamiyetin Desatirine uygun olmak mecburiyetindedir. Aksi halde gayri meşrudur. Bu bakımdan meclis aynı zamanda hilafet görevini görmelidir. (Said-i Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Sayfa : 80-82, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun içyüzü.).

9- Şahs-ı Manevi hükümetin Müslüman olması gereklidir. (Said-i Nursi, Hutbe-i Şamiye, Sayfa : 80, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun içyüzü Sayfa: 253).

10- Türk Devleti’nin dini İslam’dır ve bunun vikayesi milletimizin maye-i hayatiyesidir. Hükümet İslamiyet ve din için hizmet etmektedir. (Said-i Nursi, Münazarat, Sayfa: 18, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun içyüzü, Sayfa: 264).

11- Müslümanlara Kur’an dışında bir Anayasa lazım değildir. 1347 tarihinde felsefenin tahakkümü ile bu dindar millet ehemmiyetli tahavvüllere düçar kılınmış ve anayasadan devletinin dininin İslam dini olduğu yolundaki hükmü kaldırılmıştır. Kur’an Cumhuriyet Anayasası gibi birkaç kişinin iradesi değil ilahi bir iradenin sonucudur. (Said-i Nursi, Zülfikar-ı Mücizat-ı İslamiye ve Kur’aniye, Sayfa: 191-193, Tiryak, Sayfa 65, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun içyüzü Sayfa: 264).

12- İslamiyete ve Hakikat-ı Kur’aniyeye karşı mürtedane mücadele eden bir dessas zındıktır ki bize hücum etmek için istibdadı mutlaka Cumhuriyet namı vermekle irtadadı mutlaka-i rejim altına almakla sefahat-ı mutlaka medeniyet takmakla cebri keyf-i kurfiye, kanun namı vermekle bir istibdadı askeriye ve delalet kurmuştur.(Said-i Nursi, Sönmez, Sayfa: 21-22, 48, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun içyüzü).

13- Said-i Nursi milliyete ve milliyetçilik fikirlerine düşmandır. Ona göre milliyetçilik İslam birliğine manidir. Nurculara göre milliyetçilik Bolşevizm ve Sosyalizme karşı mücadele edecek kuvvette değildir. (Bediüzzaman Cevap Veriyor, Ankara 1960, Sayfa: 4751, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun içyüzü, Sayfa: 266).

14- İslam Devleti için tek milliyet İslam milliyetidir. İslam devleti sonunda bütün dünyayı hakimiyeti altına alacak ve İslam yapacaktır. Bu dünya milleti hayatı maneviyeye dayanacaktır. Bu İslam Devleti’de hamiyeti İslamiye ve milliye altında İttihad-ı Muhammedi davasında olan Şeyh-i Risalei Nur sayesinde kurulacaktır. (Said-i Nursi, Münazarat, Sayfa : 90-100, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun içyüzü Sayfa: 267).

15- İttihad-ı İslam Umum askere ve umum ehli İslam'a şamildir. Hariç kimse yoktur. (Said-i Nursi, Hutbe-i Şamiye, Sayfa: 91,)

16- Hutbe-i Şamiye’de milleti İslamiye'nin sebebi saadeti yalnız ve yalnız hakiki İslamiye ile olabilir ve hayatı içtimaiyesi ve saadeti bünyeviyesi Şeriatı İslamiye ile olabilir. Denildikten sonra mesele şeriat hükümlerine göre hırsızların elinin kesilmesinin faidelerinden bahsedilmektedir. (Hütbe-i Şamiye, Sayfa: 56-67, Dr. Çetin ÖZEK, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun içyüzü Sayfa: 269).

17- Said-i Nursi’ye göre İslamiyet devletinin Mekke-ı Mükerremesi Cezinat-üm Arap olacaktır. Bu arada Osmanlılıkta bin Medine-i Münevvere şeklini alacaktır. (Said-i Nursi Münazarat Sayfa:109-13 1, Dr. Çetin ÖZEK, Nurculuğun içyüzü 11.01.1964 Milliyet Gazetesi.)

18- İslam Dini’nde inkılap yapmak, şeriat aleyhtarlığı yapmak olduğu için, İslamiyet’in Desatirine aykırı, devrimler de İslamiyete aykırıdır.(Said-i Nursi Mektubat, Sayfa : 403, Dr. Çetin ÖZEK Nurculuğun içyüzü 11.04.1964 Milliyet Gazetesi.)

19- Çok kadın ile evlenmek İslami olduğu için caiz ve şarttır. Taaddüdü Zevcat tabiata, akla, hikmete muvafıktır. (Said-i Nursi, Hanımlar Rehberi, Sayfa: 57).

20- Benim tesettür, irsiyet, zikrullah ve taaddüdü zevcat hakkındaki Kur'anın sarih ayetlerine medeniyetin ettiği itirazlara karşı onları susturacak tefsirimdir. (Said-i Nursi, Tiryak, Sayfa: 60)

21-  Nurculara göre, bugünkü aile sisteminde medeniyet fantazilerden ibarettir. Aile saadeti ancak daire-i şeriattaki adabı islamiye ile mümkün olacaktır. Kadının erkeğinden boşanabilmesi islami esaslara aykırıdır. Şer’i evlenme ise bu imkanı ortadan kaldıracaktır. (Said-i Nursi, Kadınlar Taifesi ile Bir Muhavere:7, Doktor Çetin ÖZEK Türkiye’de Gerici Akımlar ve Nurculuğun İçyüzü)

22- Said-i Nursi faizin yasak edilmesini istemekte, sınıf kavgalarının ortadan kaldırılabilmesi için bankalar kapatılmalı, Riba yasak edilmeli, Kur’an kadına üçte bir hisse vermektedir; medeniyetin kadına erkek kadar hisse vermesi ahlaksızlıktır. (Said-i Nursi Zülfikar 1945, sayfa 38,39, Doktor Çetin ÖZEK Türkiye’de Gerici Akımlar ve Nurculuğun İçyüzü, sayfa 272,273)

23- Said-i Nursi Hanımlar Rehberi isimli risalesinin 37. Sayfasında, bir zaman çıktığı Ankara kalesinden etrafı seyrederken Hilafet ve Saltanatın vefatını hatırlayarak duyduğu teessür ve hüznü dile getirdiği görülmektedir.

24- Yine Said-i Nursi Tiryak adlı risalenin 23. Sayfasında Garp Uleması ve Filozofları itiraf ve ikrar etmişlerdir ki; islamiyetin kanunları yüksek bin tarzda alemi islamın islahına kafidir diye, iddia etmiştir.

25- Onüç Asır evvel şeriatı garra tessüs ettiğinden ahkamda Avrupa’ya dilencilik etmek dini islama büyük bir hıyanettir ve şimale müteveccihen namaz kılmak gibidir. (Said-i Nursi Hutbe-i Şamiye)

26- Eğer beşer çabuk aklını başına alıp adalet-i ilahiye ve Hakaik-i İslamiye dairesinde mahkemeler açmazsa maddi ve manevi kıyametler başlarına kopacak, anarşistlere, yecüc mecüclere teslimi silah edilecektir.(Said-i Nursi Hutbe-i Şamiye),

27- Zahiren hariçten cereyan eden Maanifi Cedidenin bir mecrası da bir kısım ehli medrese olmalı, zira bu laikliği ile başka mecradan taahfün edegelmiş ve atalet bataklığından neşet ve istipdat sümumu ve teneffüs eden zulüm tazyiki ile ezilen efkara bu müteaffin su bazı aksülamel yaptığından musaffat-ı şeriat ile söz vermek zorundadır. Bu da ehli medresinin duş-ı himmetine muhavveldir. (Said-i Nursi Hutbe-i Şamiye, sayfa 82)

28- Said-i Nursi 31 Mart Vakası üzerine sevkedildiği Divan-ı Harp'te verdiği ifadede de “En mukaddes maksadın şeriatın ahkamını tamamen icra ve tatbiktir.” demiştir. (Said-i Nursi Bediüzzaman, Ankara 1960)

29- Eskiden beri İ’la-yı Kelimetullah ve Bakayı istikbaliyeti İslam için farz-ı kifaye-i cihadı beruhde ile kendini yekvücut olan alemi islama fedaya vazifedir ve hilafet-i bayraktar görmüş olan bu devleti islamiyenin felaketi, alemi islamın saadet ve hürriyeti müstakbelesi ile teelif edilecektir. Zira musibet maye hayatımız olan uhuveti islamiyenin inkişafını fevkalede tecif etti. (Said-i Nursi Mektubat, Doğan Limited Şti. Matbaası, Ankara, 1958, Sayfa 441)

30- İki Mektebi Musihetin Şahadetnamesi veya Divan-ı Harbi örfi adlı risalede şu yazıları dikkati çekmektedir.

a- Yaşasın Şeriat-ı Ahmediye, Şeriatı Garra Kelamı, Ezelden Geldiğinden Ebede gidecektir.

b- Onüç Asır Evvel Şeriatı Garra Tessüs ettiğinden Ahkamda Avrupa’ya dilencilik etmek bu dini islama büyük bir cinayettir ve şimale mütevecihen namaz kılmaktır.

Nur talebeleri (Şakirtleri) ve Görevleri:

Nurcular, kendilerine Nur talebeleri adını vermekte ve Hizbul Kur’an olduklarını ileri sürmektedirler. Nur Şakirtlerinin Nurculuğa girebilmeleri için o mahalledeki en büyük nurcuya karşı bazı taahhütlerde bulunmaları gerekmektedir. Bu taahhütler Nurculuğa ve Nurcuların büyüklerine sadakat, Nurcuların sırlarını açıklamamak, gayeleri için istişarelerde bulunmak, nurun gerçekleşmesi için faaliyetlerde bulunmak gibi şeylerdir. Nurcuların bulundukları yerlerde Nurculuk ile ilgili olayları nur büyüklerine bildirmeleri de mecburidir.

Nur talebelerinin diğer bir vazifeleri de nur risalelerini çoğaltıp dağıtmaktır. Said-i Nursi Asayı Musa adlı risalesinde nur risalelerini yazıp dağıtmayı ihmal edenlere sitem etmektedir. Nurculuğun bilhassa ordu mensupları arasında yayılmasına önem verilmektir.

Said-i Nursi risalelerin yayınlanması için dini duyguları da istismar etmektedir. Sönmez adlı risalenin 3. sayfasında şu satırlar yer almaktadır. "Ahiret kardeşlerime mühim bir ihtar iki maddedir. Birincisi risalei nura intisab eden zatın en ehemmiyetli vazifesi onu yazmak, yazdırmak ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan ve yazdıran "Risale-i Nur Talebesi" unvanı alır ve o unvan altında her 24 saatte benim lisanımla belki yüz defa, bazen daha ziyade hayır dualarımda manevi kazançlarımda, hissedar olmakla beraber, benim gibi dua eden kıymettar binlerce kardeşim ve risalei nur talebelerinin dualarına ve kazançlarına dahi hissedar olurlar.

İkincisi, Risale-i Nur’un amansız ve imansız cinni ve inni düşmanları onun çelik gibi, metin kalalarına ve elmas kılınç gibi kuvvetli hüccetlerine müdahale edemediklerinden çok gizli dosyalar ve haf’i vasıtaları ile sınırlı olmaksızın yazanların şevklerini kırmak, fikir ve yazıdan vazgeçirmek cihetinde, şeytanca hücum edip darbe vururlar.

Said-i Nursi, nur talebeliğini bırakmanın günah olduğunu, nur talebelerine ilişenlerin vatan ve millet haini olduklarını ilan ederek, ayrıca tehditler savurarak gizli bir teşkilatın taktiğine başvurmaktadır.

Nur talebelerinin bekar kalanları takip edilmekte, muhakkak evlenmesi lazımsa bir nurcu ile evlenmesi emredilmektedir.

Yine nur risalelerinden Tiryak adlı risalenin 33.sayfasında "Mevt idam değil tebdil-i mekandır. Kabir zulmetli kuyu ağzı değil, maneviyatlı alemlerin kapısıdır. Dünya ise bütün şaşası ile beraber ahirete nazaran bir zindan hükmündedir."

İslam Dini Yönünden Nurculuk:

Diyanet işleri Başkanlığı tarafından yayınlanan nurculuk (Nurculuk hakkında) adlı eserde:

1- Ayet-i kerimelerin tefsirinde, mananın tahammül edemeyeceği tarzda batni ve indi manalar verilmeye çalışıldığı, ebcet hesabı ve Tevafuklarla manalar verildiği, bunların müslümanlık esaslarına göre dini ve ilmi kıymeti olmadığı,

2- Nur risalelerini toplu olarak okumanın bir nevi hizipçilik olduğu,

3- Bir kısım ayetlerin islamlığın usullerine göre tefsirine kalkışıldığı,

4- Risale-i nurun mukaddesat arasına katılmak istendiği, yalnız nurcular için dua yapılarak müslümanlar arasında bir zümre meydana getirildiği, tefrikaya yol açıldığı,

5- Said-i Nursi’nin ve eserlerinin haruküladeliği ve kerametleri hakkında indi tevillerle mübalağlı ifadeler kullanıldığı, 

6- Kur’an-ı Kerim’in harflerinden birtakım manalar istihracına kalkılmak gibi ulemanın ekseriyetince benimsenmeyen bir yol tutulduğu, Asayi Musa adlı eserinde ayet ve kelamı indi olarak tevil ederek bunların risalei nuru tebşir ve tebliğ ettiğinin iddia edildiği,

7- Bu gibi tevil ve iddiaların islami esaslara uymadığı, 

8- Nurculuğun milli ve dini birliği parçalayan zümrecilik olduğu,

9- Nur risalelerinde kürtçülüğü körükleyen sözler bulunduğu belirtilmiş ve 22-23 sayfalarında "Nurculuğun inanış ve telakkileri, İslam dininin, Kur’an-ı Kerim’in ve sünneti seniyyedeki kaide ve formüllere uymayan bir akide tarzı olmuştur. Nurculuk dini meselelerde işi çığrından çıkaran bir istismara ilaveten milli ve içtimai konularda birlik fikrini baltalayan bir zihniyeti temsil etmiştir. Risalelerde gösterilen sırf dini ifadeleri bile yapılan aşırı teville ve keyfi görüşlerle yukarıda örnekleri ile belirttiğimiz gibi manevi, milli bütünlüğümüzü bozan, gerçek itikatı gölgeleyen bir hal almıştır. Bu risaleleri okuyanlar kendilerini bütün müslümanlardan üstün görmüşler, yalnız ve yalnız nurcu olanları cennete ehil, nur risalelerini günahlara kefil saymışlar ve netice olarak da nur risalelerini okumayı ibadet haline getirmişlerdir. Ey müslüman kardeş; dine yararlı telif irşatta bulunanlar Peygamberin hizmetkarı durumunda bulundukları için Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimize hitab edilmiş ayetleri, onların şahsına atfetmek yakışık almaz. Böyle bir tevazuu benimsemek bile müslüman tevazuuna sığmaz. Nur risalelerini Kur’an’ın en mükemmel tefsini addetmek Allah kelamını kıyamete kadar, ondan sonra gelecek şeylere ve bütün ilimlere şümulünü bilmemek demektir." Nurculuğun ve Nur Risalelerinin gerçek İslam'a uymadığının açıkça ifade edildiği görülmüştür.

Kanunlarımız Karşısında Nurculuk ve Sanıkların Hukuki Durumu:

Yukarıda yapılan açıklamalara ve bizzat nur risalelerinden alınan pasaj ve cümlelere göre:

1- Nurculuğun kurucusu Said-i Nursi hiçbir zaman Türklüğü ve Türk Milletini kabul etmeyerek, kürt olduğunu övünerek beyan ve ilan etmekle beraber, 1327 yılında faaliyette bulunduğu anlaşılan kürt Teali Cemiyetinde çalışmak, memlekette Türklerden ayrı dini ve milliyeti olan bir kürt cemaatı olduğunu ileri sürerek ve yine o tarihlerde kurulduğu bildirilen “Kürdistan Azmi Kavi” Cemiyetinin mümessili olarak İstanbul’a gidip, kürtçe tedrisat yapan mektepler açılması için gayret göstererek ve “Uyan ey Selahaddin Eyyübi'nin torunları kürtler” diye tahrik ve teşviklerde bulunmak suretiyle memleketin bütünlüğünü bozmaya matuf amaç ve gaye takip ettiğinin anlaşıldığı,

2- Türk Milliyetçiliğini red ve hatta zararlı ve tehlikeli olduğunu ileri süren Said-i Nursi’nin Türkiye’nin de dahil olacağı tamamen şeriat hükümlerine ve islami esaslara göre düzenlenmiş ve merkezi Mekke olmak üzere bir İslam Devleti kurulmasını ve bu devlette Arapların hakim bir unsur haline getirilmesinin lüzumunu Nur risalelerinde teklif, takdim ve teşvik etmek suretiyle Türk Devleti’nin bağımsızlığını tenkis ve birliğini bozma yolunda hareketlerde bulunduğu,

3- Said-i Nursi Nur risalelerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin tamamen şeriat esaslarına ve İslam siyasi prensiplerine göre teşekkül etmesi gerektiğini, hilafet ve saltanatın geri gelmesi lazım geldiğini, devrim kanunlarının geçici olduğunu, Kur’an dışında bir anayasaya ihtiyaç bulunmadığını islamlığın düsturlarına uymayan devrimlerin meşru olmadığını, mükerreren ve ısrarla yazıp telkin ve propaganda etmekle beraber laik bir Cumhuriyet rejimi kurduğu için Atatürk’e düşman kesilerek onu Ebu Sufyan ve Deccala benzeterek "Tek gözlü Deccal, ya iman et, yahut bütün dünyanın maskarası olacaksın" diye ağır tecavüzlerde bulunmak suretiyle TCK’nun 163. Maddesini ihlal eden suç işlediği,

4- Yine nur risalelerinde çok kadınla evlenmenin propagandasını yapmak, boşanma ve miras meselelerinin tamamını şeriat hükümlerine tabi olması lüzumunu açıkça yazıp telkin etmek, faizin yasak olduğunu, bu nedenle bankaların kapatılması gerektiğini ileri sürerek, bugünkü modern mahkemeleri kapatıp yerine islamiye dahilisinde yeni şeriat mahkemeleri açılmasını teklif etmek, parlamento üyelerini Kur’an düsturlarına uygun hareket etmeye davet etmek suretiyle yine TCK’nun 163. madde hükümlerinin ihlal edildiği,

5- Her ne kadar Hutbe-i Şamiye ile iki mektebi musibetin şahadetnamesi veya Divanı Harbi Örfi, adlı risalelerin Cumhuriyetten evvel hazırlanıp yazılmış olduğu ileri sürülmüş ise de, bunların pek yakın tarihlerde yeniden basılıp dağıtılmış olması ve iki mektebi musibetin şahadetnamesi veya Divanı Harbi Örfi adlı risalelerin ilk sayfalarında ise "Bu müdafaayı şimdi bu asra muvafık gördük, güya o zamandan 50 sene sonra bir hissi kablel vuku ile bir nevi ihbarı gıyabi olarak hayatı içtimaiyeyi alakadar eden çok hakikatlere temas ettiğinden neşredildi.” diye açıkça kaydedilmesinin şayana dikkat olduğu,

6- Said-i Nursi'ye bağlı nur talebelerinin ise 3. paragrafta açıklanıp izah edildiği üzere memleket ve Devlet için bu kadar tehlikeli ve zararlı olan fikirleri ihtiva eden nur risalelerini yazıp çoğaltmak ve halka dağıtmak vazifesi ile mükellef bulundukları, bu talebelerin dikkatli okuyup, incelediklerine şüphe olmayıp nur risalelerindeki bu tehlikeli ve zararlı akımları bilmediklerinin ileri sürülemeyeceği, nur risalelerinde yer alan ve yukarıda yer alan fikir ve kanaatleri kabul edip benimsemeyen bir kimsenin nur talebesi olmasının tasavvur edilemeyeceği ve sanık Mehmet ile Tevfik .......  kendilerinin nurcu olmadıklarını ve dosyada mevcut olup yedlerinden zapdedilen ve dosyadaki bilirkişi raporunda da suç olduğu izah olunan nur risalelerini okumak üzere halka verdiklerini kabul ve ikrar ettikleri ve bu hareketlerinin TCK’nun l63.maddesini açıkça ihlal eden suç teşkil ettiği ve 1.Ceza Dairesi’nin bozma kararı yerli ve yerinde bulunduğu halde nazara alınmadan ve Mahkemece işin esası laiki ile incelenip nüfuz edilmeden ve en yüksek dini müessese olan Diyanet İşlerince dahi nurculuğun islama aykırı olduğu tespit edilmişken kanuna, işin esasına ve gerekçelere uymayan mesnetsiz mütalaaları ile yazılı şekilde ısrara karar verilmesi yolsuz bulunmuştur.

Yukarıdan beri açıklanan sebeplere göre ısrar hükmünün tebliğnamedeki düşünce gibi bozulmasına 20.09.1965 günü oybirliğiyle karar verildi.


Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: ARAP MILLIYETÇILIGI VE TÜRKLER
« Yanıtla #3 : Haziran 28, 2008, 12:31:11 ÖS »
Madem konu açıldı devam edelim...

YECUC MECUC
Yecuc Mecuc, Kuran'da bahsedilen bir kavmin ismidir. Mehdiyet, Deccaliyet, Hz. İsa'nın yeniden dünyaya geleceği Kuran'da yer almamasına karşın kıyamet alametleri olarak anlatılırken, Yecuc Mecuc konusunda Kuran'da olmayan, Kuran'a uymayan saçma izahlar, Kuran'da geçen Yecuc Mecuc konusunu detaylandırmak için anlatılmıştır. Yecuc Mecuc, Kuran'da iki surede şu şekilde geçmektedir:

93-İki setin arasına kadar ulaştı, onların önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu.

94-Dediler ki "Ey Zulkarneyn, Yecuc Mecuc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Onlarla bizim aramızda bir set inşa etmen için sana vergi verelim mi?"

95-Dedi ki "Rabbimin beni içinde tuttuğu imkan ve güç daha üstündür. Siz bana bedensel güçle yardım edin de sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel yapayım."

96-"Bana demir kütleleri getirin. İki ucu eşit düzeye gelince körükleyin." dedi. Onu ateş haline getirince "Ba-na erimiş bakır getirin dökeyim" dedi.

97-Artık onu ne aşabildiler ne de delebildiler.

98-Dedi ki " Bu benim Rabbimden bir rahmettir. Rabbi-min vaadi gelince onu yerle bir eder. Ve Rabbimin vaadi haktır."

18- Kehf Suresi 93-98

96-Yecuc ve Mecuc'un önü açıldığı zaman onlar her tepeden akın ederler.

97-Gerçek olan vaat yaklaşmıştır. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalmıştır. " Vay başımıza! Biz bundan gafil bulunuyorduk. Hayır, biz zalimlerdik."

21-Enbiya Suresi 96-97

Yecuc Mecuc'un Kuran'da geçtiği ayetleri, bu konuya ilave ya-pılan uydurmalarla ayırt edebilmeniz için yazdık. Bir izaha göre Yecuc Mecuc Hz. Adem'in rüyalanması sonucu toprağa akan spermlerden oluşmuş bir millettir. Yecuc Mecuc'un toprağın altında bir karış boyunda bir millet olduğu, kıyamete yakın yeryüzüne çıkaca-ğı diğer bir açıklamadır. İbni Abbas'ın rivayetine dayanan bu son hadise karşı İbni Ebi Hatem Şueyh'in hadisi ise şöyledir: " Onlar üç sınıftır. Birinci sınıf büyük ağaç gibidir. İkinci sınıf dört arşın uzunluk ve dört arşın da genişliktedir.
Üçüncü sınıf da kulaklarından birini yatak edip ikincisini yorgan yapıyorlar." Tüm bu birbirleriyle çelişkili nakillerinden daha ilginci ise Yecuc Mecuc'un Türkler olarak tarif edilmesidir. Yecuc Mecuc'u aşağılayan tüm hadislerin ara-sına Yecuc Mecuc'un Türkler olduğu izahının girmesi, Türk düşmanı Arap milliyetçiliğinin hadis uydurmada nasıl etkin olduğunu göstermektedir.

KURAN'DAKİ YECUC MECUC HAKKINDAKİ TAHMİNİMİZ
Yecuc Mecuc'un ne olabileceği hakkındaki tahminimiz şöyledir. Öncelikle şunu belirtelim ki bu tahminimiz sadece yukarıdaki ayetlerden neticeye gitme çabamızın bir sonucudur. Dünyadaki en önemli setsel yapı Çin Seddi'dir ve uzaydan bile görünmektedir.

Enbiya 96'da ise Yecuc Mecuc'un her tepeden akışının belirtilmesiyle kalabalıklığa işaret edilmiştir ki seddin bulunduğu bölgedeki Çin de gerçekten dünyanın en kalabalık ülkesidir. Ayrıca Allah'ın gönderdiği İslamiyet, Hıristiyanlık ve Musevilik gibi hak dinlerinin büyük bir yüzdeyle kabul edilmediği Çin, aynı zamanda ortak koş-manın en yaygın olduğu beldedir.

Kehf 93, 94'te Yecuc Mecuc'un bozguncu tavrı geçer, ayrıca Zulkarneyn gibi inançlı bir kişinin onların karşı tarafında olması da hak bir dine mensup olmadıklarına işaret eder. Ayrıca Yecuc Mecuc'un Zulkarneyn dönemi gibi eski bir zamanda varolduğunun anlatılması ve kıyamete yakın dünyayı kaplayacaklarına işaret edilmesi, Yecuc ve Mecuc'un halihazırda mevcut bir kavim olduğunu gösterir. Çin ve etrafındaki ortak koşan milletler kadar hiçbir milletin Kuran'da geçen Yecuc ve Mecuc ile ilgili ayetlerle örtüşemeyeceği düşüncesindeyiz.

18 Kehf Suresi 93. ayetten Zulkarneyn'in seti yaptığı bölgeye geldiğinde daha evvel de aynı bölgede setler olduğunu anlıyoruz. Çin Seddi'nde de aynı şekilde ayrı dönemlerde yapılan ayrı setlerin varlığı bilinmektedir. (Eğer tahminimiz doğruysa bu setsel yapıların hangi bölümünün Zulkarneyn tarafından yapılmış olabileceğini araştırmak gerekir.) Ayrıca Çin ile ilgili hazırlanan yeni çalışmalar okunursa gerek nükleer gücü, gerek ekonomik olarak büyüme hızıyla Çin'in yakın bir gelecekte dünyada çok önemli bir rol oynaması beklenmektedir. Tüm bu bulguların eşiğinde set denince dünyada akla gelen tek yapı olan, binlerce yıllık Çin seddinin (ayetlerdeki diğer tanımlarla da örtüştüğü için) kıyamete yakın yıkılacağını ve bu yıkımın kıyametin yaklaştığının bir alameti(işareti) olacağını sanıyoruz.

Dünyada Çin Seddi dışında hangi set yıkılırsa ses getirebilir? Çin Seddi haricinde insanların bildiği, kavimlerin korunması için yapılmış hangi set vardır? Üstelik bu set binlerce yıl önce inşa edilmiş olmasıyla ve halihazırda mevcudiyetini devam ettirmesiyle de ayetlere uygun düşüyor. Allah'ın vaadi gelince bir setin yıkılışından bahsedilince; bu se-tin yıkılmasının, Dünyada önemli bir olay olmasını bekliyoruz. Çin Seddi dışında dünyada bilinen önemli bir set yoktur ki yıkılınca önemli bir olay gerçekleşmiş olsun. Her şeyin en doğrusunu Allah bilir. Asıl konumuzdan daha fazla sapmamak için bu konuyu burada kesiyoruz. Dediğimiz gibi kıyamet alametleri ile ilgili bir tahmin yapılacaksa o tahmin sırf Kuran ayetlerine bakılarak yapılmalı ve uydurma hadisler göz önünde tutulmamalıdır.

DABBE
Kuran'da tek bir ayette geçen Dabbe aynı Yecuc ve Mecuc gibi uydurma, mitolojik hadislerle anlatılarak sunulmaya çalışılmış ve her seferinde olduğu gibi ortaya çıkan tablo rezillik olmuştur. Önce Kuran'da geçen dabbe ile ilgili ayeti görelim:

O söz başlarına geldiği zaman onlara yerden bir Dabbe çı-karırız. O da insanların bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını söyler.
27- Neml Suresi 82

Bu tek ayete karşın geçen acayip hadislerden biriyse şöyledir: "Dabbe'nin başı öküz başı gibi, gözü domuz gözü gibi, kulağı fil kulağı gibi, boynuzu keçi boynuzu gibi, boynu deve kuşunun boynu gibi, göğsü aslan göğsü gibi, rengi kahverengi gibi, böğrü kedi böğrü gibi, kuyruğu koç kuyruğu gibi, ayakları deve ayağı gibidir." Ayrıca çok daha garip hadisler vardır ki bunlardan kimine göre Dabbe'nin başı gökte, kuyruğu kutupta, ayakları Arabistan yarımadasındadır.
Kimine göreyse Dabbe'nin bir elinde Hz. Süleyman'ın mührü, diğer elinde Hz. Musa'nın asası vardır. Diğer tüm konularda gördüğümüz gibi Kuran dışında dîni kaynak arayanların karşılaşacakları izahlar bunların benzerleridir.

DABBE'NİN NE OLDUĞUNUN TAHMİNLERİ
Dabbe'nin ne olduğu tahmin edilecekse bu ayete bakılıp tahmin edilecektir. Bu konuda hiçbir tahminimiz yoktur. Fakat tahmini olan bazı kişiler de vardır. Örneğin Reşad Halife'ye göre Dabbe bilgisayar olabilir. Kuran'ın 19 mucizesinin bulunmasına yarayan bilgisayar insanların inançsızlıklarını çürütmektedir.

Said Nursi'ye göre Dabbe dişten tırnağa yerleşecek virüs tipi bir canlı olabilir.
Bu iki yazarın bu tahminlerini neye dayandırdıkları nın ayrıntılarına girmiyoruz. Sadece Dabbe'nin ne olabileceğine dair farklı tahminler yapıldığını göstermek istedik. Belki de Dabbe'yi tahmin edememizin nedeni Dabbe'nin henüz çıkmamış oluşudur. Bu yazıda bizim yapmak istediğimiz de zaten Dabbe'yi tahmin etmek değildir. Mitolojik uydurmalara dönüşen kıyamet alametleri ve özellikle Mehdi, Deccal ve Hz. İsa'nın yeniden gelişi çerçevesindeki iddiaların sonucu tam bir rezalet, tam bir perişanlıktır.
Yecuc ve Mecuc ile Dabbe konularıysa sadece ve sadece Kuran çerçevesinde ele alınmalı, gösterdiğimiz saçma hadisler yok sayılmalı, bir tahmin yapıla caksa da böyle yapılmalıdır. Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.

http://www.kurandakidin.com/bolumler/20kiyametalameti.htm#20.7
ALINTIDIR.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Yecüc ile Mecüc
« Yanıtla #4 : Haziran 28, 2008, 12:34:07 ÖS »
Yecüc ile Mecüc
 
Mesele çok ciddi ve de vahim. Vahameti daha da artıran bir yön de şu; Başkan Bush'un bağlı olduğu Evanjelist mezhebinin konuyla ilgili metinlerinde, Türkiye'nin Yecüc ve Mecüc olacağı beklentisini yansıtan düşünceler var. ABD Başkanı'nın bu konuda savaşa girmeye hazır olduğunu bilince bu da şaka olmaktan çıkabiliyor

Liderlerin inanışlarını anlamadan dünyadaki gelişmeleri kavrayabilmenin imkanı yok. Bir din âlimi tarafından "Tanrı'nın yürüdüğü topraklar" (Where God has Walked) diye adlandırılan, tüm dinlerin başlangıç noktası olmuş bölgemizdeki gelişmeleri, din boyutunu anlamadan çözebilmek özellikle mümkün değil.

Dünya politikasında dinin önemi artarken bir yandan da tuhaf biçimde ateizmin gücü -özellikle ABD'de-tırmanıyor. Bu konuda yayınlanan birçok kitap 'Çok satanlar' listesinde o ülkede. Christopher Hitchens'in 'God is Not Great' adlı kitabı koyu dindar Amerikan eyaletlerinde bile çok satarak ve beğenilerek herkesi şaşırttı.

Amerika Başkanı Bush tüm yaşamını ve politik kararlarını dini kurallara göre yönlendirdiğinden, o kitapların birden beğeni toplamaya başlaması politik anlamı açısından incelenmeli.

Bush, 11 Eylül saldırısı olduktan hemen sonra kendisinin bir haçlı seferi başlatacağını açıklayarak niyetini açıkça belli etti. Bu son derece ürkütücü bir tavırdı. Çünkü ait olduğu mezhep göz önüne alındığından işin sonu kıyamet gününe kadar ulaşabilirdi.

Ben, Irak'ta başlatılan savaşın dini, mistik konular dikkate alınmadan anlaşılamayacağını her zaman savundum. Tek boyutlu açıklama çabaları bana hep eksik geldi. Burnumuzun dibinde büyük, çok büyük bir gelişme yaşanıyordu. Hem fiilen hem de mistik boyutuyla bizleri içine çekmeye başlayan bir gelişmeydi bu.

Dini konularda çok bilgim olmadığı için uzun süredir tam açıklayamadığım esrarengiz bir olayın içindeydik. Tam anlayamıyordum ama yoğun okuyarak öğrenmeye çalıştım, öğrendikçe de korktum.

Neden korktuğumu, nasıl anlatabileceğimi de tam olarak bilmiyordum ancak geçen günlerde gazetelerde yayınlanan bir haber, engeli aşmama vesile oldu.

Buna göre Başkan Bush ve Fransa eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Irak savaşından önce bir araya gelmişler. O toplantıda Bush, Chirac'ı birlikte savaşa girmeye ikna etmek için "Ortadoğu'da Yecüc ve Mecüc harekete geçti. İncil'in öngördükleri yaşanmaya başlandı, bana yardım etmelisin" demiş.

Gayet tabii ki Chirac, Bush'un neden bahsettiğini anlamamış ve Lozan Üniversitesi'nden İncil uzmanı Profesör Thomas Römer'den bilgi yardımı istemiş.

Baştan söyleyeyim; bundan sonra anlatacaklarım hakkında bilgilerim kısıtlı. Çünkü ben de öğrenme sürecindeyim. Yapabileceğim yanlışlar için şimdiden özür diliyorum.

Yecüc ile Mecüc, Kur'an dahil tüm kutsal kitaplarda yer alan ve insan ırkını ortadan kaldıracağı söylenen bir ırk. Bu ırkın harekete geçmesi kıyamet alameti olarak kabul ediliyor. Bunları durdurabilecek tek gücün yeryüzüne inecek Mehdi olacağı belirtiliyor.

Şimdi tüm bunları öğrendikten sonra bir karar aşamasına geldim. Ya bu konuda bir mizah şaheseri yaratmaya girişecektim (Yecüc ile Mecüc'ün tarifleri arasında yer alan 'enine doğru geniş olan tür' tanımlamasından yola çıkarak bu işin Türklerle bağlantısını kurabilirdim. Ve bu bağlamda Ahmet Çavuşoğlu ile Rıza Zelyut'un yan yana fotoğraflarını çektirip onları Yecüc ile Mecüc ilan edebilirdim) ya da meseleyi ciddi bir şekilde araştıracaktım.

İkinci yolu seçtim, iyi de etmişim. Meğerse espri diye yapmayı düşündüğüm şeyin son derece ciddi ve de vahim bir boyutu varmış. Tarihsel süreç içinde dünyada güçlenen milletler değiştikçe Yecüc-Mecüc tanımı da sürekli değişmiş.

Hıristiyanlar Yecüc ile Mecüc'e 'Gog' ve 'Magog' diyorlardı. Onlara göre bu yaratıklar Türklerdi.

Araplara göre de bu Türklerdi. Hatta bu yorumlarına kutsal kitaptan yorumlarla birlikte meşruiyet kazandırmaya çalışmışlardı. "İslam âlemi Çinlilerin Yecüc ile Mecüc olduğunu düşünmüştü. Bir ara Yecüc ile Mecüc'ün Moğollar olduğu düşünülüyordu."

Gördüğünüz gibi meselenin şakaya gelecek yönü yok. Mesele çok ciddi ve de vahim. Vahameti daha da artıran bir yön de şu; Başkan Bush'un bağlı olduğu Evanjelist mezhebinin konuyla ilgili metinlerinde, Türkiye'nin Yecüc ve Mecüc olacağı beklentisini yansıtan düşünceler var.

ABD Başkanı'nın bu konuda savaşa girmeye hazır olduğunu bilince bu da şaka olmaktan çıkabiliyor. Bana inanmayanlar bu tür konuların bulunabileceği Rapturealert.com sitesini okuyabilir.

Örneğin; orada "Türkiye'deki son Yecüc-Mecüc gelişmeleri" (The latest gog-magog developments in Turkey) türünden yazılar var.

Bunlarda Türkiye'de İslami bir hükümetin İsrail'e karşı harekete geçeceği, dahası Avrupa Birliği'ne karşı olan sert tavırlı bir Genelkurmay Başkanı'nın da bölgede güç amacıyla İsrail'i karşısına alabileceği yazılıyor ve evet; Yaşar Büyükanıt'ın ismi açıkça belirtiliyor.

Bu inanışa göre Yecüc ile Mecüc'ün İsrail'i tahrip etmesi kıyamete giden yolu açacağından, o kafaya göre Türkler durdurulması gereken bir tehdit olarak ortaya çıkabiliyor.

Evet ne yapayım; Türklerin kıyamete yol açabilecek ırk olarak görülmeleri de mizah boyutuna son derece açık bir gelişme ama bunlara inanan insanların bu konuda espri yapabileceklerini ve gülebileceklerini hiç tahmin etmiyorum.

İnanılır gibi değil, değil mi? Ben de aynı fikirdeyim. Ama Bush bunlara inandığına kendi ağzıyla yakalandı. Benim işim de meraklı olmak ve merakımın peşinden gidip öğrendiklerimi size yazmak. İşimi yaptım. Bence sonuç hayli ürkütücü ve de üzücü.

Serdar TURGUT
************
Kabala hakkındaki diğer yazılar.........

KABALA:TALMUD KURSLARI
http://ahmetdursun374.blogcu.com/kabala-talmud-kurslari/593990
------------
KABALA'NIN TAHRİF İNTİKAMI
http://ahmetdursun374.blogcu.com/kabala-kabala-nin-tahrif-intikami/2375265
--------------
MASON:KABALA
http://ahmetdursun374.blogcu.com/mason-kabala/752156
----------------
KABALA:SIFIR'IN KEŞFİ.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/kabala-sifir-in-kesfi/2236131
----------------
MAHŞERİN 6.ATLISI
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1213451/
---------------
YAŞAYAN ARMAGEDDON-1
http://ahmetdursun374.blogcu.com/yasayan-armageddon-4/469915
-----------
SİYONİZM:EVANJELİZM SAPKINLIĞI VE SİYONİZMLE İTTİFAKI...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/siyonizm-evanjelizm-sapkinligi-ve-siyonizmle-ittifaki/544004
------------
KABALA:HAKKINDA BİR YORUM
http://ahmetdursun374.blogcu.com/kabala-hakkinda-bir-yorum/1030386
-------------
YECÜC-MECÜC:Said-i Nursî ,Nurculuk ile Türk Milliyetçiliği Bağdaşır mı ?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/yecuc-mecuc-said-i-nurs-nurculuk-ile-turk-milliyetciligi-bagda/399941
----------------
YECÜC-MECÜC Hakkında bir yorum....
http://ahmetdursun374.blogcu.com/yecuc-mecuc-hakkinda-bir-yorum/491129
----------------
YECÜC-MECÜC:KIYAMET
http://ahmetdursun374.blogcu.com/yecuc-mecuc-kiyamet/898209
------------
KURAN'DAKİ YECUC- MECUC HAKKINDAKİ TAHMİNLER
http://ahmetdursun374.blogcu.com/yecuc-mecuc-kuran-daki-yecuc-mecuc-hakkindaki-tahminler/2381043

 

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
ARAPLARA GÖRE TÜRKLER
« Yanıtla #5 : Haziran 28, 2008, 12:36:05 ÖS »
Şimdi de başka açılara bakalım...

...."Arab menaibinde ve bilhassa Tefsir ilimlerinde,Türkler insanlık düşmanı bir canavar şeklinde tasvir edilmişlerdir.Akıl ve izana sığmayacak iftiralara uğramışlar ve ezcümle yamyamlıkla itham
edilmişlerdir."

İsmail Hakkı Danişment..

Buhar-i,Tabar-i,Al-Bağdad-i,Al-Balhi,Beyzavi,Makdisi,Nesefi,Nüveyri,İbn'il Esir ve diğer Tüm Arab ulemaları;yecuc ve mecuc ün aslında Türkler olduğunu ve hem Arablara hemde insanlığa felaket getirici yaratıklar olduğunu savunmuşlardır. Al-Bağdad-i;Lubab üt-Tevilfi maani-it Tenzil adlı kitabında:yecuc ve mecuc ün Türkleri tanımladığını belirterekéyecüc sözcüğünün aslı ateşin seraresi ve ışığı anlamına gelen Ecic ünnar maddesindendir,onların bu adla çağrılmalarının nedeni ise "kesret ve şiddetleri itibariyle Ecic e benzetilmelerindendir.Neslen Yafes ibn Nuh evladındandırlar ve Türkler onlardandır.Bu Türklerin ileri kollarının Suriye ve Horasanda bulunduğunu anlatır.

Ahmed-i İskendernamesinde;Türk herşeyi yakıp yıkan yaratık olarak tanımlanmıştır.İbn Haldun un Mukaddime kitabında;Türkler,hırsız ve talan ruhlu,kaba ve haşin,ayağını bastığı heryeri harabeye çeviren,kanun ve hukuk duygusundan yoksun diye tanımlar.

Türk lerle.Arapların ilk savaşı M.S.642 yılında Horasan,Maveraünnehir(Ceyhun,Seyhun ) ve Tohoristan bölgelerinde olmuştur.Görüldüğü gibi Arap orduları,TÜRK Yurtlarına aldırmışlardır.Arap tarihçilere göre güya Türkler 732 yılına kadar dayanabilmişler ve kafirler dağıyılmışlardır.Arapların;Türk Yurtlarında akıttıkları oluk oluk kan M.S.1000 li yıllara kadar
devam etmiştir.Türk Kent lerinin Arablar tarafından yakılıp yıkılması,çocuklarının kadınlarının kitleler halinde kılıçtan geçrilmesi ,esir alınıp köle olarak Arabistana getirilmesi "cihat"gereği gösterilmiştir.Arab hutbelerinde"Ey.Allahım;Türklere ait ne varsa herşeyi yoket,onların
güçlerini çökert,üzerlerine felaket yağdır"diye dualar edilmiş.Cemaatlerden de"hayır temenni etki,Allah onların ayaklarının altına buzlar yerleştirde kayıp düşşünler diye dualar istenmiştir.

Cemal Abdulnasır;çocukluk yıllarımda havada ne zaman uçak görsem mırıldandığım"ey büyük allahım ingilizi yoket"bedduasını istemez ve eleştirirdim.Zamanla öğrendim ki bu sözler bize memluklardan kalma.Oysa dedelerim bu bedduayı Türklere(meluklulara9karşı edermiş."Allahım,sen Türk ün belasını ver"1919 yılı Paris konferasında;Emir Faysal,İngilterenin ve Fransanın isteği üzerine Türklere karşı birlikte savaş veren babamın isteğidir."İskebderiyeden itibaren,Diyarbakır hattının güneyinden Hint okyanusuna kadar olan bölgenin BM nin teminatı altında bağımsız Arab toprakları olarak tanınsın" 1924 lerde Mersinde Arab casusları"Arab Ocakları"adı altında
örgütlenmişler ancak"İstiklal Mahkemeleri"örgütlenmeyi darmadağın etmiştir.

1965 yılında BM de Kıbrıs oylamasında Türkiye aleyhine oy kullandılar.1976 yılında BM de Türkiyenin Kıbrıs ı terketme oylamasındada çekimser kalarak Türkiye aleyhine karar çıkmasına neden oldular.1975 yılında Mısır Başkanı Enver Sedat;Kıbrıda dönen Makarios a kardeşlik telgrafı çekmiştir.O dönemde Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat;kıbrıs rumlarına"Biz sizleri kardeş
mücadeleciler sayıyor,sizin zaferiniz bizimde zaferimiz olacaktır çünkü Düşmanımız ortak düşmandır."demiştir.

Makariosun ölümünde tüm Arab Ülkeleri Bayraklarını yarıtya indirerek 3 günlük yas ilan ettiler.

Bu Kavm-i Necip ler,1900 yıllarda Anglo-saksonlarla işbirliği yaparak TÜRK ü arkadan harçerlemiş ve topraklarına onları yerleştirerek ,Güney bölgelerimizin işgaline yardım etmişlerdir.Türklerin içlerine sızarak genellikle şeyhülislamlık makamlarına gelmişler.Çıkardıkları fetvalarla ,Anadaolu Türklerini aşağılamışlar,yönetimin güvenine dayanarak kavm-i Necip(üstün kavim)ünvanıyla hertürlü hileye başvurmuşlardır.İngiliz Lawrens le işbirliği ederek onları korumak amacıyla orada bulunan Türk askerini arkadan harçerliyerek Arap çöllerinde binlerce Vatan evladını şehit etmişlerdir.

Tüm bu ihanetler ATATÜRK döneminde;Türk çocuğu öğrensin diye ders kitaplarına konulmui ancak onun ölümünden sonra ki 10 yıllık devrede kitaplardan çıkartılmıştır.Türk ün 7000 yıllık islamiyet öncesi şanlı Tarihi görmezden gelinerek ,1071 başlangıç alınarak Türk evladına "Türk-İslam"sentezi uygulanmış.MS 642 den bugüne Arab ın Türk e olan kini yok sayılmıştır,sayılmaktadır.

Terörist her türlü melanet ;güneydoğu sınırlarımızdan gelmektedir.Bugün Batılı güçler tarafından beslenen,desteklenen Pkk lılar,ermeni diasporası.mavri mira yanlıları(ekümenikler) arap topraklarındaki kamplarda eğitilerek üzerimize salınmaktadırlar.

Ancak;ben Türk Milletini sıradan bir ferdi olarak;ortadoğu topraklarında ABD ,İngiltere ve koalisyon güçlerinin ve İsrail in uyguladıkları amansız şiddeti ve kan dökmeyi şiddetle kınıyorum.Çocuklara,kadınlara,savunmasız sivil halka uygulanan vahşet insanlık dışıdır.

Türk ü laik rejimi nedeniyle kafir ilan edenler;bombalanan camilerde ibadet eden müslümanlara uygulanan kanlı saldırılara karşı ne yapıyorlar.

Eminim 70 milyon Türk ün ;bu yapılanlar karşısında içleri sızlamaktadır."Türkün Türk den başka dostu yoktur".1984 yılından bugüne 5600 Türk askeri şehit edilmiştir.Vatan için şehit olan kahraman Türk evlatlarının kanında;her komşumuzun ve komşumuz olmayan Batılıların parmağı vardır.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.....
Gülsev İrhan-HULAN TÜRK

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Nurculuk ile Türk Milliyetçiliği Bağdaşır mı ?

 Nurculuk ile Türk Milliyetçiliği Bağdaşır mı ? Ruhsatioğlu Ozan ozan@turan.tc Nurculuğun Türk Milliyetçiliği ile bağdaşıp bağdaşmadığının hükmünü vermeden önce “Nurculuk nedir?” sorusunu cevaplamak gerekir. Gazetelerde, Radyolarda, Televizyonlarda ikide bir görülen Nurcular aralarında toplumun en alta tabakasından, aydına (?!) (mühendis, avukat ,doktor,öğretmen…) kadar her türlü adamın bulunduğu gerçek adı Said-i Kürdi (yazımızın ilerleyen safhalarında kendisinden toplumca bilinen adı ile yani Saidi Nursi olarak bahsedilecektir) olan fakat daha sonra kendine "Saîd-i Nursî" adını layık gören çağdaşları ve çalışma arkadaşlarının ifadesi ile okur fakat yazamaz, imla bilmez yaşadığı seksen sene boyunca içinde yaşadığı millet olan Türk’ün lisanını adamakıllı öğrenememiş birinin kurduğu akımdır.

Bu sözde İslami akımın kurucusu Saidi Nursi olduğuna göre öncelikle işin köküne inerek Saidi Nursi’nin nasıl biri olduğunu aziz Türk milletine anlatmak isteriz. Saidi Nursi Cahildir: Kendisinden asrın harikası “"Bedîüzzaman" olarak bahseden Sait bir risalesinde radyodan bahsederken dünyanın bir ucundan söylenen bir sözün kilometrelerce uzaklıktaki bir kutudan duyulmasını kutudaki meleklerle açıklamaktadır. Günümüzde beş yaşında bir çocuğa kendini güldürecek iddiaları ve tarihi vesikalar ile sabit olduğu üzere az okur ama yazamaz, imla bilmez (bkz. Kürd Said’in Mezhebi Hakkında Reddiye Armağanı Son Osmanlı Şeyhulislamı Mustafa Sabri) biri için cahillik herhalde ağır bir itham olmasa gerek. Saidi Nursi Türk Düşmanıdır: Kürt Sait risalelerinde Ye'cüc Me'cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların Özbek, Tatar ve Kırgız gibi Türk boyları olduğunu söylemekte ve soydaşlarımızı "akvâm-ı vahşiyye" (yani vahşi kavimler) olarak tabir etmektedir. Ye'cüc ve Me'cüc kelimeleri Arapça’ya başka bir dilden girmiştir. Frenkler buna "Yagug ve Magug" demişler, Şeytanın zürriyeti olduğuna inanmışlardır. İslâm inancına göre ise, Ye'cüc ve Me'cüc, esrât-i saattan yani kıyametin kopacağına işaret sayılan büyük alâmetlerdendir. Ye'cüc ve Me'cüc Kur'ân-i Kerîm'de iki âyette geçer ve her ikisinde de (Kehf, 18/94 , Enbiya, 21/96-97) yer yüzünde bozgunculuk yapan ve kıyamet vakti ortaya çıkıp tüm insanlığa saldırarak dünyayı yakıp yıkacak kötü güçler olarak anlatılmaktadır. Görüldüğü üzere burada Sait gene din kisvesine sığınarak çarpık fikirlerini yaymaya çalışmakta ve Türk’e düşmanlığını kusmaktadır. Saidi Nursi Koyu Bir Kürt Milliyetçisidir: Saidi Nursi’nin 1327 ( 1909 ) yılında, İstanbul'da Vezir hanındaki İkbal-i Millet matbaasında basılmış "İki Mekteb-i Musîbetin Şahâdetnâmesi Yahut Divan-i Harb-i Örfî ve Saîd-i Kürd-î" adlı eserinde açıkça Kürtçülük yapmakta ve Kürtleri uyanmaya ve Kürt milliyetçiliği etrafında birleşmeye davet etmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz kitapta Saidi Nursi aynen şöyle demektedir. “ Ebnâ-i cinsime burada birkaç söz söylemezsem, bence bahs nâtamam kalır. Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanından pişdar, kahraman askerleri olan arslan Kürtler!... Beşyüz sene yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa sahrâ-i vahşette vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. Hikmet-i ilâhî denilen makine-î alemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşa'ib kanun-i nûrân-î ilâhînin müessisi olan hikmet-i ilâhî ufk-i ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış, size emrediyor ki, tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhit ve mezcederek zerrâtın câzibe-i cüz'iyyeleri gibi gibi bir câzibe-i umum-î millî teşkili ile Kürt gibi bir kütle-i azîmi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i islâmiyye Osmâniyyenîn mevkibinde bir kevgeb-i münevver gibi câzibesini ittiba ile muvazene ve âheng-i umumiyyeyi muhafaza ediniz. …………. "İnsan için çalışmaktan başka yol yoktur" sözünün öteki ifadesi, şahsî teşebbüstür.
Her kemâlin kurucu ve koruyucusu olan cesaret ve millî namus emrediyor ki, şimdiye kadar nasıl maddi şecaatte terakki ettinizse, şimdi de akıl ve medeniyet meydanında millî namusu çiğnetmeyiniz. Millî duyguların mâkesi olan, kıymetinizin ölçüsü olduğu halde ihmalinizle gayet çapraşık bununan diliniz, tûbâ ağacı gibi bir ağacın tecellisine müstatken, böyle kurumuş, perişan ve edebiyatsız kalmış olduğundan, diliniz sizden millî hamiyete şikâyette bulunuyor. İnsanda kaderin sikkesi sikkesi lisandır. Anadil tabiî olduğundan, kelimeler zihne kendiliğinden gelir. Zihin çatallaşmaz, O zihne giren bilgiler taş üzerinde oyulmuş gibi bâki kalır. Millî dille görünen herşey hoş gelir. Millî hamiyetin bir misalini size takdim ediyorum. O da Mutkili Halil Hayâlî Efendi'dir.
Millî hamiyetin her şubesinde olduğu gibi, dil alanında da dilimizin esası olan elifbe, sarf (gramer) ve nahvini (sintaksını) vücuda getirmiştir. Hakikaten Kürdistan madeninde böyle bir hamiyet cevherine ratgeldiğinden, istikbalimizi onun gibi birçok cevherler ışıklandıracaktır. İşte bu zat bir hamiyet örneği göstermiş ve tekemmüle muhtaç dilimize bir temel atmıştır. Onun izinden gitmeyi ve temeli üzerine bina kurmayı hamiyet sahiplerine tavsiye ediyorum. Bedîüzzaman Saîd-i Kürdî “ Bize neden yazılarımızda Sait’e çattığımızı soranlara soruyoruz : 1- Saidi Nursi, Kürdistan Azmi Kavi Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli Kürt kıyafeti ile, boynunda dürbün, belinde tabanca ve kama, ayağında lapçin ve başında poşu olduğu halde İstanbul’a gelmiş ve büyük bir cüretle Padişaha cemiyetin “Sait” imzası altında yazdığı ve esası kürtçe öğretim yapacak okullar açmaya dayanan dilekçeyi Padişaha sunmuştur. Saidi Nursi bu hareketi neticesinde tımarhaneyi boylanıştır. Sait daha sonra affedilip memleketine yollanmıştır. Bugün Türk milliyetçisiyim diyen kişilerin tamamı ana dilde eğitim,yayın ve kültürel haklar adı altında Türk devletinde gayrı Türk unsurların yürüttüğü faaliyetlere karşıdır.
Bununla beraber din kalkanı ile kendini saklamış olmasından olsa gerek aynı camiada maalesef günümüzün Leyla Zana’sı yada Öcalan’ından farkı olmayan ve daha farklı isteklerde bulunmayan Saidi Nursi’ye sempati besleyenlerle karşılaşmak mümkündür. Bu kişilere sormak gerekir Kürtçe eğitime karşısınızda neden Kürtçe eğitim istediği için tımarhaneye atılan Saidi Nursi’ye karşı değilsiniz ? 2- Büyük Türk milliyetçisi ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün değişiyle "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler ve dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat uygarlık tarikatıdır." Türk Milliyetçiliği aziz Türk Milletini dünyanın en ileri , en güçlü milleti yapma ülküsüdür.
Risalesinde radyodan bahsederken dünyanın bir ucundan söylenen bir sözün kilometrelerce uzaklıktaki bir kutudan duyulmasını kutudaki meleklerle açıklayan birinin peşinden gidilerek bu ülkü gerçekleştirilebilir mi ? 3- Kürt Teali Derneğinin 3 numaralı ve Kürt Maarifi Neşri Derneğinin kurucusu, yazılarında açıkça Kırgız, Özbek, Tatar gibi Türk boylarını Şeytan’ın zürriyeti manasına gelen “Ye'cüc Me'cüc” olarak tanıtan Saidi Nursi’nin peşinden giderek nasıl Türk Milliyetçiliği , Turancılık yapacaksınız ? İslamiyet İle Nurculuk Bağdaşır mı ? Kendisini asrın harikası “Bedîüzzaman” olarak tanımlayacak kadar kibirli bir şahsiyet olan Saidi Nursi, Asayı Musa ve Zülfikar adlı risalelerinde Nur suresinin bu asra göre kendisi için indiğini iddia etmektedir. Bir çok kişinin sandığı gibi “Bedîüzzaman” rütbesini Sait’e ona hayran olan müritleri değil bizzat kendisi vermiştir.
Bir çok yazsını da “Bedîüzzaman Saîd-i Kürdî “ yani “Asrın harikası Kürt Sait” olarak imzalamıştır. Atatürk’ün ifadesi ile “(Tanrı) Peygamberimiz aracılığıyla en son dini ve uygar gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı ile temasta bulunmaya gerek görmemiştir. İnsanlığın kavrayış derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması sayesinde her kulun doğrudan doğruya, tanrısal düşüncelerle temas kabiliyetine eriştiğini kabul buyurmuştur ve bu sebepledir ki, Peygamber, Peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı, en eksiksiz kitaptır." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C.I., s. 269 ) Örümceklenmemiş tertemiz bir İslami bakış açısı ile hal böyle iken Kuran’daki bazı ayetlerin kendisi için indiğini iddia eden ve kendisini asrın harikası zanneden bir delinin peşinden gitmek İslamiyete uyar mı ? Osmanlı Şeyhulislamlardan Mustafa Sabri’nin (*) “Kürd Said’in Mezhebi Hakkında Reddiye Armağanı” adlı kitabında, çağdaşı ve bir süre birlikte çalıştığı Said-i Nursi hakkında pek çok şeyler söyler. Bu kitapta geçen bazı ilginç bölümlerini hiçbir yoruma tabi tutmadan aynen aktarıyoruz. “Bismillah, Hamdele, Salvele.. Saidi Kürdi meselesini tetkik ederken başlıca iki nokta üzerinde durmak icabeder. Birincisi; Müridlerinin SAİDİ i’zam edeceğiz diye küfre kadar varan sözleridir.
İkincisi ise; SAİD’in izharı keramet etmesi ve sureyi Nurun asıl muhatabının kendisi olduğu hakkındaki zu’mu batılı.. Belki de bu sözleri iğfalatı şeytaniyeyi, ilhamatı hakikiye zannedecek kadar ihtiyar ve mağşuş olmasındandır. Müritlerinin sözleri mücmelen şunlardır : Sait layuhitidir, hatasızdır, yanılmaz ve günah işlemez. Resulü Ekremden sonra Alemi İslamda böyle büyük bir adam gelmemiştir.. Sözleri aynen Kur’andır.. Beşeriyeti, Risaleyi Nur ve Sait kurtaracaktır.. Dünyada iki milyon kadar nurcu vardır. Bu insanlar dünyanın hakiki Müslümanları ve Müslümanlığı yegane anlayan insanlardır.. Bu zata dil uzatanlar kafirler ve masonlardır.. Sait’in kitabını bir dinsiz okusa itiraz edemez.. vesaire.. Sait ise müritlerinin hilafına kendisi için iki şahsiyet tanır.

Birincisi : Eski Sait’tir. Kürtçülük meselesiyle uğraşmış ve siyasete dalmış Saiti Muhti’dir. (Yani günahkar Sait’tir.)
Diğeri de Lahuyti, (günahsız), ikinci veya yeni Sait’tir.

 Kendisine göre sureyi Nurdaki manalar bu asra göre ve kendisi için nazil olmuştur. Keramet ehli, siyasetle meşgul olmıyan ve bu Asra zamanın kutbu olarak bakan bir insandır. Sureyi Nur’daki bu meseleyi ebced hesabı ile Mısır (?) uleması bulup Said’e haber vermişler.. Yani Said’in Cebraili ebcedci alimler oluyor. (Asayı Musa ve Zülfikar adlı kitaplara bakılsın..) Şu iki kısaltmada görüldüğü gibi Saidi kürdi, Müritlerinden daha insaflıdır. Hiç değilse yaşadığı ömrün bir kısmı için hata kabul ediyor.. Müritleri ise onun tırnaklarını ve saçını saklayarak her şeyine bir kudsiyet izafe ediyorlar. Malumatı diniyyeye, esasatı şeriyyeye vakıf olmayan bu insanlar çok büyük hatalara düşüyorlar. Biz hem onları, hem de sair Müslümanları fıkhı müdevven haricinde (dinin belirli hükümleri dışında) teşekkül etmiş veya etmek istidadında bulunan bilumum nevpeyde (yeni çıkan) mezhep ve cereyanlara karşı müteyakkız (uyanık) bulunmaları için bu satırları yazdık. Bu kadar büyütülen Saidi Kürdi kimdir :

Sait, kürt cemaatından, şafii mezhepli, nakşi tarikatlı, okur fakat yazmaz, imla bilmez, seksen sene içinde yaşadığı millet olan Türk’ün lisanına hakkıyla vakıf olamamış, felaketten felakete sürüklenmiş, bir hapishaneden diğerine sürülmüş ve bugün seksen yaşını geçmiş ihtiyar bir adamdır. Devletin büyük makamlarını uzun bir zaman ellerinde tutan bir zümre, bu adamcağızı lüzumsuz yere mahkemeden mahkemeye ve hapisten hapise sürükleyerek kahramanlaştırdılar ve zamanın müçtehidi mübeşşiri haline getirdiler. Halbuki Deli Said’in ilim ve diyanetle ne alakası var? Halk, üzerinde bu kadar ısrarla durulan bu şahısta bir şeyler var zannile büyüttükçe büyütmüş ve bu güne kadar gelmiştir. İşte bu idare zümresinin milletin başına sardığı belalardan birisi de budur. İ’zam etmeyi bu gençlik onlardan öğrendi. Bu da antitez olarak böylece doğdu. Hayatı ömrünün üçte birini hapishanelerde, polis ve jandarma nezaretinde geçiren bu şahsın akibetini, Sultan Abdulhamit Han’a dil uzatan insanların çektiği ve düçar olduğu azap ve felaket muvacehesinde görüyoruz.

Elmalılı Hamdi ve benzerleri gibi selahiyetli din adamlarının nedametleri Mason Cemiyetinin reisi olan Rıza Tevfik’i bile intibaha getirmiş ve nedametini izhar etmiştir.

Sait’te buna ait bir satır yazıya rastlamak hala mümkün olamamıştır. Hatta, baştan başa Sultan Abdulhamit Han’a hücum eden “İki mektebi musibetin Şehadetnamesi” isimli kitabı yeniden basılmış ve mahkemede hürriyet aşıkı ve kahramanı olduğuna delil gösterilmek istenilmiştir. Sait, Kürdistan Azmi Kavi Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli Kürt kıyafeti ile, boynunda dürbün, belinde tabanca ve kama, ayağında lapçin ve başında poşu olduğu halde İstanbul’a gelmiş ve büyük bir cüretle Cuma selamlığında Padişaha cemiyetin “Sait” imzası altında yazdığı ve esası kürtçe tedrisat yapacak mektepler açmaya dayanan arizayı takdim etti. Memleketin ve milleti islamiyenin ittihadını bozmak gayesine matuf olan bu hareketi canianesinden dolayı haklı olarak tımarhaneyi boyladı. Sonra affolup memleketine yollandı. Kürtçülük uğrunda kendi padişahına sövecek kadar akıl ve iymandan bi behre (nasipsiz) Sait, bugün sahneye müçtehidi mübeşşir veya kutbu azam olarak çıkmış görünüyor ve cehelei nas da bu delinin etrafında haleleniyor. Kendini Kuranı aziymmüşşanın müdafii gibi gösteren Sait bizzat kendisi Kuranı aziymüşşana muhalefet etmektedir.

Gaybı yalnız Allah’ın bileceğini, Kuranı Keriymin kaç kere tekrar etmiş olmasına rağmen Sait, Hazreti Ali’nin Celcelutiyye kasidesinde risalei Nur ve Siracünnur’un geçtiğini, bunu keşfettiğine bizi inandırmak ister (İkinci Şua, Sahife 53). İnsanın aklına öyle geliyor ki; “Acaba ben de Risalei Nur adlı bir kitap yazsam o zaman kasidedeki siracünnur kastı acaba hangimizin kitabı olur?” diyorum. Risalelerin yazılışı da pek acayiptir. Bilmem kaçıncı Lem’anın kaçıncı şuasının şu meyvesi zühre yıldızından gelmiş beşinci noktası olarak yazılıyor. Sonra bunlar birleşerek Kuran cüzlerine imtisal derecesine, Lemaat, Şuaat, Mektubat vs. Olacakmış.. Sözleri de “Sözcat” olmasa bari. İşbu reddiyeyi, hasreti ile yandığım vatanıma ve uğrunda bir ömür çürüttüğüm dinime ihaneti düşünen gerillacı asi Said’e son ihtar olarak yazdım. Damarında bir damla Türk kanı olan her Müslümana, bu adamın Mason ve Komünist kadar tehlikeli olduğunu ehemmiyetle hatırlatırım. Ve selamü aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü.

Mustafa Sabri (*) Osmanlı İmparatorluğu Sabık Şeyhülislamlarından” (1) Laik düzen ve Cumhuriyete karşı olan ve hatta Din ve milliyet adlı makalesinde din adına Türkçe’den vazgeçmekten bahsedecek kadar koyu bir siyasal İslamcı olan son Osmanlı Şeyhülislamı Mustafa Sabri ‘nin dahi Said hakkında söyledikleri ortada iken Said’in avukatlığını yapmak yada izinden gitmek Türk milliyetçilerine düşemez. Yakın bir zamanda onun izinden giden ve onca Müslüman ülke varken her nedense FBI ve CIA korumasında sağlık durumunu bahane ederek Amerika’da ikamet eden Fetullah Gülen’den de bahsedeceğiz. Tanrı Türk’ü Korusun Ruhsatioğlu Ozan (1) Tuhfetür Reddiye Ala Mezhebi Saiydil Kürdiyye, Mustafa Sabri, s. 3-14. / Dünyada ve Türkiye’de Siyasal İslamcılık – Dr. Abdullah Manaz (*) Şeyhülislam Mustafa Sabri miladi 1869 senesinde Tokat'ta doğdu. Kayseri ve İstanbul’da okudu. Müderris olup Fatih Camiinde ders verdi. 1900-1904 arasında II. Abdülhamit’in kütüphaneciliğini yaptı. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Tokat mebusu olarak Meclis'e girdi. 1908-1912 arasında Beyan-ul Hak mecmuasının başyazarlığını yaptı. 1910'da kurulan Ahali Fırkası’nın ve 1911'de kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın kurucuları arasında yer aldı.

1913'de İttihatçıların Babıali baskını üzerine önce Mısır’a sonra Romanya'ya kaçtı. I. Dünya Harbi'nde Romanya'ya giren Osmanlı ordusunca geri yollandı ve Bursa'da mecburi ikamete tâbi tutuldu. 1918'den sonra şeyhülislamlığa getirildi. Kabine düşünce Ayan (senato) üyeliğine atandı. 1919'da İskilipli Mehmed Atif ve Said Nursi (Kürdi) ile birlikte Cemiyet-i Müderrisi’nde çalıştı. 1920'de tekrar şeyhülislamlığa getirildi. Kabineden ayni sene içinde istifa etti. 1922'de yine Romanya'ya kaçmak zorunda kaldı. Daha sonra 1924'de "150'likler" listesinde yer aldı. Önce Hicaz sonra Mısır’a geçti. 1938'de 150'liklerin affından sonra da Türkiye'ye dönmedi. 1954'te Mısır’da vefat etti. Akt:M.F " 

KAYNAK
http://www.milliyetciler.de/html/

konu hakkında başka bir yorum...

Risalelerini bende karıştırdım.
Bediüzzaman namındaki çok değerli Kürt kökenli Türk düşünürü bir Osmanlı MüslümanTürk milliyetcisidir.İstiklal mahkemesinde laiklik karşıtı olarak yargılandığı halde kendisine dokunulmayıp beraat eden nadir kişilerdendir. Atatürkün sağlığında beraat eden ve saygın bir alim olan bu değerli zatın çektiği sıkıntılar aslında Atatürkün öldürülmesinden sonra başlamıştır. Türkiyenin Osmanlının mirasını devam ettirecek tek devlet olduğunu savunurken  Türk milletinin de çok değerli bir millet olduğunu kabul eder ve asla bölücü unsurlar taşımaz. Ben bir nurcu değilim.
Her zaman bir şeyci olmayı kınayan ve cı ve ci lerin her türünden uzak duran bir kişiyim. Bu yüzden nucuların dahi Bediüzzamanın milli birlik düşüncesini çok iyi savunmalarına rağmen. Bediüzzaman Saidi Nursi (Allah kendisine rahmet eylesin ve milli varlığımızı sürdürmemize büyük katkılarından dolayı kendisinden ebediyyen razı olsun) nin savunduğu kadar mükemmel savunamazlar.

Nurcuların bazıları müsbet milliyetçi oldukları için Kürt kökenli MHP lilerden oluşur. 28 şubat ihanet harekatında kullanılan Aczimendi lideri Müslüm Gündüz derin birileri tarafından meşru kükümetin ortağı saadetpartisi aleyhine kullanılmış olsa da aslında MHP lidir. Büyük ihtimelle MHP li gibi görünen ajanlarca o zırva kılığa girip Yahudilerin Türkiyeyi iflas ettirmesinde milli bir işlev yaptığı zannı ile hareket etmiş olması büyük ihtimaldir.
İslam düşmanlığının Türk milletini bölmek amaçlı İsrailden başkasının işine yaramayacak ve halkımızın milli bütünlüğünü sağlayan ve Kürdü Türke bağlayan değerli düşünür alim ve arif halkın ortak değerlerinden bir din alimini aşağılamak bana göre vatan severlik ile asla bağdaşmayan bir tutumdur. Bu yorumları bilmeden de olsa tarihin bu kritik köşe başında yapmayı Yurt severlikle bağdaştımam mümkün değildir. Adeta ABD nin ülkemizi bölen haritasına farkında olmadanda olsa örtülü destek olarak yorumluyorum. Buna bir ad koymak gerekirse. Adeta ABD ye hitaben tek statikomuza dokunma da, Türkiyeden israile vermeyi planladığın parçayı al demektir.
Saygılarımla
A.D.Şimşek
ayrıca ilgili olduğunu düşündüğüm bir yazıyıda başlantısı ile yer veriyorum.
"Soy ve din kardeşi" oldukları Türklerle birlikte Türkiye için canlarını ortaya koyan tüm bu "çılgın" Kürtlerin bugün kemikleri sızlıyor olmalı. Çünkü Kürtlük adına hareket ettiğini ileri süren bir terör örgütü 30 binden fazla vatandaşımızı katletti ve hala da kan dökmeye devam ediyor. Türkiye'ye ve Türklüğe karşı fanatik bir nefretle dolu etnik Kürt milliyetçiliği, hem Türklere hem de Kürtlere acı ve ölüm getiriyor. Öte yandan da bir grup marjinal Türk ırkçısı, "tarih boyu Kürt ihaneti" masalları uydurarak, Kürt vatandaşlara karşı husumet körüklüyor.

Türkiye'nin etnik bir gerilime sürüklenmemesi için, her iki etnik milliyetçiliği de yenmemiz gerek. Ve bunun bir yolu "çılgın Türklerin ve Kürtlerin" gerçek hikayesini yeniden hatırlamak. "Bir hilal uğruna" birlikte savaşmış ve can vermiş o yüzbinlerce şehidin hatırası, Türkiye'nin bölünemezliğinin en dramatik işareti olsa gerek.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 20, 2006 11:08 AM
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/04/su_cilgin_kurtler.php
*****
Müslümanlık ve Hristiyanlık İttifakını bozmaya çalışanlara karşı üç zimde; nurcular, Hristiyan ruhaniler ve misyonerle, uyanık olmalıdır.
Emirdağ Lahikası, S. 1712 Tarihhçe-i Hayat, 434
Said Nursî

Birinci dünya Savaşı'nda bizimle savaşmış da olsa bir Hristiyan ölmüşse şehit sayılır, âhirette mükâfatı vardır.
Kastamonu Lahikası, 45
Said Nursî

Türk Ekini
diğer detaylar:
http://www.blogcu.com/turkekini

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: ARAP MILLIYETÇILIGI VE TÜRKLER
« Yanıtla #7 : Haziran 28, 2008, 12:45:11 ÖS »
Bir başka yorumu da paylaşayım....
Bir tartışma esnasında tanık olduğum bir açıklama.sizlerle de paylaşmak istedim.
.................

Oncelikle cevabiniz icin tesekkür ederim.
Beni ikna edemediniz...Bu adamin Turk Düsmanlıgı tescilli sayin kardesim.
Bir de sunu ozellikle belirtmek istiyorum.
 
Bazı insanogullarinin,yani Allahin Kullarinin,yani Allah kadar bilmesi mümkün olamiyacak
insanlarin,Allahin yazdirdigi kitap olan Kuran dan daha degerli imis gibi gösterilen,Kuran'in okununca anlasilmayacagini
ama bu insanogullarinin yazdigi Ilmihaller,Risalelerle anlasilacagi gibi inancları yaratanlar,onerenler,savunanlar ve bu inanclarin teorisyenleri
ki bunlardan biri eger babam olsa,ben inanmam ve guvenmem.
 
Neden biliyormusunuz?
Bu tip insanlar, insanlari ve memleketi yönetmeye kalkarlar.Cahil insanlari kullanirlar onlarin paralarini mallarini haklarini
Allah adina alirlar,alamazlarsa da baskalarina peskes cekerler.
Tipki Saidi Nursinin Kurt halkinin Toprak Reformu ile elde ettigi,agalık düzenini sona erdirecek toprak reformunu engellemesi gibi.Belki bugün o bölge insaninin Turk askeri,polisi ile sorunu olmadan huzur icinde yasamasi saglanmis olacakti.
 
Biz hicbir yerde yanlis yapmadik,Said Nursi gibi adamlar ornekdir Allah tarafindan yaratilan.Sirk e sapmayın dedi ya.
İste O Sirkdir.
 
Eserleri mi?
Pir Sultan Abdal,Mevlana,Yunus Emre ile rekabet edemez,dahice kelime kullanımları yabancıların bile ilgisini cektigi için  yabancı dillere cevrilip binlerce basan kitaplar olmuslardır.Talep edilen kitaplar öyle,Tarikat sermayesi ile basılıp bedava dagıtılan kitaplarla mukayese bile edilemez.
 
Amele ihracından Asker ihracına uzanmıssınız demek istiyorsunuz.Ne iş yapıyorsunuz bilmiyorum ama ben Turkiye'nin en özel fabrikalarını geziyorum.Oradaki ileri teknolojileri görüyorum.O kapısında bize saatlerce bekleten makina imalatcılarının(Avrupalılar hani)şimdi bu fabrikalardan günlerce önce randevu alıp,satınalma kapılarının önündeki banklarda yalaka yalaka etrafa gülümseyip içeri  alınmayı beklediklerini de görüyorum.Birkaç makina satabilmek için.Sizin zannettiginiz yerde değil Türkiye.
Birkaç Fabrikanın üretimi durdurması Avrupada bazı firmaların çökmesine ve olayın siyasi krize dönmesine bile sebep olabilir.
Bu kadar göbekden baglı bir insiyatif var elimizde.
 
Türkleri hiçbir yere süremezler.Türkiyeyi de bölemezler.Hiç endişeniz olmasın.
Türkiye'nin dinamikleri Ankarada kendi kendilerine masturbasyon yapıp ulkeyi yönetiyoruz sanan siyasilerin ve burokratların gücünü coktan aştı.
Yani bosverin oyle Türkleri yok edecekler korkutmalarını demek istiyorum.
Hazar denizi miş.:)
Ordaki petrol bile burdan akarken üstelik.Vay be.
 
 
Türk-Kürt Savaşı demişsiniz bir yerde de.Öyle bir savaş da cıkamaz tüm tahriklere ragmen.Artık Türklerle Kürtler kan bağları ile bağlandılar birbirlerine,
Kürt işçilere sahip Türk patronlar gibi,Türk işçilere sahip Kürt patronlar da var bu memlekette.Kız alıp vermişiz,komşu olmuşuz.Birbirimizden ekmegimizi kazanıp sofrada aynı cayı peyniri zeytini paylasıyoruz.Ne savaşından bahsediyorsun.
Kim hangi güç Türk Kürt savası cıkaracak.Doğudaki çatışmalarda gercekleri biliyoruz.Türklerde Kürtlerde.Bugüne kadarki siyasilerin vebalidir.
Bugünküler de çözerse çözer çözmezse biraz daha sürer.Irakdakilerle diyorsanız eger onlarla savaş çıkabilir.Orda araplar ermeniler de var işin içinde .Orası uluslararası arena.Amerika ve Avrupanın sabrımızın sınırlarını tespit etmeye çalıştığı.
 
Asıl önemlisi şu;
Allah milletime akil fikir versin de duvarlarda suslu torbalarda asili duran Kuran larini alip okusunlar.İsyerlerindeki,evlerindeki  kutuphanelerinde,ciltlerle duran  göstermelik ansiklopediler,ilmihaller,Risaleler yerine masalarının üstünde birer cilt Kuran olsada acıp okusalar.
 
Kuran okumak sorumluluk ister tabi.okudugunda Allahın emirlerini yerine getirmen gerekir.
Ama okumazsan gidip Şeyh bilmemkime sorarsan sorumlulukdan kurtulursun.
Çalarsın çırparsın sonra kilisede gunah cıkartır gibi gidip bilmemkim şeyhe ve cemaatına bikaç kuruş bağışlarsın.
O da sana bi fetva verir evladım hayıra vereceğin (hayır kendisidir) devlete vereceğin vergiden daha sevaptır der.
Sorumsuzluklarının vebalinden kurtulursun (sanırsın)Allahı kandırdık ya..
Sonra da doğuya hizmet eğitim gitmez.Vs vs hikayeyi biliyorsunuz.
 
Ben cahil bir insanımdır,öyle kitaplardan arşivlerden yararlanarak konusmam.Düşünürüm yaşarım izlerim bakarım
Sonra da böyle direk yazarım.Dilim kaba gelebilir.
Laf ebeliğinin zamanı değil sorunların ve çözümlerin tez elden bulunma zamanıdır.
 
Sayın Ahmet Dursun,
Size de teşekkür ederim.Kaynaklar için..
Yukarda da dedim bir adam Kuran yerine tercih ediliyorsa ben o adamın peşine ne istiyor diye takılırım.
Derdi ne,kazancı ne.
Allah anlatamadı,peygamber anlatamadı bu adammı anlatacak dinimi bana.
Kimin uşağı?
Sorarım daima.
Buna kulluk muridlik edenlerin gunahı ne,menfaati ne diye?
Bir zaman Hüseyin hilmi Işık vardı,Sonra TGRT ciler cıktı,(rivayet odurki Işık'ın damadıdır kendisi)
Baktılar iyi para götürülüyor son zamanlarda Fetullah Gülenciler çıktı.Hakikattende iyi para götürdüler.
Ama adam ne hikmetse burda değil de Amerikada yasıyor.Türk kara paralarını amerikada mı  aklıyor nedir?
Vergi Dairesi bunu ihbar kabul edip gerekeni yapmalı aslında.
Şimdi de Sait Nursi'nin küllerinden,tozlarından,karalamalarından yeniden medet uman var.
 
Allah hem bu adamların hem de bu milletin yardımcısı olsun.
Size de kolay gelsin.
 
Birde Not.Bu Said Nursi de,Fetullah Gülen de tahsilsiz değil mi?:))) Yazık koca koca muhendislere,mimarlara bilim fen egitimi almışlar,Bu cahillere kulluk ederler...Allahı en cok anlaması algılaması gereken kişiler bunlar üstelik.Bilimsel çünkü Allah...
Eşeklikle tahsil arasında bi bağ kuran bi söz vardı neyse aklıma gelince yazarım.
 
Çok kafanızı şişirdim.Bu konudaki son sözlerimdir.
Saygılarımla
C.Acim

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
1071 DEN 2006 YA
« Yanıtla #8 : Haziran 28, 2008, 12:49:35 ÖS »
Tabii ki Milli düşünce kökenli olmak herşeye mesnetsiz düşman olmak değildir.Örnekte ki Ermeni kökenli tarihçimiz in söylediklerini nesıl olur da haksız diye suçlayabiliriz ki?
Türk demek Türkçe demektir yazımda da belirttiğim gibi Türklük ile alakalı bilgi eksikliği içinde olmak ne yazık ki insanların yanlış ya da kasıtlı biçimde yönlenmesine sebep olmakta ancak iç ve dış tehditlere karşı ya da iddialara karşı ne yazık ki tek kelime edememekteyiz.Oysa Türk tarihini savunanlarda bilerek ya da bilmeyerek yaptığı birçok

mantık hatası mevcut olup,bilerek yapanların bu mecradan aynen kasıtlı vatan düşmalığı içinde olanlar gibi aynı konuma düşmeleri kaçınılmaz olduğu nu görmekteyim.Bu bataklıktan beslenenlerinde benzeşmeleri hayret vericidir.
Öz olarak diyeceğim şudur:
Kasıtlı düşmanlar la bilinçsiz dostlar aynı özellik gösterirler.Bunun adına da ne yazık ki vatanseverlik derler.
Gereken yanıtlar her dönem olduğu gibi bilginin önderliği ve tecrubenin katkıları ile gereken yerlere zamanında verileceğine hiç kuşkum yok.
Lakin unutulmaması gereken şey ise Milli düşünce tarzını baltalamak isteyenlerin çokluğu Milli bilincin tam anlamı ile oluşturulmadığı beyinlerde galeyan yada hezeyan şeklinde açılım sergilemekte bundan da zaman zaman hepimiz nasibimizi almaktayız.
Kısaca anladığım kadarı ile bir ifade hatasından dolayı birbirine kırılan iki vatansever ile karşılaşmış bir izlenim ediniyorum.Elden gelen şekli ile zaman zaman yapılan uyarıcı tekniklerle herşeyin düzeleceğine de inanıyorum.
Konu hakkında önce bilgi sonra tartışma oluşursa ki umarım öyle olur ozaman daha da verimli olacağını ümid ediyorum.
Defalarca yazıp belirtiyorum.Türk,Kürt,Laz,vs.. diye bir ayrım yoktur.Bu ayrımı ne yazık ki bize varmış gibi kabul ettirmenin çabası içindeler.
Hatta bu ayrıncılık yetmemiş gibi son 25 yıldır da inançlı inançsız ayrımını yapmaya başladıklarından beri insanlarımız sadece dini konularla yorum yapmaya başladılar.
Bilim den ayrıldıkça ne denli hataya düşeceğimiz de ne yazık ki gözden kaçırılmakta dır.Oysa en hakiki mürşit ilim dir diyerek gerçeklerin sadece ve sadece ilmi yollardan ortaya konması gerektiğini ve bunun ancak bu yolla ortaya konduğu sürece kabul görme ihtimalinin artacağını ne yazık ki tarikat bağları ile örtmüş bulunmaktalar.
Oysa inançsal bazda dahi baktığımız da sonuç itibarı ile yaratılışın ve bu güne gelişin tek kaynaktan olduğunu artık bilim dahi isbatlama peşinde ve ramak farkı ile de bunu başarmak üzeredir.
Evet gerçekten yaratıcı tekdir.Bunu üstelik te bilim isbatlamak üzeredir.Big-Bang teorisi ile bu aşama da nihayete ermektedir.
Hal böyle iken dahi insanlarımızın inançlarını kullanmak,bu mecrayı adete mezra haline getirerek bataklık oluşturmak ve o bataklıktan beslenen sivri sinekler misali  sebeplenmeye çalışmak artık Milletimizin gözünden kaçmamalı ve kaçırılmamalıdır.
Peki milletin bu aşamaya gelmesinin sonuçları nereye kadar varıyor?Neden böyle bir süreç yaşıyoruz dersek bunu anlamak için de Tarih bilmine müracaat etmeliyiz.
Ben bir tarihçi değilim.Sadece okuduğum kadarı ile tarihçiyim.Ancak anlamadığım konu ise Tarih bilminden ekmek yiyenler,bunu kendine meslek edinen(profesyonal anlamda)tarihçiler acaba uyuyor mu yoksa uyutuluyor mu?Bunun nedenleri ne olabilir?Eğitim sistemimizdeki ezber etkisinin bir rolü varmıdır?Araştırmalarını başkalarına havale etmenin bir bedelimidir yoksa bu makuz talihmidir?
İşte insanlık tarihi kadar eski olan bu çekişmenin daha eskiye gitmeden yakın tarihimizden anladığım,okuduğum kadarı ile izah etmeye çalışayım.
Konu 1071 e kadar uzanır.Daha eskiye gitmeden demiştim.Çünki daha eskiye gidecek olursak bu kez de Türk kavramlarını ve Türklerin tarih sahnesine ilk çıkma yıllarına kadar gitmemiz gerekecek.
Bu konu daha evvel ki yazılarımda incelenmiş olduğu için bu kısımlarda ki düşüncelerimi,açıklamalarımı  dileyenler diğer yazılarımdan izleye bilirler.
Asıl mesele zenginlik ve paylaşımı meselesidir.Tarihte de durum bu şekilde başlamıştır.Batının gelişmemişliği dönemlerinde hasbel kader Doğudaki zenginliği paylaşmak hatta istila etmek isteyen batı zihniyeti sanki genlerinde bu özelliği taşırmışçasına ki öyle dir,hala doğunun zenginliği peşinde koşmaktan buralara kadar gelmiş bulunmaktayız.
Oysa gelişim asya da/doğu da iken birden Batının gelişim göstermesi de ayrıca incelenmesi gereken bir konudur.
Aslında hristiyan aleminin protestan zihniyeti ile ve hatta Kabalist inanışa ile de bir nebze de olsa bu açıklana bilecek iken yetersiz kalmaktadır da.Hatta son yıllarda Nurculuğun, ABD tarafından nerede ise Türkiye nin resmi dini ilan

edilmesinin altında yatan gerçek,Nurculuğun kökünün Kabala ya dayanmasıdır der isek yanlış demişte sayılmayız.
Neyse biz kaldığımız yerden devam etmeye çalışalım.Konu yu zenginliğe getirip bırakmış olmayalım istiyorum.İşte bu zenginliğin paylaşım kavgasının önünde engel olarak duran tek unsur ne yazık ki Türkler hatta islamiyeti kabul edişinden bu yana Türkler tesbiti yapacak olursak ta fazlaca abartmış olmayacağımı sanıyorum.
Ancak ben yine de 1071 in dönüm noktası olduğuna inamaktayım.
Tarih bilgimizi yoklarsak haçlı seferlerinin amaçlarını hatırlarsak bunlardan birinin de doğu daki zenginliğe ulaşmanın orada bir hristiyan devlet oluşumundan geçtiğini sanırım ki abartı olarak değerlendiremeyiz.
İşte batı nın yani başka ifade ile hristiyan alemin zendinliğe ulaşma ve paylaşma çabalarının bir ürünü olan açlı seferleri ve zihniyeti üzerinden yanılgıya düşmeden gerçekçi bir yaklaşım yapacak olursak olayların günümüzdeki şekillenmeleri de ortaya çıkmaktadır.
Dah sonraları her haçlı seferinin önünde engel olarak Türkler görülmektedir.Empoş zihniyet diye tanımlayacağım bu zihniyetin temsilcileri tarihin her aşamasında bu hayallerinden ne yazık ki Türkler nedeni ile alıkonmuş ve bunun kin ve nefreti ile en son osmanlı yı yıkma planlarını hayata geçirmişlerdir.
Konuları uzun uzuzn izaha gerek duymadan geçiştiriyorum.En son osmanlı yı nasıl çükertebileceklerini ve bu uğurda neleri yaptıklarını da ayrıca yazılarımda işlemiş idim.Tekrara gerek duymuyorum.
Yakın sonuçları ile devam edersek ki bu kısım asıl önemli olan tarafıdır,Osmanlı nın çöküşü ile empoşların tam da isteklerine ulaşmalarına ramak kalmış iken bir adam ve aynı millet yine sahneye çıkacaktır.
Bu adamın adı bu sefer Türk milletinin öncülüğünü yapacak olan Mustafa Kemal dir.Ancak şunu tekrar hatırlatmakta fayda var.
Mason rütüellerinin temeli Kabalist kökenli ezoterik öğretilerden oluşmaktadır,bunu neden hatırlatıyorum?Çünki Atatürk ün milli mücadeleyi topyekün yaptığı sırada unutulmamsı gereken birşey de vardır ki o da Atatürk ün empoşlar ın desteğini aldığını söyleyenler bu aralar bayağı artmaktadır.İşte burada Kabalist kökenleri hatırlatmak

istedim.Bu konuda bilgi almak isteyenlere de yine bloğumda bir link vermeliyim.
bakınız:
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/975877/
Mutlaka bu yazıya bakmalısınız ki konuyu daha iyi kavramaya çalışmış olursunuz.
Neyse devam edelim yoksa konu dağılmak üzere.
Evet,Hristiyan bir devleti kurmak için ve bunun bir açılımı olarak ta doğu daki paylaşılacak zenginliklerie gidecek yolun önünü yine Türk milleti kesmektedir.
Burada söylenmesi gereken bir şey daha vardır.Osmanlı padişahı Vahdettin in Atatürk e özel olarak bu oluşumu örgütlemek ve yeni Türk devletinin kurulmasında öncülük etmek üzere göz yumduğu hatta daha ileri giderek

bunu teşvik ettiği söylenmektedir.
Balka bir kesim tarafından ise Atatürk ün masonik oluşumlardan destek aldığını hatta emperyalist destek olmasa idi asla bunu başaramıyzcağını söylemeye çalışan empoş yalakları bazı artıklar da ne yazık ki mevcuttur.
Oysa Atatürk ün Samsun dan çıkıp Erzurum kongresini yapmak için çektiği çileler belgeleri ile mevcuttur.Bunu da başka bir yazımda belirtmiş idim.Kısaca değineyim.Samsun a gönderilen Mustafa Kemal madem ki padişahın izni ve özel görevli gönderilmişti de ne den hemen haftasında görevden alındı?
Madem empoşlar la işbirliği içindeydi de neden Erzurum a gitmek için bir esnafın aracaılğı ile Osmanlı bankasından borç aldılar.Bezin parası bile bulamayan bu insanlar nasıl oluyor da emperyalizmin desteğini arkasında buluyorlar?Neden benzin paraları dahi ceplerinde yoktur?Bunun belgesi osmanlı bankası ıarşivlerinde yakın zamana kadar

bulunmakta idi.Şimdi mytlaka o belgeleri de yok etme planları illaki vardır.
Neyse konular çok karmaşıklaşmaya başlamadan toparlayım.Bir konu daha var ki onu da söylemeden geçmeyelim.
Osmanlı ordusu bugün ki Lübnan'ın işgalini önlemek üzere gönderdiği orduların başına neden Mustafa Kemel i görevlendirmek istiyor dersiniz?Peki Mustafa Kemal bu görevi neden bırakmak istiyor?Üstelik o dönemde osmalı ordularının başında ki Genelkurmay başkanı kim dersiniz?
Söyleyim merak etmayiniz ne yazık ki Genel Kurmay başkanı bir Alman dır.Ve Mustafa Kemal Lübnan daki yapılmak istenen taktiğin hatalı olduğunu söyler.Ne yazık ki dinletemez.Görev için çağırırlar.Kendisine Enver paşa dan emir almak istemediği kanaati ile bizzat Vahdettin emir verecektir.Tabii ki Mustafa Kemal e de emredersiniz

demek düşecektir.Bunu Enver paşa bilmektedir.Aynen öyle de olur.Ne yazık ki hiçi hiçine o kadar Türk katledilir.
Uzatmayalım bunu bilenler mutlaka benden de daha iyi anlatabilecektir.Benim anlatmak istediğim tarihi süreçin nasıl buralara kadar geldiğidir.Bakıyorlar kiumhuriyetin ilanına engel olamıyoruz.Öyle ise biz de yıkım faaliyetlerine

hemen başlayalım diyerek 1922 de bu faaliyetlerini başlatıyorlar.Bunun üzerine Atatürk Cumhuriyetin ilanından sonra tüm masonik faaliyetleri yasaklıyor.Ancak ingilizler tekrar savaş yapacaklarını belirtirler.Atatürk bakar ki

savaşacak durumda değiliz.Onlar Ruhban okulunun açık kalmasını aksi halde savaşın devam edeceği tehditini savururular.Atatürk bir şatrla der.Ruhban okuluna sadece Türk devleti tarafından yardım yapılacak asla başak kaynaklardan yardım alınmayacaktır.Aksi halde savaşa devam kararına uyacağız der.Antlaşma böylece sağlanır.
Atatürk bundan sonra gizli bir emirle bu okula ne öğrenci kaydı yapınız ne de tek bir çivi çakmayınız der.Nezaman ki bu okulun öğrencisi biter ve kendi kendine yıkılır işte o zaman bu işte burada biter kararını alır.
Bu arada mason teşkilatı da boş durmayacaktır.Hemen faaliyetlerinin yönünü değiştirerek Atatürk ün ölüm emrini verirler.Üstelik te iki yoldan.1.si 33 dereceli masonun kendi yazdığı ve gizli belge olarak arşivlerde duran bir

belgesinden anlıyoruz ki bunun için de bakınız
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/365796/
göreceksiniz...
2.si ise bu plan tutmayacak olursa ingiliz gizli servisinin organize edeceği bir suikast palnlanmaktadır.
Tam bu plan uygulamaya konacağı sırada bir mesaj ile Ata nın ölüm halinde olduğu yine aynı belgeden anlaşılmaktadır.
Artık uzatmaya gerek yık sanırım ki.İşte bu bilgiler ışığı altında Aşağıda verceğim liknlere girerek diğer yardımcı konuları  daha iyi kavrayabileceğimiz bilgilere ulaşma imnaknınız da vermek isterim.
saygı ile...
Ahmet Dursun
------------
İlgisini çekenler için diğer linkler....
Bu yazıların yaklaşık bir çoğunu buradan da vermiş idim........A.Dursun

Said-i Nursî ,Nurculuk ile Türk Milliyetçiliği Bağdaşır mı ?
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/808644/
***
SAİD-İ NURSİ,KABALA VE NURCULUK için
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/975877/
***
TÜRK DEMEK TÜRKÇE DEMEKTİR..NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE için
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1036046/
**
Atatürk bilim ve eğitim dili hakkında ne demişti... için
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1023644/
**
Türk tarihi özeti için
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1173027/
****
Türk kimliği hakkında ki yazı
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1133907/
****
aydınlanma devrimi ne karşı yanıt...için
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1113049/
***
Kürt kelimesinin kökeni için
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1167382/
**
Türklerde hoşgörünün evrenselliği için
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1138052/
**
pkk ve gerçekler yazısı...
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1099244/
**
Zaza ların Türklüğünün isbatı yazısı için ..
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1067532/
**
Kürtlerin 14 temmuz katliamı için
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1049987/
**
Kürtlerin Türklüğü hakkındaki 8 bölümlük yazı dizisi için
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1029558/
**
Türkiye nin etnik yapısı yazısı için..
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/951617/
**
Şu çılgın Kürtler için..
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/883686/
**
Yecüc-Mecüc hakkında yazı için..
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/981017/
***
Said-i Nursi ve kabala ve nurculuk...için
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/975877/
***
Türkiye de 3 tür milliyetçilik iddiası için
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/709847/
**
KOL-ETİ,Laz dediğimiz kardeşlerimiz  için
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/955859/
**
yahudiler hakkında genel bilgi için
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1023995/
**
Türklerin en büyük icadı Türk dili için..
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1098768/
***
33 dereceli masonun Atatürk'ü ortadan kaldırmak ile alakalı itirafı için....
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/365796/
***
OSMANLILIK ÖZLEMİ İÇİN
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1109069/
**
TÜRKÇE NİN MATEMETİĞİ İÇİN
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/934401/
**
TÜRKÇE NİN YAZILIŞ VE OKUNUŞU İÇİN...
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1203774/
**
Sayın Uluç Gürkan ın bir konuşmasına yaptığım eleştiri ve aldığım yanıtı için
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1036189/
*****
diğer tepkiler..için
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1054324/
****
MEHMET AĞAR NE DEMEK İSTİYOR? için
http://www.blogcu.com/ahmetdursun374/1208488/

diğer yazılar için....

http://www.sinanoglu.net/fikir_meydani/archive/index.php/t-2246

ve...

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/newsdetail.asp?NewsID=4824

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Ynt: ARAP MILLIYETÇILIGI VE TÜRKLER
« Yanıtla #9 : Haziran 29, 2008, 01:43:19 ÖS »
Bu yazıya bir yorum yapılmış ancak özelden paylaşılmış.
Bu nedenle yanıtımdan bazı özel yerlerini alıntı sureti ile vereceğim.

1071 DEN 2006 YA  Ilginc yazi, donup dolasip geri gelip okuyorum.


"Defalarca yazıp belirtiyorum.Turk,Kürt,Laz,vs.. diye bir ayrım yoktur. Bu ayrımı ne yazık ki bize varmış gibi kabul ettirmenin çabası içindeler."dediniz.
Var,bunlar,var da,onlar etnik grublar,onemli olan,onlari TC"nin sinirlari icinde, barisla huzurla birbirine kaynasarak yasatabilmek.
Asagidaki aklima yatmadigi icin
`
"Hatta son yıllarda Nurculuğun, ABD tarafından nerede ise Türkiye nin resmi dini ilan edilmesinin altında yatan gerçek, Nurculuğun kökünün Kabala ya dayanmasıdır der isek yanlış demişte sayılmayız."

Hani, gucume de gidiyor. Sanki baska hic isimiz, derdimiz yokta, bir yandan fethullahi koruyoruz, bir yandan Nurculugu Turkiyenin resmi dili ilan ediyoruz, hepside de fasa fiso, diye gulmek istiyorum ama, siz gercekten buna inaniyorsaniz,pekiiii acaba hangi pireyi deve yapiyorsunuz? diye sormak istiyorum,ote yandan,mantigim diyor ki Dumanin oldugu yerde mutlaka Ates vardir.

OK,bir avuc ABD'li policy-maker = siyasi tutum yapanlardan mi soz ediyorsunuz,yoksa baska orgutlerden mi?

Ben bunu komsularima anlatsam,yani Turkler bizi Fethullah adinda bir bilyoneri korumakla,usteliik dinlerini Nurculuk diye ilan etmekle suclandiriyorlar,desem,kadinlar adamlar bana aval aval bakacak,Haaaa? diyecek.

`Evet, Hristiyan bir devleti kurmak için ve bunun bir açılımı olarak ta doğu daki paylaşılacak zenginliklerie gidecek yolun önünü yine Türk milleti kesmektedir.`

Hristiyan devletini nerde kuracaz,Turkiyede mi?
 70 milyon kusur Islam olan Turkiyede mi? Allah gostermesin,orada obur dunyaya gidersem,istirahat edecegim bir mezar bulamiyacagim Turkiye de mi?

Bugunun dunyasinda kuresel somurucler askerlerini artik yaya yollamiyor zaten,Turkiyenin ustunden gecip Doguya ulasmalarina luzum yok ki.

Turkiye kimin?
 Turkiye, Catalhoyugun.Turkiye,Truva'nin.Turkiye,Homer'in. Grek olmayan Homer'in. Ve daha bir suru romantiklerin,bilgelerin,asiklarin, sarkicilarin,sairlerin,Ana Tanricanin.
-------------
Sevgili yorumcu,
Sizi gerçekten çok seviyorum.
Çok dürüst olduğunuz için seviyorum.
İçinizdeki,aklınıdaki düşünceyi korkmadan,çekinmeden savunduğunuz için seviyorum.
Çünkü,aydın demek işte bu demektir.
Korkmadan,doğruları söylemek demektir.
Ancak bilgi de yabana atılacak(önemsiz sayılacak)birşey değildir.
Bilgi çok zor elde edilir.
Yugoslavya'nın parçalanma aşamasının son başkanını biliyormusunuz?
Peki bu başkanın(president) inanç kökenini biliyormusunuz?
Ben kısaca söyleyim.
İnanç kökeni nakşibendi dir.
ABD'nin(her zaman söylerim,halkın değil yönetimin) Yugoslavya'nın parçalanmasındaki son darbe ne yazık ki nurcu kökleri kullanmasıdır.
Bunun sebepleri çok geniştir.
Bu bir hayal ürünü değildir.
Tabii ki sizlerin,avrupa'nın hiç bir bölgesinde(bazı küçük istisnalar hariç) bölünme,parçalanma korkusu yoktur.
Çünkü,yaklaşık hepsi aynı inanç köklerine sahiptir.
Bazı ayrıntı farkları olsa da köken aynıdır.
Enerji kaynakları ne yazık ki doğu,uzak doğuda olduğu için bu kaynaklara uzanmanın yolu Türkiye'den geçer.
Komünist Rusya'nın yıkılması bana göre Türkiye'nin yalnız kalmasına sebep olmuştur.

Burada bahsetmem gereken bir konu,görüş daha vardır.
Burada konuyu açıklamak için iki adet görüşe ihtiyaç vardır.İlginçtir ki ikisi de Huntington görüşüdür.

Oysa ki 36'ncı paralel Osmanlı'nın nihayetinden bugüne gündemdeki önemini,yerini korumaktadır.

Bir Huntington,1859'da ABD misyonerleri tarafından kurulan Evangelist Ermenilerin hizmetkarı Harput Koleji'nde ders veren Ellsworth Huntington'dur ve onun coğrafya tezini kaç kişi hatırlıyor acaba?

Kısaca söyleyim:
Coğrafi determinizm savunucusu olarak karşımıza çıkan Ellsoworth Huntington aslında bazı uygarlıkların gelişiminin özellikle 30 ve 60 gibi belirli paralleler arasında oluştuğunu varsayan indirgemeci sonuçlardan bahseder.Bu paralellerin de dikkatinizi çekeceğini sanıyorum.

Bir Huntington daha var ki o evlere şenlik.Hani şu meşhur“Medeniyetler Çatışması” tezi,kitabı ile gündeme gelen Samuel Huntington'dan bahsediyorum.Söz konusu kitabında diyor ki,Türkiye, “Kimliği parçalanmış ülkeler” arasındadır.
Neden iki Huntington örneklediğimi sanırım ki anlayanlara ayrıca izaha gerek yoktur.
Evet bu görüşte işte o meşhur Samuel Huntington'a ait,başka bir deyişle S.Huntington,çağımızda yaşanacak olan savaşları dine, kültüre, medeniyetler çatışmasına bağlıyor.

 36'ncı ve 40'ncı paralelin bir geçiş ve savaşlar dilimi olduğunu, egemen ülkelerin 40'ıncı paralelin kuzeyinde yer aldığını söyleyen bu ırkçı teorisyenlerin tezileri acaba şimdilerde haklılığını koruyor mu dersiniz?
Konunun detayları için bakınız...
HAZRETİ BUSH'UN OVAL OFİSTEKİ TOKADI
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=311.msg427#msg427
-----------

Ayrıca YAŞASIN KÜRDİSTAN,YAŞASIN ŞERİAT başlığında anlattığım bir kısım açıklamaları da okumanızı öneriyorum.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=310.msg426#msg426

Yazıda,New York Times: Türkiye’nin geleceği,
Amerika’nın ve dünyanın en prestijli ve etkili gazetelerinden The New York Times, Türkiye’nin geleceğini sorguluyor.

HUNTINGTON DEMİŞTİ
9 Eylül sonrasında Samuel P. Huntington “Size söylemiştim” demiş olamaz. Kendisi, son 50 yılın en etkili ve orijinal siyasi bilimcisi olarak efsanevi kariyeriyleson derece sert ve ciddi bir insandır.

‘THE CLASH OF CIVILIZATION’ HALA TARTIŞILIYOR
     1990′larda, ilk olarak Foreign Affairs dergisinde yayımlanan bir makalesinde ve daha sonra 1996 yılında “Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Yapılması” başlıklı kitabında, küreselleşme ve “sınırsız” dünya savıyla ters düşerek, soğuk savaşın ardından “bir medeniyetler çatışması” yaşanacağını söyledi......
Şeklinde konuları bulacaksınız.
--------------
Heyet-i Temsiliye’deki o Kürt!
Atatürk ve Kürtler.(ÖZEL DOSYA-1)
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1526.msg2064#msg2064
-----------
Türkiye Yugoslavya olmasın diyorsanız.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=329.0

BÖLÜNMEDE NAKŞİLERİN ROLÜ
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=330.0

GÜLEN LORDLAR KAMARASINDA
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=489.0

SAİD-İ NURSİ:İNGİLİZ İSTİHBATARININ NURCULUĞU KURMASI-1
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1507.0

Saygı ile....
Ahmet Dursun

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
MİLLİYETÇİ HAREKET VE KARŞISINDAKİLER.
« Yanıtla #10 : Eylül 20, 2008, 01:38:25 ÖS »
MİLLİYETÇİ HAREKET VE KARŞISINDAKİLER.
Bu ülkenin yakın çağlar tarihinde çok görülen bir talihsizlik vardır. Ne zaman yurdun yararına sayılacak bir adım atılmak, bir hamle yapılmak istense, böyle davranışlar, karşısında her zaman Türklük düşmanı kuvvetler bulmuşlar ve çelmelenmişlerdir.

Türklüğe yararlı hareketlerden milliyetçilik hamlesi olarak ortaya çıkıp da çelmelenmek ve hatta biçilmek istenenlerin en unutulmayacakları 1944 ve 1953 yıllarındakilerdir. Birincisi, tek parti diktatörlüğü devrine, ikincisi "milli irade" zamanına ait olan bu hadiseler, bu güne kadar sürüp gelen ve bundan sonra da devam edeceği muhakkak olan sinsi Türklük düşmanlıklarının mahiyetlerini aydınlatabilecek hareketlerdir.

1944 hadisesi, Türk Milliyetçiliğinin üzerinden silindir geçirmek ihanetiydi:

İkinci Dünya Savaşı yıllarında milliyetçilik çok kuvvetlenmiş, bütün Türkiye'ye yayılmıştı. Bunun bir sebebi Türkçü yayınların çokluğu ise, diğer bir sebebi de dünyayı sarmış bulunan ateş ve kan tufanı idi. Devletlerin göz yumup açıncaya kadar bir zaman içinde haritadan silindikleri bir zaman içinde, o zamanki Türkiye gibi maddi gücü pek yetersiz bir memleketi ayakta tutabilecek tek kuvvet, elbette ki, milliyetçilik olabilirdi. Ve bunun neticesi olarak, milliyetçilik, yurdumuzda öylesine yayılmıştı ki, diktatörlük devrinin o yıllarda başbakanı Saraçoğlu Şükrü bile, 1943 de mecliste yaptığı bir konuşmada: "Türk'üz, Türkçüyüz ve Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve laakal (en azından, hiç olmazsa) o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir." demek zorunda kalmıştı.

İşte, bu derece güçlenen ve daha da güçlenip cemiyetin siyasetine dahi hakim olma istidadını gösteren milliyetçiliğe karşı, 1944 baharında malum haçlı seferi açıldı.

Tarihteki haçlı seferleri, İslamlığın kökünü kazıma gayretinin neticeleri idi. 1944 haçlı seferinin hedefi ise Türkçülüğü yok etmek olmuştu.

O yılların vatansever ve namuslu Türklerinin çok iyi bildikleri gibi 1944 haçlı seferini tertip edenler, bu ırkın ve bu yurdun can düşmanları sinsilerdi. Açtıkları ihanet bayrağının altında ise, o devrin kanı, ruhu ve kafası bozuk bütün okumuş takımı toplanmışlar ve Türk Milliyetçiliğini hançerleme ihanetinde birbirleriyle yarış etmişlerdi. Ama, Türk Milliyetçiliği, bir avuç namerdin kahpeliği ile kökü kazınabilecek bir fikir değildi. Aylarca sürüp giden ve Türklüğe kin kusan o kampanya sırasında namert ellerin hançerleriyle çok yara almış, fakat yine de ayakta kalmıştı.

1953 de ki hareket ise, o yılların meşhur Türkçü derneği Türk Milliyetçiler Derneğinin kapatılması ve bu suretle milliyetçi hareketin bir kere daha hançerlenmesi şeklinde oldu.

Türk Milliyetçiler Derneği, hürriyet ve demokrasi havası içinde doğmuş ve kısa zamanda Türkiye'nin bir çok yerinde açtığı ocaklarla yurt çapında bir teşekkül halini almıştı. Derneği kuranlar ve ocaklarını açanlar, genç aydınlardı. Bu suretle milliyetçilik, genç Türk aydınlarının gayretiyle bir kültür gücü haline geliyor, büyüyor, güçleniyordu. Derneğin çatısı altında toplananların hızla artması da fincancı katırlarını ürkütüyordu.

Bir Selanik dinmesine atılan bir kurşun, bu gelişmeden ürken şuursuz siyasiler ile Türkçülük düşmanlarının bir kere daha aynı safta birleşmelerini sağladı. Devrin başbakanı, Türkçülüğe karşı, tarihin asla bağışlamayacağı bir iftirada bulundu ve neticede dernek, mahkeme kararı ile kapatılıp, malları elinden alındı. Bu suretle, siyaset dalaverecileriyle Türkçülük düşmanlarının ortaklaşa yürüttükleri bir dolap, milliyetçi hareketi bir kere daha hançerlemiş ve gelişme durdurulmuş oluyordu.

Eski yılların milliyetçi hareketleri, siyasetin dışında hamlelerdi. Bu sebepten, yurtdışındaki düşmanları büyük çapta ilgilendirmemekte idi. Fakat yeni hareket, siyasi bir şekle bürününce iş değişti. Çünkü milliyetçiliğin bu yolla sağlayacağı bir başarı, Türkçülüğü, devletin kaderinde söz sahibi edebilecekti. Türkçülüğün, Türkiye'nin hayatında söz sahibi olması ise, yurdumuz üzerinde iktisadi ve siyasi bir takım ince hesapları bulunan dış kuvvetlerin bu yoldaki emellerine set çekilmesi olurdu. Çünkü, devlet gemisinin dümenini elinde bulunduracak milliyetçi fikri hiçbir şekilde tavlamak mümkün olamazdı. Türkiye'ye karşı bir takım ince hesaplar yürüten dış kuvvetlerin, bu sebepten, ellerindeki bütün imkanları kullanarak belirmekte olan büyük tehlikeyi önlemeleri kendi pis çıkarları için bir zaruretti.

Gerçi, milliyetçi hareketin bugünkü siyasi gücü yakın bir gelecek için büyük başarı müjdelemiyordu. Fakat çok uzak olmayan bir zaman için bir takım ümitler uyandırmakta olduğu da bir gerçektir. Türkiye'nin, bugünkü okuyan genç neslinin harekete büyük çapta meyil etmesi de, milli hareketlerden ürkenleri elbette düşündürüyordu. Yıllardan beri tatlı ninnilerle uyutulan milletin bu uykudan bir anda uyanması da mümkündü.

İşte bu sefer, dışarıdaki kuvvetlerle içerdekileri birleştiren buydu. Umulmadık bir neticeyle karşılaşmak imkanı vardı. Korkulu rüya görmektense uyanık yatmak, elbette ki daha yerindeydi.

İşte, Türkiye üzerinde korkunç bir kasırga gibi esen yıkıcı propaganda, bu korkunun neticesi idi. Kasırganın her tarafa savurduğu milyonlar, kapanma niyeti taşıyan kapıları, bu suretle ardına kadar açtı.

Milliyetçi hareketin, perde arkasından idare edilen kalleşçe ve kahpede bir oyunla bir kere daha hançerlendiği artık bir vakıadır. Fakat bu netice mücadelenin bitmiş olması demek değildir. Mücadele elbette ki devam edecektir. Milliyetçilik yumruğunun, içteki ve dıştaki Türkçülük düşmanı kuvvetlerin kafalarında bir atom bombası gibi patladığı güne kadar devam edecektir. Çünkü milliyetçi hareket, karşısındaki kuvvetlerinki gibi, bir dalavere yolu değildir. Milliyetçi hareket, kuvvetini ve hızını Türk ırkının milli ülküsü Türkçülükten almaktadır.

Bu mücadelede en acı taraf, fikir itibari ile bu cephenin yolcuları olan birçok Türk'ün, siyasi durumları dolayısıyla, milliyetçi hareketin dışında ve bazen de karşısında, bulunmalarıdır. Fakat, sabırla koruk nasıl üzüm olmakta ise, milliyetçi hareketin dışındaki milliyetçilerin de bir gün, şu veya bu şekilde, Türkçülük saflarında toplanmaları imkansız değildir.

Türkçülük fikrinin Türkiye'nin kaderine hakim olması bir zarurettir. Türk milleti; yabancıların dümen suyunda seyreden tekneler cinsinden bir devletin değil de, okyanusları dalgalandıran büyük savaş gemileri gibi bir devletin sahip olmak istiyorsa, bunun yolu, milli ülküsünü geminin kaptan köşküne oturtmaktır.

Bugünkü iç ve dış şartlara göre, bu, elbetteki kolayca ulaşılabilecek bir netice değildir. Ama, zorluğuna rağmen, mutlaka ulaşılması gereken bir neticedir.

Bunun için, her şeyden önce, Türklük için çarpan kalplerin hepsinin bir bayrak altında toplanmaları lazımdır. Bu mücadelenin, Türk'ün varlığı mücadelesi olduğuna inanmak lazımdır. Korkusuz, er kişiler haline gelmek lazımdır. Kısacası, şanlı atalarımız Gök Türkler gibi "Türk milleti yok olmasın diye gündüz oturmadan, gece uyumadan, ölesiye bitesiye çalışmak" lazımdır.

Bunu yapamazsak alınlarımıza yazılacak kara lekeyi hak ediyoruz demektir.

NEJDET SANÇAR, DEVLET- TÖRE YAYINEVİ 1976

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Tarih boyunca Türkler nasıl tanındı?Ye’cüc-Me’cüc taifesi
« Yanıtla #11 : Haziran 02, 2009, 09:53:14 ÖÖ »
Ye’cüc-Me’cüc taifesi

TARİH BOYUNCA TÜM IRKLAR TÜRKLER’İ  BÖYLE GÖRDÜLER
Türkler'in Orta Asya 'daki yurtlarından çıkıp dünyadaki diğer ırklarla tanışmasının üzerinden neredeyse 1500 yıl geçti. Türkler, yeni tanıştıkları ve çoğu kez yenilgiye uğrattıkları bu toplumlar üzerinde bıraktıkları kötü izlenimleri, aradan geçen bunca süre içinde silmeyi başaramadılar. Ne yazık ki, sürekli Türkler aleyhine işlemiş olan bu süreç, günümüzde de devam ediyor.
Asya'da fetihlerine devam eden Zülkarneyn'in önünde, Arap tarihçilerinin “Türkler” dediği Ye'cüc-Me'cüc kavmi...

Yeryüzünde iftiraya uğramış insanlar olduğu gibi, iftira­ya uğrayan ve topluca suç­lanan milletler de var... Günümüz iletişiminin henüz hayal, görüntünün oldukça silik, haberleş­menin açıkça sakat, bilginin düpedüz yalan, deneyin alabildiğine eksik ol­duğu ve eğrinin doğrudan ayırt edile­mediği karanlık çağlarda örnekleri pek fazla görülen bu suçlama ve ifti­ralar, ayrıca milletlerin topluca sergi­ledikleri ve kalın çizgilerle birbirin­den ayrılan karakter farklılıkların­dan da kaynaklanıyordu...

İftiranın asıl itici gücü korku­...
Yüzyıllarca korku ve dehşet içinde yaşadı insanlar... Doğadan korktular, ele geçiremedikleri güçler­den korktular, birbirlerinden korktu­lar, anlamadıkları şeylerden dehşete düştüler... Başlarına ne geldiyse, ne­denlerini bir türlü bilemediler. Bu yüzden de, topluca suç işledikleri halde bu suçlan bazen bireylere, ba­zen kalabalıklara yamadılar...

İşte, böyle bir ortamda dünyaya yayılmaya başlayan Türk milleti de bu çeşit iftiralardan payına düşeni aldı... Ortaçağ'da bilinmezlik, korku ve dehşetle açılan gözler, As­ya'dan kopup gelen ve birkaç defa Avrupa'nın kapılarını zorlayan bu ulu­sa karşı kuşkularla doldu... Onlar "Türk" diyorlardı... Savaşçı, yerinde durmaz, zıpkın gibi bir kavimdi... Şair Faruk Gürtunca, yakın zamanda bu kavmin tarifini şöyle yapmıştı:

Tarihi çevir, nal sesi. kısrak sesi bunlar
Delmiş Roma 'nın kalbini mızrak gibi Hunlar
Göktürkler'i Uygurlar, Oğuzlar, Peçenekler...
Türk 'ün yüce tarihine binbir zafer ekler...
*   *  *
Dünya atının nalları altında ezildi
Kaç haçlı sefer göğsüne çarpınca kesildi
Bir gün gemiler dağlara tırmandı denizden
Kudretle zafer bizlere miras dedemizden...

Ama batılılar aynı görüşleri taşımı­yorlardı...

"Mamma mia, gli Turchi!" (Anacığım, Türkler!)
İkinci Çin Seddi: Silivri'den Ter­kos Gölü'ne duvar

Türkler kendilerini böyle anlattılar, ama batılılar aynı görüşleri taşımı­yorlardı... Atilla'nın altını üstüne ge­tirdiği İtalya'da annelerin küçük ço­cuklarını "Mamma mia, gli Turchi!" (Anacığım, Türkler!) haykırışlarıyla korkutmaları Latin dünyasında atasö­zü olurken; yaşlı Bizans. Avarlar, Pe­çenekler, İskitler ve Bulgar Türkle­ri'nin saldırılarından kurtulmak için canını dişine takmış savaşıyordu. Bu amaçla Bizans, 5. yüzyılda İmparator Anastasios zamanı. Silivri'den Ter­kos Gölü'ne duvar çekerek dünyaya ikinci bir Çin Şeddi hediye etmişti... Bu set bugün yok; köylüler taşların­dan duvar örmüşler...

Bir sözlükten “Türkler"...
 
"Bir nevi taifedir ki boyları uzun, gövdeleri kıllı ve renkleri gök ve kılları kızıl ve başlarının iki yanında yüzü ve iki yanında gözü var, her birisi erkek ve hem dişi olur ve her birisi yüklü olup doğurur ve ikisi bir fili tutup yirler, henüz dahi doymazlar, begayet yürük olurlar..."
"Ahterî-i Kebir"
Ahterî Mustafa Efendi

Bir batılı Ortaçağ ressamına göre, uzun boyunlu ve boynuzlu Asya Türkleri... Cengiz Han'ın veya 4. yüzyılda Avrupa'yı alt üst ederek asırlarca unutulmayacak korkunun kaynağı olan Atilla'nın askerleri...

Türk düşmanlığı ve iftiralar sadece Batı Hıristiyanlığında mı?Kuşkusuz, bütün bu gelenekselleş­miş "Türk düşmanı" edebiyatını yal­nızca Hıristiyan batıya özgü olduğu­nu düşünmek safdillik olur... Tarihe baktığımızda, Ortadoğu halklarının da benzer davranışları en az batıdaki kadar sıklıkla sergilediğini görüyoruz. Türklere iftira etmek için kolları sı­vayan tarihçilerin başında. 12. yüzyıl­da yaşamış Antakya Yâkûbi Patriği Mikail geliyor,., Mikail, bilim tarihin­de ün yapmış "Vekayiname"sinde Türkler hakkında aynen şu görüşlere yer veriyor:

"Yiyeceklerini bulma ve seçme ko­nusunda Türkler'in hiçbir kuralları yoktur. Yerde sürünen bütün yaratık­ları, hayvanları, vahşi canavarları, yı­lanları, böcekleri ve kuşları yerler. Leşleri yerler... Yavrulayan dişilerin karınlarından çıkan uzantıları yerler... Hatta, ölmüş insanların cenazelerini bile yerler..."

İranlı Kuran bilgini Kadı Beyzâvî:
"Bunlar insan eti yemeyi ge­lenek edinmişler..."
Türkler'in insan eti yedikleri iftira­sını sadece Antakyalı Patrik Mikail değil. 7. yüzyılda yaşamış ünlü İranlı Kuran bilgini Kadı Beyzâvî de savur­maktadır. Onun görüşü ise şöyle: 1848 baskısı "Envar-ut tenzil" isimli eserinde "Bunlar insan eti yemeyi ge­lenek edinmişler..." diyor...

Herodot
İnsan eti yeme konusunda Türk milletine yöneltilmiş iftiralar kervanı­na ünlü Yunanlı tarihçi Herodot da katılmaktadır. Herodot, kitabının 4. cildinin 26. sayfasında, Orta Asya'nın Aral Gölü havzasında yaşayan ve kendilerine "Mesagetler" denen İskit Türkleri'nin, yaşlanan ana-babalarını öldürdüklerini ve koyun etleri ile bir­likte pişirip yediklerini anlatıyor.
İmam Ha­zin
Kitab-ı Mukaddes'te "Gog-Megog" ya da İslam'ın kutsal kitabı Kuran-ı Kerim'de "Ye'cüc-Me'cüc" adı ile anılan topluluğun Türkler olduğu ko­nusunda doğuda ve batıda pek çok ya­zar söz birliği etmiştir... Bunların ilki, Hicret'in 8. yılında yaşamış İmam Ha­zin'dir... "Ye'cüc-Me'cüc"ün Türkler olduğu konusunda kesin görüşünü açıklayan İmanı Hazin. 1304 baskısı "Lubab-ut-tevil" adlı kitabında"Bun­ların işi gücü dünyayı tahrip etmek­tir..." diyor ve Türkleri şöyle tarif edi­yor: "Bir kısmı çam ağacı boyunda. bir kısmı 120 arşın eninde ve 120 ar­şın boyunda; diğer bir kısmının bir ku­lağı yatak, bir kulağı yorgan yapacak kadar geniş; nihayet bir grup bir karış boyunda..." Benzer çoğu İslam eserin­de de sözü geçen bu halk"tiksinti ve­rici yaratılışta, basık burunlu, yayvan suratlı, küçük gözlü" nitelemeleriyle tanıtılır; bu milletin Türkler olduğu ve Türkler'le savaşılmadıkça "kıyamet günü"nün gelmeyeceği anlatılır.

Şihabeddin Ahmed
"Nihayet-ül-ireb fi fünun-il edeb" adında bir kitap yazan Şihabeddin Ahmed-in Nüveyri isimli bir Arap yazarı­na göre Türkler, "Ye'cüc-Me'cüc" ta­ifesinin"Nesnas" kolundandır. Bunlar, çok uzun ve çok kısa olmak üzere iki kısma ayrılır. "Çengel gibi" tırnakları ve "canavar gibi" dişleri vardır. Çe­neleri "dev çenesi" gibidir. Bütün vü­cutları kıllarla kaplıdır...

Yahudi tarihçi Josephe Flavi­us

Ressam Ligozzi'nin bir Türk müftüsünü betimleyen resmi..

Miladın birinci yüzyılında yaşa­mış Yahudi tarihçi Josephe Flavi­us'un "İskitler'in Ye'cüc-Me'cüc" olduklarını yazdığı ve 8. yüzyıl ya­zarlarından Aethicus'un "Cosmog­raphia" isimli eserinde Türk ırkının'Ye'cüc-Me'cüc" neslinden olduğu­nu ilan ettiğini İsmail Hami Daniş­mend "Türklük Meseleleri" isimli kitabında uzun uzun anlatıyor...
Türkler'in Papa'sı olarak tanımlanan müftü, Şeytan'ın hocası olarak gösteriliyor...
 

İftiradan / Yalan yanlış bilgiden senteze
Türkler'in boyları postarını, vücut­larının kıllarını, ayak parmaklarının tırnaklarına varıncaya kadar her yeri­ni inceleyen Türk düşmanlarının var­dıkları bir nokta var: Türkler medeni­yet kuramazlar... Çünkü, zeka dere­celeri ve medeni yetenekleri "bir me­deniyet kurmaya uygun değirdir...

Tanınmış bir batılı bilgin olan Ge­rard de Rialle'in, 1875 baskısı "Me­moire sur l'Asie Centrale" adlı kita­bında yazdığına göre Türkler, Mo­ğollar gibi sarı ırka bağlıdır ve her iki ırk da "aşağılık" ve "ilkel"dir. Bunların kafaları"zeka yoksunu", hareketleri "ağır ve kaba"dır.

20. yüzyılda yaşamış bir Alman bilgini de Rialle'le aynı görüşü pay­laşmaktadır. Doğu Türkistan'da araştırmalar yaparak geçmiş parlak bir medeniyetin izlerini bulan Von le Coq isimli bu bilgin, 1910'da ya­yınladığı "Exploration Archeologi-que a Tourfan" isimli kitabında Türkler'i şöyle anlatır: "Bu yörenin insanları Türk olamazlar. Çünkü, Türkler böyle ileri bir medeniyet ku­racak yeteneğe sahip değillerdir... Belki İranlılar'dır. Bu yüzden onlara Sogdlular diyorum..."

İster Hıristiyan batı, isterse Müslü­man Ortadoğu olsun; Türkler'e karşı oluşan bu geleneksel düşmanlığın kökenine günümüzden bakınca, ta­rihsel ve psikolojik nedenlerin ağır bastığı kolaylıkla fark ediliyor. Tari­hin belirli dönemlerinde her iki gü­cün de karşısına sıkça çıkan bu "üçüncü ve yok edilemeyen amansız güç"ün neden olduğu korkunun, dün­yada başka hiçbir ulusa karşı yönel­tilmemiş bir düşmanlık duygusunu pekiştirdiği görülüyor.

Ancak, burada ilginç ve belki de bi­raz tuhaf olan bir nokta var ki, o da, bu geleneksel düşmanlığı her iki dünya­nın da bilinçli bir şekilde kuşaktan ku­şağa aktarması ve Türkler'in hâlâ bu ikili tavrın farkına varamaması...
Nezih UZEL,Focus 1996 Kasım
--------------
Bir Ortaçağ ressamınınhayaline göre, savaşlardan sonra sivil halka saldıran ve düşman nesilleri kurutmak için çocukları öldüren Türkler...
 

Çıkarların çatışması sonucu oluşmuş düşmanlık
Türkler, binlerce yıl, irili ufaklı çeşitli devletler ve boylar şeklinde Asya'nın ortalarından Avrupa'nın içlerine kadar yayılmışlardı... Bütün bu farklı bölgelerde, onlarla birlikte yaşamış diğer halkların kuşkusuz, bu yaman ve acımasız göçebe savaşçılarla bir biçimde ilişkisi olmuştu. Ancak, halkları ve savaşçıları karşı karşıya getiren en temel ilişki de, çıkarların çatışması sonucu oluşmuş düşmanlıktan başka bir şey değildi... Aslında karşılaştıkları her kültüre kolaylıkla uyum sağlayan Türkler, böylece eski dünyanın belki düşmanı en bol uluslarından biri, hatta ilk sırada yer alanı oldular.

Böylesine ilginç bir düşmanlık oluşumunu tarihin en eski devirlerinden bu yana, kesintilerle de olsa izlemek mümkün... Herkesin bildiği gibi bu konudaki birikim öylesine çok ki, giderek "Türk düşmanlığı tarihi"nden, sosyolojisinden, hatta kültüründen bile söz etmek olanaklı bir hale geliyor.

 

Türk düşmanlığının Avrupa'daki ilk izleri

M.S. V. yüzyıldaki Hun saldırılarına kadar uzanıyor. Hunlar'ın Romalılar üzerindeki etkileri öylesine derindir ki, bugün bile Yunan basını, Türkiye'yi kötüleyeceği zaman bunu hâlâ "Attila" adında odaklaştırmayı ihmal etmiyor.

Papa II. Paschalis, 1100 yılında yazdığı bir mektubunda, bütün Müslümanlar'ı "barbarorum" sıfatıyla anmış ve "Turci" olarak nitelemiştir. 'Turchia" adının ilk geçtiği Latince eser ise, Alman kralı Friedrich Barbarossa'nın Haçlı Seferi'ni (1188-1190) konu alan"Ansbert Günlüğü"dür. Bu tarz Haçlı kroniklerin de, Türkler'in korkak olduklarından ve tabana kuvvet nasıl kaçtıklarından söz edilirken, zaman zaman da savaşçılıkları ve yiğitlikleri anlatılır. Alman asıllı Georg'a göre,"Türkler sinsi ve kötüdür, ama yeteneklerini kullanacak kadar da akıllıdırlar..."
16. yüzyıl Türk-Avusturya savaşları sırasında, Viyana'da kurulu olan Avrupa'nın ender matbaalarından birinde basılan, Türklerin çocukları mızraklara geçirdiklerini ve ana-babayı esir ederek atlarının arkasından sürüklediklerini anlatmaya çalışan bir propaganda broşürü...

Türkleri bir çırpıda "insan avcısı" olarak nitelemişti
1185-1204 tarihleri arası Bizans'ı anlatan "Historia"sı hâlâ bir başyapıt olan Bizanslı ünlü tarihçi Niketas Khoniates'in özellikle Selçuklu Türkleri hakkında yazdıkları ilk elden kaynaktır. Türkler'e alabildiğince tarafsız yaklaşan Niketas, İmparator Manuel'in yeğenlerinden biri olan Teodoros Dasiotes'in Selçuklular tarafından esir edilerek Konya'daki Selçuklu Sultanı Mesud'un yanına götürülmesini şöyle anlatır: "Orduya av eti getireceklerine, kendileri insan avcılarına av olmuşlardı..." Ünlü tarihçi, Türkleri bir çırpıda "insan avcısı" olarak nitelemişti.

'ellerimizi kanlarıyla yıkamak için' and içtiğimiz Haç'ın düşmanlarıdır...

"Historia", 2. Haçlı Seferi'nden de uzun uzun söz eder. Fransa Kralı VII. Louis, 1147 Ekimi'nde Menderes Nehri'nin kıyısına ordusuyla birlikte dizildiğinde, karşı kıyıda da Türk atlıları, yayalar ve okçular çarpışma için hazır beklemektedir. Türkler ok atışlarıyla ön sıradaki Latinler'i devirmeye başlarlar. Bunun üzerine Louis ordusunu geri çeker. Ertesi sabah atının üzerinde askerlerine cesaret vermek için uzun bir söylev verir. Tabii, Türkleri uzun uzun karalayarak...

"... Karşıda, aramızda sadece bu geçit (nehir) bulunan barbarlar, kendileri ile savaşmayı çoktan beri arzu ettiğimiz ve Davud'un dediği gibi, 'ellerimizi kanlarıyla yıkamak için' and içtiğimiz Haç'ın düşmanlarıdır... Bu Türkleri, vahşi hayvanlar gibi sürülerinden, ülke ve şehirlerinden söküp atmalıdır... Türkler rezil olacaklar. Bu nehrin kıyısında cesetleri zaferin çok uzaktan görülen şahidi olmak üzere, ölmez zaferimizin işareti olarak tepeler teşkil edecek..." Ve savaş VII. Louis'yi haklı çıkartacaktır.

 

“Daha ne kadar bu milletin sillelerine katlanmak zorundayız?...”

Niketas Khoniates, Türklerle yapılan savaşları anlatmaktan yorgun düşmüş gibidir ve yeni savaşları dile getirmeye başlamadan önce, "yüreğini ferahlatan" şöyle bir yakarışı da kitabının sayfalarına eklemeyi ihmal etmemiştir: "Tanrım, daha ne zamana kadar gözlerini, buralarda yağma ve yangınlara terkedilmiş, sana tapmayan ve sana inanmayan akılsız bir milletin istihzalarına alçakça hedef kılınmış bu topraklardan çevireceksin?... Hizmetçi Hacer'in oğullarının (Türkler) biz hür insanları köleleştirmeleri, senin kutsal kavmini mahv-ü harap etmeleri gibi anlamsız durum daha ne kadar sürecek?... Daha ne kadar bu rezil milletin sillelerine katlanmak zorundayız?..."

Bu konudaki diğer önemli kaynaklardan birisi de 952-1136 yılları arasını anlatan "Urfalı Mateos Vekayinamesi" adındaki eserdir. Urfalı Mateos, kitabının 37. bölümüne şöyle girer: " 467'nci yılın (17 Mart 1018-16 Mart 1019) başlangıcında, mukaddes Haç'a tapınan bütün Hıristiyan halk, Allah'ın hiddetine maruz kaldı. Öldürücü nefesli ejder, kasıp kavuran ateşle beraber ortaya çıktı ve 'Ekanimi Selase'ye tapınanları vurdu. Resul ve peygamber kitaplarının temelleri sarsıldı. Çün­kü kanatlı yılanlar, bütün Hıristiyan memleketlerini ateşe vermek üze­re geldiler. Kana susamış yırtıcı hayvanların ilk zuhuru böyle oldu. Bu zamanda Türk tesmiye edilen barbar millet toplanıp Ermenis­tan'ın Vaspurakan eyaletine geldi ve Hıristiyanlar'ı kılıçtan geçirdi..."

Bu katliam haberi üzerine Er­meniler ordularını toplayıp Türk ordugahına karşı yürür, iki ordu korkunç bir savaşa tutuşur. Mate­os burada ilginç bir tesbit yapıp şöyle diyor:"Bu zamana kadar bu cins Türk atlı askeri görülmemişti. Ermeni askerleri onlarla karşılaşınca, onların acaip şekilli, yaylı, kadın gibi uzun saçlı olduklarını gördüler:.." Düşmanlarının gücü karşısında şaşkına dönem Erme­niler geri çekilirler. Türklerin du­rumunu Kral Senekerim'e anlatır­lar. O da öylesine kederlenir ki, yemez, içmez, sabahlara kadar uyumaz. Durmadan azizlerin yazı ve sözlerini inceler. Sonunda bu yazılarda, Türk askerlerinin ilerle­yecekleri devri görür ve yeryüzü­nün tahrip edileceğini anlar.

 

Hamin oğulları olan Türk milleti­ …

Kralın okudukları, Aziz Ermeni Katolikosu Büyük Nerses'in, Hıris­tiyanların başına gelecek felaket­leri sıralayıp, her kötülüğün "Ham’ın oğulları olan Türk milleti­nin eliyle birer birer husule gele­ceğini" anlattığı yazılardır. Nuh'un oğullarından olan "Ham", babası­na karşı isyankar olmuş biridir ve bu nedenle hem kendisi hem de ondan türeyenler tüm tektanrılı dinlerin mitolojisinde lanetli kabul edilmişlerdir.

503 tarihinde (8 Mart 1054-7 Mart 1055), Büyük Selçuklu Sulta­nı Tuğrul Ermenistan üzerine yü­rümüş ve Mandzgert (Malazgirt) şehrini kuşatmıştır. Ne var ki Sul­tan, uzun uğraşlara rağmen kenti alamaz. Sonunda Malazgirtliler, mancınığa bir domuz koyup Sul­tan'ın ordusunun içine fırlatırlar ve hep bir ağızdan: "Ey sultan bu­nu kendine karı yap, biz de Mandzgert şehrini cihaz olarak sana veririz" diye bağırarak haka­ret ederler. Çok değil, 16 yıl sonra Tuğrul'un kardeşi Alpaslan, Mate­os'un Luka İncili'nden yorumlayıp "Türklerin gelişini deprem, sel, güneşin kararması gibi beliren korkunç alametlerle" anlatışında olduğu gibi, Malazgirt'i 1071 yılın­da bir gün içinde alır ve kardeşi Tuğrul'un öldüğü sırada yapmış olduğu vasiyeti yerine getirmek için, bütün şehir halkını kılıçtan geçirir...
ABD'de Ermeniler'in Türkiye'deki Ermeni katliamına karşı kamuoyu oluşturmak için dağıttığı el ilanları.

Traji­komik bir vahşet
Johannes Schiltberger, 1381'de Münih'te doğan, Niğbolu Savaşı sonunda Osmanlılar'a esir düşen, ama yaşı 16 olduğu için hayatı ba­ğışlanan bir Alman'dır. Yıllarca çeşitli Türk hakanlarının sarayla­rında gözde ve özel bir esir ola­rak yaşayan Schiltberger, "Türk­ler ve Tatarlar Arasında, 1381-1440" isimli eserinde Timur'un Şam kentini alışını anlatır. Olay yalnızca Schiltberger açısından değil, Türkler için de oldukça traji­komik bir vahşettir:

Timur kenti alınca, kadı gelip hakanın ayaklarına kapanır, ken­disi ve diğer hocalar için merha­met diler. Timur da, hocaların ca­mide toplanmalarını emreder. Bu­nun üzerine kadı, kendi ailesini ve tüm hocaları alıp camiye gider. Ama bu arada fırsattan istifade bazı kurnaz kişiler de içeriye da­lar, Balık istifi dolan camideki in­sanların sayısı 30 bine ulaşmıştır. Esir yazar, öykünün gerisini şöyle anlatıyor: "Timur, cami dolunca kapıların kapanmasını emretti. Sonra caminin etrafına odunlar yığıldı ve ateşlenmesi emredildi. Camideki bütün insanlar öldü. Ay­rıca, adamlarından her birinin kendisine bir adamın kellesini ge­tirmesini emretti..."

Türkler, tüm Hıristiyan­ların gözünde ister Müslüman ol­sun isterse şaman, hepsi "putpe­rest'di.
Günümüzde bile pek yıkı­lamayan bu inanç, özellikle eski çağlarda gerçek bir önyargı anla­mına gelmekteydi. Kanuni döne­minde İstanbul'da dört yıl kalan Manuel Serrano adında bir İspan­yol, günlük yaşamı ayrıntısına ka­dar anlatmıştı. Erkeklerin çok eş almaları, haremleri, kıskançlıkla­rı, kadınların yaşam boyu kafeste yaşaması ve İslam'ın bu konudaki belirleyici tavrını şöyle yorumlu­yordu: "Ne yaparlarsa yapsınlar, yine de şeytanın peşine takılıp ce­henneme gideceklerine göre, bi­raz dünyadan kâm almalarını hoş görmek gerekir..."




Osmanlıların asıllarını anlatan bir kitap sayfasında, batılı bir ressamınhayaline göre Avrupa feodal devirlerinin giysilerine benzer üniforma taşıyan bir Türk askeri.

Türkler, özellikle Hıristiyan kili­se adamlarının gözünde "Tan­rı'nın Cezası" olmuşlardı

Ünlü re­formcu Martin Luther (1518), bir makalesinde Türkleri "Tanrı'nın kırbacı"na benzetiyordu ve onlar­la ilgili olarak, "Türklere Karşı Sa­vaş (1528)" ve “Türklere Karsı Duaya Çağrı (1541)" adlarında iki kü­çük kitap yazmıştı... Luther'e göre “Türk ordusu şeytanın ordusuydu" ve "Bugün Türklerin ayakları al­tında ezilip inleyen Hıristiyanlar, zamanı gelince onları yargılayıp cezalandıracaktı..."

Hammer : "inançsız, acımasız, eli kanlı ve kutsal yerlere karşı saygısız"

Tarih yazarlarına göre de Türk­ler tüm kötülükleri taşımaktaydılar. Yansızlığı ile tanınan tarihçiHam­mer bile, Rodos'un fethini anlatır­ken, Türkleri, "inançsız, acımasız, eli kanlı ve kutsal yerlere karşı saygısız" şeklinde nitelemişti.

Habsburg Hanedanı kralla­rında "Düşman Türk” imgesi
Rönesans ve Aydınlanma (XV-XVIII yy'lar arası) dönemlerinde ünlü Habsburg Hanedanı kralla­rında ve yöneticilerinde özel bir tür "Düşman Türk imgesi" vardı. Bu yaklaşım, günümüz tarihçile­rinden Maximilian Grothaus'un konuyu özellikle araştırmasına neden olacak kadar çok yönlüy­dü. Habsburglar'ın bu tarihlerde tümüyle söylenceye dayalı "Düş­man Türk" imgesi, tarihçi Maximillian'a göre şu dört kaynaktan beslenmekteydi: "Askeri tehditler­den kaynaklanan Türk imgesi", "İslam Peygamberi ve Türk imge­si", "Kafir, katil, şehvet düşkünü Türk imgesi: Tanrının kırbacı", "Türklerle savaşta yardımcı olan tanrı, Meryem ve azizler"...

Shakespeare de payına dü­şen kadar katkıda bulundu
Batıda yüzyıllar boyu değişmeyen, klasikleşmiş bir moda akım şekline bürünen “Türk düşmanlı­ğı”na Shakespeare de payına dü­şen kadar katkıda bulundu. Ünlü ozanın "IV. Henry" adlı oyununda tahta çıkan Kral, halkına şöyle sesleniyordu: "İngiliz sarayı Türk sarayı değil. Ben Murat değil, Henry'im Henry!" Kardeşlerini öl­dürmeyeceğini söyleyerek övü­nen Henry, söylevini, "İstanbul'a varıp Türk'ü sakalından asaca­ğım" diyerek sürdürüyordu. Yine Shakespeare, "Kral Lear" isimli eserinde de Türkleri "kadın düş­künü" olarak karalamıştı.

“…Türk­lerle savaşmak ve onları yok et­mek zorundayız...”
Osmanlı Devleti'nin yöneticileri, 1839'da "Gülhane Hattı", 1859'da da "Islahat ve Tanzimat Ferman­ları" ile kendini Avrupa'ya kabul ettirmeye çabalıyordu. Ne var ki, Katolik Kilisesi kardinallerinden Newmann da, aynı tarihlerde Li­verpool'da "Türk Tarihi" üzerine konferanslar vermekteydi. Kardi­nal Newmann, verdiği üçüncü konferansta konuyu şu cümlelerle adeta temelden özetlemekteydi: "Türklerin savaş gücünü inkar et­miyorum. Ama işte bu güç, onları, imanın ve uygarlığın amansız düşmanı yapıyor. Onun için Türk­lerle savaşmak ve onları yok et­mek zorundayız..."
İrfan UNUTMAZ,Focus 1996 Kasım
Kaynak:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/turk-tarih-boyunca-turkler-nasil-tanindi_45057461.html
Not:Resimler için akumil.com sayfasına bakınız.
--------------
Boynuzlu/lar dersem ne anlaşılır?
Argo anlamı ile hepinizin malumudur.
Lakin,ZÜLKARNEYN deseydim ne anlardınız?

Allahın halife var etmesi:
Davos'un boynuzları,Cumhalifesi.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4574.0

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *****
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Türklerin Müslümanlaştırılmaları.
« Yanıtla #12 : Haziran 02, 2009, 10:15:28 ÖÖ »
Konu daha evvel işlenmişti.
Ancak gözünden kaçanlar için yinelemekte fayda var diye düşünüyorum.
---------------------
Ömer Malik'ten bir makale;Türklerin Müslümanlaştırılmaları.

Giderek daha çok siyasete bulaştırılmak istenen İslam, ilk olarak Türklere ne şekilde ve hangi şartlarda gelmiştir pek bilinmez, sanki bilinmesi de pek istenmez. Ancak, bir çoğumuzun bilmediği, yada bilmek istemediği bu tarih, en çok bilmemiz gereken konuların başında gelmektedir..

Aşağıdaki döküman tamamen İslami kaynaklardan, Taberi ve Zekeriya Kitapçı gibi İslami tarihçi ve yazarlardan düzenlenerek hazırlanmıştır.

Türklerin ilk Müslümanlaştırılmaları ile ilgili 670 li tarihlere dayanan bilgiler maalesef okullarda bizlere hiçbir zaman verilmemiş, verilen bilgiler ise, Türklerin Müslümanlığa geçişleri kendi istekleri ile olmuş gibi gösterilerek, 740 lara kadar ki tarih atlanarak verilmiştir.

İslam'ın Türklere zorla kabul ettirilmeleri ile ilgili 670 lerden başlayarak 740 lara kadar uzanan tarihin bize okullarda anlatılmamasının nedenlerini, bu kısa tarihi öğrenince biraz daha anlamak mümkün olabilecektir. Şimdi, bu atlanan 70 senelik tarihe bir göz atalım..

Müslüman Arapların Türklere İlk Saldırıları
Seyhun ve Ceyhun nehirleri arasında bulunan bölge tarihi ipek yolu üzerindedir.. Türk beylikleri, bu bölgedeki, Buhara, Semerkant, Talkan, Baykent gibi şehirlerde yerleşmiş yaşıyorlar, deri imal ediyor ve pamukdan kağıt üreterek bunları satıyor ve iyi de para kazanıyorlardı.. Bu üretimlerinin yanı sıra Altın madenleri çalıştırıyorlardı..Özellikle adı zengin şehir manasına gelen, Semerkant’ın zenginliğinin o devirde dillere destan olduğu söylenir.. Bu zenginlik ötedenberi Talancı Arapların iştahını kabartıyorduysa da, Türklerden çekiniyorlar ve araya sınır olarak koydukları Ceyhun nehrini geçmeye pek cesaret edemiyorlardı.. Çünkü daha önce Halife Osman zamanında, Muhammed bin Cerir komutasındaki Araplar İslamı yayma bahanesiyle oraları talan etmek için 2700 kişilik bir ordu ile Fergane’ye kadar girdiysede Türkler tarafından yok edilmişlerdi.. Ancak daha sonraları Muaviye tarafından, Ceyhun nehrinin altında kalan Horasan’ın tamamiyla işgal edilmesi ile o bölgede ilk Araplaştırma ve İslamlaştırma girişimleri başlamış oldu..

Buhara'nın Talan Edilmesi
Horasan’ın kendileri tarafından tamamen işgal edilmesinden cesaret alan Araplar, Muaviye’nin ilk Horasan valisi olan, Ubeydullah bin Ziyad 673 yılında bu sefer ilkinden çok daha kalabalık 24000 kişilik bir ordu ile Ceyhun nehrini geçerek Kibac Hatun yönetimindeki Buhara’yı kuşatır. Kibac Hatun diğer Türk beyliklerinden yardım istersede bu yardım kendisine gelmez ve Araplar verdikleri kayıplardan dolayı Buhara’yı işgal edemezlersede tam anlamıyla talan ederler.. Daha sonra, Muaviye’nin ikinci Horasan Valisi, Halife Osman’ın oğlu Said’de Buhara’ya saldırmaya hazırlanır.. Kendisine diğer Türk Beyliklerinden yardım gelmeyeceğini anlayan Kibac Hatun, Said’le anlaşma yapmak zorunda kalır.. Bu anlaşmaya göre, Kibac Hatun, Said’e diğer Türk Beyliklerine yapacağı saldırılarda önüne çıkmayacağına dair güvence ve bu güvencenin teminatı olarak da Buhara’daki Türk asilzadelerinden rehinler verir.. ( Bu sayı kimi tarihcilere göre 50 kimine göre de 80’ dir... ) Bu anlaşmanın verdiği rahatlıkla Said, zenginliğini öteden beri duyduğu Semerkant’a saldırır.. Semerkant’ı baştan aşağı talan eder ve topladığı binlerce Türk gencini, köle pazarlarında satmak için Horasan’a getirir.. Said daha sonra Kibac Hatun’dan aldığı 80 kadar rehine tarafından bir punduna getirilmiş ve hançerlenerek öldürülmüştü....( Said’i öldürdükten sonra dağa kaçmayı başaran rehinlerin orada açlıktan öldüğü söylenir ) Said’den sonra, Horasan Valisi Salim bin Ziyad olur. Horasan’da Muaviye’nin oğlu Yezid’e bağlıdır.. Ziyad’da ayni şekilde 680 yılında Türkleri İslamlaştırmak ve şehirlerini talan etmek için saldırır fakat püskürtülerek geri çekilirler.. Bu sefer, kendi orduları Türkler tarafından talan edilerek silahları alınır.. Daha sonra Araplar daha güçlü bir orduyla tekrar saldırır ve Türkleri gene talan ederler.. Bu talandan her Arap 2400 dirhem alır.. ( Bir kölenin satış fiyatı 300 ile 500 dirhem arasında olduğu düşünülürse, bu durumda aldıkları ganimet adam başına 7 veya 8 köleye eş değerdedir..)

Haccac ve Rutbil
İslam’da ilk asimilasyon 685 yılında Abdülmelik ile başlar.. Abdülmelik, etrafını İslamlaştırmaya adı İslam tarihine kandökücü zalim olan Haccac’ı kendisine yardımcı seçerek başlar.. Abdülmelik önce civar halkların dillerini Arapçalaştırdı.. Harac karşılığı önceden bazı hakları kabul edilmiş olan gayri müslimlerin bütün haklarını geri aldı.. Bu arada Haccac’ı Irak genel valiliğine atadı.. Haccac’ın Irak’a genel vali atanmasından sonra Türklerin kaderinde ilk köklü değişikler başlamış oldu.. Haccac ilk olarak Ubeydullah ibni Ebi Bekri’yi Sicistan’a, Muhalleb ibni Ebi Sufra’yi da Horasan’a vali yapar.. O tarihte, Sicistan’ın Türk Hükümdarı Rutbil’dir ve Araplara vergi vermektedir.. Haccac, bununla yetinmez ve Ubeydullah’ı Rutbil’in üzerine göndererek ondan tam olarak teslim olmasını ister.. Rutbil önce bu teklifi kabul etmek istemez.. Bunun üzerine Ubeydullah Rutbil’in üzerine yürür.. Rutbil 18 fersah geriye çekilerek Ubeydullah ve ordusunu kuşatma altına alır..Ubeydullah, Rutbil’den kurtulmak için 700000 dirhem teklif ederse de Rutbil kabul etmeyerek Arap ordusunu büyük bir bozguna uğratır.. Buna çok kızan Haccac 40000 kişilik büyük bir ordu toparlayarak, Abdurrahman ibn Esas komutasında Rutbil’in üzerine gönderir.. Rutbil’i yenemiyeceğini anlayan Esas, bu sefer onunla anlaşır.. Bu olay karşısında çılgına dönen Haccac, Esas’ı yakalatmak üzere bir birlik gönderirse de, Esas’ın ordusu bu birliği yenilgiye uğratır ve geri kalanları da Basra’ya kadar sürer. Ancak burada yenilen Esas’ın ordusu dağılır ve Esas Rutbil’e sığınır.. Bunun üzerine Haccac, Esas’ı kendisine vermesi için Rutbil’i tehdit eder.. Vermediği taktirde çok büyük bir ordu ile üzerine yürüyeceğini ve bütün Türk şehirlerini harap edeceğini, verirse de kendisinden 7 sene hiç vergi almayacağını söyler.. Türk şehirlerinin tekrar bir savaşa girmesini istemeyen Rutbil, 7 sene haraçtan muaf tutulacağını da düşünerek Haccac’ın bu teklifini kabul eder ve Esas ve yakınlarını Haccac’a teslim eder.. Ancak, Rutbil Haccac’a güvenmekle hata yaptığını daha sonra anlayacaktır.. Haccac Rutbil’den Esas’ı teslim aldıktan sonra derhal yeni bir ordu düzenleyerek 699 yılında Muhelleb bin Ebi Sufyan komutasında Türk şehirlerinin üzerine gönderir.. Hocente, Kes, Sogd ve Nesef’i ele geçirirsede Türkler direnirler.. Horasan valiliğine Muhelleb’in oğlu Yezid gelir.. Yezid ibni Muhelleb’de Türk şehirlerini talan eder.Yezid’in savaşçıları, Harzem’den ele geçirdiği Türkleri boyunlarına damga vurarak köle pazarlarında satarlar.. Bu tarihlerde, Araplar Türklerin yurtlarını devamlı olarak istila edip şehirlerini talan ettilersede kalıcı bir üstünlük sağlayamamışlar, elde ettikleri yerleri sonunda tekrar Türlere geri vermek zorunda kalmışlardı..

Kuteybe ibni Müslim
705 yılında Abdülmelik öldüğünde yerine oğlu Velid geçer.. Ve Türk tarihini önemli şekilde etkileyecek olay, Kuteybe ibni Müslim’in Horasan’a vali atanması olur.. Bu zamana kadar kalıcı bir başarı elde edemeyen Araplar onun zamanında Türk yurtlarında kalıcı başarılar elde etmişlerdir.
Türklerin gerçek anlamda kılıç zoru ile Müslümanlaştırılmaya başlamaları Kuteybe zamanında olmuştur..Vali olduğu andan itibaren, Türk Beyliklerinin toptan işgal edilerek İslamlaştırılması için çok güçlü bir ordu kurmaya başlar.. Merv’de askerleri toplayarak, Allah kendi dininin aziz olmasi için size bu toprakları helal kıldı der.. Sanki, Bakara suresi 193’ü .... “Yalnız Allah dini kalana kadar onlarla savaşın...” yada “8.Enfal /.39’u “din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın!” . ayetlerini savaşçılarına hatırlatarak Arap ordusunu Türklerin üzerine sürer.. Kuteybe ilk olarak Baykent’i kuşatır.. Diğer Beyliklerden Türk Savaşçılar Baykent’in savunmasına yardıma gelirler.. İki ay süren bir savaş olur. Kuteybe tam bir zafer kazanamazsa da, Türkleri haraca bağlayan bir anlaşma yapmaya zorlar.. Şehir yıkımdan kurtulur ama, şehre giren Araplar anlaşmaya rağmen şehrin bir kısmını yağmalarlar ve şehirden ayrılırlarken arkalarında bir de askeri garnizon bırakırlar.. Başlarına gelecekleri anlayan Türkler ayaklanmaya başlarlar ve kendi aralarında silahlanarak karşı bir mücahit birliği kurarlar, Baykent’de karışıklıklar başlar.. Bunun üzerine Kuteybe Baykent’e tekrar gelerek nekadar silahlanan Türk varsa hepsini öldürtür.. Kadınları ve çocukları esir alır ve şehri tekrar baştan aşağı yağmalar..

Taberi’nin anlatımlarına göre, Kuteybe’nin aldığı ganimetlerin haddi hesabı yoktur.. Taberi, bütün Horasan’ı işgal ettiklerinde dahi bu kadar ganimet toplayamadıklarını söyler..

Şehrin yağmasından sonra, daha önce Horasan’da Merv’e getirilmiş olan Arap aileleri, Merv’den getirilerek Baykent’e yerleştirilir.. Muhafız birlikleri oluşturulur.. Valilik den vergi tahsildarlığına kadar bütün denetim organları Araplar’dan oluşturulur.. Türklerin Budist ve Zerdüşt inançlarını simgeleyen bütün heykeller toplatılır, taş olanlar kırılır, altın olanlar eritilerek ganimet olarak Araplar tarafından alınır.. Bunlar, Enfal suresinde yazdığı gibi, sanki Araplara Allah’ın verdiği ganimetlerdir.. Daha sonra esir edilen kadın ve çocuklar kocalarına ve babalarına geri satılır.. Müslümanlar, Baykentli Türklerin neleri var neleri yoksa almışlar, şehrin onarımı da gene Türklere kalmıştır..Bundan sonra sıra gelir Buhara’nın tamamen işgal edilip Müslümanlaştırılmasına..

Buhara'nın Tekrar Kuşatılması ve İlk Türk Katliamı
Kuteybe Merv’de büyük bir hazırlık yapar.. Bu arada Vardana ve Buhara beylikleri arasında çatışmalar vardır.. Müslümanlara karşı mücadele etmek için bu çatışmalar derhal durdurulur ve Vardan Hudat, Kuteybe’ye karşı Türklerin başına geçer.. Kuteybe önce, Numiskent ve Ramitan’a saldırır ve buraları kolayca istila eder.. Demirkapı önlerinde Vardan’la çarpışırlar.. Vardan savaşı kaybeder ve Buhara’ya doğru çekilir.. Ancak Kuteybe’de, savaştan yorgun düştüğü için Buhara’yı alamadan Merv’e geri döner.. Haccac bunu başarısızlık olarak kabul eder ve, Buhara’yı mutlaka almasi için Kuteybe’ye emir verir..Kuteybe büyük bir hazırlık yaparak bir sene sonra tekrar Buhara’yı kuşatır.. Türkler direnir ve Kuteybe başarılı olamaz, ordusu dağılmaya başlar.. Bunun üzerine Kuteybe her bir Türk başı için askerlerine 100 dirhem vaad eder.. Para hırsı ile gayrete gelen Araplar, şehri istila ederler..Bütün direnen Türkler kılıçtan geçirilerek tam bir katliam yapılır, Araplar Türk kadınlarına tecavüz ederler, beğendikleri kadınları ya cariye olarak kullanmak yada köle pazarında satmak üzere alıkoyarlar.. Erkeklerden de binlerce kişiyi köle olarak satmak üzere beraberlerinde götürürler.. Araplardan oluşan yeni bir idari kurumlaşma yapılır.. Diğer beyliklerden tepkiler gelmeye başlayınca da, Buhara Melikesi Hatun’un oğlu Tuğ Sad kukla hükümdar yapılır.. Tuğ Sad tarihe hain bir işbirlikçi olarak geçer.. Daha sonrada Müslüman olarak oğluna da, efendisi Kuteybe’nin ismini vererek bağlılığını kanıtlar.. Etkili bir kolonizasyon yapmak isteyen Kuteybe bunun için öncelikle yerli halkı İslamlaştırmaya başlar.. Buhara halkı önceleri Müslüman olmuş gibi görünselerde bu dini kabul etmek istemezler..Kuteybe Türklerin aslında Müslüman olmadıklarını, evlerinde İslami kuralları tatbik etmediklerini anlar ve yeni bir yöntem geliştirir..Bu yönteme göre Türkler evlerini Araplarla paylaşmak zorunda bırakılırlar ve bu şekilde bire bir kontrol altına alınırlar.. İslami kurallara uymayanlar ise ağır cezalara uğratılırlar..
( Bugün, bazı İslami yazarlar bu getirilen tedbirlerin İslam'ın Türkler tarafından kabul edilmesinde çok yarar sağladığını açıkca ifade ederler..Bu yaklaşım da üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.. )
Kuteybe’nin bu zorlamaları karşısında, halkdan bazı direnişçiler çıkar.. Gizlice silahlanırlar..Bu durum karşısında Araplar camiye dahi silahsız gidemez olurlar..Kuteybe baskıları arttırır, kendi aralarında örgütleşen Türkleri yakalattırıp öldürtür.. Bu arada yeni vergi yasaları getirir.. Yerli halk, halifeye senede 200000 dirhem, Horasan valisi Haccac’a da 10000 dirhem vergi ödemeye mecbur bırakılır.. Bunun dışında Arap askerlerinin atlarına yem temin etmeye, oraya getirilip yerleştirilen Arap ailelerine odun temin etmeye ve onlara tahsis edilen arazilerde çalışmaya mecbur bırakılırlar.. Kadınlar, kızlar Araplara cariye yapılırlar.. Buhara Türkleri bu yıllarda dünyadaki çok az milletin yaşadığı vahşeti ve ızdırabı yaşar.. Kuteybe’nin getirip Türk evlerine yerleştirdiği Arap’lar, Türklerin o zamana kadar yaptıkları bütün birikimlerinin üzerine konarlar, Türklerin tarlalarını alır ve Türkleri o tarlalarda çalıştırırlar.. İste Tek din İslam oluncaya kadar savaşın diyen ayet, Arapları Türklerin sırtından geçimlerini sağlayacak ortamı yaratmıştır..Allah dini dedikleri İslam, Ahzab Suresi / 50 de olduğu gibi, savaşta gasp edilen Türk kızlarınıda ganimet olarak görür, ve Araplara cariye olmalarını helal kılar..Cuma namazı zorunlu hale getirilir.. Genede Türkerden rağbet görmez. Bunun üzerine Kuteybe, namaza gelenlere 2 dirhem vaad ederek önce fakirler üzerinde İslamın etkili olmasını temine çalışır.. Bu uygulama nispeten başarılı olur.. Fakir halktan para için camiye gidenler olur..

1. Büyük Katliam (Talkan Katliamı)
Buhara’da olanlar diğer Türk Beyliklerinde de etkilerini gösterir.. Aynı şeylerin kendi başlarına geleceğinden korkmaktadırlar.. Sogd meliki Neyzek Tarhan şehrinin yıkıma uğramaması için Kuteybe ile anlaşmak zorunda kalır.. Bu anlaşmaya göre Tarhan haraç verecek ve tarafsız kalacaktır.. Ancak bu tarafsız kalmalar ve Türklerin birleşememeleri Arapların işlerini kolaylaştırmış ve Türk beyliklerini istedikleri gibi istila edip talan etmişlerdir.. İlk olarak saldırıya uğrayan Kibac Hatun’a diğer beyliklerden yardım gelmeyince, o yardımı esirgeyenler aynı akibete uğramışlardır.. Bu olaylarda Türklerin belli bir şekilde organize olamamaları da onların Araplar tarafından istila edilmelerini kolaylaştırmıştır.. Neyzek Tarhan daha sonra Kuteybe ile yaptiğı anlaşmada hatalı olduğunu ve bu anlaşmanın kendisine hiçbir güvence getirmeyeceği gibi diğer Türk Beylerine de ihanet etmiş olacağını anlar.. Tohoristan’a dönerek bütün Türk Beyliklerine birer mektup yazar ve onları ortak bir direnişe girmeleri için uyarmaya çalışır.. İlk olumlu yanıt Talkan meliki Sehrek’den gelir..Tarhan’ın planlarını öğrenen Kuteybe, buna karşılık Belh şehrinde hazırlık yaparak, baharda büyük bir ordu ile Talkan şehrine doğru yürür.. O ana kadar bir direniş hazırlığı yapamayan Talkan şehri meliki Sehrek, Kuteybe’nin gelişinden önce şehri terkeder.. Şehre hiç savaşmadan giren Kuteybe’nin adamları şehirde eli kılıç tutabilen nekadar erkek varsa hepsini kılıçtan geçirirler.. Bu katliam o zamana kadar yapılanların en büyüğüdür.. Kuteybe bu katliamı diğer beyliklere ibret olması için yapar.. Kuteybe’nin askerleri öldürebildikleri kadar öldürürler, geri kalanları da, Talkan yolu üzerindeki ağaçlara asarlar.. Bu yolun 4 fersah ( 24 Km.) mesafelik bölümü Türklerin ağaçlara asılan cesetleri ile doludur.. Talkan katliamı tarihe, Arapların o güne kadar yaptıkları katliamların en büyüğü olarak geçmiştir.. Halk, Müslüman Araplarla savaşmadığı halde, Kuteybe ve askerleri sırf diğerlerine örnek olsun diye 40.000 kadar kişiyi kılıçtan geçirmiş, ağaçlara asmıştır.. bütün bunlar hep İslam adına yapılmıştır..

Kuteybe, Talkan katliamından sonra Suman’a girer.. erkeklerin pek çoğunu öldürterek, kadınlarını ve kızlarını cariye olarak alıkoyar.. Daha sonra Kes ve Nesef’de aynı şeyleri yapar.. Erkekler öldürülür, Türk kadın ve kızları utanç verici bir şekilde Araplara cariye olurlar.. Daha sonra Faryab’a yönelir ve Faryab’ın teslim olmasını ister.. Faryab halkı başlarına gelecekleri bildiklerinden teslim olmaya yanaşmazlar.. Erkekleri dövüşerek ölürler.. Bütün şehir yakılır.. Araplar bu şehre yakılmış şehir anlamında Muhtereka derler.. Kuteybe, Faryab’dan sonra, Tarhan’ın çekildiği kale Bazgis’i kuşatır.. 2 ay süreyle devamlı olarak buraya saldırır fakat bir sonuç elde edemez.. Bu arada kış yaklaşır..Kuteybe’nin kışın savaşacak gücü yoktur ancak, kale içindeki Türklerin de yiyecekleri bitmiştir.. Her iki tarafta savaşın kendileri için kaybedildiğini düşünür.. Kuteybe son olarak bir hileye baş vurur.. Tarhan’ın yanına Muhammed bin Selim adındaki adamını gönderir.. Muhammed ibni Selim Tarhan’ın teslim olması durumunda kendisine hiç bir şekilde zarar gelmeyeceği güvencesini verir.. Kalenin açlık içinde olmasından dolayı Tarhan’ın Kuteybe’nin teklifini kabul etmesinden başka yapılacak bir şeyi yoktur.. Komutanları ile görüşüp teklifi kabul ederler.. Silahlarını teslim ederek kaleden çıkarlar.. Tarhan kaleden çıkar çıkmaz yakalanır, etrafı hendek açılmış bir çadırda zincire vurulur..Kuteybe bu arada Tarhan’ı hemen öldürmez.. Haccac’a haber göndererek ne yapacağını sorar.. Haccac Tarhan için, “ O bir Müslüman düşmanıdır hiç aman vermeden öldür” der.. Kuteybe önce Tarhan’ın iki oğlunu, Tarhan’ın ve toplanan halkın gözü önünde öldürtür.. Arkasından 700 kadar Türk savaşçısının başlarını gene Tarhan’ın ve halkın gözü önünde kestirir.. Tarhan’ı da bizzat kendisi öldürür.. Bütün kesilen başlar Haccac’a gönderilir.. Kuteybe sanki Kuran’daki ayetleri yerine getirmiştir..

9 Tevbe. 123. Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ve onlar (savaş anında) sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah sakınanlarla beraberdir.

Tarhan’ın öldürülmesinden sonra, Kuteybe, Aral Gölü’nün altında bulunan Harzem bölgesine yürür.. Harzem’de Caygan ile Havarizat arasında taht kavgası vardır.. Kuteybe Caygan’la işbirliği yapar.. Önce Havarizat ile etrafındakileri öldürtür.. Arkasından Camhud melikini yenerek 4000 civarında esir alırlar.. Ancak, daha sonra bunlar Kuteybe’nin emri üzerine öldürülürler..

Bu olay, Ziya Kitapçı'nın, İslam Tarihi ve Türkler adlı kitabında aynen şöyle anlatılır ;
Bu harblerden birinde, et-Taberi'nin bütün tafsilatı ile anlattığına göre, bir defasında Abdurrahman b. Müslim, Kuteybe'ye, 4000 esirle gelmişti. Kuteybe, Abdurrahman'ın böyle kalabalık Türk esirleri ile geldiğini görünce hemen tahtının çıkarılmasını ve bir meydana kurulmasını istedi. Tahtının üzerine mağruru bir eda ile oturan Kuteybe, bu Türk esirlerinden bin tanesini sağına, bin tanesini soluna, bin tanesini arkasına ve bin tanesinide önüne dizilmelerini söylemiş ve sonrada Arap askerlerine dönerek yalın kılıç bu Türklerin kafalarının koparılmasını emretmiştir. Cebbar, zorba, insafsız Arap komutanının etrafının bir anda bu Türklerin kafa kol ve gövdeleri ile bir kan gölü haline geldiğinden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bu harblerde öldürülen Türklerin haddi hesabı yoktu. Nitekim bu vahşetten adeta gururlanan bir Arap şairi Kaah el-Aşkari şöyle haykırmıştır,

Kazah ve Facfac önlerinde korkudan birbirlerine sarılmış zavallı Türkleri öldürdüğünüz geceleri hele bir hatırlayınız.

Herkesi kılıçtan geçirdiniz. Sadece ata dahi binmeyecek yaşta küçük çocuklar kaldı. Binenlerde o hırçın atların sırtında sanki bir yük gibiydiler. ( Sayfa 314 )

Harzem’de ayaklanan halk, Kuteybe ile işbirliği yaptığı için Caygan’ı öldürür..Bunun üzerine, Kuteybe bütün Harzem’i yakıp yıkar, halkı kılıçtan geçirir.. Harzemli ünlü Türk bilgini, Biruni Harzem’deki uygarlığın yok edilişini şu şekilde anlatır.. “Kuteybe, her çareye baş vurarak Harzemlilerin yazılı dilini bilenleri, geleneklerini koruyanlarını, bütün bilginleri öldürttü, böylece herşey karanlıklara gömüldü.. İslam Harzemlilerin içinde girerken, onların tarihi hakkında bilinenleri artık öğrenme olanağı bırakmadı..Harzem’i yıktıktan sonra Kuteybe, Semerkant üzerine yürür..Semerkant meliki Gurek üzerine gelen Müslümanlara karşı diğer Türk Beyliklerinden yardım ister.. Taşkent ve Fergane’den yardım gönderir, fakat gelen birlikler yolda Kuteybe’nin askerleri tarafından pusuya düşürülerek yok edilirler..Semerkant, kuşatılır.. Araplar mancınık ateşi ile saldırırlar.. Daha fazla dayanamıyacağını anlayan Gurek, Kuteybe ile anlaşmak zorunda kalır..Bu anlasmaya göre,

1.Semerkant Araplara hersene 2.200.000 altın ödeyecektir..
2.Bir defaya mahsus olmak üzere 30.000 Türk gencini esir olarak verecektir..
3.Şehirde Cami yapılacaktır..
4.Şehirde eli silah tutan kimse dolaşmayacaktır..
5.Tapınak ve putlardaki tüm mücevherler Kuteybe’ye teslim edilecektir..


Daha sonra Kuteybe, altından yapılan putları erittirerek alır ve Merv’e geri döner.. Dönerken kardeşi Abdurrahman bin Muslim’i Semerkant’ın başına vali olarak bırakır..
Kuteybe’nin Merv’e dönüşünden sonra, Türkler kendi aralarında işgalci Müslümanlara karşı bir direniş birliği kurarlar.. Zaman zaman Ceyhun ırmağını geçerek Araplara pusu kurar ve ciddi zararlar verirler.. Haccac Kuteybe’ye Taşkent ve Fergana’yi işgal etmesi talimatını verir.. Kuteybe Taşkent’e gider fakat başarılı olamaz.. Bu arada Haccac ölür. Halife Velid, Kuteybe’ye Türklere karşı savaşları devam ettirmesini söyler.. Kuteybe bu sefer Kasgar’a doğru yola çıkar.. Tam Kasgar’ı kuşatacakken Halife Velid ölür, yerine Süleyman ibni Abdülmelik halife olur.. Bu yeni Halife ile arası hiç iyi olmayan Kuteybe Kasgar seferini yarıda bırakarak ona karşı ayaklanır, ancak kendi komutanları tarafından 11 yakını ile birlikte 716 senesinde kafası kesilerek öldürülür.. Çünkü Kuteybe’nin komutanları Halifeye karşı gelmek istememişlerdir..

2. Büyük Katliam.. (Curcan Katliamı)
Kuteybe ve Haccac’ın ölümü, Arapların Türkleri Müslümanlaştırmak ve Türk şehirlerini talan etmek politikalarında bir değişiklik yapmamıştır.. Öncelikle, Araplardaki Türklere karşı olan korku ortadan kalktığı için, Araplar, Kuteybe’den sonra da aynı şekilde Türk yurtlarına saldırılarını sürdürmeye devam etmişlerdir.. Kuteybe’nin öldüğü aynı yıl olan 716 da, Yezid ibni Muhelleb Horasan’a vali atanır.. İlk iş olarak Dağıstan’ı işgal eder.. Dağıstan meliki Saltekin, Yezit’e karşı uzun süre dayanır.. Sonunda Dağıstan düşer.. Şehir yağmalanır ve 14000 kişi öldürülür..Dağıstan’dan sonra Curcan’a yönelir.. Curcan 300.000 dirhem karşısında savaşmadan teslim olur.. Yezid, Curcan’a bir bölük asker yerleştirerek, Taberistan’ a doğru yola koyulur.. Taberistan Meliki, İsfehbed, Deylem melikinden 10000 kişilik bir yardım alarak savaşa başlar.. İsfehbed savaşırken, Curcan halkı da ayaklanarak Esed ibni Abdullah komutasındaki askerleri imha ederler.. Yezid öfkeye kapılır, Curcan’lı Türkleri yendiğinde kanlarından değirmen döndürüp ekmek yiyeceğine dair Allah’a yemin eder.. Askerlerini toplayarak Curcan üzerine yürür.. Curcan beyi, şehirden çıkarak Curcan kalesine çekilir. 7 ay süren savaştan sonra, kale düşer.. Curcan beyi öldürülür.. Kaledeki askerler esir alınır.. Araplar, daha sonra Curcan şehrine girerler.. Burada da aynı şekilde Kuteybe’nin yaptiğı katliama benzer bir katliam yapılır.. Türkleri öldürerek, 4 fersah boyunca sağlı sollu ağaçlara astırır.. Allah’a verdiği sözü yerine getirmek için, esir aldığı binlerce Türk’ü, Enderiz vadisindeki nehrin kenarına sürükler, orada askerlerine korumasız Türkleri öldürtür.. Öldürülen Türklerin kanlarını nehire akıtır.. Nehrin suyuyla akan kanlardan, ilerideki değirmenden un ve ekmek yaptırarak yer ve Allah’a verdiği sözü yerine getirir.. Katliamdan geriye kalan kız ve kadınlardan beş de biri cariye olarak halifeye ayrıldıktan sonra, geriye kalanlar askerler arasında ganimet olarak paylaştırılır..
Kaynaklar Curcan katliamında Talkan katliamında olduğu gibi yaklaşık 40.000 Türk’ün öldürüldüğünü söylerler..

717 yılından sonraki zaman, Arapların kendi aralarındaki çatışmalarla geçer.. Buraya kadar dikkat ederseniz, ilk Arap saldırıları başladığında Kibac hatun diğer Türk Beyliklerinden yardım istediği halde istediği yardım kendisine verilmemişti.. Sonra o yardımı göndermeyenler, yardıma muhtaç duruma düştüler.. Bu olaylardan Türklerin daha o zaman da aralarında tam bir birlik ve beraberlik sağlayamamış olduklarını görüyoruz.. 717 yılında Ömer ibni Abdulziz halife olur..İki yıl sonra hastalanır yerine, 719 da, Yezid ibni Abdülmelik geçer.. Yezid ibni Abdülmelik ile Yezid ibn Mehleb’in arası iyi değildir.. Yezid ibn Mehleb hapse attırılır ancak, Yezid ibni Mehleb hapisten kaçarak, Basra’da örgütlenir ve Yezid ibni Abdülmelik’e karşı ayaklanır.. 721’de Abbas ve Mesleme adında iki komutan önderliğinde kurulan hilafet ordusu Yezid ibni Mehleb ile savaşır.. Bu savaşta Abbas ve Yezit ibni Mehleb olur.. Yezit’in kafası kesilerek halife Yezit ibn Abdülmelik’e yollanır.. Mesleme, Mehleb’in yakını olan yaklaşık 300 kişinin daha kafasını kestirerek öldürtür. Yezid ibni Mehleb’in oğlu olan, Muaviye ibni Yezid’de elinde bulundurduğu 32 kadar Mesmele taraftarının kafasını kestirtir.. Aralarındaki savaş, Mehleb taraftarlarının tamamen yok edilmesi ile biter… Mesmele, Mehleb’den ele geçirdiği aralarında Türklerin de bulunduğu cariyeleri Cerrah ibni Hakem’e satar..Bu arada, Yezid ibni Mehleb’in yerine getirilen yeni Horasan Valisi, Cerrah ibni Abdullah, Türkmenistan’ın iç kısımlarına bazı saldırılar yaparsada başarılı olamaz..

Kuteybe’nin ölümüyle birlikte Türk topraklarına yapılan akınlar eskisi kadar başarılı olamamışlardır.. Bu dönemde İslam yayılmacılığı bir duraksama içine girer.. Halife II. Ömer ibn Abdülaziz, işgal altında bulunan yörelerdeki Arap egemenliğinin her geçen gün biraz daha zorlaşır bir hale gelmesinden dolayı bu bölgelerde yaşanan gerginliğin azaltılarak İslam’ın kuvvetlendirilmesine çalışır.. Kendisine bağlı yöneticilere, “ Bundan böyle Türk Beyliklerine saldırmayın, hakimiyetiniz altında bulunan bölgelerde gücünüzü arttırarak İslamı yaymaya çalışın” demiştir.. Ayrıca, II. Ömer, Müslüman olan halklardan cizye alınmamasını istersede, Arapların gelirlerinde önemli ölçüde düşme olmasından dolayı bu karardan daha sonra, Türklerin Müslümanlıkarında samimi olmadıkları bahane edilerek vazgeçilmiştir.. Bu arada Horasan’da Cerrah ibni Abdullah, yerine Abdurrahman ibni Nuaym atanmıştır..

Hakan Sulu'nun Göktürk Boylarının Başına Geçmesi
Türkler, Arapların istilasına karşı direnişlerini Çin’den yardım isteyerek sürdürürler.. Daha önce Araplarla işbirliği içinde olan Tugsad da, 718 yılında Çin imparatorundan yardım ister.. Çin, Türklere yardım göndermez.. Turgis Kaani Sulu, Bati Göktürk Boylarının başına geçerek, 720 yılında Sogd’daki Türklerin Araplara karşı isyanını desteklemek için bir birlik gönderir.. Sulu’nun, Kur-Sul adındaki komutanı, Seyhun nehrini geçerek, Sogd’a gelir ve oradaki diğer Türklerle birleşerek, Semerkant’a doğru yürür.. Arap Valisi, Said ibni Haris, Türkleri durduramaz ve Semerkant’a çekilir.. Ancak Türkler Semerkant’ı kuşatamazlar.. Bu arada Said ibni Haris yerine 721 yılında Horasan’a Said ibni Harasi atanır.. 722’de Hisam Halife olur, Said ibni Harasi’yi görevden alarak yerine Müslim ibni Said’i atar.. Müslim ilk olarak Afşin’i haraca bağlar.. Seyhun’u geçerek bütün ekinleri ve ağaçları yakarak ilerler.. Bunun üzerine Turgis Hakanı Sulu, Müslim’in üzerine yürür.. Sulu’nun üzerine geldiğini ögrenen Müslim geri çekilmeye başlar.. Seyhun nehri yakınlarında, bir başka Türk birliği tarafından durdurulur.. Bir yandan yukardan Sulu’nun birlikleri ilerlediği için acele eden Müslim, zayiat vermesine rağmen, Seyhun nehrini geçerek Semerkant’a çekilir.. Bu yenilgi üzerine, Müslim görevden alınır, yerine Esed ibni Abdullah atanır..Esed ilk olarak Hoten şehrini ele geçirerek yağmalar.. Ancak, Turgis Hakanının Müslim’i kovalamasından cesaret alan halk Araplara karşı ayaklanır.. 726 yılında Turgis Hakanı Sulu kararlı bir şekilde Esed’in üzerine yürür.. Huttal’da çarpışırlar.. Esed, Sulu karşısında ağır bir mağlubiyet alır.. Bunun üzerine 727’de Esed’de görevden alınarak yerine Esres ibni Abdullah atanır..

Esres halk üzerinde baskı uygulayarak denetim kurabileceğini düşünürsede başarılı olamaz..
Bir kısım halk Müslüman olduklarını söyleyerek vergi vermek istemezler ve Turgis’lerden yardım isterler. Turgis Hakanı Sulu 728 yılında Buhara’yı zapteder.. Bu arada Esres’in yerine Cüneyt ibn Abdurrahman geçer..Araplar Semerkant’a çekilir..Hakan Sulu ve Kur-Sul idaresindeki Turgis kuvvetleri 729 yılında 58 gün süreyle Arapları Kemerce kalesinde kuşatma altında tutarlar.. Açlıktan ölme noktasına gelen Araplar Kemerce’den çıkarak teslim olurlar, yapılan anlaşma gereğince teslim olanlar Debusia’ya gönderilirler.. Daha sonra Hakan Sulu, Semerkant’ı kuşatır.. Semerkant’ın işgal komutanı Savra ibni Hurr, Cüneyd ibni Abdurrahman’dan yardım ister.. Cüneyd yardıma gelmeden Savra ve Hakan Sulu Semerkant yakınlarında savaşırlar.. Araplar savaşı kaybeder, Semerkant’ın Arap Karargah komutanı Savra bu savaşta ölür.. Halife Hisam, Kufe ve Basra’dan 20000 kişilik ek bir kuvveti Cüneyd ibni Abdurrahman’a gönderir.. Hakan Sulu 732’de Buhara’yı terk ederek çekilir.. 734’de Cüneyd ibni Abdurrahman ölür, yerine Asım ibni Abdullah geçer, bir yıl sonra onun da yerine Halid ibni Abdullah geçer..

Hakan Sulu'nun Ölümü ve Cuzcan Beyinin ihaneti
Hakan Sulu, 737 yılında Halid’in üzerine yürür.. Araplar zayiat vererek Ceyhun’un güneyine çekilir.. Türkler Ceyhun nehrini geçerek Arapları Belh’e kadar çekilmeye zorlar, ancak Cuzcan önderi, Arap’larla birleşerek Hakan Sulu’nun ülkesine çekilmesine sebep olur.. Göründüğü kadarı ile eğer Cuzcan önderi Araplarla işbirliği yapmamış olsaydı Hakan Sulu’nun ordusu muhtemelen Arapları Türk topraklarından temizleyecekti.. Hakan Sulu ülkesine döndükten sonra bir zamanlar Araplara karşı beraber savaştiğı Kur-Sul tarafından şahsi nedenlerden dolayı öldürülür..

Bu gelişmenin birazda Çin tarafından tezgahlandığı, ve tarihte Çin’in Türk Beyliklerini birbirine düşürme siyaseti olarak görülür.. Hakan Sulu’nun ölmesi Araplar arasında sevinçle karşılanır.. Öyleki Horasan Valisi Araplara Hakan’ın öldürülmesinden dolayı şükür orucu tutulmasını ister.. Haberi Halife Hisam’a ulaştırırsa da, Halife bu haberin doğruluğunu anlamak için güvendiği adamlarını yollayarak haberin doğruluğunu öğrenmelerini ister.. Hakan Sulu’nun öldürülmesinden sonra Türkler bir daha toparlanamazlar.. Arapların Türk yurtlarından temizlenmeleri ile ilgili umutları bir anda söner.. Öncelikle Dikhanlar denen yerel egemenlikler Araplara büyük tavizler verirler.. Müslümanlığı kabul eden kişilere büyük ekonomik çıkarlar sağlanır.. Cizye olarak alınan vergilerin miktarları düşürülerek önceki zorlamalara göre çok daha yumuşak bir sömürü politikası uygulanır.. Buraya kadar ki tarihte Türklerin zorla Müslümanlaştırılmalarına hizmet etmiş olan en önemli 2 isim, Arap Komutanı Kuteybe ve Hakan Sulu’nun tam önemli bir darbe indirmek üzereyken kendini Araplara satarak onlarla işbirliği içine giren hain Cuzcan Beyi’dir.. Kur-Sul’da, Turgis Hakanı Sulu’yu şahsi çıkarları uğruna öldürerek ister istemez Arapların korkulu rüyasını ortadan kaldırmış, Müslümanlığın Türk topraklarında daha rahat bir şekilde yayılmasına neden olmuştur..

Kur-Sul'un Ölümü ve Türk Ordularının Dağılması
Emevilerin son valisi, Nasır ibni Seyyar’ın valiliğe gelmesi ile birlikte Güney Türkistan’da Arap güçlerinde bir toparlanma başlar. Nasır, Arap hakimiyetinin yumuşak bir politika ile daha kolay bir şekilde yayılabileceği bilinci ile güçlü bir ordu kurarak Türk topraklarına yayılır. 739 yılında Araplar Semerkant’a tamamen yerleşirler.. Ancak, Seyhun nehrini geçmeye çalışırlarsada, Kur-Sul komutasındaki Türk ordusu tarafından durdurulurlar.. Sayı olarak Kur-Sul’un ordusundan daha kalabalık olmalarına rağmen, nehrin öte tarafına geçmeye cesaret edemezler.. Ancak bu arada Araplar için hiç beklemedikleri bir gelişme olur.. Araplara karşı saldırı düzenlemeyi planlayan ve bu nedenle nehrin etrafında keşif yapan Kur-Sul, Arap askerlerine yakalanır.. Nasır, Kur-Sul’u hemen öldürerek cesedini Türklerin görebileceği şekilde Seyhun nehrinin kenarına astırır.. Bu manzara çok geçmeden Türkler üzerinde beklenen etkiyi yapar ve Türk ordusu zaten sayıca üstün olan Araplar karşısında dağılır.. Taşkent ve Fergana da teslim olur.. Nasır,bundan sonra Arap hakimiyetini daha yumuşak politikalar uygulayarak sürdürür.. Yurtlarını terk ederek giden Türklerin geri dönmeleri halinde vergi borçları affedilir.. Halk içinden Müslüman olanlara bazı ekonomik ve sosyal çıkarlar sağlanarak, onların kendiliğinden Müslümanlığı seçmeleri teşvik edilir.. İslam’ın taraftar bulabilmesi için, gerek korkutarak, gerek teşvik ederek gereken her türlü tedbiri alınır.. Bu alınan tedbirler yavaşda olsa sonuç verir.. Türk topraklarındaki son Emevi Arap valisi Nasır ibni Seyyar Türklere İslam’ı kabul ettirtmeyi başarmıştır..

Bizi ilgilendiren tarih buraya kadardır.. Bundan bir süre sonra Arap topraklarında, Emevi Hanedanının egemenliği son bulur ve Abbasilerin devri kendini gösterir..

749’da Abbasiler Emevi Hanedanını zorlamaya başlar.. Arap topraklarında başlayan iç savaş, Emevilerin dışarı yayılmaları için gerekli olan kuvvetin bölünmesine yol açar.. Abbasilerle birlikte, Müslümanlaştırılan halklar üzerinde daha uyumlu, onların örf ve ananelerine uyan bir İslam uygulanır.. Emevilerden sonra İslamiyetin evrensel bir din olduğu şeklinde uygulamalar yapılarak İslam'ın daha geniş kitlelere yayılmasına özen gösterilir.. Bu şekilde önceleri Arap dini olarak kurulan din, giderek daha bir evrensel görünüm kazanır.
Bu arada Araplar arası çatışmalar da giderek şiddetlenir.. Araplar arası kavgada Mevali ler, yani azat edimiş köleler de belli bir önem kazanırlar..

Bu çatışmaların içinde olan Arap şefleri Mevali’yi kendi taraflarına çekmek isterler.. Ancak, bütün Müslümanları eşit gören İslam karşısında Mevali’nin durumu belirsizdir.. Mevali, eşitliği öngören İslam adına, Arap üstünlüğüne karşı çıkar.. Ali tarafı ve Peygamberin amcası Abbas’ın soyu, Emeviler tarafından kendilerinden hile ve zorbalıkla alınan iktidarlarının asıl sahipleri olarak görünmeleri, beraberinde bir takım siyasal sorunları da başlatır.. Bu arada, sınıfsal farklılıklar ve beraberinde yaşanan olumsuzlukların nedeni olarak, ezilen sınıf tarafından İslamın kendisi değil, Emevi hanedanın iktidarı sorumlu tutulur..

Müslüman Araplar Türklere Neden Saldırmıştır
Genelde, bu tarihi bilen İslami çevreler, Müslüman Arapların Türklere saldırmasını, onları İslam dinine davet etmek, gerekirse bu uğurda zor kullanarak, onları İslam'a boyun eğdirmeye zorlamak şeklinde yorumlarlar.. Ancak tek neden bu değildir..

Bu konu da ayrıca Zekeriya Kitapçı'nın Yeni İslam Tarihi ve Türkler adlı Kitabında anlatılmıştır.. Aşağıdaki pasaj, aynı kitaptan alınma bir bölümdür.

Değişen Arap Toplumunun Yeni Hayat Anlayışı

a-) Harbeden Askerlerin Servete Kavuşma İsteği
Arapları, Orta Asyayı fethe zorlayan bir diğer faktörde harbeden askerlerin kısa zamanda büyük servet ve zenginliklere sahip olmaları idi. Değil daha sonraki devirler, ilk devirlerdeki fetih hareketlerinde bile sosyo-ekonomik nedenlerin çok önemli bir faktör olduğu ortaya çıkmaktadır. Genellikle Bedevi, çölde yaşayan, fakru zaruret içinde çok insafsız bir hayat mücadelesi içinde yoğrulan Araplar, daha İslamın ilk devirlerinde harbedeb askerlerin verilen yüksek maaş ve ganimetler dolayısıyla kısa zamanda büyük bir servet ve zenginliğe kavuştuklarını görmüşlerdir. Mücahit gazilerin bundan sonraki yaşantıları ve hayat seviyeleri bir anda değişmiş ve harbe iştirak etmeyenlere nazaran çok daha iyi ve müreffeh bir hayat sürmeye başlamışlardır. Bu kabil Arap bedevilerinin o zamanki durumu, bugün Anadolu'nun iç kısımlarından kalkarak aynı sosyo-ekonomik nedenlerle çalışmak için Almanya'ya giden Türk köylüsünü ve onun sosyal hayatındada meydana gelen başdöndürücü değişiklikleri hatırlatmaktadır. Bunun içindir ki Arap kabileleri çeşitli cephelerde savaşmak için hata Hz. Ömer devrinde Medine'ye çok büyük kafileler halinde akın akın gelmeye başlamışlardır. Daha sonraları bunları Bedevi aileler takip etmiş ve dolayısıyla Arap yarımadasının dışına daha o devirlerden itibaren çok büyük bir Müslüman Arap göçü L. Caetani'nin ifadesiyle tarihte ilk defa Sami ırkının göçü başlamış oluyordu.

Tarihte belki ilk defa vaki olan bu Sami Arap göçü, Emeviler devrinde de bütün canlılığı ile devam etmiş, sadece İran'a değil, Türkistan'ın Buhara, Baykent, Semerkant gibi daha birçok büyük şehirlerine önemli ölçüda Arap aileleri yerleştirilmiştir. Özellikle Buhara'ya yerleştirilen bu kabil muhacir Arap aileleri o kadar çoktu ki, Kuteybe b. Müslim be yerleşik Arap nüfusu ve kesafetine dayanarak bu büyük Türk şehrini nerede ise kolonize etmeye kalkışmış ve bunda önemli ölçüde de muvaffak da olmuştur. Genellikle 25-50 bin arasında değişen ve aile efradıyla birlikte yapılan bu göçler, bir taraftan İran ve Türkistan'ın büyük şehirlerinin Arap nüfusuyla iskan edilmesine, diğer taraftan da siyasi Arap hakimiyetinin bölgede daha kolay bir şekilde yerleşmesine ve hatta İslam dininin gelişme ve yayılmasına da yardım etmiştir.

b-) Yaygın Geçim Sıkıntısı
Müslüman Arapları komşu ülkeleri ve bu arada Türkistanı fethetmeye zorlayan önemli sebeplerden bir diğeri de çok yaygın hale gelen geçim sıkıntısıdır..Nitekim, el-Mesudi'nin en güzel kitap olarak tavsif ettiği ve fetih hareketlerini çok daha objectif kriterler içinde ele alan ilk tarihçilerimizden Belazuri'nin Fütuhu'l Büldan adındaki kıymetli eserinde, Arapların geçim sıkıntısı yokluk ve mahrumiyetler içinde sürdürdükleri hayat mücadelesi nedeniyle komşu ülkeleri fethetmeye zorlandıkları ve bu ülkelerde çok büyük sayıda yerleştikleri hakkında sarih ifadeler vardır. ( Sayfa 299..)

Taberi Anlatımları
Aşağıdaki pasajlar doğrudan Taberinin anlatımından alınmıştır.
Tarih-i Taberi / Cilt 3/(Syf-343)

Her kim Türk’lerden baş getirirse yüz dirhem vereceğim. İmdi müslümanlar bir bir Türk’lerin başını kesip getirip 100 dirhemi aldılar.Ve Türk’leri dağıtıp hesapsız kırdılar ve mübaleğa ile mal ve ganimet alıp yine dönüp Merv’e geldiler.

Yaz gelince Kuteybe Horasan şehirlerine nameler gönderip asker topladı. Sonra göçüp Talkan’a vardı. Şehrek ki Talkan meliki idi. Neyzekle müttefik idi. Kuteybe’nin geldiğini işitince kaçtı. Kuteybe Talkan’a girdiği vakit hükmetti ki ahalisini kılıçtan geçireler. Nekadar kırabilirlerse kıralar. Bunun üzerine Kuteybe’nin askeri orada hesapsız adam öldürdü.

Rivayet ederler ki 4 fersenk yol iki taraftan muttasıl ceviz ağacı dallarına adamlar asılmış idi. Oradan göçtü. Mervalarüd’e kondu. Oradaki melik kaçtı. Kuteybe onun da iki oğlunu tuttukta kalan şehrin beyleri itaat edip istikbale geldiler.(Syf-344)

Kuteybe dedi: - Vallahi eğer benim ömrümden üç söz söyleyecek kadar zaman kalmış olsa bunu derim ki (Uktülühü uktülühü uktülühü). ( Hepsini öldürün, hepsini öldürün, hepsini öldürün )
Bunun üzerine Neyzek’i ve iki kardeşi oğulları ki biri Sol ve biri Osman’dır. Ve yine o kendisi ile mahsur olanların hepsini öldürdüler.hepsi 700 adam idi. Buyurdu başlarını kesip Haccaca gönderdiler.(Syf-347)
Kuteybe deve palanı demek olur.(Syf-351)

Ganimet malının beşte birini Haccac’a gönderip Semerkant’ın fethini de ilan etti. Haccac da bu haberi işitip sevindi. Kuteybe tekrar Merv’e döndü. Kardeşi Abdullah’ı Semerkant’a emir yaptı. Askerlerinin bir miktarını onun yanında bıraktı ve lüzumu kadar harp aleti verip, Abdullah’a dedi: Kafirlerden hiç kimseyi Semerkant’a girmeye bırakma, ancak eline bir parça balçık ver ve o balçığın üzerine mühür vur.(Syf-353)

Kuteybe’nin Havarizem Şehrine Gitmesi Haberi
Havarizem melikinin adı Çaygan idi. Ondan küçük Havarizad adlı bir kardeşi vardı. Çaygan’ın üzerine galebe etmiş idi ve onun bütün işini tutmuş idi. İşitse ki Çaygan’ın eline güzel bir cariye girmiş, yahut bir nefis bir kumaş almış derhal adam gönderip aldırırdı.Yine işitse ki bir kişinin güzel kızı var yahut güzel bir avreti var derhal mecal vermez,çekip alırdı.Hiç kimse men edemezdi. Ve Çaygan’a ondan şikayet etseler ben ona bir şey diyemem,derdi. Çaygan da onun elinden bunalmış idi.Bu işi bu şekilde uzatınca Çaygan’ın tahammül etmeye takatı kalmadı.El altından Kuteybe’ye adam gönderdi. Havarizem şehirlerinden üç şehrin kilitlerini bile gönderdi.

Ve Kuteybe’ye dedi:
Havarizem’e gelip kardeşimi öldürürsen her ne dilersen vereyim,dedi.Lakin bu haberi hiç kimseye bildirmedi.Bu haber Kuteybe’ye ulaşınca gaza vaktı idi.Kuteybe kavmine Segat gazasına varırız diye bildirdi.Çaygan’ın adamını geri gönderdi.Havarizad’e haber verdiler ki Kuteybe Segad’a gazaya gider. O da gayet sevindi. Ve kavmine bildirdi ki bu yıl cenkten eminsiniz,zira Kuteybe segad’a gidermiş.Ve bizde iş’e meşkul olalım dedi.Bilmedi ki Kuteybe kendi üzerine gelir. Bu esnada Kuteybe ansızın bin atlı ile Medinetül Fil ki Havarizemin ulu ve muazzam şehridir.Zira Havarizem ülkesi üç şehirdir.Ondan ulusu yoktur.Kuteybe çıkıp geldi.Havarizem halkı Kuteybe’yi görüp korktular. Kuteybe doğru Çaygan’ın yanına geldi.Ve Havarizad’a haber verdiler ki ne gafil durursun işte Kuteybe erişip alemi fesada verdi.Havarizad anladı ki bu iş Çaygan’ın başı altındadır.Diledi ki Çaygan’ı öldüre.Lakin fırsat ve mecal bulamadı.İmdi hazır bulunan sipahi ile sürüp Medinetil Fil’e geldi.Çaygan o üç şehri Kuteybe’ye verip kendisi de Kuteybe’nin yanına geldi.Ve Havarizad şaşkına döndü. Nihayet Kuteybe’ye adam önderip aman diledi.

Kuteybe dedi:
Amanı kardeşinden dile eğer o aman verirse benden emin ol.Havarizad dedi: -İmdi bildim ki benim ölmem lazım.Zira benim kardeşime boyun eğmem ölmek demektir.Belki ölmek muti olmaktan iyidir,dedi. Bunun üzerine cenge koyuldu. Bir saat cenk edip sonunda tutuldu.Kuteybe’ye getirdiler. Kuteybe dedi:Kendini nasıl görürsün.
Havarizad dedi: -Ey emir,beni melamet etme ki ben kılıca eli onun için vurdum ki seninle benim aramda bir hüküm zahir ola.İmdi fırsat senin oldu,bana ne öğünmek gerek,ne dilersen et. Bunun üzerine Kuteybe buyurdu.Dışarı çıkıp boynunu vurdular.Çaygan dedi: -Ey emir,henüz gönlüm şifa bulmadı.
Kuteybe dedi: -Daha ne dilersin?
Çaygan Dedi: -Dilerim ki onunla bile olan kimselerin hepsini öldüresin.
Kuteybe dedi: -İmdi sen benim yanıma topla, ben öldüreyim. Çaygan da hepsini tutup getirdi.Kuteybe cümlesini öldürüp mallarını aldı. Çaygan şöyle şart etmiş idi ki:Bin baş esir ve nice bin kumaş vere. İmdi Kuteybe Medinetül File girip o malı Çaygan’dan aldı.

Çaygan Kuteybe’den yardım diledi.Zira Camhüd meliki daima gelip Çaygan ile cenk ederdi.Ve Çaygan’ı gayet incitirdi.Kuteybe Abdurrahman’ı ona yardıma gönderdi.Ve Abdurrahman varıp muharebe etti ve o meliki öldürdü.Çaygan o yerleri fethedip dört bin baş esir aldılar. Kuteybe buyurdu. Hepsini öldürdüler. (Syf-349-350)

-Şaş askeri bize gece baskın etmek dilermiş, imdi varın onların yolunda filan yerde pusuda durun.Ve onlar çıktığı vakit üzerlerine sürünüz.Ola ki bir fetih edesiniz,dedi.Muslih b.Müslim’I bunlara kumandan tayin etti.Muslih de gelip o 700 adamı üç bölük etti.Bir bölüğünü yolun sağ yanına,bir bölüğünü sol yanına koydu ve kendisi bir bölükle yolun üzerine durdu.Gece yarısı geçince Şaş askeri çıkıp geldiler.Muslih’i yol üzerinde görünce cenge meşgul oldular.Ve o iki bölük gaziler de iki taraftan hamle edip aç kurdun koyuna girdiği gibi kafirleri tarumar ettiler.Gazilerde Şübe adlı bir bahadır yiğit vardı.Kendisini Şaş güruhuna ve kalabalığına vurdu.Onların ortalarında bir melikzadeleri vardı.Yetişip Şübe onu kulağı tözünden kılıç ile çaldı.Öyle bir çaldıkı başı top gibi havaya uçtu.Şaş askeri bu heybeti gördüklerinde hepsi bozguna uğradılar.Müslümanlar ardına düşüp onları hesapsız kırdılar.Onlardan kurtulan pek az oldu.Ve onların ekserisi Melikzadeler idi.Ziynetli ve silahlı kimselerdi.Onların başlarını ve silahlarını ve elbiselerini hepsini aldılar geri dönüp Sürür ile Kuteybe’nin yanına geldiler. Ertesi gün Kuteybe hükmetti ki cenge atılalar.

Gavrek Kuteybe’ye adam gönderip dedi:
-Bu ettiğin harbi öyle zannetme ki arapların kuvveti ile edersin belki acemden benim kardeşlerimdir ki sana yardım edip cenk ederler.Yoksa harbe arapları gönder.Gör ki biz de neler ederiz,dedi.Kuteybe bu sözü işitip gadaba geldi ve münadilere çağırttı.Müslüman mübarizleri toplanıp kafirlerin üzerine yürüyüş ettiler ve buyurdu ki mancınık kurdular ve bir burcu döğe döğe yıktılar.Ve Müslümanlar o yıkılan yerden hücum ettikte kafirlerden bir bahadır er gelip o gedikte durdu her kim ileri gelse mecal vermez öldürürdü.Müslümanlarda silahşörler çok idi.Kuteybe onları çağırtıp dedi ki:Sizden kim ki o şahsı ok ile vurursa ben ona on bin dirhem veririm.O silahşörlerden biri ileri yürüyüp ok ile o şahsı atıp gözünden vurdu ve ensesinden çıktı.derhal düştü.O kişi Kuteybe’nin yanına gelip on bin dirhemi aldı.(Syf-351-352)