Bu yazıda hiçbir kişi,inanç,düşünce vb..lerine hakaret anlamı çıkartılmak amacı ile yazılmamıştır.
Sadece görüş(mezhep,fikir,düşünce,doktrin)açısından incelenmeye çalışılmıştır.
Risale denince aklımıza birçok kaynak gelmektedir.
II. Murad devrinden itibaren yazılmış olan eserler, Kütahya'da Vacidiye medresesi müderrisi Abdülvacid Mehmed'in 838 H/1434 de fıkıhtan
Burhanü’ş-Şeria'nın muhtasar Vikaye'sine Vikaye fi ilmihi-daye ismiyle bir şerhi olup bunu II. Murad'a takdim etmiştir. Yine II. Murad adına on yedi bab üzerine Bah-name tertibi üzere cinsel ilişkiye dair Musa bin Mesud tarafından Farsçadan Türkçeye bir Risale tercüme edilmiştir.
Ancak belki de risalelerin ilk edebi özellik arz edilerek yazıldığı şekli Koçi Bey Risaleleri olarak aklıllara gelmektedir.
IV.Murat zamanında devleti düzeltmek için Asıl adı Mustafa olup, Arnavut asıllı bir devşirme olan Koçi bey birisi Sultan IV. Murat'a, diğeri de
Sultan İbrahim'e sunulan iki risaleden oluşmaktadır.
Daha sonra risale dönemi başlamış olmakla birlikte günümüzde de Risale-i Nur gibi adlarla yazılmış risaleler görmekteyiz.
Türkçesi rapor,broşür,el kitabı,kitapçık,prospektüs,rehber gibi anlamlar kazansa da,(Nur) sözcüğü ile birleştirildiğinde küçük anlamı kazandırılmaya çalışıldığı ve böylece küçük ışık(küçük yol gösterici)anlamlarında da kullanılmaya gayret edildiği bilinmekteir.Bundaki amaç,okuyup anlamak istediğiniz karışık bir metni,kitabı,yayını daha doğru ve net anlamak için sizin adınıza yorumlanmış olmasından geçmektedir.
Böylece risaleleri(bazıları için)okumadığınızda hiç bir işe yaramayacağınız,beyninizin,aklınızın sizi yanılgıya sevk edeceği ve bu
nedenle de size yol gösteren birinin aklı ile akıllanmanız gerektiğini size anlatmanın,kabullendirmenin bir yolu,yöntemidir.
Oysa ki Zümer/3 ve diğer birçok ayet bu yolu kapatmış yasaklamıştır.Haberin olsun; halis /katıksız/ olan din yalnızca Allah'ındır.
O'ndan başka veliler edinenler şöyle derler: "Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez. (ZÜMER SURESİ /3)
Eğer Allah, çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini elbette seçerdi. O, yücedir; O, bir olan, kahredici olan Allah'tır. (ZÜMER SURESİ /4)
Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O'na Allah'a ortak koşanlar üzerindedir. (NAHL SURESİ / 100)
Onlar, kendilerinin inkâra sapmaları gibi sizin de inkâra sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız. Öyleyse Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler
dostlar edinmeyin. Şayet yine yüz çevirirlerse, artık onları tutun ve her nerede ele geçirirseniz öldürün. Onlardan ne bir veli (dost) edinin, ne de bir yardımcı. (NİSA SURESİ / 89)
O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah'ın emriyle gözetip-korumaktadırlar. Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz. Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiç bir (biçimde imkan) yoktur; onlar için O'ndan başka bir veli yoktur. (RA'D SURESİ / 11)
Yoksa O'nun dışında birtakım veliler mi edindiler? İşte Allah; veli O'dur, ölüleri dirilten O'dur. O, her şeye güç yetirendir. (ŞURA SURESİ / 9)
Buna en güzel örnek,risalelerden olan Risale-i Nur külliyatının “Hizmet Risalesi” bölümünde geçen şu sözler delil niteliğindedir.
“Risale-i Nur'a itiraz edilemez. Yapılacak her itiraz en ulu kişilerden Kutbu'l Azam'dan da gelse aldırış edilmemeli.”
Ayrıca risale-i nur manevi cihad vazifesini üstlenmiştir,denilme cüreti gösterilmektedir.Bunun yorumunu okuyucuya bırakıyorum.
Aslında bahsetmek istediğim risale Humeyni'nin risalesi dir.Direkt ondan bahsetmek yerine benzer konular işlenerek mesele anlatılmaya çalışılacaktır.
Bunun için yukarıdaki açıklama (Risale-i Nur) küçük ışık olsun.
1979 yılının Ocak aylarından bir gündü.Şimdi rahmetli olan(benden 3-4 yaş büyük)bir arkadaşım,Humeyni'nin İran'a döneceğini söylemiş idi.
Gerçekten de 1 Şubat 1979'da Fransa'dan ülkesine döndü ve 11 Şubat 1979'da devrim ilan edildi.Rahmetli arkadaşımın o vakitler dediğine bir anlam verememşi idim."Eyvah,emperyalizm orta doğu ve uzak doğudaki emellerini devreye soktu.Sıra Türkiye'ye ne zaman gelecek belli olmaz"demişti.
Ben yine pek anlam vermemiş idim.
Ne demek istiyorsun dediğimde bazı şeyler anlattı.
Humeyni'nin aslında emperyalizmin hizmetkarı olduğunu ancak bunun zaman geçtikçe anlaşılacağını ve sıranın Türkiye'ye geleceğini çok kısa zaman içerisinde de bir ihtilal olabileceğini söylemiş idi.
Hala bir anlam verememiş doğrusu bağlantı kuramamış idim.
Henüz 20-21 yaşlarında olduğum için fazlaca anlam yükeyememiş olmam sanırım ki yanlış değildi.
Bak dedi arkadaşım,"Humeyni ya da başkası,emperyalizmin hizmetkarlığını gizlice üstlenmiş gerek görüldüğünde devreye sokulmak için de
beslenmiştir.Amaç,sömürge düzeninin uzak doğuya kadar kaydırılabilmesi için inançlar kullanılmaktadır.
Çünkü,dinleri elinde tutan dünyayıda elinde tutar.Bu böyledir."diyordu.
Neyse zaman rahmetlinin haklı olduğunu gösterdi.
Birçok kişinin bilmediği gizli tutulduğu söylenen,ancak şia uleması tarafından kaynak edildiği iddia edilen
Humeyni-i Nur külliyatının varlığından bahsedilmektedir.
Şahsen ben okumadım.Ancak okuduğunu iddia eden bir arkadaş ile yıllar önce yaptığım bir tartışmadan aklımda kalanları sizler için
paylaşmaya çalışıyorum.Bu paylaşımları bazı alıntı yazılarla vermek,pekiştirmek amacında olacağım.
Öncelikle şia uleması ile Ehl-i Sünnet uleması arasında farklılıklar olduğunu unutmamak gerek.
Şia ulamasıyla Ehl-i Sünnet alimleri arasında ihtilaf uzunca bir süredir devam etmektedir.
Örnek:
Şia uleması Kur'an-ı Kerim, Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamlarından gelen sahih hadislere dayanarak namazların ayrı olarak beş
vakitte kılınabileceği gibi üç vakitte de kılınabileceğine fetva vermişlerdir.
Ehl-i Sünnet uleması belki de onlara göre sünneti kabul etmede ölçü, ilk üç halifenin ve Emevilerin bir hadisi kabul edip etmeyişleridir görüşü mevcuttur.
Örneğin Müslim kendi Sahih'inde İbn-i Abbas'tan şöyle nakleder:
"Resulullah (s.a.a) Medine'de bulunduğunda öğle ve ikindi namazlarını ve akşam ve yatsı namazlarını cem etmiştir (Topluca kılmıştır.) İbn-i
Abbas'a "Bununla ne yapmak istedi?" diye sordular.
İbn-i Abbas "Ümmetinin zor durumda kalmamasını istedi" diye cevap verdi."
Nevevi de Müslim'in şerhinde (C.1, S.246) şöyle diyor: "İmamlardan azıları yolculuk olmadan da namazları cem etmenin caiz olduğu
görüşündeler."
Şeyh Saduk kendi sahihinde,İmâm Cafer Sâdık'tan (a.s) şöyle nakleder:
"Şüphesiz Peygamber (s.a.a) öğle ve ikindi namazlarını bir ezan ve iki kamet ile bir arada cem etti.
Yine akşam ve yatsı namazını yolculuk olmadan ve her hangi bir özür de bulunmadan bir ezan ve iki kamet (yani her bir namaza bir kamet)
okuyarak bir arada kıldı."
Neyse konu fazla karışmadan geleceğimiz yere varalım.
Bu örnekleri sunuşumdaki amaç,islam kökenli olmayan okuyucularımın kafalarında oluşabilecek bazı sorulara ışık tutması amacı ile
verilmiştir.
Neden mezhep,neden risale vs..gibi soruların kafalarında yaratacağı etkileri tesbiti amaçladım.
Şimdi şia ulemasının bir ayet hakkında verdiği yoruma bakalım.
"Kadınlar sizin için hars dır,harsınızı dilediğiniz şekilde cima edebilirsiniz Bakara / 223.
Şimdi ayete başka bir kaynaktan da bakalım.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,Kadınlarınız sizin tarlanızdır,tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için /geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar/ takdim edin. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. İman edenlere müjde ver. (223)
Ayrıca,
"Ya Meryemü enna leki haza?" "Ey Meryem,bu sana nerden geldi?" (Ali İmran 37)
Ayrıca,Yahudiler: İbrahim Yahudi'dir ve biz onun dinine bağlıyız,demeleri üzerine şu âyet nazil olmuştur:
De ki, “Ey Ehl-i kitap, “Ancak Allah’a kulluk etmek, Ona bir şeyi eş koşmamak, Allah’ı bırakıp birbirimizi rab edinmemek üzere, bizimle sizin
aranızda ortak bir söze gelin” Eğer yüz çevirirlerse, “Şahit olun, biz Müslümanız” deyin.(Al-i İmran 64)
Âyette geçen ortak söz, imanın altı esasıdır. Biri noksan olursa o kimse Müslüman olamaz. Âyetin sonunda, enna müslimun = Bizler Müslümanlarız deniyor.
O halde Müslüman olmayan, ortak söze gelmiş olamaz. Hazret-i İbrahim’in Yahudi veya Hıristiyan olmadığı, bütün peygamberler gibi Müslüman olduğu şu âyette de açıkça bildiriliyor:
İbrahim, ne yahudi idi, ne de hıristiyandı: ancak, O hanif (muvahhid) bir müslümandı, müşriklerden de değildi. (Al-i İmran 67)
Şimdi size bu konunun aydınlatılmaya çalışıldığı bir yazıdan alıntı yapacağım.
İlgiyle okuyacağınızdan eminim.Yazı kaynağı bende saklı kalsın istiyorum.
************
Şianın delil sürdüğü nokta ayeti kerimedeki "Enna" kelimesidir. Bu sözlükte iki manaya gelir.
1. Olarak Keyfe manası
2. Olarak Eyne manası
Enna kelimesine Keyfe manası verildiğinde ayetin manası: Önden olmak kaydıyla istenilen şekilde demektir.
***************
Burada A.Dursun olarak bir ilave bilgi yapayım ki konu daha aydınlansın.
Keyfe:Nasıl? demektir.
Misal:"Keyfe haluke?" "Nasılsın?"anlamına gelir.
Şimdi açıklamaya geçmeden başka anlamlara da bakalım.
EYNE- NEREDE?
Eynel mescid- Mescid [cami] nerede?
Eyne devretülmiyah- Tuvalet nerede?
Eynel mat’am- Lokanta nerede?
Eyne menziluküm- Eviniz nerede?
Eyne mektebül isti’lamat- Müracaat bürosu nerede?
Eyne mahattatul otobus- Otobüs durağı nerede?
Eyne entezirukum- Sizi nerede bekleyeyim?
Eyne yecibu en entezir- Nerede beklemem gerekir?
Eyne ecid seyyare- Nerede bir araba bulabilirim?
Eyne akreb masref- En yakın banka nerede?
Kaldığımız yerden alıntıya devam ediyorum.
****************
Eğer Enna ya Eyne manası verirseniz, bu defa ayetin manası: İstediğin yerden kadına yaklaşabilirsindir. Bu durumda sana şunları sormak gerekir :
1- Ayetlerdeki müşterek manalı kelimlerde manayı kim sınırlar
2- Her sözlük manasını ayetlere mana olarak vermekte kullanabilirmiyiz
3- Dilediğin taraftan yaklaşmayı ayet genel zikretmektedir.
Nniçin normal durumlarda kadına arkadan yaklaşmak haram oluyorda hayızlı iken caiz oluyor? ayette böyle bir kayıt yok ki
4- Kadın Nasıl "Hars" olur ve harsa yaklaşmak ne demektir?
Birinci sorunun cevabı çok açıktırki ayet ve hadislerde bir kaç manaya gelebilecek kelimler olduğunda, bu manalardan hangisi o ayet ve hadiste kullanabileceğimizi Allah ve Resulü tayin etmektedir.
Bu tayinden sonra diğer manalara itibar edilmez. Örneğin namazda geçen salat kelimesi dua, kalçaların sallanması ve atın başını sallaması
manalarıda gelmektedir.
Ama Allah ve Resulü o ayetteki sala kelimesinin manasını şu anda kıldığımız namazla sınırlıdır. şimdi biri kalkıp namaz kılıyorum diye
ellerini kaldırıp bir iki dakikaka dua etse ve namaz kıldım dese, namaz diye dans ederek kalçalarını sallamaya başlasa ve işte namaz budur derse ayetin manasını saptırmış olur ki bu iki zaten Türkiye'de ki alevilerin cem evlerinde yaptığına ne kadarda benzer!!
İşte bunun gibi kadınla ilişki konusundaki ayette geçen Enna kelimesini de Allah ve Resulü "her yer" değil de, "her şekilde bir yer" olarak izah etmişlerdir .
İkinci sorunun cevabı ise artık kendiliğinden ortaya çıktı ki,sözlükteki her manayı ayetlerde kullanmak olmayabiliyor. Dolayısıyla
hangi manayı kullanacağımızı biz değil Allah ve Resulü karar verir değilmi!!
Üçücü sorunun cevabı ise Şia'nın tutarsızlığını ortaya koymaktadır.
çünkü afetullah(yazıda yorumcunun ifadesi böyle) humeyni sadece hayızlı kadına arkadan yaklaşmanın caiz olduğunu bu ayete dayanarak
söylemektedir.
Oysa ayette böyle bir sınırlama yoktur. öyle ise niçin hayızlı olduğunda oluyorda hayızlı olmadığı zaman haram oluyor!! ya deyin ki kadın ister hayızlı olsun ister olmasın arkadan ilişki caizdir. ya da bu ayeti (FIKIH İÇİN!!!) istismar etmeyin sonra "enna" kelimesine "her şekilde
değilde" "her yerden" manasını verdinizmi sade kadının ön ve arkası değil, işin içine ağzı, burnu, kulaklarıda girmektedir!!!
Sapıklıklar çeşit çeşit Allah sıratı mustakimden ayırmasın.
Dördüncü sorunun cevabı ise şianın iddiasının tamamen batıl olduğunu gösterir!!
Çünkü ayetteki hars kelimesi genel de tohum ekilen tarla için kullanılmaktadır.
Kadın hars olması onun çocuk doğurmasındandır.
Burada bir benzetme yapılarak hem ilişki kurulacak yerin çocuk doğurma yeri olduğu tayin edilmiş hemde kadının nesil yetiştirmekteki ehemniyeti ortaya konulmuştur. Kadına arkadan ilişki kurmakla hars olunmaz. Olsa olsa şehevi duygunun hayvani tarzda tatmin edilmesi olur tıpkı muta'da olduğu gibi.
-------
Şer ehlinin dikkatine;
Hadis No : 5635
Ravi: Cabir
Tanım: ” Resulullah (sav) ve Hz. Ebu Bekr (ra) zamanında bir avuç hurma ve un mukabilinde birkaç gün boyu devam eden mut’a nikahı yapardık. Bu hal, Hz. Ömer (ra)’in Amr İbnu Hureys hadisesi vesilesiyle mut’ayı yasaklamasına kadar devam etti.
Kaynak: Müslim, Nikah 16, (1405) “
---
Şiada Grup sex!!
http://www.kerbela.be/fetva1.htmlBak bakalım ticani dediğiniz sözde paçavra aliminiz ne hallere düşüyor hatta o şerefsiz Allah’ın kitabına FİTNE diyecek kadar
kaybediyorkendini!
kadına arkadan yaklaşmaya gelelim birincisi Sistani'den ikinisi Humeyni'den!!
http://www.kerbela.be/sistani.htmlhttp://www.kerbela.be/sapikligi.htmlNot:Bu adresteki yazılar bir nedenle değiştirilmiştir.
Sanıyorum ki site bir gerekçe ile boşa düşürülmüş olmalı.BU ARADA SANA BİR SORU CİNSİYET DEĞİŞTİRMEYE FETVA VEREN SAPIK ALİMLERİN HAKKINDA NE DİYORSUN . BUNU RED ETTE GÖREYİM SENİ .
Gelelim muta nikahına!
Hadisi çarpıtmakta üstünüze yok oysa senin şii alimlerin muta'nın kiminle yapılacağında bile ihtiafta.
uçkurcu alimlerin kadına dübüründen yaklaşmayı helal sayar grup sexi helal sayar senin gibi zibidilerde inkar eder senmi daha iyi biliyorsun
şiayı yoksa afetulahlarınmı(ayetullah)?
Al bu kitabı oku hala muta nikahı helal diyebiliyorsan ........
http://www.kerbela.be/kitap/namus.html----------
Bu da verilen yanıt kısmı.Not:Verilen kaynaklar bir nedenle açılmıyor oluşu dikkat çekicidir.
Ancak Türkiye dışından girecekler için açıldığı söylenmekte olduğu iin kaynaklar verilmiştir.
Sünnet ehli ben varım senle tartışmaya eğer ben sana kanıtlarsam sen mezhebini değiştirecek misin? Burda tartışalım kaynaklarla ve ben sana sadece sünni kaynaklardan delil getirecem sende bana şia kaynaklarından.
Tabi eğer sen inat ehli olup kendi kaynaklarını inkar edersen orasını bilmem.
Muta nikahına gelince:
Ahzab suresi 36. ayet
“Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği zaman,mümin olan bir erkek ve mümin olan bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse,artık gerçekten o,apaçık bir sapıklığa sapmıştır.”
Eğer mût’a nikâhının haram olduğuna inanlar, Ehl-i Beyt kanalından gelen hadislerin dışında kendi sahih hadislerinden kanıt istiyorlarsa işte
kanıtlar :
1 Buharî’de ,İmran b. Husayn’nin şöyle dediğini tahriç eder:
“Mût’a ayeti Allah’ın kitab’ında indi,bizde Resulullah(s.a.a) ile mût’a yaptık.Sonrada onu haram eden bir Kur’an ayeti inmedi,Peygamber de vefat edinceye kadar onu yasaklamadı.Ama adamın biri kalkıp o konuda görüşünü dayattı.”
( Sahih-i Buhari c.6 s.35 Tefsir Kitabı)
A.Dursun notu:b.(bin=oğlu) anlamına gelmektedir.
2 Onlardan biride ,Abdullah b. Mes’ud’dur.Bu,kendisinden bilinen,sabitolan bir şeydir.
Buhari ve Müslim Sahih’lerinin Nikâh Kitabı’ında ibn-i Mes’ud’dan şöyle rivayet ederler:
“Resulullah (s.a.a) ile birlikte bir savaşa çıkmıştık.Yanımızda(dünya malından) bir şey yoktu.Resulullah’a (s.a.a) “Kendimizi hadımlaştıralım
mı?”dedik.Peygamber,bizi bu işi yapmaktan sakındırdı,sonra elbise karşılığında kadınları nikâhlamamıza izin verdi.Sonra da şu ayeti
okudu:”Ey iman edenler,Allah’ın size helâl ettiği temiz şeyleri haram etmeyin ve sınırları da aşmayın Allah,sınırları aşanları sevmez.1”
(Sahih-i Buharî c.7 s.5 ve Sahih-i Müslim c.2 s.1022 h.1404;(1) Maide suresi 87. ayet)
3 Eş’arilerin büyük kelâmcısı Kuşçî ise,Şerh’ut-Tecrid’in imamet bahsinin sonlarında,Ömer’in minder üzerinde şöyle dediğini nakleder:
“Ey insanlar! Resulullah(s.a.a) zamanında üç şey vardı ki ben onları yasaklıyorum,haram ediyorum ve onlardan dolayı insanları cezalandıracağımı ilân ediyorum:Kadınlar mût’ası,hac mût’ası ve “Hayye alâ hayr’il-amel” cümlesi.
(Şerh’ut-tecrid s.484;Bidayet’ül-Müctehid Hac kitabı Mût’a Babı ve
Şerh-i Nehc’ül-Belağa c.12 s.251)
4 Müslim,sahih’in Hac ve Umre’de Mût’a Babı’ında Ebu Nadra’dan şöyle rivayet eder:
“İbn-i Abbas,mût’ayı emreder,ibn-i Zübeyr ise ondan sakındırırdı.Ben bu durumu Cabir’e söyledim.Cabir şöyle dedi:
Meselenin aslı benim yanımdadır.Biz Resulullah (s.a.a) ile birlikte mût’a yaptık.Ömer başa gelince dedi ki :”Allah,dilediği şeyi dilediği
sebepten dolayı Resulu’ne helal eder.
Ama sizler hac ve umreyi tamamlayın ve şu kadınları nikâhlamaktan vazgecin.Bilesiniz ki bana,bir kadını geçici bir süreliğine nikâhlıyan
bir erkeği getirirlerse, kesinlikle onu taşla recmedeceğim.”(Sahih-i Müslim c.2 s.885 h.1217)
5 Müslim,Sahih’in Mût’a Nikâhı Babı’nda ebu Narda’dan şöyle rivayet eder:
Cabir b. Abdullah’ın yanındaydım.Bir adam geldi ve “İbn-i Abbas ile İbn-i Zübeyr iki mût’a (hac mût’ası ve mût’a nikâhı) hakkında farklı
görüş ileri sürüyorlar” dedi.Cabir,”Biz her iki mût’ayı da Resulullah(s.a.a) ile birlikte yaptık.Sonra Ömer bunları bize yasakladı
,bir daha yapmadık.”dedi.(Sahih-i Müslim c.2 s.1023 Mût’a Nikâhı Babı)
6 Allâme Hillî Nehc’üs-Sıdk adlı eserinde ; Şehid-i Sanîde,er-Ravzat!ül-Behiyye adlı eserinin mût’a nikâhı bölümünde Sahih-i
Tirmizi’den şu rivayeti nakleder:
Şam ahalisinden bir adam,ibn-i Ömer’e kadınlarla mût’a yapmanın hükmünü sordu.”Helâl dir.”dedi.Adam,”Ama baban onu yasaklamıştır.”dedi.İbn-i
Ömer ona şöyle dedi:”Söyler misin bana,eğer babam onu yapmışsa,sen sünneti terk edip babamın sözüne mi uyacaksın?
(Sahih-i Tirmizi c.3 s.185 Mût’a hakkında gelen hadisler babı h.824;Nehc’ül-Hak s.882 ve er-Ravzat2ül-Behiyye c.2 s.103)
************
Alıntı biraz uzun oldu ancak alınması gereken yere kadar verdim.
Bu konu için bakınız ayet ne diyor.
Sana 'kadınların aybaşı halini' sorarlar. De ki: "O, bir rahatsızlık /eza/dır. Aybaşı halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar
onlara /cinsel anlamda/ yaklaşmayın. Temizlendiklerinde, Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever,
temizlenenleri de sever." (BAKARA SURESİ / 222)
"Siz insanlardan /cinsel arzuyla/ erkeklere mi gidiyorsunuz? (ŞUARA SURESİ / 165)
Ayrıca başka yazılardan ayrıntılara bakınız..
EŞCİNSELLİK VE ŞAMANİZM BAĞLANTISI VARMI?
Afganlarda hareminde ne kadar oğlan var ise okadar imtiyazlı olduğunu bir gazetede çok eskiden okumuş idim.Şimdilerde bu haberi de okuyunca hayret etmemek elde değil.A.Dursun....
Afganistan'ın 'oğlancı' askerleri!
Kadın - erkek ilişkisinin tabu olduğu Afganistan'da askerler her perşembe gününü küçük erkek çocuklarıyla geçiriyor.
Afgan ordusunda görevli ABD'li din adamı anlatıyor: Perşembe günleri birlikte asker kalmıyor. Afgan askerler vakitlerini erkek çocuklarıyla
geçiriyor. Çünkü ortada kadın yok New York'ta haftalık gay partilerinin yapıldığı popüler barlar dan biri...
Adı Men Loves Thursday (Erkekler perşembeyi sever). New York'un gece hayatını yakından tanıyan foto muhabiri Ken Paprocki bu gay barınadı geçen yıl yaptığı Afganistan gezisinde, üstelik Afgan ordusunda karşısına çıkınca hikayenin peşine düştü. Ardından öğrendiklerini
internet sitesinde ayrıntılarıyla anlattı.
BASTIRILAN CİNSELLİK.......
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4681007/-----
Sir Richard Burton şöyle yazıyor: "Afganlar büyük ölçüde ticari gezginlerdir. Her bir kervanda neredeyse tümüyle kadın giysileri giymiş
oğlanlar ve gençler vardır. Gözleri sürmeli, yanaklarına allık sürülmüş,uzun bukleli,kınalı parmakları,görkem içinde develerini süren bu
oğlanlara gezgin karılar denir, kocaları yanlarında sabırla uzun yolculuğa katlanırlar."
Amerikalı fotoğrafçı Stephanie Sinclair'ın Afganistan'da çektiği şu fotoğrafta 11 yaşındaki kız çocuğunun yanında kendisinden tam 29 yaş
büyük olan kocası duruyor.
http://aycu35.webshots.com/image/42314/2006206365574178955_rs.jpgAyrıca bana inanmaz iseniz bakınız..
Paştunlar, asırlık 'oğlancılık' geleneğini tekrar rahatça yaşıyor. Hem de vaktiyle Taliban'ın kalesi olan Kandahar'da.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=26264&tarih=13/01/2002-----------
Israeli MP blames quakes on gays.
İsrailli bir milletvekili israil'de son zamanlarda yaşanan depremlerin sorulusunun patlamentonun eşcinsellere toleranslı davranması olduğunu
söyledi. Ultra Ortodoks Jewish Shas Party üyesi Shlomo Benizri sarsıntıların "oğlancılığa yasallık" veren yasamanın sonucu olduğunu söyledi.
------------
Osmanlılarda Acemi oğlanı iki şekilde alınırdı. Bunlardan biri savaşlarda elde edilen erkek esirlerin beste birinden (pencik), diğeri de Osmanlı vatandaşı olan Hıristiyan çocuklardandı. Savaşlarda elde edilen esirlerin asker olarak alınmasıyla ilgili "Pendik Kanunu" tertib
edilmişti. Buna göre alınan esir oğlanlara "Pencik Oğlanı" adi verilmişti. Elde edilen bu esirler, "Pencikçi" denilen memur tarafından
tespit edilir, bunlardan on ila on yedi yasları arasında olan erkek esirlerden vücutça kusursuz ve sağlam olanlar devletçe üçyüz akça
karşılığı satın alınırdı. Böylece Acemi ocağına ilk efrad, Pencik kanunu ile toplanmıştır. Bu sistemin gelişmesinde büyük ölçüde rolü bulunan
Kara Rüstem de Gelibolu'da Pencik vergisini (Resm-i Pencik) toplamakla görevlendirilmişti.
Kaynak:
http://www.avrasyaforum.net/archive/index.php/t-2464.html*************
Şimdi bu tartışmalara neyin sebep olduğuna bakalım.Aslında bu konu yine geçmişten günümüze diğer konularda olduğu gibi tartışmaların odaklandığı iki ana görüşten(mezhep,fikir,doktrin) kaynaklanır.Bunlardan biri Eşarilik tir ki Gazali’nin de mensup olduğu Eşari okuludur.
Öteki ise Mutezile’dir.
Konu hakkında bazı yazılar.
------------
Diğer şeyler arasında, Gazâlî’nin (ö.1111) dini ve entelektüel kariyeri,onunbağlı olduğu Eş’ari kelam okulu tarihinin dönüm noktasını oluşturur.
Bu okul, dönemin önde gelen kelam ekolü olan Mutezile’nin bir mensubu olarak kariyerine başlayan fakat daha sonra Mutezilenin temel
prensiplerine aykırı bir teoloji ortaya koyarak geliştiren Eş’ari (ö.324/935) tarafından kurulmuştur.Halefleri yoluyla Eş’arilik, yavaş
yavaş hakim kelam okulu olma gücünü eldeetmiştir.
http://www.if.sakarya.edu.tr/htmls/DERGI/Dergi_11_pdf/07Capak%20Gazali%20trc.pdf-----------
Sünni Teoloji Gelenekleri (Kelam) http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCnn%C3%AEler---------------
İBNİ HALDUN HAKKINDA FARKLI DÜŞÜNCELER
Cemal Şener
İBNİ HALDUN’UN HAYATI VE DÜŞÜNCELERİ
Aydüşü Yayınları, Ocak 2002, İstanbul
http://www.circassiancanada.com/tr/entellektuel_genc/009_mukaddime-03.htm-------------
Genellikle bunlar kelamcılar ve hadisciler diye anılırlar. Fakat bu iki büyük doktrin,ister kelamcılar hadisciler,ister iki büyük ilahiyat ya da
teoloji ekolü olarak anılsın,aralarında çok ciddî ve çok temelli farklar vardır.
Bu ana farklılık için şunlar söylenebilir.
Mutezile,Kur'an’daki sözcüklerin,kelimelerin,ayetlerdeki kelimelerin mutlaka lügat manasıyla yani literal manasıyla alınmaması gerektiğini,
onların sembolik ya da alegorik manaları olabileceğini ,Kur'an-ı Kerim’i sembolik olarak okursak,vahiy ile akıl arasında herhangi bir uzlaşmazlık söz konusu olmayacağını,Vahiy ile akıl arasında bir problem meydana gelmediğini ifade etmiştir.
Buna karşılık, Eşari kelamının anlayışı, Kur'an ne diyorsa odur,eğer şu ya da bu biçimde bir şey yapılamıyorsa biz onun keyfiyetini
bilemeyiz,bila keyfe okumak gerekir demiştir.
İşte bila keyfe okumayı da yukarıda vermeye çalıştım.
Bu görüş aynı zamanda şimdilerde yaşanan bir tartışmayı da ilgilendirmektedir.
Anayasa mahkemesinin yetkileri açısından yaşanan tartışma.
Anayasa Mahkemesi,yeni anayasa hükmünü şekil şartları bakımından incelermi? Diyelim ki şekil şartlarının yerine geldiğini tespit eder.
Ancak, bir de 'teklif edilemez' hükmü açısından bakar. Eğer bir başka madde değiştirilerek değiştirilemez bir madde etkisiz kılınıyorsa, buna
usul saptırması denilir, bu durumda mahkeme esasa da bakabilir..gibi yapılan tartışmadan bahsediyorum.
Tıpkı yukarıda belirtmeye çalışılan Mutezile ve Eşarilik farklılıkları gibi anayasa mahkemesinin inceleme yetkisi de bu şekilde yorumlanmaktadır.
**********
LUTİLİK
Lûtîlik, lügatlarda eşcinsellik anlamında kullanılmaktadır. Birinci derecede de erkekle erkek arasındaki eşcinsellik anlaşılır. Kelime Hz.
Lût'un kavminde görülen bir ahlaksızlık olarak nitelendiğinden ve Kur'an'ın ifadesi ile "...
Hani Lut da kavmine şöyle demişti: "Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz? (A'RAF SURESİ/80)Kendilerinden önce görülmeyen bir aşırılığı, sapıklığı işlemeleri dolayısıyla kınanan erkek eşcinselliği tarihte ilk defa Hz. Lut (a.s.)'un toplumunda işlenen bir iş olması münasebeti ile "Lûtîlik" olarak isimlendirilmiştir.
Devamı için bakınız....
http://kuranislamicom.h867114.serverkompetenz.net/index.php/Kavramlar/Kavramlar/Lutilik.html*************
İran'da İslam adına yapılan devrimi The Guardian gazetesinin İran üzerine uzman yazarı Davit Hirsti, "İslam devrimi İranlıların sonunda yalnızca mollalar tahakkümüne karşı değil, bizzat İslam inancına karşı da tavır almalarına yol açtı" şeklinde değerlendiriyordu. Bunun "dini
okullara gidenlerin sayısındaki azalmadan, anne babaların çocuklarına İslam-öncesi, Fars isimlerini vermelerine kadar uzanan işaretleri her
yerde görülüyor. Eğer İranlılar kendi öz kültürlerine bağlı kalma arzusunda iseler, şimdilerde bunu dinde değil milliyetçilikte arıyor."
(International Herald Tribune, 19 şubat 00) Bu örnek dinin siyasallaştırılmasının dine zarar getirdiğini gösteriyordu.İhvan hareketi ve buna müteakip İran devrimi Türkiye'deki Müslümanların da bu yaklaşımlardan etkilenmesene neden oldu. Seyid Kutup, Hasan El Benna,
Ali Şeriati, Mevdudi, Humeyni gibi kişilerin eserleri Türkçe'ye çevrilerek İslam'ın siyasal yönü olarak takdim edildi. Halbuki, bu bağlamdaki düşünceler Caferi mezhebinin ilkelerine uygunluk arzettiği halde Ehl-i Sünnet anlayışına uygun düşmüyordu. Çünkü Ehl-i sünnete göre
yönetim meseleleri ile iman arasında bir bağlantı kurmak yada din adamları teokrasisinden söz etmek mümkün değildi.
Kaynak:
http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Enstitu&SubSection=EnstituSayfasi&Date=23.03.2000&TextID=144Şimdi Atatürk'ü sevmeyip Humeyni'yi sevenlerin ne demek istediklerini ya da onlara hangi düşüncelerin aşılanmaya çalışıldığını acaba anladınız mı?ATATÜRK'ü sevmez,Humeyni'yi sever.
SESLİ ve GÖRÜNTÜLÜ izlemek için buraya bakınız...http://www.thememriblog.org/turkey/blog_personal/en/7886.htm+18.Dikkat.İslam ve kadın başlığındaki bu gösteriyi dikkatli izleyiniz...http://my.break.com/Content/view.aspx?ContentID=515992