Gönderen Konu: HUMEYNİ-Risalesi,kadın kullanma el kitabı.  (Okunma sayısı 1347 defa)

0 Üye ve 5 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
HUMEYNİ-Risalesi,kadın kullanma el kitabı.
« : Haziran 13, 2008, 01:05:30 ÖS »
Bu yazıda hiçbir kişi,inanç,düşünce vb..lerine hakaret anlamı çıkartılmak amacı ile yazılmamıştır.
Sadece görüş(mezhep,fikir,düşünce,doktrin)açısından incelenmeye çalışılmıştır.

Risale denince aklımıza birçok kaynak gelmektedir.

II. Murad devrinden itibaren yazılmış olan eserler, Kütahya'da Vacidiye medresesi müderrisi Abdülvacid Mehmed'in 838 H/1434  de fıkıhtan
Burhanü’ş-Şeria'nın muhtasar Vikaye'sine Vikaye fi ilmihi-daye ismiyle bir şerhi olup bunu II. Murad'a takdim etmiştir. Yine II. Murad adına on yedi bab üzerine Bah-name tertibi üzere cinsel ilişkiye dair Musa bin Mesud tarafından Farsçadan Türkçeye bir Risale tercüme edilmiştir.

Ancak belki de risalelerin ilk edebi özellik arz edilerek yazıldığı şekli Koçi Bey Risaleleri olarak aklıllara gelmektedir.

IV.Murat zamanında devleti düzeltmek için Asıl adı Mustafa olup, Arnavut asıllı bir devşirme olan Koçi bey birisi Sultan IV. Murat'a, diğeri de
Sultan İbrahim'e sunulan iki risaleden oluşmaktadır.

Daha sonra risale dönemi başlamış olmakla birlikte günümüzde de Risale-i Nur gibi adlarla yazılmış risaleler görmekteyiz.

Türkçesi rapor,broşür,el kitabı,kitapçık,prospektüs,rehber gibi anlamlar kazansa da,(Nur) sözcüğü ile birleştirildiğinde küçük anlamı kazandırılmaya çalışıldığı ve böylece küçük ışık(küçük yol gösterici)anlamlarında da kullanılmaya gayret edildiği bilinmekteir.


Bundaki amaç,okuyup anlamak istediğiniz karışık bir metni,kitabı,yayını daha doğru ve net anlamak için sizin adınıza yorumlanmış olmasından geçmektedir.
Böylece risaleleri(bazıları için)okumadığınızda hiç bir işe yaramayacağınız,beyninizin,aklınızın sizi yanılgıya sevk edeceği ve bu
nedenle de size yol gösteren birinin aklı ile akıllanmanız gerektiğini size anlatmanın,kabullendirmenin bir yolu,yöntemidir.

Oysa ki Zümer/3 ve diğer birçok ayet bu yolu kapatmış yasaklamıştır.

Haberin olsun; halis /katıksız/ olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler şöyle derler: "Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez. (ZÜMER SURESİ /3)

Eğer Allah, çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini elbette seçerdi. O, yücedir; O, bir olan, kahredici olan Allah'tır. (ZÜMER SURESİ /4)

Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O'na Allah'a ortak koşanlar üzerindedir. (NAHL SURESİ / 100)
Onlar, kendilerinin inkâra sapmaları gibi sizin de inkâra sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız. Öyleyse Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler dostlar edinmeyin. Şayet yine yüz çevirirlerse, artık onları tutun ve her nerede ele geçirirseniz öldürün. Onlardan ne bir veli (dost) edinin, ne de bir yardımcı. (NİSA SURESİ / 89)
O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah'ın emriyle gözetip-korumaktadırlar. Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz. Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiç bir (biçimde imkan) yoktur; onlar için O'ndan başka bir veli yoktur. (RA'D SURESİ / 11)
Yoksa O'nun dışında birtakım veliler mi edindiler? İşte Allah; veli O'dur, ölüleri dirilten O'dur. O, her şeye güç yetirendir. (ŞURA SURESİ / 9)


Buna en güzel örnek,risalelerden olan Risale-i Nur külliyatının “Hizmet Risalesi” bölümünde geçen şu sözler delil niteliğindedir.
“Risale-i Nur'a itiraz edilemez. Yapılacak her itiraz en ulu kişilerden  Kutbu'l Azam'dan da gelse aldırış edilmemeli.”
Ayrıca risale-i nur  manevi cihad vazifesini üstlenmiştir,denilme cüreti gösterilmektedir.

Bunun yorumunu okuyucuya bırakıyorum.

Aslında bahsetmek istediğim risale Humeyni'nin risalesi dir.Direkt ondan bahsetmek yerine benzer konular işlenerek mesele anlatılmaya çalışılacaktır.
Bunun için yukarıdaki açıklama (Risale-i Nur) küçük ışık olsun.

1979 yılının Ocak aylarından bir gündü.

Şimdi rahmetli olan(benden 3-4 yaş büyük)bir arkadaşım,Humeyni'nin İran'a döneceğini söylemiş idi.
Gerçekten de  1 Şubat 1979'da Fransa'dan ülkesine döndü ve 11 Şubat 1979'da devrim ilan edildi.Rahmetli arkadaşımın o vakitler dediğine bir anlam verememşi idim."Eyvah,emperyalizm orta doğu ve uzak doğudaki emellerini devreye soktu.Sıra Türkiye'ye ne zaman gelecek belli olmaz"demişti.

Ben yine pek anlam vermemiş idim.
Ne demek istiyorsun dediğimde bazı şeyler anlattı.
Humeyni'nin aslında emperyalizmin hizmetkarı olduğunu ancak bunun zaman geçtikçe anlaşılacağını ve sıranın Türkiye'ye geleceğini çok kısa zaman içerisinde de bir ihtilal olabileceğini söylemiş idi.
Hala bir anlam verememiş doğrusu bağlantı kuramamış idim.
Henüz 20-21 yaşlarında olduğum için fazlaca anlam yükeyememiş olmam sanırım ki yanlış değildi.

Bak dedi arkadaşım,"Humeyni ya da başkası,emperyalizmin hizmetkarlığını gizlice üstlenmiş gerek görüldüğünde devreye sokulmak için de
beslenmiştir.Amaç,sömürge düzeninin uzak doğuya kadar kaydırılabilmesi için inançlar kullanılmaktadır.
Çünkü,dinleri elinde tutan dünyayıda elinde tutar.Bu böyledir."diyordu.

Neyse zaman rahmetlinin haklı olduğunu gösterdi.


Birçok kişinin bilmediği gizli tutulduğu söylenen,ancak şia uleması tarafından kaynak edildiği iddia edilen Humeyni-i Nur külliyatının varlığından bahsedilmektedir.
Şahsen ben okumadım.Ancak okuduğunu iddia eden bir arkadaş ile yıllar önce yaptığım bir tartışmadan aklımda kalanları sizler için
paylaşmaya çalışıyorum.Bu paylaşımları bazı alıntı yazılarla vermek,pekiştirmek amacında olacağım.

Öncelikle şia uleması ile Ehl-i Sünnet uleması arasında farklılıklar olduğunu unutmamak gerek.

Şia ulamasıyla Ehl-i Sünnet alimleri arasında ihtilaf uzunca bir süredir devam etmektedir.
Örnek:
 Şia uleması Kur'an-ı Kerim, Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamlarından gelen sahih hadislere dayanarak namazların ayrı olarak beş
vakitte kılınabileceği gibi üç vakitte de kılınabileceğine fetva vermişlerdir.

Ehl-i Sünnet uleması belki de onlara göre sünneti kabul etmede ölçü, ilk üç halifenin ve Emevilerin bir hadisi kabul edip etmeyişleridir görüşü mevcuttur.

Örneğin Müslim kendi Sahih'inde İbn-i Abbas'tan şöyle nakleder:

"Resulullah (s.a.a) Medine'de bulunduğunda öğle ve ikindi namazlarını ve akşam ve yatsı namazlarını cem etmiştir (Topluca kılmıştır.) İbn-i
Abbas'a "Bununla ne yapmak istedi?" diye sordular.
İbn-i Abbas "Ümmetinin zor durumda kalmamasını istedi" diye cevap verdi."

Nevevi de Müslim'in şerhinde (C.1, S.246) şöyle diyor: "İmamlardan azıları yolculuk olmadan da namazları cem etmenin caiz olduğu
görüşündeler."

Şeyh Saduk kendi sahihinde,İmâm Cafer Sâdık'tan (a.s) şöyle nakleder:
"Şüphesiz Peygamber (s.a.a) öğle ve ikindi namazlarını bir ezan ve iki kamet ile bir arada cem etti.
Yine akşam ve yatsı namazını yolculuk olmadan ve her hangi bir özür de bulunmadan bir ezan ve iki kamet (yani her bir namaza bir kamet)
okuyarak bir arada kıldı."

Neyse konu fazla karışmadan geleceğimiz yere varalım.
Bu örnekleri sunuşumdaki amaç,islam kökenli olmayan okuyucularımın kafalarında oluşabilecek bazı sorulara ışık tutması amacı ile
verilmiştir.

Neden mezhep,neden risale vs..gibi soruların kafalarında yaratacağı etkileri tesbiti amaçladım.

Şimdi şia ulemasının bir ayet hakkında verdiği yoruma bakalım.
 "Kadınlar sizin için hars dır,harsınızı dilediğiniz şekilde cima edebilirsiniz Bakara / 223.

 Şimdi ayete başka bir kaynaktan da bakalım.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,Kadınlarınız sizin tarlanızdır,tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için /geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar/ takdim edin. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. İman edenlere müjde ver. (223)

Ayrıca,
"Ya Meryemü enna leki haza?" "Ey Meryem,bu sana nerden geldi?" (Ali İmran 37)

Ayrıca,Yahudiler: İbrahim Yahudi'dir ve biz onun dinine bağlıyız,demeleri üzerine şu âyet nazil olmuştur:

De ki, “Ey Ehl-i kitap, “Ancak Allah’a kulluk etmek, Ona bir şeyi eş koşmamak, Allah’ı bırakıp birbirimizi rab edinmemek üzere, bizimle sizin
aranızda ortak bir söze gelin” Eğer yüz çevirirlerse, “Şahit olun, biz Müslümanız” deyin.(Al-i İmran 64)

Âyette geçen ortak söz, imanın altı esasıdır. Biri noksan olursa o kimse Müslüman olamaz. Âyetin sonunda, enna müslimun = Bizler Müslümanlarız deniyor.
O halde Müslüman olmayan, ortak söze gelmiş olamaz. Hazret-i İbrahim’in Yahudi veya Hıristiyan olmadığı, bütün peygamberler gibi Müslüman olduğu şu âyette de açıkça bildiriliyor:
İbrahim, ne yahudi idi, ne de hıristiyandı: ancak, O hanif (muvahhid) bir müslümandı, müşriklerden de değildi. (Al-i İmran 67)


Şimdi size bu konunun aydınlatılmaya çalışıldığı bir yazıdan alıntı yapacağım.
İlgiyle okuyacağınızdan eminim.Yazı kaynağı bende saklı kalsın istiyorum.
************
Şianın delil sürdüğü nokta ayeti kerimedeki "Enna" kelimesidir. Bu sözlükte iki manaya gelir.
1. Olarak Keyfe manası
2. Olarak Eyne manası

Enna kelimesine Keyfe manası verildiğinde ayetin manası: Önden olmak kaydıyla istenilen şekilde demektir.
***************
Burada A.Dursun olarak bir ilave bilgi yapayım ki konu daha aydınlansın.

Keyfe:Nasıl? demektir.
Misal:"Keyfe haluke?" "Nasılsın?"anlamına gelir.

Şimdi açıklamaya geçmeden başka anlamlara da bakalım.
EYNE-  NEREDE?
Eynel mescid-  Mescid [cami] nerede?
Eyne devretülmiyah- Tuvalet nerede?
Eynel mat’am-  Lokanta nerede?
Eyne menziluküm- Eviniz nerede?
Eyne mektebül isti’lamat- Müracaat bürosu nerede?
Eyne mahattatul otobus-  Otobüs durağı nerede?
Eyne entezirukum-  Sizi nerede bekleyeyim?
Eyne yecibu en entezir-  Nerede beklemem gerekir?
Eyne ecid seyyare-  Nerede bir araba bulabilirim?
Eyne akreb masref-  En yakın banka nerede?

Kaldığımız yerden alıntıya devam ediyorum.
****************
Eğer Enna ya Eyne manası verirseniz, bu defa ayetin manası: İstediğin yerden kadına yaklaşabilirsindir. Bu durumda sana şunları sormak gerekir :
1- Ayetlerdeki müşterek manalı kelimlerde manayı kim sınırlar
2- Her sözlük manasını ayetlere mana olarak vermekte kullanabilirmiyiz
3- Dilediğin taraftan yaklaşmayı ayet genel zikretmektedir.

Nniçin normal durumlarda kadına arkadan yaklaşmak haram oluyorda hayızlı iken caiz oluyor? ayette böyle bir kayıt yok ki
4- Kadın Nasıl "Hars" olur ve harsa yaklaşmak ne demektir?

Birinci sorunun cevabı çok açıktırki ayet ve hadislerde bir kaç manaya gelebilecek kelimler olduğunda, bu manalardan hangisi o ayet ve hadiste kullanabileceğimizi Allah ve Resulü tayin etmektedir.
Bu tayinden sonra diğer manalara itibar edilmez. Örneğin namazda geçen salat kelimesi dua, kalçaların sallanması ve atın başını sallaması
manalarıda gelmektedir.
Ama Allah ve Resulü o ayetteki sala kelimesinin manasını şu anda kıldığımız namazla sınırlıdır. şimdi biri kalkıp namaz kılıyorum diye
ellerini kaldırıp bir iki dakikaka dua etse ve namaz kıldım dese, namaz diye dans ederek kalçalarını sallamaya başlasa ve işte namaz budur derse ayetin manasını saptırmış olur ki bu iki zaten Türkiye'de ki alevilerin cem evlerinde yaptığına ne kadarda benzer!!

İşte bunun gibi kadınla ilişki konusundaki ayette geçen Enna kelimesini de Allah ve Resulü "her yer" değil de, "her şekilde bir yer" olarak izah etmişlerdir .

İkinci sorunun cevabı ise artık kendiliğinden ortaya çıktı ki,sözlükteki her manayı ayetlerde kullanmak olmayabiliyor. Dolayısıyla
hangi manayı kullanacağımızı biz değil Allah ve Resulü karar verir değilmi!!

Üçücü sorunun cevabı ise Şia'nın tutarsızlığını ortaya koymaktadır.

çünkü afetullah(yazıda yorumcunun ifadesi böyle) humeyni sadece hayızlı kadına arkadan yaklaşmanın caiz olduğunu bu ayete dayanarak
söylemektedir.
Oysa ayette böyle bir sınırlama yoktur. öyle ise niçin hayızlı olduğunda oluyorda hayızlı olmadığı zaman haram oluyor!! ya deyin ki kadın ister hayızlı olsun ister olmasın arkadan ilişki caizdir. ya da bu ayeti (FIKIH İÇİN!!!) istismar etmeyin sonra "enna" kelimesine "her şekilde
değilde" "her yerden" manasını verdinizmi sade kadının ön ve arkası değil, işin içine ağzı, burnu, kulaklarıda girmektedir!!!

Sapıklıklar çeşit çeşit Allah sıratı mustakimden ayırmasın.
 Dördüncü sorunun cevabı ise şianın iddiasının tamamen batıl olduğunu gösterir!!

Çünkü ayetteki hars kelimesi genel de tohum ekilen tarla için kullanılmaktadır.
Kadın hars olması onun çocuk doğurmasındandır.
Burada bir benzetme yapılarak hem ilişki kurulacak yerin çocuk doğurma yeri olduğu tayin edilmiş hemde kadının nesil yetiştirmekteki ehemniyeti ortaya konulmuştur. Kadına arkadan ilişki kurmakla hars olunmaz. Olsa olsa şehevi duygunun hayvani tarzda tatmin edilmesi olur tıpkı muta'da olduğu gibi.
-------
Şer ehlinin dikkatine;
Hadis No : 5635
Ravi: Cabir
Tanım: ” Resulullah (sav) ve Hz. Ebu Bekr (ra) zamanında bir avuç hurma ve un mukabilinde birkaç gün boyu devam eden mut’a nikahı yapardık. Bu hal, Hz. Ömer (ra)’in Amr İbnu Hureys hadisesi vesilesiyle mut’ayı yasaklamasına kadar devam etti.
Kaynak: Müslim, Nikah 16, (1405) “
---
Şiada Grup sex!!
http://www.kerbela.be/fetva1.html
Bak bakalım ticani dediğiniz sözde paçavra aliminiz ne hallere düşüyor hatta o şerefsiz Allah’ın kitabına FİTNE diyecek kadar
kaybediyorkendini!

http://www.kerbela.be/ticani1.wmv

kadına arkadan yaklaşmaya gelelim birincisi Sistani'den ikinisi Humeyni'den!!

http://www.kerbela.be/sistani.html
http://www.kerbela.be/sapikligi.html

Not:Bu adresteki yazılar bir nedenle değiştirilmiştir.
Sanıyorum ki site bir gerekçe ile boşa düşürülmüş olmalı.


BU ARADA SANA BİR SORU CİNSİYET DEĞİŞTİRMEYE FETVA VEREN SAPIK ALİMLERİN HAKKINDA NE DİYORSUN . BUNU RED ETTE GÖREYİM SENİ .
Gelelim muta nikahına!
Hadisi çarpıtmakta üstünüze yok oysa senin şii alimlerin muta'nın kiminle yapılacağında bile ihtiafta.

uçkurcu alimlerin kadına dübüründen yaklaşmayı helal sayar grup sexi helal sayar senin gibi zibidilerde inkar eder senmi daha iyi biliyorsun
şiayı yoksa afetulahlarınmı(ayetullah)?
Al bu kitabı oku hala muta nikahı helal diyebiliyorsan ........
http://www.kerbela.be/kitap/namus.html
----------
Bu da verilen yanıt kısmı.Not:Verilen kaynaklar bir nedenle açılmıyor oluşu dikkat çekicidir.
Ancak Türkiye dışından girecekler için açıldığı söylenmekte olduğu iin kaynaklar verilmiştir.


Sünnet ehli ben varım senle tartışmaya eğer ben sana kanıtlarsam sen mezhebini değiştirecek misin? Burda tartışalım kaynaklarla ve ben sana sadece sünni kaynaklardan delil getirecem sende bana şia kaynaklarından.

Tabi eğer sen inat ehli olup kendi kaynaklarını inkar edersen orasını bilmem.
Muta nikahına gelince:

Ahzab suresi 36. ayet
“Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği zaman,mümin olan bir erkek ve mümin olan bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse,artık gerçekten o,apaçık bir sapıklığa sapmıştır.”

Eğer mût’a nikâhının haram olduğuna inanlar, Ehl-i Beyt kanalından gelen hadislerin dışında kendi sahih hadislerinden kanıt istiyorlarsa işte
kanıtlar :

1 Buharî’de ,İmran b. Husayn’nin şöyle dediğini tahriç eder:
“Mût’a ayeti Allah’ın kitab’ında indi,bizde Resulullah(s.a.a) ile mût’a yaptık.Sonrada onu haram eden bir Kur’an ayeti inmedi,Peygamber de vefat edinceye kadar onu yasaklamadı.Ama adamın biri kalkıp o konuda görüşünü dayattı.”
( Sahih-i Buhari c.6 s.35 Tefsir Kitabı)
A.Dursun notu:b.(bin=oğlu) anlamına gelmektedir.

2 Onlardan biride ,Abdullah b. Mes’ud’dur.Bu,kendisinden bilinen,sabitolan bir şeydir.

Buhari ve Müslim Sahih’lerinin Nikâh Kitabı’ında ibn-i Mes’ud’dan şöyle rivayet ederler:

“Resulullah (s.a.a) ile birlikte bir savaşa çıkmıştık.Yanımızda(dünya malından) bir şey yoktu.Resulullah’a (s.a.a) “Kendimizi hadımlaştıralım
mı?”dedik.Peygamber,bizi bu işi yapmaktan sakındırdı,sonra elbise karşılığında kadınları nikâhlamamıza izin verdi.Sonra da şu ayeti
okudu:”Ey iman edenler,Allah’ın size helâl ettiği temiz şeyleri haram etmeyin ve sınırları da aşmayın Allah,sınırları aşanları sevmez.1”
(Sahih-i Buharî c.7 s.5 ve Sahih-i Müslim c.2 s.1022 h.1404;(1) Maide suresi 87. ayet)

3 Eş’arilerin büyük kelâmcısı Kuşçî ise,Şerh’ut-Tecrid’in imamet bahsinin sonlarında,Ömer’in minder üzerinde şöyle dediğini nakleder:
“Ey insanlar! Resulullah(s.a.a) zamanında üç şey vardı ki ben onları yasaklıyorum,haram ediyorum ve onlardan dolayı insanları cezalandıracağımı ilân ediyorum:Kadınlar mût’ası,hac mût’ası ve “Hayye alâ hayr’il-amel” cümlesi.
(Şerh’ut-tecrid s.484;Bidayet’ül-Müctehid Hac kitabı Mût’a Babı ve
Şerh-i Nehc’ül-Belağa c.12 s.251)

4 Müslim,sahih’in Hac ve Umre’de Mût’a Babı’ında Ebu Nadra’dan şöyle rivayet eder:
“İbn-i Abbas,mût’ayı emreder,ibn-i Zübeyr ise ondan sakındırırdı.Ben bu durumu Cabir’e söyledim.Cabir şöyle dedi:
Meselenin aslı benim yanımdadır.Biz Resulullah (s.a.a) ile birlikte mût’a yaptık.Ömer başa gelince dedi ki :”Allah,dilediği şeyi dilediği
sebepten dolayı Resulu’ne helal eder.

Ama sizler hac ve umreyi tamamlayın ve şu kadınları nikâhlamaktan vazgecin.Bilesiniz ki bana,bir kadını geçici bir süreliğine nikâhlıyan
bir erkeği getirirlerse, kesinlikle onu taşla recmedeceğim.”(Sahih-i Müslim c.2 s.885 h.1217)

5 Müslim,Sahih’in Mût’a Nikâhı Babı’nda ebu Narda’dan şöyle rivayet eder:
Cabir b. Abdullah’ın yanındaydım.Bir adam geldi ve “İbn-i Abbas ile İbn-i Zübeyr iki mût’a (hac mût’ası ve mût’a nikâhı) hakkında farklı
görüş ileri sürüyorlar” dedi.Cabir,”Biz her iki mût’ayı da Resulullah(s.a.a) ile birlikte yaptık.Sonra Ömer bunları bize yasakladı
,bir daha yapmadık.”dedi.(Sahih-i Müslim c.2 s.1023 Mût’a Nikâhı Babı)

6 Allâme Hillî Nehc’üs-Sıdk adlı eserinde ; Şehid-i Sanîde,er-Ravzat!ül-Behiyye adlı eserinin mût’a nikâhı bölümünde Sahih-i
Tirmizi’den şu rivayeti nakleder:
Şam ahalisinden bir adam,ibn-i Ömer’e kadınlarla mût’a yapmanın hükmünü sordu.”Helâl dir.”dedi.Adam,”Ama baban onu yasaklamıştır.”dedi.İbn-i

Ömer ona şöyle dedi:”Söyler misin bana,eğer babam onu yapmışsa,sen sünneti terk edip babamın sözüne mi uyacaksın?
(Sahih-i Tirmizi c.3 s.185 Mût’a hakkında gelen hadisler babı h.824;Nehc’ül-Hak s.882 ve er-Ravzat2ül-Behiyye c.2 s.103)
************
Alıntı biraz uzun oldu ancak alınması gereken yere kadar verdim.
Bu konu için bakınız ayet ne diyor.

Sana 'kadınların aybaşı halini' sorarlar. De ki: "O, bir rahatsızlık /eza/dır. Aybaşı halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar
onlara /cinsel anlamda/ yaklaşmayın. Temizlendiklerinde, Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever,
temizlenenleri de sever." (BAKARA SURESİ / 222)

"Siz insanlardan /cinsel arzuyla/ erkeklere mi gidiyorsunuz? (ŞUARA SURESİ / 165)
Ayrıca başka yazılardan ayrıntılara bakınız..

EŞCİNSELLİK VE ŞAMANİZM BAĞLANTISI VARMI?
Afganlarda hareminde ne kadar oğlan var ise okadar imtiyazlı olduğunu bir gazetede çok eskiden okumuş idim.Şimdilerde bu haberi de okuyunca hayret etmemek elde değil.A.Dursun....

Afganistan'ın 'oğlancı' askerleri!
Kadın - erkek ilişkisinin tabu olduğu Afganistan'da askerler her perşembe gününü küçük erkek çocuklarıyla geçiriyor.
Afgan ordusunda görevli ABD'li din adamı anlatıyor: Perşembe günleri birlikte asker kalmıyor. Afgan askerler vakitlerini erkek çocuklarıyla
geçiriyor. Çünkü ortada kadın yok New York'ta haftalık gay partile­rinin yapıldığı popüler barlar­ dan biri...

Adı Men Loves Thurs­day (Erkekler perşembeyi sever). New York'un gece hayatını yakın­dan tanıyan foto muhabiri Ken Paprocki bu gay barınadı geçen yıl yaptığı Afganistan gezisinde, üstelik Afgan ordusunda karşısına çıkınca hikayenin peşine düştü. Ardından öğrendiklerini
internet sitesinde ayrıntılarıyla anlattı.
BASTIRILAN CİNSELLİK.......
http://ahmetdursun374.blogcu.com/4681007/
-----
Sir Richard Burton şöyle yazıyor: "Afganlar büyük ölçüde ticari gezginlerdir. Her bir kervanda neredeyse tümüyle kadın giysileri giymiş
oğlanlar ve gençler vardır. Gözleri sürmeli, yanaklarına allık sürülmüş,uzun bukleli,kınalı parmakları,görkem içinde develerini süren bu
oğlanlara gezgin karılar denir, kocaları yanlarında sabırla uzun yolculuğa katlanırlar."

Amerikalı fotoğrafçı Stephanie Sinclair'ın Afganistan'da çektiği şu fotoğrafta 11 yaşındaki kız çocuğunun yanında kendisinden tam 29 yaş
büyük olan kocası duruyor.
http://aycu35.webshots.com/image/42314/2006206365574178955_rs.jpg

Ayrıca bana inanmaz iseniz bakınız..
Paştunlar, asırlık 'oğlancılık' geleneğini tekrar rahatça yaşıyor. Hem de vaktiyle Taliban'ın kalesi olan Kandahar'da.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=26264&tarih=13/01/2002
-----------
Israeli MP blames quakes on gays.
İsrailli bir milletvekili israil'de son zamanlarda yaşanan depremlerin sorulusunun patlamentonun eşcinsellere toleranslı davranması olduğunu
söyledi. Ultra Ortodoks Jewish Shas Party üyesi Shlomo Benizri sarsıntıların "oğlancılığa yasallık" veren yasamanın sonucu olduğunu söyledi.

http://news.bbc.co.uk/2/hi/middle_east/7255657.stm

------------
Osmanlılarda Acemi oğlanı iki şekilde alınırdı. Bunlardan biri savaşlarda elde edilen erkek esirlerin beste birinden (pencik), diğeri de Osmanlı vatandaşı olan Hıristiyan çocuklardandı. Savaşlarda elde edilen esirlerin asker olarak alınmasıyla ilgili "Pendik Kanunu" tertib
edilmişti. Buna göre alınan esir oğlanlara "Pencik Oğlanı" adi verilmişti. Elde edilen bu esirler, "Pencikçi" denilen memur tarafından
tespit edilir, bunlardan on ila on yedi yasları arasında olan erkek esirlerden vücutça kusursuz ve sağlam olanlar devletçe üçyüz akça
karşılığı satın alınırdı. Böylece Acemi ocağına ilk efrad, Pencik kanunu ile toplanmıştır. Bu sistemin gelişmesinde büyük ölçüde rolü bulunan
Kara Rüstem de Gelibolu'da Pencik vergisini (Resm-i Pencik) toplamakla görevlendirilmişti.
Kaynak:
http://www.avrasyaforum.net/archive/index.php/t-2464.html
*************
Şimdi bu tartışmalara neyin sebep olduğuna bakalım.Aslında bu konu yine geçmişten günümüze diğer konularda olduğu gibi tartışmaların odaklandığı iki ana görüşten(mezhep,fikir,doktrin) kaynaklanır.Bunlardan biri Eşarilik tir ki Gazali’nin de mensup olduğu Eşari okuludur.
Öteki ise Mutezile’dir.
Konu hakkında bazı yazılar.
------------
Diğer şeyler arasında, Gazâlî’nin (ö.1111) dini ve entelektüel kariyeri,onunbağlı olduğu Eş’ari kelam okulu tarihinin dönüm noktasını oluşturur.
Bu okul, dönemin önde gelen kelam ekolü olan Mutezile’nin bir mensubu olarak kariyerine başlayan fakat daha sonra Mutezilenin temel
prensiplerine aykırı bir teoloji ortaya koyarak geliştiren Eş’ari (ö.324/935) tarafından kurulmuştur.Halefleri yoluyla Eş’arilik, yavaş
yavaş hakim kelam okulu olma gücünü eldeetmiştir.

http://www.if.sakarya.edu.tr/htmls/DERGI/Dergi_11_pdf/07Capak%20Gazali%20trc.pdf
-----------
Sünni Teoloji Gelenekleri (Kelam)
http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCnn%C3%AEler
---------------
İBNİ HALDUN HAKKINDA FARKLI DÜŞÜNCELER
Cemal Şener
İBNİ HALDUN’UN HAYATI VE DÜŞÜNCELERİ
Aydüşü Yayınları, Ocak 2002, İstanbul
http://www.circassiancanada.com/tr/entellektuel_genc/009_mukaddime-03.htm
-------------

Genellikle bunlar kelamcılar ve hadisciler diye anılırlar. Fakat bu iki büyük doktrin,ister kelamcılar hadisciler,ister iki büyük ilahiyat ya da
teoloji ekolü olarak anılsın,aralarında çok ciddî ve çok temelli farklar vardır.
Bu ana farklılık için şunlar söylenebilir.

Mutezile,Kur'an’daki sözcüklerin,kelimelerin,ayetlerdeki kelimelerin mutlaka lügat manasıyla yani literal manasıyla alınmaması gerektiğini,
onların sembolik ya da alegorik manaları olabileceğini ,Kur'an-ı Kerim’i sembolik olarak okursak,vahiy ile akıl arasında herhangi bir uzlaşmazlık söz konusu olmayacağını,Vahiy ile akıl arasında bir problem meydana gelmediğini ifade etmiştir.

Buna karşılık, Eşari kelamının anlayışı, Kur'an ne diyorsa odur,eğer şu ya da bu biçimde bir şey yapılamıyorsa biz onun keyfiyetini
bilemeyiz,bila keyfe okumak gerekir demiştir.

İşte bila keyfe okumayı da yukarıda vermeye çalıştım.
Bu görüş aynı zamanda şimdilerde yaşanan bir tartışmayı da ilgilendirmektedir.
Anayasa mahkemesinin yetkileri açısından yaşanan tartışma.
Anayasa Mahkemesi,yeni anayasa hükmünü şekil şartları bakımından incelermi? Diyelim ki şekil şartlarının yerine geldiğini tespit eder.
Ancak, bir de 'teklif edilemez' hükmü açısından bakar. Eğer bir başka madde değiştirilerek değiştirilemez bir madde etkisiz kılınıyorsa, buna
usul saptırması denilir, bu durumda mahkeme esasa da bakabilir..gibi yapılan tartışmadan bahsediyorum.

Tıpkı yukarıda belirtmeye çalışılan Mutezile ve Eşarilik farklılıkları gibi anayasa mahkemesinin inceleme yetkisi de bu şekilde yorumlanmaktadır.
**********
  LUTİLİK

Lûtîlik, lügatlarda eşcinsellik anlamında kullanılmaktadır. Birinci derecede de erkekle erkek arasındaki eşcinsellik anlaşılır. Kelime Hz.
Lût'un kavminde görülen bir ahlaksızlık olarak nitelendiğinden ve Kur'an'ın ifadesi ile "... 
Hani Lut da kavmine şöyle demişti: "Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz? (A'RAF SURESİ/80)Kendilerinden önce görülmeyen bir aşırılığı, sapıklığı işlemeleri dolayısıyla kınanan erkek eşcinselliği tarihte ilk defa Hz. Lut (a.s.)'un toplumunda işlenen bir iş olması münasebeti ile "Lûtîlik" olarak isimlendirilmiştir.
Devamı için bakınız....
http://kuranislamicom.h867114.serverkompetenz.net/index.php/Kavramlar/Kavramlar/Lutilik.html
*************
İran'da İslam adına yapılan devrimi The Guardian gazetesinin İran üzerine uzman yazarı Davit Hirsti, "İslam devrimi İranlıların sonunda yalnızca mollalar tahakkümüne karşı değil, bizzat İslam inancına karşı da tavır almalarına yol açtı" şeklinde değerlendiriyordu. Bunun "dini
okullara gidenlerin sayısındaki azalmadan, anne babaların çocuklarına İslam-öncesi, Fars isimlerini vermelerine kadar uzanan işaretleri her
yerde görülüyor. Eğer İranlılar kendi öz kültürlerine bağlı kalma arzusunda iseler, şimdilerde bunu dinde değil milliyetçilikte arıyor."
(International Herald Tribune, 19 şubat 00) Bu örnek dinin siyasallaştırılmasının dine zarar getirdiğini gösteriyordu.İhvan hareketi ve buna müteakip İran devrimi Türkiye'deki Müslümanların da bu yaklaşımlardan etkilenmesene neden oldu. Seyid Kutup, Hasan El Benna,
Ali Şeriati, Mevdudi, Humeyni gibi kişilerin eserleri Türkçe'ye çevrilerek İslam'ın siyasal yönü olarak takdim edildi. Halbuki, bu bağlamdaki düşünceler Caferi mezhebinin ilkelerine uygunluk arzettiği halde Ehl-i Sünnet anlayışına uygun düşmüyordu. Çünkü Ehl-i sünnete göre
yönetim meseleleri ile iman arasında bir bağlantı kurmak yada din adamları teokrasisinden söz etmek mümkün değildi.
Kaynak:
http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Enstitu&SubSection=EnstituSayfasi&Date=23.03.2000&TextID=144

Şimdi Atatürk'ü sevmeyip Humeyni'yi sevenlerin ne demek istediklerini ya da onlara hangi düşüncelerin aşılanmaya çalışıldığını acaba anladınız mı?

ATATÜRK'ü sevmez,Humeyni'yi sever.
SESLİ ve GÖRÜNTÜLÜ izlemek için buraya bakınız...
http://www.thememriblog.org/turkey/blog_personal/en/7886.htm

+18.Dikkat.İslam ve kadın başlığındaki bu gösteriyi dikkatli izleyiniz...
http://my.break.com/Content/view.aspx?ContentID=515992

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
VAHİDETTİN NE DEMEK İSTEMİŞTİ
« Yanıtla #1 : Haziran 13, 2008, 01:35:53 ÖS »
VAHİDETTİN NE DEMEK İSTEMİŞTİ?
Sabahattin Selek Anadolu İhtilali adlı kitabının 68. Sahifesinde T.Bıyıkoğlu ve Ali Fuat Türkgeldi'nin kitaplarından alıntı yaparak
aşağıdaki bilgileri aktarır.
Önce bu bilgileri okuyalım:

" 600 Yıllık bir hanedanın sonuncu sultanı, İngiltere'ye şu ikisatırlık mektupla iltica etmiştir.:
(T. Bıyıkoğlu- Atatürk Anadolu'da S.48)
Dersaadet İşgal Orduları Başkumandanı General Harringthon Cenaplarına İstanbul'da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere devleti
fahimesine iltica ve bir an evvel İstanbul'dan mahalli ahara naklimi talep ederim.
16 Teşrinisani(Kasım) 1922
Halife-i Müslimin
Mehmet Vahidettin"

Vahidettin, saltanatı zamanında bir gün başkatibine şöyle der:"Bizimhanedanımıza her türlüsü gelmiştir; sarhoşu gelmiştir,delisi
gelmiştir,aptalı gelmiştir, dinsizi gelmemiştir."
 Vahidettin'den sonra bu halkaya eklenecek hükmü de tarih verecektir.
(Ali Fuat Türkgeldi.- Görüp İşittiklerim. S.273)

 İngiltere'nin ağababalığını kabul eden ve yurt toprakları işgal altındayken, saltanat makamından bu işgal rezaletini izlemekle
kalmayıp;rezaleti gerçekleştirenlere yalvarıp- yakarıp iltica hakkı isteyen bir sultanın yıllar sonra" Hain miydi; değil miydi?!" gibi
saçma sapan bir tartışmaya konu olması çok garip. En umarsız bir durumda olan bir sultana yakışan, kendi onurunu ve temsil ettiği
ulusun onurunu kurtarmak için bir el olsun ateş etmek yiğitliğini göstermek zorunda olduğunu bilmesidir!..

Sultan bunu yapmak yerine; ulusunun tüm değerlerini ve topraklarını yani vatanını kurtarmak için sahip olduğu tüm olanakları terk ederek
gögsünü siper eden bir Yüce Deha'ya yani Mustafa Kemal ve arkadaşlarına ölüm fermanı verenlerin "Hıh" deyicisi olmuştur.
 85 yıl sonra ve bugün, ekranlara çıkıp; "Atatürk'ü sevmiyorum,Humeyni'yi seviyorum!" , İngiltere- USA' nın mandalığını kabul etsek
daha özgür olurduk" diyebilenler ekranlardan salınarak haykırıyorlarsa; gerçekleri ters-yüz eden ve uydu olmayı, ilke kabul
etmiş teslimiyetçilerin son kırıntılarıdır bunlar.
Bunların ve bunlara akıl verenlerin tek hedef edindikleri Türkiye, bu gafillere asla bu hakkı tanımayacak, modasal akım, demokrasi, özgürlük
nakaratlarını algılayan ve algılatanlar, bir gün gerçek özgürlük ve demokrasinin var olduğunu ve bunu nasıl hovardaca savurduklarını
anlayacaklar ama artık zaman onlar için çok geç olacaktır!..
Kim ya da kimlerdir bunlar?
Bu soruyu herkes kendisine sormalı ama, yanıtını verirken,din taciri, yobaz, takiyeci, yalancı, talancı, sömürgeci, emperyalist,
dikta yanlısı olanlar dışında kendi özü ile yanıtlamalıdır.
Özgürlük; birilerinin size istemleri doğrultusunda enjekte ettiği bir panzehir gibi sunulmuşsa; siz panzehir aldığınızı sanırken zehirin en
yüksek dozunu aldığınızın farkında bile olmazsınız.Çünkü,özünü bir başka bilmişin elindedir ve sizi kukla gibi oynatacaktır.
Siyasal arenada ve uluslararası uygulamalarda; şekil ve söylem aldatıcı, özsel uygulamak istenen gerçeğin ta kendisidir.
Bir ülke yurttaşına, bir başka ülkenin 'iki buçuk saat' gibi çok kısa sürede 'iltica' hakkı tanıması, bir önceliğin, hem de  çok uzun
önceliğin varlığını gösterir !.. Bu önceliğin bilinmezliği var ise; ya yönetimsel vurdum  duymazlık ya da göz yummak söz konusu olur ki; bu
hepsinden dahi vahimdir.
İşte o zaman ve bir gün baltanın taşa vurulduğu ortaya çıkar, ya Vahidettin gibi her şeyinizi yitirene dek bakar görmezsiniz, ya da
ekranlarda salınanlar gibi gider, kafanızı vurur gelir ukalalık yapmayı sürdürürsünüz.
Bu yüce ulus, her şeyini yitirir ya da yitirtilir, bunlar dönen dolapların oyun kurucuları ve oyuncuları tarafından gerçekleştirilebilir.
Ancak, gerçek özgürlük ve bağımsızlığı bilenlere bu sökmez... Çünkü onlar, özgürlük ve bağımsızlığı birilerinin empozesi ile değil,
doğrudan bir ulusun kenetlenmesi ile kazanmışlardır. Şekille kaybedenler, özle kazanmak isteyeceklerdir ama özlerinde bu varsa
tabii!?

Öyleyse soralım bir kez daha:"Vahidettin ne demek istemişti?"Açık ve net: "Kendi menfaatleriniz için, ülkeniz işgal edilebilir; siz
paçanızı kurtarın da isterse bu kurtarıcı, işgal eden olsun fark etmez."
Ya Mustafa Kemal ne demişti?
"Özgürlük ve bağımsızlık karekterimdir... Söz konusu vatansa gerisi teferruattır..."
Y.Ergül paylaşmış.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Tuvalet rehberinde akıl almaz yorumlar
« Yanıtla #2 : Haziran 13, 2008, 05:50:05 ÖS »
Konya'da, Yakutlu Tahsildeki Öğrencileri Himaye Derneği'nce 10 - 18 yaşındaki erkek öğrencilere dağıtılan rehberde, cinsel organlarına kağıt veya pamuk tıkamaları tavsiye edildi.


Kendi cinsel organına bakmanın ve çıplak yıkanmanın günah olduğunun öne sürüldüğü rehberde, kurallara uymayanları cin çarpacağı iddia edildi.

Kim tarafından hazırlandığı bilinmeyen ve bin adet bastırılan 16 sayfalık kitapçıkta, İslami usulde, tuvalete sol ayakla ve dua okunarak girilmesi gerektiği belirtildi. Kitapçıkta idrarın tamamen boşaltılması ise "40 adım yürüyüp, öksürmek, yan yatmak ve kişi kaç yaşında ise yaşı kadar adım atarak idrar boşaltılır" ifadeleriyle anlatıldı. Ayrıca, "Tuvalet kâğıdından küçük bir top yapılır ve idrarın çıktığı kanalın ucuna tampon olarak tıkanılır. Bu korunma işini kâğıt sarma sureti ile yapanlar da vardır" denildi.

Kim hazırladı belli değil
Dernek yetkilileri, rehberin halktan gelen talep üzerine hazırlandığını iddia ederken, uzmanlar cinsel organa tampon koymak gibi yöntemlerin enfeksiyona neden olacağı uyarısında bulundu.
http://www.milliyet.com.tr/2005/08/26/guncel/gun07.html

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
BUNLAR KIMIN TORUNLARI ?
« Yanıtla #3 : Haziran 13, 2008, 07:21:12 ÖS »
Bir yazışma arkadaşımın yazısını sizlerle paylaşmak istedim.
BUNLAR KIMIN TORUNLARI ?
Humeyni sevdalisi,Ataturk dusmani kiza ;
Naci Kaptan
 
Ey benim kara cahil , gozu de , akli da bezle ortulmus kizim !!!
Once sana 3 olaydan kisa hatirlatmalar yapacagim ;
 
Emperyalist muttefik isgal ordulari,Anadolu'yu isgal ederken ,
Manisa'ya giren Yunan ordu komutani,kendisine karargah olarak icinde kiz ogrenciler bulunan kiz okulunu isgal eder ve kiz ogrencileri de disariya birakmaz !!!
Yuzlerce kiz ogrenci , Yunan askerleriyle , birlikte tutulurlar.
(1)
 *** 
Suudi Arabistan'da, genç bir kadın, birtakım kimselerce zorla bir arabaya bindirildi ve kendisine defalarca tecavüz edildi. Mahkeme erkeklerle aynı arabada bulunduğu gerekçesiyle kadını suçlu buldu! Bütün dünya ayağa kalktı. (2)
***
"Odada bulunan topluluk daha düzgün bir daire çizerek oturdular.
Perdeler sıkıca kapandı.   Işığın dışarıya sızıp sızmadığı iyice kontrol edildikten sonra, Hasan bir Kur'an okudu, dua edildi.  Duadan sonra hoca:
 
Bak evlat, biiiirrr, ilk işin Atatürk'e, İnönü'ye düşman olmandır.  Sen ilk mektep gördün, orada bu iki zındığı göklere çıkarıyorlardı.   Sizler sabi olarak şartlandınız.  Belki zor gelecek amma, bu savaşı önce kendine vereceksin. " (3)
***
Genc kiz,
basi turbanli ,
Nuray Canan Bezirgan ,
Basi ortulu sinava girmek isteyince cezalandirilmis.
2.5 saat icinde ! Kanada vatandasi olmus ,
Kanada'ya gitmis !
her nedense ,
Islam dininin aydinligini gormek yerine,
militanca ve yobazce hurafelerini savunanlar,
Hic bir zaman Islam ulkelerine gitmezler.
Hristiyanligin yasanmakta oldugu ulkelere giderler !!!
ezan sesleri yerine,
Can seslerini tercih ederler !
Ne yaman celiski degil mi ?
 
Bezirgan;
Yedi yil Kanada'da yasayarak donmus...
Laik Cumhuriyet rejimiyle kavgali olanlardan...
 
Karsisinda taninmis bir gazeteci var,
Fatih Altayli !
Sorularin daha onceden kurgulanmis oldugu,
konusma ilerledikce belli oluyor !
 
Konu Humeyni  !
Humeyni'yi seviyor musun ?
Evet seviyorum !
 
Ardindan diger soru bomba gibi patliyor !
Ya Ataturk'u ?
 
Sevmiyorum.!!!
Yanlis tarih bilgileri uzerine oturtulmus
gerekceleri kendince siraladi ...
 
Daha da carpici bir durum vardi ;
Bu basi ve akli ortulu genc kadin,
Yonetimde Laik ve Ataturk'cu bir Cumhuriyet rejim yerine
Ingiliz'lerin egemen oldugu bir manda yonetimini tercih edecegini de soyledi !!!...
 
Iste sozun bittigi nokta burasidir.
Bezirgan yuksek ogrenime kadar gelmis olmasina ragmen,
Ulkesine , rejimine ve Milli kahramanina ihanet edebilecek kadar cahildir.
Kandirilmistir.
Tarih bilgisinden de yoksundur.
 
Turban ile sadece basi degil,
Akli ve gozleri de ortulmus olan ,
Bezirgan ve Bezirganlar,
Muslumanligi ve inanci ileri surerek,
Mandaciliga razi olanlardir !,
 
Kendi tarihini bilmeyen ,
Bezirgan keske donerek komsu Irak'a bakiverseydi ;
Mandasi altinda olmak istedigi emperyalizmin,
Irak'ta yol ortasinda ,
Gunduz vakti,
kameraya kaydederek,
3-5 askerin kadinlarin irzina hep birlikte nasil gectiklerini bilirdi !
 
Sayisi yuzbinleri gecen , esleri olmus kadinlarin ,
cevre ulkelerde fahiselik yapmak zorunda olduklarini da bilirdi !
Telefar'i , El Gureyp hapishanelerindeki akil almaz iskenceleri ,
yetim kalmis olan 5 milyon Irak'li cocuklari da bilirdi!
 
Kuresel canavarlarin Irak'ta oldurdukleri 1 milyondan fazla dindaslarini
2 milyon insanin goc etmis oldugunu ,
Bir ulkenin tarihsel, kulturel ve sosyal,
birikimleriyle birlikte ,
Mandasi olmak istedikleri tarafindan,
yok edildiklerini gorur,
Bilirdi !!!
"Ingiliz yonetimi daha iyi olurdu "diyebilecek kadar ,
gaflet ve ihanet icinde olmazdi
 
Ibadetini ozgurce yapiyor olmasinin ,
namazinin, orucunu diledigince yerine getiriyor olmasinin,
Dilediginde hacca gidiyor olmasinin ,
Camilerde gunde 5 vakit ezan okunuyor olmasinin da,
degerini bilirdi.
 
ve bu ozgurlukleri kendisine armagan etmis olan,
Turkiye'yi var eden Ataturk'e de minnet duymasini da
bilmesi gerekirdi...
 
Ihanet bazilarinin genlerine islemis !!!...
 
Bir kez daha MALUMUN ILANI soylemi buraya da gerektir ...
Ataturk'e ve Laik Cumhuriyet rejimine karsit nesiller yetistirilmektedir.
 
Isik evlerini , Sizinti dergilerini ,sakirt ve sakirdeleri,
abi'leri , abla'lari ,
Demirel'in ,Ciller'in; Ecevit'in ,Tayyip Erdogan'in,
yaninda  boy boy fotograflari olan
Nurcu'larin cemaat onderi Fetullah Gulen'i hatirlamak gereklidir.
Gulen'e saygi ve ozlemlerini gondermekte olan eski ve yeni TBMM Baskani,
Bulent Arinc'i, Koksal Toptan'i ,
Parti liderlerini, Mehmet Agar'i , Erkan Mumcu'yu da hatirlamamiz gerektir.
 
Laik Cumhuriiyet rejimiyle , tarikatlari ve onderlerini
el ele verdirerek ,
Rejime Ihanet etmis olanlari elbet tarih sorgulayacaktir.
 
Zavalli, militan turbanci Nuray Canan Bezirgan'in ,
Medya onune kasitli olarak cikartilip ,
teshir edilmesi aslinda yararli olmustur.
 
Yargitay Bassavcisinin , AKP hukumeti icin kapatma davasi acmakta
ne kadar hakli oldugunu ,
 
Anayasa Mahkemesinin , Turban kararini red etmekle ,
ne dogru is yapmis oldugunu,
 
Bezirgan bu radikal tavriyle bizlere bir kez daha gostermistir.
 
Tum Turkiye ile birlikte ,
Milli Egitim sistemi ,
Tarikatci Egitim bakani Celik tarafindan hizla seriata donusturulmektedir.
Onumuzdeki senelerde onbinlerce Bezirgan
toplum icine gireceklerdir.
Ana tehlike , seriat egitimi almakta olan cocuklarimizin
bu yobaz ve gerici , murteci egitim sistemi icinde yogrulmakta olmalaridir.
 
Eğitim sisteminin en az 120 bin dersliğe ihtiyacı bulunuyor. Çok sayıdaki köyde okullar atıl durumda bulunurken buralar onarılmıyor, ihtiyaçları giderilmiyor, öğretmen atanmıyor. Köylerdeki okullar taşımalı eğitim nedeniyle kapatılıyor. Böylece, içinde eğitim kurumu ve eğitimci bulunmayan köylerde adres, camiler ve din adamları oluyor. Alevi köylerine bile imam atanıyor. 
Zorunlu eğitimde yüzde 100 okullaşma oranı hâlâ yakalanamazken, her 10 çocuktan biri ilköğretimde okuma hakkından mahrum kalıyor. Ortaöğretim seviyesinde okullaşma oranı ise oldukça düşerek, yüzde 56 seviyesinde bulunuyor. Ancak okullu olamayan öğrenciler, her yaz hatta çoğu yerde yıl boyu Kuran kurslarına devam ediyor.

Okul yerine , var olan bir cami yanina ,bir cami daha yapiliyor.

Ataturk'cu ve Cumhuriyetci ogretmenler egitim sisteminden dislaniyorlar. Imam - Hatip'lilerin egemen oldugu bir sistem egitime egemen oldu.

Bezirgan da bu sistemin urunudur !

Uzerinde dusunmemiz gereken ,
Laik Cumhuriyet sistemine dusman nesilleri yetistirenler yol alirken,
Aydinlarin ve Devletin nerede olduklaridir ?.
 
Gerici bir egitimle yogrulmakta ve bilimin aydinligindan uzaklastirilmakta olan,cocuklarimizin bu tehlikeden nasil cikartilabilecegidir.? 
 
Naci Kaptan 13.06.2008 
Ref :
(1) Isgal gunlerindeki isbirlikciler - A.Nedim Cakmak
(2) Cumhuriyet 08.12.2007 - Erenduz Atasu
(3) Bir Hafizin anilarindan alinti 

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Fatih Altaylı'ya.Prof.Dr.Azmi Güran'dan.
« Yanıtla #4 : Haziran 14, 2008, 12:44:12 ÖS »
Muhterem Fatih bey.
Asagidaki yazinizi bana bir ahbabim yolladi. Igrenerek okudum.
Anladigima göre siz bu Nuray Bezirgan adli zatla mülakat yapmisiniz televizyonda.
Ustelik TC tarihinin tek sayfasini okumamis kimseyle. Ve bu mülakat televizyonda canli olarak nesredilmis. Kusura bakmayin, ama dolayisiyle Nuray Bezirgan'in söylediklerine ehemmiyet vererek dinleyicilerinizi bu yolda iknaya calismisiniz.
Halk o zaman islami değerler için savaştı.
Maraş'ta Fransız askerleri bir kadının örtüsüne saldırıyor.Sütçü İmam buna karşı ilk ateşi açıyor.Böylelikle Kurtuluş savaşı başlıyor.
Yani İngilizler olsaydı benim haklarım daha geniş olacaktı.

Bunlari söyleyen Nuray Bezirgan daha Istiklal harbinin ne oldugunu bilmedigi gibi, T.C. tarihini hic bilmiyor. 20nci asrin en güzel tarihi T.C. tarihidir,  1905-1945 seneleri. Sürükleyici roman gibi.
Belki sizde bilmeyebilirsiniz. 
Aceba biz Canakkale muharebesini kaybetseydik,o Nuray Bezirgan'in babasi, annesi, büyükbabasi,büyükannesi Anadolu topraklari üzerinde oturacaklar miydi?
Aceba kendisi Anadolu topraklari üzerinde mi dogmus,büyümüs olacakti?
Aceba bugün Türkiye'de mi oturabilecekti?
Kusura bakmayin beyefendi, maalesef sizde yapmis oldugunuz acik mülakatinizla bu cahil Nuray Bezirgan'i desteklemis oluyorsunuz.
Cok yazik. Kim bu zat?
Cok mühim bir zat miki?
Velakin sormaya degmez,böyle cahil kimselerin kim olduklarini dahi bilmek istemem.
Hürmetlerimle
Dr. Azmi Güran
Prof.Eng.Emeritus (U of P)

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
NE ATATÜRK'Ü BİLİYORLAR NE DE HUMEYNİ'Yİ?
« Yanıtla #5 : Haziran 16, 2008, 10:32:48 ÖÖ »
NE ATATÜRK'Ü BİLİYORLAR NE DE HUMEYNİ'Yİ?

Ercan Dolapçı

Gözlem

11 Haziran 2008

Geçenlerde Fatih Altaylı"nın programına katılan başı kapalı bir üniversiteli öğrenci, "Humeyni"yi seviyorum. Ama Atatürk"ü sevmiyorum. Sevmek zorunda mıyım?" gibi sözler sarf etti. Bu kesimin içindekini bir anlamda dışarıya vurdu. İstiklal Harbi ve Atatürk üzerine söyledikleri ise tam manasıyla cahilliğinin ürünü! Bir kere söylediği gibi milli mücadele Maraş"ta başı açılan bir Hanım yüzünden değil, İzmir"in 15 Mayıs 1919 günü işgaliyle başladı. Bu en büyük şehirdi ve Ege"deki işgalin başlangıcıydı. İşgal adım adım Anadolu"ya yayılıyordu. Bir gün sonra da Atatürk Samsun"a çıkmış ve mücadeleyi merkezileştirmeye çalışıyordu.

İstiklal Harbi"nde millet Atatürk"ün arkasına şeriat devleti kursun diye geçmedi. Namus, şeref ve bağımsızlık için peşinden gitti. Ve yanılmadı; bağımsızlığa da kavuştu. Bağımsız olmayan milletin ne dini ne de namusu olur! İstiklal Harbi"ni kazanan ve İstanbul"un hiçbir yardımını görmeyen, düşmanla işbirliği yapan ve kaderini onların iradesine veren bir yönetimi Türk Milleti sırtında taşıyabilir miydi? Taşımadı! İran bile 1979 Devrimiyle Padişah"ını başından attı. Mollaların bile attığı Padişahlığı biz mi başımızda tutacaktık? Biz bu kadar geri millet miydik?  Bu tarih bilmezlik değil olsa olsa aptallıktır. Bu da değilse aymazlık, hatta vicdansızlıktır!

Kızımız bir de "İngiliz ve Fransız mandasında daha özgür olurduk?" dedi. Bu tam bir felaket ve hainlik! Bu da, bu kesimin içinde bulunduğu ruh ve bilinç düzeyini gösteriyor. (Kuşkusuz hepsi böyle değil) Ama Hanım Kızımız üzülmesin o yıllarda kendisi gibi düşünenler düşmanla bugünkü gibi işbirliği yapıyor ve mandaya razıydılar. Bunun için çırpındılar. Bunların en akıllıları Sivas"ta Mustafa Kemal"e "medeniyet" adına mandayı kabul ettirmeye çalışmış başaramamıştı. İstiklâli tamcılar kazandı. Hanım kızımız gibi düşünenler o tarihte Yunan Ordusuna bile "Halife"nin ordusu" diyordu. İsyan edip Milli Kuvvetleri arkadan vuruyordu. Atatürk bile "biz dış düşmandan çok, iç düşmanla uğraştık" demişti. İstiklâl Harbi ibretlik olaylarla doludur. Ders almasını bilenler için tabi…

İstiklâl Harbi yıllarındaki saflaşmanın aynısı bugün de yaşanıyor. O gün de Milliciler ve gayri milliciler vardı bugün de… Değişen bir şey yok. Olaylar aynı olunca! Vicdanlar başörtüsü karanlığıyla kararınca değişen bir şey yok! Gerçekler böyle örtülmeye ve çarpıtılmaya çalışılıyor.

Hanım Kızımızın ruh halini düşünebiliyor musunuz, özgürlüğü başörtüsünde ve dini devlette arıyor. Oysa bugün dini devlet İslâm dünyasında bile yok ve olanlar da o millet tarafından beğenilmiyor! İslâm Dünyasının içinde en çağdaş ve millet olmuş millet biziz! Zaten en çok da bu rahatsızlık yaratıyor. Emperyalist ülkeler istiyor ki Türkiye bir bütün olmasın kırk parçaya ayrılsın ve sabah akşam dini ve etnik kavgalarla boğuşsun!

Gelelim Humeyni meselesine! Bu kızımız eminim Humeyni"yi de bilmiyordur ve O"nu sadece sakalından ibaret sanıyordur. Oysa Humeyni, dürüst, namuslu, antiemperyalist ve Padişah karşıtı bir devrim lideriydi. Ömrünü ABD uşağı Şahı yıkmaya adamış ve bunu büyük bir bedel ödeyerek gerçekleştirmiş bir insandı. Ben İran"a gittim ve Humeyni"nin kaldığı evi gördüm. Aydın'da ortalama bir vatandaşın evi gibi kiralık bir evde ömrünün sonuna kadar sade hayat sürmüş ve halkı tarafından çok sevilen bir insandı!

Humeyni, Türkiye'deki "İslamcıyım" diyenlerin yüzüne bakmaz. Çünkü bunlar ABD- AB işbirlikçisi ve para düşkünü! Oysa Humeyni gösterişsiz bir derviş gibi yaşadı. Halkçıydı ve İran'a Cumhuriyeti getirdi. Türkiye'den tek farkı İran lâik değil o kadar! İran ile Türkiye hiçbir zaman aynı olmaz. Her iki ülke de birbirinin rejimine saygı duymuş ve içişlerine karışmamıştır. Ama iki millet de büyük millettir ve köklü kültür ve devlet geleneğine sahiptir. İran"da İslamcılar ABD ve emperyalizm karşıtıdır. İran'ın mollaları bilgili ve donanımlıdır. Bugün devlet yönetiyorlar. Gelişmiş ve başı dik bir İran kurdular. Ben doğrusu Humeyni'yi de İran"ın halkını da takdir eder ve saygı duyarım. Ama Atatürkçülüğümden de asla taviz vermem!   Hele vatanımdan asla!

Hanım Kızımız gibilere tek önerimiz,kafanızı başörtüsü karanlığından çıkarın da gerçekleri biraz görün!
Önce de kalplerinizdeki Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığını silin! Yoksa bu kör düşmanlık sizi Irak"taki ABD postalı öpen İslâmcılara benzetir. Türkiye'de Atatürk ve Cumhuriyet'le uğraştığınız kadar Irak'ta cami yakan, Kur'an dipçikleyen ABD işgaliyle uğraşın da görelim bakalım. Niye biriniz Irak'a gidip de direnişe destek vermiyor. Veya niye başörtüsü gösterisi yaptığınız kadar, ABD"nin Irak işgalini protesto etmiyorsunuz? Yoksa orada Hıristiyanlar mı direniş gösteriyor da haberimiz yok!

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
STV:Samanyolu Müslüman Takiyesi Yapıyor
« Yanıtla #6 : Haziran 17, 2008, 06:39:47 ÖS »
Samanyolu Müslüman Takiyesi Yapıyor 

 
Samanyolu televizyonu beni Fadime Şahin'e benzetti. Belden aşağı vurmaya çalıştılar, çok çirkin. Nasıl böyle bir şeyi yaparlar? O zaman Müslüm Gündüz nerede? Ben evli, 3 çocuklu bir kadınım. Samanyolu'nun dindarlara Müslüman takiyesi yaptığını düşünüyorum.


* Savcılığın hakkınızda soruşturma açmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Soruşturma açılması neyi değiştirecek? Ben 5 yıl cezaevinde yattığım zaman benim gibi düşünenlerin kafalarındaki silinmiş mi olacak? Sadece insanlar sindirilmeye çalışılmış olur. Ben hedef seçildim. Kimse beni anlamaya çalışmadı.

* Ne tür tepkiler aldınız?

Fatih Altaylı yazısında 'Maskesini düşürdüm' demiş. Benim maskem yok ki. Ben dürüst olduğum için ne düşünüyorsam söyledim. Bu mu maske takmak? Oysa hedef tahtasına ne kadar fikir özgürlüğümüz var bunu koymalı ve bunu tartışmalıyız. Öyle bir polemik oluşturuldu ki yalnız kaldım.

* Dindar kesimden destek görmediniz mi?

Samanyolu televizyonu beni Fadime Şahin'e benzetti. Belden aşağı vurmaya çalıştılar, çok çirkin. Nasıl böyle bir şeyi yaparlar? O zaman Müslüm Gündüz nerede? Ben evli, 3 çocuklu bir kadınım. Samanyolu'nun dindarlara Müslüman takiyesi yaptığını düşünüyorum.

* Ailenizin tepkisi ne oldu?

Benim anne tarafım Yugoslav göçmenidir. Dayımla zıt görüşteyiz. Teyzemi aramış ve 'Bu işi kan temizler' demiş. Farklı olamaz mıyım? Neden kimse bunu kabul etmek istemiyor. Bakın Kanada'da benim yakın arkadaşım bir Hindu idi. O birçok tanrıya inanıyordu. Benim gibi düşünmek zorunda mı?

* İngiliz mandacılığını neden övdünüz?

Orada bir teşbih vardı. İngilizler kendi ülkelerindeki Müslümanlara bizden daha fazla hak tanıyorlar anlamında söyledim. Bizim ülkemizde çocuğunuza resmi ideoloji dışında bir eğitim vermek istediğinizde veremiyorsunuz. Eğitseniz de geçerli bir diploma alamıyor. Bu nedenle yurtdışına çıkılıyor.
Farklılıkları konuşsak, tartışsak ne olur? Atatürk'ün Kazım Karabekir gibi muhalifleri vardı. Ama muhaliflerini ortadan mı kaldırdı. Türban yasağı sadece Türkiye uyguluyor. Dinimden ötürü ayrımcılığa tutulduğumu düşünüyorum. Sürekli devlet babanın sopası sırtımızda. Sürekli süni gündemler oluşturuluyor.

* Atatürk'ü sevmediğini söylemene neden olan neydi?

'Ben Atatürk'ü sevmiyorum' derken Atatürk'ün şahsı değil, Atatürkçülük politikasını kastettim. Türkiye'de 2 farklı Atatürk profili var. Birinde dinin yüce olduğunu ve ilermeye engel olmadığını belirtiyor. Diğer profilde ise dinin ilerlemeye engel olduğu söylemi var. Bir çok araştırmak yaptıktan sonra Atatürk'te dindar profili yakalayamadım.
milliocak.com
-----------
STV suç işliyor.
http://tr.netlog.com/go/explore/videos/videoid=1230091

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
HUMEYNİ'nin vasiyetnamesi yasaklandı!
« Yanıtla #7 : Haziran 18, 2008, 06:03:59 ÖS »
Rusya, İran İslam Devrimi lideri Ayetullah Humeyni'nin Rusça'ya çevrilen "Vasiyetname" eserini kışkırtmacılık niteliği taşıdığı gerekçesiyle yasakladı.

Humeyni'nin Vasiyetname adlı eserinin Penza Vilayet Mahkemesi tarafından yasaklanması, siyasi uzmanlar tarafından Rusya ile İran ilişkilerine darbe olarak yorumlanıyor.

Yasak kararı, Rusya Federal Tescil Bürosu'nun yayınladığı radikal yayınlar listesinde de yerini aldı. Dünyanın değişik coğrafyalarında olduğu gibi Rusya üniversitelerinde de tarih ve siyaset kurslarında öğrencilere anlatılan Humeyni'nin 30 yıl önce yazdığı Vasiyetname adlı eserinin Rusya'da yasaklanması Müslümanlar tarafından tepkiyle karşılandı.
 
Daha önce Said Nursi eserlerinin de Rusya'da yasaklandığına ve Rusya mahkemelerinin İslami eserleri yasaklamak için adeta birbirleriyle yarıştığını belirten uzmanlar, buna karşılık Müslümanları kesip doğrama çağrısı yapan yüzlerce kitap, broşür ve makaleden hiç birisinin şimdiye kadar radikal yayınlar listesine girmemiş olmasına bir anlam veremediklerini belirtiyor.

Penza vilayeti mahkemesi tarafından alınan yasak kararına gerekçe olarak, Humeyni'nin Vasiyetname eserindeki "Her türlü bağımlılığa, kararlılık ve azimle karşı çıkınız" ifadesi olduğu bildirildi. Bu arada alınan yasaklama kararının İran'da Humeyni'nin ölüm yıldönümü dolayısıyla düzenlenen anma etkinliklerine denk gelmesi de dikkat çekti.
medya24.com

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Siyonizm,kendi kadınlarını niçin kullanır?
« Yanıtla #8 : Haziran 19, 2008, 03:06:26 ÖS »
Tarihte Yahudi kadınların,tarihin önemli kişilikleri ile ilgili ilginç sonuçları var. Sinemalarda da bunun örneklerine sık rastlarız. Yazılarımızda sık vurguladığımız gibi, “örnekler örnek olmak içindir” deriz. Nedenine gelince de...   

Siyonizm, kendi kadınlarını niçin kullanır?

Ali Haydar HAKSAL
Tarihte Yahudi kadınların, tarihin önemli kişilikleri ile ilgili ilginç sonuçları var. Sinemalarda da bunun örneklerine sık rastlarız. Yazılarımızda sık vurguladığımız gibi, “örnekler örnek olmak içindir” deriz. Nedenine gelince, “örnek” denilen veriler tek olarak gösterilseler de bunlar temsil noktasındadırlar.
Yahya Peygamber’in başının kesilmesi ve bir tepside “Salome” adlı bir Yahudi kızın kurbanı olması da bir örnek. Hazret-i Yahya kralın kızının isteklerini reddettiği için zindana atılıyor sonra da başı kesilerek bir tepside ona sunuluyor.

Oscar Wilde Fransa’da iken yazdığı Salome adlı piyesi sahneleniyor, eserin ve oyunun İngiltere’ye girmesi yasaklanıyor. Oscar Wilde’ın seçkin ailelerden birinin oğluyla sapkın ilişkisi olduğu gerekçesiyle ağır kürek ve hapis cezasına çarptırılıyor. Hayatı zehir oluyor ve yokluk, sefalet içinde çok genç yaşta ölüyor. Oscar Wilde çok ağır cezalandırılırken saraya yakın lordlar ailesindeki kişiye herhangi bir ceza verilmiyor.

Bizim tarihimizde bunun en çarpıcı örneği İttihat ve Terakki üçlüsünden Cemal Paşa’dır. Suriye’de ordu komutanlığı sırasında kendisine musallat edilen, olan ve kabul gören bir Yahudi Kadın var: Sara. Bu kadın Cemal Paşa ile olduğu sıralarda bütün önemli bilgi ve belgeleri Akdeniz’de bulunan İngiliz donanmasına ulaştırıyor. Kanal Savaşı’nın kaybedilmesinde, İngilizler ve Yahudiler lehine bitmesinde de Yahudi kadın Sara’nın rolü büyük. Suriye’de, Arapların ileri gelenlerini, âlim ve şairlerinin idam edilmelerinde de önemli bir rolü var. Bu durum fark edilince, bir içki fabrikasında kıstırıldığında intihar ediyor Sara.

Yakın zamanda Abede siyasasında ilginç olaylar var. Bunlardan biri de Abede’nin bir dönem başkanlığını yapan Bill Clinton.  Anımsanacağı gibi kendisine musallat olan, edilen ve bu tuzağa düşen Clinton bir anda darmadağın oldu, edildi.

Bu yazıyı niçin yazma gereği duyuyoruz.

Siyonizm’in önemli temsilcilerinden ve bugünlerde itibarı bir hayli yüksek olan Şimon Peres’de Hürriyet gazetesinde Defne Barak ile yaptığı söyleşide, dikkatimizi çeken bir bölüm. Bu yazı birden bir şafak attırdı. Nasıl mı? Birlikte okuyalım.

“Fransa First Lady’si  Carla Bruni ve İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Paris ziyareti sırasında tanıştılar. Peres, tabiî önceden Carla’nın Paris’in aydın çevrelerine mensup eski Yahudi erkek arkadaşlarını tanıyordu. Carla o gece, mor bir tuvalet giydi, kıyafetinin altında iç çamaşırı olmadığını saklamadı. Kameralara gülümserken, Peres’e “Ben cheese (peynir) demem seks derim dedi.” [18 Haziran, 2008 Çarşamba] Haberin devamı var. Fakat bizi burada ilgilendiren önemli bir cümle var. “Peres, tabiî önceden Carla’nın Paris’in aydın çevrelerine mensup eski Yahudi erkek arkadaşlarını tanıyordu.” demekte.

Şimon Peres gelecek hafta Fransa Devlet Başkanı “Nicolas Sarkozy” ile İsrail’de bir görüşme yapacak. Bu görüşmede “Türkiye için Sarkozy’den ricada ve himmette bulunacak”. Bu kalemin sahibi, bu köşede daha önce Şimon Peres’in Türkiye ile ilgili düşüncelerini yazmıştık. Bu kısa röportajda gene önemli vurguları var. Türkiye ne kadar da önemli onlar için.

“Türkiye’nin AB üyesi olmasını yüzde 100 destekliyorum. Bu önemli. AB Hıristiyan deklarasyonu ile kuruldu, üç kurucu üyesi Katolikti. Komünizme karşı kuruldu, ancak Komünizm çoktan öldü. Sarkozy’e (Merkel ve diğerlerine) şöyle diyeceğim. Avrupa’ya Türk işçi göndereceklerine siz Türkiye’ye daha fazla iş yollayın. Sağlıklı ilişki kurun. İslâm’da iki ekol vardır. Biri Türkiye tarafından benimsenmiştir. Diğeri İran tarafından. Sarkozy ve diğer liderlere; ‘Türkiye’ye yardım etmezseniz, İran’a yardım etmiş olursunuz’ diyeceğim.

Konuşmanın başka bölümleri de var. Üzerinde durulmayı ve analiz edilmeyi gerektiren. Bu yazımızda, şimdilik, “Dünya İmparatorluğuna soyunmuş olan” Şimon Peres’in takındığı tutum. Orta Doğu üzerinde yürüttüğü politika. Türkiye biçtiği rol. Bu rolde Avrupa’yı da Abede’yi de çekip çevirirken kadınların üstlenmiş olduğu rol. Abede seçimleri öncesi Barak Hüseyin Obama’ya aba altından kadın gösterildi bile.

Nedense bu gibi ilişkileri de hep kadınlar üzerinde yürütüyor ve başarıyorlar da..
Kaynak:
http://www.saadetgeliyor.com/haberdetay.asp?bolum=362&uyeid=0
Not:Her ne kadar bir kısım okuyucu bu başlıkla bazı yazıları ilişkilendirmiyor olsa da derinliklerinde ilişkili olan yazıları aynı başlıkta paylaşmaya gayret etmekteyim ki bağlantıların kökleri aydınlanabilsin.Örek olarak bu yazının altına hemen Hülya avşar ile ilgili bazı yazılar aklıma geliyor.
İlgisiz diyenler olsa dahi ben ilgilendireceğim.
Alta bakınız...
A.Dursun

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
GRUP SEKSİNİN İÇİNE HÜLYA AVŞAR VE DENİZ AKKAYA'YI SOKTU
« Yanıtla #9 : Haziran 19, 2008, 03:12:51 ÖS »
YALÇIN KÜÇÜK SABETAYLARIN GRUP SEKSİNİN İÇİNE HÜLYA AVŞAR VE DENİZ AKKAYA'YI SOKTU

 
"Sabetayizm ve Grup Seks" isimli kitapla ilgili röportaj veren Yalçın Küçük, Türkiye'deki Sabetayistleri açıklıyor. Yazarın iddiaları sanat dünyasında da büyük yankı bulacak. Çünkü Küçük'e göre, Hülya Avşar Sabetay Sevi'nin propagandisti.
 
Yazar Yalçın Küçük bu kez yazdıkları ile Türkiye'yi ayağa kaldıracak. Son kitabını Türkiye'deki Sabetayistlere ayıran Küçük, kitabının hem ismi hem de içeriği ile olay yaratacak.
"Sabetayizm ve Grup Seks" isimli kitapla ilgili röportaj veren Yalçın Küçük, Türkiye'deki Sabetayistleri açıklıyor. Yazarın iddiaları sanat dünyasında da büyük yankı bulacak. Çünkü Küçük'e göre, Hülya Avşar Sabetay Sevi'nin propagandisti.

Ünlü yazar bu iddiasını şöyle açıklıyor;

"Ben Hülya Avşar'ın İbrani ve Sabetayist olabileceğini hiç aklıma getirmezdim. Bir gün, "Kaya usturuplu zina yapıyor" dedi. Bu tipik Sabetay'ın emridir; "Zina yapın ama usturuplu yapın." Sabetay Sevi'nin emirlerinde "free love" yoktur. Ama bu vardır; "Yapın, hissettirmeyin."

Hülya Avşar'ın aile temelini altüst ettiğini savunan Yazar, magazin sayfalarına yansıyan Ali Güven ilişkisini de bir kamuflaj olarak niteliyor. "Zavallı Kaya boşanmak istiyordu" diyen yazar şöyle devam ediyor; "Oligarşi engel oluyordu. Çünkü onun evli görünmesi bazılarının işine geliyordu. Ali Güven'i de herkes tanıyormuş Türkiye'de. Ne işi var, ne gücü... O şu anda Hülya Avşar'ın esas ilişkisini kamufle ediyor." Yalçın Küçük'e göre bu gizli ilişki de Sabetay cemaati içinden...

SABETAYİST OLAN ÜNLÜLER
Yalçın Küçük'e göre ünlü model Deniz Akkaya da bir Sabetayist. Yazar, Akkaya'nın Çerkes ve İbrani asıllı olduğunu savunuyor. Listede; Mustafa ve Yılmaz Erdoğan, Gülben Ergen gibi bir çok ünlü var...

GÜNAH ARTINCA MESİH GELECEK
Yalçın Küçük'ün kitabındaki asıl ortalığı karıştırıcak iddialar ise Sabetayistlerin yatak odalarıyla ilgili. Küçük'e göre, grup seks Sabetayizmin emri. Bunun nedenini de şöyle açıklıyor Küçük;
"Sevi'nin emridir. Yoksulluk arttığı zaman devrim olacak. Günah artınca Mesih gelecek, kurtuluş olacak. Günah işleyerek kurtulma Sabetayizm'in temel dinsel kurallarından birisidir." Yalçın Küçük'e göre, Sabetayistler bu nedenle grup sekse yöneliyorlar. Buna delil olarak da 21 Mart'ı 22 Mart'a bağlayan gece kutlanan "Kuzu Festivali"ni gösteriyor. Yalçın Küçük'e göre, bu özel günde "İki çift; Doğu dinlerinde olduğu gibi baharda süslenir, yemek yerler. Sonra da eşler değişilir."

Yalçın Küçük'ün Sabetayistlerle ilgili daha bir çok iddiası ve tespitleri de var. İşte bunlardan bazıları;

-Sabetayist isimleri biseksüel isimlerden seçiliyor.
-Sabetayistler de aşk evliliği olmuyor.
-Türkiye'deki Sabetayistler'in hepsi zengin ve ünlü,
-Sabetayistlerin üçte biri Türkiye'ye sadık, diğerleri İsrail'in güvenliğini Türkiye'ninkinden daha çok önemsiyor.
-İbrani asıllı olmayan Türkiye'de Dışişleri bakanı olamıyor. (Kaynak; Tempo)

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Humeyni,İran'ın "Hürriyet Gazetesi" Ayandegan'a neden çok öfkeliydi?
« Yanıtla #10 : Eylül 17, 2008, 01:43:58 ÖS »
Humeyni, İran’ın ’Hürriyet Gazetesi’ Ayandegan’a neden çok öfkeliydi?
Soner YALÇIN
 sonery@hurriyet.com.tr

Ayandegan, İran’ın en etkili ve en çok satan gazetesiydi. Fransız Le Monde Gazetesi’nden çevrilen bir haber, Humeyni ile Ayandegan’ı karşı karşıya getirdi.

Hangi haber Humeyni’yi çok kızdırmıştı? Gazetenin boykot edilmesini isteyen Humeyni’nin yardımına kimler koştu? "Yılmayacağını" açıklayan gazete nasıl sindirilmek istendi? Okuyucular, gazetelerine nasıl sahip çıktı? Humeyni’nin şiddetli tepkisinin altında aslında ne vardı? Ayandegan’ın sonu ne oldu? Gazetenin sahibi Daryuş Homayun’un başına neler geldi?

AYANDEGAN, İran’ın en çok okunan gazetesiydi. Tirajı bir milyondu. Liberal-özgürlükçüydü. Köşe yazarları arasında, solcu, sağcı, liberal her görüşten kişi vardı.

Sahibi Daryuş Homayun gazeteciydi. Doktorasına yaptıktan sonra basına girmiş ve sonunda kendi gazetesini çıkarmıştı. Liberaldi. "Anayasacı Meşrutiyeti" savunuyordu.

Evet, Ayandegan, İran’ın en etkili ve popüler gazetesiydi.

Ve bir gün...

Kavganın nedeni: Le Monde

Tarih: 11 Mayıs 1979.

Ayetullah Humeyni, Ayandegan Gazetesi’nin yalan yazdığını söyleyerek, İranlıları gazeteyi boykot etmeye çağırdı.

Peki, Ayandegan Gazetesi ne yazmıştı da Humeyni’yi kızdırmıştı?

İlginçtir; Humeyni ile Ayandegan arasındaki mesele ülke dışındaki bir olaydan çıkmıştı!

2 Mayıs 1979’da -bugün hálá kimler tarafından öldürüldüğü bilinmeyen- Ayetullah Mottahari’ye suikast yapıldı.

Bu cinayetle ilgili kapsamlı bir araştırma yapan Fransız Le Monde Gazetesi’nin haberini çevirip sayfalarına taşıyan Ayandegan, Humeyni’yi çok kızdırdı.

Çünkü haber, üstü kapalı biçimde suikastı Humeyni ile irtibatlandırıyordu.

Humeyni, Fransız Le Monde değil ama Ayandegan’a karşı öfke dolu bir konuşma yaptı.

Humeyni’nin öfke dolu konuşmasının sebebi bir değildi. Aslında Mottahari suikastı bardağı taşırmıştı.

Ayandegan, yeni rejime karşı özgürlükçü kesimin taraftarlığını yapıyordu.

Yayınları Humeyni’yi kızdırdı

İran Gençlik ve Spor Bakanlığı’ndan bir yetkili, yandaş medya İttilat Gazetesi’nde, kız ve erkek çocukların birbirinden ayrı spor yapmaları gerektiğini, aksi takdirde yakında spor salonlarının yanına bir de doğumevi açmak gerektiğini yazdı!

Kuşkusuz bu yazıya bugün siz nasıl tebessümle yaklaşıyorsanız, o gün İranlıların çoğu da öyle yaklaştı.

Ayandegan bu görüşle alay eden bir makale yayınladı.

Aslında kimse tehlikenin farkında değildi henüz.

Herkes yeni rejime yaranma telaşındaydı.

Bu konuda komik bir örnek vermeliyim:

Tahran Kent Tiyatrosu’nun önünde Henry Moore’nin yaptığı flüt çalan adam yontusu vardı.

İran, İslam Cumhuriyeti olunca yeni rejime yaranmak isteyen Berlin’de tiyatro bilimleri öğrenimi görmüş, yani okumuş tiyatro müdürü hemen heykelin pipisini kestirdi. İnanın şaka değil.

Fakat pipi kesilerek sorun giderilemedi. Çünkü bu kez heykelin dişi mi erkek mi olduğu kafaları karıştırdı!

Tiyatro müdürü heykeli giydirmek istedi.

Ama mollalar kesin çözümü buldu; heykel parçalanarak çöpe atıldı!

Bir süre sonra da yeni rejime yaranmak isteyen müdürün işine son verildi; tiyatrolara yasak getirildi!

Zamanla komik görünen olaylar dehşetli bir hal almaya başladı.

Ayandegan hepsini haber yapıyordu.

Kamusal alanda kadınlara başörtü zorunluluğu getiren yasaya Ayandegan karşı çıktı.

Peçesiz dolaştığı için saldırıya uğrayan kadınların çığlıklarını tek duyan gazete Ayandegan oldu.

İçki satan büfelere, fabrikalara yapılan saldırılar Ayandegan’da yer aldı.

Kızların evlenme yaşının 18’den 13’e düşürülmesine karşı çıkan yine Ayandegan’dı.

İranlı aydınların büyük çoğunluğu, molla rejiminin yaptıklarını hep, "geçiş sancıları" olarak görüyordu. Her seferinde "Tamam bu sonuncusu" diyorlardı.

Ancak bu tehlikeli gelişmeden haberdar olan gazeteci yazarlar da vardı.

Ayandegan Gazetesi köşe yazarı Said Cevadi bunlardan biriydi.

Her gün yazıyordu: "Faşizmin ayak seslerini duyuyorum!"

Köşe yazarı Cevadi’yi bir kişi duydu: Ayetullah Humeyni.

’Yılmayacağız’ manşeti

Humeyni, Ayandegan’ın "baş belası" olacağını çoktandır anlamıştı.

İktidara daha tam hákim olamadığı için ilk başta gazeteyi kapatamayacağını biliyordu. Bu nedenle boykot çağrısı yapmıştı. Sanıyordu ki gazete ya geri adım atacak ya da satamayıp iflas ederek kapanacaktı.

Humeyni’nin beklediği olmadı.

Humeyni’nin boykot çağrısından bir gün sonra, Ayandegan dört sayfa çıktı.

İlk sayfada kısa bir açıklama vardı; Mottahari suikastıyla ilgili haberler Fransa’da çıkmıştı. Onlar sadece çeviri yapmışlardı. Eğer İran devleti olarak tepki duyulacaksa Fransa’ya duyulmalıydı!

Bu açıklamadan sonra da eklediler: "Yılmayacağız."

Gazetenin diğer üç sayfası boştu, bembeyazdı.

Ayandegan mücadeleye kararlıydı.

Ama...

Bayiler gazeteyi satmaya korktular. Çünkü gazeteyi satan bayilerin dükkánları eli sopalı mollalar tarafından tahrip edilip, yakıldı!

Başörtüsüz kadınların yüzüne kezzap atan, sinema, kitabevi yakan, içkili yerleri yakan mollaların hedefinde bu kez gazete büfeleri vardı.

Büfeciler, Ayandegan’ı satmamaya başladılar.

Bu kez devreye gazetenin okuyucuları girdi; Ayandegan’ı elden sattılar.

Gazete tiraj kaybetmedi. Ancak...

’Bunlara tolerans yok’

Ayetullah Humeyni’nin Ayandegan’a hiç tahammülü yoktu.

Gazeteyi çıkaranlara, satanlara, okuyanlara "Vahşi hayvanlar" diyordu. "Bunlara karşı hiç toleransımız olmayacak" diye halkı kışkırtan konuşmalar yapıyordu.

Boykot pek etkili olamayınca eli sopalı mollaların hedefinde bu kez gazete okuyucuları vardı.

Yaşamı boyunca Ayandegan görmemiş, okumamış yoksul varoşlar, gazeteyi kimin elinde görürse saldırıp öldüresiye dövüyordu. Ayandegan’ı taşımak, okumak artık riskli hale geldi.

Enformasyon Bakanı Minaci’ye göre bu şiddet değildi; halkın içten gelen tepkisiydi.

Ve basına da öğüt veriyordu sürekli:

İslam Devrimi yolundan sapmayın! Halkı kışkırtmayın! Halkı kandırmayın!

Yıllarca Şah’a karşı mücadele vermiş, özgürlük hareketlerini savunmuş Ayandegan, yandaş medyada yapılan kışkırtıcı, yalan yayınlar sonucu bir anda, "Amerikancı" ve "Siyonist" oluverdi!

Kara propaganda başarılı oldu. İnsanlar korktular.

Sonuçta molla şiddeti ve Humeyni kazandı.

Sahibi tutuklandı

Ayendegan, "yeni rejimin basın özgürlüğü konusundaki tutumu açıklığa kavuşana kadar yayınına bir süreliğine ara verdiğini" açıkladı. Sonra bir iki kez çıkma teşebbüsünde bulundu.

Ancak...

Velayat-i Fıkıh tarafından 8 Ağustos 1979’da kesin olarak kapatıldı. Sahibi Daryuş Homayun tutuklandı. "Günah keçisi" ilan edildi. Sonra İran’dan kaçıp Türkiye üzerinden Paris’e gitti.

14 Eylül 2008...

Ayandegan, İran’da hálá yasak!

Ayandegan’ın başına gelenleri "geçiş döneminin spontane olayları" diye düşünen İranlı aydınlar, bugün Paris kafelerinde gördükleri ihtiyar Daryuş Homayun’dan af diliyorlar!

İslamcı medyaya örnek bir İran gazetesi: Camee

CAMEE (Toplum), 1998’de yayın hayatına başladı.

Kısa sürede İran’ın popüler gazetelerinden biri oldu; 300 binlik tirajı vardı.

16 sayfalık gazeteyi, Tahran’da evden bozma küçük bürolarında kadınlı erkekli 45 kişi hazırlıyordu.

Farklıydı. Farkı, kimsenin yazamadığı alışılmışın dışındaki haberlere yer vermesiydi. Örneğin, Hizbullah’ın yasadışı faaliyetlerini çekinmeden yazıyorlardı. Faili meçhul cinayetlerin üzerine gidiyorlardı. Yolsuzluklarla savaşıyorlardı. İran cezaevlerinde yatan siyasilerle röportaj yapıyorlardı.

Siyasi karikatürleri, kara mizahı korkusuzcaydı.

Yıllarca görmezlikten gelinen kültür-sanat haberlerine geniş yer veriyorlardı.

Okuyucu kitlesi, yıllarca tekdüze resmi haberlerden sıkılan reform yanlısı kişilerdi.

Gazetenin çember sakallı Genel Yayın Yönetmeni Maşaallah Şemsülvaezin, yayın çizgilerini şöyle açıklıyordu:

"Biz demokratik diyaloğun seviyesini yükseltmeye ve hükümetin özgürlükler konusunda ne derece hoşgörü sahibi olduğunu sınamaya çalışıyoruz." Ardından ekliyordu: "İran’da demokrasinin bir mayın tarlası olduğunu biliyoruz; kendimizi mayın arayıcılar olarak görüyoruz."

Camee aslında İslamcı rejimi savunun bir gazeteydi.

Çalışanlarının çoğu İslam Devrimi’ni desteklemişti.

Bu siyasal görüşleri, iktidarın/rejimin yanlışlıklarını yazmalarına engel değildi.

Reform yanlısıydılar. "Düşünce özgürlüğü olsun ki inanç özgürlüğü olsun" ilkesini benimsemişlerdi.

Kısa sürede başarıyı yakalayan Camee’nin yayın hayatı uzun olmadı.

Yayımlanmaya başladıktan dört ay sonra hakkında dava açıldı:

"Ahlaki düzene iftira ettiği ve gerçekdışı makaleler yazdığı" gerekçesiyle suçlu bulundu.

Rejim destekçilerinin "düşman uçağına" benzettiği Camee bir ay sonra kapatıldı.

Haziran ayında kapatıldığında tirajı 2 milyona yaklaşmıştı.

Geri adım atmadılar. Aynı kadro yeni bir gazete çıkardı: Tus (İran).

Yeni gazete Tus’un mizanpajı da, yayın çizgisi de Camee’den farklı değildi.

Korkusuzdu.

Reformcu eski bakanlar Ataullah Mohacerani ile Abdullah Nuri’nin Tahran Üniversitesi’nde cuma namazı kılarken seksen kadar Hizbullah yanlısı tarafından dayak yemesini manşetine taşıdı.

Tus, iktidarın askeri gücü Hizbullah’ı bile hedef almaktan çekinmedi. Başyazında aynen şöyle yazdı:

"Bunu yapanların teröristlerden farkı yoktur. Bu konuda tepki göstermeyen ve susanlar, kendi kişisel çıkarlarına hizmet etmektedirler, devrim ideolojisine değil."

İran yargı mekanizmasının başındaki isim Ayetullah Muhammed Yezdi, cuma vaazında Tus’a yanıt verdi:

"Günümüzde gazeteler ve dergiler özgürlük adına büyük hatalar yapmaktadırlar. Yasaklanan bir gazetenin yeniden yayımlanmaya başlanması özellikle kanun dışıdır. Ümit ederim ki birileri harekete geçmeden Kültür Bakanı harekete geçer."

Ağustos ayında Tus kapatıldı. Gerekçe benzerdi: "Kamu düzenini bozacak yalanlar yazmıştı!"

Mollalar artık akıllanmışlardı. Gazetenin başka isimle çıkmaması için Tus’un yayıncısı Hamid Rıza Celayipur ile altı yönetici tutuklandı.

On yıl önce İslam devrimine büyük katkıları olmuş, içişleri ve dışişleri bakanlıkları yapmış olan yayıncı Celayipur, 1998 yılı yazında ruh halini şöyle anlatıyordu: "Dolu bir silah üzerime çevrilmiş gibi hissediyorum. Bilmediğim tek şey, tetiğe ne zaman dokunacakları."

Hamid Celayipur bu sözleri ederken gözlerinden akan yaşları, birlikte çalıştığı gazeteci kız kardeşi Fatime Celayipur’dan saklıyordu. Çünkü iki erkek kardeşi Irak Savaşı’nda şehit olmuştu. Üçüncüsü ise rejim muhalifi Mücahidin saldırısında ölmüştü. Şimdi ise kardeşlerinin uğruna öldüğü rejim silahı onun üzerine doğrultmuştu.

Celayipur Ailesi daha birkaç yıl öncesine kadar rejiminin sembolüydü.

Şimdi ise rejimi tehdit eden bir aileydiler!

Korku içindeydiler. Nasıl korkmasınlar? O yıl İran’da ardı ardına faili meçhul cinayetler işlenmeye başlandı. Öldürülenler hep reform yanlısı aydınlardı.

O karanlık günlerde Camee ve Tus kapatıldıktan sonra üçüncü gazetelerini çıkardılar: Neşat (Mutluluk).

Neşat özellikle rejimi eleştiren üniversite öğrencilerinin okuduğu bir gazete oldu.

Ve doğal olarak Eylül 1999’da kapatıldı. Genel Yayın Yönetmeni Latif Safari hapse atıldı.

Suçu, "İslam’ın kutsal buyruklarına ve yüce liderine hakaret" idi.

Bunu şu yazıyla yapmıştı: "Asılarak ölüm cezası uygulanması ve intikam almaya yönelik cezalar, dünyadaki cinayetlere ve ahlaksızlığa çözüm getirmemiştir. Ve üstelik bunlar Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’yle bağdaşmıyor."

Bu makaleye Ayetullah Hamaney sert yanıt vermişti: "İslam’ın temel ilkelerini inkár eden kafirdir ve cezası ölüm olmalıdır."

Sonuçta:

Camee, Tus ve Neşat; üç gazete de kapatıldı.

Çoğu çalışanı, işkenceleriyle meşhur Evin Cezaevi’ne gönderildi.

Oysa bu gazeteciler, yazarlar İslam Devrimi’ne bağlıydılar.

Hepsi İslam Devrimi’ne inanmışlar, İslam Devrimi için mücadele etmişler, bu uğurda yakınlarını kaybetmişlerdi.

Hálá inançlıydılar.

Zamanla İslam devrimi kendi evlatlarını yemeye başlamıştı.

Bu evlatların tek farkı, rejimi eleştirmeleriydi.

Çünkü: Biliyorlardı ki eleştirinin, özgür basının olmadığı rejimler çökmeye mahkûmdu...
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=9892656&yazarid=218

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
HUMEYNİ-Risalesi,Tahrir el Vesile'den örnekler.
« Yanıtla #11 : Kasım 05, 2008, 11:40:33 ÖS »
HUMEYNİ-Risalesi,Tahrir el Vesile'den örnekler.

- Bir erkek, yasi cok kucuk te olsa bir kiz cocugu ile cinsi temasta bulunabilir. Fakat onden duhul etmemelidir. Arkadan yaklasmasi uygundur. Eger bu sekildeki bir cinsel temas sirasinda kiz cocugu sakatlanirsa, erkek omur boyu bu kizin bakimini ustlenmek zorundadir. Lakin bu kizi kendine yasal dort esinden biri olarak alamaz. Bu kizin kiz kardesleriyle evlenmesinde mani yoktur. (Humeyni’nin kitabi Tahrir el Vesile, Cilt 4, Dar-ul Elm, Kum. Iran, 1990)

·- -  Bir kizin aybasi olmasi halinde hemen evlenmesi ve babasinin evi yerine kocasinin evine yerlesmesi daha iyidir. Kizlarini boyle erken yasta evlendiren babalarin yeri cennettir. (Humeyni’nin kitabi Tahrir el Vesile, Cilt 4, Dar-ul Elm, Kum. Iran, 1990, Kaynak Homa)

·      -  Bir erkek, koyun, inek deve gibi hayvanlarla cinsi temasta bulunabilir. Fakat orgasm olduktan sonra hayvani oldurmelidir. Oldurdugu hayvanin etini kendi koyunde satamaz. Maamafih, komsu koylerde satmasinda vebal yoktur. (Humeyni’nin kitabi Tahrir el Vesile, Cilt 4, Dar-ul Elm, Kum. Iran, 1990, Kaynak Homa)

·      -Eger bir erkek, bir inekle, bir koyunla veya bir deveyle arkadan cinsi temasta bulunmus ise, bu hayvanin sidigi ve salyasi mundar olur. Hatta sutu dahi mundar olur. Hayvan en kisa zamanda kesilmeli veya yakilmalidir. (Kucuk Yesil Kitap: Ayetullah Humeyni’nin vaazlari, ISBN no 0-553-14032-9, sayfa 47 Kaynak: Homa)

·       -  Sunlar mundardir: Sidik, diski, sperm, gayri Muslim kadin ve erkekler, diskisini yiyen devenin sutu, … (Kucuk Yesil Kitap, Kaynak: Harwood's Mythology's Last Gods, 175) Neyse ki batililar, bazi Musluman yaygaracilarin yaptigi gibi – Biz mok muyuz ulan – deyip Iran elciliklerine saldirip, Iranli oldurmuyorlar. 

Daha fazla bilgi icin (www.homa.org) sitesini ziyaret ederek buyuk din adami ve Iran Islam Cumhuriyetinin kurucusu Sayin Ayetullah Humeyninin Cuma vaazlerinden derlenen dini hutbelerinden feyz alabilirsiniz. Bu sitede ayrica gecici evliliklerin Islami usullere gore nasil yapildigini da bulabilir, bu cag disi yoneticilere ask mektuplari gonderip, is birligi oneren arkadaslara hak verebilirsiniz. 

Neymis efendim, Iran anti emperyalistmis. Haydi oradan, seyimin anti emperyalisti. ABD nin dusmani benim dostumdur deyip Iranla is birligine girene kadar, Afrika ormanlarinda yasayan Makako maymun asireti ile de is birligine gidebiliriz. Marifet anti emperyalist olmaksa, maymunlar daha da anti emperyalist.
Paylaşım:Ç.Yaylalı
********************
BAŞBAKAN ERDOĞAN HUMEYNİ'NİN YOLUNDA!
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2910.0

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Allah Atatürk'ü Hülya Avşar'dan korusun.
« Yanıtla #12 : Aralık 14, 2008, 08:33:16 ÖS »
Allah Atatürk'ü Hülya Avşar'dan korusun.

Hülya Avşar'a yuh diyorumZeki Alasya'dan Hülya Avşar'a ağır eleştiri. Avşar'ın programını izlediğini söyleyen Alasya Hafta Sonu dergisine konuştu: "Konuğu Atatürk'ün manevi kızı Ülkü'ydü. Ona 'Atatürk sigara içer miydi?' diye sordu. Ülkü Hanım da, 'İçerdi' dedi. Dehşete kapıldım! Orada olsam 'Yuh!' diyeceğim..." Alasya, Avşar'ın ikinci sorusuna da bir hayli kızdığını ifade etti: "Atatürk'ün dış politakayla ilgili düşünceleri neydi?' diye sordu. Atatürk öldüğünde beş yaşında olan birine soruyor bu soruları! Çok acı, çok şaşırtıcı... Bu işler bu kadar basitleştiyse, bu kadar ayağa düştüyse, Allah Atatürk'ü ve Atatürkçüleri korusun yarabbi! Yanlışlara düşülmesi için hazır ve nazır bekleyen bu tip insanlar varken, 'Atatürk'ü koruma kanunları' geçerli olmalı kardeşim!"
http://magazin.superonline.com/haber/2008/12/13/70837.html
Ekte Atatürk'ün son dönem resimlerini bulacaksınız.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
+13.İran gerçeği.(indir)
« Yanıtla #13 : Ocak 05, 2009, 02:52:32 ÖS »
Sizlere İran gerçeği adlı bir sunum paylaşacağım.
Lütfen izlerken küçük çocukları yanınızdan uzaklaştırınız.
A.Dursun