Gönderen Konu: SİGARA VE 19 MAYIS YASAĞININ GİZLEDİKLERİ  (Okunma sayısı 752 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
SİGARA VE 19 MAYIS YASAĞININ GİZLEDİKLERİ
« : Mayıs 25, 2008, 12:42:40 ÖÖ »
Sigara yasağı ile,19 Mayıs ilişkisini kurmak öyle kolay iş değildir.
Zira çok ince dengeleri kurmak gerek.
Sigara destekçisi olmak ile,AKP destekçisi ya da Cumhuriyet düşmanlığı arasında bir yerlerde kalmadan bu konuda yazmak çok ince bir ayar gerektiriyor.


Araştırmalar, Türkiye’de her yıl 750 bin çocuk ve gencin sigaraya başladığını, gençlerin üçte birinin sigaranın yol açtığı hastalıklardan erken yaşta hayatlarını kaybedeceklerini ortaya koyuyor. 
13 yaş ve üstü sigara içenlerin oranı yüzde 45, 18-25 yaş arası üniversite öğrencilerinin sigara içme oranı ise yüzde 58.

Burada bir olgudan bahsetmeliyim.Açıkçası ben de bilmiyordum.
Konuşmalarını sıklıkla izlemeye çalıştığım sayın Ahmet Ercan'ın bir konuşmasında ilk kez duyduğum sigaranın Radon gazı ilişkisini sizlere de izah etmek isterdim,ancak bilim insanlarının yaptığı açıklamayı sunmak bence daha doğru olacak.
Bu konuda sayın Prof.Dr.Övgün Ahmet Ercan hocamızın ne dediğini naklen aktarsam belki daha iyi olur.

SİGARA İÇEN KİŞİYE BEŞ METRE YAKLAŞMAK SAKINCALI
Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN 19 Kasım 2002  20-26 Kasım her yıl “Dünya Sigarayı Bırakma Günü” olarak kutlanır.

İçilen sigara dumanı içindeki radon gazı, ağız ve boğaz çeperlerinde çökelir, deri, saç ve giysiler ile içilen ortamın duvar, araç, gereç gibi yüzeylerine bulaşır. Ağız, geniz ve ciğer çeperlerindeki radon yaklaşık 4 gün sonra bizmuta dönüşür. Bizmut radyoaktif bir özmük (mineraldir) ve doğduktan sonra 5 metre ilerisine değin ışın yayınlar.

Bu ışın altında kalan sigara içen bir kişi, kendisine de 5 metreye dek yaklaşan çoluk çocuğunu, iş arkadaşlarını ışın bombardımanına tutan gezici bir tehlikeye dönüşür.Bu nedenle hem kendisi ve hem de çevresini kanser sakıncası altına sokar. Sigara içilen bir ortam havalandırılsa bile aynı çekinceleri taşır. Türkiye’de SSK’nın sigaradan gelen sayrılıkları (hastalıkları)  iyileştirmek için yıllık tükettiği ödek (para),1 milyar dolara yakındır.
http://www.yeraltiaramacilik.com/index.php?mod=HaberDetay&ID=231
--------
Radon: Evlerde, toprakta doğal olarak bulunan,kokusuz radyoaktif bir gazdır.

Doğal olan radyoaktif element sayısı yaklaşık 60 civarında olup,bunların atom numaraları 81 ilâ 92 arasındadır.
Bunlar üç radyoaktif değişim serisi meydana getirir.
1- Toryum Serisi:
2- Uranyum Serisi:
3- Aktinyum Serisi:
Bir de sun'î radyoaktif elementlerin bozunma serisi vardır ki,buna neptunyum serisi denir.Bu seride başlangıç plütonyum -241 elementi olup, kararlı elementi ise bizmut (Z=83, A=209)'dur.
Radon radyoaktif elementinin yanlanma ömrü 3,85 gündür.

Bu özet bilgiden sonra bir yazı daha öneriyorum.
En az sigara kadar tehlikeli bir konu....

Bütün ANNE ve BABAlar bu yazıyı mutlaka okumalı.

ANNE/BABALAR BU HABERE DİKKAT
Prof.Dr.Bingür Sönmez,Fast-food'ların ışıklı panoları, kampanyaları yasaklanmalı.
SİGARAYLA MÜCADELE GİBİ,DISNEYLAND'DE YASAK,
Fast-food mağazalarında ışıklı panolar ve çocukları cezbetmeye yönelik,'Bir alana bir bedava, oyuncak dağıtma' gibi kampanyalar mutlaka yasaklanmalı.

Çocukların ayakta olduğu saatlerde fast-food reklamları kesinlikle yapılmamalı. Disneyland'de fast-food yasağı konuldu ve 1 milyar dolar zarar göze alındı. Onlar bu işi pornoyla mücadele kadar ciddiye alıyorlar.
Devamı ve tamamı..
http://ahmetdursun374.blogcu.com/saglik-anne-babalar-bu-habere-dikkat/1738749

Neden bu konuda dikkate değer önelem,yasak,yasa vs.. konuşulmuyor?
Yoksa gerçekten millet düşünülmüyor da biz mi öyle algılıyoruz?

--------
İlaçlara helal belgesi isteniyor ise..
http://ahmetdursun374.blogcu.com/saglik-ilaclara-helal-belgesi-isteniyor/3585282
----------
THY'de resmi ALKOL YASAĞI başlamış ise...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/thy-thy-de-resmi-alkol-yasagi/3590605
--------
İmam hatiplere diyalog kancası atılarak okullar Papaz Comenius'a teslim edilmiş ise...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/imam-hatip-imam-hatip-e-diyalog-kancasi/3585781
---------
Hristiyanlaşmış bir Kürdistan kuruluyor ise...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/kurdistan-hristiyanlasan-kurdistan-kuzey-irak/3591331
----------
Örtünmeyen dünyadaki tüm kadınları orospuya benzetenlere Profesörlük ünvanı verilen bir ülke oluyor isek...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/karacarsaf-ortunmeyen-kadin-orospuya-benzetiliyor/3566070
-----------
Hz.Muhammed'in idrarında şafaat arayanları görmezden,duymazdan gelmeye başlamış isek...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/sakl-i-serif-gaita-i-serif/8489019

Ya da...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=642.0
---------
İnançların gereği olduğunu iddia ettiğin birçok söyleminden milletin gözünün içine baka baka vaz geçeceksin,Kraliçe için yaptıklarını örtemeyince de bahaneler bulacaksın...Deliğe süpürülmemek için çaba harcayacaksın....
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=110351
--------
Hasta olduğun için 19 mayıs törenlerine katılmayacaksın hem de gözden,ancak İslam Müzesi açılışında boy göstereceksin....
http://ahmetdursun374.blogcu.com/tayyip-hasta-basbakan-islam-muzesi-acti/3591437
-------
19 Mayıs gösterilerine neden kızdığı belli olmayan Bülent Arınç hala konuşmakta sakınca görmüyor,kızmakta haklı olduğunu iddia ediyor  ise...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/17043331/
----------
Irak'ta sadece 50 bin çocuk(dikkat ediniz kadın,erkek,asker değil salt çocuk)katliamını yapanlara destek olan müslümanlar kimler acaba?
Hangi müslüman yönetim ya da müslüman başkanlar,başbakanlar,cumhurbaşkanlarıdır?
-----------
İstanbul'un işgalinden üç gün sonra, Atatürk ünlü 19 Mart 1920 tarihli bildiriyi yayımladı. Bildiride,"olağanüstü yetkiler taşıyan bir Meclisin Ankara'da toplanacağı vs......
Atatürk 21 Nisan'da yayınladığı ikinci bir bildiri ile,Meclis'in 23 Nisan günü toplanacağını ve açılış töreninin nasıl yapılacağını duyurdu.

   23 Nisan 1920 Cuma sabahı erken saatlerde,Ankara'da bulunan herkes Meclis Binası çevresinde toplandı.

Halk,kendi kaderine sahip çıkmanın coşkusu içindeydi.

Hacı Bayram Camii'nde kılınan öğle namazından sonra, Meclis binası girişinde gözleri yaşartan muhteşem bir tören yapıldı. Saat 13.45'de, Ankara'ya gelebilen 115 milletvekili Meclis salonunda toplandı.
Bu meclis Dünya'da çocuklarına bayram armağan eden,kutlayan ilk meclistir.

PKK hainleriyle savaşarak şehit olan kahraman askerimiz daha 20 yaşında.

Peki bu meclisin çocuklarına armağan ettiği 23 nisan bayramında kürsüye çıkan çocuklar kaç yaşında?

Meclis Başkanı'nın koltuğuna geçen yıl oturan kişi 21 yaşındaydı..
AKP yasa teklifi vermiş idi.
25 yaşındaki çocukları milletvekili seçmeye hazırlanıyordu.
AKP'NİN 25 YAŞ ISRARININ BÜYÜK SIRRI.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/akp-nin-25-yas-israrinin-buyuk-sirri-ilk-kez-okuyacaksiniz/1607443
---
Yani 21 yaşında çocuk ancak 25 yaşında koca adam.
Ülkeyi yönetecek kadar büyümüşler.
Dünyada bu hızla büyüyen başka hangi milletin çocuklarını tanıyorsunuz?

Çocuk Meclisi'nin amacı neymiş?
Arınç öğrenciler meclisi diyor. 23 Nisan Bayramı'yla ilgisi yok diyor.

23 Nisan'ı 20 yaşındaki çocukla kutlayacaksak..

19 Mayıs'ta kaç yaşındakilere genç diyeceğiz.

Daha genç olmadan 25 yaşına geliniyor ise millet vekili de olunuyor ise demek ki 4 yılda çocukluktan çıkıp hızlandırılmış gençlik ve ardından ülke yönetiminde söz sahibi koca adamlar......

Sayın Arınç'ın çocuk diye sunduğu adamlar bir suç işlese,çocuk mahkemelerinde mi yargılanacak?

Öyleyse çocuk koltuğunda işi ne?

Onlar imam hatipli..

Kürsüye çıkacaklar, nutuk atacaklar.. Sayın Arınç havalara uçacak,başı göğe erecek..

Geçen yılki çocuk 21 yaşındaki imam hatip öğrencisi İbrahim Seyhan,ne demişti..

"Önümüze engel değil,dağ değil,taş değil ne koyarsanız koyun,biz en zirveye çıkacağız."

Bu yılki de 20 yaşında imam hatipli Muhammet Döngel,oda çocuk.

20 yaşında PKK ile savaşırken şehit düşenler ne oluyor o halde?
Yoksa biz teröristlerle savaşsın diye çocuklarını kullanan dünya tarihinin ilk milletimiyiz?


Peki 19 Mayıs gençlik bayramını kutlayanlar kaç yaşında olacak acaba?

Şimdi düşünün bakalım,en yaşlı çocuk sıfatına sahip olanlar seçimlerde oy vermeyecek mi?
Seçme yaşı 18..
Bizim çocuk 20.. 

      Eski Romalılarda, piyade ve süvarinin oluşturduğu,birkaç takımdan oluşan askeri birlik vardır. şimdilerdeki Özel harekat timini andıran bir yapı.Lejyonerler.
Gelirleri konusunda ise çok ilginç bilgiler var.
Roma'lı Lejyonerlerin yeni bir imparator tahta çıktığında para aldıkları,savaştan sonra kazanılan yerlerde yağma hakları olduğu biliniyor.
Peki bu Lejyonerler doğal olarak kendilerinde gördükleri yağma hakkını kullanıyorlar ancak, bu saydıklarım acaba kimlerin hangi haklarının kullanımı anlamına geliyor?
Emperyalizmin hizmetkarlığını örtemeyen Türban savunuculuğu yetmedi şimdi sıra 19 Mayıs'ın zımni düşmanlığına soyunmaya mı kaldı?
Yeni örtü SİGARA yasağının 19 Mayıs'ta başlatılması olmasın?
19 MAYIS Sözde Pontus Soykırımı.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1252.msg5338#msg5338
---------
"Türk'ü Anadolu'da parya haline getirmek" doktrinini benimsemiş ve bu doğrultuda yeni projeleri olan "karşı devrim"i yürürlüğe koyanların acaba daha başka zihin kontrol yöntemlerini nasıl uygulayacaklarını hala görmediğimizi mi sanıyorsunuz?

Şimdi bu zihin kontrol yöntemlerinin içinde sinsice bir plan daha hazırlanmamışmıdır?

Yani asıl yasaklanan sigaramıdır yoksa zihnimizin bir yerlerinde 19 Mayıs'ta sigara yasağı getirenlerin bir özel nefret yöntemi uygulamasımıdır?
Haliyle bunları söylediğiniz zaman sanki sigaraya karşı değilmişsiniz gibi bir algılatma içine düşeceksiniz.
Söylemez iseniz de nefret duygusunun körüklendiği şey acaba 19 Mayıs'mı diye aklınıza getirmek zorunda bırakılmış olmanız değilmidir?

Nasıl ki sizi yasaklamaya kalkanlara bizi ancak millet yasaklar diyorsanız,tıpkı bunun gibi yasaklarla nereye varacağınızı düşünüyorsunuz ki?
Yasaklamak yerine neden eğitimle bu işi çözmüyorsunuz?
Çünkü,eğitim bitmiştir.
Oyuncak haline gelen bir eğitimde neyi nasıl yapacağınız belli olamaz.
Peki Youtube'yi yasaklamanın nedenlerini söylermisiniz?
Atatürk'e ne kadar hakaret edildiğini mi göstermek istemiyorsunuz,yoksa milletin başka şeyleri görmesini mi engelliyorsunuz?
Düşünün birkere,sigarayı yasakladınız.
Doğal olarak sigara ile ilişki kurulan en yakın olgu alkol birlikteliğidir.
Bu kesinlikle böyledir anlamı çıkmasın.
Ancak alkol alanların sigara içenler arasındaki oranına bakarsanız aynı zamanda doğal olarak meyhaneleri de kapatmış olacaksınız.
Haliyle de yasal bir zorlamaya gerek kalmadan.
Zaten kırmızı nokta uygulaması yapan belediyelerin varlığını unutmadan bu konuyu değerlendirmek gerek.
Çünkü,alkol ancak içen kişiye direkt,beyin kontrolünü yavaşlattığı için de toplumsal etkenlerde dolaylı zararı var.
Hal böyle olunca da sağlıklı nefes almayı bahane ederek direkt alkolü yasaklayamıyorsunuz.En kolayı sigarayı yasaklamak.
Peki bu güzel uygulamayı acaba neden özgürlükler kapsamında değerlendirmiyor sunuz?
Yani sigara içmek isteyenlere de ayrı bir yer tahsisi neden düşünülmüyor da uygulama sınır koymaksızın direkt geniş kapsamlı uygulanıyor?
Tüm toplu taşıma araçlarında,tüm eğitim kurumlarında,Televizyonda yayınlanan programlarda filmlerde,dizilerde,müzik kliplerinde tamamen yasak,yaşlı bakım evlerinde,ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinde,cezaevlerinde,şehirlerarası ve uluslararası güzergahlarda yolcu taşıyan deniz yolu araçlarının güvertelerinde sigara serbest olacak,Turistik otellerde ise sigara içenlere özel odalar yapılacak,Lokanta, kahvehane ve kafeterya gibi yerler için yasaklar ise 19 Temmuz 2009'da yürürlüğe girecek.
Yasak bulunan yerlerde sigara içenlere 50 YTL, sigara izmariti ve paketini yere atana ise 20 YTL ceza verilecek.
Sigara yasağının uygulanması ve tedbir alınmasıyla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeyen işletmeler önce yazılı olarak uyarılacak.

Bu uyarıya rağmen yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere belediye sınırları içinde belediye encümeni, belediye sınırları dışında ise mahalli mülki amir tarafından 500 YTL ile 5 bin YTL arasında ceza verilebilecek.

Lüfen söyesinler,bu uygulamanın mantık ile bağdaşır kısmı neredeir?

Yaşlı bakım evlerinde serbest.
Turistik otellerde ise sigara içenlere özel odalar yapılacak,Lokanta,kahvehane ve kafeterya gibi yerler için yasaklar ise 19 Temmuz 2009'da yürürlüğe girecek.

Hadi bakalım,anlamadığım yeri birileri açıklasın da anlayalım.
Neden 2009'da?Yoksa sigara baronları cevaz vermedi mi?
Turistik otellerde ise sigara içenlere özel odalar yapılacakta neden Lokanta,kahvehane,meyhane gibi yerlerde yapılmayacak?
Turist Hristiyan olabilir alkol alabilir,öyleyse sigara da içebilir.

Ancak Türk müslüman olmak zorundadır ve asla alkol almamalıdır.
Haliyle bunu en iyi yoldan,sancısız,sıkıntısız olarak sigara yasağı kapsamına almak olacaktır.
Öyle ya Türk,müslüman olmak zorundadır.
Müslüman ise alkol alamaz.
Tıpkı 17 Mayıs 2007 tarihinde STV'de yapılan bir haberle Danıştay saldırganı hakkında çok ilginç bir o kadar da bölücü bir söylem kullanılmışidi.

Danıştay saldırganının ulu orta bağırdığı(yani şeriat adına,lehine bağıramaz anlamında) doğru deyilmiş.

Çünkü saldırgan alkol kullanıyormuş.
Bu da onun şariat için bağıramayacağı anlamını içeren bir yorum yapılmıştır.Yani siz alkol alıyor iseniz müslüman olamıyormuşsunuz.
Detaylar için bakınız...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2978622/
----------
Eh artık tesettür turizmi de yaygınlaştığına göre daha bu konuda diyecek ne kaldı ki?

http://ahmetdursun374.blogcu.com/turban-tesettur-turizmi/1763388
Ayrıca...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/patara-tesettur-turizmi/3374337http://ahmetdursun374.blogcu.com/patara-tesettur-turizmi/3374337
------------
Hadi şimdi gelin de sigara yasağını eleştirin bakalım.
Sizi suçlayacakları nokta değil sigara yanlısı olmak,neredeyse İslam düşmanı olmaya kadar götürecektir.
İşte bu nedenle bu konuda yazmak son derece ince ayar gerektirmektedir.

Eh,siz herşeyi inançlarınızın gereği olarak yorumlarken iyi de,ben bu söylemin altında birşeyşer arayınca mı kötü?
Ya da siz herşeyi inançlarınızın gereği olarak görüyorsunuz da yargıtay'da kapatma davasını inançlarının gereği olarak açınca mı kötü oluyor?
YARGITAY'DA İNANÇLARININ GEREĞİNİ YAPMIŞTIR.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/yargitay-da-inanclarinin-geregini-yapmistir/7169369
Umarım ki buradan sigara,alkol yanlısı bir anlam çıkmamış olsun.Dedim ya çok ince bir denge.Bu dengeyi bozmadan anlatabildimse ne mutlu.
Sayı ile...
Ahmet Dursun
Not:Hemen üstte diyalog kancası ve Papaz Comenius konulu bir bilgi sunmuş idim.
Konuya değişik bakış açısı yakalayan bir yazıdan alıntı vermek istiyorum.

Lambert Konferansın'da, Müslümanlarla diyalog adı altında bir bölüm vardı. Bu bölüm 20 sene önce kurulmuştu.
Bu bölümün hızlandırılması, diyalog kavramının geliştirilmesi ve müslüman-hristiyan diyaloğunun ileride Anglikan kilisesinin Orta Doğu'daki,Türkiye'deki,ve Türki Cumhuriyetlerdeki gelişmesine 1. dereceden katkıda bulunması karara bağlandı.
Tanzanyalı piskopos Simon E. Chiwango dedi ki ; "Artık bizim kilisemiz pastoral bir kilise olmaktan çıkıp doğrudan doğruya kendini dışa vuran ve misyonerlik faailiyetlerine doruğa çıkarması gereken kilise durumuna gelmiştir."

Burada alınan kararları söyliyelim. Birincisi diyalog kararıdır.
Diyaloğun,özellikle Türkiye'de diyaloğun tesisi. 2.si ve önemlisi; diyaloğu sağlayacak olan şahısların içerden temini.

Ne demek içeriden temini ? Yani Türkiye'de diyaloğu kimler sağlayacak ? Anglikan yapılmış Türkler sağlayacak.

Bu diyaloğu sağlamakla görevli olan Türkler, Misyonlerlik faaliyetlerinide "Türk Protestanlar" adı altında sürdürebilirler.
Demek ki bir, diyalog olacak; iki diyaloğun muhattabı Türkler karşında bir takım İngilizleri değil Anglikan olmuş Türkleri bulacaklar.
http://www.forumturkiye.com/arsiv/index.php/t-5387.html
------------
Sigara ve başörtüsü yasağı farklı değil!
http://www.haber7.com/haber/20090721/Sigara-ve-basortusu-yasagi-farkli-degil.php

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
19 MAYIS Sözde Pontus Soykırımı.
« Yanıtla #1 : Eylül 26, 2008, 07:47:34 ÖS »
19 Mayıs:Sözde Pontus Soykırımı

Yunanistan'ın şu günlerde (2005) başlattığı Türkiye aleyhtarı sözde PONTUS soykırımı propaganda kampanyasının Logosunun üzerindeki yazı, "19 MAYIS PONTUSLULAR SOYKIRIMI" şeklindedir.
19 MAYIS: SÖZDE PONTUS SOYKIRIMI YUNANİSTAN KAŞIYOR MU? KAŞINIYOR MU?
Yunanistan, 1916-1923 yılları arasında, Anadolu'nun Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan Rum Ortodoks nüfusun, Türk makamlarının sistematik imha politikasının kurbanı olduğunu ve bundan kurtulanların, ancak Yunanistan'a sığınmakla canlarını kurtardıklarını iddia etmektedir.
24 Şubat 1994 tarihinde, Yunan parlamentosu "19 Mayısı", "Pontus Yunanlılarının Türklerce Katlini Anımsama Günü" olarak kabul etmiştir. Ama tarih ve olgular, Yunan iddialarıyla çatışmakta ve çok farklı bir yönü işaretletmektedir.
Yunanlı politikacıların konuşmalarında sık sık; "Türkiye'nin kan kaybından ölmesi için, yaralarını kaşıyacağız.." yönündeki söylem ve politikalarının bir ürünü olan PONTUS konusu, Atina'yı bağlayan bir mesele değildir.
1922'den önce Doğu Karadeniz sahillerinde yaşayanlar, azınlıklardan biri olan, Bizans kökenli Rumlardı.
Bunlar, Osmanlı İmparatorluğunun sınırları içinde 450 yıl huzur içinde yaşamış, imparatorluğun zenginliklerinden fazlasıyla payını almış olan Hıristiyanlardı. Yunanistanla uzak yakın hiçbir kan bağları yoktu.
Yunan Yayılmacılığı, Anadolu Ruamları'nın felaketi olmuştur. Venizelos'la başlayan "Meğali İdea" politikası, Türkiye'deki Rumları ayaklandırarak toprak talepleriyle devlete isyan ettirmiştir. Tıpkı 1820'lerde Rus,İngiliz ve Fransızların kışkırtmalarıyla Osmanlı İmparatorluğunun sınırları içinde bulunan değişik kökenli (Sırp, Arnavut, Makedonyalı, Bulgar, Anadolulu vs) insanların uydurma bir Yunan Devleti kurmak için Türklere karşı ayaklandırıldıkları gibi. Bu hareketin asıl amacı bir Yunan Devleti kurmak değil, yabancı büyük devletlerin Osmanlı İmparatorluğunu parçalayarak petrol zenginliklerini yağmalamak olduğunu Yunanlı tarihçiler yazıyor.
1918'lerde yaratılan "Pontus" ve "Ermeni" meselelerinin Osmanlı İmparatorluğunun aleyhine malzeme olarak kullanılması da nedeni Anadolu'yu parçalamayı amaçlıyordu. Ve göz ardı edilemeyecek bir gerçek de aradan 80 yıl geçtiği halde, Türkiye Cumhuriyetini; "Pontus Rum Devleti", "Ermenistan Devleti","Kürt Devleti" şeklinde parçalama çabası içinde bulunanların hala daha var olduğu gözleniyor.
Önceleri, basit bir folklorik öğe olan "Pontus" terimine, 1974 Kıbrıs olaylarından sonra, Türkiye aleyhine hasmane duyguları körüklemek amacıyla ideolojik bir içerik yüklendi. Yunanlı siyasiler, "Pontus" fikrinin sömürülmesinin, Türk devletinin temelini oluşturan politik ve kültürel ilkeleri berhava etme çabalarına hizmet edeceğini ve Batı Trakya'daki Türk azınlığı mensuplarını kovmak için bir gerekçe teşkil edeceğini düşündüler.
Yunan tarafının öncelikli hedefi, muhtemelen mikro milliyetçi duyguları kışkırtmak suretiyle, Türkiye'nin çok kültürlü etnik yapısında istikrarsızlık yaratmaktır. Amaç, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü bozmaktır.
Dolayısıyla, bu bağlamda, Yunanistan'ın aşağıda sıralanan hedeflere ulaşma çabasında olduğu söylenebilir:
• Yunanistan'ın Türkiye'yi işgaline engel olan Mustafa Kemal'in görüntüsünü karalamak;
• Dünya kamuoyunu, Türkiye tarihinin soykırımlarla dolu olduğu yolunda kandırmak;
• PKK terörizmini, "bir özgürlük savaşı" olarak takdim etmek ve "Pontus Yunanlıları" ile "Kürtler" arasında bir bağ kurmak suretiyle, PKK ile Türkiye karşıtı bir cephe oluşturmak;
• Onlara hayali bir "Pontus kimliği" atfederek, sözde Pontus Yunanlıları arasında Türk aleyhtarı duyguları teşvik etmek;
PONTUS NEDİR?
"Pontus" kelimesi, eski Yunan dilinde, "Pont-Euxin" yani "Karadeniz" sözcüğünü ifade etmektedir. Yunan propagandası PONTUS'dan bahsederken Trabzon ve cıvarının 4000 yıldan beri Yunan toprakları olduğunu iddia eder ve sahiplenir. Yunanlı Tarihçi Yorgos KORDATOS ise, "Büyük Yunan Tarihi" adlı kitabının birinci cildinde,"Atinalı tüccarların gemileriyle Trabzon yaşayan insanlardan çaldıkları inekleri Atina'ya ve Mısır'a götürüp sattıklarını" yazar.
Oysa İngiliz yazar Nil Asserson, "Black Sea_Karadeniz" adlı kitabında, "Bu topraklarda, 4000 yıldan beri Tatar, Kırım Türkü, Çerkez, Bizanslı Rum, Laz, Abaza gibi çeşitli soylardan ve dinden insanların problemsiz olarak bir arada yaşadıklarını" belirtiyor.
Asserson, kitabının bir bölümünde şöyle diyor; "Yunan Meğali İdea'sı ile Elenizm Milliyetçiliği bu topraklara ayak bastığı an vahşeti de beraberinde getirdi"
Gerçekten Atinalılar bu bölgeye ilk ayak bastıkları andan itibaren hayvan hırsızlığı yapmakla yetinmemiş, orada yaşayan insanları, gemilerine yükleyerek esir pazarlarında sattıklarını gene Yunanlı tarihçi KORDATOS'un kitabından okuyup öğreniyoruz.
"Bazı Tarihçiler Pontusluların Yunan kökenli olduklarını iddia ederler. Oysa Karadenizin bu bölgesinde yaşayan topluluklar yukarıda da belirttiğimiz gibi farklı kökenden gelen insanlardır ve bunların arasında yaşayanlar, Yunanlı değil Romeos'lar yani Bizanslı Rumlardır".
Karadeniz bölgesinde Elen etkisinin kökleri, Sinop ve Trabzon'da, M.Ö.. VI. yy.'da şehir-devletler kuran, İyonyalılara kadar dayanmaktadır. Makedon Kralı Philippe ile oğlu Büyük İskender, Persleri Güneydoğu Karadeniz kıyılarından sürüp, bölgede kendi nüfusunu pekiştirdi.
Haçlılar İstanbul'u ele geçirmek için saldırılara başlayınca İstanbul'da yaşayan Bizanslıların bir bölümü Doğu Karadeniz bölgesine göç ederek Pontus Krallığını kurdular. Pontus Krallığı, 250 yıl ayakta kalmayı başardı ve daha sonraları; yani, İstanbul'un Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesinden sonra, Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliği altına girdi.
GÜLÜNÇ SOYKIRIM YALANLARI
Yunanistan, Doğu Türk Karadeniz bölgesinde "700,000" Rumun yaşadığını ve bunların 350,000'in boğazlandığını iddia ederek dünyayı kandırıyor.
Karadeniz bölgesinde yaşayan Rum nüfusuna ilişkin yabancı ve yerel kaynakların gelişigüzel incelenmesi bile, Yunanlıların telaffuz ettiği "700,000" iddiasının ne kadar uydurma olduğunu hemen açığa çıkarmaktadır.
Amerikan Hükümetince görevlendirilen King Krane Komisyonu, 28 Ağustos 1919'da hazırladığı bir raporda, Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yaşayan Rumların sayısını 200,000 olarak belirtmektedir.
Fransa Dışişleri Bakanlığı'nca yayımlanan, "Documents Diplomatiques", 1893 ve 1897 tarihleri arasında Osmanlı tarafından yapılan nüfus sayımlarına atfen, Rum nüfusun Trabzon'da 193,000 olduğunu kaydetmektedir. Nüfus değişimi sırasında, Karadeniz bölgesinden, 100,000 kadar Rum Yunanistan'a göç etmiştir.
Yabancı kaynaklara göre; Trabzon, Samsun ve civarında yaşayanlardan, 100 bin kadar Rum'un Türk-Rus savaşından sonra Rusya'ya göç ederek, Sivastopol ve Odessa'ya yerleşmişler. Bolşevik yönetim, Çar'ı tekrar iktidara getirmek isteyen İngilizler ile olan ilişkileri yüzünden onları devamlı gözaltında bulunduruyor ve baskı uyguluyordu. 1928'e gelindiğinde İngilizler hesabına çalışan Yunanlı ajanlar, Kilise kanalıyla, Rusya'daki Pontus Rumlarının arasına sızarak Bolşeviklerin aleyhine faaliyetlerde bulunmaya başlayınca, yüz binlerce Rum tutuklanmış, okulları ve kiliseleri kapatılmıştı. 1936'da ise 170 bin Rum toplu halde Sibirya'ya sürgün edilmişlerdi.
İkinci Dünya savaşı sırasında Sibirya'dan dönen Rumlar, Kırım'a yerleşmişlerdi.
Rumları yönlendiren Kilise tekrar gücünü kazanmak için harekete geçince, bu konularda acımasız olan Stalin, Rumlara karşı bir temizlik hareketi başlattı. 14-15 Haziran 1945'de Rus gizli polisi NKVD seri bir operasyonla 100 bin Rum'u hayvan vagonlarına doldurup kapılarını mühürledikten sonra, aç ve susuz Sibirya'ya yolladı.
Günlerce süren bu yolculuk sırasında çok sayıda ölen oldu.
Bu sürgünün en kayda değer yanı, Rumların Sibirya köylerinde yaşayan Müslüman ailelerin yanına yerleştirilmeleridir. Halbuki 1915'de Samsunda yaşayan Rumlar, Balkan Harbi göçmenleri olan Arnavut Müslümanları, Müslüman oldukları için değil evlerine köylerine bile sokmak istememiş, Türk jandarmasına silah çekmişlerdi.
Stalin'in, Sibirya'ya sürgün ettiği 100 bin Rum'dan geriye ancak 40 bin kişi dönebildi. Kısacası 1928'den 1955'lere kadar Rus Yönetiminin Rum kurbanlarının sayısı 150 bin olarak hesaplanıyor.
SOYKIRIM YAPAN KİM; TÜRKLER Mİ, YUNANLI ÇETELER Mİ?
Osmanlı İmparatorluğu'nun hızla çökmekte olduğu, 20. yüzyılın ilk bölümünde, Yunanistan'ın yolladığı subaylarına kurdurttuğu 40 kadar çete; Türk köylülerini soydu, yaşlı, kadın ve çocuk ayırımı yapmaksızın en az 2000 Türkü katletti.
1918 Ateşkes Anlaşması'ndan sonra, Yunanistan ile Anadolu'da yaşayan Rum azınlık Osmanlı Padişahı'nın bölgede kontrolü sağlamakta içine düştüğü zaaftan faydalanan Yunanlıların emrindeki çeteler, Karadeniz kıyısında, antik Pontus Devleti'ni model alan etnik bir Yunan Devleti kurma girişiminde bulundular.
Bölgeyi, o tarihlerde ziyaret eden pek çok yabancı gözlemci Rum çetelerinin Türklere karşı nasıl vahşice davrandıklarına tanık olmuş, gördüklerini yazmışlardır. Amerikan Yüksek Komiseri Mark Bristol, Karadeniz kıyısında yaptığı bir geziden sonra yazdığı bir raporda, Yunanlıların körüklediği anarşiye dikkat çekmişti.
Şubat 1920'de, Zile'ye yaptığı ziyaret sırasında, bir Yunanlı teğmen ise Piskopos Efthimios'un Türk devlet makamlarına karşı takındığı tehditkar tavırlar karşısında şaşakalmıştı. Yunanlı Teğmen Karasiaskos, Efthimios'un, Samsun Valisi'nin hapisteki bir çete reisini serbest bırakmaması halinde, şehre 5000 silahlı çeteci göndereceği tehdidinde bulunduğunu anlatır.

Doğu Karadeniz'de, Rum ve Ermenilerin ayaklanmaları devam ederken, Türkiye'deki Müttefik işgal kuvvetleri; bilinçli bir şekilde, Türk güvenlik güçlerinin asilere karşı mücadelesini "soykırım" olarak çarpıtıyorlardı. Onların asıl amacı, bölgedeki kargaşadan yararlanarak, kendilerine, Ateşkes Anlaşmasına rağmen, bölgeyi işgal etmek için fırsat yaratmaktı.

PONTUS KONUSU TÜRKİYE'Yİ PARÇALAMA OYUNUNUN BİR PARÇASIDIR.
Yunanistan'ın, şu günlerde (Mayıs-2005) PONTUS SOYKIRIMI masalını Amerika, Fransa, İngiltere ve İtalya'da gündeme getirerek Türkiye aleyhine propaganda malzemesi olarak kullanmaya başladığı görülüyor.
Bugün, NATO Müttefiklerimiz olan yukarıda isimlerini saydığımız ülkelerin; 1917'de Yunanistan ile Türk Devletini parçalayarak, üzerinde bir Rum Cumhuriyeti kurmak için nasıl bir ortaklık kurmuş olduklarını aşağıdaki mektuptan okuyup öğrenmek mümkündür.
Trabzon Metropolitine hitaben yazılmış olan bu mektubu gönderen Chardini adında bir FRANSIZ Albayı'dır. Bu mektup bugün benzeri daha yüzlerce mektupla birlikte Türk Devletinin arşivlerinde yerini almış bulunuyor.
Mektubun tam tercümesi şöyledir:
TİFLİS: 11-24 Aralık 1917
Efendim;
Geçirmekte olduğumuz şu sıkıntılı günlerden ancak bütün iyi niyetlerimizi birleştirerek kurtulabiliriz. Kafkasya'da Ermeni-Gürcü kolorduları kuruluyor. Müttefik devletlerin ellerindeki güçlerin bütünü bu hareketleri desteklemeye hazırdırlar. Daha önce belirttiğimiz gibi, dostumuz Rum milleti unutulmamıştır. İsteğimiz üzerine Kafkas hükümeti bir Rum tümeninin kurulması için gerekli yetkiyi vermiştir. Askerleri Kars, Tiflis, Batum ve Trabzon'da toplayacaklar. Bu tümene şahsen tanıdığım bir
general komuta edecek. Bu kişi aslen Rum olup, Rumca konuşmaktadır. Adı Ananiyas'dır.
Efendim Trabzonda da bir Rum gönüllü Alayının kurulması elimizdedir. Bu alay önce şehrin huzuru için çalışacak ve sonra da Rus, Ermeni ve Gürcü gönüllüleriyle birleşerek, Türklere karşı savaşacaktır.
Efendim, ortak amaçlarımızın gerçekleşmesi ve Trabzon'da, Rum gönüllü alayının kurulması için General Kolosovski'ye yardım ederek kişiliğinizi kullanmanızı hükümetim ile arkadaşlarım İNGİLİZ ve AMERİKALI'lar adına yüksek kişiliğinizden rica ediyorum. Birkaç güne kadar gelecek FRANSIZ subaylarını bekliyorum. Bunlardan birisini özellikle Rum alayını kurması için size göndereceğim.Kolosovski'ye de benim tarafımdan şimdiye kadar alay için ayırdığı Rus subaylarını vermesini söyleyiniz. Gerektiği zaman Amerika Konsolosu Mistir Zenge'nin aracılığı ile benimle haberleşebilirsiniz. Bu kişi size Alayın kurulmasıyla ilgili bilgileri verecektir.
Bu yeni görevin güçlüğü gözden kaçmamaktadır. Bütün güçlüklerin üstesinden geleceğinize inanıyorum. Hizmetlerinizden dolayı Fransa ve diğer Müttefik devletlerin son derece duygulandıklarını bilmenizi isterim.
ALBAY Chardini
Bu ve benzeri belgeler arşivlerin karanlığından gün ışığına çıkınca, kimlerin soykırım kurbanı oldukları anlaşılacak, böylece Türk Devletinin ve insanının var olmak için kimlerle ne savaşlar verdiği açıklık kazanacak. Türk Devleti ve insanının o yıllarda yarattığı mucize bir YAYILMACI savaşı değil, bir ÖLÜM KALIM mücadelesiydi.
YUNANLI TARİHÇİNİN KALEMİNDEN PONTUS GERÇEĞİ
"Hristos SAMUELİDİS, 1900'ların başında Samsun'da doğmuş bir araştırmacı-yazardır. 1970'de Atina'da yayınlanan "Mavri Thalasa-Karadeniz" adlı kitabının da yazarıdır. Bu kitapta yazarın yaşadıklarına dayanarak yazdıkları; Sadece Yunanlıların PONTUS konusundaki yalanlarını ortaya çıkarmakla kalmıyor, Türk tarafının haklılığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
SAMUELİDİS'in, 306 sayfalık "Karadeniz" adlı kitabından alınmış aşağıdaki bölümler, Türkiye'yi parçalamak için Pontus adı altında, oynanan kirli oyunların yalnızca birkaçını anlatıyor.
"Yunanistan'dan gelen Amasya Metropoliti KARAVANGELİS, Samsun'a ayağını basar basmaz, yaptığı ilk iş Rum halkını Türklere karşı ayaklandırmak için propaganda yapmak olmuştu. Rum gençlerine tüfek dağıtarak onları Yunanistan'dan gelen subaylara eğittirdi. Anavatanla (Yunanistan) irtibatı sağlayan Teğmen KARAVANGELİS, Atina'dan Samsun'a tüfek ve cephane gönderilmesini istedi. Bir hafta sonra silah ve cephaneler bira fıçıları içinde gizlenmiş olarak Samsun'a getirilmişti. Silahları bize teslim eden bir Yunan Yüzbaşısıydı.
Silahları Kadıköy'de, Mercanis'in kahvehanesinde gizlemiştik. Bu silahları birkaç gün sonra Türklere karşı mücadeleye katılacak gençlere dağıttık."
"Balkan Savaşı başladığında Türkler, Rum gençlerini Osmanlı vatandaşı oldukları için askere alarak cepheye yollamaya başlamıştı. Mitropolit KARAVANGELİS; Rum gençlerinin, Yunan Ordusuna karşı, Türk Ordusu saflarında savaştırılacakları için çılgına dönmüştü. Bu arada 20 Rum genci Türklere karşı savaşmak için gizlice Yunanistan'a kaçmışlardı. Zorla Türk ordusuna alınan Rum gençleri, savaşın başlamasından beş ay sonra firar ederek Samsun'a gelmişlerdi. Altıncı aya gelindiğinde, Türk ordusundaki tüm Rum ve Ermeni gençleri firar etmişlerdi. Pontuslu Rum firari gençler Türk ordusunun Makedonya'da Yunanlılara karşı uğradığı hezimeti öğrendikçe firar edip Türk gücünü zayıflattıkları için kendileriyle övünüyorlardı."
"Çanakkale savaşında, topçu olarak askerliklerini yapan Rum gençleri, Yunan gemilerini vurmamak için denize karavana atış yapıyorlardı. "
"Samsun'un en zengin tütün tüccarı olan isim yapmış bir Rum Türklere karşı savaşacak Rum çetelerinin silah satın almaları için Kiliseye büyük miktarda para vermişti. Hatta depoları Pontuslu Rum çetecilerin bir ikmal üssü durumundaydı."
"Ermeniler, Ruslarla birlikte Türklere karşı savaştıkları ve Van'da ve Adana'da Türkleri katlettikleri için Samsun'da korku içinde yaşıyorlardı. Türklerden kaçan Ermenilerden bir bölümünü Metropolit KARAVANGELİS kilisede saklamıştı."
"Rus savaş gemileri Trabzon'a yanaşıp karaya asker çıkarmaya başlamalarıyla Rumları bir sevinç havası sarmıştı. Kiliselerin kampanaları çalarken, papazlar limana inmiş karaya ayak basan Rus general ve amiralini çiçeklerle karşılıyorlardı. Türkler ise ortadan kaybolmuşlardı."
"Osmanlı Devleti, Balkan Savaşlarının sona ermesiyle Türkiye'ye gelen Arnavut göçmenlerin bir bölümünü yerleşmeleri için Samsun'a yollamıştı. Bunlar Rumların yaşadıkları köylere yerleştirilmeleri için ferman çıkmıştı. Samsunlu Rum Tüccar, Cemaatin lideri olan Despota giderek, Müslüman göçmenlerle bir arada yaşayamayacaklarını söyleyerek tepki göstermesini istediler. Despot Mutasarrıf Halil Hamdi Efendiye giderek bu durumu bildirdi. Halil Paşa, Despot'a " Despot Efendi bunlar topraklarından sökülüp atılmış zavallı insanlardır. Huzur bulmak için bir ümitle bize gelmişlerdir. Bunların acılarını dindirmek bize düşer" deyince, Despot tepki göstererek, "Bu bizim değil sizin probleminizdir. Biz onlarla yan yana yaşayamayız, onlar da sizin gibi Müslüman'dırlar, onları siz barındırın, bizim sırtımıza yüklemeyin."cevabını vermişti. Mutasarrıf "Ferman var.." deyip göçmenleri Rum köylerine yerleştirme konusunda ısrar edince, Rumlar silaha sarılarak Jandarmaya direnmişlerdi."
"Rum çeteci Kaptan Vasilusta, Türk ordusundan firar eden geçlerden oluşturduğu bir çete ile Sivas'ta bir askeri hapishaneyi basarak oradaki bütün Türk muhafızları öldürmüş, esir bulunan bir Rus generalini kaçırmışlardı. Bu olay Rusları çok etkilemişti. Bu olaydan on gün sonra Vasilusta, Rusların işgali altında bulunan Trabzon'a gitmişti. Orada görüştüğü Rus İstihbarat subayı Yarbay ARTATOF, ona Samsunda, Türklere karşı bir direnme hareketi başlatmasını istemişti."
"Rum çeteleri Türklere karşı mücadele için mantar gibi ürüyorlardı. Eylül ayı ortalarında Rum çetecilerin başı Vasilusta ile KOSMİDİ Rusların kendilerine verdiği 2.000, tüfeği gizlice Samsun'a getiren bir Rus savaş gemisinden bir koyda boşaltmışlardı."
"1917 Ocak ayında Rusya'da Çarlık Yönetiminin devrilmesiyle birlikte, Rus askerleri Trabzon'dan ayrılmaya başlamışlardı. Askeri ve sivil Rus yönetimi İhtilal Komitesinin emrindeydiler. Rum Metropoliti Hrisanthos da Komitenin kontrolünde bulunuyordu.
Ruslar artık bizimle değil kendi sorunlarıyla ilgileniyorlardı."
"1917 Kasım ayında Marsilya'da bulunan Pontus'lu zengin bir Rum işadamı, Fransa'nın Nis şehrinde Elefterios VENİZELOS ile buluşarak onunla PONTUS'un bağımsızlık mücadelesini görüştü. Rus askerleri Trabzon'dan çekildikten sonra Metropolit harekete geçerek toplantılar düzenledi Rum,
Ermeni ve Gürcülerden oluşan bir gönüllü birliği Türklere karşı savaşmaları için Kafkas Cephesine gönderildi. Ruslar Kafkas cephesinden çekilmeye başladıklarında Pontuslu Rumlardan oluşan bir tümen Türklere karşı savaşı sürdürdü. Trabzon'daki Rum liderler, Rusların onları terk ettiklerini görünce Rum, Ermeni ve Gürcü Birlikleri takviye edecek yeni güçler oluşturmak amacıyla Trabzon ve Samsun havalisinde yaşayan Rum erkekleri toplayarak ellerine silah verdiler. Böylece Türklere karşı
direnebileceklerdi. "
"Venizelos, 1919 Haziran ayında Ukrayna'ya güvenilir adamlarını yollamıştı. Bunlar, beraberlerinde bol para ile Bolşeviklere karşı savaşan General Denikin'i desteklemeye gitmişlerdi. Venizelos, Clemenseau ve Lioyd George'nin isteği ile Türk Devleti'ni parçalamak için Pontus devletini kurmak amacıyla Samsun'a Giritli ve Anadolulu Rum çeteciler yollamıştı. Bunlara verilen talimat, Ermenilerle işbirliği yapmalarıydı. Londra, Kuzey Anadolu sahillerinde bağımsız bir Rum-Ermeni devletinin kurulmasını kararlaştırmıştı. Ermeni ihtilalcilerin başında bulunan Nubar Paşa, Paris'te yaşıyordu. Nubar Paşa, Venizelos ile yaptığı görüşmeler sonucunda, çok sayıda ajanını, Yunan ajanlarına yardımcı olmaları için Samsun'a yollamıştı.
"1919'un Nisan ayı başlarında Rum kilisesinin piskopos'u Zilon ile Rum eşkiyalarının başı Pandelis, görüşmek için kendilerini davet eden İngiliz Kuvvetlerinin komutanına gittiler. İngiliz komutan Solder, "Bildiğiniz gibi Türkiye ve Almanya savaşı kaybetti. Galipler bizleriz. Sizi biz koruyacağız artık silaha ihtiyacınız yok sizi biz koruyacağız, bunun için silahlarınızı bölgenizdeki polis karakoluna teslim edin." dedi. Kendisine silahlarımızı teslim etmeyeceğimizi bildirdik."
"İngilizler Samsun'da bulundukları sürece hiç açık vermeden bölgenin Bağımsız bir PONTUS olması yolunda çalışmalarını çok gizli bir şekilde sürdürüyorlardı. Tespit ettikleri alan Samsun, Trabzon ve Sivas'ı içine alıyordu. "
"1919 Ağustos ayında Yunan ordusunun içinde 2 Pontuslular taburu kuruldu. Bunlardan biri Selanik'te, diğeri Atina'da üslenmişti. Bu taburlar kurulacak PONTUS Devletinin ordusunun ilk birlikleri olacaktı. Gece gündüz tatbikat yapıyor ve heyecanla Trabzon'a ayak basacakları günü bekliyorlardı. Aralık ayında Atina'daki Pontus taburu Selanik'e aktarıldı ve diğer taburla birleştirildi. 1920'lerin başında her an yola çıkma emri beklenirken emir gelmişti ama Trabzon'a değil İzmir'e."
"Bu arada Pontus Komitesi bir toplantı yaparak bazı kararlar aldı. 1919'da Türk Ordusu güçsüzdü ve dağılmıştı. Pontus cephesinde Rum gençlerinin oluşturacakları 18.000 kişilik bir güç Türklere Kuzey ve Orta Anadolu'da problem yaratabilecek ve Yunan Kuvvetleri Anadolu'yu fazla güçlük çekmeden işgal edebileceklerdi."
"Pontus Komitesi, Rus ordusunda General Rütbesiyle görev yapan Pontus'lu Rum Ananias ile gene onun emrinde Çarlık ordusunda görev yapan 500 subay ve erden ek bir kuvvet düzenledi. Anadolu Rumlarından oluşacak 10.000 kişilik bir ordu hazır sayılıyordu. Böylece Yunan Askerleri Anadolu'yu işgale başladıklarında hiçbir güçlükle karşılaşmadan Mustafa Kemal'in üssü olan Sivas'a kolayca ulaşacak, onu yok edebileceklerdi."
"Mustafa Kemal Anadolu'da örgütlenmeye başlayınca; PONTUS'lu gençlerin Türklere karşı savaşmak için Yunanistan'ın onlara irtibat subayı olarak yolladığı Pontus kökenli Üsteğmen Karaiskos, Yunanistan'dan acele olarak silah ve cephane gönderilmesini istedi. Atina'dan kısa süre sonra gelen gizli bir mesajda bol miktarda silah ve cephanenin bir gemiye yüklendiği ve geminin Samsun'a doğru yola çıktığı bildiriliyordu. Yunanlı İstihbarat subayı Karaiskos, Samsun'da Kızılhaç temsilcisi örtüsü altında faaliyetlerini gizliyordu."
Yunanistan'ın yolladığı silahlarla donatılmış Rum çeteciler omuzlarına astıkları fişekliklerle at üzerinde Samsun sokaklarında dolaşıyor, Türk halk üzerinde korku yaratıyorlardı. Tepki gösteren Türkleri ise yolun ortasında kırbaçlıyorlardı.
ARTIK EN SON NOKTAYA GELİNDİ
Türk Devleti'nin toprak bütünlüğü ve insanı'nın can güvenliği Yunanistan'ın tehditleri altında varlığını sürdürmesini artık kimse beklemesin.
Yunanistan'ın, Devlet olarak Türkiye'nin karşısında yerini aldığından beri geçen yaklaşık 160 yıl, her zaman Türkiye için bir yara olarak kalmıştır.
Yunanistan'ın yıllarca beslediği PKK terör örgütüyle olan ilişkileri ile bu yarayı bir kez daha kaşımıştır. Türk insanı terörün acılarını yaşadıkça, aklına ilk gelen Yunanistan oluyor. Bunun da ne anlama geldiğini anlatmamıza gerek yok. Yunanistan ise bildiğini okumaya devam ediyor. Bakalım bu daha ne kadar sürecek?"
Cem BAŞAR
Kaynak: Kıbrıs Strateji-Perşembe, 18 Mayıs 2006
************
İSLAM ALİMLERİNİN SİGARA VE TÜTÜNLE ALAKALI BAZI NAKİLLERİ

Büyük alim (!) ve mutasavvıflardan İsmail Hakkı Bursevi Ruhu-l Beyan Tefsiri'nin 1. Cildinin sonunda teracimi ahvalini verirken Türkçe olarak şöyle yazıyor. Biraz sadeleştirerek aşağıda naklediyoruz:
http://www.islam-tr.net/tevhid/10627-sigara.html
-----------------
İSLAM AÇISINDAN TÜTÜN YASAĞI
Deniz KAVUKÇUOĞLU
http://www.mudafaaihukuk.com/131_kavukcu.htm

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
"Sigara böreğinin ismi değişsin" önerisi
« Yanıtla #2 : Ocak 20, 2009, 03:32:22 ÖS »
Bence 19 Mayıs böreği olsa cuk diye yerine oturur.Anlayan anladı.A.Dursun
************
"Sigara böreğinin ismi değişsin" önerisi.
Hüseyin FİLİZ/BANDIRMA (Balıkesir), (DHA) 

BALIKESİR'in Bandırma İlçesi'nde, Yeşilay Cemiyeti Şube Başkanı Mehmet Zeki Karaman, sigara böreğinin isminin değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

Börek isminin çocuk ve gençlere kötü örnek olduğunu öne süren Karaman, "Evlerinde sigara içilmeyen ve hiç sigara tanımayan çocuklar, ilk olarak sigarayı bu börek ismiyle, masum olduğunu düşünerek tanımaktadır" dedi.

Bandırma Yeşilay Cemiyeti'nin olağan genel kurul toplantısı, cemiyet binasında yapıldı. Tek liste halinde girilen ve eski başkan Mehmet Zeki Karaman ile ekibinin kazandığı genel kurulda ilginç bir öneri ortaya atıldı. Şube Başkanı Mehmet Zeki Karaman, çocuk ve gençlere kötü örnek olduğu gerekçesi ile sigara böreğinin isminin değiştirilmesini istedi. "Evlerinde sigara içilmeyen ve hiç sigara tanımayan çocuklar, ilk olarak sigarayı bu börek ismiyle, masum olduğunu düşünerek tanımaktadır. Böreğin sadece şekli ince ve uzun diye sigara böreği isminin verilebileceğine inanmıyoruz. İnce ve uzun birçok nesne bulunmaktadır. Bu ismin takılmasında bir kasıt dahi aramaktayız" dedi.

"Börek sağlıklı bir yiyecek maddesiyken sigara her gün zararına binlercesi eklenen bir zehirdir. Sağlıklı bir yiyeceğe neden zehir ismi verelim" diyen Mehmet Zeki Karaman, şunları söyledi:
"Birçok kişi bu böreği yedikten sonra bağımlı olduğu maddeyi hatırlattığı için ardından bir sigara yakmaktadır. Sigara böreği denince akla sigara ve zehir gelmekteyken, Yeşilay böreği denince akla zararlı alışkanlıklarla mücadele eden bir kurum gelmektedir.

Bu böreği her yiyen bu maddelerin zararını bir kez daha hatırlayacaktır. Tüm devletler sigarayı toplumdan atmaya çalışırken, bizim onu restoranlarda yer alan mönülerimizin en güzel yerinde barındırma lüksümüz yoktur. Börek çok lezzetli. Bu böreği yiyen ve hiç sigarayı tatmamış çocuklar, 'Bu börek böyle lezzetli iken adını aldığı sigara kim bilir ne kadar lezzetlidir' diye düşündürmektedir. Böreğin içine konulan maddeler; peynir, kıyma, patates gibi protein ve birçok vitamin ihtiva eden besinlerdir. Oysa sigaranın içine konulan maddelerin içinde 4 binden fazla zehir bulunmaktadır. Bu nedenle kesinlikle isim benzerliği bulunmamalıdır."
Hürriyet.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
SİGARA YASAĞININ peşinden alkollü içki yasağı da gelecek mi?
« Yanıtla #3 : Temmuz 19, 2009, 11:49:27 ÖÖ »
  Bunun peşinden alkollü içki yasağı da gelecek mi?
Ha gayret dördüncü Recep,belki sen de tarihe geçersin...
A.Dursun
------------
1-     Artık hangi mekânlarda sigara içilebilecek, hangilerinde içilemeyecek?
Konutlar hariç, kamu alanları dahil tüm kapalı alanlarda, taksiler dahil tüm toplu taşıma alanlarında, dershanelerin, tüm okul öncesi, ilk ve ortaöğrenim kurumlar’nın, kültür ve sosyal hizmet binalarının kapalı ve açık alanlarında sigara içmek yasak.
Özel hukuk kişilerine ait olan lokanta, kahvehane, kafeterya, birahane gibi tüm eğlence hizmeti verilen yerler, açık havada yapılan her türlü spor, kültür, sanat, eğlence faaliyetinin yapıldığı yerler ve seyir yerleri de yasak kapsamında kalıyor. Ancak, bu tesislerde tütün ürünlerinin tüketilmesine mahsus alanlar oluşturulması halinde toplam seyir alanının yüzde 50 ’sini geçmeyecek ve ortamda bulunan diğer kişilerin etkilenmesini önleyecek şekilde düzenlemeler yapılacak.

2 - Sigara yasağının uygulanmadığı bir yer kaldı mı?
Huzurevi, akıl hastanesi, cezaevi, şehirlerarası veya uluslararası denizyolu araçlarının güvertelerinde sigara içmek serbest olacak. Ancak, buralarda sigara içmek için özel alan oluşturulacak ve buralara çocukların girmesi yasaklanacak.

3 - Sigara yasağı için bar, restoran veya kafede özel alan oluşturulabilir mi?
Yasa, böyle bir imkân tanımıyor ancak, yayımlanan genelgeyle, işletmelerin ‘bahçe’lerinde sigara içilmesine izin veriliyor. Fakat bahçelerde sigara içmeyenlerin dumandan etkilenmemesi için işletme gerekli tertibatı almak durumunda. Yani, yan masada sigara içen bir müşterinin, sigara içmeyen diğer müşteriyi etkilemesi için işletme gerekli tertibatı alacak.

4 - Yağmur yağdı ya da hava çok sıcak. Restoranın bahçesindeki şemsiyenin altında sigara içebilir miyim?
Hayır. Sigara içmek için, dört tarafı açık ve gökyüzünü görmek gerekiyor.

5 - İşyerinde eskiden sigara odamız vardı. Ne olacak?
O alanlar 2008’de yasanın ilk bölümünün uygulamaya geçilmesiyle zaten kaldırıldı.

6 - Otellerde sigara içilebilen odalar olacak mı ?
Evet, ancak, bu odalarda çocuklar kalamayacak. Yani, bir aile çocuklarıyla otele geldiğinde sigara içilen odada kalamayacak.

7 - Sigaralı restoran, kafe gibi sadece sigara içenlere özel yerler açılabilir mi?
Hayır, açılamayacak.

8 - Sigara yasağını delen vatandaş ne kadar ceza ödeyecek?
2009 yılı için 69 lira para cezasına çarptırılacak.

9 - İşletmeci “Ben müşterime karışmam” diyebilir mi ?
2009 yılı için 560 lira ceza ödemek durumunda kalacak. İhlalin tekrarı halinde ise bu ceza 5 bin 600 liraya kadar çıkacak.

10 - Sigara izmaritini yere atanlara ne ceza uygulanacak?
25

11 - İşyerinde sigara yasağı nedeniyle çalışanların sık sık dışarı çıkması gerekebiliyor. Bu durumda işveren bunu işgücü kaybı olarak görüp sigarayı bırakmadıkları için çalışanlarını tazminatsız işten çıkarma hakkına sahip olabilecek mi?
Çalışanların çay molası hakkı var. Eğer sigarayı çay molasında içerlerse sorun yok. Ama yine de uygulama işverenin inisiyatifine bağlı olacak görünüyor.

12 - Sigara üreticileri reklamlarına, kampanyalarına devam edebilecek mi?
Hayır. Yasayla, sigara üreticileri hiç bir türlü reklam, araç giydirme yapamazlar, promosyon ve hediye dağıtamazlar, tütün firmalarını alametleri takı, kıyafet ve aksesuarlarda kullanılması yasaklanıyor.

13 - Sigara satışı kısıtlanıyor mu?
Evet. Sigara satışı konusunda da sınırlama getiren yasaya göre, sağlık, eğitim ve öğretim, kültür ve spor hizmeti veren yerlerde sigara satışı yapılamayacak.

14 - Sigara otomatları ne olacak?
Avrupa ülkelerinde olduğu gibi sigara otomatlarından ve internetten tütün ve tütün mamullerinin satışı yasak.

15 – Sokaklara meyhanelerin, barların önüne masa atılıyor. Buralarda sigara içilebilir mi ?
İşletmelerin ‘bahçe’lerinde sigara içmek serbest. Ancak, üzeri şemsiye de olsa, herhangi bir cisimle kapatılmayacak ve aynı bahçeyi paylaşan ve sigara içmeyen müşterilerin sigara dumanından etkilenmemesi için gerekli önlemler alınacak.

16 - Alışveriş merkezlerinin teraslarında sigara içilebilecek mi?
Üstü açıksa evet

17 - Nargile kahvelerinde, kahvelerin önüne atılan minderlerde, açık havada nargile içilebilecek mi?
Evet, içilebilecek.

18 - Üzeri, bazen de üç tarafı sarmaşıklarla kaplı çay bahçelerinde, kahvelerde sigara içilebilecek mi?
Hayır, içilemeyecek.

19 - İhbar etmek isteyenler nereye başvurabilir ?
Sigara yasağının başlamasıyla ihbarlar, en yakın kolluk kuvvetine veya ‘Alo 184’ numaralı telefonlara yapılabilecek. Ayrıca illerde kurulacak ‘Dumansız Hava Sahası İrtibat Merkezi’ne de ihbar yapılabilecek.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
4.Murad'mı,dördüncü Recep mi?
« Yanıtla #4 : Temmuz 19, 2009, 12:00:11 ÖS »
Murad(4.)

Osmanlı sultanlarının onyedincisi ve İslam halifelerinin seksenikincisi.

Saltanatı: 1623-1640
Babası: I. Ahmed Han - Annesi: Mahpeyker Kösem Sultan
Doğumu: 27 Temmuz 1612 Vefatı: 9 Şubat 1640

27 Temmuz 1612'de İstanbul'da doğan şehzade Murat, tam bir İslam terbiyesi ve ahlakı ile yetiştirildi. Enderin mektebindeki hocalardan hususi dersler aldı. Genç Osman'ın başına gelen acı felaket ve yerine geçen amcası Mustafa Han'ın kısa bir süre sonra tahttan indirilmesi üzerine, henüz on bir yaşında iken 10 Eylül 1623'te Osmanlı tahtına çıktı. Eyyub Sultan hazretlerinin türbesinde hocası Aziz Mahmud Hüdai'nın elinden kılıç kuşandı. Yaşı küçük olduğu için, devleti bilfiil idare edemeyeceği görüşü hakim olarak, annesi Mahpeyker Kösem Sultan saltanat naibesi tayin edildi.

Çok zeki ve seri anlayışlı ve hafızası kuvvetli olduğundan, yaşı ilerledikçe, devlet işlerine alakası artıyordu. Zaman zaman halkın içine girer değişik kıyafetlerle onların sohbetlerini dinlerdi. Halkın derdini halktan bir kimse olarak yerinde incelerdi. İnsanların kimden nasıl zarar gördüğünü, zulüm merkezlerini tek tek tespit etti.

Diğer taraftan Sultan Murat'ın saltanatının bu ilk devresinde, payitaht İstanbul ve Anadolu'da asayişsizlik büyük ölçüde artmıştı. Abaza Mehmet Paşa'nın çıkardığı isyan büyümüş ve bu karışıklıklar sırasında Bağdat İran kuvvetlerinin eline geçmiş bulunuyordu. Sadrazam olan Hüsrev Paşa'nın azlini bahane eden yeniçeriler ve sipahiler ayaklanarak saraya yürüdüler ve yeni sadrazam Müezzinzade Hafız Ahmet Paşa'yı öldürdüler (1632). Bundan sonra zorbaların zoru ile sadrazam olan Recep Paşa döneminde İstanbul'da karışıklıklar günlerce sürdü. En küçük bir olayda Recep Paşa'nın tahriki ile harekete geçen zorbalar yeni kelleler istiyorlardı.

Nihayet yirmi yaşını dolduran ve vücutça çok kuvvetli, demir pençeli ve gözü pek bir yiğit olan genç Padişah, 18 Mayıs 1632'de huzuruna çağırdığı Recep Paşa'ya: "Gel beru topal zorbabaşı. Bre mel'un abdest al!" dedikten sonra "Şu hainin tiz başını kesin." diyerek öldürttü ve devlet idaresini eline aldı. Bundan sonra yeniçerileri ve sipahileri itaat altına alarak kendisine bağlılık yemini ettiren Sultan, tütünü ve alkollü içkileri yasakladı. Kahvehaneleri, meyhaneleri kapattı. Zorbaları ve emirlere karşı gelenleri şiddetle cezalandırdı. Memleketin her tarafına huzur ve asayiş geldi.

IV. Murat Han, daha sonra ordusunun başına geçerek hükümdarlığının ilk yıllarında kaybedilen toprakları geri almak için teşebbüse geçti. 1634 baharında Lehistan seferine çıktı ise de Lehliler derhal Padişah'ın şartlarını kabul ederek bir anlaşma yapmaya muvaffak oldular.1635'te İran seferine çıkan Sultan, Revan ve Hoy kalelerini aldıktan sonra Tebriz'e girdi. Ertesi yıl en büyük arzusu olan Bağdat'ın fethi için tekrar İran üzerine sefere çıktı. Şehir kuşatılıp, Padişah'a İmam-ı Azam'ın türbesini ziyaret etmesi teklif edildiğinde; "Bağdat, sapıkların pis ayaklarıyla kirlenirken, gidip o yüce imamı ziyaretten haya ederim" cevabını verdi. Şiddetle cereyan eden çarpışmalar sonunda muharebenin 39. günü Bağdat fethedildi. Müslümanların en mübarek makamlarından olan İmam-ı Azam'ın türbesini ziyaret eden Padişah, kurbanlar kestirip, içerisini ipek halılar, kıymetli şallar ve altın, gümüş murassa kandillerle süsletti. Ertesi yıl İran'la Kasr-ı Şirin antlaşması imzalanmış ve bu antlaşma ufak değişikliklerle günümüze kadar devam etmiştir.

Sultan IV. Murat Han, İran seferinin üzerinden çok geçmeden daha önce yakalanmış olduğu Damla hastalığının ilerlemesi üzerine kurtulamayarak 8/9 Şubat 1640 günü henüz 28 yaşında iken vefat etti.

Murat Han, çok kuvvetli olup, kılıç, ok, harbe ve başka silahları kullanmakta usta idi. Güçlü bir iradeye ve hafızaya sahip bulunuyordu. Arapça ve batı dillerine hakimdi. İlmi ve ilim adamlarını çok sever, fırsat buldukça ilim meclislerine gider, onları teşvik ederdi. Tahta geçtiğinde bomboş olan hazinede vefatında on beş milyon altın olup, gümüş paranın haddi hesabi yoktu. İç huzura o kadar önem verirdi ki, zamanında halk büyük bir rahatlık ve emniyet içinde yaşamıştır. Son derece adil olan Sultan, din ve devletin menfaatine ters düşen en küçük hataları bile affetmedi. Dedesi Yavuz Sultan Selim Han gibi o da Hırka-i saadet dairesinde Kur'an-ı Kerim okurdu. Dördüncü Murat Han'ın müspet icraatları, devlete asrın sonuna kadar devam edecek bir azamet kazandırmıştır.
-------------
Recep(4)
Bunu anlatmaya gerek var mı?
Hepiniz yakından tanıyorsunuz...
Belki Recep 1,2,3 yok ancak burada direkt bir özenti var olduğunu düşündüğüm için ben de direkt Recep(4)'e geçi verdim.
Olanı budur işte.

Özenti mi,gizli ihanet mi?
Hadi çıkalım işin içinden çıkabilirsek.
Yasakçı zihniyetin olduğu yerde özgürlük yasakçının izin verdiği kadar olur.

Evet üstteki yazımda da belirttim.
Sigara,alkol gibi maddelerin ulu orta kullanılmasına karşıyım.
Lakin özgürlüğümüz nerede diye soran acaba ben miydim?
Yapalım bir referandum,bakalım ne olacak diye neden sormuyorsunuz?
Ama laikliğin kaldırılmasını halk oylamasına sokacak kadar pervasız oluyorsunuz sayın 4.Recep bey.

Ne oldu o güvendiğiniz halka.
Yoksa sizi yarı yolda bırakacağını mı söyledi birileri acaba?
A.Dursun
------------
ABAZA MEHMET PAŞA

Ölüm/1634
Yeniçeri Ocağının bozulduğunu görerek ortadan kaldırılması için uğraşmış ve bu uğurdaki savaşları ve isyanlarile meşhur olmuş bir Osmanlı Veziridir. Canbuladoğlu Ali Paşanın Hazinedarı iken onunla birlikte Koca Murat Paşa tarafından öldürülmek üzere idi. Yeniçeri Ağası Halil Ağa gençliğine acıyarak onu ölümden kurtardı ve yanına aldı. Bir yıl sonra, yani 1608 de Halil Ağa, Paşalıkla (Kapdanı Derya) olunca Abaza Mehmedi de (Derya Beyliği) ne tayin etti. Halil Paşa Sadrazamlıkla Iran seferine giderken o da birlikte bulunmuş ve Maraş Eyaletine tayin edilmişti. O yıl Padişah İkinci Osman ile Hotin seferine gitti ve Yeniçerilerin nasıl bozulmuş bir ocak olduğunu orada iyice gördü. Hotinden dönüşünde Erzurum Valiliğine gönderildi. İkinci Osmahın Yeniçeriler tarafından öldürülmesi üzerine Yeniçerilere zaten düşman, ve Padişaha da bağlı olan Abaza Paşa, Erzurumda Ocağı söndürmeğe başladı.
Onun Yeniçeri düşmanlığını körüklemekte "Abaza Şeyhi,, lâkabile meşhur olan mürşidi ve şeyhi Kayserili Abdurrahim Efendinin çok tesiri olduğu söylenir. Sivas, Ankara ve Maraş Valileri de Abaza Paşa ile birleşince bu isyana karşı önce Cağalzade Mehmet Paşa,   sonra da   îlyas  Paşa gönderildi. Onlar bir şey yapamaymca   Çerkeş Mehmet Paşa Veziri Âzam ve Serdarı Ekrem sıfatile isyanı bastırmağa memur oldu.   Kayseri   civarında mağlûp olan   Abaza,   Erzuruma  çekildi   ve Yeniçerilere dokunmamak   şartile   yine   Erzurum Valiliğinde bırakıldı ama Abaza Paşa çok geçmeden Yeniçerileri tekrar doğrayarak isyan etti. Üzerine gelen eski efendisi Halil Paşayı da topla karşıladı. Bunun üzerine Padişah Dördüncü Murat, Hüsrev Paşayı ordu ile Erzuruma gönderdi.   Abaza Paşa muharebesiz teslim olarak îstanbula gelince Dördüncü Murat onun kahramanca tavırlarından hoşlandı ve kendisini affederek Bosna, sonra Bağdat, daha sonra Vidin Valiliklerine gönderdi. Abaza Mehmet Paşa oralardaki muharebelerde hayli yararlık göstermiş ve şöhret kazanmıştır. Lehistan seferi hakkında kararlar verilmek üzere îstanbula çağırıldığı zaman bir müddet Dördüncü Muradın maiyetinde en yakın Musahiplerinden biri olarak bulundu.   Dördüncü Murat, bu yakışıklı ve kahraman tavırlı Paşadan hoşlanır, onunla gezmekten zevk alır, hattâ onun giyinmesini bile beğenerek taklit edermiş. "Abaza kesimi, yani Abaza Mehmet Paşa gibi  kavuk, kaftan, kılıç ve at takımı kullanmak merakı o zamanlar Istanbulda adeta moda olmuş.
Sevgisine rağmen Padişah, Abazadan emin bulunmaz ve bir gün yine isyan edebileceğini düşünürmüş. Bu şüpheyi etrafındakiler de besledikleri için bir gün Dördüncü Murat, Abaza Mehmet Paşayı Ermenilerden rüşvet aldığını bahane ederek idam ettirmiştir.
**************
Recep Paşa’nın sonu(Topal Recep Paşa)

24 Nisan 2006 Pazartesi
Sultan IV. Murad Han, Hafız Ahmed Paşayı kendisine sadrazam yapmıştı. Ancak, askeri ayaklandıran Recep Paşa, Sadrazamlığı ele geçirdiği gibi, Hafız Ahmed Paşa, Hasan Halife ve Padişahın çok sevdiği muhasibi Musa Çelebiyi çeşitli hilelerle öldürttü. Recep Paşa döneminde İstanbul’da karışıklıklar günlerce sürdü. En küçük bir olayda, Recep Paşa’nın tahrikiyle harekete geçen zorbalar, yeni kelleler istiyorlardı...
Bilhassa Musa Çelebinin katledilişi Sultan Murad Han’ı çok üzmüştü. Hadiseyi duyunca acı bir ah çekip;
“Yâ Rab! Bu mazluma kıyan zalimlerin haklarından gelmem için sen bana kuvvet ver!” diyerek ağladı.

Demir pençeli bir bahadır!
Nihayet 20 yaşını dolduran Padişah, vücutça çok kuvvetli, demir pençeli, gözü pek, nüfuz-u nazar sahibi bir yiğit oldu. O zamana kadar geçen hadiseleri dikkatle takip ederek ders almıştı. Recep Paşanın yaptığı tahrikler ve hileler hakkında iyi bilgi edinmiş ve bunun melanetlerini Rum Mehmed Paşa ile Yeniçeri Ağası Köse Mehmed doğrulamıştı.
Nihayet bir gün (18 Mayıs 1632) Topal Recep Paşa saraya davet edildi. Her zaman olduğu gibi yanında 15 sipahi zorbası olduğu halde gelerek, onları dış kapı önünde bırakıp Padişahın huzuruna çıktı. Tam eteğini öpeceği sırada Sultan Murad;
-Gel beru topal zorbabaşı! diye seslendi. Bu sözden canı başına sıçrayan Recep Paşa;
-Hâşâ Padişahım! Razı olduğun şeylerin dışında zerre kadar hareketim yoktur! diyerek yemin billah etmeye başladı ise de artık sabrı taşan Padişah:

“Şu hainin cezası tiz verile!”
-Bre namert, abdest al! diye kükredi. Çünkü Recep Paşa, “Ayak divanı” günü Padişah dışarı çıkacağı zaman, “Padişahım abdest alıp öyle dışarı çıkın” sözleriyle Sultan Murad’ın öldürülme ihtimalinin bulunduğunu ima etmişti! Sultan Murad;
-Şu hainin cezası tiz verile! diye haykırınca zülüflü baltacılar hemen cezayı infaz ettiler. Cansız bedenini de dışarı çıkarıp Bâb-ı hümayun önünde bekleyen adamlarının önüne atınca heriflerin kalbine öyle bir korku geldi ki, nereye kaçtıkları bilinemedi. Böylece Yeniçeri ve sipahi ocakları sindirilerek, zorbalıkların önüne geçildi..

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
Sigara Yasağı/Emin Çölaşan
« Yanıtla #5 : Kasım 04, 2009, 09:50:04 ÖS »
Sigara Yasağı

Emin Çölaşan

Bu yazima sigara icmeyen okuyucularim belki kizacak. Ama yazmak zorundayim. Turkiye’de kapali alanlarda sigara icme yasagi getirildi.
 
Ucakta, otobuste, hastanelerde, egitim kurumlarinda sigara icilmesine elbette ben de karsiyim. Ancak bu hukumet vur deyince oldurdu. Yaz aylarinda kapali alanlar, ornegin restoranlar kahveler bu isin cozumunu gecici onlemlerle bulmuslardi. Herkes acik havaya masalar koydu. Ama simdi kis geldi!
 
Once olayin bir boyutuna bakalim. Bunlar sigara yasagini insan sagligi icin degil, kendi yasam bicimleri acisindan getirdiler. Nicin? Cunku Kuran’da tutun icmek (o zaman sigara yoktu) mekruh sayiliyor. Gunah degil ama mekruh! Yani zararli.
 
Bundan yillar onceydi Iran’in (Humeyni rejiminin) Ankara Buyukelcisi Manucehr Mutteki ile Buyuk Elcilik binasinda soylesi yapiyorduk. Adam sigara iciyordu. Beni yemege alikoydu, yemek sonrasi karsilikli sigaralarimizi icerken benden bir ricada bulundu.
“Lutfen sigara ictigimi yazmayin.” Cok sasirmistim; nedenini sordum: “Bizde devlette gorevli olanlarin sigara icmesi yasaktir” dedi. Yine sordum “Sigara icmek gunah mi?” Yanit verdi: “Gunah degil ama mekruh”.
 
Mutteki seriatci Iran rejiminin buyukelcisi idi… Ve sigara ictigini yazmamdan korkuyordu. Oysa yazilacak bir husus degildi. Bu arkadas simdi Iran’in Disisleri Bakani. Sigara icip icmedigini, bilemem. Eger iciyorsa, o seriat duzeninde her halde zorlaniyordur!
 
Ikinci ornegi de epey once yasamistim. Bir televizyon kanalinda canli yayindan cikmistim. Haber mudurunun odasinda, sonra partisinden kopan AKP’li bir bakanla karsilastik. Sigara iciyordu. Sormam uzerine soyledikleri ilgincti: “Valla bu yasa, bu makama geldim. Gizlice sigara iciyorum. Tayyip Bey cok kiziyor. Her halde birakacagim.” Devletin bakani boyle diyordu. Bir daha kendisiyle karsilasmadik.
 
***
Hic kukum yok, AKP iktidarinin getirdigi bu amansiz sigara yasagi insan sagligi ile degil, Kuran hukumleriyle ilgili. Ama ellerindeki oyuncagi cok guzel kullaniyorlar:
Insan sagligi!
Simdi burada kendilerine soruyorum:
 
Siz madem insan sagligina bu kadar duskunsunuz, insanlarimizin dumanli ortamlarda bulunmalarini istemiyorsunuz, O halde milyonlarin uzerine kis aylarinda coken hava kirliligi kâbusu icin ne yapiyorsunuz?..
 
Bu soruya yanit veremezler; cunku hicbir sey yapmiyorlar. Iste kis geldi. Ben Ankara’da yasiyorum. Hava ruzgârli olmadigi surece, baskentin uzerine korkunc bir komur ve egzoz dumani coker ve hepimizi zehirler.
Nefes alamaz duruma geliriz. Sabah kalkinca evlerimizi havalandiramayiz; cunku disaridan gelen hava pistir. Hava degil, kokulu dumandir…
Ve Turkiye’nin dort bir yaninda durum budur.
 
Kacak ve kalitesiz komurler her yerde serbestce satilir. Yakalanan komurler oy avciligi icin, yakilmak uzere evlere beles dagitilir. Dogalgaz efsanesi bitmistir. AKP’nin dogal gaza yaptigi gaddar zamlar sonrasinda ulkemizde belki yuz binlerce ev ve isyeri yeniden komure gecmistir. ,Biz asil sigara dumanindan degil, hava kirliliginden zehirleniyoruz. Siz bugune kadar bu hukumetin bu alanda aldigi bir tek onlem biliyor musunuz?
 
Dahasi var: Egzoz dumanlari. Yollarda bir bakin. Egzozlardan cikan ve kentleri duman alti eden o kapkara zehirli gazlari ister istemez icinize cekmiyor musunuz? Bu egzozlarin guya denetimi var da kimin umurunda? Borusundan kapkara dumanlar cikan belediye otobuslerine, kamu tasitlarina ve ozel araclara ceza yazildigini, onlarin parka cekildigine hic tanik oldunuz mu?
 
 
***
Haaa, ondan sonra sigara! Aslinda ellerinden gelse alkol yasagi getirecekler ama o kadarina yurekleri yetmiyor.
“Efendim, biz vatandasin sagligini dusunuyoruz” palavralari.
Vatandasin kafasi bozuk, kahveye gidip birkac el pispirik oynayacak, tavla atacak, okey oynayacak. Vatandas bu karda kista “Beyler, ara veriyoruz, sigara molasi” mi diyecek.
 
Nitekim cok sayida bar, restoran, meyhane ve kahvede sigara yasagi delinmis durumda. Zaten zor durumda olan isletme sahipleri ceza odemeyi goze aliyor.
 
Olayin bir baska boyutuna da ben, bazi gazeteci arkadaslarimla Ankara’da kisa sure once tanik oldum.
 
Turkiye’nin onde gelen, Ankara ve Istanbul’da zengin kesime hitap eden bir isletmenin muduru ile bizi tanistirdilar.
Bu sigara yasaginda ne yapacaklarini sorduk. Soyle dedi:
“Eger denetim ekibi gelirse agirlariz, guzel bir yemek yediririz. Gerekirse onceden hazirlanmis zarflarimizi kendilerine takdim ederiz ve is biter.”
Simdi ne yaptiklarini bilmiyorum. Kim bilir, zarflarda belki siir sozleri olacaktir!
 
AKP’nin sigara yasaginin nedeni, insanlarimizin sagligi falan degil. Bunlar Anadolu insaninin kahve kulturunu, meyhane kulturunu bilmezler. O yuzden boyle kati bir yasak getirdiler. Simdi pek cok yerde (sigara icenler icin) acik havada elektrikli, dogalgazli sobalar bosuna yaniyor, dovizle satin aldigimiz nesneleri bunlarin kaprisi ugruna bol kepce ve gereksiz yere tuketiyoruz.
 
Cagimizda “havalandirma cihazlari” diye bir olay var. Her sey goz ardi edildi. Vatandas, kisin komurden duman alti olmasin diye hicbir onlem almayanlar, Kuran hukmunden yola cikip acimasiz bir sigara yasagi getirdiler…
Ve tahmin ediyorum, bazi denetim gorevlileri icin yeni rusvet kapilari actilar.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
TÜRKİYE TÜTÜN ÜRETİMİ ÜZERİNE OYNANAN OYUNLAR
« Yanıtla #6 : Nisan 09, 2010, 01:54:53 ÖS »
                   TÜRKİYE TÜTÜN ÜRETİMİ ÜZERİNE OYNANAN OYUNLAR

                                 Tayfun Özkaya
            5 Nisan 2010 günü İzmir’de yapılan “Uluslararası Oryantal Tütün Sempozyumu”’da ilginç açıklamalar vardı. Bunlardan biri de Ege Tütün İhracatçıları Birliği yönetim kurulu üyesi Ali Borovalı tarafından yapıldı. Borovalı önce bir tütün tüccarı olarak kendi konumlarını tanımladı. “Biz sipariş üzerine çalışırız. Terzi gibiyiz” dedi. Gerçekten Borovalı’nın da söylediği gibi artık tütün tüccarlarının hareket alanı kalmamıştır. Adeta sigara fabrikalarının uzantısı gibidirler. Hatta ne kadar kâr edecekleri, hangi fiyattan ürün alacakları da onlar tarafından belirlenir. Borovalı konuşmasına şöyle devam etti: “2010 yılı siparişlerimiz sanırım düşecek. Talepte %40 düşüş bekliyoruz. Bazı bölgelerden hiç almayacağız. Bazı üreticilerden de az alacağız.”
            Borovalı’nın söylediklerini değerlendirmeye çalışalım. Öncelikle şu saptamayı yapmalıyız. Dünya çapında hegemonya oluşturmuş sigara şirketleri gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerin çiftçilerini birbirleri ile rekabet ettirmek istemektedir. Küreselleşmede çok sık sözü edilen rekabet aslında köylü ve işçilerin birbirleri ile rekabet etmesidir. Çinli çiftçi Türkiye’li çiftçi ile rekabet edecektir.
            Borovalı’nın talep düşüşünü değerlendirirsek acaba bazıları Türkiye’de çiftçiler arasında bir paniğe mi neden olmak istemektedirler? Bu talep düşüşü aslında belki de bu kadar olmayacaktır da bu haberden yararlanmak isteyenler mi vardır? Borovalı’nın bu sözleri bu çeşit bir plan ile söylediğini demek istemiyoruz. Borovalı da manüpüle edilmiş olabilir.
            Ancak bu haberin hiç olmaz ise epeyce ciddiye alınacak maddi temelleri de bulunmaktadır. Tekel’in özelleştirilmesi sonrası sigara fabrikaları hangi fiyatı isterse verebilecek düzeyde bir güç kazanmışlardır. Geçtiğimiz yıllarda Tekel stoklarındaki tütünü çok ucuz fiyatlardan ihraç etmiştir. Bunların ihraç edilmeyerek gübre veya tarım ilacı yapılması, hatta yakılması Türkiye ve tütün çiftçileri için yararlı olacak idi. Şimdiyse sigara şirketleri depoları epeyce oryantal tütün ile doludur. Diğer yandan 2010 yılbaşından itibaren tütün fonunda mamül ve yarı mamül tütün ürünlerinde fon sıfırlanmıştır. Bu ise yerli tütünü daha az cazip hale getirmektedir. Serbest piyasa saçmalıkları ile bir çeşit gümrük vergisi olan bu fon kaldırılmaktadır. Gelecek yıllarda tütünde de fon sıfırlanmaya doğru gidecek ve böylece dünya çapında hegemonya kurmuş olan sigara şirketleri güçlerini iyice arttıracaklardır.
            Türk Lirasının dolar karşısında değerli tutulması tütün fiyatlarımızın da göreli olarak pahalı olmasına yol açarak daha az ihraç edilmesine yol açmaktadır. Bu döviz kuru politikası ayrıca genel olarak ithalatı da kışkırtarak borçlanmaya yönelik politikanın sürdürülmesini sağlamlaştırmaktadır.
            Kısacası Türkiye kendi uyguladığı politika ile tütün üretimimizi ve ihracatımızı tepeleyen bir politika izlemektedir. Tekel’in özelleşmesi sonrası yerli tütün kullanan Tekel markaları bir bir pazardan silinmektedir. Tekel’in 5 sigara fabrikası kapatılmıştır.
            Diğer bir ilginç açıklama da Türkiye Ziraat Odaları Birliği yönetim kurulu üyesi Nuri Sorman’dan gelmiştir. Sorman bir soru üzerine “Tekel işçisini desteklemeye yönetim kurulunda görüşmeden evet diyemem” demiştir. Sayın Sorman daha ne bekliyoruz. Bu gidişle çiftçiler ya tamamen tütün üretmekten vazgeçecek ya da kölelikten farklı olmayan koşulları kabul etmek zorunda kalacaklar. Tekel kamulaştırılmadan Türkiye’ye tütünde hayat yok.
******************
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ'ın Mesajı   
http://www.havanikoru.org.tr/