Gönderen Konu: "ANATOLIA"'da Türk Soykırımı.  (Okunma sayısı 269 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
"ANATOLIA"'da Türk Soykırımı.
« : Mayıs 24, 2008, 12:21:46 ÖS »
"ANATOLIA"'da Turk Soykirimi 

 Siz Cumhuriyet’in Başşehri Ankara’nın; hem de “Cumhuriyet”in başkenti oluşunun yıldönümünde açtığınız yeni havalimanı terminal binasına “Anatolia” adını uygun görüyorsanız Orhan Pamuk’a Nobel Ödülü verilmesine, Fransız Parlâmentosunun da Ermeni Soykırımını inkârı suç sayan yasayı onaylamasına neden tepki gösteriyorsunuz ki?
                “Anatolia” isminin yeni terminal binasına takılması sadece Cumhuriyetle değil, sadece İmparatorlukla değil, sadece Anadolu’daki Türk Beylikleri dönemleriyle değil bütün bir Türk tarihiyle hesaplaşarak tarih ufkunun ille de Türkler öncesine taşınmasıdır..
                Anadolu’nun Rumca’dan mülhem Anatolia’ya çevrilmesi, Anadolu’nun alt kimliklere teslimidir.
                Anadolu’daki en az 1000 yılı (8.000 yıldan fazla olduğu halde)aşkın Türk varlığının hiçe sayılmasıdır.
                “Anadolu” İsa’dan sonra 2006’da eğer hem de “Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı” tarafından, İsa’dan önce 3’üncü YY’daki ilk kullanım şekli olan “Anatolia”ya döndürülüyorsa bu memlekette hiç Türkler yaşamamış demektir..
Gelip geçmemişlerdir bile.. 
 Halbuki;     “Sarsarak köprüleri
                Devler geçti bu yollardan; Dudaklarında Hun Türküleri. Tulgalı başbuğlar
                Ve rüzgârda Bayraklar, uğultular, tuğlar...
                Bir dünya doldu boşaldı..Yazık ki adları, destanlardan  Masallara kaldı!”
                 Esenbike’den çevrilmiş Esenboğa’nın nesi vardı?
                Ne olurdu Anadolu denseydi? Neden ille “Anatolia”?

                Çünkü “Anatolia” Yunanca “Güneşin doğduğu yer” anlamındadır..

                Büyük Larousse’nin (Fransız Sözlüğüdür) 2’inci cildindeki ilgili maddeye göre Ege Denizi’nin Doğu kıyısındaki bütün ülkeleri kapsar..
                Aynı maddede bir de Anatolia’nın haritası var.. (Sayfa 567)  Anatolia Anatolia iken ey millet....

                Anatolia’daki bazı bölgelerin adları şöyle:
                Trakia, Bithinya, Paflagonya, Pontus, Urartu, Hurri, Mitanni, Kommagene, Kapadokya, Hatti, Galatia, Frigya, Likya, Lidya, Pamfilya, Likonya....
                Demek ki bundan sonra örneğin Karadeniz’e beş yıldızlı yeni bir terminal binası yapılacak olursa adı “Pontus” olacak..
                Ege Bölgesi’ne Lidya, Çukurova’ya Kilikya isimleri yakışacak..
                Yadırgamayın..

                Son AP Raporu’nda Türkiye’nin Ermeni soykırımı üyelik için güya ön şart olmaktan çıkarıldı  ama,
“Ermeni meselesi ile yüzleşmesi ve Pontus ve Süryani olaylarının aynı bu gözle görülmesi”
tavsiye edildi..

                Biz yıllardır Clinton ve Bush’un Yıllık Ulusa Seslenişlerinde “Ermeni soykırımı” demedi diye bayram ettik..

                Halbuki adamlar soykırım değil ama “Katliam” demişlerdi..

Nihayet Fransız Parlâmentosu’ndan Ermeni soykırımını inkârı suç sayan yasa çıktı..
Hollanda Süryani soykırımını gündeme getirdi..
Yunanistan zaten 19 Mayıs’ı Pontus Soykırımı olarak resmileştirmişti..
AB’ye girmemiz için inanın, çok değil üç-beş sene içinde..
Yâni 2007 Mayıs’ında yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Kasım’ında yapılacak genel seçimlerden sonraki süreç içinde...

Önce Ermeni, Pontus ve Süryani soykırımını inkâr suçunu kabullenmemiz dayatılacaktır..
Sonra da...
Avrupa’da “Türk’üm” demek suç olacaktır..Anadolu’ya Anatolia derseniz olacağı budur..
Kıymetli okuyucu...

Yazılarıma bir süredir ara verdiğimin farkındasındır..
11 Ekim akşam üstü KTÜ Tıp Fakültesi Hastahanesine yattım,12 Ekim sabah saatlerinde DOSTLARIM, ARKADAŞLARIM, KARDEŞLERİM NAZİK VE EHİL HEKİMLER Trabzonlu (muhtemelen Çepni) PROFESÖR DOKTOR MİTHAT KERİM ARSLAN İLE Kerkük Türkmeni PROFESÖR DOKTOR NAZIM AĞAOĞLU safra kesemi aldılar ve 13 Ekim öğlen saatlerinde, toplam 40 saat içinde taburcu edip eve postaladılar..
Herhalde hastahane’de fazla kalıp kafalarını şişirmemi önlemek istediler.
Hastahane’de 48 saatten az kaldım.. ameliyat sırasnda da aşağı yukarı dört saat kendimde değildim..
İşte bu kısa süre içinde...

Pamuk Nobel aldı, Fransız Parlâmentosu’nun kararı çıktı, Esenboğa Anatolia oldu.
Pamuk Nobel alınca dünya basını “Nobel Türk yazara verildi” dedi.

Habuki Pamuk o bozuk Türkçesiyle hiç bir zaman “Türk’üm” deyip Türkleri yazmamıştı !..
Aynı Avrupa’yı teslim alan fuhuş ve eroin kaçakçılık mafyası gibi..

Yakalanınca yabancı basında “Türk çetesi, şebekesi yakalandı” deniyor..
Ama aynı adamlar Türkiye’de nedense hep “farklı alt kimliklerden olduklarını” ısrarla söylüyorlar..
Sırada seneye Elif Hanım var Nobel adayımız olarak “inşallah”...

Ya ey millet... Ağız tadıyla hastahaneye yatıp ameliyat olmamıza bile izin vermiyorlar..
Türk’ün adı kalkıyor yavaş yavaş, unutuluyor, unutturuluyor, siliniyor..
Halbuki;“Sağa, sola, ileri...Devler geçti bu yollardan,Kaldı ayak izleri.
Yıllar yığın yığın o günden beri..Ne bir destan parçası,Ne bir zafer kemeri!
Fırtınalara armağan olsun Göğüsler dolusu Hun Türküleri!”   
(Arif Nihat Asya)  15 Ekim 2006
 Huseyin Mumtaz  Acik Istihbarat

Çevrimdışı ahmetdursun

  • KURUCU
  • KATILIMCI
  • *
  • İleti: 9.786
  • Puan: +22/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasakta.
"Türkleri kestik"dedi,aforoz ettiler.
« Yanıtla #1 : Eylül 27, 2008, 01:37:25 ÖÖ »
Ömer BİLGE
Kıbrıs'taki gerçeklerin Rum halkından saklandığını ve hálá yaşayan katillerin yargılanması gerektiğini söyleyen araştırmacı Rum yazar Antonis Angastiniyotis'e Rum basını yayın ambargosu koydu.


Rumlar, 1974'te 3 Türk köyünde çoğunluğu çocuk ve kadın 126 kişiyi topluca katlettiler. Katillerin bir bölümü sağ, sadece Rum yönetimi yetmez, tüm Rum halkı Türklerden özür dilemeli. Kurban yakınlarına tazminat ödemeli ve katiller de yargılanmalı.

1974'te Rumların 3 Türk köyünde yaptığı katliamı belgesel haline getiren Kıbrıslı Rum yazar Antonis Angastiniyotis, ülkesinde aforoz edildi. Gerçeklerin Rum halkından saklandığını ve hala yaşayan katillerin yargılanması gerektiğini söyleyen yazara, Rum basını yayın ambargosu koydu. 1974'te Türk Barış Harekatı sırasında Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerinde çoğu kadın ve çocuk 126 Türk'ün topluca katledilmesini, ‘Kıbrıslı Türkler'e Barbarlıklar ve Madalyonun Öteki Yüzü' adıyla belgesel yapan Antonis Angastiniyotis, Hürriyet'in sorularını yanıtladı ve bir Rum olarak ‘Rum katliamı belgeseli' hazırlamasının nedenlerini anlattı.

BUNLARI BİLMİYORDUK
Neden böyle bir belgesel yapmaya karar verdiniz?

30 yıl boyunca kapılar kapalıydı. KKTC ile bizim aramızdaki kapılar 2003'te açıldı. Ama ben daha öncesinde Alfa televizyonunda kameramanlık yapıyordum ve çeşitli siyasi görüşmeler nedeniyle KKTC'ye geçiyordum. Ne zaman KKTC'ye gelsem. Geçiş noktasının Türk tarafında, Rumların gerçekleştirdiği katliamların fotoğraflarını görüyordum. Merak ettim çünkü biz bu iddiaları bilmiyorduk. Daha sonra internetten araştırma yaptım ve Muratağa Katliamı ile ilgili bilgilere ulaştım. Bizim eğitim sistemimizde böyle anlatılmaz. Kıbrıs sorunu, ‘1974'te Türk ordusu geldi ve Rumları öldürdü' şeklindedir. Ben öyle öğrendim, 4 çocuğum da okulda bunları öğrenir. Ancak kahvehanelerde yaşlılar farklı konuşurdu, o da sınırlı şekilde.

KAMERAMAN KORKUP KAÇTI
Bir yıldır yaptığım araştırmalar sonucunda madalyonun öteki yüzünün de olduğunu öğrendim. Bunun üzerine belgesel hazırlamaya karar verdim. Kanın ve acının milliyeti ve bayrağı yoktur. Ben gerçekleri arayan biriyim. Halkımın da bilmesini istedim.. Çocuklarım ve gelecek nesiller gerçeği bilmeli. Birisi çıkıp bunları söylemeliydi, ben oldum. Bir gün, gelecek nesiller benden övgüyle bahsedecek. Bir kameraman arkadaşımla Muratağa Sandallar ve Atlılar köyüne geldim. Ancak kameraman Türklerin katledilmesinin belgeselini yapacağımızı öğrenince korktu kaçtı. Bunun üzerine Türk yetkililerden bilgilere ulaşmak için yardım istedim ve her türlü kolaylığı sağladılar.

Bizimkiler yayınlamadı
Belgesel filmimi Rum televizyonlarına yayınlamaları teklifinde bulundum. Yayınlamadılar, sansür koydular. Böyle bir belgeseli yayınlamalarını da beklemiyordum çünkü onlar da korktu. Ama kendi insanıma duyurmalıydım. Kıbrıs Türk televizyonu BRT'ye götürdüm ve kısa bir bölümünü yayınladılar.

74 katliamının belgeselini yaptı
14 Ağustos 1974'te Kıbrıs Barış Harekatı sürerken Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerine saldıran Rumlar, kadın-çocuk ayrımı yapmadan 126 Türkü kurşuna dizerek toplu mezara gömdü. Bu olay Kıbrıs tarihine Muratağa Katliamı olarak geçti. Rum yazar Antonis Angastiniyotis, belgeseli nasıl çektiğini şöyle anlattı:

‘Katliamların hálá sağ olan tanıklarının röportajları var. Eski fotoğraflar var. Muratağa'ya belgesel için gittiğimde Rum olduğumu öğrenince köyde yaşayanlar önce benden korktu.. Sonra birer birer gelip konuştular. Yaşadıklarını, gördüklerini anlattılar. Arif adlı katliamdan kurtulmuş bir Türk ile katliamı yapan Rumların köylerine gittik. Onlar hálá orada yaşıyorlardı. Geçmişi unutmak kolaydır ama bu katliam geçmiş değil. Yaşatanlar ve yaşayanlar hala sağ. Katiller hiç yargılanmadı.'

Teyzem bile ağladı
Belgesel hazırladığını bilenler nasıl tepki gösterdi?

BRT'de yayınlanacağı gün, eşimin köyündeydik. Türk televizyonları Rum tarafında izlenemiyor. Eşimin yaşlı teyzesinden anteni ayarlamasını istedim. ‘Türk köpeklerin televizyonunu mu izleyeceğiz. Olmaz' dedi. Sonra ikna ettim. Öldürülmüş çocuklar ve katliam belgeselinden kısa bölümü izleyince ağlamaya başladı. İşte benim zafer anım buydu. Önceki gün Rum devlet televizyonu RIK'ten arayıp ‘getir kasedini bir bakalım' dediler. Götüreceğim bakalım ne olacak bilmiyorum.

Tek hedef gerçekler
Rum yönetiminin tepkisinden endişe etmiyor musunuz?

Ailem ve yakın çevrem, ‘Türklerin propagandasına alet olacaksın' dediler. Ama ben gerçeklerin ortaya çıkmasını istiyorum. Yönetim üzerime daha çok gelirse gerekirse KKTC'ye gelir yaşarım. Annem babam zaten Magosa göçmeni.. 74 öncesinde Magosa'da yaşıyormuş. Türklerden de çok arkadaşım oldu. Tepkilerden korkmuyordum. Belgeseli hazırlamaya başlarken zaten göze almıştım.

Kimseden korkmam
ANGASTİNİYOTİS, kitap haline getirdiği eserinin önsözünde, katliamı gündeme getirme gerekçesini şöyle anlatıyor:

‘Bana tekrar tekrar eski yaraları niye deştiğim ve geçmişi niye unutulmaya terk etmediğim soruluyor. Yanıt son derece basittir. 40 senedir bu adada yaşadığım halde ancak geçen yıl gerçeklerin diğer yarısını keşfetmeye başlamış birisi olarak her bulduğum gerçek ruhumda derin yaralar açıyor. (...) Konuşursan sana hain derler, yaşamın tehdit edilir, dostlarının çoğu sana sırtını döner. Tamamen yalnız kalabilirsin. Yalnızlık artık beni korkutmuyor. Bir süreden beri geceleri Muratağa'dan bir yığın çocuk yatağıma çıkar ve birlikte küçük masallar okuruz. Onlar hikayelerini dünyaya anlattığım için memnun bana gülümserler, ben ise küçük vücutlarındaki kurşun yaralarını sayamadan ayrıldıkları için hıçkırıklara boğulurum.'
 01 Kasım 2004 Hürriyet

YeniToplum

  • Ziyaretçi
Ynt: "ANATOLIA"'da Türk Soykırımı.
« Yanıtla #2 : Eylül 27, 2008, 01:46:53 ÖÖ »
Merak etme dostum aforoz konusunda, 1890 civarlarında Tolstoy Rus Kilisesi tarafından aforoz edilmeden önce şöyle demişti Çara ve Kiliseye: "Aklınızı başınıza alın yoksa sonunuz iyi değil" Çok değil 20 yıl sürmedi Kilisenin başına çanların geçirilmesi ve Çarın hali de belli. Bu nedenle aforozdan korkma. Bugün deli diyorlarsa bugn büyüksün yarın da senin büyüklüğünü anlayacaklar demektir.