Yazınız için elinize sağlık..
Ulus ve yurrtaş olabilmek bilinci bir bütündür...Bir başka kavram bunu tamamlar; Bağımsız olabilmek. Ulus olabilir, seçme ve seçilme hakkınız olabilir ama bağımlıda olabilirsiniz... Ekonominiz size yapılan yardımlar, size verilen krediler ile ayakta duruyor ise sizin ulus olmanız ancak söz ile sınırlanmış olur.. Cumhuriyetin kuruluşundan ve onun kısa bir tarihinden sonra Türkiye söz de bağımsız olmuş, gerçek yaşam da ise kendi geleceğine kendisi karar veremememiştir. ABD nin yardım planları ile başlayan bu süreç, Nato üyeliği ile birlikte ulusal ekonominin üretken olabilecek kaynaklarınıda ortadan kaldırmış, dışa bağımlı yarı köylü yarı Burjuva bir sınıf yaratılmıştır.
45 li yıllardan itibaren ülkemizdeki sermaye ulusal olamamış emperyalizmin ülke içerisindeki uzantısına dönüşüşmüştür. Ulusal Kurtuluş savaşı ile birlikte yaratılan yaratılmak istenen ulusal sermaye işbirlikçi komprodor sermayeye dönüşerek kapitalizmin kendi gelişimi dışa bağımlı olarak oluşturulmuştur.
O dönemler de ortaya çıkan bu işbirlikçi sermaye tarihsel gelişimi içerisin de ideğişik biçimler alsada yapısal olarak bağımlılık ortadan kalkmamıştır. Ulus, üretken bir sermayeye dayanmağı için ülkedeki feodal yapıyı ortadan kaldıramamış, tarım da kapilatist ilişkiler egemen kılınamıştır.
Kapitalizmin Batıda kendine özgü olan tarihsel gelişimi Türkiyede Yukarıdan aşağıya bağımlı bir süreç içerisinde oluşmuştur. Bu sürecin günümüze yansıması bir çok ekonomik ve siyasal sonuçlar ortaya çıkarırken, AKP, Siyasal İslam ve Kürt Milliyetçiliği de bu sürecin sonuçlarıdır.
Cumhuriyetin kuruluşunda etken olan Aydınlanma hareketi tarihsel olarak güçlü bir burjuva sınıfına dayanmadan elde edilmişti. Böyle bir sınıf Türkiye de yoktu. Aydınlanmanın, Cumhuriyetin ve bağımsızlığın yarım kalması ülkemizdeki sermayenin işbirlikçi olmasının bir sonucudur. Tarihsel olarak kimi dönemler Türk aydınlanma hareketi ile işbirlikçi sermayenin karşı karşıya gelmesinin nedenleri de budur..Demokrat Parti dönemi, daha sonra kendini AP ifadesini bulan İzal ve AKP ile devam eden bu süreç gerici ve işbirlikçi egemen sınıfların kendi tarihsel geleneğidir.
Bu sınıfların dönem dönem demokrasinin savunucusu olarak ortaya çıkmlaları ise bize özgü tarinsel ve güncel bir çelişkidir.
Cumhuriyet ve aydınlanma geleneği ise 45 lerde sona ermişti. Bu gelenek ulusal ve bağımsız bir politika oluşturamamış kavramlar ile sınırlı ve yalnızca geçmişe olan özlemi ile kalmış ya da öyle gözükmüş burokratik bir çizgiyi aşamamıştır.
Türk sol hareketi ve işçi sınıfı ise TİP örneğinin dışın da, soğuk savaş döneminin getirdiği bölünme ve yalnış bir çizgi ile bu gelişmeyi etkileyebilecek bir ağırlığa sahip olamamış. Türk aydınları ise kendilerin yalnızca batıya özlem duyan bir anlayış ile yetinmişlerdir. 12 Eylül Amerikancı darbesi ile Türk solu ağır bir darbe almıştır.
Atatürkçüler açısından ise soru şudur. Kim Atatürkçü? İlginç olanı bu ülkede her kes Atatürkçüm demektedir. Bir çok kesimin bu kavramı kullanıyor olmasından çıkabilmek bugün gerçek anlamı ile Bağımsız ve ulusal bir programı gerektiriyor. Bırakınız muhafakazar ve gerici kesimleri onların bu kavramı kullandıkları biliniyor. Ancak kemalist, Atatürkçü ve sosyal demokrat kesimler açısından bu sorunun yanıtı gerçek yaşamda ortaya konulamadı.
Kendilerine vatansever, milliyetçi diyen kimi kesimlerdeki bir yalnış çizgi ise bagımsızlığı yalnızca yabancı düşmanlğı ile sınırlıyor olmalarıdır. Ulus bilincine onun tarihsel gelenek ve kültür özelliklerine sahip çıkıyor olmak ile onu bir üstünlük unsuru görmek birbirinden ayrılan ince bir çizgidir. Emperyalizme artan bağımlılık, yükselen Kürt milliyetçiliği ve bitimeyen terör ortamı Türk milliyetçiliğinin de yalnış bir yere doğru savrulmasının nedenleri oluyor.
Oysa Anti Emperyalizmin ülke içeisindeki işbirlikçileri görülmelidir. Açık işgalin yerini alan gizli işgal sömürgeciliğin yeni evresinden küresel sermaye denilen bir aşamasını yaşıyor. Yeni liberalizmin ülke içerisinde yarattığı eşitsizliğe, aşırı kar hırsına karşı durulmadan doğru bir ulusal duruş da sağlananamıyor.
Ulusal bağımsızlığın elde edildiği koşullardan günümüze kadar gelen ekonomik, sonuçlar değerlendirilmelidir. Görülecektirki bu ülkede gerçek anlamda savunulması gereken değerler kullanılan değerler olmuştur. Bilgi kirliliği, çıkar ilişkileri, yolsuzluk ve iktidarlar iç içe birlikte ulus ve milliyet gibi kavramları kullanarak egemen oldular. İktidar olanın kendisini ülkenin efendisi sayarak böyle davranarak yarattığı çözülme ortadadır.
İimdi de tüm Cumhuriyet kuruculuğu aşamasından günümüze kadar güç biriktiren gericilik; dini ulus kavramı ile birlikte kullanarak egemen olmaktadır.
Atatürkçülüğü, yalnızca bir miras olarak yorumlayanlar bugün israr ile bu yalnışlarına devam ediyorlar. M.Kemal Atürkü anlamak onu yalnızca simgeler, görüntüler, törenler, kutlamalar olarak mı anlamaktır. Cumhuriyetten, aydınlanma dan, laiklikten, bağımsızlıktan bu ülkeye geri kalan nedir?
Kimse yalnış anlamamalıdır sevmek ve saygı duymak ayrı bir duygudur. Onu yalnızca kutsal bir çerçeve içerisine sokup duvara asanlar açısından söylenebilelecek tek şey. Etrafımızı ören duvarların yıkılması gerçeğidir.
M.Kemal Atatürkün, Anadolu Aydınlanma hareketinin önderi ve Cumhuriyetin kurucusu olması yanında onun en büyük başarısı bir İslam ülkesinde kurulan Laikliktir. Anadoluya M.Kemal ve arkadaşları öncülüğünde getirilen Aydınlanma yarım kalmış ve tamamlanmamıştır...Bugun yeniden ulusal bağımsızlık ve yeniden aydınlanma ancak somut bir program etrafın da bir araya gelebilmenin bir sonucu olarak başlayabilir.
Tarihsel olarak Aydın kesimlere, burokrat ve Askerlere dayanan Türk aydınlanma hareketi...Bu yapısından çıkıp yalnızca ulusal değil, yalnızca kavramlar ile değil, ulusal, sosyal ve demokrat bir hareket olabilmelidir...Göbeğini kaşıyan adam bizi dinlemelidir.
Her iki kişiden biri AKP li olmuş ise bu durumu bizim yarattığımız anlaşılmalıdır.
20 ler Türkiyesinde hilafeti ortadan kaldıran, Cumhuriyeti kuran bir ülke de bugün çoğunluk kendini muhafakazar görüyorsa, ülke tarikat kuşatması altında ise ve biz ABD nin sömürgesi gibi olduysak bundan önce kendi açımızdan ders çıkartmamız gerekmiyormu?
saygılar